İnönü Üniversitesi Kurumsal Akademik Arşivi
Not a member yet
26000 research outputs found
Sort by
Examining the English pre-service teachers' views on the interdisciplinary approach with the vignette technique
Bu çalışmanın amacı, İngilizce öğretmen adaylarının disiplinler arası öğretim yaklaşımına ilişkin görüşlerini vignette tekniği kullanarak derinlemesine incelemektir. Bu amaç doğrultusunda, öğretmen adaylarının bu yaklaşıma dair görüşleri, cinsiyet, sınıf düzeyi, pedagojik alan bilgileri, sosyal-duygusal öğrenme becerileri ve dijital yeterlilikler değişkenleri açısından kapsamlı bir şekilde incelenmiştir. Araştırmada nitel araştırma yaklaşımı ve durum çalışması deseni kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu, 2024-2025 eğitim öğretim yılı bahar döneminde İnönü Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği lisans programında eğitim gören 1., 2., 3. ve 4. sınıf öğrencileri arasından amaçlı örnekleme yöntemlerinden ölçüt örnekleme ile seçilen toplam 40 İngilizce öğretmen adayı oluşturmaktadır. Araştırmacı tarafından geliştirilen üç farklı vignet ve açık uçlu sorularla veriler toplanmıştır. Elde edilen veriler nitel veri analizi yazılımıyla içerik analizi yöntemine göre incelenmiştir. Araştırmada İngilizce öğretmen adaylarının disiplinler arası yaklaşımı genel olarak olumlu bir pedagojik strateji olarak algıladıkları, farklı disiplinleri entegre etme, öğrenmeyi eğlenceli hale getirme, duyusal öğrenmeyi destekleme ve materyal kullanımı gibi unsurları temel aldıkları bulunmuştur. Ayrıca, kalıcı ve çok yönlü öğrenme ile motivasyon ve katılım artışının en önemli etkiler olduğu, ancak dikkat dağınıklığı, kontrol zorluğu, sınıf yönetimi ve zaman yönetimi gibi uygulama sorunlarının da farkında oldukları tespit edilmiştir. Cinsiyet ve sınıf düzeyi değişkenlerine göre görüşlerinde farklılaşmalar olduğu gözlemlenmiştir. Elde edilen bu sonuçlardan hareketle, öğretmen yetiştirme programlarının söz konusu yeterlilikleri kapsamlı bir şekilde ele alması gerektiği önerilmiştir.The purpose of this study is to examine English language pre-service teachers' views on the interdisciplinary teaching approach with vignette technique. According to this aim, pre-service teachers' views about this approach have been comprehensively investigated in terms of gender, grade level, pedagogical content knowledge, social-emotional learning skills, and digital competencies. A qualitative research approach and a case study design were employed in the study. The study group consisted of a total of 40 English language pre-service teachers selected from the 1st, 2nd, 3rd, and 4th-grade students enrolled in the English Language Teaching undergraduate program at Inonu University during the 2024-2025 academic year spring semester, using criterion sampling, one of the purposive sampling methods. Data were collected using three different vignettes and open-ended questions which were developed by researcher. The collected data were analyzed using content analysis method with a qualitative data analysis software. It is found that English language pre-service teachers generally perceive the interdisciplinary approach as a positive pedagogical strategy, basing it on elements such as integrating different disciplines, making learning enjoyable, supporting emotional learning, and utilizing materials. Furthermore, it was determined that permanent and multifaceted learning, along with increased motivation and participation, were the most significant effects, but they were also aware of implementation problems such as distraction, difficulty in control, classroom management, and time management. Differences in cognitive structures were observed based on gender and grade level variables. Based on these results, it was suggested that teacher education programs should comprehensively address the aforementioned competencies
Brands and sustainability communication: Content analysis of social media shares with samples from Türkiye and the world
Dünya sürekli bir değişim içindedir. İşletmelerin de bu yeniliklere uyum sağlaması gerekmektedir. Özellikle günümüzün rekabetçi ortamında, büyümek ve ayakta kalmak isteyen firmaların gerekli adımları atması zorunlu hale gelmiştir. Küreselleşme ile birlikte ekonomi ve sanayi alanındaki dönüşümler, teknolojik gelişmeler, sürdürülebilirlik kavramının daha fazla önem kazanmasına neden olmuştur. Sürdürülebilirliğin artan önemi ile toplum, şirketlerden çevreye ve topluma karşı daha duyarlı olmalarını talep etmeye başlamış; bu da sürdürülebilirliği işletmelerin başarısını etkileyen kritik bir faktör duruma getirmiştir. Markalar, rekabetçi bir ortamda rakiplerinden ayrılmak için, sosyal sorumluluk anlayışıyla çalışmalarını sürdürmektedir. Bu bağlamda, markaların müşterilerini doğru bir şekilde incelemesi ve etkili kararlar alarak pazarlama planlarını oluşturmaları her zamankinden daha fazla önem taşımaktadır. Bu çerçevede, iletişim gibi karmaşık bir disiplinin sürdürülebilir bir kurumsal yapıda işlevsellik kazanması kaçınılmaz bir gereklilik haline gelmektedir. Sürdürülebilirlik iletişimi, sürdürülebilirlik stratejisini çalışanlarla, paydaş, toplum ve müşterilerle değiştirme sürecidir. Sürdürülebilirlik ve sürdürülebilir iletişim kavramlarını genel çerçevesini anlamak için, bu gelişmede rol oynayan aktörlerin tarihsel gelişimini ve katkısını bilmek önemlidir. Bu çalışmanın amacı, araştırma kapsamında belirlenen markaların, Capital 500,Fortune 500, BİST SÜRDÜRÜLEBİLİRİK, İSO 500, FTSE4 Good endeksi listesinde yer alan altı marka verileri baz alınarak hem Türkiye içerisinde hem de global çapta faaliyet yürüten , çeşitli sektörlerden olan markaların sosyal medya platformlarının kullanım pratiklerini, sürdürülebilirlik paylaşımları bağlamında incelemektir. Belirlenen hedef kapsamında markaların Ocak – Mayıs 2025 tarihleri arasında sosyal medya hesaplarında yaptıkları 126 paylaşım analiz birimi olarak seçilmiş ve nicel içerik analizi yöntemiyle değerlendirilmiştir. Araştırma sonucunda, sürdürülebilirlik boyut olarak %71,5 oran ile çevresel alan olup, mesaj türleri açısından, içeriklerin %90,5'lik bölümü bilgilendirici olduğu görülmüştür. Markalar, kullandıkları dil ve üslup açısından %79,4'lük oran ile ciddi bir yaklaşım sergilemektedir Duygusal, mizahi ya da abartılı ifadelerin ise yer verilmediği görülmektedir. Sosyal medya platformları açısından en fazla etkileşim alan platformlar ise sırasıyla; X (%46,8) ve Instagram (%43,7) olarak belirlenmiştir. İçerik türleri, platformlara göre değişiklik göstermektedir; örneğin, Instagram'da genellikle video ve fotoğraflar tercih edilirken, X'te afişler öne çıkmaktadır. İçerik türleri arasında en çok tercih edilen format video (%49,2) olmuştur. Bunu %38,1'lik oran ile afiş, %12,7 oran ile fotoğraf izlemektedir. Araştırma bulgularından hareket ile analiz edilmiş olan sosyal medya gönderilerinden en fazla paylaşım yapılan platform Instagram olmuştur. Araştırma kapsamında markaların sürdürülebilirlik paylaşımında sosyal medya platformunu kullanma oranları; Çimsa % 24,8, Ülker % 3,1, Zorlu Holding %15,0, Microsoft %11,9, Patagonia %17,4, Unliever % 27,8 'dir. Yerel markalardan en fazla Çimsa, küresel markalardan Unilever olduğu tespit edilmiştir.The world is in constant change. Businesses also need to adapt to these innovations. Especially in today's competitive environment, companies that want to grow and survive have become obligatory to take the necessary steps. Globalization and transformations in the field of economy and industry, technological developments have caused the concept of sustainability to gain more importance. With the increasing importance of sustainability, society has begun to demand that companies be more sensitive to the environment and society; making sustainability a critical factor affecting the success of businesses. Brands continue to work with the understanding of social responsibility in order to leave their competitors in a competitive environment. In this context, it is more important than ever for brands to properly examine their customers and create marketing plans by making effective decisions. Within this framework, it is becoming an inevitable necessity for a complex discipline such as communication to gain functionality in a sustainable corporate structure. Sustainability communication is the process of replacing sustainability strategy with employees, stakeholders, society and customers. In order to understand the general framework of the concepts of sustainability and sustainable communication, it is important to know the historical development and contribution of the actors involved in this development. The aim of this study is to examine the social platforms of the brands within the scope of the research, Capital 500, Fortune 500, BIST SUSTAINABLE, ISO 500, FTSE4 Good index list based on six brand data, both within Turkey and in the field of social platforms operating on a global scale. Within the scope of the target, 2025, 126 sharing analysis units of the brands in social media accounts were selected as and evaluated by quantitative content analysis method. As a result of the research, sustainability is 71.5% environmental area in size and in terms of message types, 90.5% of the content is informative. Brands take a serious approach with a ratio of 79.4 '% in terms of the language and style they use Emotional, humorous or exaggerated expressions are not included. The platforms with the most interaction in terms of social media platforms are; X (46.8%) and Instagram (43.7%). Content types vary across platforms; for example, videos and photos are usually preferred on Instagram, while banners stand out on X. The most preferred format among content types was video (49.2%). This is followed by a banner with a ratio of 38.1 '% and a photo with a ratio of 12.7%. Instagram was the most shared platform from social media posts analyzed by movement from research findings. Within the scope of the research, the rates of using the social media platform in the sustainability sharing of brands; 24,8% in China, 3,1% in Ulker, Zorlu Holding 15,0%, Microsoft 11,9%, Patagonia 17,4%, Unliever 27,8 '%. It has been found that the most of local brands is Grassa, Unilever from global brands
An analysis of news coverage related to the earthquakes centered in Kahramanmaraş on February 6, 2023, in the context of crisis journalism
Gazeteler, geçmişten günümüze kadar insanların haber alma ihtiyaçlarını karşılayan ve bu işlevi sürdüren önemli medya organlarındandır. Özellikle afet ve kriz durumlarında habercilik, toplumun bilgilenmesi ve olayları yaşayanların durumunun izlenmesi açısından kritik bir rol üstlenmektedir. Afet ve kriz durumlarında yapılan haberler, halkın bilgiye erişimini sağlayarak hem toplumsal farkındalığı artırmakta hem de olayların seyrini yansıtmaktadır. 6 Şubat 2023'te meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremler, kriz haberciliğinin önemini bir kez daha ortaya koymuştur. Bu bağlamda bu araştırma ile söz konusu depremlerin Türk yazılı basınında nasıl ele alındığı, haberlerin hangi ne şekilde sunulduğu ve gazetecilerin sorumluluklarını ne ölçüde yerine getirdiklerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma kapsamında 6 Şubat Kahramanmaraş depremleriyle ile ilgili haberler, Yeni Çağ, Yeni Akit, Cumhuriyet, Evrensel, Hürriyet ve Milliyet gazetelerinin 07 Şubat 2023 – 08 Mart 2023 tarihleri arasındaki birinci sayfalarında nasıl sunulduğu, nicel içerik analizi ve betimsel analiz yöntemleriyle incelenmiştir. Gazeteler seçilirken farklı ideolojileri temsil etmelerine dikkat edilmiştir. Yeni Çağ gazetesi ve Yeni Akit gazetesi sağ basını temsilen seçilirken, Cumhuriyet gazetesi ve Evrensel gazetesi ise sol basını temsilen tercih edilmiştir. Hürriyet ve Milliyet gazeteleri ise merkez medyayı temsilen ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Kriz Haberciliği, Haber, Deprem, 6 Şubat Kahramanmaraş Depremi, Nicel İçerik Analizi, Betimsel analizNewspapers have been one of the important media organs that meet people's need for information from the past to the present and continue to serve this function. Especially in disaster and crisis situations, journalism plays a critical role in informing the public and monitoring the condition of those affected by events. News coverage during disasters and crises not only provides public access to information but also increases social awareness and reflects the course of events. The earthquakes centered in Kahramanmaraş on February 6, 2023, once again highlighted the importance of crisis journalism. In this context, this study aims to examine how the Turkish print media covered the said earthquakes, the manner in which the news was presented, and the extent to which journalists fulfilled their responsibilities. Within the scope of the research, news related to the February 6 Kahramanmaraş earthquakes in the newspapers Yeni Çağ, Yeni Akit, Cumhuriyet, Evrensel, Hürriyet, and Milliyet was analyzed through quantitative content analysis and descriptive analysis methods based on their front pages from February 7, 2023, to March 8, 2023. Care was taken to select newspapers representing different ideologies. Yeni Çağ and Yeni Akit were chosen to represent the right-wing press, while Cumhuriyet and Evrensel were selected to represent the left-wing press. Hürriyet and Milliyet were examined as representatives of the centrist media. Keywords: Crisis Journalism, News, Earthquake, February 6 Kahramanmaraş Earthquake, Quantitative Content Analysis, Descriptive Analysi
Laughter as a form of action in Turkish novels
Fizyolojik bir gösterge olan gülme edimi, insanın duygu ve düşüncelerinin dışavurumu için bir araçtır. Gülen insan bireysel açıdan içe dönük, toplumsal açıdan dışa yönelik bir görüngü sunar. Gülme deyince; gülümsemek, gülünçlük, güleç olmak, güler yüzlülük ile kahkaha atmak, sırıtmak, tebessüm etmek gibi diğer ifade biçimleri akla gelir. Tezde gülme olgusunun bir tür ya da anlatım biçimi olarak kullanılmasından ziyade ana odak noktayı fizyolojik bir eylem olan gülme biçimleri oluşturur. Fiziksel bir görünümle birlikte psikolojik ve sosyolojik açıdan anlam yüklenen gülmenin hangi koşul ve durumlarda gerçekleştiği üzerinde durulur. İnsanın gülmesi ve bunun kurgu dünyasındaki karşılığının arandığı bu çalışmada gülme ve türevleri irdelenerek metinlerin temine olan katkı üzerinde durulur. Çalışmada, Türk edebiyatında genel hatları itibarıyla yenileşme olarak adlandırılan Tanzimat Dönemi'nden 1980'e kadarki süreçte edebî kanon çizgisindeki yazarların romanlarındaki karakterler (şahıs kadrosu) çoğunlukla eser merkezli bir yöntemle irdelenir. İncelemeye; Ahmet Mithat Efendi - Müşahedat (1891), Halit Ziya Uşaklıgil - Mai ve Siyah (1898), Yakup Kadri Karaosmanoğlu - Kiralık Konak (1922), Reşat Nuri Güntekin - Çalıkuşu (1922), Peyami Safa - Cânân (1925) Halide Edip Adıvar - Sinekli Bakkal (1936), Ahmet Hamdi Tanpınar - Huzur (1949), Tarık Buğra - İbiş'in Rüyası (1970), Adalet Ağaoğlu - Üç Beş Kişi (1984) eseri tabi tutulur. Romanlardaki kişilerin gülme edimlerinin kendileri ve çevreleri açısından ne ifade ettiği, nasıl ortaya çıktığı ve bunun sebepleri üstünlük, uyumsuzluk ve rahatlama teorileri çerçevesinde ele alınmaktadır. Bu teoriler dışında; gizlenme, çatışma, başkaldırı, kaçış, akıl-duygu karşıtlığı, katılık-esneklik gibi gülmenin göreliği ve paradoksal yapısı metinlerden hareketle ortaya konularak irdelenmektedir. Üzerinde durulan eserlerde Tanzimat Dönemi için çoklukla üstünlük teorisi, Servet-i Fünun Dönemi için uyuşmazlık teorisi, Fecr-i Ati ve Milli Edebiyat Dönemi için üstünlük-uyuşmazlık teorisi ve Cumhuriyet sonrası için ise üç teorinin de -üstünlük, uyuşmazlık, rahatlama- ortaya çıktığı görülür.Laughter, which is a physiological sign, is a kind of tool that humans use to express their emotions and thoughts. A person who laughs exhibits different phenomena related to individuality (introversion) and social perspective (extroversion). Laughter encompasses a range of expressions, including smiling, cheerfulness, playfulness, grinning, and joyful laughter. In this thesis, the focus was placed on laughter and its forms as physiological actions, rather than on the phenomenon of laughter as a type or form of expression. This study looks into when and why people laugh, considering both its physical form and its psychological and social meanings. It also explores how laughter appears in fictional stories and how it helps shape the content and meaning of those texts. In this study, a text-centered approach was used to primarily focus on the novels of authors from the literary canon, covering the period from the Tanzimat era to 1980, which marks the beginning of modernization in Turkish literature. The works subject examination are as follows: Ahmet Mithat Efendi - Müşahedat (1891), Halit Ziya Uşaklıgil - Mai ve Siyah (1898), Yakup Kadri Karaosmanoğlu - Kiralık Konak (1922), Reşat Nuri Güntekin - Çalıkuşu (1922), Peyami Safa - Cânân (1925) Halide Edip Adıvar - Sinekli Bakkal (1936), Ahmet Hamdi Tanpınar - Huzur (1949), Tarık Buğra - İbiş'in Rüyası (1970), Adalet Ağaoğlu - Üç Beş Kişi (1984). I analyzed the meaning of characters' laughter for both themselves and their social environment, its forms of expression, and underlying causes, using the theoretical lenses of superiority, incongruity, and relief. Beyond these theories, the relative and paradoxical nature of laughter is analyzed through texts by focusing on themes such as concealment, conflict, rebellion, escape, the reason–emotion dichotomy, and the tension between rigidity and flexibility. In the examined works, the superiority theory is mainly associated with the Tanzimat period; the incongruity theory with the Servet-i Fünun period; a combination of superiority and incongruity theories with the Fecr-i Ati and Milli Literature periods; and all three theories -superiority, incongruity, and relief- are observed in the post-Republican era
DOĞA TEMELLİ SES FARKINDALIK PROGRAMININ, ERKEN OKURYAZARLIK VE ERKEN MATEMATİK BECERİLERİ ÜZERİNE ETKİSİNİN İNCELENMESİ
Doğa Temelli Ses Farkındalık Programının, Erken Okuryazarlık ve Erken Matematik Becerileri Üzerine Etkisinin İncelenmesi
Amaç: Bu araştırmanın amacı, okul öncesi dönemde uygulanan doğa temelli ses farkındalık programının çocukların erken okuryazarlık ve erken matematik becerilerine etkisini incelemektir.
Materyal ve Metot: Çalışmada, öntest-sontest-kalıcılık testi içeren ve kontrol grubu bulunan deneysel bir desen kullanılmıştır. Çalışma grubu, Hakkari ili merkezinde bulunan bağımsız anaokuluna devam eden 5 yaş grubu çocuklar arasından seçilmiş; 15 çocuk deney grubuna, 15 çocuk ise kontrol grubuna dâhil edilmiştir. Veri toplama araçları olarak Anasınıfı Çocuklarına Yönelik Erken Okuryazarlık Testi (EROT) ve Anasınıfı Çocuklarına Yönelik Erken Matematik Becerileri Değerlendirme Aracı (MATBED) kullanılmıştır. Deney grubuna, 10 hafta süresince haftada iki etkinlik şeklinde doğa temelli ses farkındalık programı uygulanmıştır. Kontrol grubuna ise mevcut okul programı dışında herhangi bir uygulama yapılmamıştır. Nicel veriler, iki faktörlü ANOVA ve bağımsız örneklemler t-testi ile analiz edilmiştir. Kalıcılık etkisini değerlendirmek amacıyla deney grubunun üç zamanlı ölçümleri tekrarlı ölçümler için
ANOVA ile değerlendirilmiştir.
Bulgular: Uygulanan program sonrasında deney grubundaki çocukların hem erken okuryazarlık hem de erken matematik becerilerinde anlamlı düzeyde gelişim gösterdiği; bu gelişimin kalıcı olduğu ve öğretmen görüşlerinin programın etkililiğini desteklediği bulunmuştur.
Sonuç: Doğa temelli ses farkındalık programı, okul öncesi dönemde çocukların erken akademik becerilerini destekleyici etkiler göstermektedir. Programın, çok boyutlu gelişimi destekleyen içerik yapısıyla ilkokula hazırlık sürecine katkı sunduğu sonucuna
ulaşılmıştır.
Anahtar Kelimeler: Erken çocukluk, Doğa temelli eğitim, Ses farkındalığı, Erken okuryazarlık, Erken matematik
The effect of magnetic field applied nanofluid on thermal performance in a horizontal tube
Enerji, en kısa tabirle iş yapabilme yeteneği olarak tanımlanır. Evren büyük bir enerji patlaması ile meydana gelmiştir ve günümüzde yaşamın devam etmesi enerjinin varlığı ile mümkündür. Günümüzde dünya nüfusunun 8 milyarı geçtiği düşünülmektedir. Geçmişten bugüne kadar enerji kaynaklarının bilinçsiz kullanımı, teknolojik sistemlerin verimlerinin düşük olması ve nüfusun artması ile paralel enerji kaynakları hızla tükenmektedir. Bundan dolayı bilim insanları her geçen gün mevcut enerji sistemlerinin verimliliğini artırmak için araştırmalar yapmaktadır. Isı transferi sistemlerinin verimliliğinin geliştirilmesi yapılan araştırmalarda önem arz etmektedir. Sistemlerdeki ısı transfer oranının artması ile kullanılacak olan enerjinin azalması istenmektedir. Isıl sistemlerde temel akışkan olarak genellikle yağ, su veya etilen glikol kullanılmaktadır ve bu akışkanların ısıl performansları belirli bir seviyeye kadar çıkmaktadır. Isı transfer oranını iyileştirmek için birçok çalışma yapılmaktadır. Nanoakışkanlar, bu alanda yapılan çalışmaların başında gelmektedir. Isı transfer sistemlerinde nanoakışkanlar kullanılarak ısı taşınımını artırmak hedeflenmektedir. Farklı tip nanoakışkanlar kullanılarak ısıl performansa olan etkisi araştırılmaktadır. Bu deneysel çalışmada sabit ısı akısı altında, manyetik alan uygulanan demir oksit-su manyetik nanoakışkanının ısıl performansı incelenmiştir. Toplamda dört farklı akışkan türünün (saf su, %0.5 demir oksit-su nanoakışkanı, %1.0 demir oksit-su nanoakışkanı, %1.5 demir oksit-su nanoakışkanı), iki farklı akış debisi (10x10-5 m3/s ve 13x10-5 m3/s), iki farklı sabit ısı akısı (25000 W/m2 ve 50000 W/m2) altında önce manyetik alan etkisi olmadan ve daha sonrasında manyetik alan etkisinde ısıl performansları incelenmiştir. Toplamda 28 farklı deney gerçekleştirilmiştir. Her bir deney iki kez tekrarlanarak sonuçlar kontrol edilmiştir. Deneyler esnasında akışkanların giriş sıcaklığı ve dış ortam sıcaklığı mümkün olduğunca eşit tutulmaya özen gösterilmiştir. Deney verilerine göre elde edilen ısıl performans sonuçları şunlardır; %1.5 demir oksit-su nanoakışkanının Nusselt sayısı saf suya göre, 25000 W/m2 ısı akısında Re=4350'de %38, 25000 W/m2 ısı akısında Re=5750'de %40.3, 50000 W/m2 ısı akısında Re=4350'de %40, 50000 W/m2 ısı akısında Re=5750'de %44'e varan artış göstermiştir.Energy is defined as the ability to do work in the shortest terms. The universe came into being with a huge energy explosion and today, the continuation of life is possible with the existence of energy. Today, it is thought that the world population has exceeded 8 billion. Since the past, the unconscious use of energy resources, the low efficiency of technological systems and the increase in the population, parallel to the rapid depletion of energy resources. Therefore, scientists are conducting research to increase the efficiency of existing energy systems every day. Improving the efficiency of heat transfer systems is important in the researches carried out. It is desired to decrease the energy to be used by increasing the heat transfer rate in the systems. In thermal systems, oil, water or ethylene glycol are generally used as the basic fluid and the thermal performances of these fluids reach a certain level. Many studies are being carried out to improve the heat transfer rate. Nanofluids are at the forefront of the studies carried out in this field. It is aimed to increase heat transfer by using nanofluids in heat transfer systems. Many studies and experiments are being carried out in this field. The effect of different types of nanofluids on thermal performance is being investigated. In this experimental study, the thermal performance of iron oxide-water magnetic nanofluid applied with magnetic field was investigated under constant heat capacity. A total of four different fluid types (pure water, 0.5% iron oxide-water nanofluid, 1.0% iron oxide-water nanofluid, 1.5% iron oxide-water nanofluid), two different flow rates (10x10-5 m3/s and 13x10-5 m3/s), two different constant heat capacities (25000 W/m2 and 50000 W/m2) were investigated first without the effect of magnetic field and then under the effect of magnetic field. A total of 28 different experiments were carried out. Each experiment was repeated twice and the results were checked. During the experiments, care was taken to keep the inlet temperature and the external ambient temperature of the fluids as equal as possible. According to the experimental data, the thermal performance results obtained are as follows; the Nusselt number of 1.5% iron oxide-water nanofluid increased by 38% at 25000 W/m2 heat flux at Re=4350, by 40.3% at 25000 W/m2 heat flux at Re=5750, by 40% at 50000 W/m2 heat flux at Re=4350, and by 44% at 50000 W/m2 heat flux at Re=5750, compared to pure water
The mediating role of perceived relative deprivation in the effect of organizational favoritism on withdrawal behavior
Bu araştırmanın amacı örgütsel kayırmacılığın çalışanların geri çekilme davranışları üzerindeki etkisini ortaya koymak ve bu etkide lider-üye ve takım-üye etkileşimine dair algılanan göreceli yoksunluğun aracılık rolünü değerlendirmektir. Bu bağlamda araştırmanın kapsamı, sağlık çalışanları ve öğretmenlere uygulanan anketlerden elde edilen veriler temelinde şekillenmiştir. Bu iki gruba uygulanan anketlerden elde edilen verilerin doğrulayıcı faktör analizi AMOS 24.0 programı ile gerçekleştirilmiş; diğer analizler ise SPSS 26.0 programı kullanılarak yapılmıştır. Yapılan analizler sonucunda, öğretmenlerin örgütsel kayırmacılığı orta düzeyde, sağlık çalışanlarının ise yüksek düzeyde algıladığı saptanmıştır. Takım-üye ve lider-üye etkileşimine dair algılanan yoksunluğu, sağlık çalışanlarının sırasıyla düşük ve orta düzeyde yoksunluk hissettikleri, öğretmenlerde ise bu algıların daha düşük düzeyde olduğu bulgulanmıştır. Bununla birlikte her iki grubun da geri çekilme davranışını düşük düzeyde sergilediği tespit edilmiştir. Regresyon analizleri sonucunda, örgütsel kayırmacılığın geri çekilme davranışı üzerinde pozitif ve anlamlı bir etkisinin olduğu belirlenmiştir. Ayrıca, örgütsel kayırmacılığın lider-üye ve takım-üye etkileşimlerine dair algılanan yoksunluk düzeylerini artırdığı saptanmıştır. Bu yoksunluk algılarının da geri çekilme davranışını anlamlı şekilde etkilediği tespit edilmiştir. Son olarak Hayes'in Process Macro Model 4 kullanılarak Bootstrap yöntemiyle yapılan analiz sonucunda, lider-üye ve takım-üye etkileşimine dair algılanan yoksunluğun, örgütsel kayırmacılık ile geri çekilme davranışı arasındaki ilişkide aracı değişken olarak anlamlı bir rol oynadığı bulgulanmıştır.The aim of this study is to reveal the effect of organizational favoritism on employees' withdrawal behaviors and to evaluate the mediating role of perceived relative deprivation regarding leader-member and team-member interactions in this effect. In this context, the scope of the research was shaped based on data obtained from surveys conducted with healthcare workers and teachers. The confirmatory factor analysis of the data obtained from these two groups was carried out using the AMOS 24.0 program, while the other analyses were performed using SPSS 26.0. As a result of the analyses, it was determined that teachers perceived organizational favoritism at a moderate level, whereas healthcare workers perceived it at a high level. It was found that healthcare workers experienced low and moderate levels of deprivation in team-member and leader-member interactions, respectively, while these perceptions were lower among teachers. Furthermore, it was identified that both groups exhibited withdrawal behavior at a low level. Regression analyses revealed that organizational favoritism had a positive and significant effect on withdrawal behavior. Additionally, it was determined that organizational favoritism increased the perceived levels of deprivation in leader-member and team-member interactions. These perceptions of deprivation were also found to significantly affect withdrawal behavior. Moreover, the analysis conducted using Hayes' Process Macro Model 4 with the Bootstrap method indicated that the perceived deprivation in leader-member and team-member interactions played a significant mediating role in the relationship between organizational favoritism and withdrawal behavior
Interpretation of the motifs in Diyarbakir Ulu Mosque on ceramic surfaces
Seramik, başlangıçta insanların günlük ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla keşfedilmiş, zamanla sanatta bir ifade aracı olarak kullanılmaya başlanmıştır. Geçmişten günümüze, toplumların estetik ve ekonomik kaygılarının yanı sıra sosyal yaşamlarını, dini inançlarını ve kültürel duyarlılıklarını yansıtan seramik kaplarda çeşitli materyaller ve kabartmalar kullanılmıştır. Günümüzde ise seramik gelişen teknoloji, endüstri ve çeşitli sanat anlayışlarıyla birlikte farklı şekillendirme ve süsleme teknikleriyle üretilmeye devam etmektedir. Diyarbakır Ulu Cami, geçmişten günümüze en büyük ve önemli ibadethanelerden biri olmuştur. Diyarbakır'ın tarih kokan dokusunu yansıtan bu cami, bölgedeki varlığını birçok açıdan sürdürmektedir. Birden fazla onarım geçiren Ulu Cami, kullanılan alanlara göre değişikliğe uğrayan yapısı ve dokularıyla dikkat çekmektedir. Yapının duvarlarında yer alan kitabeler, caminin tarihini gözler önüne sermektedir. Diyarbakır Ulu Cami kompleksi; mimari yapıları, süslemeleri ve özgün yapı elemanlarıyla şehrin anıtsal eserleri arasında önemli bir yere sahiptir. Bu çalışmada, Ulu Cami içerisindeki dekorlar seramiğe uygun şekilde tasarlanmış ve maketleri çeşitli şekillendirme teknikleriyle üretilmiştir. Çalışmalarda ortak bir plastik anlatım dili oluşturulması hedeflenmiştir. Elektrikli kamara tipi fırınlarda ilk pişirim 950 °C de ve sırlı pişirim ise 1050 °C de gerçekleştirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Seramik, Ulu Cami, Diyarbakır, Tasarım, MimariCeramics was initially discovered to meet the daily needs of people, and over time, it began to be used as a means of expression in art. From past to present, various materials and reliefs have been used in ceramic vessels that reflect the aesthetic and economic concerns of societies as well as their social lives, religious beliefs and cultural sensitivities. Today, ceramics continue to be produced with different shaping and ornamentation techniques with developing technology, industry and various artistic understandings. Diyarbakır Great Mosque has been one of the largest and most important places of worship from past to present. Reflecting the historical texture of Diyarbakır, this mosque continues its presence in the region in many ways. The Great Mosque, which has undergone more than one repair, attracts attention with its structure and textures that change according to the areas used. The inscriptions on the walls of the building reveal the history of the mosque. Diyarbakır Ulu Cami complex has an important place among the monumental works of the city with its architectural structures, decorations and unique building elements. In this study, the decorations in the Great Mosque were designed in accordance with ceramics and models were produced with various shaping techniques. The aim was to create a common language of plastic expression. The first firing was carried out at 950 °C and the glazed firing at 1050 °C in electric chamber type kilns. Keywords: Ceramics, Ulu Cami, Diyarbakır, Design, Architect
Azerbaycan-China relations in the context of the One Belt One Road project
Asya kıtasının önemli bir aktörü olan Çin, eski ipek yolunu canlandırmayı ve yeniden yapılandırmayı amaçlayan Bir Kuşak Bir Yol (BKBY) projesini ileri sürmüştür. Çin BKBY ile orta ve uzun vadede bölgesel ve küresel gücünü artırmayı hedeflemektedir ve küresel bir güç olma yolunda, çevresinin güvenli olması Çin için büyük öneme sahiptir. Bu proje bağlamında Doğu ve Batının kesiştiği noktada ve Hazar Denizi'nin kıyısında bulunan Azerbaycan, Çin için önemli bir stratejik ortak konumundadır. Bu çalışmada BKBY bağlamında Azerbaycan-Çin ilişkileri incelenmiş ve bu konuda literatüre katkı sağlanması amaçlanmıştır. Çalışmada, Azerbaycan ve Çin arasındaki ilişkilerin tarihi incelenmiş ve BKBY projesi öncesi ve sonrasında bu iki ülke ilişkileri arasında karşılaştırmalar yapılmıştır. Bu bağlamda bu tezde Proje kapsamında Çin'in Azerbaycan üzerindeki çıkarları açıklanmaya çalışılmış ve bu projenin iki ülke arasındaki ilişkileri nasıl etkileyeceği sorusuna cevap aranmıştır. Ayrıca bu projenin Azerbaycan'a sağlayacağı katkılar ya da olası riskler değerlendirilmiştir. Yapılan araştırma ve inceleme sonucunda ilk fark edilen şey bu projenin Azerbaycan ve Çin arasındaki ikili ilişkilere bir ivme kazandırdığıdır. Ayrıca Azerbaycan için jeopolitik önem taşıyan Zengezur Koridoru'nun Proje ile olan ilişkisi ortaya konulmuştur. Bu araştırmada betimsel ve tarihsel analiz yöntemlerinden faydalanılmıştır. Konu ile ilgili literatür taraması yapılmış, bulgular niteliksel olarak sınıflandırılarak analitik olarak yorumlanmıştır. Bu doğrultuda, konuyla ilgili yazılmış kitaplar, makaleler, gazete yazıları ve internet kaynakları incelenmiştir. Her iki ülkenin karar alıcılarının proje ile ilgili söylem ve açıklamalarına yer verilmiştir.China, an important actor in the Asian continent, has put forward the One Belt One Road (BRI) project, which aims to revive and reconstruct the old Silk Road. China aims to increase its regional and global power with BRI in the medium and long term, and on its way to becoming a global power, the security of its surroundings is of great importance to China. In the context of this project, Azerbaijan, located at the intersection of the East and the West and on the shores of the Caspian Sea, is an important strategic partner for China. This study examines Azerbaijan-China relations in the context of BRI and aims to contribute to the literature on this subject. The study examines the history of relations between Azerbaijan and China, and compares the relations between these two countries before and after the BRI project. In this context, this thesis attempts to explain China's interests in Azerbaijan within the scope of the project and seeks an answer to the question of how this project will affect the relations between the two countries. In addition, the contributions or possible risks that this project will provide to Azerbaijan are evaluated. The first thing that is noticed as a result of the research and examination is that this project has accelerated bilateral relations between Azerbaijan and China. In addition, the relationship between the Zangezur Corridor, which is geopolitically important for Azerbaijan, and the Project has been revealed. Descriptive and historical analysis methods were used in this research. A literature review was conducted on the subject, the findings were classified qualitatively and interpreted analytically. In this context, books, articles, newspaper articles and internet resources written on the subject were examined. The statements and explanations of decision makers from both countries regarding the project were included
Öğretmen kimliği ve kişilik özellikleri arasındaki ilişkide öğretmenlik mesleğine yönelik motivasyonun aracı rolü
Bu nicel çalışma, İnönü Üniversitesi ve Fırat Üniversitesi'nde öğrenim gören Yabancı Dil Olarak İngilizce öğretmen adaylarının mesleki kimlik oluşumlarını kişilik farklılıkları ve öğretmenlik mesleğine yönelik motivasyonun aracılık etkisi bağlamında incelemeyi amaçlamaktadır. Büyük Beşli Modeli'nin kullanıldığı çalışma, deneyime açıklık, vicdanlılık, dışadönüklük, uyumluluk ve nevrotiklik gibi kişilik özelliklerinin öğretmen kimliğini nasıl şekillendirdiğine odaklanmaktadır. Lisans eğitimleri boyunca geçen sürenin kimlik gelişimi için çok önemli bir zaman olduğunun bilincinde olan araştırma, kişilik varyasyonları ile öğretmen adaylarının kimlik oluşumu arasındaki ilişkiye dair ampirik olarak doğrulanmış bilgiler sağlamaya çalışmaktadır. Çalışma, motivasyonu aracı değişken olarak dahil ederek, EFL öğretiminin özel bağlamında öğretmen kimliğinin oluşumunu etkileyen karmaşık unsurların kapsamlı bir şekilde anlaşılmasını sağlamayı amaçlamaktadır. Mümkün olduğunca çok sayıda katılımcıyı dahil etmek için kolayda örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Veriler, "Erken Dönem Öğretmen Kimliği Ölçeği" (Arpacı & Bardakçı, 2015), "Beş Büyük Kişilik Özelliği Ölçeği" (Horzum et al., 2017) ve "Meslek ve Alan Seçiminde Motivasyon Ölçeği" nin (Atav & Altunoğlu, 2013) uyarlanmış versiyonları aracılığıyla toplanmıştır. Sonuçlara göre, mesleğe yönelik içsel motivasyon aracı rol oynarken, dışsal motivasyon öğretmen kimliği ve kişilik özellikleri arasındaki ilişkide aracı rol oynamamıştır.This quantitative study aims to investigate the formation of professional identity among English as a Foreign Language (EFL) pre-service teachers (PTs) enrolled at Inonu University and Fırat University concerning personality differences and the mediating effect of motivation towards the teaching profession. The study, which makes use of the Big Five Model, focuses on how personality traits—like openness to experience, conscientiousness, extraversion, agreeableness, and neuroticism—shape the identity of teachers. Recognizing that the period throughout their undergraduate education is a crucial time for identity development, the research attempts to provide empirically validated insights into the relationship between personality variations and EFL PTs' teacher identity formation. The study intends to provide a comprehensive understanding of the complex elements affecting the formation of teacher identity in the particular context of EFL teaching by including motivation as the mediating variable. To include as many participants as possible, convenience sampling method was employed. Data collected through adapted versions of the "Early Teacher Identity Measure" (Arpacı & Bardakçı, 2015), "the Big Five Personality Traits Scale" (Horzum et al., 2017), and "Motivation on Profession and Field Choice Scale" (Atav & Altunoğlu, 2013). Based on the results, while intrinsic motivation towards profession plays the mediating role extrinsic motivation did not play a mediating role in the relationship between teacher identity and personality traits