İnönü Üniversitesi Kurumsal Akademik Arşivi
Not a member yet
    26000 research outputs found

    Light pollution after earthquake Malatya model

    No full text
    Çok eski zamanlardan günümüze kadar canlılar yaşam kalitesini ve güvenliklerini arttırmaya yönelik olarak bir takım arayışlar içerisinde olmuş ve olmaya da devam etmektedir. Maslow'un ihtiyaçlar piramidi; 1-Fizyolojik ihtiyaçlar 2-Güvenlik ihtiyacı 3-Dair olmak, sevgi, sosyal ihtiyaçlar 4-Değer görme ihtiyacı 5-Kendini gerçekleştirme gereksinimi şeklinde devam etmektedir. Görüldüğü gibi fizyolojik ihtiyaçlardan sonra gelen en önemli kavram insanların kendisini, ailesini ve çevresindeki diğer canlıları korumak adına büyük önem taşıyan "Güvenlik" kavramıdır. Güneşin kaybolup gece karanlığın iyice etkili olmaya başlamasından sonra insanlar bu durumu güvenli hale getirmek için çok eski zamanlardan bu yana yukarıda da söylediğimiz gibi güvenlik için yapay ışık üretmeye başlamışlardır. Elektriğin icadından önce aydınlanma; ateş, gaz lambası, mum gibi bir takım kaynaklarla sağlanırken daha sonra elektriğin icadıyla ampuller, sonrasında led lambalar vb. kullanılmaya başlanıldı.Günlük hayatımızda sıkça kullandığımız, özellikle geceleyin gün ışığı olmadığı zamanlarda daha fazla kullanılan ışık kaynakları şimdilerde yanlış şekillerde kullanımlarından kaynaklanan bir kirliliğe neden olmaktadır. Işık kirliliği dediğimiz bu olay birçok alandaki çalışmaları ve özellikle canlı türlerinin yaşam kalitesini olumsuz etkilediği gibi astronomik çalışmaların da aksamasına sebebiyet vermektedir.From ancient times to the present day, living things have been and continue to be in search of ways to increase their quality of life and safety. With this theory, in Maslow's pyramid of needs; 1-Physiological needs 2-Need for Security 3-Affection, love, social needs 4-Need to be valued 5-It continues in the form of the need for Self-Actualization, and as can be seen, the most important concept after physiological needs is the concept of "Security", which is of great importance for people to protect themselves, their families and other living things around them. After the sun disappeared and the darkness of the night began to take effect, people started to produce artificial light for security, as we said above, since ancient times in order to make this situation safer. Enlightenment before the invention of electricity; While it was provided by some sources such as fire, gas lamp, candle, then with the invention of electricity, light bulbs, then LED lamps, etc. Light sources that we frequently use in our daily lives, especially at night when there is no daylight, are now causing pollution due to their incorrect use. This phenomenon, which we call light pollution, negatively affects studies in many fields and especially the quality of life of living species, and also causes disruption of astronomical studies

    The effect of low-volume fiber and micro fiber type on the punching strength of RC flat slab systems

    No full text
    Kirişsiz döşeme-kolon birleşim elemanları estetik ve kullanışlı olması, kalıp maliyetlerinin azalması, betonun daha rahat yerleştirilmesi gibi avantajlara sahipken kirişsiz yapıların zımbalama etkisinden meydana gelen göçmelerin de yaşanabileceği bilinmektedir. Bu tez çalışması kapsamında kirişsiz teşkil edilen döşemelerin zımbalama dayanımı performansının arttırılması amacıyla farklı zımbalama tedbirleri (herhangi bir zımbalama tedbiri içermeyen kontrol, kesme kaması, tekli lifli ile, ikili ve üçlü hibrit lifli KYB) içeren büyük ölçekli döşeme kolon birleşim elemanlarının test edilmesini içeren deneysel çalışma programı yürütülmüştür. Bu amaçla; lifsiz KYB (Kontrol ve kesme kamalı numuneler için), bir adet sadece makro çelik lifli KYB ile makro ve farklı tip mikro lifler (6mm ve 13 mm mikro çelik lif ile polipropilen (PP) lif) içeren üç adet ikili ve iki adet üçlü hibrit lifli KYB karışımı olmak üzere 7 adet KYB karışımı tasarlanmıştır. Bu tasarlanan lifsiz ve lifli KYB karışımları için EFNARC 2005 esas alınarak çökme yayılma, J-halkası ve V- hunisi işlenebilirlik deneyleri gerçekleştirilmiştir. Daha sonra elde edilen karışımlardan basınç, yarmada çekme ve eğilmede çekme dayanımı testleri için numuneler üretilip 7, 28 ve 56 gün kür edildikten sonra bu numuneler üzerinde bahsi geçen dayanım testleri gerçekleştirilmiştir. Daha sonra taze ve sertleşmiş beton özellikleri belirlenmiş olan lifsiz ve lifli KYB karışımlarından toplam 8 adet büyük ölçekli döşeme-kolon birleşim elemanları üretilmiştir. 56 gün kür edildikten sonra büyük ölçekli döşeme-kolon birleşim elemanları büyük çerçeve test düzeneği kullanılarak deplasman kontrollü olarak test edilmiştir. Testten elde edilen yük-sehim verileri kullanılarak numunelere ait yük taşıma kapasitesi, yük-sehim davranışı, tokluk ve süneklik değerlerinin hesaplanmasının yanı sıra numunelerin alt kısmında oluşan çatlak dağılımları çizilmiştir. Sonuçta hacimce toplamda %0.75 lif içeren ikili hibrit çelik lif takviyeli karışımlar (6 mm ve 13 mm mikro çelik lif içeren) ile üretilen döşeme-kolon birleşim elemanlarının zımbalama dayanımı, tokluk ve süneklik indeksi değerlerinin tüm numuneler içerisinde en iyi olduğu bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Düşük hacimde hibrit lif takviyesi, mikro lif tipi, kendiliğinden yerleşen beton, zımbalama dayanımı, büyük ölçekli döşeme-kolon birleşim elemanı, kesme kaması.While flat slab systems have advantages such as being aesthetic and useful, reducing formwork costs, and placing concrete more easily, it is known that flat slab systems may also experience collapses due to the punching effect. Within the scope of this thesis, an experimental study program was carried out to test large-scale slab column connection elements containing different punching measures (control without any punching measure, shear wedge, single fiber, double and triple hybrid fiber SCC) in order to increase the punching resistance performance of slabs formed without beams. For this purpose; 7 SCC mixtures were designed, including one fiber-free SCC (for control and shear wedge samples), one SCC with only macro steel fibers, and three binary and two triple hybrid fiber SCC mixtures containing macro and different types of micro fibers (6 mm and 13 mm micro steel fibers and polypropylene (PP) fiber). For these designed non-fibrous and fibrous SCC mixtures, slump flow, J-ring and V-funnel workability tests were carried out based on EFNARC 2005. Then, samples were produced from the obtained mixtures for compression, splitting tensile and bending tensile strength tests, and after curing for 7, 28 and 56 days, the mentioned strength tests were performed on these samples. Then, a total of 8 large-scale floor-column connection elements were produced from non-fibrous and fibrous SCC mixtures, whose fresh and hardened concrete properties were determined. After 56 days of curing, the large-scale floor-column connection elements were tested with displacement control using a large frame test setup. Using the load-deflection data obtained from the test, the load-carrying capacity, load-deflection behavior, toughness and ductility values of the samples were calculated, as well as the crack distributions in the lower part of the samples were drawn. In conclusion, it was found that the punching strength, toughness and ductility index values of the slab-column connection elements produced from, in a total of 0.75% by volume, binary hybrid steel fiber reinforced mixtures containing 6 mm and 13 mm micro steel fiber were the best among all samples. Keywords: Low volume hybrid fiber reinforcement, micro fiber type, self-compacting concrete, punching strength, large-scale slab-column connection element, shear wedge

    The effects of 7E model based sound unit activities on 21 st century skills, attitudes and academic achievement

    No full text
    Bu araştırmanın amacı, ortaokul 6. Sınıf öğrencilerine yönelik 7E modeline dayalı olarak geliştirilen ses ünitesi etkinliklerinin öğrencilerin 21. yüzyıl (yy.) becerilerine, fen bilimleri dersine ilişkin tutumlarını ve akademik başarılarına olan etkisini araştırmaktır. Araştırmada yarı deneysel desen kullanılmıştır. Çalışma grubu kolay ulaşılabilir durum örneklemesi ile seçilmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu 2023-2024 eğitim öğretim döneminde Malatya ilinde bir devlet okulunun 6. sınıfında öğrenimine devam eden 64 öğrenciden oluşmaktadır. Veri toplama aracı olarak "21. yy. becerileri ölçeği", "Fen bilimleri dersine yönelik tutum ölçeği" ile "Ses ve özellikleri başarı testi" kullanılmıştır. Kontrol grubunda mevcut öğretim programına dayalı etkinlikler uygulanırken, deney grubuna ise 7E öğretim modeline dayalı etkinlikler uygulanmıştır. Veri toplama araçları deney ve kontrol gruplarına hem ön test ve hem son testler uygulanmıştır. Ayrıca kalıcılık testi uygulanmıştır. Verilerin analizinde betimsel ve karşılaştırmalı istatiksel yöntemler kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda fen bilimleri dersine yönelik tutumlarda istatiksel olarak anlamı bir fark bulunmamıştır. Öğrencilerin 21. yy. becerileri ve ses ünitesi akademik başarısı bakımından deney grubunun lehine istatiksel olarak anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir. 7E öğretim modelinin öğrencilerin 21. yy. becerileri ve akademik başarılarını geliştirmede etkili olduğu söylenebilir. Fen bilimleri dersine yönelik tutumları geliştirmek için ek destekleyici yöntemlere ihtiyaç duyulduğu söylenebilir.In this study, the impact of activities based on the 7E model in the sound unit on middle school 6th grade students' 21st-century skills, attitudes toward science lessons, and academic achievement was investigated. A quasi-experimental design was employed in the study. The study group was selected through convenience sampling and consisted of 64 students enrolled in the 6th grade of a public school in Malatya during the 2023–2024 academic year. Data were collected using three instruments: the "21st Century Skills Scale," the "Attitude Scale Toward Science Course," and the "Sound and Its Properties Achievement Test." While the control group received instruction based on the existing curriculum, the experimental group participated in activities designed in accordance with the 7E instructional model. Both pre-tests and post-tests were administered to the experimental and control groups, along with a retention test to assess long-term learning outcomes. Descriptive and comparative statistical methods were used in data analysis. The results indicated no statistically significant difference in students' attitudes toward science between the groups. However, a statistically significant difference favoring the experimental group was found in terms of both 21st-century skills and academic achievement in the sound unit. These findings suggest that the 7E instructional model is effective in enhancing students' 21st-century skills and academic achievement. However, additional supportive approaches may be necessary to improve students' attitudes toward science

    Investigation of the use of acoustic black holes as bass traps

    No full text
    Bu çalışmada düşük frekans bandında çalışan akustik kara delik temelli bas tuzaklarının yapılabilirliği araştırılmıştır. Öncelikle benzetim tabanlı akustik kara delik tasarımları yapılmıştır. Bu amaca yönelik akustik kara deliklerin kaburga arası mesafe ve yüksekliklerinin bağlı olduğu üstel güç yasası formülleri parametrik taramalar ile belirlenmiştir. En iyi soğurum katsayısını veren ve uygulanabilir olan geometri hayata geçirilerek bir sınıfın akustik soğurumu üzerine etkisi frekans tepkisi ölçümleri ile belirlenmiştir. Yapılan ölçümler benzetim çalışmaları ile uyumlu sonuçlar vermiştir. Özellikle EDT, T20, T30 ve netlik gibi temel oda akustiği parametrelerinde 200 Hz ve üzerinde gözle görülür iyileşmelerin olduğu görülmüştür. Akustik kara delik tasarımlarında kullanılan üstel güç yasası fonksiyonlarının optimizasyon yöntemleriyle araştırılıp ve tesir kesitinin arttırılması için kara delik sayısının performansa etkisinin incelenmesi ile gelecekte soğurmanın maksimum düzeyde gerçekleşeceği düşünülmektedir.In this study, the feasibility of acoustic black hole based bass traps operating in the low frequency band is investigated. First of all, simulation-based acoustic black hole designs were made. For this purpose, the exponential power law formulas on which the rib distances and heights of acoustic black holes depend were determined by parametric scans. The geometry that gives the best absorption coefficient and is feasible is realized and its effect on the acoustic absorption of a classroom is determined by frequency response measurements. The measurements yielded results consistent with the simulation studies. It was observed that there were noticeable improvements at 200 Hz and above, especially in basic room acoustic parameters such as EDT, T20, T30 and clarity. It is thought that the exponential power law functions used in acoustic black hole designs will be investigated by optimization methods and the effect of the number of black holes on the performance in order to increase the cross section will be examined

    Examining the relationship between the playing skills of 5-6-year-old children and their mothers' emotional abuse potential

    No full text
    Bu araştırmanın amacı, 5-6 yaş arası çocuğa sahip annelerin duygusal istismar potansiyeli ile çocuklarının oyun kurma becerileri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Bu kapsamda, annelerin duygusal istismar potansiyelleri ve çocukların oyun kurma becerilerinin; çocuğun cinsiyeti, yaşı, annenin yaşı ve eğitim düzeyi, çocuğun okula devam süresi ve annenin mesleği gibi değişkenlere göre farklılık gösterip göstermediği araştırılmıştır. Araştırma, nicel yöntemlerden biri olan ilişkisel tarama modeli ile yürütülmüştür. Çalışmanın örneklemini, 2024-2025 eğitim-öğretim yılında Mardin il merkezi ve ilçelerindeki Millî Eğitim Bakanlığı'na bağlı okul öncesi kurumlarda öğrenim gören 5-6 yaş arası 310 çocuk ve anneleri oluşturmuştur. Veriler, "Kişisel Bilgi Formu", "3-6 Yaş Çocuğa Sahip Ebeveynlere Yönelik Duygusal İstismar Potansiyeli Ölçeği" ve ''Oyun Kurma Becerileri Değerlendirme Ölçeği' aracılığıyla toplanmıştır. Elde edilen veriler, t-Testi, ANOVA, Korelasyon ve Çoklu Regresyon analizleri ile incelenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, çocukların oyun kurma becerileri ile annenin yaşı arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Ancak, annenin eğitim düzeyi, çocuğun okula devam süresi ve annenin çalışma durumu değişkenleri açısından anlamlı farklılıklar görülmüştür. Annelerin duygusal istismar potansiyeli açısından ise, annenin yaşı, mesleği ve çocuğun cinsiyeti ile anlamlı bir farklılık bulunmazken; annenin eğitim düzeyi ve çocuk sayısı değişkenleri açısından anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir. Duygusal istismar potansiyeli ölçeğinin "nedensel" ve "önleyici" alt boyutları ile çocukların oyun kurma becerileri arasında anlamlı ilişkiler saptanmıştır. Nedensel alt boyut ile çocukların oyun kurma becerileri arasında negatif bir ilişki bulunmuş, bu da annelerin duygusal istismara neden olabilecek davranışlarının artması durumunda çocukların oyun kurma becerilerinin azaldığını göstermiştir. Öte yandan, önleyici alt boyut ile oyun kurma becerileri arasında pozitif bir ilişki tespit edilmiştir. Annelerin çocuklarını duygusal istismardan koruma davranışlarının artması, çocukların oyun kurma becerilerinin de artmasına katkı sağlamaktadır.The aim of this study is to examine the relationship between emotional behavioural approaches of mothers with children aged 5-6 years and their children's play-making skills. In this context, it was investigated whether mothers' emotional abuse potentials and children's play-making skills differed according to variables such as child's gender, age, mother's age and education level, child's school attendance period and mother's occupation. The study was conducted with the relational screening model, which is one of the quantitative methods. The sample of the study consisted of 310 children aged 5-6 years and their mothers studying in preschool institutions affiliated to the Ministry of National Education in Mardin provincial centre and districts in the 2024-2025 academic year. The data were collected through 'Personal Information Form', 'Emotional Abuse Potential Scale for Parents of 3-6 Year Old Children' and 'Play Establishment Skills Assessment Scale'. The data obtained were analysed by t-test, ANOVA, Correlation and Multiple Regression analyses. According to the results of the study, no significant difference was found between children's play-making skills and mother's age. However, significant differences were observed in terms of the mother's level of education, the duration of the child's school attendance and the mother's employment status. In terms of emotional abuse potential of mothers, no significant difference was found with the age of the mother, occupation and gender of the child; however, significant differences were found with the level of education of the mother and the number of children. Significant relationships were found between the 'causal' and 'preventive' sub-dimensions of the emotional abuse potential scale and children's play-making skills. A negative relationship was found between the causal sub-dimension and children's play-making skills, which indicated that children's play-making skills decreased in case of an increase in mothers' behaviours that may cause emotional abuse. On the other hand, a positive relationship was found between the preventive sub-dimension and play-making skills. The increase in mothers' behaviours to protect their children from emotional abuse contributes to the increase in children's play-making skills

    The relationship between religiosity, happiness, peace and life satisfaction among Syriacs: A case study of the Mardin region

    No full text
    ÖZET Mutluluk, tarih boyunca insanların ulaşmaya çabaladığı temel bir duygu olarak kabul edilir. Bu çaba, yaşamın sadece sürdürülmesinin ötesinde anlam ve içsel zenginlik arayışının bir ifadesidir. Psikoloji alanında da özellikle yirminci yüzyılda, Martin Seligman öncülüğünde ortaya çıkan pozitif psikoloji alanı sayesinde olumlu duygular sistematik olarak incelenmeye başlanmıştır. Bu yaklaşım sadece psikopatolojiye değil bireylerin güçlü yönlerine ve olumlu yaşantılarına da odaklanmıştır. Bu çalışma, Süryanilerin mutluluk, huzur, yaşam doyumu ve içsel dini motivasyon arasındaki ilişkileri incelemiştir. Katılımcıların demografik özellikleri ile dini motivasyon ve mutluluk düzeyleri arasındaki ilişkiler de değerlendirilmiştir. Tarihi ve kültürel zenginliğiyle öne çıkan Mardin' de yapılan bu araştırma, din ve kültürel bağlamın mutlulukla ilişkisini anlamak açısından önemlidir. Araştırma iki aşamada gerçekleştirilmiştir. İlk aşamada, nitel araştırma yöntemi çerçevesinde doküman analizi yapılmıştır. Bu analizde din ve dindarlık olgusu ile mutluluk, huzur ve yaşam doyumu kavramları incelenmiştir. Ayrıca din ile mutluluk arasındaki ilişki ele alınmıştır. Hristiyanlık inancı, Süryanilerin dini görüşleri, tarihsel geçmişleri, yaşam düzenleri, temel ibadetlerine dair bilgilere de yer verilmiştir. İkinci aşamada, 18–85 yaş arasındaki katılımcılardan anket yoluyla veriler toplanmıştır. Katılımcılar, kartopu örnekleme yöntemiyle seçilmiştir. Veri toplama araçları arasında "Demografik Bilgi Formu", "Oxford Mutluluk Ölçeği", "İçsel Dini Motivasyon Ölçeği", "Huzur Ölçeği" ve "Yaşam Doyumu Ölçeği" kullanılmıştır. Toplanan veriler SPSS programında analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular, dindarlık düzeyi yüksek bireylerin mutluluk, huzur ve yaşam doyumu seviyelerinin de yüksek olduğunu göstermiştir. Bu sonuç, dini inanışın bireyin psikolojik iyi oluşunu destekleyen önemli bir kaynak olabileceğini göstermektedir. Literatürde az çalışılmış olan Süryani topluluğu üzerine yapılan bu araştırma, özellikle topluluğun psikolojik iyi oluşuna yönelik özgün bir perspektif sunmaktadır. Anahtar Sözcükler: Din Psikolojisi, Süryani, Mutluluk, DindarlıkABSTRACT Happiness has long been regarded as a fundamental emotion that people strive to attain. This pursuit reflects the search for meaning and inner richness beyond mere survival. In the twentieth century, with the emergence of positive psychology led by Martin Seligman, positive emotions began to be systematically studied, focusing not only on psychopathology but also on individuals' strengths and well-being. This study examined the relationships between happiness, tranquility, life satisfaction, and intrinsic religious motivation among Syriac individuals. The relationships between participants' demographic characteristics and their levels of religious motivation and happiness were also evaluated. Conducted in Mardin, a city notable for its historical and cultural richness, the research provides insight into how religion and cultural context relate to happiness. The study was conducted in two stages. In the first stage, qualitative document analysis explored religion, religiosity, happiness, tranquility, and life satisfaction, as well as the link between religion and happiness. Information on the Syriac community's Christian faith, historical background, lifestyle, and religious practices was included. In the second stage, survey data were collected from participants aged 18–85 using snowball sampling. Instruments included a Demographic Information Form, "the Oxford Happiness Questionnaire", "the Intrinsic Religious Motivation Scale", "the Tranquility Scale" and "the Satisfaction with Life Scale". Data were analyzed using SPSS. Findings indicated that individuals with higher religiosity also reported higher levels of happiness, tranquility, and life satisfaction, suggesting that religious belief can be an important resource for psychological well-being. This research, focusing on a relatively understudied community, offers a unique perspective on the psychological well-being of Syriacs. Keywords: Psychology of Religion, Syriac, Happiness, Religiosit

    Examining the relationship between classroom environments in preschool educational institutions and children's resilience and emotion regulation skills

    No full text
    Okul öncesi eğitim kurumlarındaki sınıf ortamının çocukların duygu düzenleme becerileri ve yılmazlıklarıyla ilişkisinin incelendiği bu araştırmanın yöntemi nicel araştırma yöntemidir ve araştırma ilişkisel tarama modeli kapsamında korelasyonel araştırma deseninde planlanmıştır. Araştırmanın evrenini 2023-2024 eğitim öğretim yılında Şanlıurfa ili Akçakale ilçesinde bulunan Millî Eğitim Bakanlığı'na bağlı bağımsız anaokulları ile ilkokul ve ortaokula bağlı okul öncesi eğitimlerine devam etmekte olan 48-72 ay yaş aralığındaki okul öncesi dönem çocukları oluşturmaktadır. Bu çalışmada, örneklem belirleme sürecinde amaçsal örnekleme tekniklerinden ölçüt örnekleme benimsenmiştir. Araştırmada çocukların öğrenme ortamının değerlendirilmesinin yapılması amacıyla Acer ve diğerleri (2022) tarafından geliştirilen "Erken Çocukluk Dönemi Sınıf Ortamı Değerlendirme Ölçeği", çocukların yılmazlıklarının değerlendirilmesi amacıyla Ersay'ın (2016) geliştirdiği olduğu "Erken Çocuklukta Yılmazlık Ölçeği (EÇYÖ)" ve çocukların duygu düzenleme becerilerinin ölçülmesi amacıyla Batum ve Yağmurlu (2007) tarafından Türkçe'ye çevrilerek uyarlanmış "Duygu Düzenleme Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre duygu düzenleme ölçeğinin toplam puanları açısından cinsiyetler arasında anlamlı düzeyde farklılık bulunmamıştır. Erken çocuklukta yılmazlık ölçeği toplam puanları açısından kız çocuklarının ölçek puanları erkek çocuklara kıyasla daha yüksektir. Erken çocuklukta yılmazlık ölçeği puanlarıyla yaş grupları arasında ve kardeş sayısı arasında anlamlı düzeyde farklılık bulunmamıştır. Çocukların öncesinde okul öncesi eğitim almış olma durumu ile duygu düzenleme becerileri arasında anlamlı derecede farklılık bulunmamıştır. Anasınıfında öğrenim gören çocukların anaokulunda eğitim alan çocuklara göre duygu düzenleme ölçeği toplam puanları ve erken çocuklukta yılmazlık ölçeği toplam puanları anlamlı şekilde daha yüksek bulunmuştur. Anahtar Sözcükler: okul öncesi sınıf ortamı, duygu düzenleme, yılmazlıkThe method of this research, which examines the relationship between the classroom environment in preschool education institutions and children's emotion regulation skills and resilience, is a quantitative research method and the research was planned in a correlational research design. The universe of the research consists of preschool children between the ages of 48-72 months who are continuing their preschool education in independent kindergartens and primary ands econdary schools affiliated to the Ministry of National Education in the Akçakale district of Şanlıurfa province in the 2023-2024 academic year. In this study, criterion sampling, one of the purposeful sampling techniques, was adopted in the sample determination process. In this direction, preschool children of different genders and ages attending different classes in the Akçakale district of Şanlıurfa province were included in the study. The "Early Childhood Classroom Environment Assessment Scale" developed by Acer and others (2022) for the purpose of evaluating children's learning environment, the "Early Childhood Resilience Scale (ECRS)" developed by Ersay (2016) for the purpose of evaluating children's resilience, and the "Emotion Regulation Scale" translated into Turkish and adapted by Batum and Yağmurlu (2007) for measuring children's emotion regulation skills were used in the research. According to the research findings, no significant difference was found between the genders in terms of the total scores of the emotion regulation scale. In terms of the total scores of the early childhood resilience scale, the scales cores of girls were higher than those of boys. No significant difference was found between the scores of the early childhood resilience scale and the age groups and the number of siblings. No significant difference was found between the children's previous preschool education and their emotion regulation skills. The total scores of the emotion regulation scale and the total scores of the early childhood resilience scale were found to be significantly higher for children studying in kindergarten than for children studying in kindergarten. Keywords: classroom environment, emotion regulation, resilienc

    Risk assessment in a pharmaceutical warehouse using the GB-SWARA method

    No full text
    İlaç Lojistiğinde gerçekleşebilecek herhangi bir riskte karmaşık, titiz ve belirsizlik içeren karar senaryoları mevcuttur. Gerçekleşebilecek risklerin başında ilaçların zamanında teslimatı, ürün güvenliğini sağlama ve düzenleyici gerekliliklere uyum sağlayabilme gibi unsurlar büyük önem taşır. Bu unsurlardan birinin ilaç lojistiğinin aşamalarında yaşanması durumunda operasyonel aksaklıkları ve de en önemlisi halk sağlığını olumsuz etkileyebilir. Bu sebeple ilaç lojistiğinde yaşanabilecek risklerin belirlenmesi ve değerlendirilmesi akabinde risk analiz yöntemleri vasıtasıyla lojistik süreçlerde karşılaşılan riskleri daha etkin bir şekilde tanımlamak ve çözüm üretmek aksaklıkların giderilmesi açısından gereklidir. Bu çalışmada kriterlerin öncelik sıralamasını belirlemek amacıyla Geliştirilmiş Bulanık SWARA (Improved Fuzzy Step-wise Weight Assessment Ratio Analysis) yöntemi uygulanmıştır. Bu yöntem, karar vericilerin belirsizlik yaşadığı durumlarda ifadelerini daha esnek ve anlamlı yansıtmasına olanak tanımış ve diğer yöntemlere kıyasla uygulanabilirliği kolay ve sonuçların tutarlılığı açısından güvenilir bir yöntem olduğu için kullanılmıştır. Karşılaştırmalar sırasında kullanılan bulanık sayılar, uzman görüşlerinin net olmayan fakat değerli olan yönlerini analitik sürece dâhil etmeyi mümkün kılmış ve risk kriterleri önem derecesine göre ağırlıklandırılmıştır. Araştırma kapsamında; Sıcaklık ve Nem Kontrolü Riski, Bilgisayarlı Sistemler Riski, Yangın Riski gibi 10 risk unsuıru değerlendirilmiş ve uygulama, ilaç depolarında gerçekleştirilmiştir. Elde edilen sonuçlar karar vericilere yönelik hem risk yönetimi hem de risk önceliklendirilmesi açısından yol gösterici nitelikte olmuştur. Bu çalışma, Geliştirilmiş Bulanık SWARA yöntemlerinin ilaç lojistiği alanında kullanılabilir olduğunu göstermiştir. Ayrıca bahse konu yöntem farklı sektörlerde de uyarlanabilir olduğu için literatüre yöntemsel katkı sağlamıştır. Anahtar Kelimeler: İlaç Lojistiği, İlaç Depoları, Geliştirilmiş Bulanık SWARA, Risk AnaliziIn pharmaceutical logistics, there are complex, meticulous, and uncertain decision-making scenarios in the event of any potential risk. Among the main risks are the timely delivery of medicines, ensuring product safety, and complying with regulatory requirements—all of which are of great importance. If any of these factors are compromised during the stages of pharmaceutical logistics, it can lead to operational disruptions and, more importantly, negatively affect public health. Therefore, identifying and evaluating potential risks in pharmaceutical logistics, and subsequently utilizing risk analysis methods to effectively define and address these risks within logistics processes, is essential for preventing such disruptions. In this study, the Improved Fuzzy Step-wise Weight Assessment Ratio Analysis (Improved Fuzzy SWARA) method was applied to determine the priority ranking of criteria. This method was chosen because it allows decision-makers to express their views more flexibly and meaningfully in uncertain situations. Additionally, it is easier to apply and more reliable in terms of result consistency compared to other methods. The fuzzy numbers used during the comparisons enabled the incorporation of expert opinions—although not always clear, yet valuable—into the analytical process, and the risk criteria were weighted according to their importance levels. Within the scope of the research, ten risk elements—such as Temperature and Humidity Control Risk, Computerized Systems Risk, and Fire Risk—were evaluated, and the application was conducted in pharmaceutical warehouses. The results provided guidance for decision-makers in terms of both risk management and risk prioritization. This study demonstrated that the Improved Fuzzy SWARA method is applicable in the field of pharmaceutical logistics. Moreover, since the mentioned method can also be adapted to other sectors, it contributes methodologically to the literature. Keywords: Pharmaceutical Logistics, Pharmaceutical Warehouses, Improved Fuzzy SWARA, Risk Analysi

    The relationship between nutritional literacy, health anxiety and healthy eating attitude in patients with Type 2 diabetes

    No full text
    Amaç: Bu araştırmada, Tip 2 diyabetli hastalarda beslenme okuryazarlığı, sağlık kaygısı ve sağlıklı beslenme tutumu arasındaki ilişkiyi incelemek amaçlandı. Materyal ve metot: Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipte olan bu araştırma, Fırat Üniversitesi Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Polikliniği'ne Aralık 2024-Nisan 2025 tarihleri arasında başvuran 259 Tip 2 diyabet tanılı bireyle yürütüldü. Araştırma verileri, Kişisel Bilgi Formu, Yetişkinlerde Beslenme Okuryazarlığı Değerlendirme Aracı, Sağlık Kaygısı Envanteri-Kısa Form ve Sağlıklı Beslenmeye İlişkin Tutum Ölçeği kullanılarak yüz yüze görüşme yöntemiyle toplandı. Verilerin analizinde SPSS 22.0 paket programından yararlanıldı. Bulgular: Bu araştırmada katılımcıların beslenme okuryazarlığı, sağlık kaygısı ve sağlıklı beslenme tutumu puan ortalamaları sırasıyla; 24.07±5.12, 22.54±7.12 ve 66.90±9.19 olarak bulundu. Beslenme okuryazarlığı düzeyleri ile sağlıklı beslenme tutumu arasında pozitif yönlü, sağlık kaygısı düzeyleri ile sağlıklı beslenme tutumu arasında ise negatif yönlü anlamlı bir ilişki belirlendi (p0.05). Araştırmada hastaların genel beslenme bilgisi, besin grupları, okuduğunu anlama ve yorumlama davranışlarının yeterli düzeyde olduğu, %51'inin yüksek, %44'ünün orta ve %5'inin ideal düzeyde yüksek sağlıklı beslenmeye ilişkin tutum sergilediği ve %76.1'inin yüksek sağlık kaygısına sahip olduğu belirlendi. Sonuç: Çalışma bulguları, Tip 2 diyabetli hastalarda beslenme okuryazarlığı düzeylerinin yükseltilmesi ve sağlık kaygısı düzeylerinin azaltılması ile sağlıklı beslenme tutumlarının güçlendirilebileceğini göstermektedir. Kadınlar, eğitim ve gelir düzeyi düşük olanlar gibi gruplara yönelik, bireyselleştirilmiş ve kültürel olarak uygun beslenme eğitim programlarının geliştirilmesi önerilmektedir. Sağlık profesyonelleri, özellikle hemşireler, beslenme okuryazarlığını artıracak ve sağlık kaygısını azaltacak danışmanlık ve eğitim hizmetleri sunarak hastaların öz bakım ve yaşam kalitesi düzeylerini artırabilir. Anahtar Kelimeler: Beslenme okuryazarlığı, Sağlıklı beslenme tutumu, Sağlık kaygısı, Tip 2 diyabet, HemşirelikObjective: The aim of this study was to examine the relationship between nutritional literacy, health anxiety and healthy eating attitude in patients with Type 2 diabetes. Material and method: This descriptive and correlational study was conducted with 259 individuals with Type 2 diabetes who applied to the Endocrinology and Metabolic Diseases Outpatient Clinic of Fırat University Hospital between December 2024 and April 2025. Data were collected by face-to-face interviews using the Personal Information Form, the Evaluation Instrument of Nutrition Literacy, The Health Anxiety Inventory–Short Form and Attitude Scale for Healthy Nutrition. SPSS 22.0 package program was used for data analysis. Results: In this study, the mean scores of participants' nutritional literacy, health anxiety and healthy eating attitude were 24.07±5.12, 22.54±7.12 and 66.90±9.19, respectively. There was a significant positive correlation between nutritional literacy levels and healthy eating attitude and a significant negative correlation between health anxiety levels and healthy eating attitude (p0.05). In the study, it was determined that the patients' general nutrition knowledge, food groups, reading comprehension and interpretation behaviors were at a sufficient level, 51% had high, 44% moderate and 5% ideally high attitudes towards healthy nutrition, and 76.1% had high health anxiety. Conclusion: The study findings suggest that healthy eating attitudes can be strengthened in patients with Type 2 diabetes by increasing their nutritional literacy levels and decreasing their health anxiety levels. It is recommended to develop individualized and culturally appropriate nutrition education programs for groups such as women and those with low education and income levels. Health professionals, especially nurses, can improve patients' self-care and quality of life by providing counseling and education services to increase nutritional literacy and reduce health anxiety. Keywords: Nutrition literacy, Healthy eating attitude, Health anxiety, Type 2 diabetes, Nursin

    The effect of psychological empowerment and emotional intelligence on employee commitment in social responsibility-focused units of local governments

    No full text
    Bu çalışmada, yerel yönetimlerin sosyal sorumluluk kapsamında faaliyet gösteren birimlerinde görev yapan çalışanların psikolojik güçlendirme algıları ve duygusal zekâ düzeylerinin çalışan bağlılığı üzerindeki etkisi ele alınmıştır. Araştırmanın temel amacı, yerel yönetimlerde toplumsal ihtiyaçların karşılanması noktasında yürütülen hizmetlerde görev alan çalışanların psikolojik ve duygusal kaynaklarının bağlılık düzeyleri üzerindeki etkisini incelemektir. Psikolojik güçlendirme ve duygusal zekâ kavramlarının birlikte ele alınmasının nedeni, çalışanların örgütleri ile olan duygusal, bilişsel ve davranışsal bağlarının şekillenmesi noktasında birbirini tamamlayan ve etkileşimi artıran iki temel unsur olmasıdır. Psikolojik olarak güçlenen çalışanlar, daha yüksek düzeyde bağlılık göstermekte olup duygusal zekâsı yüksek çalışanlar hem içsel motivasyonlarını hem de iş arkadaşları ile kurdukları ilişkileri daha etkin yönetebilmektedir. Bu bağlamda söz konusu değişkenlerin birlikte değerlendirilmesi, çalışan bağlılığının çok boyutlu yapısını daha kapsamlı biçimde açıklamaya katkı sağlamaktadır. Araştırma Malatya ili Malatya Büyükşehir Belediyesi, Battalgazi Belediyesi ve Yeşilyurt Belediyesi bünyesinde sosyal sorumluluk kapsamında faaliyet gösteren birimlerde çalışan 500 personel üzerinde yürütülmüştür. Veriler anket yöntemi ile toplanmış ve SPSS 22.0 ile AMOS 26.0 programları kullanılarak analiz edilmiştir. Çalışmanın bulgularına göre psikolojik güçlendirme ve alt boyutlarının duygusal bağlılığı ve normatif bağlılığı pozitif yönde etkilediği tespit edilmiştir. Psikolojik güçlendirmenin devam bağlılığına etkisi pozitifken alt boyutlarının devam bağlılığına anlamlı bir etkisinin olmadığı tespit edilmiştir. Duygusal zekâ ve alt boyutlarının duygusal bağlılığı pozitif yönde etkilediği tespit edilmiştir. Duygusal zekânın yalnızca iyi oluş boyutunun devam bağlılığını pozitif etkilediği diğer alt boyutlarının devam bağlılığıyla anlamlı bir etkisinin olmadığı tespit edilmiştir. Duygusal zekâ ve alt boyutlarının normatif bağlılığı pozitif yönde etkilediği ancak duygusallık alt boyutunda anlamlı bir etkisinin olmadığı tespit edilmiştir. Bulgular sonucu duygusal zekâ ve psikolojik güçlendirmenin sosyal sorumluluğu artırdığı tespit edilmiştir. Duygusal zekâ düzeyi yüksek çalışanların empati kurma, iletişimi güçlendirme ve stresle daha etkili başa çıkabilme becerileri sosyal sorumluluk anlayışlarını artırmaktadır. Benzer şekilde psikolojik olarak güçlendirilmiş çalışanlar kendilerini yetkin, anlamlı ve güçlü hissetmeleri, yaptıkları işe yüksek düzeyde bağlılık gösterip sosyal sorumluluk hizmetlerinde gönüllü çabalarını artırır. Anahtar Kelimeler:Çalışan Bağlılığı, Duygusal Zekâ, Psikolojik Güçlendirme, Sosyal Sorumluluk, Yerel YönetimlerIn this study, the impact of employees' perceptions of psychological empowerment and their levels of emotional intelligence on employee commitment was examined within the context of local governments' social responsibility units. The main purpose of the research is to investigate how the psychological and emotional resources of employees working in services that address social needs within local governments influence their levels of commitment. The reason for addressing the concepts of psychological empowerment and emotional intelligence together lies in the fact that they represent two complementary and mutually reinforcing factors in shaping employees' emotional, cognitive, and behavioral bonds with their organizations. Psychologically empowered employees tend to demonstrate higher levels of commitment, while those with high emotional intelligence are better able to manage both their intrinsic motivation and their relationships with colleagues effectively. In this context, evaluating these variables together contributes to a more comprehensive explanation of the multidimensional nature of employee commitment. The study was conducted on 500 personnel working in social responsibility units affiliated with Malatya Metropolitan Municipality, Battalgazi Municipality, and Yeşilyurt Municipality. Data were collected through a questionnaire method and analyzed using SPSS 22.0 and AMOS 26.0 software programs. According to the findings, psychological empowerment and its sub-dimensions positively affect affective commitment and normative commitment. While psychological empowerment itself has a positive effect on continuance commitment, its sub-dimensions were found to have no significant impact on continuance commitment. Emotional intelligence and its sub-dimensions positively affect affective commitment. Among the sub-dimensions of emotional intelligence, only the well-being dimension has a positive effect on continuance commitment, whereas the other sub-dimensions were not found to have a significant impact. Emotional intelligence and its sub-dimensions also positively affect normative commitment, although the emotionality sub-dimension showed no significant effect. The results indicate that both emotional intelligence and psychological empowerment enhance social responsibility. Employees with higher emotional intelligence exhibit greater empathy, improved communication, and better stress management skills, which in turn strengthen their sense of social responsibility. Similarly, psychologically empowered employees who feel competent, meaningful, and strong show higher commitment to their work and demonstrate greater voluntary engagement in social responsibility activities. Keywords: Employee Commitment, Emotional Intelligence, Psychological Empowerment, Social Responsibility, Local Government

    0

    full texts

    26,000

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    İnönü Üniversitesi Kurumsal Akademik Arşivi
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇