1983 research outputs found
Sort by
Elektronik ticaret güvenliğine yönelik yasal düzenlemeler: Türkiye ve Birleşik Krallık yasal düzenlemelerinin karşılaştırılmalı bir inceleme
Bilgi ve iletişim araçlarının gelişmesi ve tüm dünyada internetin kitlelerin
kullanımına açılması, başta mamul mal ve hizmetlerin satılması/alınması olmak üzere
zaman içerisinde birçok ticari faaliyetin dijitalize olmasına sebebiyet vermiştir. Böylelikle
“Elektronik Ticaret” modern dünyanın en önemli fenomenlerinden biri haline gelmiştir. ETicaretin
böylesi büyük bir popülarite kazanması birtakım hukuki, sosyal ve ticari
çekinceleri de beraberinde getirmiş ve “E-Ticarette Güven”, bir diğer ifadeyle “E-Güven”
kavramı önem arz etmeye başlamıştır. E-Güven, tüketiciler ve işletmeler arasındaki dengeli
ve sürdürülebilir bir dijital ticaret sisteminin ana unsuru olup bu kavramı oluşturan belli
başlı faktörler vardır ki bunların en öne çıkanları ise tüketiciler için ön bilgilendirme
yapılması, tüketicilere cayma hakkının tanınması, sözleşmelerin ifası ve teslimatların
zamanında yapılması, kişisel verilerin korunması ile siber güvenliğin tesis edilmesi ve de
son olarak meşru elektronik ödeme yöntemlerinin kullanılmasıdır.
E-Güvenin tesis edilebilmesinin ve bu kavramın somutlaşabilmesinin en öncelikli
koşulu ise ülkelerin ulusal mevzuatında bu doğrultuda kapsamlı, yerinde ve efektif
düzenlemeler getirilmesidir. Zira hukuki altyapı ile dengeli ve sürdürülebilir bir e-ticaret
sistemi arasında güçlü bir korelasyon mevcut olup yeterli, efektif ve yerinde hukuki
düzenlemelere yer veren, yukarıda sayılan faktörleri kapsamlı bir şekilde düzenleme altına
alan ve böylelikle e-güveni tesis edebilen ülkeler, e-ticaret alanında daha avantajlı bir
konuma erişmektedir.
2018 yılı itibariyle, Avrupa’da, Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı
internet penetrasyonunun ve e-ticaret hacminin en yüksek olduğu ülkelerden; Türkiye
Cumhuriyeti ise en düşük olduğu ülkelerden biridir. İki ülke arasında bu denli büyük bir
farkın; sosyal, altyapısal, teknolojik ve ekonomik sebepleri olmasının yanı sıra en öne
çıkan sebebi ise e-güven kavramının anılan ülkelerin hukuk sistemlerinde farklı şekillerde
düzenlenmesidir. Filhakika, iki ülkenin e-ticarette güvenlik/e-güven ile alakalı hukuki
düzenlemeleri mukayese edildiğinde de Birleşik Krallık Hukukunun Türk Hukukuna
nazaran daha geniş kapsamlı, efektif, sistemli, detaylı bir şekilde hazırlandığı ve
dolayısıyla e-güven duygusunun Birleşik Krallıkta daha yerinde ve yeterli düzenlemeler ile
daha güçlü bir şekilde tesis edildiği sonuçlarına ulaşılmaktadır. Türkiye’de de e-ticaret
hacminin artması ve tüketiciler ve işletmeler arasında daha sağlıklı ve sürdürülebilir ticari
ilişkilerin kurulması için öncelikle e-güvenin ve e-güveni oluşturan faktörlerin
güçlendirilmesi gerekmektedir. Bu doğrultuda da Türk Hukukunda, Birleşik Krallık
Hukuku esas alınmak üzere, revizyonlar, değişiklikler ve düzeltmeler yapılmalı, e-güven
faktörlerine dair yeni, yeterli ve yerinde kurallara yer verilmeli, Türk e-ticaret hukukunda
e-güven kavramı yeni baştan şekillendirilmelidir.
Developments in information and communication technologies and enablement of
internet connection to mass use caused to digitalization of commercial activities, primarily
selling/buying of finished products and services. Hereby, the “Electronic Commerce”
became one of the most important phenomena in modern world. However, with this great
popularity, some legal, criminal, social and commercial concerns have been arisen as well
and “trust in e-commerce”, in other words, the notion of “e-trust” was initiated to present
much more significance. E-Trust is the main element of a balanced and sustainable digital
commercial environment between consumers and businesses that being consist of basic
underlying factors such as pre-contractual information to consumers, the right of
cancellation of contracts, fulfilment of contracts and delivery of orders on specified time,
existence of data protection measures and finally, recognition of legitimate electronic
payment methods.
Therewithal, the primary condition of settling e-trust and concretisation of this
notion is the enactment of comprehensive, pertinent and effective laws and regulations as
parts of national legal systems in countries. As, there is a very powerful and direct
correlation between the legal framework of a country and sustainable e-commerce
environment, countries that have a efficient, effective and pertinent legal framework,
regulate the aforementioned factors and built e-trust in this way are in more advantaged
position in sector.
In Europe, as of 2018, the United Kingdom of Great Britain and Northern Ireland is
one of the countries has highest internet penetration rate and online shopping frequency;
however, the Republic of Turkey is one of the countries with lowest ratios. Even, there are
many social, infrastructural technological and economic and reasons of such a difference
between these States, different codification of the e-trust, comes into prominence. Indeed,
the comparison of Turkish and British legal systems with regard to e-trust in e-commerce
indicates that the British law is much more comprehensive, effective, systematic and
detailed than Turkish law and the notion of e-trust was regulated with more pertinent and
efficient rules in much more powerful way in United Kingdom, than Turkey. In Turkey,
for promotion of a sustainable commercial environment between consumers and businesses
and acceleration of e-commerce frequency, the e-trust and its consisting factors must be
strengthened. In that context, with regard to e-trust; several legal revisions, alterations and
corrections need to be implemented, new, pertinent and efficient rules should be introduced
and finally notion of e-trust has to be reshaped by modelling British law
Demographic and clinical characteristics of atrial fibrillation patients suffering from an ACS without prior revascularization history
European Soc Cardio
Süt dişlerinden ankraj alan modifiye haas apareyi ile yapılan hızlı üst çene genişletmesinin uzun dönem dental ve iskeletsel etkilerinin değerlendirilmesi
Amaç: Süt dişlerinden ankraj alan Modifiye Haas Apareyi ile yapılan hızlı üst çene genişletmesinin (HÜÇG) dental arklar ve iskeletsel yapılar üzerine olan etkisinin kısa ve uzun dönemde değerlendirilmesidir .
Birey ve Yöntem: Çalışmamıza Modifiye Haas Apareyi ile HÜÇG yapılmı ş 24 bireyin kayıtları dahil edilmiştir. Hastaların genişletme öncesi (T0), genişletme apareyi çıkarıldığında (Tı) ve 1 yıllık peki ştirme (T2) kayıtları incelenmi ştir . Lateral sefalometrik ve panoramik filmler Dolphin Imaging yazılımı ile, dental modeller ise Dental Wings 7 cihazı ile taranıp 3 boyutlu olarak Viewbox 4 programı ile analiz edilmiştir. Yapılan analizlerde 33 sefalometrik, 10 model ve 6 panoramik ölçüm değerlendirilmiştir. Verilerin analizi IBM SPSS Statistics 17.0 paket programında yapılmıştır
Bulgular: Geni şletme sonrası A ve ANS noktalarında sagital yönde anlamlı derecede öne hareket gözlenirken (p<0,001), SNA açısında istatistiksel olarak anlamlı bir değişim gözlenmemi ştir. Hem ANS hem de PNS noktalarının horizontal referans düzlemine olan uzaklığında T0’a göre T1 ve T2’de anlamlı artış bulunmuştur.
SNB, SN-GoGn ve GoMe-HRD açılarında anlamlı bir değişim izlenmemiştir. B ve Pog noktalarının benzer şekilde T0’a göre T2 de anlamlı derecede öne doğru hareketi izlenmiştir (B-VRD, p=0,039)(Pog-VRD, p=0,005). Her iki nokta T0’a göre T1 ve T2 de anlamlı derecede aşağı doğru hareket etmiştir (B-HRD, p<0,001) (Pog-HRD, p<0,001). Maksillomandibular ölçümlerde bir değişim izlenmezken anterior üst ve alt yüz yüksekliğinde artış bulunmuştur. Keserlerin hem kafa hem de kendi kaidesiyle yaptığı açıda değişiklik izlenmemiştir.
Model ölçümlerinde hem maksilla hem de mandibulada intermolar genişlikte artı ş bulunmuştur (p<0,001, p=0,013) . Takip sürecinde üst intermolar geni şlikte nüks İzlense de T2 dönemindeki değerler başlangıça göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0,001). Genişletme sonrası palatinal yüzeyin her 3 alanında da istatistiksel anlamda belirgin artı ş izlenmiştir (p<0,001) . Ark derinliği ölçümlerinde fark görülmezken, ark çevresinde belirgin artı ş bulunmuştur (p<0,001).
Sağ ve Sol A açılarında takip döneminde artı ş bulunurken, B ve C açılarında ise takip döneminde azalma görülmüştür.
Sonuç: Modifiye Haas ile HÜÇG sonrası hem dental hem de iskeletsel yapılarda anlamlı değişiklikler gözlenmiştir. Genişletmeyle birlikte maksillada hafif öne hareket görülürken, keser açılarında anlamlı değişim izlenmemiştir. Dental arklarda hem transversal boyut ölçümlerinde, hem de alan ölçümlerinde önemli artı ş gözlemlenmişti . Genişletmenin kanin ve yan kesici diş eğimlerine direckt bir etkisi bulunamamıştır.
Aim: The purpose of this study was to evaluate the short and long term changes of the dental arches and skeletal structures induced by rapid maxillary expansion (RME) anchored on deciduous teeth.
Subjects and Method: The study consists of twenty-four patients treated with a modified Haas expander. The records of the patients were evaluated before the treatment (T0), at the removal of the expander (T1) and one year later after the removal of the expander (T2). Lateral cephalometric and panoramic radiographs were analysed with Dolphin Imaging Software. Dental models were scanned by using Dental Wings7 and analysed with Viewbox4 software programme. A total of 49 parameters including 33 cephalometric, 10 model and 6 panoramic measurements were evaluated. Statistical analysis was conducted using IBM SPSS 17.0 package programme.
Results: Sagittal displacement of A and ANS points showed statistically significant increase (p<0,001). However change in the SNA angle was not significant. When T0, T1 and T2 time intervals were compared, there were statistically significant increases in the distance between ANS-HRD and PNS-HRD.
In our study, no significant difference was observed in the SNB, SN-GoGn and GoMe-HRD angles. The B and Pog points presented statistically significant forward movements according to the VRP in T2 (p=0,039, p=0,005). Both points moved significantly downward in T1 and T2 when compared T0 (p<0,001, p<0,001). Although no significant change was found in the measurements related to maxillomandibular evaluation, the upper anterior and the lower anterior face hights increased. The analysed measurements presented no significant difference in the upper incisor angulation with respect to the anterior cranial base and palatal plane There were significant increases in maxillary and mandibular intermolar widths. Slight relapse tendency was observed in intermolar width in T2, but T1 values were still statistically significant higher than pretreatment values. All palatal area measurements showed significant enlargement. Arch depth showed no statistically significant change. Palatal expansion produced measurable increase (p<0,001).
The right and left A angles showed increase in T2. However, there was a significant decrease in the B and C angles
Şöhret ve mahremiyetin sınırlarına yönelik bir soykütük analizi: Pazar dergisi
Bu araştırma, medya ile şöhret ve mahremiyet arasındaki ilişkiye odaklanarak, şöhret
mahremiyeti konusunu irdelemeye ve anlamaya çalışmaktadır. Bu doğrultuda, Türkiye’de
1956 yılnda yayım hayatına başlayan Pazar dergisi araştırmanın ekseninde yer almaktadır.
Çok partili hayata geçilen Demokrat Parti dönemiyle birlikte canlanan medya ortamında,
günümüzle yakından ilintili şöhret tipinin ve söyleminin belirginlik kazandığı
düşünülmektedir. Bu bağlamda Pazar dergisi ve şöhretleri araştırmanın örneklemini
oluşturmaktadır. Araştırma için böyle bir tercih yapılmasının nedeni, günümüzde
normalleşmiş olan söylem ve pratiklerin geçmişe dönük izini sürerek, neden ve nasıl
nüvelendiklerini anlamaya yönelik perspektif kazandırmaktır. Ayrıca konuyla ilgili olarak söz
konusu dönemde iktidar ilişkilerinin yeniden düzenlenerek yerleşiklik kazanması ve
günümüzdeki kadar kompleks yapıda olmayışı daha tutarlı gözlem yapmaya ve iktidar
ilişkilerini açığa çıkarmaya olanak vermektedir. Bu bağlamda günümüz toplumlarında yaygın
bir eğilim olarak gözlemlenen, mahremiyetin alenileşmesi durumu hakkında
değerlendirmelerde bulunabilmek ve önemli dayanak noktalarına ulaşabilmek mümkün
gözükmektedir. Zira çalışma boyunca tarihsel koşullar ile makro iktidar yapılarının yanı sıra
birey, etkin özne olarak değerlendirilerek; etken bir fail olarak dikkate alınmaya gayret
edilmiştir.
Erişilebilen tüm sayılar dikkate alınmakla beraber derginin çözümleme sürecinde, yerli
şöhretlerin görünür olmaya başladığı 1963 yılından hareketle yoğunluk kazandıkları 1965
yılıyla 1970 yılı arasına odaklanılmıştır. Bu yıllarda film sayısının ve magazinlerin hızla
artmasının bir sonucu olarak birçok kişi şöhrete kavuşmuş ve bu yeni ünlüler de kamunun
zihninde ve belleğinde yer almaya başlamıştır. Dolayısıyla bu dönemde gözlemlenen
şöhretlerdeki bu çeşitlenme medya ekseninde şöhret ve mahremiyet ilişkisinin tartışılmasına
uygun zemin oluşturmaktadır. Çözümleme safhasında şöhretlerin, direkt içeriğin merkezinde
yer aldığı fotoğraflar ve metinler inceleme kapsamına dâhil edilmiştir. Böyle bir sınırlandırma
yapılmasının nedeni bizatihi şöhretlerle ilgili daha fazla veri barındıran içeriklere
yoğunlaşmak ve analiz sürecinin etkinliğini arttırmaktır. Bu doğrultuda içerik çözümlemesi
yöntemiyle ilk bakışta öne çıkan eğilimler saptanmaya ve gösterilmeye çalışılmıştır. Böylece
şöhretlerle ilgili içeriklerin genel bir haritası çıkarılmak istenmiştir. Ardından içerik çözümlemesinde saptanan bulgular dikkate alınarak, öne çıkan söylem ve pratikler üzerinden
iktidar ilişkileri irdelenmeye gayret edilmiştir.
Araştırmanın hedefleri doğrultusunda gerçekleştirilen çözümleme ışığında Pazar
dergisinin, şöhretin tüm bedeni ve benliğiyle hayatının her köşesinin görünür kılınmasına
yönelik söylem ve pratiklerin inşa edilmesine katkı sağladığı görülmüştür. İnşa edilen söylem
ve pratikler ise kendi öznelerini/şöhretlerini yaratarak şöhret kategorisinin genişlemesini
sağlamış ve günümüz şöhretleriyle benzerlik taşıyan tipolojinin nüvelenmesine zemin
hazırlamıştır. Pazar dergisinin dayattığı kurallar çerçevesinde hareket edip kalan bireyler hızla
şöhretleşerek kendilerine iktidardan pay sağlamışlardır. Diğer yandan yaratılan iktidar alanı
içerisinde, oyunu kuralına göre oynamayı bilen kişilerin özgün taktikler geliştirerek
günümüzde de gözlemlenen bazı eğilimlerin kemikleşmesine nasıl katkı sağladıkları ortaya
konmuştur. Derginin, sinema ve medya endüstrisi adına özellikle yaygınlık kazandırmaya
çalıştığı “soyunma” pratiğinin, şöhretleşmek adına bazı kimseler tarafından belli mekan ve
zamanlarda nasıl ustaca kullanıldığına şahit olunmaktadır. Medyanın seçenekleri daralttığı
oyun alanı çerçevesinde kalarak gereklilikleri hızla yerine getiren bireyler, yeni bir şöhret tipi
ve şöhretleşme pratiğinin Türkiye’de kök salmasına zemin hazırlamıştır.
This research, by focusing on the interrelationship between media and celebrity and privacy,
tries to scrutinize and understand the issue of celebrity privacy. In this respect, the Pazar
Magazine which started publishing in 1956 in Turkey is located in the center of the research.
It is thought that the type and discourse of celebrities that is closely related to the present day
has gained prominence in the media environment which has been revived with the Democrat
Party period which was started with the multi-party system. In this context, Pazar magazine
and celebrities constitute the sample of the research. The reason for making such a choice for
the research is to provide a perspective for understanding how and why they are replicated by
tracing the discourses and practices that are used today. In addition, the reorganization of
power relations in the period in question and the establishment of these relations and their
relative lack of complexity allows us to make more consistent observations. In this context, it
is possible to reach some important bases for evaluating the publicity of privacy which is
observed as a common tendency in today's societies. Because during the study, besides the
historical conditions and macro power structures, the individual is evaluated as an active
subject; has been tried to be considered as a perpetrator.
Although all accessible issues are taken into consideration, the analysis process of the
journal mainly focuses on the year 1963 when local fame became visible and the years
between 1965 and 1970 when local fame became more noticable. During these years, as a
result of the rapid increase in the number of movies and magazines, many people gained fame
and these new celebrities began to appear mind and memory of the public. Therefore, this
variation in the celebrities observed in this period constitutes the basis for discussing the
relationship between fame and privacy on the media axis. In the analysis phase, photographs
and texts in which celebrities were directly at the center of the content were included in the
review. The reason for such a limitation is to concentrate on the content that contains more
data about the celebrities themselves and to increase the efficiency of the analysis process. In
this direction, it is attempted to identify and show the trends that are prominent at first glance
by the content analysis method. In this way, an attempt was made to create a general map of
celebrity-related content. Then, taking into account the orientations determined in content analysis, power relations were tried to be examined through prominent discourses and
practices.
In the light of the analysis carried out in line with the objectives of the research, it was
seen that Pazar magazine contributed to the construction of discourses and practices aimed at
making all aspects of fame and every aspect of life visible. The discourses and practices that
built have created their own subject and fame and expanded the category of fame and
prepared the basis for the reproduction of individuals who are similar to today's fame. Those
who act within the framework of the rules imposed and those who stay within the framework
of these rules have quickly become celebrities. On the other hand, within the field of power
created, it has been demonstrated how the people who know how to play the game according
to the rule develop original tactics and contribute to the ossification of some tendencies
observed today. It is witnessed how the “undressing” practice, which the magazine tries to
gain widespread in the name of cinema and media industry, is used skillfully by some people
in certain places and times in order to become celebrities. Those who accept the rules and
adapt quickly in the field of play where the media offer no other options have prepared the
ground for a new type of fame and method to become rooted in the country
Yazar, metin, okur sarmalında sinema ve müziğin alımlanması
Sinema ve müzik insanları hem duygulanıma hem de düşünmeye iten iki sanat dalıdır.
Seslerin bir araya getirilip kompozisyon haline getirildiği süreçte müzik, armoni, ritm ve
zamanı bir araya getirerek bir anlatım ortaya çıkarır. Bu bakıma hareketli imgeleri bir araya
getirerek anlatım sunan sinema sanatı ile benzerlik gösterir. Tarihsel perspektiften sinema ve
müziğin birlikteliğine baktığımızda bu iki sanatın biribirinden ayrılmaz bir birliktelik içinde
oldukları söylenebilir. Bir filmdeki müziğin nasıl alımlandığı merak uyandıran bir konudur.
İngiliz-Amerikan yönetmen Christopher Nolan filmlerinde izleyenlere görsel-işitsel bir dünya
sunar. Çalışmanın merak konusu Nolan filmlerinde müziğin nasıl alımlandığı meselesidir. Bu
bağlamda çalışma kapsamında Christopher Nolan‟ın Memento, Inception ve Dunkirk filmleri
katılımcılar tarafından alımlanmış ve yeni bir metin üretmişlerdir.
İş birliği içinde bir yaratım süreci gerektirmesi, sinemanın benzeri olmayan bir sanat
olduğunu akla getirir. Her sanat dalı gibi sinema da anlatılara odaklanır. Görsel-işitsel bir
dünya sunan sinemada gördüğümüz ve duyduğumuz herşeyin bir anlamı olduğu söylenebilir.
Dolayısıyla bu araştırmanın konusu, Christopher Nolan filmlerinde müziğin nasıl
alımlandığıdır. Çalışmada, Christopher Nolan Memento, Inception ve Dunkirk filmlerinde
müziğin nasıl alımlandığı sorunu inşacı bir onotloji ve alımlamacı bir metodolojiye
yaslanarak değerlendirilmektedir. Çalışmanın kuramsal çerçevesi Alımlama Estetiği
Kuramı‟na bağlı olarak oturtulmuştur. Alımlama Estetiği Kuramı metnin anlamına ulaşmak
adına okurdan yana bir tutum sergiler. Etkileşime dayalı bu süreçte metne ilişkin yapılan her
okuma metnin yeniden üretimi anlamına gelmekte ve her okur kendi yaşantısına,
deneyimlerine ve dil becerileriyle ilişkili olarak metni yorumlamaktadır. Kuşkusuz her
izleyici için bu unsurlar farklı olacağından izleyiciler alımlamalar yaşayacaktır. Bu araştırma
özellikle sinema anlatısında müziğin bu farklı yorumlardaki yerini ve gizilini değerlendirmeyi
hedeflemektedir.
Araştırma referansını Christopher Nolan‟ın sinemasından almaktadır. Yönetmenin
filmografisinden söz konusu filmlerin nasıl alımlandığı, alımlamada müziğin filmin
anlamlandırma sürecine nasıl dâhil olduğu alımlayıcılarının perspektifi eşliğinde
değerlendirilmiştir. Bu bağlamda çalışma kapsamında Christopher filmlerinin katılımcılar tarafından alımlandığı bir araştrıma tasarlanmış ve katılımcıların yaratıcı süreçte metni
anlamlandırmalarını teşvik etmek üzere bu metinlerle ilgili yarı yapılandırılmış sorulardan
yola çıkarak yeni bir metin üretmeleri istenmiştir. Araştırma sonunda araştırmaya katılan her
katılımcının farklı deneyim ve birikim sahibi olmasından ötürü filmlerin müziklerini farklı
biçimlerde alımladığı sonucuna ulaşılmıştır. İzleyici bir yazar edasıyla filmin anlamını
yeniden yazarken bunu müzik dolayımıyla da yapmaktadır.
Cinema and music are two branches of art that prompt the human beings to affection
and reasoning. In the process in which sounds are brought together into a composition, the
concept of music brings harmony, rhythm and time together and creates a narration. In this
respect, it is similar to the art of cinema, which brings moving images together in order to
create a narration. When the association between cinema and music is observed from a
historical perspective, it can be stated that these two art forms are inseparable from each other.
The reception of a music in a movie has always been an interesting topic. British-American
filmmaker Christopher Nolan presents his audience an audio-visual worlds with his films. The
subject of the study is the question of how music is received in Nolan films. In this context, as
part of the study, Christopher Nolan‟s Memento, Inception and Dunkirk films were received
by the cinephiles and produced a new text.
The necessity of a process of creation in collaboration brings to mind that cinema is a
unique art. Cinema, like every branch of art, focuses on narratives. It can be stated that
everything that we see and hear in the cinema which presents an audio-visual world has a
meaning. Therefore, the subject of this research is how the music is received in Christopher
Nolan films. In the study, the problem of how the music is acquired in Christopher Nolan
films is evaluated by leaning against a constructive ontology and phenomenological
methodology. The theoretical framework of the study is based on the Reception Theory. The
Reception Theory exhibits a reader-side attitude to achieve the meaning of the text. In this
interaction-based process, each reading of the text refers to the reproduction of the text, and
each reader interprets the text in relation to his or her background, experience and language
skills. Undoubtedly, since these elements are different for each audience and the viewers will
experience reception. This study aims to evaluate the place and mystery of music in these
different interpretations in the cinema narrative.
The research takes its reference from Christopher Nolan‟s cinema. Memento,
Inception and Dunkirk texts from the director‟s filmography were selected for the research;
How these films were received and how the music was included in the process of meaningful interpretation of the film were evaluated with the perspective of the participants. Accordingly,
in the context of the study, a research which includes the reception of Christopher Nolan‟s
Memento, Inception and Dunkirk films by the participants is designed and participants were
asked to produce a new text based on semi-structured questions about these texts in order to
encourage making sense of the text in the creative process. At the end of the research, it has
been reached the conclusion that since every participant participating in the research process
has different experiences and knowledge, each one of them has different ways of receiving the
meaning by means of music in the films. As a writer, the author-audience rewrites the
meaning of the film and does so through music
A Case of Simultaneous Mania and Idiopathic Normal Pressure Hydrocephalus: Etiology or Comorbidity?
Normal pressure hydrocephalus (NPH), typically associated with the triad of gait disturbance, dementia and urinary incontinence, rarely presents with symptoms of mania, depression or psychosis and psychiatric disorders may complicate the diagnosis. Few cases of NPH and psychiatric disease comorbidity have been reported so far. In most of these cases, NPH was associated with depression and psychotic symptoms. Mania symptoms were also reported in a few cases those of which were associated with a history of bipolar disorder (BPD) or subthreshold BPD symptoms. In this paper, we present a case of late-onset mania symptoms simultaneously presenting with NPH in a healthy individual without a history of psychiatric disorder
Aralıklı talep tahmin modellemesi
Tahminleme ya da öngörüleme, bugünden geleceğe ışık tutarken bize en önemli yol göstericidir. Yüksek verimli bir öngörüleme aynı zamanda yüksek verimli bir fabrika anlamına gelmektedir. Bu noktada üretimi yapılacak olan ürün dikkate alınarak en uygun öngörüleme yöntemi seçilmedir. Bu çalışmada bu konu üzerinde gerçek talep değerleri ile tahmin planlaması çalışması yapılmıştır. Bu çalışmalar için elde edilen gerçek talep değerleri düzensiz ve aralıklı olup, hangi gün, hangi üründen, hangi müşteriye, ne kadar satış yapıldığı bilgisini bize sunar. Bu tip veriler için daha önceden belirlenmiş farklı tahmin yöntemlerinin ilgili ürünler için tahmin performansları ölçülmüştür. Performansı ölçülen yöntemler basit ortalama yöntemi, basit üstel düzeltme yöntemi ve croston yöntemidir. Bu yapılan modelleme ile hangi ürünün hangi yöntem ile uygun çalıştığı görülmüştür. Bu yapılan çalışma ile üretim planlaması alanında yeni ve alternatif bir metod geliştirilmek istenmiştir.
Forecasting helps us by casting light on our projected path between today and the future. Efficient forecasting leads to a highly productive environment. Demand forecasting involves selecting a proper foresting methodology for each product. Our research focuses on selecting proper forecasting models by using historical demand data from a confectionary producer. The data is collected from sales vouchers which list product type, customer id, quantity and data for each sale transaction. The data is highly irregular, intermittent in nature. Preselected set of forecasting models are used to make demand projections. The model set includes simple moving averages, exponential smoothing, and Croston's method. The performance of each model is determined based on an error metric which measures the deviation between projected and actual values. This study is intended to present a new and alternative method that could be used in production planning
Çocuk müzesi ve bilim merkezlerindeki iç mekân standartları ve tasarım yaklaşımları
Geçmişten günümüze çocuk müzesi ve bilim merkezlerinin eğitim ve araştırmaya yönelik
hedefleri bulunmaktadır. Günümüz çocuk müzeleri, dokunarak öğrenmeye yönelik
fonksiyonları ile geleneksel müzecilik anlayışına çağdaş bir yorum getirmektedir. Bu
noktada çocuk müzeleri bünyesinde bulundurduğu bilim merkezleriyle küçük yaştaki
bireylerin teknolojik ihtiyaçlarına yönelik merkezlerin başında gelmektedir.
Günümüzde teknolojisinin gelişim göstermeye başlamasıyla birlikte, çocuk müzesi ve bilim
merkezlerinin interaktif sergilemeye yönelimleri başlamıştır. Bilindiği gibi çağdaş
toplumların bilim ve teknoloji kavramlarını içeren eğitim ve öğretim kurumu olan çocuk
müzeleri, kavramsal değerlerin alfa jenerasyonuna aktarılmasını sağlayan öncü kurumların
başında gelmektedir. Son yıllarda küçük yaştaki bireylerin teknolojiye olan yönelimleri,
çocuk müzesi ve bilim merkezlerinde dokun-yap-öğren sistematiğinin gelişimine yardımcı
olmaktadır.
Tarihte çağdaş çocuk müzesi ve bilim merkezlerinin ilk örneği 1913 yılında ABD’de kurulan
Boston Çocuk Müzesi’dir. Dünya üzerinde, bünyesinde bilim merkezi bulunan çocuk
müzelerinin sayısı elli altı (56) olduğu saptanmıştır. Küçük yaştaki bireylerin zihinsel ve
beceri gelişimine yönelik çalışmaları bulunan çocuk müzesi ve bilim merkezlerinin,
ülkemizde geçerli bir örneği bulunmamaktadır. Bu tez çalışmasında; toplumun gelişiminde
sosyal ve kültürel eksikliklerin giderilmesini sağlayan çocuk müzelerine yönelik iç mekan
standartları ve mimariye yönelik kriterlerin belirlenmesi amaçlanmaktadır.
From past to present, children's museum and science centers have educational and researchoriented
aims. Children's museums of today provide a contemporary interpretation to
traditional museology with their functions perceiving by touch. At this point, children's
museums are one of the centers that aim at the technological needs of young individuals with
the science centers within the body.
Nowadays, thanks to the development of technology, children's museums and science
centers have started to exhibit interactive. As it is known, children's museums educational
institutions and include science and technology concepts. These are the leading institutions
that provide the transfer of conceptual values to the alpha generation. In recent years, the
orientations of young people towards technology have helped to develop touch-do-learn
systematics in children's museums and science centers.
The first example of contemporary children's museums and science centers in history is the
Boston Children's Museum, founded in 1913 in the US. In our country, there are no good
examples of children's museums and science centers that perform studies on mental and skill
development of individuals. In this thesis, it is aimed to determine the standard and
architectural criteria of children's museums, which overcome social and cultural deficiencies
in the development of society
Uluslararası hedef pazar seçiminde pekabet istihbaratının rolü ve önemi; Solar panel sektörü özelinde bir değerlendirme
Küreselleşme ile birlikte rekabetin yoğun bir şekilde artış göstermesi işletmelerin de dış pazarlara
açılmasını zorunlu hale getirmiştir. Küresel piyasalarda rekabet üstünlüğü sağlamak isteyen
işletmeler stratejilerini oluşturmadan önce ekonomik, kültürel, demografik, politik, yasal ve
teknolojik gelişmeleri izlemektedir. Bu yaşanan her gelişme işletmelerin yönetim ve pazarlama
alanlarında doğru stratejiler belirleyebilmeleri için çevre koşullarını iyi değerlendirmelerini
gerektirmektedir. Uluslararası pazarlara girişin ilk aşaması olan ihracata yönelen küçük ve orta
ölçekli işletmeler pazarda tutunabilmek için ürün çeşitliliği, rakip ve müşteri koşullarına uygun
yön belirlemektedir. İhracat ile uluslararası pazarlama faaliyetlerine başlayan işletmeler yoğun bir
rekabet ortamında yer alacakları için stratejik hamlelere ihtiyaç duyarlar.
İşletmelerin başarılı stratejik hamleler için istihbarata ihtiyaç duyarlar.‘İstihbarat’ kavramı devlet
politikalarının yanı sıra ekonomiler ve işletmelerin yapılarına da yerleşmişlerdir. Uluslararası
pazarlarda elde edilen bilgilerin süzülüp uygulanması aşamasında Rekabet İstihbaratın gücünü
her geçen gün rekabetin artması ile hissedilmektedir. Ayrıca işletmeler rakipleri ve ürünleri
hakkında stratejik bilgileri etkin bir şekilde toplamak ve bunu stratejik avantaja dönüştürmek
zorundadır. Bu kapsamda da Rekabet İstihbaratı ile sağlanan bilgiler yol gösterici niteliğe
sahiptir. Bu çalışma, enerji sektöründe yer alan solar panel ürünü ile uluslararası pazarlarda yer
almak isteyen işletmeler için Rekabet İstihbaratı temelli bilgi akışını sağlayarak ihracatta hedef
pazarların belirlenmesine ve rekabet avantaj sağlamasına yardımcı olmaktadır.
Birinci kısımda daha net anlaşılması için uluslararası pazara giriş konusunda literatür taraması
yapılırken ikinci kısımda Rekabet istihbarat kavramının solar paneli ürünü ile ilgili pazar
araştırması yöntemi aracılığı ile sektörde yer alan işletmelerin görüşlerine yer verilmiştir. Veri
tabanlarından ve görüşmeler sayesinde elde edilen bilgiler, işletmeler için pazar araştırmasında
ikincil veri kaynaklarından yararlanılmıştır. Rekabet istihbaratı ile ihracat yapan işletmelerin daha
başarılı olduğu şeklinde bir yargı oluşmuştur.
The intense increase in competition with globalization has made it compulsory for enterprises to
open up to foreign markets. Companies that want to achieve competitive advantage in global
markets follow economic, cultural, demographic, political, legal and technological developments
before forming their strategies. This development requires companies to evaluate the
environmental conditions well in order to determine the right strategies in the areas of
management and marketing. Small and medium-sized enterprises, which are the first stage of
entry into international markets, focus on export to determine market orientation, competitor and
customer conditions. Businesses that start their international marketing activities with export
require strategic moves in order to take part in a competitive environment.
Businesses need intelligence for successful strategic moves. The concept of yan intelligence
stratejik is based on the state policies as well as the structures of economies and enterprises. In
the stage of filtering and implementing the information obtained in international markets, the
power of intelligence is felt with increasing competition every passing day. In addition,
businesses must collect strategic information about their competitors and products effectively and
turn it into a strategic advantage. In this context, the information provided by Competition
Intelligence is guiding. This study helps to determine the target markets and provide a
competitive advantage by providing information flow based on the Competitiveness Intelligence
for the companies wishing to take place in international markets with the solar panel product in
the energy sector.
In the first part, a literature review on entry into the International Market for a clearer
understanding is made and the second part includes the research on the solar panel product of the
Competition Intelligence concept and the interviews of the enterprises in this sector. The data
obtained through databases and interviews are the secondary data sources that are needed in the
market research for enterprises. There is a judiciary in the sense that the enterprises that export
intelligence and exports are more successful
Engelli çocuğa sahip ebeveynlerin stres düzeyi, stresle başa çıkma tarzları, hastalık yükü algıları ve bilgece farkındalık düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmada engelli çocuğa sahip ebeveynlerin stres düzeyleri, stresle başa çıkma tarzları,
hastalık yükü algıları ve bilgece farkındalık düzeyleri arasındaki ilişkiler incelenmiştir.
Araştırma kapsamında engelli çocuğa sahip ebeveynlerin sosyodemografik özellikleri (yaş,
cinsiyet, medeni durum, eğitim düzeyi, çocuğun cinsiyeti, çocuğun yaşı ve çocuğun tanısı)
bakımından anne-baba stresi, stresle başa çıkma tarzı, hastalık yükü değerlendirme ve
bilgece farkındalık değişkenlerinin her biri açısından anlamlı farklılıklar olup olmadığı
incelenmesi amaçlanmıştır. Ayrıca, anne-baba stresini hangi değişkenlerin (stresle başa
çıkma tarzları, bilgece farkındalık ve hastalık yükü değerlendirme) yordayıp yordamadığı
sorularına cevaplar aranmıştır. Araştırma örneklemi, Ankara ilinde yer alan Milli Eğitim
Bakanlığı’na bağlı özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerine devam eden, engelli çocuğa
sahip 274 ebeveynden oluşmaktadır. Araştırmada katılımcılara Demografik Bilgi Formu,
Anne-Baba Stres Ölçeği, Hastalık Yükü Değerlendirme Ölçeği, Stresle Başa Çıkma
Tarzları Ölçeği ve Toronto Bilgece Farkındalık Ölçeği uygulanmıştır.
Çalışmanın sonucunda anne-baba stresinin stresle başa çıkma değişkenlerinden
yordayıcıları; kendine güvenli yaklaşım, çaresiz yaklaşım ve boyun eğici yaklaşımdır.
Anne-baba stresinin hastalık yükü değişkeni boyutlarından yordayıcıları; günlük yaşamın
kısıtlanması, hasta için endişelenme ve mesleki aksamalardır. Tüm bu değişkenler anne
baba stresinin %41’ini açıklamaktadır. Bilgece farkındalık değişkeninin ise anne-baba
stresini açıklamada istatistiksel olarak anlamlı bir rolü görülmemiştir. Elde edilen bulgular
alanyazın çerçevesinde tartışılmıştır.
In this study, the stress levels of the parents with handicapped children, the coping styles,
the burden of illness and mindfulness levels were examined. In the scope of the research,
parents’ sociodemographic factors (age, gender, marital status, education level, child’s age,
child’s gender and child’s diagnosis) was examined whether there were any significant
differences in terms of parental stres, coping style, ilness burden and mindfulness. In
addition, seek answers to the predictors (coping styles, ilness burden, mindfulness) of
parental stres. The research sample consists of 274 parent with handicapped children who
attend special education and rehabilitation centers in Ankara. Demographic Information
Form, Mother-Father Stress Scale, Disease Burden Rating Scale, Stress Coping Scale and
Toronto Mindfulness Scale forms were administered to the participants.
As a result of the study, the predictors of parental stress related to coping variables; selfconfident
approach, helpless approach and submissive approach. Predictors of parental
stress related to burden variables; restriction of daily life, anxiety about patient and
occupational distruption. The results indicated these predictors explained %41 of the
variance for parental stres. However, mindfulness variable has no statistically significant
role in explaining parental stress. The findings and implications were discussed in the
frame of the literature