Başkent University

Baskent University
Not a member yet
    1983 research outputs found

    Bankacılıkta kredi riski ve türk bankacılık sektörünün kredi riski görünümü

    No full text
    Bankacılık bir sanat ismi ile tanımlanabilseydi bu sanatın adı herhalde ―Risk Yönetme Sanatı‖ olurdu. Risk yönetimi, küreselleşme, pazar sayısının ve ürün çeşitliliğinin artması nedeniyle bankalar için vazgeçilmez bir fonksiyon haline gelmiştir. Bankaların geleneksel olarak karşı karşıya kaldığı en önemli risk türü kredi riskidir. Tezimizin amacı, bankaların ne tür kredi riskleri ile karşı karşıya kaldıklarını, bu riski ölçmek, yönetmek ve azaltmak için ne tür uygulamalar geliştirdikleri, denetim otoritelerinin ne tür düzenlemeler yaptıklarını ve Türk Bankacılık sektörünün kredi riski görünümünü ortaya koymaktır. Tez çalışmamızda kredi riskinin tanımı, kredi riskinin yönetim araçları, Basel düzenlemeleri, Türk Bankacılık Sektörünün kredi riski görünümü, TFRS 9 düzenlemesi ve Türk Bankacılık Sektörüne etkisi incelenmiştir. Tezimizin uygulama bölümünde, sektörün son 12 yıllık verileri karşılaştırmalı olarak oran analizi kullanılarak incelenmiş ve Türk Bankacılık Sektörünün, risklerdeki artış, finansal krizler ve düzenleyici otoritenin sıkı düzenlemelerine rağmen, güçlü sermaye yapısı, kârlılık rakamları ve BDDK‘nın etkin yönetimi sayesinde finansal dalgalanmalardan en az hasarla çıkmayı başardığı sonucuna varılmıştır. If banking could be described as an art, the name of this art would probably be ―Art of Risk Management‖. Risk Management has become an indispensable function for banks, because of globalization, the raise in the numbers of market and diversity of banking instruments. Credit risk is traditionally the most important type of risk that banks exposed to. The aim of our thesis is to discuss what kind of risks that banks exposed to, what kind of tools banks use to hedge, mitigate and manage these risks, what kind of arrangements regulatory authorities implement and the view of credit risk of Turkish Banking Sector. In our thesis, definition of credit risk, management tools of credit risk, Basel accords, the prospect of credit risk of Turkish Banking Sector, implementation of TFRS 9 and its effects to Turkish Banking Sector are discussed. In the practice section of our thesis, financial figures of the sector of last twelve years are analyzed comparatively by using ratio analyses. We concluded that Turkish Banking Sector, thanks to strong capital composition, profitability and effective management of BDDK, could succeed to minimize negative effects of financial crisis, in spite of raising risks, financial crises and strict regulations of regulatory authorities

    Duygu durum bozukluğu olan hafif şişman ve şişman bireylerin beslenme alışkanlıkları, diyet kalitesi ve iştah durumlarının değerlendirilmesi

    No full text
    Bu araştırma, Özel Çankaya Yaşam Hastanesi’nin beslenme ve diyet polikliniğine gelen ve Beck Depresyon Ölçeği’ne (BDÖ) göre duygu durum bozukluğu olan hafif şişman ve şişman bireylerin beslenme alışkanlıklarının, diyet kalitesinin ve iştah durumlarının değerlendirmesi amacıyla yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini hastanenin beslenme diyet polikliniğine başvuran, yaşları 19-65 yıl arasında olan ve duygu durum bozukluğuna sahip 120 hafif şişman ve şişman birey oluşturmuştur. BDÖ değerlendirmesine göre depresyonda olan 60 birey ve benzer özelliklere sahip BDÖ’ne göre depresyonda olmayan 60 birey çalışmaya dahil edilmiştir. Bireylere demografik özellikleri, beslenme alışkanlıkları, antropometrik ölçümleri kapsayan bir anket uygulanmıştır.Beslenme alışkanlıklarını belirlemek için ölçek olarak 3 Faktörlü Beslenme Anketi ve 24 saatlik besin tüketim kaydı kullanılmıştır. İştah durumlarını değerlendirmek için ise Duygusal İştah Anketi (DİA) uygulanmıştır. Depresyonda olan bireylerin %25’i erkek ve %75’i kadındır. Çalışmaya katılan ve depresyonda olan bireylerin büyük bir çoğunluğu üniversite mezunu ve 25-34 yaş aralığındadır. Depresyonda olan erkek bireylerin BKİ ortalamaları 29.0±4.1 kg/m2 ve depresyonda olan kadın bireylerin BKİ ortalamaları 2.9.9±4.3 kg/m2’dir. Bireylerin BKİ (Beden Kütle İndeksi) ve depresyonda olup olmama durumları arasında önemli bir fark bulunamamıştır (p>0.05). Depresyonda olan bireylerin ilaç ve vitamin-mineral takviyesi kullanımları depresyonda olmayan bireylere göre daha fazladır. Tüm bireylerin B12 ve B6 vitaminleri alımları ve depresyon durumları arasında önemli bir ilişki yoktur.Bireylerin günlük olarak diyetle aldıkları ; E vitamini, B1 vitamini, B12 vitamini, B6 vitamini, folat, ve C vitamini düzeylerinin TÜBER verilerine göre günlük önerilen düzeyin altında olduğu saptanmıştır. Depresyonda olan erkek ve kadın bireylerin, günlük olarak diyetle aldıkları; potasyum, kalsiyum, magnezyum, demir, bakır, ve iyot mineralleri düzeylerinin TÜBER verilerine göre günlük önerilen düzeyde olmadığı belirlenmiş ve depresyon durumlarına göre mineral alımları açısından önemli bir fark saptanmamıştır (p>0.05). Bireylerin duygusal iştah anketine göre olumsuz ve olumlu duygulara sahipkenki iştah durumları ile bireylerin depresyonda olup olmama durumları arasında önemli bir fark saptanmıştır (p<0.05). Bireylerin açlığa duyarlılık seviyeleri ile beden kütle indeksleri arasında önemli bir fark bulunmuştur (p<0.05). Bireylerin öğün atlama durumları ve depresyon durumları arasında önemli bir fark saptanmamıştır (p>0.05). Sonuç olarak, depresyon ve obezite, yaşam süresi ve kalitesini düşürmekte ve sağlık hizmetlerine önemli bir yük oluşturmaktadır. Duygu durum bozukluğu ve obezite arasındaki ilişki komplekstir. Her iki sorunun da ortak çözümü olarak; farkındalık eğitimiyle yaşam biçimi düzenlemeleri yapmak ve sürdürülebilir koruyucu sağlık hizmeti almak ve sağlığı geliştirmek en uygun yöntemdir. The aim of this study was to evaluate the nutritional habits, dietary quality and appetite status of overweight and obese individuals with mood disorders according to the Beck Depression Scale (BDS), who applied to the nutrition and diet outpatient clinic of Özel Çankaya Yaşam Hospital. The sample of the study consisted of 120 overweight and obese individuals who were aged between 19-64 and had mood disorders. Sixty patients with depression according to the BDS assessment and 60 individuals without depression according to the BDS with similar characteristics were included in the study. A questionnaire including demographic characteristics, nutritional habits, anthropometric measurements was applied to the individuals. The 3-Factor Nutrition Questionnaire and Emotional Appetite Questionnaire and 24-hour food consumption record were used to determine the feeding habits. Emotional Appetite Questionnaire (SIS) was used to evaluate the appetite status. 25% of the individuals who are depressed are male and 75% are female. The majority of the participants who participated in the study and who were depressed were university graduates and were between the ages of 25-34. The mean BMI of the depressed men was 29.0 ± 4.1 kg / m2 and the mean BMI (Body Mass Index) of the depressed women was 2.9.9±4.3 kg / m2. There was no significant difference between BMI and depression status (p> 0.05). The use of medication and vitamin-mineral supplements is higher in individuals with depression than in non-depression individuals. There is no significant relationship between the intake of vitamins B12 and B6 and depression status of all individuals. Vitamin E, vitamin B1, vitamin B12, vitamin B6, folate, and vitamin C levels were found to be below the daily recommended level according to Turkish Nutrition Guide data. Depressed male and female individuals, daily diet taken; Potassium, calcium, magnesium, iron, copper, and iodine levels did not meet the daily recommended levels according to Turkish Nutrition Guide data and no significant difference was found between depression intake of these minerals (p> 0.05). According to the emotional appetite questionnaire, there was a significant difference between appetite and negative depression status (p <0.05). There was a significant difference between hunger susceptibility levels and body mass index (p <0.05). There was no significant difference between individuals' skipping status and depression status (p> 0.05). As a result, depression and obesity reduce life expectancy and quality and constitute a significant burden on health services. The relationship between mood disorder and obesity is complex. As a common solution to both problems; making life style arrangements through awareness education, providing sustainable preventive health service and improving health is the most appropriate method

    Paul hindemith korno sanatı ve teknik zorluklarının incelenmesi

    No full text
    Bu çalışmanın amacı, Çağdaş Alman besteci Paul Hindemith’in 1939 yılında bestelediği Korno Sonatı’nın çalıcı açısından oluşabilecek teknik zorluklarının çözümlenmesidir. Bu amaçla eserin müzikal analizi genel ve tonal yapı olarak incelenirken Paul Hindemith’in İngilizce yayınlanmış “The Craft of Musical Composition” adlı kitabının Türkçe çevirisi olan “Ses İşçiliği” kitabından yararlanılmıştır. Çalıcı açısından oluşabilecek teknik zorluklar temel başlıklar altında, bunların dışında kalan bazı pasajlar da özel olarak incelenmiştir. Araştırma genel tarama modelinde betimsel bir çalışma olup; içerik analizi yöntemi kullanılmıştır. Sonuç bölümünde ise eserin formal ve tonal yapısı hakkında ulaşılan bulgulara yer verilmiş, Türkiye’de korno eğitimi veren uzmanların görüşleri doğrultusunda nefes kullanımı, entonasyon ve zamanlama açısından oluşabilecek teknik zorlukların nasıl aşılabileceği hakkında önerilerde bulunulmuştur. The aim of this study is to analyze the technical issues from the view of the performer in the German contemporary composer Paul Hindemith’s 1939 French Horn sonata. The work’s musical analysis is presented in general and tonal aspects, taking into account the book “Ses İşçiliği”, the Turkish translation of Paul Hindemith’s “The Craft of Musical Composition”. Fundamental aspects of the technical issues for performers are investigated and some other passages besides these fundamental aspects are specifically addressed. In the results section, findings about formal and tonal structure of the work are stated and in accordance with the opinions of instructors teaching French Horn in Turkey, suggestions are made about how the identified technical issues about breathing, intonation and timing can be solved

    Türkiye'deki süt sığırlarında hayat tablosu oluşturulması

    No full text
    Bu çalışmanın amacı toplulukların, sahip oldukları çevresel koşullar içinde, bir kuşağın doğumda ve doğumu izleyen farklı yaş gruplarının her birinin başında, daha kaç yıl yaşama şansına sahip olduğunu ve yaşa özel ölüm hızlarını göstermektir. Bunun için çalışılan bölgenin nüfus ve ölüm istatistiklerinden faydalanılarak düzenlenen hayat tabloları, büyükbaş süt sığırcılığında sığırcılığına uygulanmıştır. Çalışmada Türkiye’de 2005 yılında çıkarılan Tarım Sigortaları kanunu ile birlikte hayata geçen ve başarılı uygulama ve çalışmaları ile Dünya’da örnek olarak gösterilen Tarım Sigortaları (TARSİM) tarafından sigortalanmış süt sığırları verileri kullanılmıştır. Ve 2015 yılında sigortalanmış süt sığırlarına ait nüfus ve ölüm kayıtları kullanılarak, ölüm nedenlerine göre hayat tabloları oluşturulmuştur. Süt sığırları ölüm ve yaşam verileriyle oluşturulan hayat tabloları yaklaşımıyla elde edilen bulguların, büyükbaş hayvan hayat sigortalarının prim hesaplamalarına ait aktüeryal çalışmalarda ve Türkiye’de Süt sığırcılığının geliştirilmesi, önündeki engellerin aşılması ve yaş kategorilerine göre değerlendirmeler için kullanılabilirliği ortaya koyulmaya çalışılmıştır. The aim of this study was conducted out in order to revealing possibility of life longevity according to age groups that starting from birth to following years or year intervals and age specific death rates of communuties in their environtmental conditions. For that, life tables obtained from number of dairy cattle and mortality records in related work region were applied on dairy cattle raising. In the study, ınsured by TARSİM dairy cattle data of TARSİM which implemented in 2005 by regulations, and accepted as model with successfull results in the world were used. And, life tables were established by using populations and mortality data of dairy cattles which insured in 2015. The results that establishing approaching by number of dairy cattle and mortality data of dairy cattles showed that disponible on actuarial studies including calculations of primes of cattle dairies and improving, owercoming barriers anda evaluations point of age categories for cattle dairy raising

    Uluslararası tahkimde zararın değerlendirilmesi

    No full text
    Uluslararası tahkimde zararın değerlendirilmesi adını verdiğimiz bu çalışmanın amacı, uluslararası tahkim olarak nitelediğimiz yatırım ve ticari tahkim uygulamalarında zararın değerlendirilmesinde kullanılan kavramlar, temel prensipler, ulusal ve uluslararası düzenlemeler ile uluslararası zararın değerleme yöntemlerinin tahkim kararları ışığında bir çalışmada ayrıntılı olarak incelenmesiydi. Zararın değerlendirilmesi kurumu, uluslararası ticari ve yatırım tahkimi bakmından, uyuşmazlığın sözleşme veya haksız fiilden kaynaklanmasından dolayı bir çok senaryo dahilinde şekillenebileceğinden ulusal veya uluslararası tahkim yargılamasında çok az kaynakta çerçevesi çizilebilmiştir. Türk Hukuku perspektifinden gelişmekte olan tahkim yargılaması açısından; uluslararası uygulamalarda gerek Anglo-Sakson hukuk sitemi olsun gerekse de Kıta Avrupasındaki tahkim yargılamasına özgü zararın değerlendirilmesi kavramlarını Türk Hukukunda kullanılan kavramlarla birlikte ele almaya çalıştık. The purpose of this study that we named as “Damage Assesment in Internetional Arbitration” was the detailed overview of the concepts, basic principles, national and international regulations under the light of internatonal arbitration awards. The instituiton of “Damage Assesment” could very scarcely be framed in both national and international sources, in terms of commercial and investment arbitration, since the disputes could vary in a dozen scenarios as a results of contractual breach or wrongful act. In the scope of emerging arbitration jurisdiction with the perspective of Turkish Law, we tried to explain the concepts inherint in international arbitration implementations arised from both Common law and Civil Law

    Kronik bel ağrısı olan bireylerin skapula pozisyonu, stabilite, esneklik ve fonksiyonelliklerinin sağlıklı bireyler ile karşılaştırılması

    No full text
    Bu çalışmanın amacı kronik bel ağrısı olan bireyler ile sağlıklı bireylerin skapula pozisyonu, stabilite, esneklik ve fonksiyonelliklerini karşılaştırmak idi. Çalışmamız en az 3 aydır ağrı şikayeti olan 20 kronik bel ağrılı ve 20 sağlıklı toplam 40 birey üzerinde gerçekleştirildi. Bireylerin sosyodemografik ve klinik özellikleri kaydedildi. İstirahatte ve aktivite sırasında oluşan ağrı şiddetleri vizuel analog skala ile değerlendirildi. Skapular pozisyonların değerlendirilmesinde lateral skapular kayma testi kullanıldı. Bireylerin derin servikal fleksör, transversus abdominus ve lumbal multifidus kaslarının stabilizasyonu stabilize edici basınç biofeedback cihazı ile basınç miktarı ve süre olarak değerlendirildi. Bireylerin latissimus dorsi ve pektoralis minör kaslarının uzunluğu ve omuz arka kapsül kısalığı mezura ile değerlendirildi. Torakolumbal fasya gerginliğinin değerlendirilmesi için gonyometrik platform kullanıldı. Bireylerin aktivitelerindeki fonksiyonellikleri “Oswestry” Bel Ağrısı Anketi ile değerlendirildi. İki grup arasında istirahatte ve aktivite sırasında oluşan ağrı şiddetinde istatistiksel olarak anlamlı fark vardı (p0,05). Multifidus ve transversus abdominis kaslarının birlikte stabilizayonunda iki grup arasında fark bulundu (p0,05) non-dominant tarafta sağlıklı lehine anlamlı fark var gözlendi (p<0,05). Oswestry Bel Ağrısı anketinde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0,05). Sonuç olarak; kronik bel ağrısı olan bireylerin stabilizasyon kuvvetinin ve torakolumbal fasya esnekliğinin etkilenebileceği düşünüldü. Spinal musküler kinetik zincirdeki zayıflığın bel ağrısıyla ilişkili olduğunu söyleyebiliriz. Bu nedenle fizyoterapistlerin, kronik bel ağrısı olan bireyleri değerlendirir iken stabilizasyon ve torakolumbal fasyayı içine alan yöntemleri de kullanmalarını önermekteyiz. The aim of this study was to compare the scapular position, stability, flexibility and functionality of the chronic low back pain with healthy subjects. Our study was performed on 20 chronic low back pain subjects who had been suffering from pain for at least 3 months and 20 healthy total 40 subjects. Sociodemographic and clinical characteristics of subjects were recorded. Pain intensity during rest and activity evaluated by visual analog scale. Lateral scapular slide test was used to asess scapular positioning. For stabilization of deep cervical flexor, transversus abdominus and lumbar multifidus muscles were measured as a pressure (mmHg) and duration (seconds) with pressure biofeedback device. The length of the latissimus dorsi and pectoralis minor muscles and posterior shoulder capsule shortness of the subjects were evaluated with a tape. A goniometric platform was used to evaluate the thoracolumbal fascia flexibility. The functionalities of the subjects in their activities were evaluated with Oswestry Low Back Pain Questionnaire. There was a statistically significant difference in pain intensity at rest and during activity between the two groups (p0.05). There was a significant difference found stabilization of multifidus and transversus abdominis muscles together between two groups. There was a significant differences observed for adequate stabilization values between groups (p0.05) in dominant side, there was a significant difference in favor of healthy in non-dominant side (p<0.05). There was a statistically significant difference found between the groups in terms of Oswestry Low Back Pain Questionnaire mean scores (p<0.05). As a result; stability for strength and thoracolumbal fascia flexibility of subjects with chronic low back pain were thought to be affected. We could say that weakness in spinal-muscular kinetic chain is associated with low back pain. Therefore, we recommend that physiotherapists should use stabilization and thoracolumbal fascia assessment methods while evaluating subjects with chronic low back pain

    Yetişkin bireylerde dürtüselliğin kontrolsüz yeme davranışı ve obezite ile ilişkisi

    No full text
    Bu tanımlayıcı tipteki araştırma, obezitenin ve bir obezite risk faktörü olan kontrolsüz yeme davranışının bireylerdeki dürtüsellik varlığı ile ilişkili olup olmadığını araştırmak amacıyla yürütülmüştür. Çalışma Başkent Üniversitesi Bağlıca Kampüsünde yer alan, Tıp ve Diş Hekimliği Fakülteleri dışındaki tüm fakülte ve yüksekokullarda görev yapmakta olan 118 kadın, 82 erkek olmak üzere toplam 200 öğretim elemanın katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma verilerinin toplanması için 3 bölümden (Kişisel bilgiler ve antropometrik ölçüm, Barratt Dürtüsellik Ölçeği (BDÖ-11), Üç Faktörlü Yeme Anketi (TFEQ-R21) oluşan bir anket formu kullanılmıştır. Beden kütle indekslerine (BKİ) bakıldığında katılımcıların %4.5’i zayıf, %51.5’i normal, %33.0’ü hafif şişman ve %11.0’i obez bulunmuştur. BKİ’si 25 kg/m2 altı olan katılımcıların tüm dürtüsellik puan türleri (motor dürtüsellik, plan yapmama, dikkatte dürtüsellik, toplam dürtüsellik) diğer gruba (25kg/m2 ve üstü) göre anlamlı şekilde daha düşük bulunmuştur (p<0.05). BKİ, tüm BDÖ-11 alt ölçekleri ile anlamlı pozitif korelasyon göstermiştir (motor dürtüsellik r=0.258, p=0.000, plan yapmama r=0.286, p=0.000, dikkatte dütüsellik r=0.183, p=0.010, toplam dürtüsellik r=0.297, p=0.000). BKİ’si 25 kg/m2 altı olan katılımcıların kontrolsüz yeme ve duygusal yeme puan ortalamaları diğer gruba (25kg/m2 ve üstü) göre anlamlı şekilde daha düşük bulunmuştur (p<0.05). Bilişsel kısıtlama puan ortalaması ise 25 kg/m2 altı BKİ’ye sahip grupta daha yüksek bulunmuştur. Bu sonuç istatistiksel açıdan anlamlı bulunmamıştır (p>0.05). Dürtüsellik ve kontrolsüz yeme ilişkisi incelendiğinde; BDÖ- 11’in tüm alt ölçek puan türleri ( motor dürtüsellik r=0.426, plan yapmama r=0.366, dikkatte dürtüsellik r=0.38, toplam dürtüsellik r=0.427) kontrolsüz yeme ile anlamlı bir korelasyon göstermiştir. Sonuç olarak dürtüsellik obezite tedavisinde göz ardı edilmemesi gereken, obezite ve kontrolsüz yeme ile ilişkili bir durum olarak saptanmıştır. This descriptive study was conducted to investigate whether obesity and uncontrolled eating behavior, an obesity risk factor, were associated with the presence of impulsivity in individuals. The study was carried out with the participation of a total of 200 faculty members, 118 women and 82 men working in all faculties and schools except for the Faculties of Medicine and Dentistry, located on the Bağlıca Campus of Başkent University. A questionnaire form consisting of 3 sections (Personal Information and anthropometric measurement, Barratt Impulsivity Scale (BIS-11), Three Factor Eating Questionnaire (TFEQ-R21) was used to collect the research data. When body mass indexes (BMI) were examined, 4.5% of the participants were underweight, 51.5% were normal, 33.0% were overweight and 11.0% were obese. All impulsivity subscores (motor impulsivity, nonplanning, attention impulsivity, total impulsivity) of the participants whose BMI was below 25 kg / m2 were found to be significantly lower than the group with BMI 25kg / m2 and above. BMI showed a significant positive correlation with all BIS-11 subscales. The mean uncontrolled eating and emotional eating scores of the participants whose BMI was below 25 kg / m2 were significantly lower than the other group (25 kg / m2 and above) (p <0.05). The mean score of cognitive restraint was found to be higher in the group with BMI below 25 kg/m2. This result was not statistically significant (p> 0.05). When the relationship between impulsivity and uncontrolled eating was examined; All subscale scores of BIS-11 (motor impulsivity r = 0.426, non-planning r = 0.366, attention impulsivity r = 0.38, total impulsivity r = 0.427) showed a significant correlation with uncontrolled eating. In conclusion, impulsivity is a condition associated with obesity and uncontrolled eating which should not be ignored in the treatment of obesity

    An electrochemically and optically stable electrochromic polymer film based on EDOT and 1,2,3,4-tetrahydrophenazine

    No full text
    In this work, 3,4-ethylenedioxythiophene (EDOT) and 1,2,3,4-tetrahydrophenazine based donor-acceptor-donor type monomer (EBE) was synthesized, electropolymerized and the resulting polymer film (P(EBE)) was investigated in terms of its electrochemical and spectroelectrochemical properties. The polymer film showed excellent electrochemical stability upon 1000 switchings by saving almost full of its electroactivity. Moreover, 95% of the optical contrast was maintained after 500 switchings. The optical band gap value was calculated using Tauc Plot method and found as 1.5 eV. P(EBE) film revealed multichromic behaviour between its fully neutral and oxidized states; dark cyanish-green at - 0.8 V, more green at - 0.5 V and transmissive green beyond 0.6 V potentials. Finally, a dual type electrochromic device (ECD) was constructed with P(EBE) and poly(3,4-ethylenedioxythiophene) (PEDOT) films and the spectroelectrochemical behaviour of ECD was depicted

    0

    full texts

    1,983

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Baskent University
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇