İnönü Üniversitesi Kurumsal Akademik Arşivi
Not a member yet
    26000 research outputs found

    Spatial analysis of neolithic settlements in Şanliurfa province using Geographical İnformation Systems (GİS)

    No full text
    Şanlıurfa ili, genel olarak Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin Orta Fırat Bölümü'nde bulunmaktadır. Araştırma sahası ise, Şanlıurfa ili sınırları içerisinde yer almaktadır ve doğuda Tek Tek Platosu, batıda Fatik Platosu, kuzeyde Urfa- Bozova Platosu, güneyde ise Harran Ovası ile çevrilidir. Bu çalışma alanı Neolitik Çağ araştırmaları için oldukça önemli olan "Taş Tepeler" adı verilen 12 arkeolojik yerleşmeyi içermektedir. Taş tepeler adı verilen arkeolojik yerleşmelere göre belirlenen çalışma sahasında bulunan jeomorfolojik yapıların oluşumunu, gelişimini ve bunlara etki eden süreçleri ele almak çalışmanın temel amacıdır. Bu çerçevede, yüksek lisans tezi kapsamında ele alınan çalışma alanının yapısının oluşumunu etkileyen içsel ve dışsal faktörler jeomorfoloji ilke ve prensiplerine uygun bir şekilde ele alınmıştır. İlk olarak, çalışma sahasının doğal ortam özelliklerine değinilerek, daha sonrasında jeolojik, jeomorfolojik, hidrografya ve iklim özellikleri üzerinde ayrıntılı şekilde durulmuştur. Coğrafi araştırma yöntem ve teknikleri kullanılarak Coğrafi Bilgi Sistemi (CBS) yardımıyla farklı yöntemler ve tekniklerle çeşitli haritalar üretilmiştir. Çalışmanın diğer bölümünde ise, topografya özellikleri ve arkeolojik yerleşimler arasındaki ilişki belirlenmiştir. Araştırmanın diğer bölümünü oluşturan bu kısımda ise CBS teknikleri arkeolojiyle bütünleşmiş bir şekilde kullanılarak 12 arkeolojik yerleşme alanı mekânsal analiz çerçevesinde değerlendirilmiştir. Bu amaçla, çalışma sahasının topografya özelliklerini belirlemek amacıyla; yükselti, eğim, bakı vb. analizler yapılarak yerleşimcilerin bu alanı seçme sebeplerinin fiziki çevreyle olan ilişkisi ortaya konulmuştur. Son olarak, bu çalışma yapılırken Neolitik Çağ araştırmaları için oldukça önemli olan ve son yıllarda özellikle uluslararası anlamda araştırmacılar arasında popüler olan 12 arkeolojik yerleşme alanının ileriki dönemlerde yapılacak olan çalışmalar için doğal ortamını tanımlamak amacıyla bir kaynak niteliğinde olması temel motivasyon kaynağı olmuştur. Anahtar Kelimeler: Şanlıurfa, Jeomorfoloji, Arkeoloji, CBS, NeolitikThe province of Şanlıurfa is generally situated in the Middle Euphrates section of the Southeastern Anatolia Region. The research area is located within the boundaries of Şanlıurfa province, surrounded by the Tek Tek Plateau to the east, Fatik Plateau to the west, Urfa-Bozova Plateau to the north, and Harran Plain to the south. This study area encompasses 12 archaeological settlements known as 'Taş Tepeler' (Stone Mounds), which are highly significant for Neolithic Age research. The primary aim of the study is to examine the formation, development, and processes influencing the geomorphological structures within the designated area based on the archaeological sites known as Taş Tepeler. Within the scope of this master's thesis, internal and external factors influencing the formation of the study area's structure have been addressed in accordance with principles and concepts of geomorphology. Initially, the natural environmental characteristics of the study area were discussed, followed by detailed examinations of geological, geomorphological, hydrography, and climate features. Various maps were produced using Geographic Information System (GIS) with different methods and techniques, employing geographic research methods and techniques. In another section of the study, the relationship between topographical features and archaeological settlements was identified. This part, constituting another segment of the research, evaluates the 12 archaeological settlement areas within a spatial analysis framework using GIS techniques integrated with archaeology. For this purpose, elevation, slope, aspect, and similar analyses were conducted to determine the topographic characteristics of the study area, and the relationship between the physical environment and the settlers' choice of this area was revealed. Finally, the motivation behind this study was to serve as a foundational resource for defining the natural environment of the 12 archaeological sites, which are significantly important for Neolithic Age research and have gained popularity among international researchers in recent years, aiming to aid future studies. Keywords: Şanlıurfa, Geomorphology, Archaeology, GIS, Neololiti

    Transcription and evaluation of Süleyman Hüsnü Pasha's work 'Hulasa-ı Vukuat-ı Harbiyye from the Turkish-Russian Battle of 1293'

    No full text
    Geçmişte olan olaylara dair bilgi ve belgelerin aktarıldığı yazılı eserler, tarihe ışık tutan önemli kaynaklardandır. Bu nedenle tarih yazıcılığında hatırat türü eserler önem arz eden kaynaklardan birisidir. İçermiş olduğu kişisel söylemler ve görüşlerle döneme dair bilgilerin tanıklık yapmış isimlerin gözünden farklı bir bakış açısı kazandırarak olayların aktarılması sebebiyle kıymetli olmuştur. 1293 Türk-Rus Muharebesi Hakâyıkından Hülâsa-ı Vukuat-ı Harbiyye, Süleyman Hüsnü Paşa'nın 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşı sırasında Raci Efendi tarafından yazılmış olan eserleri tenkit etmek maksadıyla savaşın gerçekleştiği günlerde yaşamış olduğu hatıralarını içeren hatırat türü bir eseridir. Bu eserlere mektup ile cevap veren Süleyman Hüsnü Paşa; 93 Harbi'nin önemli komutanları arasında yer alarak savaşın yaşandığı günlere dair önemli malumatlarını aktarmıştır. Plevne, Kızanlık, Eskizağra, Yenizağra ve Şıpka gibi mevkilerde gerçekleşen savaşa dair durumlar hakkında vermiş olduğu bilgilerle önemli bir eser bırakmıştır. 93 Harbi süresince ortaya çıkan ilerlemeler, askeri hareketler ve komutanlar arasındaki iletişim gibi birçok meseleye değinen Süleyman Hüsnü Paşa'nın bu eseri yaşananlar hakkında bilgi vermesi açısından da kıymetli bir örnektir. Çalışmamız iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde eser sahibi Süleyman Hüsnü Paşa'nın hayatı, eserleri ve 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı üzerine kısa bir bilgi verilmiş olup, savaşta alınan yenilgi ile Divan-ı Harp'te yargılanması üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde ise eserin içeriğine dair bir değerlendirme ile 1293 Türk-Rus Muharebesi Hakâyıkından Hülâsa-ı Vukuat-ı Harbiyye adlı eserinin transkripsiyonu yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Süleyman Hüsnü Paşa, Osmanlı, Rus, 93 Harbi, Balkanlar.Historical records, which convey past experiences and information and documents related to the period, are important sources that shed light on history. For this reason, memoirs in historical writing are one of the most important sources. It is valuable because it includes personal accounts and opinions, and conveys information about the period from the perspective of the names who witnessed and gained a different perspective by conveying the events. "1293 Turkish-Russian War: A Summary of War Events" is a memoir-type work by Süleyman Hüsnü Pasha, which includes his memoirs from his lifetime, when the war took place, with the intention of criticizing the works written by Raci Efendi during the 1877-1878 Ottoman-Russian war. Süleyman Hüsnü Pasha, who responded to these works with a letter, was among the important commanders of the 93 War and conveyed important information about the days when the war took place. He left an important work with the information he gave about the situations regarding the war in places such as Plevna, Kızanlık, Eskizağra, Yenizağra and Şıpka. This work by Süleyman Hüsnü Pasha, which addresses many issues such as the developments during the 93 War, military movements and communication between commanders, is a valuable example for understanding the period. Our study consists of two parts. In the first part, information about the life and works of the author Süleyman Hüsnü Pasha and the 1877-1878 Ottoman-Russian War are given, and the defeat in the war and his trial in Divan-ı Harp are discussed. In the second part, an evaluation of the content of the work and the transcription of the work "1293 Turkish-Russian War: A Summary of War Events" were made. Keywords: Süleyman Hüsnü Pasha, Ottoman, Russian, The 93 War, The Balkans

    The effect of accelerated recovery protocol on metabolic outcomes in patients operated for pilonidal sinus

    No full text
    Amaç: Bu araştırma pilonidal sinüs nedeniyle ameliyat olan hastalarda hızlandırılmış iyileşme protokolünün metabolik sonuçlara etkisini belirlemek amacıyla yapıldı. Materyal Metot: Araştırma, randomize kontrollü olarak Aralık 2022 ve Haziran 2025 tarihleri arasında, Batman Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği'nde 120 hasta (60 deney, 60 kontrol) ile yürütüldü. Veri toplama araçları olarak Hasta Tanıtım Formu, Metabolik Değerler Kayıt Formu, Görsel Kıyaslama Ölçeği Kayıt Formu ve Yaşam Bulguları Kayıt Formu kullanıldı. Deney grubu hastalarına, hızlandırılmış iyileşme protokolü kapsamında bilgilendirme, ameliyat öncesi açlık yerine oral karbonhidrat solüsyonu verilmesi ve perioperatif sıvı yönetimi uygulamaları yapıldı. Kontrol grubu hastalarına klinik rutinler uygulandı. Hastaların ameliyat öncesi ve sonrası metabolik değerleri tekrarlı olarak ölçüldü. Verilerin analizinde; sayı, yüzdelik, ortalama, ki-kare, shapiro-wilk, repeated measures, wilcoxon signed rank, mann whitney U ve Spearman's rho korelasyon testleri kullanıldı. Bulgular: Deney grubundaki hastaların ameliyat sonrası 1. ve 3. saatlerdeki glikoz değerinin, ameliyat öncesi 3., ameliyat sonrası 1. ve 3. saatlerdeki insülin ve HOMA-IR değerlerinin, ameliyat sonrası 3. saatteki ağrı düzeyinin, ameliyat sonrası 1. ve 3. saatlerdeki kaygı düzeyinin, ameliyat öncesi 3. saatteki bulantı hissinin, ameliyat öncesi 3. ve ameliyat sonrası 1. ve 3. saatlerdeki açlık ve susuzluk hislerinin, ameliyat öncesi 0. ve ameliyat sonrası 4. saatlerdeki ortalama arter basınç (MAP) değerlerinin, ameliyat öncesi 0. ve ameliyat sonrası 0., 2. ve 4. saatlerdeki nabız değerlerinin kontrol grubuna göre daha düşük olması istatistiksel açıdan anlamlı bulundu (p<0.05). Ayrıca deney grubundaki hastaların SPO2 değerlerinin ameliyat sonrası 2. ve 4. saatlerde daha yüksek olduğu, ameliyat sonrası ilk bağırsak sesinin duyulması ve erken mobilizasyon sürelerinin kontrol grubuna göre anlamlı derecede daha kısa olduğu belirlendi (p<0.05). Sonuç: Pilonidal sinüs hastalarına uygulanan hızlandırılmış iyileşme protokolünün, hasta bilgilendirilmesi, ameliyat öncesi açlık yerine oral karbonhidrat solüsyonu verilmesi ve perioperatif sıvı yönetimi bileşenlerinin uygulamasının, glikoz, insülin ve HOMA-IR değerlerinin normal aralıkta kalmasını sağladığı belirlendi. Ayrıca ortalama arter basıncını ve nabız hızını düşürdüğü, oksijen saturasyonunu arttırdığı, ağrı ve kaygı düzeylerini düşürdüğü, susuzluk ve açlık süresini kısalttığı, bağırsak seslerinin erken duyulmasını ve erken mobilizasyonu sağladığı belirlendi. Anahtar Kelimeler: Pilonidal Sinüs, Hızlandırılmış İyileşme Protokolü, Metabolik Sonuçlar, Ameliyat Öncesi, Ameliyat SonrasıObjective: This study aimed to evaluate the effects of an accelerated recovery protocol on metabolic outcomes in patients undergoing surgery for pilonidal sinus. Materials and Methods: This randomized controlled trial was conducted at the General Surgery Clinic of Batman Training and Research Hospital between December 2022 and June 2025, involving a total of 120 patients (60 in the experimental group and 60 in the control group). Data were collected using the Patient Information Form, Metabolic Values Record Form, Visual Comparison Scale, and the Vital Signs Record Form. Patients in the experimental group received preoperative education based on the accelerated recovery protocol, were given an oral carbohydrate solution instead of undergoing traditional preoperative fasting, and were managed according to enhanced perioperative fluid management practices. Patients in the control group received standard clinical care. Metabolic values were measured at multiple time points before and after surgery. Statistical analyses included descriptive statistics (numbers, percentages, means), as well as chi-square test, Shapiro-Wilk test, repeated measures analysis, Wilcoxon signed-rank test, Mann-Whitney U test, and Spearman's rho correlation analysis. Results: In the experimental group, glucose levels at the 1st and 3rd hours postoperatively, insulin and HOMA-IR levels at the 3rd hour postoperatively and at the 1st and 3rd hours preoperatively, pain levels at the 3rd hour postoperatively, anxiety levels at the 1st and 3rd hours postoperatively, nausea at the 3rd hour preoperatively, hunger and thirst levels at the 1st and 3rd hours postoperatively, mean arterial pressure (MAP) at the 0th and 4th hours preoperatively, and pulse rates at the 0th, 2nd, and 4th hours postoperatively were significantly lower compared to the control group (p < 0.05). Additionally, the experimental group demonstrated significantly higher SpO? levels at the 2nd and 4th hours postoperatively. Furthermore, the time to first postoperative bowel sound and time to early mobilization were significantly shorter in the experimental group than in the control group (p < 0.05). Conclusion: The implementation of the accelerated recovery protocol in patients undergoing surgery for pilonidal sinus, which included preoperative patient education, the administration of an oral carbohydrate solution in place of traditional fasting, and optimized perioperative fluid management, was found to effectively maintain glucose, insulin, and HOMA-IR levels within normal physiological ranges. Additionally, the protocol contributed to a reduction in mean arterial pressure and pulse rate, an increase in oxygen saturation, lower levels of pain and anxiety, shorter durations of thirst and fasting, earlier return of bowel sounds, and earlier postoperative mobilization. Keywords: Pilonidal Sinus, Accelerated Recovery Protocol, Metabolic Outcomes, Preoperative Care, Postoperative Recover

    Türkiye ve Pakistan'daki İngiliz dili çalışmaları lisansüstü öğrencileri arasında yapay zeka destekli akademik yazımın karşılaştırmalı bir çalışması

    No full text
    Bu araştırma, Türkiye ve Pakistan'daki İngiliz Dili Eğitimi ve İngiliz Dili ve Edebiyatı alanlarında yüksek lisans yapan öğrencilerin yapay zekâ destekli yazma yazılımlarını kullanım deneyimlerini, algılarını ve ilgili etik sorunları incelemektedir. Nitel ve karşılaştırmalı bir araştırma deseni kullanılarak yürütülen çalışmada, her iki ülkeden toplam 24 yüksek lisans öğrencisiyle yapılan yarı yapılandırılmış görüşmelerden ve kurum politikaları ile öğrencilerin yapay zekâ araçlarıyla birebir etkileşimlerine dair belgelerin analizinden veri toplanmıştır. Tematik analiz sonuçlarına göre, öğrenciler Grammarly, ChatGPT ve Quillbot gibi programların sağladığı verimlilik artışı, dil desteği ve özgüven kazancı gibi avantajları kabul etmişlerdir. Ancak katılımcılar aynı zamanda aşırı bağımlılık, eleştirel düşüncenin zayıflaması ve akademik dürüstlükle ilgili endişelerini de dile getirmişlerdir. Dijital altyapı, kurumsal destek ve öğretim elemanlarının tutumları gibi bağlamsal etmenler, yapay zekânın benimsenmesini önemli ölçüde etkilemiştir. Türk öğrenciler yapay zekâyı genellikle metin düzenleme ve geliştirme amacıyla pragmatik bir yaklaşımla kullanırken, Pakistanlı öğrenciler yazmanın tüm aşamalarında bu araçları kullansa da zayıf altyapı ve katı akademik yaklaşımlar gibi çeşitli zorluklarla karşı karşıya kalmışlardır. Farklı düzeylerde kabul görmesine rağmen, her iki bağlamdaki öğrenciler sorumlu yapay zekâ kullanımını yönlendirmek adına açık etik ilkeler, dijital okuryazarlık eğitimi ve kurumsal politikalara duyulan ihtiyacın altını çizmiştir. Bulgular, yapay zekânın hem akademik yazma süreçlerini kolaylaştıran hem de özgünlük ve bilimsel titizliği tehdit edebilen çift yönlü doğasını ortaya koymaktadır. Bu çalışma, teknoloji ile akademik okuryazarlığın kesişim noktasına dair literatüre, farklı dilsel ve kültürel bağlamlarda katkı sağlamakta ve eğitimciler, kurumlar ile geliştiriciler için önemli içgörüler sunmaktadır.This research examines the experiences, perception, and ethical issues involved in the use of AI-supported writing software by graduate students of English Language Teaching (ELT) and English Language and Literature (ELL) in Türkiye and Pakistan. Utilizing a qualitative comparative research design, the study collected data through semi-structured interviews with 24 graduate students from both countries and document analysis of institutional policies and students' actual interactions with AI tools. Thematic analysis showed that students acknowledged benefits such as increased efficiency, linguistic support, and enhanced confidence when using AI programs like Grammarly, ChatGPT, and Quillbot. However, participants also expressed concerns about overdependence, reduced critical thinking, and compromised academic integrity. Significant contextual factors, including digital infrastructure, institutional support, and faculty attitudes, notably influenced AI adoption. Turkish students adopted a pragmatic approach, using AI primarily for editing and refinement, while most Pakistani students used it at all stages but faced challenges like poor infrastructure and strict academic views. Despite varying degrees of acceptance, participants from both contexts emphasized the need for clear ethical guidelines, digital literacy training, and institutional policies to guide responsible AI use. The findings highlight AI's dual nature as both a facilitator and potential disruptor of originality and scholarly rigor. The work contributes to expanding literature on the intersection of technology and academic literacy in diverse linguistic and cultural contexts and provides insights for educators, institutions, and developers

    Examination of burnout levels of faculty of theology teaching members in terms of various variables

    No full text
    Bu araştırma, ilahiyat fakültelerinde görev yapan öğretim üyelerinin tükenmişlik düzeylerini çeşitli demografik ve mesleki değişkenler açısından incelemeyi amaçlamaktadır. Tükenmişlik, bireyin iş yaşamında karşılaştığı yoğun stres, duygusal yıpranma ve motivasyon kaybı neticesinde ortaya çıkan psikolojik bir sendrom olarak tanımlanmaktadır. Bu bağlamda, öğretim üyelerinin mesleki tükenmişlik düzeylerinin değerlendirilmesi hem bireysel refahlarının hem de eğitim kalitesinin sürdürülebilirliği açısından alanyazında çeşitli araştırmalara konu olmaktadır. Araştırmada nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Çalışmanın evrenini İnönü, Fırat ve Kilis 7 Aralık Üniversitelerinin ilahiyat fakültelerinde görev yapan öğretim üyeleri oluşturmuş, örneklemi ise kolay ulaşılabilir örnekleme yöntemiyle belirlenen 104 katılımcı teşkil etmiştir. Veriler, kişisel bilgi formu ve Maslach Tükenmişlik Envanteri aracılığıyla toplanmış, SPSS yazılımı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırmada; betimleyici istatistikler, bağımsız örneklemler için t testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) tekniklerinden yararlanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre öğretim üyelerinin tükenmişlik düzeylerinin orta düzeyde olduğu tespit edilmiştir. Cinsiyet, yaş, akademik unvan, hizmet yılı, haftalık ders saati ve yönetsel görev durumu gibi değişkenlerin bazı tükenmişlik alt boyutlarında anlamlı farklılıklar yarattığı görülmüştür. Kadın öğretim üyelerinin erkeklere kıyasla daha yüksek duygusal tükenmişlik yaşadığı, yaş ve kıdem arttıkça kişisel başarı hissinin düştüğü görülmüştür. Ayrıca yönetsel sorumluluk taşıyan bireylerde tükenmişlik düzeylerinin daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Bu bulgular, tükenmişlik düzeylerinin yalnızca bireysel değil, aynı zamanda kurumsal ve yapısal dinamiklerle de şekillendiğini göstermektedir. Araştırmanın sonuçları, öğretim üyelerine yönelik destek mekanizmalarının geliştirilmesi, mesleki tatminin artırılması ve iş-yaşam dengesi politikalarının güçlendirilmesi açısından öneriler sunmaktadır.This study aims to examine the burnout levels of faculty members working in theology faculties in terms of various demographic and professional variables. Burnout is defined as a psychological syndrome that emerges due to intense stress, emotional exhaustion, and loss of motivation in professional life. Evaluating the burnout levels of faculty members is critical for sustaining both individual well-being and educational quality. The research was conducted using the relational survey model, one of the quantitative research methods. The study population consists of faculty members from the theology faculties of İnönü, Fırat, and Kilis 7 Aralık Universities. The sample comprises 104 participants determined through the convenience sampling method. Data were collected via a personal information form and the Maslach Burnout Inventory, and analyzed using SPSS software. Descriptive statistics, independent samples t-test, and one-way analysis of variance (ANOVA) techniques were employed. According to the findings, faculty members exhibited moderate levels of burnout. Variables such as gender, age, academic title, years of service, weekly course load, and administrative duties were found to significantly affect some sub-dimensions of burnout. Female faculty members experienced higher emotional exhaustion compared to males, and personal accomplishment tended to decline with increased age and seniority. Moreover, those with administrative responsibilities showed higher levels of burnout. These findings suggest that burnout levels are shaped not only by individual but also by institutional and structural dynamics. The results of the study provide important insights into developing support mechanisms for faculty members, enhancing job satisfaction, and strengthening work-life balance policies

    An examination of the 2024 religious culture and moral knowledge course (grades 4-8) curriculum in terms of the Türkiye Century Education Model skills framework

    No full text
    Bu araştırmada, 2024 yılında geliştirilen Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli (TYMM) beceriler çerçevesinde tanımlanan kavramsal beceriler, sosyal-duygusal öğrenme becerileri, eğilimler, okuryazarlık becerileri ve din eğitimi ve öğretimi alan becerilerinin 4-8. Sınıf lar Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi (DKAB) dersi öğretim programında nasıl temsil edildiği incelenmiştir. Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden doküman analizi kullanılmış; veriler, TYMM Ortak Metni ve 2024 DKAB dersi(4-8. Sınıf) Öğretim Programı'ndan elde edilmiştir. Veriler, betimsel analiz yöntemiyle önceden belirlenen beş beceri teması çerçevesinde değerlendirilmiştir. Araştırma sonuçları, TYMM'de tanımlanan beceri alanlarının öğretim programında çeşitli düzeylerde temsil edildiğini, ancak bazı becerilerin sınırlı olarak yer bulduğunu ortaya koymuştur. Özellikle sosyal-duygusal öğrenme ve eğilimler başlıklarında uygulamaya dönük içeriklerin eksik olduğu gözlemlenmiştir. Çalışma, TYMM'nin beceri temelli yaklaşımının DKAB programına entegrasyonuna ilişkin güncel ve özgün bulgular sunarak, öğretim programı geliştiricilere, uygulayıcılara ve eğitim politikası yapıcılarına yol gösterici niteliktedir.This study investigates how the conceptual skills, social-emotional learning skills, dispositions, literacy skills, and religious education and instruction field skills defined within the skills framework of the Türkiye Century Education Model developed in 2024 are represented in the Religious Culture and Moral Knowledge course curriculum for grades 4-8. The research employed a qualitative methodology, specifically document analysis, utilizing the Türkiye Century Education Model Common Framework and the 2024 Religious Culture and Moral Knowledge (grades 4–8) Curriculum as data sources. The data were analyzed using descriptive analysis based on five predefined competency themes. The findings indicate that while the competencies outlined in the Türkiye Century Education Model are reflected at varying levels within the curriculum, some competencies are only partially represented. Notably, there is a lack of practical content in the areas of social-emotional learning and dispositions. This study provides up-to-date and original insights into the integration of Türkiye Century Education Model's skills-based approach into the Religious Culture and Moral Knowledge curriculum and offers guidance for curriculum developers, practitioners, and educational policymakers

    Land use and land cover change of Doğanşehir district (Malatya) 1990-2023

    No full text
    Arazi örtüsü ve kullanımı sınıflarının mevcut konumsal dağılımlarının belirlenmesi ve süreç boyunca meydana gelen değişimlerinin incelenmesi sosyal, kültürel, ekonomik ve birçok alanda yapılan çalışmalar için önemli bir temel oluşturmaktadır. Günümüzde arazi kullanımının mekânsal ve zamansal değişimi, uzaktan algılama teknikleri ve coğrafi bilgi sistemleri kullanılarak belirlenebilmektedir. Çalışmada arazi çalışmaları ve gözlemleri ile incelemeler yapılmış, arşivler taranmış, güncel verilere ulaşılmış ve arazideki değişimi göstermek için fotoğraflar çekilmiştir. Bu çalışmada 5 TM görüntülü 7 bantlı ve 6 bant(ısıl bant) hariç 30 m çözünürlüğe sahip LANDSAT verileri kullanılarak Doğanşehir (Malatya) ilçesinin arazi kullanım ve arazi örtüsü değişim analizi yapılmıştır. LANDSAT veri tabanından alınan bilgiler CORINE sınıflandırma sisteminden yararlanılarak 7 farklı arazi sınıfında 1990- 2000, 2000-2010, 2010-2023 periyotları oluşturularak değerlendirmeler yapılmıştır. Yapılan değerlendirmeler neticesinde 2023 yılı sonunda çıplak, kayalık ve taşlık alanlar sınıfına giren arazilerin 572,01 km2 oranında artış gösterdiği, orman alanlarının 24,73 km2 arttığı ve mera alanlarının 159,69 km2 oranında azaldığı saptanmıştır. Meydana gelen bu değişimler oran olarak değerlendirildiğinde çıplak, kayalık ve taşlık alanlar sınıfına giren arazilerin %41,93 arttığı, orman alanlarının %1,81 ve mera alanlarının sadece %11,71 oranında artış olduğu görülmektedir. Ayrıca çalışmada arazi kullanım ve arazi örtüsü haritaları oluşturularak değişimlerin mekânsal olarak dağılımları da belirlenip harita üzerinden incelemeler yapılmıştır. Ayrıca yaklaşık 33 yıllık süreç içerisinde hem tarım alanlarının hem de orman alanlarının bir kısmı yapay alanlara kaydığı gözlemlenmiştir. Çalışma sonucunda arazi örtüsü ve arazi kullanımının incelenmesinde elde edilen güvenilir veriler ve sonuçlar ile uydu görüntülerinin geniş alanları, zaman periyodlarında ve yüksek çözünürlüklü olarak gözlemleme kabiliyetlerinden faydalanılabileceği görülmüştür. Doğanşehir ilçesinde arazi kullanımı ve arazi örtüsünde meydana gelen değişimler incelenip yorumlanarak ilçenin gelişim ve kalkınması için önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: CORINE sınıflandırması, Arazi Kullanımı ve Arazi Örtüsü, Uydu Verileri, CBS, Malatya, Doğanşehir.Determination of the current spatial distribution of land cover and use classes and examination of the changes that occurred throughout the process constitute an important basis for studies carried out in social, cultural, economic and many other fields. Today, spatial and temporal changes in land use can be determined using remote sensing techniques and geographic information systems. In the study, field studies and observations were conducted, archives were scanned, current data were accessed and photographs were taken to show the changes in the land. In this study, LANDSAT data with 5 TM images, 7 bands and 30 m resolution except for 6 bands (thermal band) were used to analyze the land use and land cover changes in Doğanşehir (Malatya) district. The information obtained from the LANDSAT database was evaluated by creating the periods 1990-2000, 2000-2010, 2010-2023 in 7 different land classes using the CORINE classification system. As a result of the evaluations, it was determined that by the end of 2023, the lands classified as bare, rocky and stony areas increased by 572.01 km2, forest areas increased by 24.73 km2 and pasture areas decreased by 159.69 km2. When these changes are evaluated as a ratio, it is seen that the lands classified as bare, rocky and stony areas increased by 41.93%, forest areas increased by 1.81% and pasture areas increased by only 11.71%. In addition, land use and land cover maps were created in the study, the spatial distribution of the changes was determined and examinations were made on the map. In addition, it was observed that both agricultural areas and a part of forest areas shifted to artificial areas in a period of approximately 33 years. As a result of the study, it was seen that reliable data and results obtained in the examination of land cover and land use and the ability of satellite images to observe large areas in time periods and with high resolution can be used. The changes in land use and land cover in Doğanşehir district were examined and interpreted, and suggestions were made for the development and progress of the district. Keywords: CORINE classification, Land Use and Land Cover, Satellite Data, GIS, Malatya, Doğanşehir

    An analysis of Yavuz Turgul films from the perspective of feminist theory

    No full text
    Feminist teori, toplumsal cinsiyetin, özellikle de kadın deneyimlerinin sosyal, kültürel ve siyasi bağlamlar tarafından nasıl şekillendirildiğini inceleyen bir kuramdır. Feminist kuram, geleneksel ataerkil yapılara meydan okumakta ve cinsiyete dayalı eşitsizliklerin ortadan kaldırılması gerektiğini savunmaktadır. Feminist film teorisi ise 1970'lerde sinemadaki erkek egemen anlatılara ve kadınların sinemada seyirlik bir obje gibi kullanılmasına karşı çıkan bir kuramdır. Feminist film teorisi, filmin erkek egemen cinsiyet rollerini nasıl pekiştirdiğini ya da bunlara nasıl meydan okuduğunu incelemek için kullanılır. Bu çalışmanın amacı Yavuz Turgul'un yönetmenliğini üstlendiği filmlerdeki kadın temsillerini feminist kuram çerçevesinde analiz etmektir. Çalışma söylem analizi ve içerik analizinin bir arada kullanıldığı nitel bir araştırmadır. Bu analiz, Türk sinemasındaki kadın olgusunun daha derinlemesine anlaşılmasını sağlayabilir. Yavuz Turgul'un filmleri 1980'lerden başlayarak 2017 yılına kadar uzanan bir dönemi içermektedir. Bu süre Türk toplumunda ve sinemada önemli değişikliklerin olduğu dönemleri kapsamaktadır. Turgul'un yönetmenliğini üstlendiği filmlerin tamamının bir arada değerlendiriliyor olması, hem Türk toplumunun cinsiyet algısındaki dönüşümleri hem de sinemadaki yansımalarını ele almak bakımından da önemli bir kaynak sunmaktadır. Bu bakımdan; çalışmanın, hem sinema araştırmalarına hem de toplumsal cinsiyet çalışmalarına önemli bir katkı sunacağı düşünülmektedir. Turgul'un filmografisi bir bütün olarak değerlendirildiğinde erkekler etrafında şekillenen hikâyeler, kurban rolünde pasif kadınlar ve suskun kadınlar ya da susmak zorunda kalan kadın karakterler dikkat çekmektedir. Bu çalışmanın sonucunda Yavuz Turgul'un yönetmenliğini üstlendiği filmlerde çoğunlukla ataerkil egemenliği sürdüren, erkek hikâyeleri yazdığı, bunun tek istisnasının ise Fahriye Abla olduğu görülmektedir.Feminist theory is an approach that examines how gender, particularly women's experiences, are shaped by social, cultural and political contexts. It challenges traditional patriarchal structures and advocates the elimination of gender-based inequalities. Feminist film theory emerged in the 1970s. Feminist film theory is an approach that opposes male-dominated narratives in cinema and the use of women as objects of spectacle in cinema. Feminist film theory is used to examine how film reinforces or challenges male-dominated gender roles. The aim of this study is to analyse the representation of women in films directed by Yavuz Turgul within the framework of feminist theory. The study is a mixed design research in which discourse analysis and content analysis are used together. This analysis will provide a deeper understanding of the phenomenon of women in Turkish cinema. Yavuz Turgul's films cover a period starting from the 1980s until 2017. This period covers periods of significant changes in Turkish society and cinema. The fact that all of these films are evaluated together provides an important source in terms of understanding both the transformations in the gender perception of Turkish society and their reflections in cinema. In this respect, it is thought that the study will make an important contribution to both cinema studies and gender studies. When Turgul's filmography is interpreted as a whole, stories shaped around men, passive women in the role of victims and silent women or female characters who are forced to remain silent draw attention. When all the data obtained are analysed, it is seen that Yavuz Turgul mostly writes male stories that perpetuate patriarchal domination, the only exception to this is Fahriye Abla

    The use of geometry in painting

    No full text
    Bu araştırmanın amacı, geometrinin resim sanatı içerisinde kullanımını inceleyerek, insanlık tarihinin çeşitli dönemlerinde sanatsal olarak katkılarını tespit ederek ortaya çıkarmak amaçlanmıştır. İnsanlık tarihinden günümüze kadar farklı dönemlerde geometrik şekiller kullanılarak resim yapmanın sanat eserlerinde nasıl bir etki elde edildiği incelenmiştir. Sanat tarihi boyunca bazı sanatçıların çalışmalarını literatür taraması yapılarak nitel araştırma yöntemlerinden biri olan doküman inceleme yöntemi kullanılarak karşılaştırmalı bir yöntem izlenmiştir. Bulgular olarak tarih öncesinden günümüz sanatına kadar geometrinin resim sanatı üzerindeki etkileri görülmüştür. Özellikle 20. Yüzyıl sanat akımlarını ve sanatçılarını etkileyen Kübizm, Fütürizm ve Soyut Sanat akımları gibi geometrik sembolleri kullanan sanat akımlarında geometrik formların sanat eserlerinde farklı anlam ve yenilikleri görülmektedir. Sonuç olarak, eski medeniyetlerden günümüz medeniyetlerine kadar, sanatçıların geometrik şekilleri kullanarak yapıtlarında denge, estetik ve uyum gibi özellikleri kazandırdıkları görülmüştür. Geometrinin resim sanatı içerisinde kullanımı, insanlık tarihiyle ortaya çıkarak bir evrimleşmeden geçerek farklı dönemlerde, farklı anlamlar yüklendiği karşımıza çıkmaktadır. Geometri, resim sanatı için estetik ve yapısal değerleri ön plana çıkarmada bir araç haline geldiği görülmektedir. Bu çalışma, geometrinin resim sanatı içerisindeki evrimini ve sanatçılar tarafından şekillendirilerek, sanatın zenginliğini ortaya çıkarmaktadır. Anahtar Sözcükler: Sanat, Resim Sanatı, Geometri, MatematikThe aim of this research is to examine the use of geometry in the art of painting and to identify and reveal its artistic contributions in various periods of human history. It was examined what kind of effect was obtained in the works of art by painting using geometric shapes in different periods from human history to the present day. Throughout the history of art, a comparative method was followed by reviewing the works of some artists throughout the history of art and using the document analysis method, which is one of the qualitative research methods. As findings, the effects of geometry on the art of painting from prehistory to today's art were observed. Especially in art movements that use geometric symbols such as Cubism, Futurism and Abstract Art movements that affect 20th century art movements and artists, different meanings and innovations of geometric forms are seen in artworks. As a result, from ancient civilizations to contemporary civilizations, it has been observed that artists have used geometric shapes to bring balance, aesthetics and harmony to their works. The use of geometry in the art of painting emerged with the history of mankind, and it is seen that it has passed through an evolution and has been attributed different meanings in different periods. It is seen that geometry has become a tool to emphasize aesthetic and structural values for the art of painting. This study reveals the evolution of geometry in the art of painting and the richness of art by being shaped by artists. Keywords: Art, Art of Painting, Geometry, Mathematics

    An examination of young people's conception of death and afterlife according to religious education

    No full text
    Araştırmanın amacı, gençlik dönemindeki bireylerin geçmişte aldıkları din eğitimi ile ölüm ve ölüm sonrası tasavvuru arasındaki ilişkiyi incelemektir. Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden fenomenolojik (olgusal) yaklaşım kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubu seçilirken, nitel yaklaşım stratejilerinden amaçlı örneklem kriter olarak belirlenmiş ve ölçüt örnekleme yöntemi uygulanmıştır. 26 katılımcı ile mülakatlar gerçekleştirilmiştir. Araştırma verileri yarı yapılandırılmış görüşme formları aracılığıyla elde edilmiştir. Araştırma verilerinden elde edilen bulgular neticesinde ailede ve din eğitimi kurumlarında alınan eğitimin bireylerin ölüm ve ölüm sonrası tasavvurunu etkilediği görülmüştür. Katılımcılar, örgün ve yaygın eğitim kurumlarında ölüm ve ölüm sonrasına dair gerekli bilgilerin verilmediğini ifade etmişlerdir Katılımcıların büyük çoğunluğunun ölüm ve ölüm sonrası hakkında ailede yeterli ve sağlıklı bilgiye ulaşamadıkları tespit edilmiştir. Bu bağlamda, ölüm ve sonrasına dair bir eğitimin uzmanlarca verilmesi gerektiği, sağlıklı bir şekilde elde edilmeyen bilgilerin bireylerin ölüm ve ölüm sonrası hayat tasavvuru açısından olumsuz yönde tesir ettiği ve bu durumun bireyde ölüm olgusuna yönelik kaygıya ve korkuya sebebiyet verdiği sonucuna varılmıştır. Ölüm ve ölüm sonrası tasavvurunun doğru ve sağlıklı bir şekilde oluşması için başta aile kurumuna, örgün ve yaygın eğitim kurumlarına önemli görevler düşmektedir. Gelişim dönemlerine uygun olarak hazırlanmış içeriklerle gerekli eğitimlerin verilmesinin oldukça önem arz ettiği ortaya konulmuştur. Anahtar Kelimeler: Din Eğitimi, Gençlik Dönemi, Ölüm TasavvuruThe aim of this study is to evaluate the relationship between the religious education received by individuals during their youth and their perceptions of death and the afterlife. The study employs a qualitative research method using a phenomenological (experiential) approach. The research population consists of young individuals studying at various faculties of Adıyaman University. For the selection of the sample group, purposive sampling was chosen as a qualitative strategy, and criterion sampling was implemented. Interviews were conducted with 26 participants. Data for the study were collected through semi-structured interview forms. The findings from the data reveal that the religious education received in families and religious education institutions significantly influences individuals' perceptions of death and the afterlife. Participants expressed that formal and informal educational institutions fail to provide adequate information about death and the afterlife. It was determined that the majority of participants could not access sufficient and accurate information about death and the afterlife within their families. In this context, it was concluded that education on death and the afterlife should be provided by experts, as insufficient or inaccurate information negatively impacts individuals' perceptions of death and the afterlife, leading to anxiety and fear about the concept of death. Families, as well as formal and informal educational institutions, are seen as playing crucial roles in fostering a proper and healthy understanding of death and the afterlife. The study emphasizes the importance of providing necessary education through content tailored to developmental stages. Keywords: Religious Education, Youth Period, Perception of Deat

    0

    full texts

    26,000

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    İnönü Üniversitesi Kurumsal Akademik Arşivi
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇