1983 research outputs found
Sort by
Türkiye'de anayasa şikayeti
Türkiye’de anayasa şikâyetinin Anayasa Mahkemesi’nin yorumu çerçevesinde
ele alındığı çalışmamda mukayese ve değerlendirme açısından Almanya, Avusturya,
İsviçre, İspanya ve Meksika’da uygulamada olan anayasa şikâyeti/bireysel başvuru
örnekleri incelenmiştir. Söz konusu ülkelerdeki bireysel başvuru kurumları
incelendiğinde, bireysel başvuruya konu edilebilecek haklar açısından Meksika ve
Almanya’nın kendi anayasalarında yer alan temel hakların dışında kalan hakları da
içerecek şekilde kapsayıcı bir modele örnek oluşturdukları görülmektedir. İspanya modeli
ise bireysel başvuruya konu yapılacak haklar ve bireysel başvuru yapma hakkına sahip
olanlar açısından anayasa mahkemesinin içtihadıyla daha genişletici bir yaklaşımı
öngörmektedir.
Bireysel başvuru sistemine ilişkin mevzuatın uygulamada AYM tarafından ne
şekilde yorumlandığı önem arz etmektedir. Özellikle bireysel başvuruya konu hakların
neler olduğu, bireysel başvuruya konu işlemler ve bireysel başvuru hakkına sahip
olanların mevzuatta sınırlı olarak düzenlenmesi, bireysel başvuru alanına ilişkin
AYM’nin mevzuata ilişkin daraltıcı veya genişletici yorumlarını öne çıkarmaktadır.
Bireysel başvuru sonucunda AYM geçici tedbir, kabul edilemezlik, idari ret,
pilot dava, kötüye kullanım, düşme ve hakkın ihlali veya ihlal edilmediği kararları
vermektedir. Bu tezde hakkın ihlali veya ihlal edilmediği kararları dışındaki kararlar
bağlamında AYM’nin yorumu ele alınmıştır. Söz konusu kararların bireysel başvuru
mevzuatının daraltıcı veya genişletici yorumlanması anlamında önemi büyüktür. Bu
çerçevede Anayasa Mahkemesi’nin kararları, Türkiye’deki bireysel başvuru sisteminin
sınırlılığın tartışılmasına yol açarak daha kapsayıcı bir modelin geliştirilmesine fırsat
tanıyabilir.
The examples of the system of the individual application which are being
implemented in Germany, Austria, Switzerland, Spain and Mexica are examined in terms
of comparison and evaluation within the scope of my study which is about the individual
application in Turkey via the commentation of the Constitutional Court. While examining
the systems of the individual application implemented in these countries, in terms of the
rights that can be the subject of the right of individual application it is seen that the
examples of Germany and Mexica constitute an inclusive model which covers the
fundamental rights that are not stated in the constitution. On the other hand the system of
Spain envisages a more expansionary approach via the jurisprudence of the Constitutional
Court in terms of the rights that can be the subject of the right of individual application
subject of the rights and the people who have the right to apply to the individual
application.
The manner in which the legislation regarding the individual application system
is interpreted by the Constitutional Court in practice is important. Especially, the limited
regulation of the rights subject to an individual application, the procedures subject to an
individual application and those who have the right to individual application highlight the
literal or broad comments of the Constitutional Court regarding the individual application
area.
The Constitutional Court rules temporary expedient, inadmissibility,
administrative rejection, pilot case, abuse, decision of dismissal and the violation and
non-violation of the rights as a result of the individual application. This thesis deals with
the interpretation of the Constitutional Court in the context of decisions other than the
violation and non-violation of the rights. These decisions have a great importance in
terms of the interpretation of the individual application legislation via literal and broad
comment. The verdicts of the Constitutional Court may give an opportunity for the
introduction of an inclusive model via leading to the discussion of the limitations of the
Turkish individual application system
Türkiye'de radikal demokrasi pratiği üzerine: kadın hareketi karşı-hegemonya kurabilir mi?
Bu çalışma, özünde, Türkiye’de bir karşı hegemonyanın olabilirliği sorusundan hareket
etmekte ve bu bağlamda Türkiye’de farklı toplumsal talepler arasında agonistik
eklemlenmenin kurulmasıyla ilgilenmektedir. Daha özel olarak ise Türkiye’deki kadın
hareketinin böyle bir (potansiyel) eklemlenmeye bakış açısını ve böyle bir eklemlenmede
kendine biçtiği rolü anlamaya çalışmaktadır. Araştırma “bugün bulunduğu konumda güçlü
bir tepki mekanizması oluşturabilen kadın hareketi karşı hegemonyanın kurucu aktörü
olabilir mi?” sorusu temelinde tartışılmıştır. Chantal Mouffe ve Ernesto Laclau’nun radikal
demokrasi perspektifinden Türkiye’de kadın hareketinin bugün bulunduğu noktaya ve
gelişimine bakarak gelecekteki konumuna dair değerlendirmelerle birlikte, mevcut
hegemonyayı oluşturan iktidar ilişkileri ve kadın hareketinin bu ilişkiler ağı içerisindeki
konumu ve onları kavramsallaştırma biçimi/biçimleri incelenmiştir.
Radikal demokrasinin kuramsal çerçevesine bakıldığında, Türkiye’deki eklemlenme
aktörlerinden birisinin kadın hareketi olabileceği bir gerçektir. Bunun en önemli sebebi,
Türkiye’de kadın hareketinin köklü, kitleselleşmiş, örgütlü ve teori ile pratiği birbirine
eklemlemeye çok önem veren bir hareket olmasıdır. Bunun yanında feminist hareket
içerisinde özellikle 1960’lı yıllardan itibaren önemli yer tutmaya başlayan kesişimsellik
(intersectionality) kavramı da kadın hareketini bu bağlamda ele almamız için bir başka
neden oluşturmuştur. Bu nedenle kadın hareketinin radikal demokraside eklemlenme ve
agonistik bir demokraside karşı-hegemonya kurabileceği ihtimalinin düşünülmesi
gerekmektedir. Kadınların, hayatlarına damga vuran cinsiyet eşitsizliğinin ve
ötekileştirme/dışlama/ikincilleştirme pratiklerinin ırklarına ve sınıflarına göre şekil ve
içerik değiştirdiğini fark etmesiyle, aslında bunların baskı, sömürü ve ayrımcılık şeklinde
sosyo-politik meseleler olarak ele almaları kadın hareketinin seyrini değiştirmiştir. Bu
çalışmada kullanılan teorik çerçeveye göre de hegemonya farklı toplumsal talepler
arasında, mevcut hegemonya karşısında bir eşdeğerlik zinciri kurulmasıyla mümkündür.
Dolayısıyla bu anlamda da karşı hegemonya tartışmasını kadın hareketi üzerinden
yürütmek anlamlıdır.
This research problematizes the possibility of a counter hegemony in Turkey and it is
interested in understanding the capacity of the women’s movement in Turkey in leading an
agonistic articulation between different social demands. Research in this study revolves
around the following question: Could women’s movement which has a strong reaction
mechanism be constituent actor of counter-hegemony?” So, it tries to understand how
women’s movement in Turkey conceptualizes the existing power relations that constitute
the current hegemony. In that respect, women’s movement in Turkey is assessed from the
perspective of radical democracy theory of Chantal Mouffe and Ernesto Laclau.
The main argument of this thesis is that when looked from the perspective of radical
democracy theory, women’s movement appears as having a considerable potential of
deciphering the existing hegemony and also articulating the social demands which exclude
and are excluded by the hegemony in Turkey. The main reasons behind this argument are
the women’s movement’s deep-rooted history, its openness to combine theory with
practice/action, and the notion of intersectionality which has had a place in women’s
movement since the 1960s. Throughout its long history, women’s movement in different
parts of the world has raised an awareness as to the fact that gender inequality and
inequalities stemming from class, race and ethnic and religious identity are not
disconnected. To the contrary, different practices of marginalizing and externalizing are
closely related to each other. They realized that these were all socio-political issues and
acts of oppression, exploitation and discrimination. Subsequently, this recognition shifted
the focal point of women’s movement. The light of all these insights gave us a vision
about women’s movement in Turkey regarding its counter hegemonic capacity vis a vis the
existing neoliberal conservative hegemony. According to the theoretical framework of this
research, counter-hegemony is only possible if there is an equivalence in different social
demands of social identities opposing to the existing hegemony. Hence it is significant to
carry out a research about the counter-hegemony argument in the women’s movement
Şarkışla yöresi kadın ağzı türkü yakma ve söyleme gelenekleri
Bu çalışmada, Sivas ili, Şarkışla yöresi kadın ağzı türkülerin varlığının araştırılması,
bilinmeyen türküler var ise gün yüzüne çıkarılması ve derlenmesi, yöre halkının kültürel
davranışlarını incelemeye alınmış, görüşme ve ses kayıtları kullanılarak yazıya dökülmüştür.
Tez içeriğinde, Şarkışla yöresine ait geleneksel yaşayış biçimlerine ve adetlerine, türkü
aktarmak amacıyla yapılan faaliyetlere örnekler verilmiştir. Ayrıca Şarkışla Yöresine ait örnek
kadın ağzı türkü incelemeleri ve daha önce gün yüzüne çıkmamış 2 adet kadın ağzı türkü
derlemesi yapılmıştır. Şarkışla Yöresinde türkü söyleme geleneğinin, nerelerde ve ne şekilde
söylendiği, hangi amaçla yazıldıklarından bahsedilmiştir.
Örnek Şarkışla adetleri bölümünde; kadınların türkü yakma ve söyleme
alışkanlıklarının ne gibi durumlardan meydana geldiğinden bahsedilmektedir. Yöreye özgü iş
yapma biçimleri, hangi işçilikleri yaptıkları ve bu işlerde söylenen mani ve türküler örneklerle
anlatılmaktadır. Türkü ve mani üretme yetenekleri, bu yeteneklere nasıl sahip oldukları, bu
yetilerini ne şekilde ve ne amaçla kullandıkları açıklanmıştır.
Görüşme bölümünde Şarkışla’da doğup büyüyen, yöre ve gelenekleri hakkında bilgi
sahibi olan THM sanatçısı İhsan Öztürk ve TRT repertuvarında bulunan bir çok Şarkışla
türküsüne kaynak kişi olan Medine Köseoğlu ile Şarkışla gelenekleri ve kadın ağzı türküler ile
ilgili ses ve görüntülü kayıt vasıtasıyla söyleşi yapılmış, görüşmeler yazıya aktarılmıştır. Kadın ağzı türküler bölümünde; kadınların yaktığı türkülere örnekler verilmiştir,
Örnekler türkülerin hikayeleri, söz ve nota analizleriyle sunulmuştur. Medine Köseoğlu’ndan
alınan, literatürde bulunmayan 2 adet türkü derlenmiştir.
In this study, it is aimed to investigate the presence of folk songs in Sivas province,
Şarkışla region to uncover and compile the unknown folk songs and examine the cultural
behaviors of people before technological age. Interviews and description method is used to
examination to be put on a paper. In the content of thesis some examples are taken place
according to traditional life styles and habits in Şarkışla region and activities to transfer folk
songs. Moreover women dialect folk song’s examination and two women dialect folk songs
compile which is not known before is done. Also tradition of singing songs in Şarkışla region,
where and how they were told, and what purpose these songs are written subjects are
mentioned.
In the selected habits section it is told that ın which situations do women create songs
and sing songs. The ways of doing work specific to region, which types of workmanship they
do examined than the poetry and folk songs spoken in these works are explained with
examples. Creating poetry and song ability, how do they have this ability and how do they use
these abilities are explained.
In the interview section, interview is made with İhsan öztürk who is Turkish folk music
artist who was born in Şarkışla and has knowledge about traditions of Şarkışla region and also
intervies is made with Medine Köseoğlu, who is being a source person for the many songs in
TRT archive, about tradition of Şarkışla and women dialect by the visual recording, than all
the things are written on to paper.In the women dialect section, examples are given to songs which are created by
women. sample songs are presented with stories and examination of word and note. Two
songs are compiled which are not take place in literature these songs are taken by Medine
Köseoğlu
Tip 1 diyabetli adölesan bireylerde uyku kalitesi ve beslenme durumu arasındaki ilişkinin belirlenmesi
Uyku, endokrin fonksiyonların ve glukoz metabolizmasının düzenlemesinde önemli
bir role sahiptir. Çalışmalarda, Tip 1 diyabetli bireylerde beslenmenin yanı sıra uyku
süresinin ve kalitesinin de kan glukoz değerlerini etkileyebileceği gösterilmiştir. Bu
araştırma, Tip 1 diyabetli adölesanlarda uyku kalitesi ve beslenme durumu arasındaki
ilişkiyi araştırmak amacıyla yapılmıştır. Çalışma, Kasım 2018-Şubat 2019 tarihleri
arasında Erciyes Üniversitesi Mustafa Eraslan ve Fevzi Mercan Çocuk Hastanesi
Pediatri Endokrinoloji polikliniğine başvuran 10-19 yaş arasındaki Tip 1 diyabetli
adölesanlar üzerinde yapılmıştır. Bireylerin kişisel özellikleri, beslenme ve uyku
alışkanlıkları anket formu ile yüz yüze görüşme yöntemi kullanılarak belirlenmiştir.
Günlük enerji ve besin ögeleri alımını belirlemek için 3 günlük besin tüketim kaydı
alınmış ve fiziksel aktivite durumları belirlenmiştir. Bireylere Pittsburgh Uyku
Kalitesi Ölçeği (PUKİ) ve Epworth Uykululuk Ölçeği uygulanmıştır. Ayrıca bireylerin
antropometrik ölçümleri alınmış ve biyokimyasal bulguları analiz edilmiştir. Tip 1
diyabetli bireylerin 33’ü kız (%43.4) ve 43’ü erkektir (%56.6). Bireylerin ortalama
diyabet süresi 4.92±3.55 yıldır. Adölesanların enerji, karbonhidrat ve yağ alımları
Türkiye Beslenme Rehberi 2015 önerilerinin altında, protein tüketimleri ise önerilerin
üzerindedir. Bireylerin %59.2’si iyi uyku kalitesi %40.8’i kötü uyku kalitelerine
sahiptir. Kötü uyku kalitesine sahip adölesanların iyi uyku kalitesine sahip olanlara
göre daha yüksek miktarda yağ tükettiği saptanmıştır (p>0.05). İyi uyku kalitesine
sahip olan Tip 1 diyabetli adölesanların kötü uyku kalitesine sahip olanlara göre daha
uzun süre uyuduğu ve daha kısa sürede uykuya daldığı belirlenmiştir (p<0.05). İnsülin
pompası kullanan bireylerin tamamı, karbonhidrat sayımı yapan bireylerin %81.8’i iyi
uyku kalitesine sahiptir (p>0.05). İyi uyku kalitesine sahip adölesanların HbA1c, total
kolesterol, LDL-kolesterol, trigliserid ve kan glukozu düzeyleri kötü uyku kalitesine
sahip adölesanlardan daha düşüktür (p>005). Diyabet yaşı ve PUKİ skoru arasında
negatif yönlü anlamlı bir korelasyon saptanmıştır (p<0.05). Uyku süresi ve bel çevresi, boyun çevresi, HbA1c düzeyi, bazal metabolizma hızı, fiziksel aktivite faktörü ve
günlük enerji harcaması arasında negatif yönlü anlamlı bir korelasyon saptanmıştır
(p<0.05). Sonuç olarak, Tip 1 diyabetli adölesanlarda uyku süresinin HbA1c’yi
etkileyerek glisemik kontrolün bozulmasına yol açabileceği belirlenmiştir. Tip 1
diyabetli adölesanlarda beslenme ve insülin tedavisinin yanı sıra uyku süresi ve
kalitesine de dikkat edilmelidir.
Sleep has an important role in the regulation of endocrine functions and glucose
metabolism. Studies have shown that the duration and quality of sleep, as well as
nutrition, may affect blood glucose values in individuals with Type 1 diabetes. This
study was carried out to investigate the relationship between sleep quality and
nutritional status in adolescents with Type 1 diabetes. The study was conducted on 76
adolescents with Type 1 diabetes between 10-19 years old who consulted Erciyes
University Mustafa Eraslan and Fevzi Mercan Children's Hospital Pediatrics
Endocrinology Polyclinic between November and February in 2019. Personal
characteristics, nutrition and sleep habits of individuals were determined using faceto-
face interview method. In order to determine daily energy and nutrient intake, 3-
day nutrient intake was recorded and physical activity status was determined.
Pittsburgh Sleep Quality Scale and Epworth Sleepiness Scale were applied to
individuals. In addition, anthropometric measurements were taken and biochemical
findings were analyzed. 33 of the patients with type 1 diabetes are girls (43.4%) and
43 are males (56.6%). The mean duration of diabetes was 4.92 ± 3.55 years. Energy,
carbohydrate and fat intakes of adolescents are below the recommendations of Turkey
Nutrition Guide 2015, while the protein intake of adolescents is above the
recommendations. 59.2% of the individuals had good sleep quality and 40.8% had
poor sleep quality. It was also found that adolescents with poor sleep quality consumed
higher amounts of fat than those with good sleep quality (p>0.05). It was found that
adolescents with Type 1 diabetes who had good sleep quality were sleeping longer and
fell asleep in less time than those with poor sleep quality (p<0.05). All individuals
using insulin pumps, and 81.8% of the individuals who made a carbohydrate count,
have good sleep quality. HbA1c, total cholesterol, LDL-cholesterol, triglycerides and
blood glucose levels of adolescents with good sleep quality were lower than adolescents with poor sleep quality (p>005). The significant negative correlation was
found between diabetes age and PSQI score (p<0.05). The significant negative
correlation were found between sleep duration and waist circumference, neck
circumference, HbA1c level, basal metabolic rate, physical activity factor and daily
energy expenditure (p<0.05). As a result, sleep duration in adolescents with Type 1
diabetes may affect HbA1c and lead to impaired glycemic control. In adolescents with
type 1 diabetes, sleep duration and quality should also be considered, as well as
nutrition and insulin therapy
Sigortacılık sektöründe hizmet içi mesleki eğitimler ve sektörel ihtiyaçların karşılanması
Bu çalışmanın amacı, sigorta sektöründe hizmet içi eğitim uygulamalarının ayrıntılı olarak ortaya konularak, elde edilen veriler ışığında hizmet içi eğitim uygulamalarının iyileştirilmesi için önerilerde bulunmaktır. Bu doğrultuda Sigorta Sektörü’nde sigorta şirketleri bünyesinde sigorta şirketi çalışanları, broker çalışanları, acenteler ve banka çalışanlarına verilen hizmet içi eğitim etkinliğinin değerlendirilmesi, hizmet içi eğitim ihtiyaçlarının belirlenmesi, hizmet içi eğitimlerin yöntemleri ve uygulamalarının neler olduğu incelenmiştir.
The prnpose of tlıis study is to provi.de in “Service training practices in the Insurance sector in detail and to make recommendations for improving in-service training practices in light of the data obtained. In tlıis regard, tlıe insurance company staff on-site insurance companies in insurance Sector, broker employees, evaluatîon of the in-service training activities to agents and bank employees, determination of in-service training needs were exarained as in-service training methods and practices of what was going on
Misdiagnosis of Asthma May Delay the Post Infectious Bronchiolitis Obliterans Diagnosis
European Respiratory So
Effects of Thoracic Mobilization Techniques on Pulmonary Functions, Dyspnea and Health Status in Patients with Asthma
European Respiratory So
Profesyonel bürokrasilerde güç dengeleme çabaları: Uzmanlık, özerklik ve sosyal ağ ilişkisi
Bu tez çalışmasında sosyal değiş-tokuş kuramı, sosyal ağ kuramı ve tasarımlama yaklaşımlarının varsayımlarına dayanarak, örgüt içi güç-bağımlılık dinamikleri, örgütsel politika ve profesyonel gruplarda sosyal ağ ilişkileri incelenmiştir. Örgüt tasarım bileşenleri, güç dağılımındaki önemi dikkate alınarak, Mintzberg’in konfigürasyon yaklaşımı çerçevesinde incelenmiştir. Profesyonel bürokrasi modeline göre tasarlanmış örgütlerde, hangi örgüt bileşenleri arasında bürokratik sistem ve özerklik konusunda politik bir mücadele gözlemlenebileceği araştırılmıştır. Faaliyet çekirdeğindeki (operating core) profesyonel birimlerin, uzmanlık bilgilerine dayanarak özerklik alanlarını genişleteceği ve böylece stratejik zirvenin (strategic apex) resmi ve mutlak gücü karşısında koalisyon stratejisiyle güç dengesinde avantaj sağlayabileceği iddia edilmiştir. Bu iddianın desteklenmesi için iç-grubun biçimsel olmayan sosyal ilişki örüntüleri dikkate alınarak, uzmanlık gücü, operasyonel özerklik, sosyal ağ yoğunluk düzeyi ve iç-grup arabuluculuğa dayalı sosyal sermaye gücü arasındaki ilişkiler görgül olarak sınanmıştır. Çalışmanın amacı doğrultusunda uzmanlık gücü dereceli puanlama ölçeği geliştirilmiş ve operasyonel özerklik ölçeği Türkçe’ye uyarlanmıştır. Ölçeklerin geçerlilik ve güvenirlik testleri yapılmıştır. Değişkenler arası ilişkiler ve birimler arası farklılıklara yönelik istatistiksel ve sosyal ağ analizleri yapılmıştır. Veriler, Türkiye’de faaliyet gösteren bir vakıf üniversitesi akademisyenlerinden oluşan üç örneklemden elde edilmiştir. İlk örneklem grubu ilgili üniversitenin stratejik zirvesini temsil eden senato üyelerinden oluşmuştur (n=33). Bu örneklem grubu, mühendis (ikinci örneklem, n=84) ve hukuk (üçüncü örneklem, n=41) profesyonellerinden oluşan ve aynı üniversitenin iki fakültesinde faaliyet gösteren birimlerin uzmanlık gücünü puanlamıştır. İkinci ve üçüncü örneklem grubundan ise operasyonel özerklik ölçeği yardımıyla nicel veriler; grupların ilişki yapısı için de sosyometrik veriler toplanmıştır. Analiz sonuçlarına göre, uzmanlık gücü ile operasyonel özerklik düzeyi arasındaki ilişkide, iç-gruptaki arabuluculuğa dayalı sosyal sermayenin düzenleyici rolü mühendislik grubunda desteklenirken hukuk grubunda desteklenmemiştir. Ayrıca bulgular, yoğun ve kapalı birimlerin uzmanlık gücü bakımından farklılaştığını gösterirken, özerklik düzeyi bakımından alt-birimler arasında farklılık göstermediğine işaret etmiştir.
This dissertation investigates intra-organizational power-dependence dynamics, organizational politics, and social network relations in professional groups based on the assumptions of social exchange theory, social network theory and organizational design approach. Given their importance in power distribution, organizational design components are examined within the framework of Mintzberg’s configurational approach. Then the question of which components in professional bureaucracies create a structural environment for political struggles between a bureaucratic system and autonomy is addressed. It is argued that sub-units in the operating core made up of professionals may increase their autonomy relying on their expert knowledge power, and thereby through the coalition strategy gain advantage in balancing formal and absolute power of the strategic apex. To support this argument, the relationships among the professionals’ expert power, operational autonomy, group’s network density, and in-group brokerage social capital are studied empirically, considering the in-group informal relationship patterns. To be utilized in the research, expert power rubric is developed and operational autonomy scale is adapted to Turkish. Their validity and reliability tests are conducted. To test the hypotheses on the relationship between the variables and on the sub-group differences, statistical tests and social network analysis are carried out. Data are collected from three sample sets comprising academics of a foundation university in Turkey. The first set includes the related university’s senate members representing the strategic apex (n=33). They have scored the expert power of units operating under two faculties, and consisting of engineers (second sample set, n=84) and law professionals (third sample set, n=41). The second and third sample sets have provided quantitative data using the operational autonomy scale, and sociometric data concerning their in-group social relations. According to the findings of data analysis, the prediction that in-group mediator based social capital moderates the relationship between sub-units’ expert power and their operational autonomy is supported in the engineers group, but not in the group made up of law professionals. Also, it is confirmed that densely connected sub-units significantly differ in their expert power, but expected sub-unit differences in operational autonomy are not proved
Müzikal tiyatrolarda esnek ve değişeblir sahne tasarımı
Çağımızın getirdiği teknoloji ve hız kavramları, tasarımın her alanında etkisini
gösterip sahne uygulamalarına da yansıyarak, zaman içerisinde birçok aşamadan geçmiş ve
son yıllardaki konumuna ulaşmıştır. Çalışma kapsamında sahne tasarımı yaklaşımı; birçok alt
dala hizmet verdiği için bu çalışma; müzikal özelinde sınırlandırılmıştır. Sahne ve sahne
tasarımı kavramları hakkında, okumalar yapılarak elde edilen veriler doğrultusunda, müzikal
sahne tasarımları analiz edilip; esnek ve değişebilir tasarım anlayışı üzerinden bir
değerlendirme yapılmıştır. Esnek ve değişebilir tasarım ilkeleri kapsamında bu güne kadar
ortaya çıkan söylemler göz önünde bulundurularak, genel hatlarıyla yaklaşımlar açıklanmıştır.
Dünyaca ünlü, yıllardır gösterimde olan mega müzikaller üzerinde çalışma yürütülerek, sahne
tasarımları özelinde analiz edilmiş, esneklik bileşenlerine göre değerlendirme yapılmıştır.
Değerlendirme; esnek tasarım anlayışının kriterlerlerine dair bir matris üzerinden
ilerletilmiştir. Bu sayede karşılaştırmalı ortak bir dil üzerinden okumaların yapılması
amaçlanmıştır. Geçmişten bu güne süre gelen sahne tasarımları mega müzikal ölçeğinde,
esnek ve değişebilir tasarım anlayışıyla ilişkilendirilip, temel tasarım yaklaşımları ortaya
konmuştur.
The concepts of technology and dynamism evolved through our age have shown their
influence in every field of design, as well as reflected the stage applications, and have passed
through many stages and reached its position in recent years. As the concept of stage design
has various sub-themes, this study focuses solely on the review of musicals. The aim of this
thesis is to analyze musical stage designs by using the data gained with an in-depth literature
review on stage and its design by elaborating the understanding of flexible design. Within the
scope of flexible and variable design principles, it was aimed to define the concepts in general
terms by taking into consideration the discourses that have arisen so far. The mega-musicals,
which have been on display for years and known world-wide, were studied, analyzed and
evaluated based on the flexibility components of the stage designs. A matrix about the criteria
of flexible design understanding was used during the analysis. Through using the matrix, it
was aimed to make comparison and classification with a common language. Stage designs,
which have been sustained for years, have been associated and analyzed together, with a
flexible and variable design approach on a mega musical scale