1983 research outputs found
Sort by
Bankacılıkta kredi riski ve türk bankacılık sektörünün kredi riski görünümü
Bankacılık bir sanat ismi ile tanımlanabilseydi bu sanatın adı herhalde ―Risk
Yönetme Sanatı‖ olurdu. Risk yönetimi, küreselleşme, pazar sayısının ve ürün
çeşitliliğinin artması nedeniyle bankalar için vazgeçilmez bir fonksiyon haline
gelmiştir.
Bankaların geleneksel olarak karşı karşıya kaldığı en önemli risk türü kredi
riskidir. Tezimizin amacı, bankaların ne tür kredi riskleri ile karşı karşıya
kaldıklarını, bu riski ölçmek, yönetmek ve azaltmak için ne tür uygulamalar
geliştirdikleri, denetim otoritelerinin ne tür düzenlemeler yaptıklarını ve Türk
Bankacılık sektörünün kredi riski görünümünü ortaya koymaktır.
Tez çalışmamızda kredi riskinin tanımı, kredi riskinin yönetim araçları,
Basel düzenlemeleri, Türk Bankacılık Sektörünün kredi riski görünümü, TFRS 9
düzenlemesi ve Türk Bankacılık Sektörüne etkisi incelenmiştir.
Tezimizin uygulama bölümünde, sektörün son 12 yıllık verileri
karşılaştırmalı olarak oran analizi kullanılarak incelenmiş ve Türk Bankacılık
Sektörünün, risklerdeki artış, finansal krizler ve düzenleyici otoritenin sıkı
düzenlemelerine rağmen, güçlü sermaye yapısı, kârlılık rakamları ve BDDK‘nın
etkin yönetimi sayesinde finansal dalgalanmalardan en az hasarla çıkmayı başardığı
sonucuna varılmıştır.
If banking could be described as an art, the name of this art would probably
be ―Art of Risk Management‖. Risk Management has become an indispensable
function for banks, because of globalization, the raise in the numbers of market and
diversity of banking instruments.
Credit risk is traditionally the most important type of risk that banks
exposed to. The aim of our thesis is to discuss what kind of risks that banks
exposed to, what kind of tools banks use to hedge, mitigate and manage these risks,
what kind of arrangements regulatory authorities implement and the view of credit
risk of Turkish Banking Sector.
In our thesis, definition of credit risk, management tools of credit risk, Basel
accords, the prospect of credit risk of Turkish Banking Sector, implementation of
TFRS 9 and its effects to Turkish Banking Sector are discussed.
In the practice section of our thesis, financial figures of the sector of last
twelve years are analyzed comparatively by using ratio analyses. We concluded
that Turkish Banking Sector, thanks to strong capital composition, profitability and
effective management of BDDK, could succeed to minimize negative effects of
financial crisis, in spite of raising risks, financial crises and strict regulations of
regulatory authorities
Duygu durum bozukluğu olan hafif şişman ve şişman bireylerin beslenme alışkanlıkları, diyet kalitesi ve iştah durumlarının değerlendirilmesi
Bu araştırma, Özel Çankaya Yaşam Hastanesi’nin beslenme ve diyet polikliniğine
gelen ve Beck Depresyon Ölçeği’ne (BDÖ) göre duygu durum bozukluğu olan hafif
şişman ve şişman bireylerin beslenme alışkanlıklarının, diyet kalitesinin ve iştah
durumlarının değerlendirmesi amacıyla yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini
hastanenin beslenme diyet polikliniğine başvuran, yaşları 19-65 yıl arasında olan ve
duygu durum bozukluğuna sahip 120 hafif şişman ve şişman birey oluşturmuştur.
BDÖ değerlendirmesine göre depresyonda olan 60 birey ve benzer özelliklere sahip
BDÖ’ne göre depresyonda olmayan 60 birey çalışmaya dahil edilmiştir. Bireylere
demografik özellikleri, beslenme alışkanlıkları, antropometrik ölçümleri kapsayan bir
anket uygulanmıştır.Beslenme alışkanlıklarını belirlemek için ölçek olarak 3 Faktörlü
Beslenme Anketi ve 24 saatlik besin tüketim kaydı kullanılmıştır. İştah durumlarını
değerlendirmek için ise Duygusal İştah Anketi (DİA) uygulanmıştır. Depresyonda
olan bireylerin %25’i erkek ve %75’i kadındır. Çalışmaya katılan ve depresyonda
olan bireylerin büyük bir çoğunluğu üniversite mezunu ve 25-34 yaş aralığındadır.
Depresyonda olan erkek bireylerin BKİ ortalamaları 29.0±4.1 kg/m2 ve depresyonda
olan kadın bireylerin BKİ ortalamaları 2.9.9±4.3 kg/m2’dir. Bireylerin BKİ (Beden
Kütle İndeksi) ve depresyonda olup olmama durumları arasında önemli bir fark
bulunamamıştır (p>0.05). Depresyonda olan bireylerin ilaç ve vitamin-mineral
takviyesi kullanımları depresyonda olmayan bireylere göre daha fazladır. Tüm
bireylerin B12 ve B6 vitaminleri alımları ve depresyon durumları arasında önemli
bir ilişki yoktur.Bireylerin günlük olarak diyetle aldıkları ; E vitamini, B1
vitamini, B12 vitamini, B6 vitamini, folat, ve C vitamini düzeylerinin TÜBER
verilerine göre günlük önerilen düzeyin altında olduğu saptanmıştır. Depresyonda
olan erkek ve kadın bireylerin, günlük olarak diyetle aldıkları; potasyum,
kalsiyum, magnezyum, demir, bakır, ve iyot mineralleri düzeylerinin TÜBER
verilerine göre günlük önerilen düzeyde olmadığı belirlenmiş ve depresyon durumlarına göre mineral alımları açısından önemli bir fark saptanmamıştır (p>0.05).
Bireylerin duygusal iştah anketine göre olumsuz ve olumlu duygulara sahipkenki
iştah durumları ile bireylerin depresyonda olup olmama durumları arasında önemli
bir fark saptanmıştır (p<0.05). Bireylerin açlığa duyarlılık seviyeleri ile beden kütle
indeksleri arasında önemli bir fark bulunmuştur (p<0.05). Bireylerin öğün atlama
durumları ve depresyon durumları arasında önemli bir fark saptanmamıştır (p>0.05).
Sonuç olarak, depresyon ve obezite, yaşam süresi ve kalitesini düşürmekte ve sağlık hizmetlerine önemli bir yük oluşturmaktadır. Duygu durum bozukluğu ve obezite arasındaki ilişki komplekstir. Her iki sorunun da ortak çözümü olarak; farkındalık eğitimiyle yaşam biçimi düzenlemeleri yapmak ve sürdürülebilir koruyucu sağlık hizmeti almak ve sağlığı geliştirmek en uygun yöntemdir.
The aim of this study was to evaluate the nutritional habits, dietary quality and
appetite status of overweight and obese individuals with mood disorders according
to the Beck Depression Scale (BDS), who applied to the nutrition and diet outpatient
clinic of Özel Çankaya Yaşam Hospital. The sample of the study consisted of 120
overweight and obese individuals who were aged between 19-64 and had mood
disorders. Sixty patients with depression according to the BDS assessment and 60
individuals without depression according to the BDS with similar characteristics
were included in the study. A questionnaire including demographic characteristics,
nutritional habits, anthropometric measurements was applied to the individuals. The
3-Factor Nutrition Questionnaire and Emotional Appetite Questionnaire and 24-hour
food consumption record were used to determine the feeding habits. Emotional
Appetite Questionnaire (SIS) was used to evaluate the appetite status. 25% of the
individuals who are depressed are male and 75% are female. The majority of the
participants who participated in the study and who were depressed were university
graduates and were between the ages of 25-34. The mean BMI of the depressed men
was 29.0 ± 4.1 kg / m2 and the mean BMI (Body Mass Index) of the depressed
women was 2.9.9±4.3 kg / m2. There was no significant difference between BMI
and depression status (p> 0.05). The use of medication and vitamin-mineral
supplements is higher in individuals with depression than in non-depression
individuals. There is no significant relationship between the intake of vitamins B12
and B6 and depression status of all individuals. Vitamin E, vitamin B1, vitamin B12,
vitamin B6, folate, and vitamin C levels were found to be below the daily
recommended level according to Turkish Nutrition Guide data. Depressed male and
female individuals, daily diet taken; Potassium, calcium, magnesium, iron, copper,
and iodine levels did not meet the daily recommended levels according to Turkish
Nutrition Guide data and no significant difference was found between depression intake of these minerals (p> 0.05). According to the emotional appetite
questionnaire, there was a significant difference between appetite and negative
depression status (p <0.05). There was a significant difference between hunger
susceptibility levels and body mass index (p <0.05). There was no significant
difference between individuals' skipping status and depression status (p> 0.05). As a
result, depression and obesity reduce life expectancy and quality and constitute a
significant burden on health services. The relationship between mood disorder and
obesity is complex. As a common solution to both problems; making life style
arrangements through awareness education, providing sustainable preventive health
service and improving health is the most appropriate method
Paul hindemith korno sanatı ve teknik zorluklarının incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, Çağdaş Alman besteci Paul Hindemith’in 1939 yılında bestelediği
Korno Sonatı’nın çalıcı açısından oluşabilecek teknik zorluklarının çözümlenmesidir. Bu
amaçla eserin müzikal analizi genel ve tonal yapı olarak incelenirken Paul Hindemith’in
İngilizce yayınlanmış “The Craft of Musical Composition” adlı kitabının Türkçe çevirisi olan
“Ses İşçiliği” kitabından yararlanılmıştır. Çalıcı açısından oluşabilecek teknik zorluklar temel
başlıklar altında, bunların dışında kalan bazı pasajlar da özel olarak incelenmiştir. Araştırma
genel tarama modelinde betimsel bir çalışma olup; içerik analizi yöntemi kullanılmıştır. Sonuç
bölümünde ise eserin formal ve tonal yapısı hakkında ulaşılan bulgulara yer verilmiş,
Türkiye’de korno eğitimi veren uzmanların görüşleri doğrultusunda nefes kullanımı,
entonasyon ve zamanlama açısından oluşabilecek teknik zorlukların nasıl aşılabileceği
hakkında önerilerde bulunulmuştur.
The aim of this study is to analyze the technical issues from the view of the performer
in the German contemporary composer Paul Hindemith’s 1939 French Horn sonata. The work’s
musical analysis is presented in general and tonal aspects, taking into account the book “Ses
İşçiliği”, the Turkish translation of Paul Hindemith’s “The Craft of Musical Composition”.
Fundamental aspects of the technical issues for performers are investigated and some other
passages besides these fundamental aspects are specifically addressed. In the results section,
findings about formal and tonal structure of the work are stated and in accordance with the
opinions of instructors teaching French Horn in Turkey, suggestions are made about how the
identified technical issues about breathing, intonation and timing can be solved
Respiratory muscle strength, exercise capacity, resting oxygen consumption and resting energy consumption relationship with disability level caused by low back pain
European Respiratory So
Evaluation of new Baskent university preservation solution for kidney graft during cold ischemia: Preliminary experimental animal study.
Türkiye'deki süt sığırlarında hayat tablosu oluşturulması
Bu çalışmanın amacı toplulukların, sahip oldukları çevresel koşullar içinde, bir
kuşağın doğumda ve doğumu izleyen farklı yaş gruplarının her birinin başında, daha
kaç yıl yaşama şansına sahip olduğunu ve yaşa özel ölüm hızlarını göstermektir.
Bunun için çalışılan bölgenin nüfus ve ölüm istatistiklerinden faydalanılarak
düzenlenen hayat tabloları, büyükbaş süt sığırcılığında sığırcılığına uygulanmıştır.
Çalışmada Türkiye’de 2005 yılında çıkarılan Tarım Sigortaları kanunu ile
birlikte hayata geçen ve başarılı uygulama ve çalışmaları ile Dünya’da örnek olarak
gösterilen Tarım Sigortaları (TARSİM) tarafından sigortalanmış süt sığırları verileri
kullanılmıştır.
Ve 2015 yılında sigortalanmış süt sığırlarına ait nüfus ve ölüm kayıtları
kullanılarak, ölüm nedenlerine göre hayat tabloları oluşturulmuştur.
Süt sığırları ölüm ve yaşam verileriyle oluşturulan hayat tabloları yaklaşımıyla
elde edilen bulguların, büyükbaş hayvan hayat sigortalarının prim hesaplamalarına ait
aktüeryal çalışmalarda ve Türkiye’de Süt sığırcılığının geliştirilmesi, önündeki
engellerin aşılması ve yaş kategorilerine göre değerlendirmeler için kullanılabilirliği
ortaya koyulmaya çalışılmıştır.
The aim of this study was conducted out in order to revealing possibility of life
longevity according to age groups that starting from birth to following years or year
intervals and age specific death rates of communuties in their environtmental
conditions. For that, life tables obtained from number of dairy cattle and mortality
records in related work region were applied on dairy cattle raising.
In the study, ınsured by TARSİM dairy cattle data of TARSİM which
implemented in 2005 by regulations, and accepted as model with successfull results in
the world were used.
And, life tables were established by using populations and mortality data of
dairy cattles which insured in 2015.
The results that establishing approaching by number of dairy cattle and
mortality data of dairy cattles showed that disponible on actuarial studies including
calculations of primes of cattle dairies and improving, owercoming barriers anda
evaluations point of age categories for cattle dairy raising
Uluslararası tahkimde zararın değerlendirilmesi
Uluslararası tahkimde zararın değerlendirilmesi adını verdiğimiz bu çalışmanın amacı,
uluslararası tahkim olarak nitelediğimiz yatırım ve ticari tahkim uygulamalarında zararın
değerlendirilmesinde kullanılan kavramlar, temel prensipler, ulusal ve uluslararası
düzenlemeler ile uluslararası zararın değerleme yöntemlerinin tahkim kararları ışığında bir
çalışmada ayrıntılı olarak incelenmesiydi. Zararın değerlendirilmesi kurumu, uluslararası
ticari ve yatırım tahkimi bakmından, uyuşmazlığın sözleşme veya haksız fiilden
kaynaklanmasından dolayı bir çok senaryo dahilinde şekillenebileceğinden ulusal veya
uluslararası tahkim yargılamasında çok az kaynakta çerçevesi çizilebilmiştir. Türk Hukuku
perspektifinden gelişmekte olan tahkim yargılaması açısından; uluslararası uygulamalarda
gerek Anglo-Sakson hukuk sitemi olsun gerekse de Kıta Avrupasındaki tahkim yargılamasına
özgü zararın değerlendirilmesi kavramlarını Türk Hukukunda kullanılan kavramlarla birlikte
ele almaya çalıştık.
The purpose of this study that we named as “Damage Assesment in Internetional
Arbitration” was the detailed overview of the concepts, basic principles, national and
international regulations under the light of internatonal arbitration awards. The instituiton of
“Damage Assesment” could very scarcely be framed in both national and international
sources, in terms of commercial and investment arbitration, since the disputes could vary in a
dozen scenarios as a results of contractual breach or wrongful act. In the scope of emerging
arbitration jurisdiction with the perspective of Turkish Law, we tried to explain the concepts
inherint in international arbitration implementations arised from both Common law and Civil
Law
Kronik bel ağrısı olan bireylerin skapula pozisyonu, stabilite, esneklik ve fonksiyonelliklerinin sağlıklı bireyler ile karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı kronik bel ağrısı olan bireyler ile sağlıklı bireylerin skapula pozisyonu, stabilite, esneklik ve fonksiyonelliklerini karşılaştırmak idi. Çalışmamız en az 3 aydır ağrı şikayeti olan 20 kronik bel ağrılı ve 20 sağlıklı toplam 40 birey üzerinde gerçekleştirildi. Bireylerin sosyodemografik ve klinik özellikleri kaydedildi. İstirahatte ve aktivite sırasında oluşan ağrı şiddetleri vizuel analog skala ile değerlendirildi. Skapular pozisyonların değerlendirilmesinde lateral skapular kayma testi kullanıldı. Bireylerin derin servikal fleksör, transversus abdominus ve lumbal multifidus kaslarının stabilizasyonu stabilize edici basınç biofeedback cihazı ile basınç miktarı ve süre olarak değerlendirildi. Bireylerin latissimus dorsi ve pektoralis minör kaslarının uzunluğu ve omuz arka kapsül kısalığı mezura ile değerlendirildi. Torakolumbal fasya gerginliğinin değerlendirilmesi için gonyometrik platform kullanıldı. Bireylerin aktivitelerindeki fonksiyonellikleri “Oswestry” Bel Ağrısı Anketi ile değerlendirildi. İki grup arasında istirahatte ve aktivite sırasında oluşan ağrı şiddetinde istatistiksel olarak anlamlı fark vardı (p0,05). Multifidus ve transversus abdominis kaslarının birlikte stabilizayonunda iki grup arasında fark bulundu (p0,05) non-dominant tarafta sağlıklı lehine anlamlı fark var gözlendi (p<0,05). Oswestry Bel Ağrısı anketinde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0,05). Sonuç olarak; kronik bel ağrısı olan bireylerin stabilizasyon kuvvetinin ve torakolumbal fasya esnekliğinin etkilenebileceği düşünüldü. Spinal musküler kinetik zincirdeki zayıflığın bel ağrısıyla ilişkili olduğunu söyleyebiliriz. Bu nedenle fizyoterapistlerin, kronik bel ağrısı olan bireyleri değerlendirir iken stabilizasyon ve torakolumbal fasyayı içine alan yöntemleri de kullanmalarını önermekteyiz.
The aim of this study was to compare the scapular position, stability, flexibility and functionality of the chronic low back pain with healthy subjects. Our study was performed on 20 chronic low back pain subjects who had been suffering from pain for at least 3 months and 20 healthy total 40 subjects. Sociodemographic and clinical characteristics of subjects were recorded. Pain intensity during rest and activity evaluated by visual analog scale. Lateral scapular slide test was used to asess scapular positioning. For stabilization of deep cervical flexor, transversus abdominus and lumbar multifidus muscles were measured as a pressure (mmHg) and duration (seconds) with pressure biofeedback device. The length of the latissimus dorsi and pectoralis minor muscles and posterior shoulder capsule shortness of the subjects were evaluated with a tape. A goniometric platform was used to evaluate the thoracolumbal fascia flexibility. The functionalities of the subjects in their activities were evaluated with Oswestry Low Back Pain Questionnaire. There was a statistically significant difference in pain intensity at rest and during activity between the two groups (p0.05). There was a significant difference found stabilization of multifidus and transversus abdominis muscles together between two groups. There was a significant differences observed for adequate stabilization values between groups (p0.05) in dominant side, there was a significant difference in favor of healthy in non-dominant side (p<0.05). There was a statistically significant difference found between the groups in terms of Oswestry Low Back Pain Questionnaire mean scores (p<0.05). As a result; stability for strength and thoracolumbal fascia flexibility of subjects with chronic low back pain were thought to be affected. We could say that weakness in spinal-muscular kinetic chain is associated with low back pain. Therefore, we recommend that physiotherapists should use stabilization and thoracolumbal fascia assessment methods while evaluating subjects with chronic low back pain
Yetişkin bireylerde dürtüselliğin kontrolsüz yeme davranışı ve obezite ile ilişkisi
Bu tanımlayıcı tipteki araştırma, obezitenin ve bir obezite risk faktörü olan kontrolsüz
yeme davranışının bireylerdeki dürtüsellik varlığı ile ilişkili olup olmadığını
araştırmak amacıyla yürütülmüştür. Çalışma Başkent Üniversitesi Bağlıca
Kampüsünde yer alan, Tıp ve Diş Hekimliği Fakülteleri dışındaki tüm fakülte ve
yüksekokullarda görev yapmakta olan 118 kadın, 82 erkek olmak üzere toplam 200
öğretim elemanın katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma verilerinin toplanması için
3 bölümden (Kişisel bilgiler ve antropometrik ölçüm, Barratt Dürtüsellik Ölçeği
(BDÖ-11), Üç Faktörlü Yeme Anketi (TFEQ-R21) oluşan bir anket formu
kullanılmıştır. Beden kütle indekslerine (BKİ) bakıldığında katılımcıların %4.5’i
zayıf, %51.5’i normal, %33.0’ü hafif şişman ve %11.0’i obez bulunmuştur. BKİ’si 25
kg/m2 altı olan katılımcıların tüm dürtüsellik puan türleri (motor dürtüsellik, plan
yapmama, dikkatte dürtüsellik, toplam dürtüsellik) diğer gruba (25kg/m2 ve üstü) göre
anlamlı şekilde daha düşük bulunmuştur (p<0.05). BKİ, tüm BDÖ-11 alt ölçekleri ile
anlamlı pozitif korelasyon göstermiştir (motor dürtüsellik r=0.258, p=0.000, plan
yapmama r=0.286, p=0.000, dikkatte dütüsellik r=0.183, p=0.010, toplam dürtüsellik
r=0.297, p=0.000). BKİ’si 25 kg/m2 altı olan katılımcıların kontrolsüz yeme ve
duygusal yeme puan ortalamaları diğer gruba (25kg/m2 ve üstü) göre anlamlı şekilde
daha düşük bulunmuştur (p<0.05). Bilişsel kısıtlama puan ortalaması ise 25 kg/m2 altı
BKİ’ye sahip grupta daha yüksek bulunmuştur. Bu sonuç istatistiksel açıdan anlamlı
bulunmamıştır (p>0.05). Dürtüsellik ve kontrolsüz yeme ilişkisi incelendiğinde; BDÖ-
11’in tüm alt ölçek puan türleri ( motor dürtüsellik r=0.426, plan yapmama r=0.366,
dikkatte dürtüsellik r=0.38, toplam dürtüsellik r=0.427) kontrolsüz yeme ile anlamlı
bir korelasyon göstermiştir. Sonuç olarak dürtüsellik obezite tedavisinde göz ardı
edilmemesi gereken, obezite ve kontrolsüz yeme ile ilişkili bir durum olarak
saptanmıştır.
This descriptive study was conducted to investigate whether obesity and uncontrolled
eating behavior, an obesity risk factor, were associated with the presence of
impulsivity in individuals. The study was carried out with the participation of a total
of 200 faculty members, 118 women and 82 men working in all faculties and schools
except for the Faculties of Medicine and Dentistry, located on the Bağlıca Campus of
Başkent University. A questionnaire form consisting of 3 sections (Personal
Information and anthropometric measurement, Barratt Impulsivity Scale (BIS-11),
Three Factor Eating Questionnaire (TFEQ-R21) was used to collect the research data.
When body mass indexes (BMI) were examined, 4.5% of the participants were
underweight, 51.5% were normal, 33.0% were overweight and 11.0% were obese. All
impulsivity subscores (motor impulsivity, nonplanning, attention impulsivity, total
impulsivity) of the participants whose BMI was below 25 kg / m2 were found to be
significantly lower than the group with BMI 25kg / m2 and above. BMI showed a
significant positive correlation with all BIS-11 subscales. The mean uncontrolled
eating and emotional eating scores of the participants whose BMI was below 25 kg /
m2 were significantly lower than the other group (25 kg / m2 and above) (p <0.05). The
mean score of cognitive restraint was found to be higher in the group with BMI below
25 kg/m2. This result was not statistically significant (p> 0.05). When the relationship
between impulsivity and uncontrolled eating was examined; All subscale scores of
BIS-11 (motor impulsivity r = 0.426, non-planning r = 0.366, attention impulsivity r =
0.38, total impulsivity r = 0.427) showed a significant correlation with uncontrolled
eating. In conclusion, impulsivity is a condition associated with obesity and
uncontrolled eating which should not be ignored in the treatment of obesity
An electrochemically and optically stable electrochromic polymer film based on EDOT and 1,2,3,4-tetrahydrophenazine
In this work, 3,4-ethylenedioxythiophene (EDOT) and 1,2,3,4-tetrahydrophenazine based donor-acceptor-donor type monomer (EBE) was synthesized, electropolymerized and the resulting polymer film (P(EBE)) was investigated in terms of its electrochemical and spectroelectrochemical properties. The polymer film showed excellent electrochemical stability upon 1000 switchings by saving almost full of its electroactivity. Moreover, 95% of the optical contrast was maintained after 500 switchings. The optical band gap value was calculated using Tauc Plot method and found as 1.5 eV. P(EBE) film revealed multichromic behaviour between its fully neutral and oxidized states; dark cyanish-green at - 0.8 V, more green at - 0.5 V and transmissive green beyond 0.6 V potentials. Finally, a dual type electrochromic device (ECD) was constructed with P(EBE) and poly(3,4-ethylenedioxythiophene) (PEDOT) films and the spectroelectrochemical behaviour of ECD was depicted