1983 research outputs found
Sort by
Çocuk ihmal ve istismarı alanında çalışan profesyonellerin sunulan hizmetlere ilişkin değerlendirilmesi
Çocuk ihmal ve istismarı günümüzde önemli toplumsal bir sorun haline gelmiştir. İhmal ve/veya istismarın çocuk üzerinde yaşam boyu etkilerinin olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Öyle ki kimi zaman yaşanan istismarın boyutuna, süreklilik durumuna göre bu durum ölümle bile sonuçlanabilmektedir. İhmal ve istismar ile ilgili birçok kurum (hastaneler, emniyet, çeşitli dernekler, Koruma Bakım ve Rehabilitasyon Merkezleri, Bakım ve Sosyal Rehabilitasyon Merkezleri, Çocuk İzlem Merkezleri, Çocuk Koruma Merkezleri vb.) hizmet vermektedir. Ancak bu kuruluşların gereksinimleri karşılayacak yeterliliğe ulaşması hedeflenirken, mevcut hizmetlerin neler olduğu ve verilen hizmetlerin yeterliliğinin hem hizmet alanlar hem de hizmeti sunanlar açısından ele alınıp değerlendirilmesi önem taşımaktadır.
Bu çalışma ile Ankara’da çocuk ihmal ve istismarı alanında görev yapmakta olan profesyonellerin (sosyal hizmet uzmanı, avukat, hemşire, doktor, psikolojik danışman, çocuk gelişimci vb.) çalıştıkları kuruluşta verilen hizmetlere yönelik değerlendirmelerinin neler olduğu öğrenilmesi amaçlanmıştır. Bu temel amaç doğrultusunda çocuk ihmal ve istismarı alanında çalışan 15 profesyonel ile yarı yapılandırılmış görüşme yönergesi kullanılarak derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Araştırmacı tarafından analizi yapılan bulgular temelde üç tema altında toplanmıştır. Bu temalar; “Çalışma Deneyimi” (profesyonellerin hangi alanlarda çalıştıkları, bu alanda çalışmaya nasıl başladıkları, bu alanda çalışmanın kendi seçimleri olup olmadığı, alanı sevip sevmedikleri, aldıkları maaşı yeterli bulup bulmadıkları, alan çalışmalarından sağladıkları doyum, tükenmişlik hissedip hissetmedikleri), “Hizmetlerin Değerlendirilmesi” (profesyonellerin mevzuatı yeterli bulup bulmadıkları, çocuk ile ilgili yasa ve yönetmelikleri meslek elemanlarına yol gösterici bulup bulmadıkları, çocukla çalışan diğer meslek elemanlarının eğitimlerinin değerlendirilmesi ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu kapsamında verilen tedbir kararlarının değerlendirilmesi) ve “Çocuğun Korunmasında Söz Bende” (çocuklara ilişkin yürütülen hizmetlerden sorumlu olsalar ne tür değişiklikler yapacakları) olarak belirlenmiştir.
Yapılan görüşmelerde çocuk ihmal ve istismarı alanında çalışan profesyonellerin kimi durumlarda müdahale sürecinde karşılarına çıkan engeller ve olguların duygusal yıpratıcılığı nedeni ile tükenmişliği yoğun biçimde hissettikleri tespit edilmiştir. Profesyonellerin, çocuk ihmal ve istismarı alanında çalışan diğer meslek elemanlarının eğitimlerinin yetersiz olduğunu belirttikleri ve en çok da iletişim becerileri konusunda eğitimlere ihtiyaç olduğunu düşündükleri ortaya çıkmıştır. Profesyoneller çocuk ihmal ve istismarı ile ilgili mevzuat, yasa ve yönetmeliklerin geliştirilmesi ve uygulanabilirliğinin artması gerektiğini düşündüklerini ifade etmişlerdir. Çocuğa yönelik hizmetlerden sorumlu olma durumlarında genel olarak profesyonellerin tamamı; çocuğun üstün yararının gözetildiği, ihmal ve istismarı önlemeye yönelik yasa yönetmeliklerin ve mevzuatın tamamen uygulanabilir olduğu, koruyucu hizmetlere ağırlık verildiği, alanda çalışan meslek elemanlarının nitelikli eğitimler aldığı ve multidisipliner çalışmaların yapıldığı değişiklikler yapmak istediklerini belirtmişlerdir.
Child neglect and abuse has become an important social issue today. It is an undeniable fact that neglect or abuse has lifelong effects on the child. Professionals that work in the field of child neglect and abuse have an important place in the intervention process. Such, the inaccurate or inadequate types of interventions are affecting the child's life significantly. Many instructions related with child neglect and abuse such as hospitals, police, and various organizations give services. However, when it is aimed to meet the requirements of these institutions, it is also necessary to consider what existing services are and to evaluate the adequacy of the services provided both by the service suppliers and service providers.
With this study, it is aimed to evaluate professionals working in the field of child neglect and abuse (social worker, lawyer, nurse, doctor, counselor and child development specialist) to find out what their evaluations on the services provided. This is why in-depth interviews were conducted with 15 professionals working in the field of child neglect and abuse by utilizing semi-structured interview guidelines. The findings analyzed by the researcher are fundamentally gathered under three themes. These themes: “Work Experience”, “Evaluation of Services” and “I Am Responsible for Child Protection”.
It has been learned that professional working in the field of child neglect and abuse face with obstacles and feel burnout because of the emotional backbreaking facts. Professionals stated that the training of other professional staff working in the field of child neglect and abuse was not sufficient and that what they need the most was training in communication with the child. They also stated that they believe there should be an increase in improvements and implementation of the legislation, laws and regulations on child neglect and abuse. All of the professionals in general are responsible for services for the child stated that they wanted the law and regulations to prevent child neglect and abuse to be applicable, to give more importance to preventive services, to take essential trainings and to be able to perform changes in multidisciplinary studies
Maliyetleme yaklaşımlarının tarihsel gelişimi ve endüstri 4.0 çerçevesinde zaman etkenli faaliyet tabanlı maliyetleme uygulaması
Günümüzde teknolojinin sürekli gelişimiyle beraber şirketlerin ulusal ve ulualararası
rekabetleri artmış, şirketlerin mamul ve hizmet çeşitliliklerinde artışa gitmeleri zorunlu
hale gelmiştir. Kar marjlarının düşmesiyle şirketler daha kaliteli ürün ve hizmeti daha
düşük maliyetle üretmek zorunda kalmışlardır. Üretim maliyetlerine dahil olan işçilik
giderlerinin azalmasıyla enerji kullanımı artmış, endirekt işçilik ve amortisman
maliyetlerinde artışlar meydana getirmiştir. Genel üretim giderlerindeki bu artış sonucunda
genel üretim giderlerinin mamul ve hizmetlere doğru bir şekilde aktarılması önem
kazanmıştır. Üretim süreçlerinde yaşanan tüm bu değişiklikler sonucunda geleneksel
muhasebe yöntemlerinin yeni düzene adapte olamamasından kaynaklı birim mamul
maliyeti hesaplamaları doğru sonuçlar vermemeye başlamış ve bu durum işletmelerde
zarara gidilmesine sebep olmuştur. İşletmeler maliyete neden olan kaynakların doğru tespit
edilip takibinin yapılması konusunda duyarlılık kazanmış ve daha doğru maliyet bilgisi
edinebilecekleri maliyet sistemleri arayışına girmişlerdir. Faaliyet Tabanlı Maliyet Sistemi
tam da bu konuda işletmelere yardımcı olmuş ve ilk defa 1950’li yıllarda kullanılmaya
başlanmıştır. Faaliyet Tabanlı Maliyetleme Sistemi çıktı maliyetini hesaplamanın haricinde
yönetime stratejik amaçlarda da yardımcı olacak bir yöntem olarak kullanılmaya
başlanmıştır. Ancak zamanla Faaliyet Tabanlı Maliyetleme Sisteminin karmaşık yapısı ve
uygulamalarda yaşanan zorluklar sebebiyle güncelleme ve uygulaması daha kolay olan ve
en önemlisi daha doğru maliyet bilgisi sunan bir maliyetleme sistemi olarak sunulan
Zaman Etkenli Faaliyet Tabanlı Maliyetleme Sistemi geliştirilmiştir. Zaman Etkenli
Faaliyet Tabanlı Maliyetleme Sistemi, Faaliyet Tabanlı Maliyetleme Sistemi’nden farklı
olarak zaman faktörünü de dikkate alır. Bu hesaplama sistemi atıl kapasite hesaplamalarına
da olanak sağlamaktadır. Oluşan atıl kapasite maliyetleri ürün ve hizmetlere dağıtılmaz
böylece gerçek maliyet bilgilerine ulaşılmış olunur. Günümüzde Endüstri 4.0 sistemlerinin
getirdiği yeniliklere de kolay entegre olabilen bu yeni maliyet sistemi işletmelere doğru
bilgiler sunmaktadır.
Nowadays, with the continuous development of technology, the national and inter-national
competition of the companies has increased and companies have to increase their product
and service diversity. With the decrease in the profit margins, companies have had to
produce higher quality products and services with lower costs. Because of this decrease in
labor costs included in production costs, energy use increased and indirect labor and
depreciation costs also increased. With this increase in general production expenses,
transfer of general production expenses to products and services has gained importance. As
a result of all these changes in the production processes, the cost of unit goods has not
started to give accurate results due to the fact that traditional accounting methods cannot
adapt to the new order and this situation has caused loss in the enterprises. Businesses have
become more sensitive to identifying and monitoring the sources of cost and started to look
for cost systems where they can obtain more accurate cost information. The Activity-Based
Cost System has helped businesses in this field and was first used in the 1950s. In addition
to calculating the output cost, the Activity Based Costing System has been used as a
method to assist management in strategic purposes. However, due to the complex nature of
the Activity Based Costing System and the difficulties experienced in its implementation,
Time-Based Activity Based Costing System has been developed as a costing system that is
easier to update and implement, and most importantly provides more accurate cost
information. Time-Based Activity Based Costing System takes into account the time factor
as different from the Activity-Based Costing System. This calculation system also allows
for the calculation of idle capacity. The resulting idle capacity costs are not distributed to
products and services so that actual cost information is achieved. Nowadays, this new cost
system, which can be easily integrated into the innovations brought by the Industry 4.0
systems, provides accurate information to enterprises
Gilles Deleuze'ün sinematogafik yaklaşımları bağlamında nuri bilge ceylan sineması hakkında bir değerlendirme
Sinema, keşfedildiği 1896 yılından bu yana, üzerine düşünceler ve kuramlar üretilen
bir olgu olarak öne çıkmaktadır. Sinema tarihsel gelişini boyunca çeşitli dönüşümler ve
kırılmalar geçirmiştir. Birçok araştırmacı araştırmalarının temelini sinema üzerine
kurmaktadır. Ancak yapılan araştırmaların büyük bir bölümü sosyoloji ve semiyoloji gibi
farklı disiplinlerden gelen kavramlar aracılığıyla açıklanmaktadır. Fransız filozof Gilles
Deleuze, sinemanın içerisinden kavramlar üreterek alanın içinden olan kavramlarla sinemayı
anlamanın gerekliliğine vurgu yapmaktadır. Deleuze, sinemada sanatın hareket-imgeden
zaman-imgeye doğru gerçekleşen kırılma sonrasında oluştuğunu ifade etmektedir. Bu açıdan
Türkiye Sineması’nda sanatın izlerinin zaman-imge kavramına uygun anlatımlar aracılığıyla
görünür hale gelmesi beklenmektedir. Bu tezin amacı Türkiye Sineması’nda zaman-imge
kavramının izlerini açığa çıkarmaktır. Bu doğrultuda auteur bir yönetmen olarak ifade
edilebilecek Nuri Bilge Ceylan’ın filmleri incelenmiş ve zaman-imge kavramına uygun
anlatımlar açıklanmaya çalışılmıştır.
Cinema, since its discovery in 1896, has emerged as a phenomenon that has
produced thoughts and theories on it. Cinema has undergone various transformations and
breaks throughout its historical arrival. Many researchers base their research on cinema.
However, most of the researches are explained through concepts from different disciplines
such as sociology and semiology. The French philosopher Gilles Deleuze emphasizes the
need to understand cinema through the concepts of cinema. Deleuze states that art in cinema
has occurred after the refraction from movement-image to time-image. In this respect, the
concept of time-image traces of the art cinema in Turkey is expected to become visible
through the appropriate expressions. In this directions, the films of Nuri Bilge Ceylan, who
can be regarded as an auter, are examined and the narratives according to the concept of
time-image have been tried to be explained
Dünyada ve Türkiye'de benzetim kullanım analizi: Türkiye için bir değerlendirme
Benzetim modelleme tekniği, sağlık sektörü, askeri sistemler, enerji sistemleri, iletişim, ulaştırma gibi daha birçok sistemin analizinde ve tasarımında yaygın bir şekilde güçlü bir araç olarak kullanılmaktadır. Bilgisayar teknolojilerinde ve benzetim yazılımlarındaki gelişmelere paralel olarak özellikle son yirmi yılda sistemlerin modellemesinde benzetim tekniği önemli bir araç haline gelmiştir. Bu çalışmada benzetim kullanımı farklı alanlar için 1997 – 2007 ve 2008 – 2017 aralıkları ele alınarak ayrı ayrı değerlendirilmiş, dünya ve Türkiye’deki durumun karşılaştırılması amaçlanmıştır. Diğer bir amaç ise benzetim tekniğinden yararlanma bakımından Türkiye’deki 2002 ve 2018 yılları arasındaki değişim ve gelişimin düzenlenen bir anket aracılığı ile ortaya konulmaya çalışılmasıdır. Dünyada ve Türkiye’de akademik yayınlar “Web Of Science” veri tabanı üzerinden bu tezde belirtilen sınıflandırmaya göre incelenerek son 20 yıl için ve 10’ar yıllık dönemler için değerlendirilmiştir. Ayrıca Türkiye için değerlendirme anket yoluyla yapılmıştır. Anketin oluşturulmasında “Google Forms” kullanılmıştır. Anket uygulama evrenini çeşitli üniversitelerde çalışan akademik personel, endüstri mühendisliği öğrencileri ve endüstrideki özel sektör çalışanları oluşturmuştur. Benzetim tekniğinin Türkiye’de akademi ve endüstride bugünkü kullanım düzeyini görmek amacıyla 2002 yılında uygulanan anket yeniden kullanılarak bu alandaki değişim ve gelişim ortaya konmuştur.
Tez kapsamında uygulanan anket ve kaynak taraması analiz sonuçları detaylı olarak analiz edilmiş ve elde edilen sonuçlar değerlendirilmiştir.
Simulation modelling methods are used as a tool for analyzing and designing systems in various fields such as health, military, energy systems, communication and transportation. Simulation models have became an important tool for system modelling in the last two decades in accordance with new developments in IT fields and simulation softwares. In this study, for the scenario of the simulation consist 1997-2007 and 2008-2017 years. Time periods have been evaluated seperately for each field to analyze the situation in Turkey and the rest of the World under extensive comparison. In order to expose the recent developments of the practical use of the simulation method in Turkey between the years of 2002 and 2018 a survey was implemented for this study. Academic studies in Turkey and the rest of the World in the database of “Web of Science” have been compared in the way of last two decades and 10 year period by analysing with mentioned classification in the thesis. In addition, another evaluation for Turkey was made using the survey. Google Forms has been used to create the survey. The sample participants were chosen among academicians in various universities, industrial engineering students and private sector employees. In order to measure prevelance of simulation method in academy and industry in Turkey with acomperative perspective, a survey dated 2002 was re-implemented.Literature review and analysis results of the past survey with current data have been analysed with details. The results obtained have been evaluated
Adölesanlarda duygu değişiklikleri ile yeme eğilimi ilişkisinin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, adölesanların duygu değişiklikleri ile yeme eğilimleri
arasındaki ilişkinin incelenmesi ve farklı duygular esnasında tercih edilen ve
tüketilmek istenen besinlerin belirlenmesidir. Çalışma, Eylül-Ekim 2018 tarihleri
arasında Ankara ili Çankaya Bilgi Temel Lisesi’nde 10-19 yaş arası 193 öğrenci (62
erkek, 131 kız) üzerinde yürütülmüştür. Adölesanlara ait genel bilgiler, kişilerin
sağlık durumları, duygu değişiklikleri (üzgün/mutsuz olma, endişeli/kaygılı olma,
sınav stresi, mutluluk, halsiz/hasta olma, başarısızlık hissi, yalnızlık hissi ve hayal
kırıklığına uğrama) ve yeme ilişkisini içeren soruların yer aldığı anket, Hollanda
Yeme Davranışı Anketi (DEBQ) uygulanmış ve duygusal yeme alt ölçeği ile
değerlendirilmiştir. Katılımcıların antropometrik ölçümleri saptanmıştır. Çalışmada
ki katılımcıların %32.1’i erkek %67.9’u kız ve yaş ortalaması 16.2±1.2 yıl olarak
saptanmıştır. Adölesanların BKİ-z skor değerlerine göre %79.7’si normal, %12.9’u
hafif şişman, %4.8’i obez ve %2.6’sı zayıf olarak tespit edilmiştir. Adölesanlar,
üzgün/mutsuz, endişe/kaygı, sınav stresi, hasta/halsiz, başarısızlık, yalnızlık, hayal
kırıklığı hissettikleri zaman ‘daha az yerim’, mutlu hissettikleri zaman ‘herhangi bir
değişiklik olmaz’ şeklinde ifade ettikleri görülmüş ve cinsiyete göre istatistiksel
olarak farklılık tespit edilmiştir (p<0.05). Besin tercih eğilimine baktığımızda
çikolatanın bütün duygu durumlarda ilk tercih edilen besin olduğu görülmüştür.
DEBQ-duygusal yeme alt ölçek puan ortalamaları ile katılımcıların cinsiyet, yaş,
teşhis edilmiş hastalık olma durumu, fiziksel aktivite ve BKİ-z skor değeri
istatistiksel olarak ilişkili bulunmamıştır (p>0.05). Katılımcıların duygusal yeme
eğilimlerini tespit etmek için DEBQ-duygusal yeme alt ölçeği ile 8 farklı duygu
durumunun ilişkisine bakıldığında üzgün/mutsuz, endişe/kaygı, sınav stresi, mutlu,
yalnızlık, hayal kırıklığı hissedilen duygu durumlarında pozitif yönlü korelasyon
saptanmıştır. Sonuç olarak adölesanların genellikle olumsuz duygu durumundayken daha az yemek yeme eğilimi gösterdikleri ve ilk tercih ettikleri besinlerin de yüksek enerjili atıştırmalık karbonhidratlar olduğu belirlenmiştir.
This study was planned to investigate the relationship between emotion changes and
eating tendencies in adolescents and to determine the preferred foods to be consumed
during different emotions. The study was conducted on 193 students (62 males, 131
females) between the age of 10-19 studying Çankaya Bilgi Temel High School in
Ankara between September and October 2018. General information about
adolescents, health status of individuals, emotion changes (sad / unhappy, anxious /
anxious, exam stress, happiness, weak/ sick, feeling of failure, feeling loneliness and
disappointment) and questions about the eating relationship, The Dutch Eating
Behavior Questionnaire (DEBQ) was administered and evaluated with the emotional
eating subscale. Anthropometric measurements of the participants were determined.
Of the participants in the study, 32.1% were male and 67.9% were female and the
mean age was 16.2 ± 1.2 years. The BMI-z scores of the adolescents in our study
were 79.7% normal, 12.9% were overweight, 4.8% were obese and 2.6% were
underweight. The adolescents feel sad / unhappy, worry / anxiety, exam stress, sick /
weak, failure, loneliness, disappointment when they said ‘‘eating less’’, when they
feel happy when they said ‘‘no change’’ and they are determined statistically by
gender. (p <0.05). When we look at the preference of food, it is seen that chocolate is
the first preferred food in all emotion situations. Gender, age, diagnosed disease
status, physical activity and BMI-z score were not statistically significant (p> 0.05).
Participants with The Dutch Eating Behavior Questionnaire-emotional eating
subscale to identify emotional eating tendencies of 8 when we look at the
relationship of different mood statistically significant but not sad / unhappy, worry /
anxiety, exam stress, happy, lonely, dissappointment positive correlation in felt
mood. As a result, it is determined that adolescents tend to eat less often while they
are in negative emotions and they prefer to eat high-energy snacks
A Comparison of Turkish efl students’ speaking anxiety in the classrooms of native and non- native instructors
In this study, L1 Turkish EFL students‟ speaking anxiety in native and non- native instructors‟ classroom will be compared. Speaking is one of the critical skills in the teaching and learning process in second language acquisition and since it is based on the production of language, it is one of the most compelling ones for students. There are some causes which may negatively affect the process and anxiety is one of those factors, specifically in that it demotivates learners in the classroom environment: thus, this research aims to identify to the sources of speaking anxiety of L1 Turkish EFL students. This study was conducted at three universities in Ankara, the data was collected through a questionnaire and adapted from the Foreign Language Classroom Anxiety Scale (hereafter referred to as FLCAS), which was developed by Horwitz et al. (1986). The results show that there is no statistically significant difference between the learners taught by native and non-native instructors on the basis of learner‟s gender and age. However, the length of learning was found to be effective in the comparison of the anxiety of learners and so, the participants with more years of instructions showed lower anxiety levels when compared to others.
Bu çalışmada, yabancı dil öğrenmekte olan ve ana dili Türkçe olan öğrencilerin konuşma kaygısı ile ana dili Türkçe olan ve olmayan öğretim görevlilerinin derslerindeki konuşma kaygısı araĢtırılmaktadır. Konuşma, ikinci dil ediniminde öğrenme ve öğretme sürecinin önemli becerilerdendir. Çünkü öğrenciler için en zorlayıcı temel dil üretimlerinden biridir. Öğrenme sürecini olumsuz etkileyen bazı nedenler olabilir. Kaygı, sınıf ortamında öğrencilerin şevkini kıran faktörlerden biridir. Bu araştırmanın amacı yabancı dil öğrenmekte olan Türk öğrencilerin konuşma kaygısının nedenlerini açıklamaktır. Bu çalışma, Ankara da bulunan üç üniversitede yürütülmüştür. Veriler, sormaca yöntemi ile toplanmış olup Horwitz ve diğerlerinin (1986) yılında geliştirdiği yabancı dil sınıfındaki kaygı ölçeğinden uyarlanmıştır. Sonuçlara göre anadili Türkçe olan ve olmayan öğretim görevlileri fark etmeksizin öğrencileri arasında cinsiyet ve yaşa bağlı olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Ancak, öğrenme sürecinin uzunluğu öğrenenler arasındaki kaygının karşılaştırılmasında etkili olduğu bulunmuştur. Daha uzun yıllardır öğrenenler diğerleri ile karşılaştırıldığında daha düşük kaygıya sahiptirler
The social conntruction of gender: How do we perceive different gender expressions?
Gender, and related issues are intertwined with each other as they are with biological sex. Although the number of studies on gender related topics has been increasing; the issue is still maintaining its importance. The aim of this study is to investigate how women and men react to gender-matched expressions (e.g., masculine males), cross-gender expressions (e.g., masculine females), and androgynous males and females. Most of the studies in the literature focused on negative attitudes towards feminine men. However, this study aims to broaden the literature on reactions toward different gender expressions and how people perceive these different expressions in regard to biological sex of a person. It is hypothesized that (1) women and men will evaluate masculine women more negatively than women expressing feminine and androgynous characteristics, (2) men and women will evaluate feminine men more negatively than men expressing masculine and androgynous characteristics, (3) men evaluate feminine men more negatively compared to women. However, according to the results of the first study, the characteristics of the masculine gender expressions were perceived more negatively than the characteristics of the feminine gender expressions by participants. Accordingly, results of the second study revealed that individuals with masculine gender expression regardless of gender were evaluated more negatively than individuals with feminine and androgen gender expressions.
Toplumsal cinsiyet ve toplumsal cinsiyetle ilgili konular biyolojik cinsiyetle olduğu gibi birbirleriyle de karıştırılmaktalar. Toplumsal cinsiyetle ilgili konularda yapılan çalışma sayısı artsa da bu konu hala önemini korumaktadır. Bu çalışmanın amacı, kadınların ve erkeklerin cinsiyet uyumlu (maskülen/erkeksi erkek), cinsiyet uyumsuz (maskülen/erkeksi kadın) ve androjen erkeklere ve kadınları nasıl algıladığını araştırmaktır. Alan yazındaki birçok çalışma, feminen/kadınsı erkeklere karşı olan olumsuz tutumlar üzerine odaklanmaktadır. Ancak bu çalışma, farklı cinsiyet ifadelerine olan tepkileri ve insanların biyolojik cinsiyetleri göz önünde bulundurarak farklı cinsiyet ifadelerini nasıl algılayacaklarını araştırarak alan yazına katkı sunmayı amaçlamaktadır. Buna göre, (1) kadınlar ve erkekler maskülen/erkeksi kadınları feminen/kadınsı kadınlara ve androjen kadınlara göre daha olumsuz olarak değerlendirileceği; (2) erkekler ve kadınlar, feminen/kadınsı erkekleri maskülen/erkeksi erkeklere ve androjen erkeklere göre daha olumsuz olarak değerlendirileceği; (3) erkekler feminen/kadınsı erkekleri kadınlara göre daha olumsuz olarak değerlendirileceği beklenmiştir. Ancak birinci çalışmanın sonuçlarına göre, maskülen/erkeksi cinsiyet ifadelerine ait özellikler, feminen/kadınsı cinsiyet ifadelerine ait özelliklere göre katılımcılar tarafından daha olumsuz olarak algılanmıştır. Buna bağlı olarak da ikinci çalışmanın sonuçlarına göre ise; cinsiyet fark etmeksizin maskülen/erkeksi cinsiyet ifadesine sahip bireyler feminen/kadınsı ve androjen cinsiyet ifadelerine sahip bireylerine göre daha olumsuz değerlendirilmişlerdir
Damızlık kızın öyküsü dizisinde kadının toplumsal açıdan temsili
Ataerkil toplumsal sistemin ortaya çıkışı neredeyse insanlık tarihi kadar eskiye
dayandırılır. Bugünün toplumlarının da toplumsal yapı ve ilişkilerinde ataerkil toplumsal
sistemin izlerinin gözlemlenebilir olduğunu söylemek mümkündür. Öte yandan ataerkil
toplumsal sistem, toplumsal cinsiyet norm ve rolleri aracılığıyla kadınların ve erkeklerin
toplumsal düzlemde nerede duracaklarına, hangi işlerle meşgul olacaklarına ve nasıl
davranışlar sergileyeceklerine kadar birçok şeyi kurgulamakta ve denetlemektedir.
Günümüzde de bu durumu konu edinen pek çok sinema filmi ve dizi çekilmektedir.
Nitekim 2017 yılında yayınlanmaya başlayan Damızlık Kızın Öyküsü (The Handmaid’s
Tale) dizisi de bunlardan biri olup, ataerkil toplumsal yapının ileri düzey bir versiyonunu
yansıtan bir distopyayı ele almaktadır.
Bu çalışmada, ataerkil toplumsal sistemin ortadan kaldırılmadığı takdirde
ulaşabileceği boyutun gösterilmeye çalışıldığı Damızlık Kızın Öyküsü dizisi ele alınmıştır.
Dizide kadının toplumsal açıdan nasıl temsil edildiği analiz edilmiştir. Bu amaçla
toplumsal cinsiyet ve feminist kuramlar literatürü incelenmiş, göstergebilim, kamera
hareketleri ve teknikleri, renk ve dekor kullanımlarına dair kavramlar ele alınmıştır.
Çalışmanın son bölümünde, Damızlık Kızın Öyküsü dizisinde kadının toplumsal açıdan
temsili belirlenen temalar ve seçilen sahneler üzerinden analiz edilmiştir. Yapılan analizin
sonucunda ataerkil toplumsal yapının, kadının hem toplumsal düzlemdeki yerini hem de ev
içindeki konumunu belirlediği sonucuna ulaşılmıştır.
Roots of patriarchal social system are traced back almost to the dawn of humanity.
In contemporary societies’social structures and relations it is possible to observe the
influences of patriarchal social system. Furthermore, patriarchal social system constructs
and controls many aspects of women and men; including where to stand, which professions
to selectand how to behave in a social order via social gender norms and roles. Nowadays
many cinema films and series produced concerning this issue. As a matter of fact, The
Handmaid’s Tale, released on 2017, is one of these series which is based on a dystopia
regarding an advanced version of this patriarchal social structure.
In this study, the Handmaid’s Tale series, aiming to represent the potential level
patriarchal social system may reach in the case that it is not obliterated, is discussed.
Representation of women in the series is analyzed from the social point of view. For this
purpose, social gender and feminist theories literature is reviewed; concepts regarding
semiology, camera movements and techniques, color and scene decoration usages are
considered. In the final part of the study, the representation of woman from social point of
view is analyzed based on themes and selected scenes. As a conclusion to conducted
analysis, it is concluded that the patriarchal social system determines both the woman’s
place in social order and the domestic setting
Türkiye'de ve Dünya'da yaşanan muhasebe skandalları, yapılan düzenlemeler, usulsüzlük yapan şirket ve bankaların incelenmesi
Amerika‟da yaşanan, dünyanın önemli şirketlerinden olan ve Amerikan borsasında işlem gören Enron (2001) ve Worldcom (2002) skandalları, finansal raporlara, şirket yönetimine, bağımsız denetimini üstlenmiş kuruluşlara ve sermaye piyasalarına karşı güvenin sarsılmasına neden olmuştur. Yaşanan bu gelişmeler Amerikan ekonomisini etkilemekle birlikte aynı zamanda gelişmekte ve ilerlemekte olan birçok ekonomiyi olumsuz etkilemiştir. 2002 tarihinde daha çok Enron skandalına karşı olarak yürürlüğe giren SarbanesOxley (SOX) Yasası, ABD‟deki borsalarda işlem gören halka açık şirketlerin çoğunu etkileyecek, kurumsal yönetimi desteklemeyi, bağımsız dış denetimin düzenini değiştirmeyi ve firmaların finansal raporlamaları üzerindeki kontrolleri düzeltmeyi hedeflemiştir.
Bu tezin amacı, Türkiye‟de ve Dünya‟da meydana gelen hile ve usulsüzlükleri ortaya koymak ve hile denetim teknikleri ve düzenlemeleri ile alınan önlemleri belirtmektir. Tezin son bölümünde Türkiye‟deki firmalar ve iflas eden bankalar araştırılmıştır.
Birinci bölümde, muhasebe ve denetim hakkında kısa bilgi verilerek mesleğin öneminden bahsedilmiştir. TMS/TFRS ve BOBİ FRS karşılaştırılması yapılmıştır. İkinci bölümde Dünyada meydana gelen önemli skandallar (Enron, Worldcom, Parmalat, Ahold, Kanebo, Tyco vb.) ele alınmıştır. Bağımsız Denetim Yönetmeliğine Göre Kurulca Yapılacak İdari Yaptırımlar incelenmiştir. Üçüncü bölümde,Türkiye ve Avrupa Birliği Ülkelerinde, İngiltere‟de ve Fransa‟da hile denetim teknikleri belirtilmiş, ABD ve AB‟de hile denetimi ile ilgili düzenlemeler ele alınmıştır. Dördüncü bölümde ise, iflas eden şirketler ve iflas eden bankalar incelenmiştir.
The scandals of Enron (2001) and Worldcom (2002), two of the most important companies in the world and traded in the US stock market, have resulted in the loss of confidence in financial reports, company management, independent auditors and capital markets. These developments affected the American economy, as well as many developing economies. The Sarbanes Oxley (SOX) Act, which was enacted in 2002 mostly against the Enron scandal, was intended to affect most publicly traded companies in the US, to support corporate governance, to change the order of independent external auditing and to revise controls on companies' financial reporting.
The aim of this thesis is to put forth cheating and irregularities occurring in Turkey and in the world and to specify fraud auditing techniques and regulations and the measures taken against them. In the last part of the thesis, sinking firms and banks in Turkey are investigated.
In the first chapter, the importance of the accounting and auditing profession is explained by giving brief information about them. TMS/TFRS and BOB FRS were compared. In the second chapter, important scandals (Enron, Worldcom, Parmalat, Ahold, Kanebo, Tyco etc.) that happened in the world are discussed. According to the Independent Audit Regulation, Administrative Sanctions to be made by the Board are examined. In the third chapter, fraud auditing techniques are specified in Turkey and the European Union Countries, England and France; the US and EU regulations regarding fraud auditing are discussed. In the fourth section, bankrupt companies and sinking banks are examined
Enflasyon hedeflemesi rejimi: Türkiye örneği
Bu çalışmada enflasyon hedeflemesi rejimi en temel kavramları ile aktarılmış olup,
Türkiye’nin gelişmiş ve diğer gelişmekte olan ülkeler ile karşılaştırılması yapılmaya
çalışılmıştır. İlk bölümde genel olarak para politikalarından bahsedilmiştir. Enflasyon
hedeflemesi rejimi politikasını açıklamak adına avantaj ve dezavantajları gösterilmektedir.
Makalenin ikinci bölümünde ise gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin enflasyon
hedeflemesi rejimi tarihlerine değinilmiş olup rejimin enflasyon oranları üzerindeki etkileri
ele alınmıştır. Üçüncü bölüme gelindiğinde ise Türkiye’nin enflasyon tarihi ele alınmış ve
2002-2005 yıllarında örtük enflasyon hedeflemesi ile geçiş yaptığı enflasyon hedeflemesi
rejiminden sonraki enflasyonist sürecine vurgu yapılmıştır. Genel değerlendirme
çerçevesinde ise Türkiye’nin enflasyon hedeflemesi uygulamasında başarıya ulaşıp
ulaşmadığı değerlendirilmiştir