1983 research outputs found
Sort by
Metropoldeki yabancılaşma probleminin sinemada temsili: Taxi Driver
Yabancılaşma kavramı, günümüzde sosyolojinin önemli kavramlarından biridir.
Çağımızda şehirleşmenin artmasıyla ile birlikte farklılaşmanın ve kalabalıklaşmanın yoğun
olduğu büyük kentlerde insanların gittikçe yalnızlaşarak kendine ve çevresine karşı
yabancılaşması önemli sosyal problemlerden biridir. Çalışmanın temel çerçevesini de bu
kavram oluşturmaktadır. Bu çalışmanın amacı, sosyoloji alanındaki düşünürlerden biri olan
Georg Simmel’in metropol (ana kent/büyük şehir) ile ilgili yabancılaşma tanımlamasının,
sinemanın toplumsal gerçekçi yapıtlardan biri olan 1976 yapımı Taxi Driver filmi
üzerinden bir incelenmesidir. Çalışmada bu filmin toplumsal gerçekliği yansıttıgı iddiası
temel alınmaktadır. Bu çalışma için, nitel araştırma yöntemlerinden biri olan görsel analiz
metodutercih edilmiştir. Çalışmanın amacına uygun olarak araştırma soruları
oluşturulmuştur. Bu araştırma soruları, Taxi Driver filmi üzerinden görsel analiz yöntemi
ve içerik analiz tekniği ile incelenmiştir. Analizler ve değerlendirmeler sonucunda, analiz
için seçilen Taxi Driver filmindeki 70’li yılların New York metropol hayatında, Georg
Simmel’in yabancılaşmaya dair fikirlerinin ve değerlendirmelerinin bulunduğu ve filmdeki
yaşantının da bu düşünceleri yansıttığı gözlemlenmektedir. İlk olarak Taxi Driver
filmindeki metropolde oluşan yabancılaşmanın nedenleri ile Georg Simmel’in
metropoldeki yabancılaşmanın oluşumundaki nedenleri arasında bir benzerlik vardır. İkinci
olarak Taxi Driver filminin metropoldeki yabancılaşmadan kurtulmak için sunduğu
seçenek ile Georg Simmel’in metropoldeki yabancılaşmadan kurtulmak için sunduğu bir
seçenek olan “soylu kişilik” kavramı da benzerdir. Ayrıca Taxi Driver filminde,
bireyinmetropoldekiyabancılaşmadan ve içerisinde bulunduğu nesnel kültürden
kurtulmanın herhangi bir yolunun olmadığı düşüncesi ile Georg Simmel’in bireyin
yabancılaşmadan ve paraya dayalı metropoldeki nesnel kültürden kurtulmasınınbir yolunun
olmadığını ve ayrıca bireyin bu nesnel kültüre yaşayacağı bir sarsıntı ile alışacağı
düşüncesi arasında da bir benzerlik söz konusudur.
Alienation concept is one of the important concepts within sociology today. It is
one of the social problems that people become isolated and alienated from theirselves and
environment more and more in large cities where differentiation and overcrowding is such
intensive with increasing urbanization in the present age. This concept establishes main
framework of the study. The aim of this study is to review the description of alienation
related to metropolis (the capital or chief city) of Georg Simmel, one of the philosophers in
sociology field, through one of the social realist works in world cinema, Taxi Driver
(1976). The claim that the film reflects social reality is grounded in this study. Visual
analysis method, one of the qualitative research methods, has been preferred for the study.
Research questions have been formed as suitable for the purpose of the study. These
research questions have been analysed by visual analysis method from Taxi Driver and
content analysis method. In the consequence of analysis and evaluations, it has been
observed that in the New York metropolitan life of 1970s in Taxi Driver chosen for
analysis, there are Georg Simmel’s ideas and evaluations about alienation and experience
in the film reflect these thoughts. At first, there is a similarity between the causes of
alienation formed in the metropolis in Taxi Driver and those of Georg Simmel. Secondly,
the option offered by Taxi Driver to escape from alienation and the concept of ‘noble
personality’ which is offered by Georg Simmel against alienation are similar. Moreover,
there is a similarity between the idea in the film that there is no escape from alienation in
the metropolis and objective culture and Georg Simmel’s thought that there is no escape
from alienation and objective culture in monetary metropolis and also individuals will
adapt to this objective culture with trauma
Experiment Retrieval in Genomic Databases
Genomic data can be found in different formats such as experimental measurements, sequences, networks. Due to the rapid growth of such data in genomic repositories, retrieving relevant experiments has become an important issue to be addressed by researchers. To search an experiment through the databases, users generally use textual meta-data such as organism name, description, author, but this type of search is insufficient to represent the overall content of the experiment. Content-based search strategy has become an alternative solution for retrieving relevant experiments from huge data collections. This thesis study aims to develop retrieval models for different data types to find relevant experiments in genomic databases. The study has two main parts: time-series experiment retrieval framework and whole-metagenome sequencing sample retrieval framework. In the first part, different fingerprinting techniques and comparison metrics were used to retrieve relevant time-series experiments. The originality of this part consists in its attempt for taking gene expression profiles over the entire time points as a query and retrieving relevant samples from the data repository. The second part consists of developing a content-based retrieval framework for whole-metagenome sequencing samples. The framework involves different fingerprinting, feature selection methods and similarity measurements for a given data set. The main contribution of the study is extracting fingerprints based on two text mining methods. The experimental results showed that the proposed models have been successful in finding relevant experiments for genomic data in different formats. Experimental results also encourage the use of the proposed models in current database implementations.
Genomik veri; deneysel ölçüm, sekans verileri, ağ yapıları gibi farklı formatlarda saklanmaktadır. Genomik veri tabanlarında saklanan bu tür verilerin son yıllardaki hızlı artışı, deneylerin geri getirimi konusundaki ihtiyaçları gündeme getirmektedir. Kullanıcılar, veri tabanında bir deneyi ararken genellikle metin-tabanlı arama tekniğini kullanmaktadırlar. Fakat bu teknik, deney içeriğini temsil etmede yetersiz kaldığı için yeni yöntemlere ihtiyaç duyulmaktadır. Bu ihtiyaç doğrultusunda, içerik tabanlı arama yöntemleri benzer deneylerin geri getiriminde kullanılan alternatif yöntem olmuştur. Bu tez, farklı türlerde olan genomik verilerin veritabanlarında aranabilmesini sağlayan geri getirim modellerinin tasarımını amaçlayan bir çalışmadır. Çalışma, zaman serisi deney geri getirimi, bütün metagenom sekanslama örneklemlerinin geri getirimi olmak üzere iki temel kısımdan oluşmaktadır. Birinci kısım, zaman serisi deneylerin geri getirimi için farklı imza yöntemlerinin ve uygun benzerlik metriklerinin uygulanmasını içermektedir. Bu çalışma zaman serisi deneyinin tümünü sorgu olarak alan ve arama yapan ilk çalışma olma özelliğini taşımaktadır. İkinci kısımda ise, tüm metagenom sekanslama deneylerinin geri getirimi için farklı imza yöntemlerini, özellik seçim algoritmalarını ve benzerlik metriklerini içeren bir içerik tabanlı arama altyapısı geliştirilmiştir. Çalışmanın temel katkısı, deney imzalarını oluşturmada iki farklı veri madenciliği yönteminin kullanılmasıdır. Deneysel sonuçlar, geliştirilen modellerin benzer deneyleri bulmada başarılı olduklarını göstermektedir. Ayrıca, sonuçlar geliştirilen bu modellerin mevcut veri tabanı uygulamalarında kullanımları konusunda umut vaat etmektedir
Ülke iş sağlığı ve güvenliği performanslarını değerlendirilmek amacıyla MAIRCA yönteminin dört farklı ağırlıklandırma yaklaşımı ile uygulanması
İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG), dünya genelinde tüm ülkeler tarafından en çok önemsenen konulardan biri haline gelmiştir. Buna rağmen literatürde ve uygulamada, ülkelerin İSG performanslarının belirlenmesi ve kıyaslanabilmesi için halen geliştirilen bir yaklaşım bulunmamaktadır. Mevcut kıyaslama yöntemleri, ölümlü kaza oranı veya kaza ağırlık oranı gibi sadece tek bir oranı temel alarak karşılaştırma yapmakta ve diğer kriterleri göz ardı etmektedir. Bu çalışmada, Uluslararası Çalışma Ofisi (International Labour Organization-ILO)’nin mevcut uluslararası verilerinden yararlanılmasıyla, 15 ülkenin İSG performanslarının değerlendirilerek karşılaştırılmıştır. Bu kapsamda, İSG performansı açısından dikkate alınan kriterlerin önem ağırlıkları dört farklı yaklaşım kullanılarak belirlenmiş ve söz konusu ağırlıkların Çok Ölçütlü İdeal-Gerçek Karşılaştırma Analizi (Multi-Atributive Ideal-Real Comparative Analysis-MAIRCA) yöntemine entegre edilmesiyle ülkeler, İSG performansları açısından dört farklı şekilde sıralanarak sonuçlar tartışılmıştır.
Occupational Health and Safety (OHS) has become one of the most important issues for countries around the world. Despite this fact, there is no developed approach to identify and compare OHS performances of countries in literature or in application. Existing comparison methods use singular ratios such as Fatal Accident Rates and Accident Severity Rates and thus disregard other criteria. In this study, the OHS performances of 15 countries have been evaluated and compared by means of using existing data from the International Labor Organization (ILO). In this scope, the weights of criteria taken into consideration for OHS performance are determined by using four different approaches and these criteria weights are integrated with the Multi-Attributive Ideal-Real Comparative Analysis (MAIRCA) method to obtain four different rankings of country OHS performance and the results are discussed
Outcome of loco-regional radiotherapy in metastatic castration-resistant prostate cancer patients treated with abiraterone acetate
Purpose To evaluate the potential benefit of curative radiotherapy (RT) to the primary tumor in metastatic castration-resistant prostate cancer (mCRPC) patients treated with abiraterone.
Materials and methods The clinical parameters of 106 mCRPC patients treated with abiraterone were retrospectively evaluated. Patients were either oligometastatic (<= 5 metastases) at diagnosis or became oligometastatic after the systemic treatment was analyzed. Local RT to the primary tumor and pelvic lymphatics was delivered in 44 patients (41%), and 62 patients (59%) did not have RT to the primary tumor. After propensity match analysis, a total of 92 patients were analyzed.
Resultsn Median follow-up time was 14.2 months (range: 2.3-54.9 months). Median overall survival (OS) was higher in patients treated with local RT to the primary tumor than in those treated without local RT with borderline significance (24.1 vs. 21.4 months; p=0.08). Local RT to the prostate and pelvic lymphatics significantly diminished the local recurrence rate (16 patients, 31% vs. 2 patients, 5%; p=0.003). In multivariate analysis, the prostate specific antigen (PSA) response >= 50% of the baseline obtained 3 weeks after abiraterone therapy was the only significant prognostic factor for better OS and progression-free survival (PFS). Patients treated with primary RT to the prostate had significantly less progression under abiraterone and a longer abiraterone period than those treated without local prostate RT.
Conclusions Local prostate RT significantly improved OS and local control in mCRPC patients treated with abiraterone. The patients treated with primary RT had significantly less progression under abiraterone and a longer abiraterone period than those treated without local prostate RT
Yetişkin bireylerin hedonik açlık durumlarını etkileyen faktörlerin incelenmesi
Hedonik açlık, metabolik ihtiyaç yokluğunda, mevcut olmayan besinlere karşı yeme isteği duyulması sonucunda, besinden zevk alma beklentisi ile ilişkili bir kavramdır. Günümüzde obezojenik yaşam tarzı ile besin tüketimi arasında dengeli ilişki kurabilmek açısından hedonik açlığın saptanması önemlidir. Bu çalışma; yetişkin bireylerin hedonik açlık durumlarını etkileyen faktörlerin etkisini göstermek amacıyla planlanmıştır. Çalışma, Kasım 2018 – Ocak 2019 tarihleri arasında Bandırma ilçesinde yaşayan 18 – 65 yaş arası gönüllü 158 kadın, 157 erkek birey olmak üzere toplamda 315 yetişkin birey üzerinde yapılmıştır. Bireylerin kişisel özelliklerini, hastalıklarına ve yaşam tarzı alışkanlıklarına ilişkin bilgileri saptamak amacıyla anket formu, hedonik açlık durumlarını belirleyebilmek amacıyla Besin Gücü Ölçeği (BGÖ) uygulanmıştır. Bireylerin hedonik açlık durumlarını etkileyebilecek faktörlerden bazıları ise Aşırı Besin İsteği Ölçeği (ABİS), Barratt Dürtüsellik ve Coopersmith Benlik Saygısı Ölçekleri ile değerlendirilmiştir. Bu çalışmadaki; bireylerin yaş ortalaması 37.95±12.30 yıl; kadınların Beden Kütle İndeksi (BKİ) ortalaması 24.43±5.21 kg/m2 ve erkeklerin 25.43±3.62 kg/m2’dir. Bireylerin BGÖ toplam puanı 2.68±0.73 olarak saptanmıştır. Hedonik açlık kadınlarda erkeklerden daha fazla bulunmuştur (p0.05). Çalışmaya katılan bireylerin BGÖ toplam puanı ve alt faktör puanları arttıkça gece uykudan kalkıp atıştırmalık tüketimlerinin arttığı görülmektedir (r=0.253; p0.05) hedonik açlığın da pozitif yönde arttığı saptanmıştır. Sonuç olarak hedonik açlıkla ilişkili çevresel besin ipuçlarına duyarlılıkta farklılıklara neden olan yaş, cinsiyet, BKİ gibi bireysel farklılıklar; bireylerin yaşamış oldukları aşırı besin istekleri, fiziksel aktivite, atıştırmalık tüketme, diyet uygulama durumları ile literatürde olmayan dürtüsellik ve benlik saygısı gibi psikolojik faktörlerin besin alımına yönelik motivasyonlar ile hedonik açlığı etkilediği ilk kez ortaya konulmuştur. Hedonik açlığa yol açan faktörlerin belirlenmesi bireye özgü planlanan beslenme programlarında doğru yönlendirmeler yapılmasına, beslenme alışkanlıklarının iyileştirilmesine, homeostatik ve hedonik açlığın sinyallerinin daha doğru anlaşılarak bilişsel davranışçı terapiler ile obezitenin önlenmesi ve tedavisine yönelik başarının artırılmasına katkı sağlayacaktır. Bu çalışma hedonik açlık ve hedonik açlığa etki eden faktörler üzerinde yapılan ilk çalışma olması nedeniyle önem taşımaktadır ve bu konuda yapılacak daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır.
In the absence of metabolic necessity, hedonic hunger refers to the appetite for food, as a result of desire to eat against non-available foods, and it is important to determine hedonic hunger to establish a balanced relationship between food consumption and obesogenic lifestyle. This study was planned to elucidate the effect of factors affecting hedonic hunger status of adult individuals. The study was conducted on a total of 315 adult individuals, 158 female and 157 male, aged between 18 and 65 years living Bandırma between November 2018 and January 2019. A questionnaire was applied to determine the personal characteristics, diseases and lifestyle habits of individuals. The Power of Food Scale (PFS) was applied to determine the hedonic hunger status of individuals. Some of the factors that may affect the hedonic hunger of individuals were assessed by the Food Craving Questionnaire (FCQ), Barratt Impulsiveness Scale-11 (BIS-11) and Coopersmith Self-Esteem Scale. Anthropometric measurements of individuals were taken based on the declaration. In this study, the mean age of individuals was 37.95 ± 12.30 years. The mean Body Mass Index (BMI) of women 24.43±5.21 kg/m2 and 25.43±3.62 kg/m2 for men. The PFS total score of the individuals was found to be 2.68 ± 0.73 points. Hedonic hunger was more common in women than men. (p0.05). It was observed that the individuals who took part in the study increased the total score and the sub-factor scores of the study, so the nightly sleep and snack consumption increased (r=0.253; p0.05), hedonic hunger increased positively. As a result, individual differences such as age, gender, BMI, which lead to differences in susceptibility to environmental nutritional cues associated with hedonic hunger; it has been shown for the first time that psychological factors such as excessive nutrient requirements, physical activity, consumption of snacks, diet and the psychological factors such as impulsivity and self-esteem affect the hedonic hunger. Determining the factors that lead to hedonic hunger will contribute to correct orientation in the individual nutritional programs, to improve nutritional habits, to better understand the signals of homeostatic and hedonic hunger, and to increase the success in the prevention and treatment of obesity by cognitive behavioral therapies. This study is important because it is the first study on the factors affecting hedonic hunger and hedonic hunger and there is a need for further studies
Bağımlılık kişilik özellikleri ile ebeveyn duygusal erişebilirliği ve helikopter ebevyn tutumu ilişkisinde kişilerarası ilişki boyutlarının aracı rolü
Bu çalışmada, katılımcıların erken dönem yaşantılarında helikopter ebeveyn tutumlarına
maruz kalma ve ebeveynlerine duygusal olarak erişebilme düzeyleri ile erişkin dönem
bağımlı kişilik özellikleri arasındaki ilişkide kişilerarası ilişki boyutlarının aracı rolünün
sınanması amaçlanmaktadır. Araştırmanın örneklemini, farklı illerde yaşayan, 20- 55 yaş
arası, 127 kadın ve 75 erkek olmak üzere 202 bireyden oluşmaktadır. Araştırmada veri
toplama amacıyla Demografik Bilgi Formu, Kişilik İnanç Ölçeği Kısa Formu, Algılanan
Helikopter Ebeveyn Ölçeği, Ebeveyn Duygusal Erişilebilirlik Ölçeği, Kişilerarası İlişki
Boyutlarını Ölçeği kullanılmıştır. Önerilen model Yapısal Eşitlik Modeli (YEM)
aracılığıyla test edilmiştir. Araştırma bulguları, bağımlı kişilik özelliklerinin, kişilerarası
ilişki boyutlarında empati dışında tüm değişkenlerle istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki
içinde olduğunu göstermektedir. Bağımlı kişilik özellikleri ile onay bağımlılığı ve
algılanan helikopter ebeveyn tutumları arasında istatistiksel olarak pozitif yönde anlamlı
ilişki bulunmuştur. Diğer bir yandan bağımlı kişilik özellikleri ile başkalarına güven,
duygu farkındalığı ve ebeveyn duygusal erişilebilirliği arasında istatistiksel olarak negatif
yönde anlamlı ilişki bulunmuştur. Sonuç olarak, helikopter ebeveyn düzeyinin artması ve
ebeveyn duygusal erişilebilirliği düzeyleri azalması onay bağımlılığını arttırmaktayken
başkalarına güven ve duygu farkındalığı düzeylerini azalmaktadır. Erken dönem
yaşantılarda müdahaleci ve eleştirel yaklaşım ile karakterize helikopter ebeveyn tutumları
ve katılımcıların ebeveynlerine duygusal olarak erişebilme düzeylerinden kişiler arası ilişki
boyutları üzerinden giden bu yol da bağımlı kişilik özelliklerini artmaktadır.
In this study, it is aimed to test as a mediating role of the interpersonal relationship
dimensions which are approval dependence, empathy, misting others, and emotional
awareness in the relationship between dependent personality traits and being exposed to
helicopter parent attitudes in early life and having emotionally available parent in early life.
The sample of the study consisted of 202 individuals; 127 females and 75 males, between the
ages of 20 and 55, living in different states. Demographic Information Form, Personality
Belief Scale Short Form, Helicopter Parent Attitudes Scale, Parental Emotional Avalability
Scale, Scale of Dimensions of Interpersonal Relationship Dimensions Scale were used for
data collection. The proposed model was tested through the Structural Equation Model
(SEM). The findings of the study show that dependency personality traits have a statistically
significant relationship with all dimensions of interpersonal relationship except the dimension
of the empathy. A statistically positive correlation was found between dependent personality
traits and approval dependence and perceived helicopter parent. On the other hand, there was
a statistically significant negative correlation between dependent personality traits, trust to
others, emotion awareness and parental emotional avalability. There was no statistically
significant relationship between dependent personality traits and empathy. As a result,
increasing level of helicopter parent attitudes and decreasing level of emotional availability to
parent increase the dependency of approval while decreasing misting others and emotional
awareness. This relationship are increasing dependent personality traits
Effects of Glycerol Test on Resonance Frequency in Patients with Meniere's Disease
Objective: To evaluate resonance frequency (RF) values via dehydration effects in the inner ear caused by the glycerol test, which is used as a diagnostic method for Meniere's disease (MD). Methods: Twenty adult patients with unilateral MD were included in the study. Before, and then at 1, 2, and 3 h after administration of glycerol (1 g/kg), pure-tone hearing levels (125-8,000 kHz) and multifrequency tympanometry tests were performed. As a control, the RF values of the ears of 25 healthy subjects (i.e., 50 ears) were compared to the affected and unaffected ears in the 20 MD patients. Results: There was a significant difference between the RF values of affected and healthy ears before glycerol administration (p = 0.047). The RF values before and after glycerol administration into affected ears were compared. The average RF values decreased significantly from 748.0 +/- 402.1 to 808.0 +/- 410.1 Hz at 1 h after glycerol intake, and this value increased during the subsequent hours. There were no statistically significant differences between the pure-tone levels before and 1 h after glycerol administration, but a significant decrease was observed at 3 h. Conclusion: We suggest that MD has different inner-ear dynamics and normal RF values when compared to healthy ears. Furthermore, decreased inner ear pressure causes reduction of the mass effect and a stiffening of the annular ligament. We conclude that pre- and post-RF tests should be added to the test battery for diagnosis of MD
Girişimciler için yeni nesil bir finansman modeli "kitle fonlaması - crowdfunding": Dünya ve Türkiye uygulamaları üzerine bir inceleme ve model önerisi
Girişimcilerin en önemli problemi finansal kaynaklara ulaşmalarında yaşadıkları
zorluklardır. Girişimciler finansal sorunlarını çözmek için geleneksel finansman
yöntemlerinden ve Risk Sermayesi, Girişim Sermayesi, Bireysel Katılım Sermayesi,
Mikrofinansman gibi alternatif finansman modellerinden yararlanmaktadır. Günümüzde
girişimcilerin gereksinim duydukları sermayeye ulaşmak için kullandıkları yeni finansal
yöntemlerden biri Kitle Fonlaması modelidir. Çalışmada girişimcilik, girişim finansmanı
ve Kitle Fonlaması modeli konusunda literatür taraması yapılarak ilgili kavramlara
değinilmiştir. Dünya’da 2000’lerin başından itibaren yoğun olarak kullanılan Kitle
Fonlaması modelinin Türkiye’de kullanımı 2010 yılında başlamıştır. Ancak yasal engeller
nedeniyle, 5 Aralık 2017 tarihinde gerçekleşen kanun değişikliğine kadar sadece Ödül ve
Bağış Temelli Kitle Fonlaması modeli uygulanmıştır. Yapılan kanun değişikliği ile
Türkiye’de Hisse Temelli Kitle Fonlaması da uygulanabilecektir.
Çalışmada öncelikle Kitle Fonlaması Finansman modeli’nin dünya genelinde
gerçekleşen uygulamaları irdelenerek, 2013-2016 yılları arasındaki fon hacimleri ile
ülkelerde uygulanan yasal mevzuatlar incelenmiştir. Ayrıca çalışmada Türkiye’de Kitle
Fonlaması modelinin gelişimi anlatılmış, faaliyet gösteren Kitle Fonlaması platformları ve
işleyişlerine değinilmiş, platformlarında yayınlanan projeler içerik analizi ile kategorik ve
model türlerine göre incelenerek Türkiye’nin Kitle Fonlaması hacmi ortaya konulmaya
çalışılmıştır. Kanun değişikliği dünya genelinde en çok uygulanan ve en yüksek fon
sağlayan model türü olan Borçlanma Temelli Kitle Fonlaması’nı içermemektedir.
Çalışmada son olarak Borçlanma Temelli Kitle Fonlaması modeli geliştirilerek, girişimci
ve yatırımcı profillerinin tümünün ilgilenebileceği “Bütünleştirici Borçlanma Temelli Kitle
Fonlaması” adında yeni bir model önerilmektedir. Önerilen modelin Türkiye’deki Kitle
Fonlaması uygulamalarında kullanılmasıyla gerçekleştirilecek proje sayıları ile toplanan
fon miktarını artıracağı ve yatırımcılar için de tercih edilecek bir yatırım yöntemi olacağı
düşünülmektedir.
The most important problem faced by of entrepreneurs is difficulty in accessing
financial resources. Entrepreneurs benefit from traditional financing methods to solve their
financial problems and alternative financing models such as Venture Capital, Private
Equity, Angel Capital, Microfinance. Crowdfunding model is one of the new financial
methods used by entrepreneurs to reach the capital they need. In this study, a literature
review on entrepreneurship, enterprise finance and the Crowdfunding model is performed
and related concepts are explained. The use of Crowdfunding model in Turkey began in
2010. However, due to legal barriers, only Reward and Donation Based Crowdfunding
models were in use until the change of the law on December 5, 2017. With changes made
to the legislation, Equity Based Crowdfunding can now also be applied in Turkey.
In the study, first of all, the applications of Crowdfunding Financing model in the
world are examined and the fund volumes between 2013-2016 and the legal regulations in
the countries are investigated. Moreover, development of the Crowdfunding model, and
Crowdfunding platforms in Turkey are described. In addition, published projects in
platform are analyzed according to the categorical model and type via content analysis to
expose Turkey's Crowdfunding volume. The new amendment to the law does not include
the Debt Based Crowdfunding model, which is the model most applied around the world
and which provides the highest funding. At the end of study, a Debt Based Crowdfunding
model is developed and a new model for Turkey called "Integrated Debt Based
Crowdfunding" is proposed which might attract all entrepreneur and investor profiles. It is
considered that using the proposed model in Crowdfunding applications in Turkey will
lead to an increase in projects realized and funds collected, making it the preferred method
of investment for investors
Marshall yardımlarının türk köylüsüne etkilerinin seçili edebi eserlere yansıması
Amerika Birleşik Devletleri tarafından Türkiye‟ye 1948 – 1951 yılları arasında,
Marshall Yardımları/Planı olarak bilinen çeşitli yardımlar yapılmıştır. Bu çalışmada,
yapılan yardımlar neticesinde Türk Köylüsünün sosyal, iktisadi ve kültürel açıdan geçirdiği
değişiklikler, seçili üç edebi metin üzerinden incelenerek tespit edilmeye çalışılmıştır.
Yapılan literatür taramaları sonucunda, içeriklerinin Marshall Yardımlarının Türk
Köylüsü üzerindeki etkilerini en belirgin şekilde işlediği düşünülen yazınlar tercih
edilmiştir. Aynı zamanda, üç eserin farklı edebi türde seçilmesi ile de, edebiyatın farklı
yazınsal çeşitlerinde sosyolojiyi görmek ve yine sosyolojinin, edebiyatın birden çok
alanına nasıl etki ettiğini anlamak hedeflenmiştir.
Çalışmada metin incelemesi yöntemi kullanılmış olup, her bir edebi eser kendi türü
içerisinde ve yazarının hayatı göz önüne alınarak değerlendirilmiş, her bir eserin yansıması
detaylı bir şekilde incelenmiştir. Yazın gerçekliği ile sosyolojik olay ve olguların bağı,
çalışma boyunca göz önünde tutularak ilerlenmiş ve Türk köylüsünün 1950 - 60‟lı
yıllardaki izleri, edebiyat bağlamından gözlenmeye çalışılmıştır. Sonuçta anlaşılan ise
Marshall Yardımlarının edebi metinlerde, köylüye dönük yansımalarının kültürel ve
ekonomik açıdan olumsuz etkilerinin daha fazla olduğu şeklindedir
There were many aids provided by the United States to Turkey between the years
1948 and 1951, which are famously known as the Marshall Aids/Plan. In this study, the
social, economic and cultural changes that Turkish Peasants underwent as a result of these
aids are tried to be analyzed and evaluated by reviewing three selected literary genres.
As a result of the literature research, literary works that are most relevant in terms
of treating the effects of the Marshall Aids on Turkish Peasant within their content were
chosen. Also, it was aimed to analyze the way sociology is embedded within the literature
and understand how sociology affects different genres of literature by choosing three
distinct literary genres.
The method used in this study is text reviewing. Every literary work in this study is
evaluated within its genre while taking its‟ writer‟s life into consideration and the
reflection of each work is thoroughly examined using literary dissection. The study is
carried out by taking into account the relevance of the texts to the actual sociological
events and phenomena throughout this paper and the imprint of the Turkish peasants
between the years 1950 to 1960 in terms of literary context is tried to be observed.
Ultimately, Marshall Aids‟ effects on the peasants are observed to be more negative than
positive in terms of cultural and economic aspects
Petrol ithalatının cari açık üzerine etkisi: Avrupa Birliği üye ülkeleri ve Türkiye üzerine bir analiz
Enerji, ülke ekonomilerinde önemli bir yere sahiptir. Bu nedenle hem ükeler hem
de çalışmacılar enerji kalemlerinin ülke ekonomilerini nasıl etkilediğini incelemişlerdir.
Yapılan incelemeler çerçevesinde politikalar üretip, önlemler almışlardır. Bu çalışma;
önemli enerji kalemlerinden biri olan ham petrol ithalat miktarının, Avrupa Birliği üye
ülkeleri ile Türkiye’nin cari dengeleri üzerinde nasıl etki yarattığını görmek adına
yapılmıştır. 1996-2016 dönemini kapsayan çalışmada Vektör Otoregresif Modeli (VAR)
kullanılmıştır. Analizde kullanılan değişkenler ise; risk primi, ham petrol ithalat miktarının
gayri safi milli hasılaya oranı, döviz kuru, gayri safi milli hasıla ve cari açığın gayri safi
milli hasılaya oranıdır. Yapılan inceleme sonucunda Almanya, İsveç ve İtalya için söz
konusu değişkenler doğrultusunda uygun bir model oluşturulamamıştır. İncelemede
Avusturya, İngiltere, Norveç, Türkiye, Belçika, Çek Cumhuriyeti (Çekya), Danimarka,
İrlanda, Yunanistan, İspanya, Fransa, Hollanda, Polonya, Slovak Cumhuriyeti, Finlandiya
ülkelerine ilişkin modeller oluşturulmuştur. Yapılan çalışmada elde edilen sonuçlar
literatürde elde edilen sonuçlar ile paraleldir. Cari açık modeli İrlanda, Yunanistan,
Finlandiya, Portekiz, Belçika ve İngiltere’de anlamlı çıkmıştır. Modelin açıklama gücünün
en yüksek olduğu ülkenin Portekiz olduğu görülmüştür. Ham petrol ithalat modeli İrlanda,
Norveç, Yunanistan, Fransa, Slovakya ve Türkiye’de anlamlı çıkmıştır. Modelin açıklama
gücünün en yüksek olduğu ülkenin Türkiye olduğu görülmüştür.
Energy has an important place in country economies. For this reason, both countries
and authors examine how energy items affect the economies of countries. Within the
framework of the investigations, they produced policies and took precautions. Crude oil is
one of the most important energy items. This study was made in order to see how crude oil
import amount creates impact on member states of the European Union and Turkey's
current account balance. In the study covering the period of 1996-2016, Vector
Autoregressive Model (VAR) was used. The variables used in the analysis are the risk
premium, the ratio of the crude oil imports to the gross national product, the exchange
rates, the gross national product and the ratio of current account deficit to the gross
national product. As a result of the study, Germany, Sweden and Italy could not form a
suitable model according to these variables. According to the study, models regarding to
Austria, England, Norway, Turkey, Belgium, Czech Republic (Czech Republic), Denmark,
Ireland, Greece, Spain, France, the Netherlands, Poland, the Slovak Republic, Finland
countries have been created. The results obtained in the study are in parallel with the
results obtained in the literature. As a result, the current account deficit model was
significant in Ireland, Greece, Finland, Portugal, Belgium and the UK. It is seen that
Portugal has the highest description power of the model. Crude oil import model make
sense in Ireland, Norway, Greece, France, Slovakia, and Turkey. The highest explanatory
power of the model was seen in Turkey