Bilgi Merkezi
Not a member yet
1196 research outputs found
Sort by
Oxidative stress and vascular function
Many drug-induced complications and diseases are known to be associated with or even based on a dysequilibrium between the formation of reactive oxygen or nitrogen species (RONS) and the expression/activity of antioxidant enzymes that catalyze the breakdown of these harmful reactive species. The “kindling radical” concept is based on the initial formation of RONS that in turn activate additional sources of RONS in certain pathological conditions. Recently, we and others have demonstrated such “cross-talk” between NADPH oxidases and mitochondria in the setting of nitroglycerin-induced nitrate tolerance, the aging process and angiotensin-II triggered arterial hypertension via redox pathways compromising the mitochondrial, ATP-sensitive potassium channel (mKATP), the mitochondrial permeability transition pore (mPTP), cSrc and protein kinases and the NADPH oxidase isoform Nox2 (and eventually Nox1). This review will focus on the uncoupling of endothelial nitric oxide synthase (eNOS) by initially formed “kindling radicals” (RONS) and on the different “redox switches” that are involved in the uncoupling process of eNOS. S-glutathionylation of the eNOS reductase domain, adverse phosphorylation of eNOS, and of course the oxidative depletion of tetrahydrobiopterin (BH4) will be highlighted as potential “redox switches” in eNOS. In addition, RONS-triggered increases in levels of asymmetric dimethylarginine (ADMA) and L-arginine depletion will be discussed as alternative reasons for dysfunctional eNOS. Finally, we present the clinical perspectives of eNOS uncoupling (and dysfunction) for the development and progression of cardiovascular disease and discuss the important prognostic value of the measurement of endothelial function (e.g. by flow-mediated dilation or forearm plethysmography) for patients with cardiovascular disease
YAPAY SİNİR AĞLARI YÖNTEMİ İLE GÖKSU NEHRİ’NİN AKIM TAHMİNİ
Günümüzde kuraklık ve küresel ısınma hissedilir derecede arttığı için, su kaynaklarının kullanımı ve işletilmesi gibi konular oldukça önem kazanmaktadır. Akarsularda akım, ilgili kurumların akarsuyun belirli noktalarına kurdukları ölçüm istasyonları ile belirlenmektedir. Ancak, çeşitli sebeplerle veri alınamaması ve istasyonlarda arıza olması gibi durumlarda bu istasyonların işletilmesi zor olmaktadır. Bu gibi durumlarda eksik veriyi tamamlayabilmek için, son yıllarda su kaynakları mühendisliğinde geniş kullanım alanı bulan yapay sinir ağları (YSA) yöntemi ile Göksu Nehri’nin akım tahmini yapılmıştır. Göksu Nehri’nde bulunan Karahacılı (1714), Kırkkavak (1719) ve Hamam (1720) akım gözlem istasyonlarından alınan 1990–2010 yılları arasında bulunan günlük akım değerleri kullanılarak YSA modelleri geliştirilmiştir. Geliştirilen modellerin performansları değerlendirilirken, belirginlik katsayısı ve ortalama mutlak hata değerleri kullanılmıştır. Modellerin performansları değerlendirildiğinde, YSA yönteminin akım tahmininde kullanılabilir olduğu görülmüştür
SİSMİK HIZLARDAN TAŞIMA GÜCÜNÜN İNCELENMESİ
Bu çalışmanın amacı klasik taşıma gücü ile sismik hızlardan hesaplanan taşıma gücünü karşılaştırmaktır. Araştırmacıların en son ürettikleri ve tavsiye ettikleri taşıma gücü bağıntıları kendi aralarında karşılaştırılmıştır. Bu karşılaştırma pomza ve kil türü zeminlerde uygulanmıştır. Ancak pomza türü zeminlerin taşıma gücü kohezyon ve içsel sürtünme belirlenemediğinden klasik yöntemle hesaplanamamıştır. Karşılaştırılan taşıma gücü ve güvenli taşıma gücü bağıntılarının sismik hızlara göre değişimleri, yoğunluk, güvenlik katsayısı ve temel faktörü bakımından da kıyaslanarak incelenmiştir. Buna ek olarak incelenen statik taşıma gücü bağıntısı ve dinamik olarak adlandırılan sismik hızlardan taşıma gücü bağıntılarının depreme dayanıklı yapılaşma için yeterliliği tartışılmıştır
TRABZON İLİNDE MEYDANA GELEN HEYELANLAR VE HEYELANLARIN BÖLGEYE ETKİLERİ
Ülkemizde heyelana en çok maruz kalan bölge doğu Karadeniz bölgesi olmakla birlikte bu bölgede oluşan heyelanlardan en çok etkilenen illerden biri de Trabzon ilidir. Bölgenin arazi yapısı ve ortalama yağış eşik değerinin yüksek olmasının tetiklediği heyelanlardan bölge halkı ve ekonomisi oldukça etkilenmektedir.
Bu çalışmada Trabzon’da meydana gelen heyelanlara neden olan faktörler ve bu heyelanların bölge halkı üzerindeki etkiler üzerinde durulmuştur
ZEOLIT KATKILI ÇIMENTOLARIN ÖZELLİKLERİNİN İNCELENMESİ
Doğal puzolanlar yönünden son derece zengin olan ülkemizde çok yönlü kazanımlar sağlanmaktadır. Bu kazanımların başında, çimento üretiminde enerji tasarrufu sağlanması ve bu yolla çevre kirliliğinin azaltılması gelir. Klinkerin azaltılarak yerine puzolanik katkı malzemelerinin kullanılması ile çimento üretimi sırasında ortaya çıkan CO2 gazı azaltılabilmekte ve enerji tasarrufu sağlanmaktadır. Bu çalışmada Portland çimentosuna %0, %5, %10, %15 ve %20 oranlarında zeolit katkısının çimento harç özelliklerine etkisi incelenmiştir. Araştırmada zeolit katkılı çimento harç numunelerinin, fiziksel ve kimyasal analizleri, 2, 7 ve 28 günlük basınç dayanımları ile SEM görüntüleri incelenmiştir. Çalışmada, katkılı çimento özellikleri bakımından en uygun değerler %10 zeolit katkılı çimento harçlarından elde edilmiştir.
Anahtar Kelimeler: Zeolit, çimento, basınç dayanımı, fiziksel özellikler, SE
ÇERÇEVELERDE DONATI KOROZYONUNUN TAŞIYICI SİSTEM DAVRANIŞINA ETKİLERİ
Türkiye’de yetersiz paspayı, kötü malzeme, yıpratıcı çevresel etkiler vb. nedenlerle donatı korozyonuna uğramış betonarme eleman kesitlerine sıkça rastlanmaktadır. Kesitte donatı çapının azalması, aderans kaybı, beton çatlakları ve donatının mekanik özelliklerinin değişmesi, korozyonun başlıca sonuçlarıdır. Bu sonuçların deprem bölgelerinde yer alan binalarda yapısal davranış üzerindeki olumsuz etkileri araştırılmalıdır.
Bu çalışmanın amacı, korozyona uğramış betonarme çerçeve sistemli binaların deprem etkisi altındaki davranışlarını incelemektir. Bu inceleme, başlangıç (sistemde korozyon etkisinin olmadığı) durumundaki yapısal davranış ile korozyon etkisi sonrası yapısal davranış karşılaştırılmak suretiyle yapılacaktır. Bu amaçla, perdesiz düzlem çerçeve sistemler üzerinde korozyonsuz ve çeşitli seviyelerde korozyon etkisinde yapısal çözümlemeler yapılmıştır. Bu çözümlemeler, iki aşamadan meydana gelmektedir. İlk aşamada (kesit analizleri), kolon ve kiriş kesitlerinin her farklı korozyon durumu için moment-eğrilik (M-κ) ve normal kuvvet-eğilme momenti (N-M) karşılıklı etkileşim diyagramları çizilmiştir. İkinci aşamada (sistem analizleri) ise her farklı korozyon durumu için çerçeve sistemin itme analizi yapılmıştır. Ardından, gerekli dönüşümlerden sonra, çerçevenin modal kapasite eğrisi elde edilmiş ve hedef deplasman hesaplanmıştır. Ayrıca kesitlerin hasar durumları da incelenmiştir. Çözümleme ve değerlendirmelerde DBYBHY-2007, ATC 40, FEMA 273 gibi ulusal ve uluslararası şartnamelerden faydalanılmıştır. Çözümleme sonuçlarına göre, betonarme elemanı etkileyen donatı korozyonunun türü, şiddeti ve yapı üzerindeki yeri taşıyıcı sistem davranışını olumsuz yönde etkileyen değişkenler olarak ortaya çıkmaktadır. Özellikle mevcut binaların sismik değerlendirilmesi sırasında korozyon etkilerinin çok yönlü olarak göz önüne alınması önerilmektedir
Quickbird ve Landsat 7 ETM+ uydu görüntüleri kullanılarak Ayancık-Göldağ kayın (Fagus orientalis Lipsky) meşcerelerinde hacim tahmini
Orman amenajman planlarının hazırlanmasında ve ormanların ekolojik, ekonomik sosyokültürel değerlerinin belirlenmesinde envanter verisine ihtiyaç duyulmaktadır. Bilindiği gibi planlama süreci envanter çalışmaları ile başlamaktadır. Ormancılıkta envanter verisi, yersel ölçümler veya uzaktan algılama verileri (hava fotoğrafı veya uydu görüntüsü) ya da bu iki tekniğin birlikte kullanılmasıyla elde edilmektedir. Orman amenajman planlarının hazırlanmasında meşcere hacmi, göğüs yüzeyi, ağaç sayısı gibi meşcere parametreleri ihtiyaç duyulan önemli envanter verileridir. Bu parametrelerin yersel ölçümlerle elde edilmesi pahalı ve zaman alıcı bir aşamayı içermektedir. Bu çalışma, saf kayın meşcerelerinde Quickbird ve Landsat 7 ETM+ uydu görüntüleri yardımıyla meşcere hacminin tahmin edilmesi amacıyla yapılmıştır. Toplam geçici 70 örnek alanda, yersel ölçümlerle meşcere hacmi belirlenmiştir. Aynı örnek alanların koordinat değerlerinden yararlanarak Quickbird ve Landsat 7 ETM+ uydu görüntüleri üzerinde parlaklık değerleri hesaplanmıştır. Uydu görüntülerinden elde edilen parlaklık değerleri ile meşcere hacmi arasındaki ilişkiler regresyon analiziyle ortaya konulmuştur. Analizler sonucunda, Quickbird uydu görüntüsünün Bant 1, Bant 2, Bant 3 ve Bant 4 bağımsız değişkenleri ile elde edilen regresyon denklemi ile meşcere hacmi arasında en iyi ilişki (R2=0.70, RMSE=28.56 m3/ha) bulunurken, Landsat 7 ETM+ uydu görüntüsünde ise ETM 2, ETM 3 ve ETM 4 bağımsız değişkenlerinde (R2=0.545, RMSE=53.13 m3/ha) iyi ilişki olduğu bulunmuştur.
Anahtar kelimeler: Meşcere hacmi, Quickbird uydu görüntüsü, Landsat 7 ETM+ uydu görüntüs
Farklı Azot Kaynakları ve Vegetasyon Dönemleri Altında Rokanın (Eruca sativa Mill.) Tohum Verimi, Kalite ve Bitki Özelliklerinin Değişimleri
Roka eski zamanlardan beri çeşitli Avrupa ve Yakın Doğu ülkelerinde gerek doğadan toplanan gerekse kültürü yapılan, yaprağı yenen veya yağ bitkisi olarak değerlendirilen bir ürün olarak kullanılmaktadır. Rokanın ekonomik potansiyeli son zamanlarda düzenli olarak artmaktadır. Bu araştırmada, 3 farklı tohum ekim zamanının (2002 yılı, Kasım, Ocak ve Mart aylarının 1. günü) ve 3 farklı azot kaynağının bitki boyu, bitki başına yan dal sayısı, bitki başına bakla sayısı, bakla başına tohum sayısı, bakla uzunluğu (cm), bin dane ağırlığı (g), tohum verimi (kg/ha) ve çimlenme oranı üzerine etkileri belirlenmiştir. Araştırmadan elde edilen sonuçlar, tohum ekim zamanının; bitki boyu, bitki başına yan dal sayısı, bakla uzunluğu, 1000 dane ağırlığı ve tohum verimi üzerine, farklı azot kaynaklarının ise; bitki başına yan dal sayısı, bitki başına bakla sayısı, bakla başına tohum sayısı ve tohum verimi üzerine istatistiki olarak etkili olduğunu ortaya koymuştur. Genel olarak erken tohum ekiminin geç tohum ekimine göre daha yüksek tohum verimi verdiği, kalsiyum nitrat uygulamasının ise, organik gübre ve amonyum sülfat uygulamalarına göre tohum verimini arttırdığı belirlenmiştir. En yüksek tohum verimi, Kasım ayındaki tohum ekiminden (1364.4 kg/ha) ve kalsiyum nitrat uygulamasından (1168.9 kg/ha) elde edilmiştir
Farklı Ambalajlarda Muhafaza Edilen Hıyar (Cucumis sativus L.) Meyvelerinin Kalite Değişimleri
Son yıllarda tüketici taleplerindeki değişikliklere bağlı olarak birçok sofralık hıyar çeşidi geliştirilmiştir. ‘Uzun hıyar’ olarak da bilinen 30-35 cm uzunluğundaki hıyar çeşitleri, ihracatta önemli bir paya sahip olmasına rağmen hasat sonrası kalite değişimleri ile ilgili bilgiler sınırlıdır. Bu çalışma, farklı ambalajların depolama süresince hıyar meyvelerinin kalitesi ile fizyolojik ve patolojik bozukluklara etkisini belirlemek amacıyla yürütülmüştür. Üretici serasından ticari olgunlukta hasat edilen hıyar (Cucumis sativus L., var. Baccara) meyveleri; ambalajsız (kontrol), shrink film ile tek tek sarılarak ve modifiye atmosfer (MA) ambalaj kullanılarak paketlenmiştir. Kontrol ve paketlenen meyveler 10±0.5oC sıcaklıkta ve %90 oransal nemdeki soğuk depo koşullarında 30 gün süreyle muhafazaya alınmıştır. Shrink film ve MA ambalaj hıyar meyvelerinde ağırlık kaybını sınırlandırarak buruşmaları önlerken, ambalajsız meyvelerde 30 günlük depolama sonunda buruşmalar görülmüştür. MA paketleme, depolama süresince hıyar meyvelerinin renk değişimini sınırlandırırken, kontrol ve shrink film ile sarılan hıyarlarda yeşil renk tonunun azaldığı, rengin açıldığı görülmüştür. Hıyar meyvelerinin klorofil a, b ve toplam klorofil miktarında görülen değişimler de bunu desteklemiştir. Genel olarak ambalajların hıyar meyvesinin kimyasal özelliklerine etkisi belirgin farklılık yaratmamıştır. Çalışma sonuçları ambalajsız ve shrink film ile sarılan ‘uzun hıyar’ meyvelerinin 20 gün, MA ambalaj kullanılarak ise 30 gün süreyle başarılı bir şekilde depolanabileceğini göstermiştir
Orman köylerinde kooperatifçiliğin gelişimine etki eden etmenler
Kooperatifçilik insan kaynaklarının geliştirilmesi, girişimciliğin teşviki, istihdam olanaklarının arttırılması, yoksulluğun azaltılması, vb. gibi potansiyel faydaları nedeniyle kırsal kalkınma çalışmalarında yıllardır kullanılmakta olan en önemli araçlardan birisidir. Bununla birlikte, kooperatifçilikle ilgili devlet politikalarında devamlılığın sağlanamaması, mevcut yasal ve yönetsel sorunların giderilememesi ve başta eğitim olmak üzere kırsaldaki insanımızın niteliği, vb. nedenlerle kooperatifçilik çalışmalarından beklentilerin yeterince karşılanamadığı da bilinmektedir. Bu araştırmada orman köylerindeki kooperatifleşme çabaları ve kooperatifçiliğin gelişimine etkisi olan etmenler yönetici görüşleri yardımıyla (1) güvenilir ve güçlü bir kooperatifçilik imajı, (2) planlı ve istikrarlı devlet politikaları, (3) uygun ve gelişime açık bir mevzuat, (4) insan kaynaklarının geliştirilmesi, (5) etkin bir örgütlenme ve işbirliği ve (6) finansman olanakları şeklinde sınıflandırılmış; ardından kooperatiflerin bu etmenler bakımından durumları sorgulanmıştır. Araştırmanın evreni Isparta Orman Bölge Müdürlüğüne bağlı Bucak Orman İşletme Müdürlüğü sınırları içinde faaliyet gösteren kooperatiflerdir.
Anahtar kelimeler: Kooperatifçilik, Orman köyleri, Bucak Orman İşletme Müdürlüğ