9061 research outputs found
Sort by
The impact of the clothings of Baroque era and it's impacts on the collections of fashion designer since 2010
İnsanoğlunun, başlangıçta örtünme içgüdüsü ve bedenini doğal hayata karşı koruma gereksiniminden doğan giyim kuşam kültürü, tarih öncesi çağlardan başlayarak günümüze kadar ulaşmış, insanlık tarihi boyunca da son derece önemli bir role sahip olmuştur. İçinde bulundukları çağların estetik ve sanatsal özelliklerini de barındıran giyim kuşam olgusu, bireylerin toplumsal inançları, yaşam biçimleri ve kültürel değer yargılarını ifade etmesi açısından da adeta yol göstermiştir. Bu araştırmada, ortaçağ sonundan günümüze kadar olan süreçte, aydınlanma çağı olarak da adlandırılan ve Avrupa tarihinin en önemli dönemlerinden biri olan Rönesans'ın izinden giden, onun aydınlatıcı etkisiyle güçlenip daha da bağımsız ve özgün olan ve kendisinden sonra gelen tüm dönemlere de etkileriyle rehberlik eden Barok dönemin ve giyim kuşamının, giyinmek bir ihtiyaçken nasıl hiyerarşik bir olgu ve moda haline geldiği anlaşılmaya çalışılmış, aynı zamanda da devamlı olarak değişme, yenilenme ve başa dönme döngüsünde olan günümüz modasıyla olan ilişkisi irdelenmiştir. Bu çerçevede ve Barok döneme ait tüm tarihi referansların ışığında, kadın giyimine ait tüm detaylar malzeme, renk ve form olarak analiz edilmiş, bu doğrultuda da, günümüz modacılarının kendi moda anlayışları çerçevesinde oluşturdukları koleksiyonlarında Barok'a dair benzerlik ve farklılıklar etraflıca ele alınmıştır. Araştırmaya yön veren koleksiyonların incelenmesinde kısıtlılık olarak 2010 yılından günümüze kadar yapılmış olan defilelere odaklanılmıştır. Bu tez kapsamında nitel araştırma yöntemi seçilerek literatür taraması yapılmış, ayrıca bu amaç doğrultusunda, yazılı ve görsel kaynaklar dışında defile video görüntülerinden de faydalanılmıştır. Sonuç olarak, modadaki her yeni stil ve trendin mutlak bir dönem veya zamandan tekerrür ettiği, dünyada yaşanan yenilikler ve gelişmeler doğrultusunda devamlı gelişen günümüz modasının da sık sık referans aldığı Barok dönemi giyim kuşamıyla etkileşim halinde olduğu, her zaman gelişip değişse de tekrar tekrar başa döndüğü kanısına varılmıştır.At the beginning mankind's instinct of covening up and the necessity of clothing due to self-protection against nature, has reached until today and had a crucial importance for the history of mankind. The clothings that enlighten the eras they've been used; with their aesthetic and art features, also showed faith, lifestyle and cultural values. In this study from the beginning of middle age till today; European history's one of the most important eras ''Renaissance's'' enlightening and empowering affect and its follower Baroque era which has become more independent and unique with an impact on other clothings of different eras; has been researched. How the necessity of clothing has become a hierarchy consept and a fashion matter has been researched, also it includes it's constant change, developement and it's relations with the today's fashion which has tendancy to go back to it's noots beginning: has been studied. All textile,color and formes are analyzed according to Baroque era references. According to this, today's fashion designers designs are analyzed with their unique views and perspectives and the similarities-differences of Baroque eras impacts on their work. The study mainly focuses on 2010 and afterwards specifically. For the thesis, quantity method has been chosen and literature database has been used. With this aim; written and visual sources and runway pictures are used
Uncovering Engagement Profiles of Young Learners in K-8 Education through Learning Analytics
E -learning platforms have become increasingly popular in K-8 education to promote student learning and enhance classroom teaching. Student interactions with these platforms produce trace data, which are digital records of learning processes. Although trace data have been effective in identifying learners' engagement profiles in higher education and lifelong learning (e.g., MOOCs), similar research on young learners has been very scarce. This study makes a timely and novel contribution to the field by identifying emerging profiles of young students from Grades 1 to 8 based on their engagement in an e -learning platform. The k -means cluster analysis yielded seven distinct profiles in total. While the dominance of profiles differed across grade levels, some profiles were not even present at specific grades, indicating the changing engagement behaviours of young learners in different years. In addition, all emerging profiles suggest students tended to focus on specific components of the platform, thus lacking balanced engagement with all resources. In particular, while primary school students showed relatively higher interest in game -based learning, middle school students focused more on exams than their counterparts. The findings yielded seven specific considerations for the design of effective e -learning platforms
Paternalistik Liderlik Tarzının İhbarcılık Eğilimi Üzerine Etkisi
Amaç: Araştırmada yöneticilerin sergiledikleri paternalistik liderlik tarzı ile çalışanların ihbarcılık eğilimi arasındaki ilişkileri incelemek ve yöneticilerin sergiledikleri paternalistik liderlik tarzının çalışanların ihbarcılık eğilimi üzerindeki etkisini ortaya koymak amaçlanmaktadır. Yöntem: Araştırmada nicel araştırma yöntemi esas alınmış, ilişkisel araştırma türünden ve alan araştırması deseninden yararlanılmıştır. Araştırmada kullanılan ölçeklerin yapı geçerliliğini test edebilmek için Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) yapılmış ve daha sonra ölçeklerin Cronbach’s Alpha katsayıları hesaplanarak güvenirlikleri test edilmiştir. Ardından da araştırma hipotezlerine yanıt aranması amacıyla Korelasyon analizi ile yapısal eşitlik modellemesi çerçevesinde model kurularak regresyon analizi yapılmıştır. Bulgular: Yöneticilerin paternalistik liderlik davranışlarına sahip olmaları ile hemşirelerin ihbarcılık eğilimi arasında pozitif yönlü bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Boyutlar açısından değerlendirildiğinde ise, yöneticilerin paternalistik liderlik tarzına sahip olmaları ile hemşirelerin sadece iç ihbarcılık ve sessizlik davranışları arasında pozitif yönlü bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Yapısal eşitlik modeli sonuçlarına göre, yöneticilerin paternalistik liderlik tarzına sahip olmalarının hemşirelerin ihbarcılık eğilimi üzerinde pozitif yönde etkisi olduğu tespit edilmiştir. Boyutlar açısından değerlendirildiğinde ise, yöneticilerin paternalistik liderlik tarzına sahip olmalarının, hemşirelerin iç ihbarcılık ve sessizlik davranışları üzerinde pozitif etkisi olduğu buna karşın dış ihbarcılık davranışı üzerinde anlamlı bir etkisinin olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Özgünlük: Araştırma paternalistik liderlik kavramının çalışma yaşamında incelenmesi ve çalışanların liderlerini paternalistik olarak algılamaları ile ihbarcılık eğilimleri arasındaki ilişkilerin bir araştırmada ilk kez tespit edilmesi açısından da önemlidir. Ayrıca mevcut değişkenlerin başka değişkenlerle ilişkilerinin ele alınmasının, yapılacak ileriki araştırmalara katkı sağlayacağı düşünülmektedir
A Quantitative Investigation on the Effects of Flexure-Dominated Reinforced Concrete Column Characteristics on the Dissipated Energy
This paper presents the effects of fundamental member and loading parameters on total dissipated energy capacity of RC columns in a quantitative way by using an experimental database. Specifically, concrete compressive strength, yield strength of reinforcing bars; shear span-to-depth ratio, reinforcement ratios; peak drift ratio, and axial load ratio, are considered as influencing factors. Pearson’s correlation coefficients are utilized as dependency indicators to construct a correlation matrix where the effect of each factor on dissipated energy level is quantified. Results show that the effective factors among selected features are peak drift ratio, transverse reinforcement volumetric ratios of a member, and yield strength of rebars whereas the heaviest influencing factors are the first two. © 2024, Turkish Chamber of Civil Engineers. All rights reserved.121M713; Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu, TÜBİTAKThis work has been funded and supported by the Scientific and Technological Research Council of Türkiye, (TÜBİTAK, Turkish Research Foundation), Project ID: 121M713. This support is greatly acknowledged
On Locally Conformal Kaehler Submersions
We study locally conformal Kaehler submersions, i.e., almost Hermitian submersions whose total manifolds are locally conformal Kaehler. We prove that the vertical distribution of a locally conformal Kaehler submersion is totally geodesic iff the Lee vector field of total manifold is vertical. We also obtain the O'Neill tensors A and T with respect to the Weyl connection of a locally conformal Kaehler submersion. Then, we proved that the horizontal distribution of such a submersion is integrable iff A equivalent to 0. Finally, we get Chen-Ricci inequalities for locally conformal Kaehler space form submersions and Hopf space form submersions
Sürdürülebilir Kentleşme Üzerine Bir Araştırma
Kentleşme, çevresel sürdürülebilirlik, sosyal eşitlik ve ekonomik gelişim arasında denge kurulmasını zorunlu hale getiren önemli bir olgudur. Sürdürülebilir kentleşme, şehirlerin büyümesini çevresel, ekonomik ve sosyal sürdürülebilirlik ilkelerine uygun şekilde yönetme çabasını ifade eder. Bu çalışmanın amacı, Türkiye'deki sürdürülebilir kentleşme performansını sosyo-ekonomik ve çevresel değişkenler üzerinden değerlendirerek literatüre katkı sağlamaktır. Bibliyometrik analiz yöntemi kullanılarak, 2024 yılı Mayıs ayına kadar Web of Science veri tabanında yapılan yayınlar incelenmiş ve sürdürülebilir kentleşme literatüründe öne çıkan araştırma eğilimleri, anahtar konular ve etkili yayınlar belirlenmiştir. Bulgular, son yıllarda sürdürülebilir kentleşme alanında artan bir ilgi olduğunu ve çalışmaların çeşitlendiğini göstermektedir. Özellikle Çin ve ABD'nin bu alanda öne çıktığı, Türkiye'nin de önemli katkılar sağladığı belirlenmiştir. Sürdürülebilir kentleşmenin çevresel, ekonomik ve sosyal boyutları dikkate alındığında, şehirlerin planlama ve yönetim süreçlerinde bütüncül ve entegre yaklaşımlar benimsemesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Yeşil binalar, sürdürülebilir ulaşım sistemleri ve etkili atık yönetimi gibi uygulamalar, sürdürülebilir kentleşmenin önemli bileşenleri olup, bu alanlarda yapılan yatırımlar kentsel yaşam kalitesini artırmaktadır. Çalışmanın sonuçları, Türkiye'de sürdürülebilir kentleşme konusunda önemli adımlar atılabileceğini ve şehirlerin daha yaşanabilir, çevre dostu ve ekonomik olarak sürdürülebilir hale getirilebileceğini ortaya koymaktadır
Adaptation of the Visual Social Anxiety Scale to Turkish culture: Reliability and validity analysis
Sosyal kaygı, sosyal durumlarda başkaları tarafından değerlendirilmeyle alakalı yoğun bir şekilde korku duyma ile karakterize edilen yaygın bir insan deneyimidir. İşlevselliği bozacak kadar şiddetli bir düzeye ulaştığında, sosyal kaygı bozukluğu veya sosyal fobi olarak adlandırılmaktadır. Çoğunlukla kişi korkunun aşırı veya anlamsız olduğunu bilmektedir. Titreme, kızarma, terleme gibi fiziksel belirtiler eşlik edebilmektedir. Gündelik hayatta yaşadıkları bu belirtilere ve bunun sonucunda oluşan sosyal ve ekonomik kayıplara rağmen, sosyal kaygı bozukluğu olan hastaların diğer kaygı bozuklukları olan hastalara kıyasla daha nadir yardım arama davranışı gösterdikleri bulunmuştur. Massad vd. Görsel Sosyal Kaygı Ölçeğini oluşturdukları makalelerinde; yazılı ölçeklerin düşük okuryazarlık düzeyine sahip katılımcılarda zayıf geçerliğe sahip olabileceği, bireylerin soru ifadelerini kendilerince yorumlama ihtimallerinin olabileceği ve ölçek çevirilerinin dilsel ve kültürel farklılıklar nedeniyle kusurlu olabileceğini söylemişlerdir. Tüm bu nedenlerden dolayı sözel ölçeklerin amaçladıkları şeyleri ölçmede birtakım zayıflıklar yarattığına ancak ölçümlerde resim kullanmanın büyük miktarda bilgiyi hızlı ve verimli bir şekilde sıralamayı, anlamayı ve iletmeyi kolaylaştırdığına dikkat çekmişlerdir. Türkçede de görsellerden oluşan örnek bir test olarak Yıldırım vd. tarafından uyarlanan Gözlerden Zihin Okuma Testi kullanılmaktadır ve kişilerin duygu okuma becerilerini ölçmektedir. Bu çalışmanın amacı, Türkiye'de yapılacak sosyal kaygı araştırmalarına ve klinikteki tespit çalışmalarına katkı sağlaması amacı ile Massad vd. tarafından geliştirilen Görsel Sosyal Kaygı Ölçeğinin (Visual Social Anxiety Scale) Türk kültürüne uyarlanması ve psikometrik özelliklerinin sınanmasıdır. Araştırmaya, Türkiye'de yaşayan 275 yetişkin katılmıştır. Analizler SPSS 25.00 ile gerçekleştirilmiştir. Yapı geçerliği sınamaları için açımlayıcı ve doğrulayıcı faktör analizi yapılmıştır. Açımlayıcı faktör analizi sonucunda ölçek 13 faktör ortaya çıkarmıştır. Bu sebeple ölçekte tek bir faktör olduğu ve toplam puan alınabileceği sonucu çıkarılmıştır. Yaklaşan geçerlik için sosyal kaygıyı klinik ortamda ayırt etmek için kullanılan Liebowitz Sosyal Kaygı Ölçeği ve Sosyal Düşünceler Ölçeği ile pozitif yönde yüksek düzeyde anlamlılık göstermektedir. Uzaklaşan geçerlik kapsamında ise Yaygın Kaygı Bozukluğu-7 ile anlamlı bir korelasyon gösterse de korelasyon katsayısı diğer sosyal kaygı ölçeklerine göre düşük çıkmıştır. Güvenirlik analizi için ölçeğin toplam puan Cronbach Alfa iç tutarlılık değeri ,959dur. Dijitalleşen günümüzde görsel ölçeklerin katılımcıların gerçek bildirimlerini ölçmede bir farklılık yaratacağı öngörüsüyle bu araştırmada Görsel Sosyal Kaygı Ölçeği'nin Türk kültürüne adaptasyonu ve geçerlik ve güvenirlik çalışmalarının yapılmıştır. Ölçeğin psikometrik değerleri yeterli düzeyde çıkmıştır.Social anxiety is a common human experience characterized by an intense fear of being evaluated by others in social situations. When it reaches a level severe enough to impair functioning, it is called social anxiety disorder or social phobia. Often the person knows that the fear is excessive or meaningless. It may be accompanied by physical symptoms such as trembling, flushing and sweating. Despite these symptoms in daily life and the resulting social and economic losses, patients with social anxiety disorder have been found to show help-seeking behavior less frequently than patients with other anxiety disorders. Massad et al. in their article in which they created the Visual Social Anxiety Scale, stated that written scales may have poor validity in participants with low literacy levels, individuals may be likely to interpret the question statements in their own way, and scale translations may be imperfect due to linguistic and cultural differences. For all these reasons, they pointed out that verbal scales have some weaknesses in measuring what they aim to measure, but using pictures in measurements makes it easier to sort, understand and communicate large amounts of information quickly and efficiently. In Turkish, the Mind Reading from Eyes Test adapted by Yıldırım et al. is used as a sample test consisting of visuals and measures people's emotion reading skills. The aim of this study is to adapt the Visual Social Anxiety Scale developed by Massad et al. to Turkish culture and to test its psychometric properties in order to contribute to social anxiety research and clinical detection studies in Turkey. A total of 275 adults living in Turkey participated in the study. Analyses were conducted with SPSS 25.00. Exploratory and confirmatory factor analyses were conducted for construct validity tests. Exploratory factor analysis revealed 13 factors in the scale. Therefore, it was concluded that there was only one factor in the scale and a total score could be obtained. For convergent validity, it shows a high level of positive significance with the Liebowitz Social Anxiety Scale and Social Thoughts Scale, which are used to distinguish social anxiety in clinical settings. For divergent validity, although it showed a significant correlation with the Generalized Anxiety Disorder-7, the correlation coefficient was lower than the other social anxiety scales. For the reliability analysis, the total score Cronbach Alpha internal consistency value of the scale was .959. With the prediction that visual scales will make a difference in measuring the real reports of the participants in today's digitalized world, the adaptation of the Visual Social Anxiety Scale to Turkish culture and validity and reliability studies were conducted in this study. The psychometric values of the scale were found to be adequate
Examination the mediating role of dysfunctional attitudes in the relationship between psychological pain and self-disgust in young adults
Genç yetişkinlerde psikolojik acı ve öz tiksinme arasındaki ilişkide fonksiyonel olmayan tutumların aracı rol üstlenip üstlenmediğinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmaya 401 kişi katılmıştır. Psikolojik Acı Ölçeği ile Öz Tiksinme Ölçeği, Fonksiyonel Olmayan Tutumlar Ölçeği orta düzeyde pozitif korelasyon göstermektedir. FOTÖ'nün alt ölçeklerinde güçlü ve pozitif korelasyon vardır. Cinsiyette FOTÖ ve bağımlılık alt ölçeğinde erkekler lehine anlamlı fark vardır. Yaşa göre 18-29 yaş grubunda anlamlı fark vardır. Medeni durumda Öz tiksinme dışındaki ölçeklerde ilişkisi olan, bekar olanlar lehine evlilere göre anlamlı fark vardır. Eğitim durumunda, psikolojik acı ölçeğinde lise, ön lisans ve lisans yüksek lisans grubuna göre yüksek puan elde etmiştir. Öz tiksinme ölçeğinde lisans, yüksek lisans grubuna göre yüksek puan elde etmiştir. FOTÖ'de, FOTÖ mükemmelliyetçilik alt ölçeğinde ön lisans yüksek lisans grubuna göre yüksek puan elde etmiştir. Aracı rol analizlerinde psikolojik acının fonksiyonel olmayan tutumları anlamlı yordadığı, fonksiyonel olmayan tutumların öz tiksinmeyi anlamlı yordadığı, psikolojik acı ve öz tiksinmenin birbirlerini anlamlı yordadığı görülmüştür. FOTÖ ve alt ölçeklerinin psikolojik acı ve öz tiksinme üzerinde kısmi aracı rol oynadığı görülmüştür.It was aimed to examine whether dysfunctional attitudes mediate the relationship between psychological pain and self-loathing in young adults. 401 people participated in the study. Psychological Pain Scale, Self-Disgust Scale and Dysfunctional Attitudes Scale showed a moderate positive correlation. There is a strong and positive correlation in the subscales of the DAS'S. In gender, there is a significant difference in favor of men in the subscales of DAS and addiction subscale. According to age, there is a significant difference in the 18-29 age group. In marital status, there is a significant difference in favor of those who are in a relationship, single and married in the scales other than self-loathing. In terms of education, high school, associate degree and bachelor's degree groups scored higher than the master's degree group in the psychological pain scale. In the self-loathing scale, bachelor's degree group scored higher than the master's degree group. In the DAS, in the perfectionism subscale of the DAS, the associate degree group scored higher than the master's degree group. Mediating role analyses showed that psychological pain significantly predicted dysfunctional attitudes, dysfunctional attitudes significantly predicted self-loathing, and psychological pain and self-loathing significantly predicted each other. It was seen that DAS and its subscales played a partial mediating role on psychological pain and self-loathin
Social and cultural research on mixed-use houses: The case of Ağaoğlu 1453
Günümüz dünyasında toplum ölçeğinde var olan kültürel ve gelir farklılıkları sonucunda konutlar ve konut bölgeleri yeni bir kimlik kazanmıştır. Karma kullanımlı konut, dar gelirliler için toplu konut, kapalı yerleşkeler ve kentsel dönüşüm süreçleri sonucu oluşmuş konutlar, kültürel ve siyasal etkiler sonucu devşirilmiş ve yön bulmuştur. Günümüzde mimari tasarımda en önemli ölçütlerden birisi olan insan algısı, siyasi dengelerin etkisinde mimarlık ürünleri ile şekillenmeye başlamıştır. Bu bağlamda karma kullanımlı konutlar yaygınlaşmış ve mimarlığın temel önceliği gibi ortaya çıkmıştır; kullanıcı odaklı yaşam biçimi ön gördüğü savıyla ve kullanıcı beklentilerini karşıladığı teziyle kabul görmüştür. Bu tezde bu savlar ve sonuçları Ağaoğlu 1453 örneği üzerinden incelenmiş; kapalı yerleşkelerin (gated communities) sosyal ve kültürel çelişkilere yol açtığı sonucuna varılmıştır. Aynı zamanda Ağaoğlu 1453'ün bulunduğu çevre ve yakın çevreye verdiği yarar veya zararlar irdelenmiş ve kullanıcı ile etkileşimleri vurgulanmıştır. 1453 kompleksinin, estetik, mimari, komşulaşma davranışı ve tipolojik olarak yetersiz olduğu, fakat gelir seviyesi açısından statü kazanımı ve saygınlık getirdiği düşüncesi sonucuna varılmış olup gelir seviyesi düşük ve gelir seviyesi yüksek kişiler arasındaki uçurumu giderek artırdığı sonucuna varılmıştır.In today's world, because of the cultural interaction that exists on the scale of society, socio-spatial differentiations, and the attitudes of the entrepreneurs in the housing structure and construction process, residences have gained a new identity due to the income and lifestyle differences brought about by age and income level. Mixed-use housing was oriented toward cultural interaction and political influences. Today, human cognition has begun to take shape with political attitudes and architectural products. In this context, this thesis dwells upon an important example and researches whether the result meets the social and cultural expectations of users by dwelling on the case of Ağaoğlu 1453, Ayazağa. It examines whether the main priority of architecture user expectations are met in this settlement, and demonstrates that gated communities contradict their purpose. At the same time, the benefits or harms that Ağaoğlu 1453 causes to the environment and the immediate environment where it is located were examined and its interactions with people were emphasized. It has been concluded that the 1453 complex's aesthetic, architectural values and neighbourly relations are weak; it is typologically inadequate, but the idea that it brings status gain and respectability thanks to the income level has been concluded, and it has been concluded also that it eventually increases the gap between low-income and high-income decients
A business analysis on the relationship of sustainability score and financial structure
In this business analysis, the complex interplay between the sustainability scores and the financial structures of modern companies is examined in depth. As a case, one of the largest in Turkey, Koç Holding is selected. Koç Holding exports a wide range of products to the EU countries. The study aims to uncover the key drivers and inhibitors that shape this relationship based on a synthesis of academic literature and empirical research. In this study, text mining was performed on a total of 250 sustainability reports as of July 2020. In this way, the scores were calculated for each of the nine headings. The results were interpreted through the calculation of the regressive relationship between these scores and annual financial performance, revealing the increase in the institution's sensitivity to sustainable development over the years. © 2024, IGI Global. All rights reserved