1983 research outputs found
Sort by
Lateral ayak bileği yaralanması olan kişilerde esnek ve esnek olmayan bantlama uygulamalarının sıçrama sonrası yere inişte ayak bileği kinematiği üzerine etkinliğinin karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı tek taraflı lateral ayak bileği yaralanması öyküsü
olan kişilerde etkilenmiş ayak bileğine uygulanan esnek ve esnek olmayan bantlama
uygulamalarının sıçrama sonrası yere inişte ayak bileği eklemi üzerindeki etkisini
kinematik olarak karşılaştırmaktır. Tek taraflı lateral ayak bileği yaralanması öyküsü
olan 24 kişi, 30 cm yükseklikteki platformdan tek ayak üstüne iniş yaptırılarak ayak
bileği kinematik analizi üç boyutlu yüksek hızlı kamera sistemiyle gerçekleştirildi.
Aynı analiz yaralanma geçirmiş ayağa esnek (kinezyo bantlama) ve esnek olmayan
bantlama (atletik bant) yapılarak tekrarlandı. Hiçbir bantlama yapılmadan
gerçekleştirilen inişte yere ilk temasta ve ilk temastan sonraki ilk 150 ms’ de etkilenen
ayağın inversiyon açı değerinin etkilenmeyen ayaktan daha küçük olduğu ve farkın
istatistiksel olarak anlamlı olduğu görülmüştür (p=0,03967, p=0,04250). Etkilenen
ayakta esnek bantlama, esnek olmayan bantlama uygulaması sonrası ve hiçbir
bantlama uygulaması yapılmadan gerçekleştirilen üç farklı yere inişte ilk temas, tam
temas ve ilk temastan sonraki ilk 150 ms’ de ayak bileği kinematik değerlerinde
istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmedi. Çalışmanın sonuçları, esnek ve esnek
olmayan bantlama uygulamalarının sıçrama sonrası yere iniş sırasında ayak bileğinin
stabilizasyonunda yeterli olmayabileceğini ve bant uygulama teknik ve
materyallerinin kinematik açıdan farklı olmadığını göstermektedir. Ayak bileği
yaralanması geçiren bireylerde özellikle sportif aktivite sırasında bantlama uygulaması
yapılsa dahi yaralanma ile ilgili kinematik risk faktörlerinin devam ettiği göz önüne
alınmalıdır.
The aim of this study was to
evaluate the effect of elastic and inelastic banding applications on the kinematic of
the ankle joint in drop landing in patients with a history of unilateral lateral ankle. 24
people with a history of unilateral lateral ankle injury were descended from a
platform of 30 cm height on one foot and ankle kinematic analysis was performed
with a three-dimensional high-speed camera system. The same analysis was repeated
by performing elastic (kinesio taping) and inelastic banding (athletic tape) on the
injured foot. In the descent performed without any banding, the inversion angle value
of the affected foot was smaller than the unaffected foot and the difference was
statistically significant (p = 0.03967, p = 0.04250). There was no statistically
significant difference in ankle kinematic values at the first contact, full contact and
first 150 ms after the first contact after landing in three different places after elastic
banding, inelastic banding and without any banding. The results of the study show
that elastic and inelastic banding applications may not be sufficient to stabilize the
ankle during landing after splashing and that the band application techniques and
materials are not kinematically different. It should be taken into consideration that
the kinematic risk factors related to injury persist in individuals with ankle injury,
even if taping is performed during sports activity
Osmanlı hukukunda cezaların infazı
Osmanlı Devleti, İslam hukukunu kendi gelenekleriyle birleştirmiştir. Böylece
şer'î ve örfî hukukun beraberce uygulandığı bir sistem oluşmuştur. Toplumda meydana gelen
suç tiplerine şer'î ve örfî hukuk kurallarına göre farklı yaptırımlar uygulanmıştır. Osmanlı
hukukunda unsurları ve ispat şartları gerçekleşen had ve kısas suçlarına belirlenen cezalar
uygulanmaktadır. Had ve kısas suçlarının dışında kalan ta'zîr suçları ve cezaları kanunnameler
ile belirlenmektedir. Aynı şekilde had ve kısas suçlarının unsurları oluşmadığında onlara
uygulanacak cezalar da kanunnameler ile belirlenmektedir. Böylece suçların kanuni unsuru
oluşturulmaya ve ta'zîr cezaları uygulanırken keyfilik ortadan kaldırılmaya çalışılmıştır.
Ancak cezaların infazında keyfiyet ortadan kaldırılamamıştır. Çünkü ta’zirde devlet
başkanının emri ile infaz gerçekleştirilirdi. Çalışmamızda Osmanlı ceza hukukunu oluşturan
temel kavramlar ve cezaların infazına ilişkin çeşitliliğin görülmesi mümkündür.
The Ottoman Empire combined Islamic law with its own traditions. Thus, the
shar’i and conventional law has created a system in which they were applied together.
Different sanctions were applied to the types of crimes occurring in the society according to
the rules of Shar'i and customary law. In Ottoman law, punishments are imposed for had and
kısas crimes, which are realized in terms of elements and conditions of proof. Ta'zir crimes
and penalties other than Had and kısas crimes are determined by the laws. In the same way,
the punishments to be applied to them are determined by the code of laws when the elements
of had and retribution crimes are not formed. Thus, the legal element of the crimes were
created and the arbitrariness was eliminated while the Ta'zir punishments were applied.
However, arbitrariness in the execution of punishments could not be eliminated. Because in
ta'zir, the execution would be carried out by order of the head of State. In our study, it is
possible to see the basic concepts of Ottoman criminal law and the diversity of the execution
of punishments
Yerinde ve taşıma sistemi ile sunulan yemek hizmetlerinde menülerin besin çeşitliliği, maliyet ve tüketici memnuniyeti yönünden değerlendirilmesi
Bu çalışma, yerinde ve taşıma sistemi ile sunulan yemek hizmetlerinde menülerin besin çeşitliliği, maliyet ve tüketici memnuniyeti yönünden değerlendirmek amacıyla yürütülmüştür. Ankara’da Yenimahalle ilçesindeki bir catering firmasının yerinde ve taşıma sistemi ile hizmet alan 19-82 yaş aralığında, yaş ortalaması 36.2±10.41 yıl olan 170’i (%84.2) erkek, 32’si (%15.8) kadın birey olmak üzere toplam 202 işçi ile gerçekleştirilmiştir. Yerinde ve taşıma sistemli yemek hizmetlerinde sunulan menüler, besin çeşitliliği ve maliyet açısından değerlendirilmiş, işçilere sunulan menülerden memnuniyet düzeyleri, memnuniyet anketi ile saptanmıştır. Taşıma mutfak menülerinde yeşil yapraklı sebze ve ayran, süt, şeker, bal, reçel vb. sıklığının yerinde mutfaktaki menülerden daha fazla olduğu saptanmıştır. Menülerin enerji değeri yerinde mutfak için 2598.35 kkal ve taşıma mutfak için 3465.65 kkal olarak belirlenmiştir. Karbonhidrat miktarı yerinde mutfakta 228.05 g, taşıma mutfakta 316.45 g iken, enerjiden gelen katkıları sırasıyla %35.6 ve %37.29 olarak bulunmuştur. Menülerin protein içerikleri yerinde mutfak için 86.95 g (%13.83), taşıma mutfak için 104.89 g (%12.43) olarak saptanmıştır. Yağ içerikleri yerinde mutfakta 146.72 g (Enerjinin %50.6’sı), taşıma mutfakta ise 195.4 g (Enerjinin 50.3’ü) olarak bulunmuştur. Menülerin kolesterol miktarları; yerinde mutfakta 355.70 g iken, taşıma mutfakta 501.45 g olarak saptanmıştır. Posa miktarı yerinde mutfakta 16.4 g, taşıma mutfakta 32.14 g olarak bulunmuştur. A vitamini yerinde mutfakta 1003.65 μg iken, taşıma mutfakta 2018.16 μg olduğu saptanmıştır. C vitamin miktari ise yerinde mutfakta 117.315 g, taşıma mutfakta 281.29 g olarak bulunmuştur (p<0.05). Kalsiyum miktarı yerinde mutfakta 858.69 mg iken, yerinde mutfakta 1176.77 mg, demir miktarları ise; sırasıyla 13.24 mg ve 17.72 mg olarak bulunmuştur. Tüm makro ve mikro besin öğeleri için iki sistem arasında fark önemli bulunmuştur (p<0.05). Menülerin maliyetleri değerlendirildiğinde, yerinde mutfakta sunulan sabah kahvaltısı 2.12 TL iken, taşıma mutfakta 3.75 TL’dir. Bireylerin 113’ü yerinde mutfak, 89’u taşıma mutfak hizmetten yararlanmaktadır. Çalışmada yerinde mutfak hizmetinden yararlananların %65.5’i mavi yaka, %34.5’i beyaz yaka iken, taşıma mutfak hizmetinden yararlananların ise %49.4’ü mavi yaka, %50.6’sı beyaz yaka olduğu saptanmıştır. Yerinde mutfak hizmetinden yararlanan işçilerin genel olarak menüleri %70.8’i iyi olarak değerlendirilirken, taşıma mutfak hizmetinden yararlanan işçilerin %31.5’i iyi, %50.6’sı orta olarak değerlendirilmiştir. Yerinde mutfak hizmetinden yararlanan işçilerin BKİ’si (25.6±3.18) ile taşıma mutfak hizmetinden yararlanan işçilerin BKİ’si (26.0±4.02) arasında önemli bir fark bulunmamıştır. Genel olarak menülerden memnuniyet oranları iki grup arasında fark bulunmuştur (p<0.05). Yerinde mutfak hizmetinden yararlanan işçilerin yemek çeşitliliğini, çorba tadını, kıvamını, içeriğini; et sıcaklığını, tadını, yağ miktarının; pilav makarna ve böreklerin sunumunu, sıcaklığını, tadını, yağını, içeriğini; sebze ve baklagil yemeklerinin sunumunu, sıcaklığını, tadını, yağını, içeriğini; soğuk ve zeytinyağlı yemeklerinin sunumunu ve içeriğini; salata ve tatlıların sunumunu, tadını, tazeliğini, hizmet akışını iyi bulma oranları önemli düzeyde fazla bulunmuştur. Yerinde mutfak hizmetinden yararlanan işçilerin yemekhanedeki hizmet akışını, servis kaplarının temizliği ve servis tepsilerinin temizliğini iyi bulma oranları önemli düzeyde fazla bulunmuştur (p<0.05).
Yerinde ve taşıma mutfak sistemli yemek hizmetlerinin avantaj ve dezavatajları göz önüne alınarak firmalara uygulanmalı, besin çeşitliliği, maliyet kontrolü ve müşteri memnuniyeti gözetilerek menü planlaması yapılmalıdır.
This study was conducted in order to evaluate the menus in terms of food variety, cost and consumer satisfaction in centralized and decentralized system. The study was carried out with 202 workers (170 (84.2%) males and 32 (15.8%) females) who were between 19-82 years of age and also the average age of the workers was 36.2±10.41 years and receiving service from a catering company in Yenimahalle district in Ankara. The menus offered in the centralized and decentralized system catering services were evaluated in terms of food variety and cost, and satisfaction levels of the menus offered to the workers were determined by satisfaction survey. The frequency of green leafy vegetables and buttermilk, milk, sugar, honey, jams etc. in the menus of decentalized system was higher than the menus centralized system. The energy value of the menus is determined 2598.35 kcal for centralized system and 3465.65 kcal for decentralized system. While Carbohydrate amount was 228.05 g in the centralized and 316.45 g in the decentralized system, The ratios from energy were found %35.6 and %37.29, respectively. The protein amounts of the menus were 86.95 g (%13.83) for the centralized and 104.89 g (%12.43) for the decentralized system. The fat amounts was found 146.72 g (50.6% of the energy) in the centralized and 195.4 g (50.3% of the energy) in the decentralized system. Cholesterol levels of the menus; while it was 355.70 g in the centralized and 501.45 g in the decentralized system. The amount of pomace was 16.4 g in the centralized system and 32.14 g in the decentralized system. Vitamin A was 1003.65μg in the centralized, while it was 2018.16μg in the decentralized system. The amount of vitamin C was 117.31 g in the centralized and 281.29 g in the decentralized system (p<0.05). While the amount of calcium is 858.69 mg in the centralized and 1176.77 mg in the decentralized system, the amount of iron are 13.24 mg and 17.72 mg respectively. The difference between the two systems was significant for all macro and micro nutrients (p<0.05). When the costs of the menus are evaluated, the breakfast offered in the centralized is 2.12 TL and 3.75 TL in the decentralized system. 113 of the workers benefit from centralized system and 89 of them decentralized system. In the study, 65.5% of the beneficiaries of centralized system were bluecollars and 34.5% were whitecollars, while 49.4% of those using decentralized system were bluecollars and 50.6% were whitecollars. Accorging to 70.8% of the workers benefiting from centralized system considered that menus are good, while 31.5% of workers benefiting from decentralized system considered that menus are good, and 50.6% were considered that the menus are average quality. There was no significant difference between BKI (25.6±3.18) of workers using centralized system and BKI (26.0±4.02) of workers using decentralized system. In general, the ratio of satisfaction on menus were different between the two groups. Among the workers who benefit from centralized system, The ratio of satisfaction for the variety of food, soup taste, soup thickness, soup content, meat temperature, meat taste, meat fat ratio; presentation of rice pasta and pastries, the temperature of rice pasta and pastries, the taste of rice pasta and pastries, the oil and content of rice pasta and pastries; presentation, warmth, taste, fat, content of vegetable and legume dishes; presentation and content of cold and olive oil dishes; salads and desserts presentation, taste, freshness, satisfaction for service flow in the cafeteria, cleaning of service containers and cleaning of service trays is significantly higher (p<0.05).
It should be applied to the companies considering the advantages and disadvantages of centralized and decentralized system catering services, menu planning should be made considering food variety, cost control and customer satisfaction
Havadan yere atılan bir füze için farklı güdüm algoritmalarının karşılaştırmalı analizi
Bu tezde; hareketsiz, sabit hızlı ve sabit ivmeli hedef tipinin kullanıldığı senaryolar için iki farklı füze dinamiğinin kullanıldığı kapsamlı bir füze hareket modeli üzerinde literatürdeki yaygın güdüm algoritmaları karşılaştırılmıştır.
Atmosfer, güdüm, otopilot ve füze dinamiği modellerini içeren ve istenen füze aerodinamik veri tabanını kullanmaya elverişli bir füze modeli oluşturularak füzenin üç serbestlik dereceli hareketi modellenmiştir. Aerodinamik kuvvet ve momentler ile otopilot kazançları için gerekli olan aerodinamik veri tabanı, füze geometrisine göre Missile DATCOM yazılımı ile elde edilmiştir. Literatüre katkı sağlamak amacıyla ivme ve açı çıkışlı güdüm algoritmaları arasından seçilen yedi algoritma ile üç farklı senaryo için yapılan benzetimler, iki füze geometrisi ile tekrarlanmış, modelin ivme ve açı çıkışlı güdüm algoritmalarına uygun çalışabilmesi için iki otopilot modeli kullanılmıştır. İvme çıkışlı güdüm algoritmalarından Saf Oransal Seyrüsefer Güdümü (SOSG), Gerçek Oransal Seyrüsefer Güdümü (GOSG), Genişletilmiş Oransal Seyrüsefer Güdümü (GNOSG), Parabolik Hedef Takibi Güdümü (PHTG) ve Hız Takibi Güdümü (HTG); açı çıkışlı güdüm algoritmalarından Doğrusal Hedef Takibi Güdümü (DHTG) ile Gövde Takibi Güdümü (GTG) uçuş profilleri, uçuş süresi, füzeye yaptırdığı en yüksek manevra değeri ve füzenin hedefi yakalama performansı bakımından karşılaştırılmıştır.
Oluşturulan kapsamlı füze modeli ve değerlendirilen çok sayıda kriter ile güdüm algoritmaları hakkında kapsamlı bir analiz çalışması elde edilmiştir. Gerçekleştirilen çok sayıda benzetimin sonucunda, güdüm algoritmalarının performanslarının hedef tipine ve füze dinamiğine bağlı olduğu gözlemlenmiştir.
In this thesis, it is aimed to compare common guidance laws in literature on a comprehensive missile motion model which two different missile dynamics are used for scenarios with stationary, fixed speed and fixed accelerated target type.
Three degree of freedom movement of the missile was modeled by setting a model of the missile including the atmosphere, guidance, autopilot and missile dynamics suitable for operating the aerodynamic database of the desired missile. The aerodynamic database required for aerodynamic forces, moments and autopilot gains has been obtained by Missile DATCOM software according to missile geometry. In order to contribute to the literature, simulations for three different scenarios with seven algorithms selected from acceleration and angle-output algorithms were repeated with two missile geometries and two autopilot models were used in order to operate the model in accordance with acceleration and angle output guidance laws. Pure Proportional Navigation (PPN), True Proportional Navigation (TPN), Augmented Proportional Navigation (APN), Parabolic Homing Guidance (PHG) and Velocity Pursuit Guidance (VPG) as acceleration output guidance laws and Linear Homing Guidance (LHG) and Body Pursuit Guidance (BPG) as angle output guidance laws were compared in terms of flight profiles, flight time, maximum maneuvering value of the missile and target capture performance.
Comprehensive analysis study about the guidance laws has been obtained with formation of the comprehensive missile model and evaluation of many criteria. The dependence of the performance of the guidance laws on the target type and missile dynamics was observed according to the results of many simulations performed
Böbrek ve üriner sistem konjenital anomalisi (cakut) tanısı alan hastalarda stat3 polimorfizmlerinin (c.-1915C>G, c.1671C>T, c.-1-13666T>C, c.273+314A>G/T) sıklıklarının belirlenmesi
Konjenital böbrek ve üriner kanal anomalisi (CAKUT) embriyonik dönemde meydana gelen konjenital böbrek malformasyonlarının tamamını içerir ve tüm konjenital malformasyonların yaklaşık %20-30'unu oluşturur. CAKUT, böbrek agenezisi, böbrek displazisi, böbrek hipoplazisi, hidronefroz, hidroüreter ve vezikoüreteral reflü dahil olmak üzere idrar yolu morfogenezindeki bozukluklardan kaynaklanan yapısal malformasyonları kapsar. Şimdiye kadar CAKUT fenotipi ile ilişkili olduğu düşünülen 36 farklı gen saptandı. Bununla birlikte, CAKUT veya ekstra böbrek belirtisi olan CAKUT hastalarının sadece %20'sinde söz konusu 36 gende mutasyon tespit edildi. Bu veriler CAKUT'ta yüksek genetik heterojenitenin varlığını göstermektedir. STAT3, STAT protein ailesinin bir üyesidir. STAT protein ailesi kanser gelişimi, inflamasyonun düzenlenmesi, immün yanıt, apoptoz ve erken embriyonik gelişim gibi çok farklı mekanizmalarda görev almaktadır. STAT3'ün böbrek gelişiminde rol oynadığı ve böbrek hastalıkları ile ilişkili olduğu gösterilmiştir. Çalışma kapsamında STAT3 geninde yer alan dört farklı tek nükleotid polimorfizminin (SNP) CAKUT tanısı alan hastalardaki görülme sıklıkları araştırıldı. Bu SNP'lerden rs1053004 genin 3’ kodlanmayan bölgesinde (UTR), rs4796793 ise 5’ UTR da yer alır. rs744166 ekzon 1 ve ekzon 2 arasındaki intronik bölgede, rs3816769 ise ekzon 3 ve ekzon 4 arasındaki intonik bölgede yer alır. rs744166 ve rs4796793 polimorfizmleri PZR-RFLP, ve rs1053004 ve rs3816769 polimorfizmleri ise gerçek zamanlı PZR yöntemi ile çalışıldı. Hasta ve kontrol grubunun seçimi Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi-Ankara Hastanesi Pediatrik Nefroloji Bilim Dalı ile ortak olarak gerçekleştirilmiştir. Bu tezde KA17/341 numaralı projede kullanılan 0-18 yaş arasındaki 145 CAKUT tanılı hasta ve 128 kontrol örneği kullanıldı. İstatistik analizler, çalışmaya dahil edilen polimorfizmlerin, konjenital böbrek ve üriner kanal anomalisi (CAKUT) ile istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkisi olmadığını gösterdi.
Congenital anomalies of the kidney and urinary tract (CAKUT), collectively refers to various structural malformations characterized by renal developmental disorders in the embryonic period and this malformation accounts for approximately 20-30% of all congenital malformations. CAKUT includes various structural malformations resulting from abnormalities in the morphogenesis of the urinary tract, including renal agenesis, renal dysplasia, renal hypoplasia, hydronephrosis, hydroureter, and vesicoureteral reflux. Currently, 36 genes found to be related to CAKUT phenotype. However, only 20% of CAKUT patients have mutations in these 36 genes. These data indicate the presence of high genetic heterogeneity in CAKUT. STAT3 is a member of the STAT protein family. The members of this protein family have roles in different cellular mechanisms such as cancer, inflammation, immune response, apoptosis, and early stage of embryonic development. It has been shown that STAT3 plays a role in kidney development and is associated with renal diseases. In this study, four different single nucleotide polymorphisms (SNP) localized in the STAT3 gene was investigated in patients diagnosed with CAKUT. rs1053004 is located in the 3’ untranslated region (UTR) of the gene and rs4796793 is located in the 5 ’UTR. rs744166 is located in the intronic region between exon 1 and exon 2, and rs3816769 is in the intronic region between exon 3 and exon 4. We used PCR-RFLP method for the analyses of rs744166 ve rs4796793, and melting curve analyses for rs1053004 and rs3816769.The selection of the patient and control groups was made in collaboration with Başkent University Faculty of Medicine Department of Pediatric Nephrology. In this study, we used previously isolated DNA samples (From KA17/341). Total of 145 CAKUT patients between 0-18 years old, and 128 control individuals enrolled in this study. As a result of statistical analysis, no polymorphism was found to be related to congenital anomalies of the kidney and urinary tract (CAKUT)
Ortaokul 6. , 7. ve 8. sınıf öğrencilerinin orantısal akıl yürütme becerilerini ve matematik dersine yönelik tutumlarının bazı değişkenler açısından incelenmesi: cinsiyet ve sınıf düzeyi perspektifi
Bu çalışmada, ortaokul 6. ,7.ve 8. sınıflarda olan öğrencilerin cinsiyetlerine ve
sınıf seviyelerine göre orantısal akıl yürütme becerilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır.
Ayrıca, ortaokul 6. ,7.ve 8. sınıf öğrencilerinin matematik dersine yönelik tutumları
incelenmiştir. Bunun yanı sıra, ortaokul 6. ,7. ve 8. sınıf öğrencilerinin orantısal akıl yürütme
becerileri ile matematik dersine yönelik tutumları arasındaki ilişkiye bakılmıştır.
Çalışmanın örneklemini, Marmara Bölgesindeki büyük şehirlerinden biri olan
Bursa ilinde 2015 – 2016 eğitim-öğretim yılında devlet okulunda eğitim gören 6. sınıf
(n=50), 7. sınıf (n=159) ve 8. sınıf (n=146) öğrenci oluşturmaktadır. Veri toplama aracı
olarak, nicel olan orantısal akıl yürütme beceri testi ve matematik tutum anketi öğrencilere
araştırmacı tarafından uygulanmıştır. Öğrencilerin matematik dersine olan tutumlarını
anlamak için PISA 2003 Projesinden yararlanılarak oluşturulmuş matematik tutum anketi
yapılmıştır. Bunun devamında Akkuş ve Duatepe Paksu (2006) tarafından geliştirilmiş
orantısal akıl yürütme beceri testi, orantısal akıl yürütme becerilerini ölçmek için ortaokul 6.
,7. ve 8. sınıf öğrencilerinde uygulanmıştır. Elde edilen niceliksel veriler; Spearman
Korelasyon Katsayısı, Shapiro-Wilk testi, Mann Whitney U testi, Kruskal-Wallis testi ile
analiz edilmiştir. Veri toplama aracından elde edilen bulgulara bakıldığında, öğrencilerin orantısal akıl yürütme becerilerinin ortalamanın altında olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Cinsiyet faktörüne göre incelendiğinde ise, kız öğrencilerin orantısal akıl yürütme becerileri
testinden aldıkları puanlar, erkek öğrencilerden istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha
yüksek olduğu belirlenmiştir. Farklı sınıf düzeylerinde bulunan öğrencilerin arasında
verilmeyen değer ve ters orantı boyutlarında orantısal akıl yürütme becerisi toplam puanı
açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmaktadır. Buna karşın, niceliksel karşılaştırma
ve niteliksel karşılaştırma boyutlarında farklı sınıf düzeylerinde eğitim gören öğrenciler
arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır.
Araştırma kapsamında elde edilen bir başka veri doğrultusunda ise, kız ve erkek
öğrencilerin matematik dersine yönelik tutum puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir
fark bulunmamıştır. Farklı sınıf düzeylerinde bulunan öğrencilerin matematik dersine yönelik
tutumu 6. sınıftan 8. sınıfa doğru gidildikçe istatistiksel olarak anlamlı ölçüde azalmıştır.
Ayrıca, ortaokul 6., 7. ve 8. sınıf öğrencilerinin orantısal akıl yürütme becerileri ile
matematik dersine yönelik tutumları arasındaki ilişkiye bakıldığında istatistiksel olarak
pozitif ilişki olduğu tespit edilmiştir.
In this study, it was aimed to determine the levels of proportional reasoning skills
of the students in the 6th, 7th and 8th grades of middle school according to their gender and
grade levels.In addition, the attitudes of the 6th, 7th and 8th grade students towards
mathematics lecture were examined. Furthermore, relationship between proportional
reasoning skills and attitudes towards mathematics lecture of middle school 6th, 7th, and 8th
graduate students was investigated.
The sample of study were consisted of the 6th grade (n = 50), 7th grade (n = 159)
and 8th grade (n = 146) students who were attended in the government school during 2015-
2016 academic year in Bursa province which is one of the big cities of marmara region. As a
data collection tool; proportional reasoning test, which is quantitative, and mathematics
attitude questionnaire were applied to the students by the researcher. In order to understand
whether the students' attitudes towards mathematics lecture. It is only a factor which may be
attitude or interest, the mathematics attitude survey which created by taking advantage of the
PISA 2003 project was performed. In continuation of this, the proportional reasoning skill
test developed by Akkuş and Duatepe Paksu (2006) was used to measure the proportional
reasoning skills of 6th, 7th and 8th grade students in the middle school. Obtained quantitative data was analysed with spearman correlation coefficient, shapiro-wilk test, mann whitney U
test, kruskal-wallis test. The results indicated that students' proportional reasoning skills were
below the average values. When examined according to gender factor, it was seen that the
scores of female students were found to be statistically higher than the male students. There is
a statistically significant difference between the total score and the proportional reasoning
skill of the students who have different grade levels. On the other hand, there is no
statistically significant difference between the qualitative comparison and qualitative
comparison dimensions among the students studying at different grade levels.
According to another data obtained in the research scope, there is no statistically
significant difference on attitude scores towards mathematics lecture between male and
female students. The attitude of students in different grade levels towards mathematics
lecture statistically decreased significantly from 6th grade to 8th grade. In addition, When
relationship between 6th, 7th, and 8th grade middle students' proportional reasoning skills
and their attitudes towards mathematics lecture was examined, statistically positive
relationship was detected
Clinical outcomes of deep anterior lamellar keratoplasty (DALK) in keratoconus patients.
Neoliberal ekonomi politikaları uygulayan ülkelerin finansal krizlere olan duyarlılıkları: Türkiye örneği
Gelişmekte olan ülkelerin 1980 sonrası uyguladıkları neoliberal iktisat
politikaları, 1990’lı yıllarda yaşanan finansal krizlerin nedeni olarak görülmüştür.
Neoliberal politikalar neoklasik ekonomi kuramına dayalı, temelde kapitalist üretim
ilişkilerinin tüm dünyaya yayılmasını hedefleyen yeni bir küreselleşme dalgasının politika
aracıdır. Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası aracılığıyla, IMF yapısal uyum
programları adı altında uygulama alanı bulan neoliberal politikalar, gelişmekte olan ülkeler
açısından bir bakıma kapitalistleştirme süreci olarak tanımlanabilmektedir. Bu bağlamda
kapitalizmin doğuşu ve gelişimi, bu güne kadar geçirmiş olduğu dönüşümün incelenmesi,
içeride kendiliğinden gelişen bir kapitalizm ile dışarıdan enjekte edilen bir kapitalizmin
kriz dinamiklerini oluşturan yapısını anlamada yararlı olmaktadır. Bu çalışmada finansal
kriz olarak ortaya çıkan gelişmekte olan ülke krizlerinin, esas itibariyle sermaye
birikiminde neoliberal dönüşümle birlikte yaşanan çelişkilerin sürdürülemeyerek açığa
çıkmasına neden olan kapitalist krizler olduğu üzerinde durulmaktadır.
Washington Uzlaşması ile başlayan neoliberal yeniden yapılanmanın serbestleşme
politikaları tüm dünyada ve gelişmekte olan ülkelerde makro ekonomik dengelerin
bozulmasına yol açmıştır. Neoliberal iktisat politikaları, sermaye birikiminin devamlılığını
sağlayan genişleyen yeniden üretim sürecini sekteye uğratarak, birikimdeki çelişkili
yapının devamlılığını hassas dengeler üzerine kurmaktadır. Bu çalışmada Türkiye
özelinde, neoliberal politikaların makro ekonomik göstergeler üzerindeki etkileri ve kriz
oluşumuna zemin hazırlayan çelişkileri yaratan sistematiği anlatılmıştır.
Neoliberal politikaların küresel ekonomiye eklemlenme amacıyla belirledikleri
serbestleşme hedefleri, gelişmekte olan ülkelerin sermaye birikim sürecinde çelişkiler
yaratmaktadır. Neoliberal politikalar, ülkeleri dışa bağımlı ve finansal sermaye girişlerine
ihtiyaç duyan bir ekonomik yapıya dönüştürmüştür. Bu yapıdaki çelişkili birikim modeli,
ülkelere kriz zemini hazırlamaktadır. Bu zeminden çıkış ancak ülke özgüllüklerine göre
belirlenen iktisat politikaları aracılığıyla sağlanabilir.
Neoliberal politikalarla kapitalizmin ilişkilendirilmesinde, politikaların toplumsal
dokunun bozulmasında ve çözülmesinde oynadığı önemli rol dikkate alınmıştır. Teorik
açıklamalarda zaman zaman kapitalizmin eleştirisi açısından etkili bir kaynak olarak
gördüğümüz Marksist İktisat teorisinden yararlanılmıştır.
After the 1980s, the Neoliberal Economic implemented Policies Developing
Countries, was the cause of the financial crisis in the beginning of the 1990s. The
Neoliberal policies based on neoclassical economic theory, was based on the capitalist
relations of production targets which represents a new wave of globalization. Through the
IMF and World Bank, the so called IMF structural adjustment programs these neoliberal
policies, in terms of developing countries in a sense can be defined as the process of
capitalization. Thats why, the historical development of capitalism: the emergence and
development of capitalism, focusing on the constant cycle it rotates through, understanding
the structure of capitalism within a developing capitalism and the self-injected from the
outside of the Dynamics of a crisis. In this study; as the financial cirisis, developing
countries with emerging crises, mainly in capital accumulation occured with the neoliberal
transformation of the conflict that results in continued disclosure that focuses on the
capitalist crisis.
Neoliberal restructing, starting with the Washington Consensus policies of
liberalization and developing countries all over the world in corruption has led to macroeconomic
imbalances. By studying the macro and micro economic data, a comparison was
made with Turkey. Neoliberal policies, capital accumulation will provide continuity of the
controversial structure is built on sensitive balances. In this study, the contradictions
experienced by Turkey and other developing countries are emphasized.
Neoliberal global economic policies that set fort he purpose of the joints
liberalization goals creat contradictions in the process of capital accumulation in
developing countries. Neoliberal policies have evolved yhe countries into an economic
structure that dependent on foreign capital inflows for financial need. This structure model
of the accumulation of contradictory prepare the ground for crisis to countries. Exiting
from this ground is through economic policy can be determined by the specificity of
country.
Neoliberal policies associated with capitalism, policies to solve the deterioration
of social fabric are taken into consideration. The Marxist Theory of Economics has been a
very important source that aided this study and from time to time criticize capitalism
Marka yönelimi, marka vatandaşlık davranışı ve işletme performansı arasındaki ilişki: Sağlık sektörü üzerine bir analiz
Bu çalışmanın amacı bir stratejik yönelim olan marka yönelimi, marka vatandaşlık
davranışı ve işletme performansı arasındaki ilişkiyi araştırmaktır. Bu çalışmada aynı
zamanda marka yöneliminin marka performansı üzerindeki etkisi ve marka performansının
finansal performans üzerindeki etkisi de incelenmiştir. Özellikle pazarlama ve satış alanında
istihdamın yoğun olduğu sağlık sektörüne odaklanılmıştır. Araştırmada 230 katılımcıya
anket uygulanmış, 219 katılımcının anket sonuçları değerlendirmeye alınmıştır. Çalışmada
yapılan analizlere göre marka yöneliminin marka vatandaşlık davranışı üzerinde olumlu
etkisi olduğu bulunmuştur. Ayrıca marka performansının finansal performans üzerinde
olumlu etkisi olduğu görülmüştür. Marka vatandaşlık davranışı ile marka performansı
arasında anlamlı bir ilişki olmadığı tespit edilmiştir. Çalışmanın bulgularına göre marka
vatandaşlık davranışının sadece “Markaya Duyulan Heyecan” alt boyutunun marka
performansı üzerinde anlamlı etkisi olduğu görülmüştür.
The purpose of this study is to investigate the relationship among brand orientation,
brand citizenship behaviour and corporate performance. This study also observes the the
effect of brand orientation on brand performance and the effect of brand performance on
financial performance. Healthcare industry was chosen as a focal point due to its high sales
and marketing employment rate. Questionnaires were distributed among 230 participants
and 219 answered questionnaires were usable for the research. According to the statistical
analysis, it has been manifested that brand orientation has a significant effect on brand
citizenship behaviour. Also it has been observed that brand performance has an effect on
financial performance as well. There was no relationship between brand citizenship
behaviour and brand performance. Our findings demonstrated that only “Brand Enthusiasm”
dimension of brand citizenship behaviour has a significant effect on brand performance
Makamsal çokseslilik ve gitar için uygulamalar, doğaçlamalar
Bu çalışma Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Müzik Bilimi
Anabilim Dalı’nda yüksek lisans tezi olarak hazırlanmıştır. Bu tezin konusu; Kemal
İlerici’nin (1910-1986) makamların yapısal özelliklerinden kaynaklanarak ortaya
koymuş olduğu ve “Bestecilik Bakımından Türk Müziği ve Armonisi” adlı kitabında
yayınladığı makamsal armonik yapının incelenerek, gitar çalgısına uygulanması ve
buna dayalı olarak yeni ve farklı bir müzikal dilin ortaya çıkarılmasıdır.
This study is prepared as a master thesis for Musicology Department of the
Başkent University Social Sciences Institute. The subject of this thesis is to examine
Kemal İlerici’s (1910-1986) structure of maqam harmony which is explained in his
book “Bestecilik Bakımından Türk Müziği ve Armonisi”; and to apply on guitar in
order to create a new and different musical language based on his syste