İnönü Üniversitesi Kurumsal Akademik Arşivi
Not a member yet
26000 research outputs found
Sort by
The relationship between middle school students' music preferences with state-trait anger expression styles and personality traits
Bu araştırmada, ortaokul öğrencilerinin müzik dinleme tercihleri ile öfke durumları ve kişilik özellikleri arasındaki ilişkinin çeşitli değişkenler ile ortaya çıkarılması amaçlanmaktadır. Araştırmada nedensel karşılaştırma, korelasyonel araştırma ve betimsel araştırma modelleri kullanılmıştır. Araştırmanın katılımcı grubunu Bölgesel Gelişme ve Yapısal Uyum Genel Müdürlüğü'nün 2022 tarihli "İlçelerin Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Sıralaması Araştırması (SEGE) raporu dikkate alınarak ve maksimum çeşitlilik örnekleme yöntemi kullanılarak seçilen ortaokul öğrencileri oluşturmaktadır (N=593). Araştırmada veri toplamak amacıyla katılımcılara Sürekli Öfke ve Öfke İfade Tarzı Ölçeği, Büyük Beş Boyutlu Kişilik Ölçeği ve araştırmacı tarafından oluşturulan Müzik Tercihleri Anketi uygulanmıştır. Araştırmada, Tek Faktörlü Varyans Analizi (ANOVA), anlamlılık değerine göre farklılığın hangi gruplar arasında olduğunu tespit etmek için ise Post-Hoc karşılaştırma testleri, bağımsız örneklemler T-Testi ve bağımlı sürekli değişkenler arasındaki ilişkiyi saptamak amacıyla da korelasyon analizi teknikleri uygulanmıştır. Ayrıca değişkenlerin birbirini yordama durumunu saptamak amacıyla basit ve çoklu doğrusal regresyon analizleri de uygulanmıştır. Katılımcıların öfke durumlarına yönelik analizlerin sonucunda; ekonomik durum cinsiyet, müzik dinleme sıklıkları, müzik dinlemeyi tercih ettiği duygu durumu, müzik dinlerken hissedilen duygu durumu, müzik dinlerken en çok ne düşündükleri, tercih edilen ses düzeyi, müzik dinleme amacı, melodika veya blok flüt harici bir çalgı çalma durumu ve tercih edilen müzik türü değişkenleriyle Sürekli Öfke-Öfke İfade Tarzı Ölçeği boyutları arasında anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir. Ayrıca katılımcıların yaş, anne ve baba eğitim durumu, ailede müzik uğraşan birisinin olup olmama durumu, müzik dinlerken en çok etkileyen unsur, müzik tercihini en çok etkileyen faktörler, yaşadıkları bölge ve müzik dinlerken en çok tercih edilen araç değişkenleriyle Sürekli Öfke-Öfke İfade Tarzı Ölçeği boyutları arasında anlamlı bir fark tespit edilmemiştir. Katılımcıların kişilik özelliklerine ilişkin analizlerin sonucunda; cinsiyet, anne eğitim durumu, baba eğitim durumu, melodika veya blok flüt harici çalgı çalma durumu, ailede müzik uğraşan birisinin olup olmama durumu, müzik dinleme sıklığı, müzik dinlemeyi tercih ettiği duygu durumu, müzik dinlerken hissedilen duygu durumu, müzik dinleme amacı, müzik tercihini en çok etkileyen faktör, müzik dinlemek için tercih edilen araç, ses düzeyi ve tercih edilen müzik türü değişkenleriyle Büyük Beş Boyutlu Kişilik Ölçeği arasında anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir. Ayrıca katılımcıların yaş, ekonomik durum, müzik dinlerken en çok düşünülen durum ve müzik dinlerken en çok etkileyen faktör değişkenleriyle Büyük Beş Boyutlu Kişilik ölçeği boyutları arasında anlamlı bir farklılık tespit edilmemiştir. Katılımcıların müzik türlerini dinleme sıklığına ilişkin analizlerin sonucunda; Türk halk müziği, Türk sanat müziği, arabesk/fantezi, Türkçe rock/metal, yabancı pop, Türkçe pop, klasik batı müziği, Türkçe rap/hiphop, elektronik müzik ve dini müzik türlerinin dinlenme sıklığıyla Büyük Beş Boyutlu Kişilik Ölçeği boyutları arasında anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir. Ayrıca katılımcıların yabancı rock/metal, yabancı rap/hiphop, jazz müzik türlerini dinleme sıklığıyla Büyük Beş Boyutlu Kişilik Ölçeği boyutları arasında anlamlı bir farklılık tespit edilmemiştir. Türk sanat müziği arabesk/fantezi, klasik batı müziği, Türkçe rap/hiphop müzik türlerinin dinlenme sıklığıyla Sürekli Öfke-Öfke İfade Tarzı Ölçeği boyutları arasında anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir. Ayrıca katılımcıların Türk halk müziği, Türkçe pop, yabancı pop, Türkçe rock/metal, yabancı rock/metal, jazz müzik, elektronik müzik ve dini müzik türleri dinleme sıklığıyla Sürekli Öfke-Öfke İfade Tarzı Ölçeği boyutları arasında anlamlı fark tespit edilmemiştir. Müzik türü, müzik dinlerken hissedilen duygu durumu, müzik dinlerken en çok etkileyen unsur ve tercih edilen ses düzeyi değişkenleri ile müzik dinlemeye yönelik duygu durum değişkenleri arasında anlamlı bir fark tespit edilmiştir.In this study, it is aimed to reveal the relationship between middle school students' music listening preferences, their anger states, and personality traits through various variables. Research utilized causal comparison, correlational research, and descriptive research models. The participant group of the research consists of middle school students selected using the maximum diversity sampling method, taking into account the 2022 report of the Regional Development and Structural Adjustment General Directorate titled "Socio-Economic Development Ranking of Districts (SEGE)" (N=593). In the study, participants were administered the Trait Anger and Anger Expression Style Scale, the Big Five Personality Scale, and a Music Preferences Questionnaire created by the researcher for the purpose of data collection. In the study, the One-Way Analysis of Variance (ANOVA) technique was used. Moreover, to determine which groups showed significant differences based on the significance value, Post-Hoc comparison tests and independent samples T-Test were employed. Correlation analysis techniques were also applied to identify the relationship between dependent continuous variables. Additionally, simple and multiple linear regression analyses have been applied to determine the predictive relationship between the variables. As a result of the analyses conducted on participants' anger levels, a significant difference was found between the dimensions of the State-Trait Anger Expression Inventory and the variables of economic status, gender, frequency of music listening, emotional state in which they prefer to listen to music, emotions felt while listening to music, thoughts most frequently occurring while listening to music, preferred volume level, purpose of music listening, ability to play a musical instrument other than the melodica or recorder, and preferred music genre. Moreover, no significant difference was found between the dimensions of the State-Trait Anger Expression Inventory and the variables of age, parental education level, the presence of a family member engaged in music, the most influential factor while listening to music, the factors that most influence music preference, the region in which participants live, and the most frequently used medium for listening to music. As a result of the analyses conducted on participants' personality traits, a significant difference was found between the Big Five Personality Scale and the variables of gender, maternal education level, paternal education level, ability to play a musical instrument other than the melodica or recorder, the presence of a family member engaged in music, frequency of music listening, emotional state in which they prefer to listen to music, emotions felt while listening to music, purpose of music listening, the most influential factor in music preference, the medium preferred for listening to music, volume level, and preferred music genre. Moreover, no significant difference was found between the dimensions of the Big Five Personality Scale and the variables of age, economic status, the most frequently occurring thoughts while listening to music, and the most influential factor while listening to music. As a result of the analyses conducted on the frequency of listening to music genres, a significant difference was found between the dimensions of the Big Five Personality Scale and the listening frequency of Turkish folk music, Turkish classical music, arabesque/fantasy, Turkish rock/metal, foreign pop, Turkish pop, classical Western music, Turkish rap/hip-hop, electronic music, and religious music. Moreover, no significant difference was found between the frequency of listening to foreign rock/metal, foreign rap/hiphop and jazz music genres and the dimensions of the Big Five Personality Scale. A significant difference was found between the frequency of listening to Turkish art music, arabesque/fantasy, classical western music, Turkish rap/hiphop music genres and the dimensions of Trait Anger-Anger Expression Style Scale. In addition, no significant difference was found between the frequency of listening to Turkish folk music, Turkish pop, foreign pop, Turkish rock/metal, foreign rock/metal, jazz music, electronic music and religious music genres and the dimensions of Trait Anger-Anger Expression Style Scale. A significant difference was found between the variable of music genre, the emotional state felt while listening to music, the most influential factor while listening to music and the preferred volume level, and the emotional state towards listening to music
Examining the duration of watching lecture videos on online video sharing platforms and learner autonomy of students preparing for the university exam
Bu araştırmanın amacı, üniversite sınavına hazırlanan öğrencilerin çevrim içi video paylaşım platformlarında ders videosu izleme süreleri ile özerk öğrenme düzeylerini incelemektir. Araştırmada nicel araştırma yaklaşımlarından betimsel tarama, nedensel-karşılaştırma ve ilişkisel tarama modelleri kullanılmıştır. Çalışma grubunu, 2024–2025 eğitim-öğretim yılında Malatya il merkezinde üniversite sınavına hazırlanan 12. sınıf ve lise mezunu 493 öğrenci oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak, öğrencilerin özerk öğrenme düzeylerini belirlemek amacıyla Macaskill ve Taylor (2010) tarafından geliştirilen ve Türkçeye Arslan ve Yurdakul (2015) tarafından uyarlanan Özerk Öğrenme Ölçeği kullanılmıştır. Ayrıca, katılımcıların alan türü, cinsiyeti, mezuniyet durumu, internet erişim biçimi, ders videosu izleme süresi (günlük ortalama dakika), video içerik tercihi ve video izleme hızı gibi özelliklerini belirlemek amacıyla hazırlanmış bir anket formu kullanılmıştır. Araştırma kapsamında elde edilen veriler üzerinde öncelikle betimsel analizler gerçekleştirilmiştir. Normal dağılım gösterdiği belirlenen özerk öğrenme değişkeni ile ilgili karşılaştırmalarda bağımsız örneklemler için t testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Öte yandan, video izleme süreleri değişkeni normal dağılım göstermediği için bu değişkenle ilgili gruplar arası karşılaştırmalarda Mann-Whitney U ve Kruskal-Wallis testleri tercih edilmiştir. Değişkenler arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla Spearman Brown korelasyon analizi uygulanmıştır. Yapılan analizler sonucunda, öğrencilerin çevrim içi ders videolarını aktif şekilde izledikleri ve özerk öğrenme düzeylerinin genel olarak orta seviyenin üzerinde olduğu belirlenmiştir. Ayrıca, cinsiyet değişkenine göre özerk öğrenme düzeylerinde anlamlı farklılıklar belirlenmiştir. Ek olarak öğrencilerin matematik, fizik, kimya, biyoloji, tarih, coğrafya, felsefe, DKAB derslerinde video izleme süreleri ile özerk öğrenme düzeyleri arasında zayıf düzeyde pozitif yönlü anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Buna göre, üniversite sınavına hazırlanan öğrencilerin çevrim içi platformlarda video izleme süreleri arttıkça özerk öğrenmeleri düşük düzeyde de olsa artmaktadır. Tek başına video izleme süresinin öğrenci özerkliğiyle yüksek düzeyde ilişki göstermemesinden hareketle; çevrim içi eğitim içeriklerinin zenginleştirilmesi, öğrencilere bireysel öğrenme süreçlerinde rehberlik edilmesi ve etkileşim temelli öğrenme ortamlarının teşvik edilmesinin; öğrencilerin öğrenme sorumluluğunu üstlenmelerine ve özerk öğrenme düzeylerinin geliştirmelerine anlamlı katkılar sağlayabileceği önerilmiştir.The aim of this study is to examine the duration of watching lecture videos on online video sharing platforms and autonomous learning levels of students preparing for university entrance exam. Survey, causal comparative and associational research models were used in the study. The study group consisted of 493 12th grade and high school graduates preparing for the university exam in Malatya city centre in the 2024-2025 academic year. As a data collection tool, the Autonomous Learning Scale developed by Macaskill and Taylor (2010) and adapted to Turkish by Arslan and Yurdakul (2015) was used to determine students' autonomous learning levels. In addition, a questionnaire form was used to determine the demographic characteristics of the participants such as field type, gender, graduation status, internet access type, duration of course video viewing ( average minutes per day), video content preference and viewing speed. Firstly, descriptive analyzes were performed on the data obtained within the scope of the research. Independent samples t-test and one-way analysis of variance (ANOVA) were used in comparisons related to the autonomous learning variable, which was found to be normally distributed. On the other hand, Mann-Whitney U and Kruskal-Wallis tests were preferred for inter-group comparisons related to this variable since the video viewing time variable did not show a normal distribution. In order to determine the relationship between the variables, Spearman Brown correlation analysis, which is appropriate for data that do not show normal distribution, was applied. As a result of the analyses, it was determined that the students actively watched online course videos and their autonomous learning levels were generally above the medium level. Significant differences were found in autonomous learning levels according to gender variable. In addition, weak positive significant relationships were found between students' autonomous learning levels and the duration of watching videos in mathematics, physics, chemistry, biology, history, geography, philosophy and RCM courses. This finding reveals that there is a significant relationship between students' autonomous learning levels and the duration of watching course videos on online video sharing platforms. In this direction, it is suggested that enriching online education content, guiding students in individual learning processes and encouraging interaction-based learning environments can make significant contributions to students' taking responsibility for learning and developing autonomous learning skills
The effect of social media addiction on insomnia and aggression in adolescents
Amaç: Bu araştırma adölesanların sosyal medya bağımlılığının uykusuzluk ve saldırganlık üzerine etkisini araştırmak amacıyla tasarlanmıştır. Materyal ve Metot: Araştırma, kesitsel türde gerçekleştirilmiştir. Çalışma, Ekim 2023 ile Şubat 2025 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırmanın evreni, Bitlis ilinin merkezine bağlı Ahlat ilçesindeki beş liseden toplam 2057 ergenden oluşmaktadır. Araştırmanın örneklem büyüklüğü, güç analizi yöntemleri kullanılarak %95 güven aralığı, 0.05 hata payı, 0.25 etki büyüklüğü ve %0.95 popülasyon temsil gücü ile 768 ergen olarak belirlenmiştir. Veriler, araştırmacı tarafından geliştirilen Kişisel Bilgi Formu, Bergen Uykusuzluk Ölçeği, Bergen Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği ve Kar-Ya Saldırganlık Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Veri analizi, SPSS 21.0 yazılım paketi kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Değerlendirme sürecinde tanımlayıcı istatistikler, yüzde dağılımı ve regresyon analizleri uygulanmıştır. Bulgular: Araştırmada, Bergen Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği puanı 16.24±5.82, Bergen Uykusuzluk Ölçeği puanı 20.47±10.05 ve Kar-Ya Saldırganlık Ölçeği puanı 57.38±17.95 bulunmuştur. Adölesanların sosyal medya bağımlılığının uykusuzluk düzeyi üzerine %26.2'lik bir etkisi olduğu saptanmıştır. Ayrıca, sosyal medya bağımlılığı ve sosyodemografik özelliklerin uykusuzluk düzeyi üzerine %31.3'lük bir etkisi olduğu belirlenmiştir. Bunun yanı sıra, adölesanların sosyal medya bağımlılığının Kar-Ya saldırganlık durumu üzerine %18.5'lik bir etkisi olduğu, sosyal medya bağımlılığı ve sosyodemografik özelliklerin ise Kar-Ya saldırganlık durumu üzerine %23.1'lik bir etkisi olduğu saptanmıştır. Sonuç: Bu araştırmaya göre adölesanlarda sosyal medya bağımlılığı arttıkça uykusuzluğun, saldırganlığın ve saldırganlığın alt boyutları arasında yer alan fiziksel saldırganlık, sözel saldırganlık, öfke ve düşmanlık durumlarının da artış gösterdiği gözlemlenmiştir. Anahtar kelimeler: Adölesan, Bağımlılık, Halk Sağlığı Hemşireliği, Medya, Saldırganlık, UykusuzlukAim: This study is designed to investigate the impact of adolescents' social media addiction on insomnia and aggression. Material and Method: The research was conducted in a cross-sectional manner. The study was carried out between October 2023 and February 2025. The research population consisted of 2057 adolescents from five high schools in the Ahlat district, connected to the center of Bitlis province. The study's sample size was determined to be 768 adolescents based on power analysis methods, with a 95% confidence interval, a 0.05 margin of error, a 0.25 effect size, and a 0.95 population representation power. The Personal Information Form developed by the researcher, the Bergen Insomnia Scale, the Bergen Social Media Addiction Scale, and the Kar-Ya Aggression Scale were used for data collection. The data analysis was performed using the SPSS 21.0 software package. Descriptive statistics, percentage distribution, and regression analyses were applied during the evaluation process. Results: In the study, the Bergen Social Media Addiction Scale score was found to be 16.24±5.82, the Bergen Insomnia Scale score was 20.47±10.05, and the Kar-Ya Aggression Scale score was 57.38±17.95. It was determined that adolescents' social media addiction had an effect of 26.2% on the level of insomnia. Additionally, it was found that social media addiction and sociodemographic characteristics had an effect of 31.3% on the level of insomnia. Furthermore, it was determined that adolescents' social media addiction had an effect of 18.5% on the Kar-Ya aggression status, and social media addiction along with sociodemographic characteristics, had an effect of 23.1% on the Kar Ya aggression status. Conclusion: According to this study, it has been observed that as social media addiction increases among adolescents, there is a corresponding increase in insomnia, aggression, and the subdimensions of aggression, including physical aggression, verbal aggression, anger, and hostility. Keywords: Adolescent, Addiction, Public Health Nursing Media, Aggression, İnsomni
Machine learning based hybrid algorithm and ddos attack prediction with hybrid dataset
Dijitalleşen dünyamızda verinin üretilmesinden analiz edilmesine kadar her bir aşamada kullanıcıların güvenli bir şekilde yazılım sistemlerini kullanması talep edilen bir durumdur. Fakat kötü niyetli kişiler tarafından bu hizmetlerin engellenmesi de hayatımızın istenmeyen bir olgusudur. Dağıtık Hizmet Reddi (DDoS) saldırıları da bu amaç için kullanılan saldırı çeşitlerindendir. Artan yaygınlığı nedeniyle DDoS saldırı tespiti önem arz ettiğinden bu çalışmamızda DDoS tespitine yönelik makine öğrenimi tabanlı hibrit bir yaklaşım sunulmuştur. Bu çalışma, DDoS saldırı tespitinde kullanılan popüler CICIDS2017 ve CIC-DDoS2019 veri setleri ve bu veri setlerinin birleştirilmesiyle oluşturulan alternatif hibrit bir veri seti üzerinde gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmada ismi geçen veri setleri üzerinde öncelikli olarak Karar Ağaçları (DT), Rastgele Orman (RF), K-En Yakın Komşu (KNN) ve Destek Vektör Makineleri (SVM) gibi makine öğrenimi algoritmaları ayrı ayrı uygulanmış, daha sonrasında her bir modelin performansı detaylı bir şekilde değerlendirilmiştir. Ayrıca, bahsedilen veri setleri farklı makine öğrenmesi algoritmalarının birleştirilmesiyle oluşturulan hibrit modelleme yaklaşımları ile de test edilmiş ve algoritmaların güçlü yönlerinin bir araya getirilmesiyle daha yüksek doğruluk ve güvenilirlik sağlanması hedeflenmiştir. Yapılan analizler, hibrit modellerin karmaşık veri setlerinde doğruluk oranını %99,91'e kadar çıkarabildiğini göstermiştir. Böylece çalışmamızda, popüler olan iki veri setinin birleştirilmesi ile literatürde kullanılan veri setleri için bir alternatif oluşturulmuş ve makine öğrenmesi algoritmalarının da hibrit olarak kullanımı ile mevcut algoritmaların hibrit versiyonlarına karşı hem DDoS tespit doğruluğunun arttırılması hem de karmaşık veri setleri üzerindeki performansın iyileştirilmesi açısından önemli bir katkı sağlamaktadır. Ayrıca, elde edilen bulgular, siber güvenlikte daha etkili ve uyarlanabilir tespit yöntemlerinin geliştirilmesine katkıda bulunması ve gelecekteki çalışmalara yol gösterici bir çerçeve sunması hedeflenmiştir. Anahtar Kelimeler: Makine Öğrenmesi, Hibrit, DDoS, CICIDS2017, CIC-DDoS2019In this digitalized world, users of various software systems would like to securely making use of at every stage from data generation to analysis. However, blocking these services by malicious people is also an undesirable phenomenon of our world. Distributed Denial of Service (DDoS) attacks are one of the attack types. Since DDoS attack detection is important due to its increasing prevalence, this paper presents a machine learning based hybrid approach for DDoS detection. This study was performed on the popular CICIDS2017 and CIC-DDoS2019 datasets used in DDoS attack detection and an alternative hybrid dataset created by combining these datasets. This study initially employed machine learning techniques such as Decision Trees (DT), Random Forest (RF), K-Nearest Neighbors (KNN), and Support Vector Machines (SVM) on the specified datasets, thereafter conducting a comprehensive assessment of each model's efficacy. We further evaluated the datasets employing hybrid modelling techniques that integrate several machine learning methods to enhance accuracy and dependability by leveraging their respective strengths. The investigation demonstrated that hybrid models may get an accuracy of up to 99.91% on complex data sets. In our research, we combined two important datasets to construct an alternative to those utilized in existing literature. The hybrid application of machine learning methods markedly enhanced DDoS detection precision and optimized performance on complex datasets relative to hybrid versions of established approaches. Moreover, our results aim to improve the efficiency and flexibility of cybersecurity detection techniques and to create a foundation for future research. Keywords: Machine Learning, Hybrid, DDoS, CICIDS2017, CIC-DDoS201
Evaluation of muscle/fat ratio in patients with resistant systemic hypertension
Giriş: Bu çalışma vücut kompozisyonu parametrelerinin (kas/yağ oranı, bazal metabolizma hızı (BMH), vücut kitle indeksi (VKİ) gibi) kan basıncı regülasyonu üzerindeki etkilerini dirençli hipertansiyon (HT) hastalarında incelemeyi amaçlamaktadır. Dirençli HT, çoklu antihipertansif tedaviye rağmen kontrol altına alınamayan kan basıncı ile tanımlanır ve kardiyovasküler komplikasyonlar için önemli bir risk oluşturur. Yöntem: Çalışmaya, en az üç antihipertansif ilaca rağmen sistolik kan basıncı (SKB) ?140 mmHg ve/veya diyastolik kan basıncı (DKB) ?90 mmHg olan 92 dirençli HT hastası dahil edilmiştir. Hastaların antropometrik ölçümleri (VKİ, kas/yağ oranı, BMH), kan basınçları, laboratuvar parametreleri ve ekokardiyografik bulguları başlangıçta ve iki ay sonra değerlendirilmiştir. Regresyon analizleri, SKB, DKB ve ortalama kan basıncı (OKB) değişimlerinin bağımsız prediktörlerini belirlemek için kullanılmıştır. Bulgular: İki aylık takip sonunda SKB, DKB ve OKB'de anlamlı düşüş gözlenmiştir (p<0,001). Buna paralel olarak, VKİ ve yağ kütlesinde anlamlı bir azalma, BMH ve kas/yağ oranında ise artış tespit edilmiştir (p<0,05). Regresyon analizinde, SKB'deki değişimin bağımsız belirleyicileri VKİ'deki azalma, BMH'deki artış ve kas/yağ oranındaki iyileşme olarak saptanmıştır (p=0.012, p=0.005 ve p<0.001, sırasıyla). DKB'deki değişim üzerinde BMH artışı, E/E' oranındaki azalma ve kas/yağ oranındaki artış anlamlı etkiler göstermiştir (p=0.047, p=0.036 ve p<0.001, sırasıyla). OKB'deki değişim ise VKİ'deki azalma ve BMH ile kas/yağ oranındaki artış ile güçlü bir korelasyon göstermiştir (p=0.023, p=0.043 ve p<0.001, sırasıyla). Sonuç: Bu çalışma, vücut kompozisyonundaki iyileşmelerin, özellikle kas/yağ oranındaki artış ve bazal metabolizma hızındaki yükselmenin, dirençli HT hastalarında kan basıncı kontrolünde kritik bir rol oynadığını göstermektedir. VKİ ve yağ kütlesindeki azalmalar, kan basıncı regülasyonuna önemli katkılar sağlamaktadır. Kas/yağ oranını sağlıklı seviyelere çıkarmayı hedefleyen yaşam tarzı değişikliklerinin, dirençli HT yönetiminde ve genel kardiyovasküler sağlığın iyileştirilmesinde etkili bir strateji olabileceği sonucuna varılmıştır. Bu bulguların daha büyük popülasyonlarda ve uzun dönemli çalışmalarla doğrulanması gerekmektedir. Anahtar kelimeler: Dirençli Hipertansiyon, Vücut Kompozisyonu, Kas/Yağ Oranı, Bazal Metabolizma Hızı, Kan Basıncı Regülasyonu, Yaşam Tarzı DeğişiklikleriIntroduction: This study aims to investigate the effects of body composition parameters (such as muscle/fat ratio, basal metabolic rate (BMR), body mass index (BMI)) on blood pressure regulation in patients with resistant hypertension (HT). Resistant HT is defined by uncontrolled blood pressure despite multiple antihypertensive treatments and poses a significant risk for cardiovascular complications. Methods: Ninety-two patients with persistent hypertension who had systolic blood pressure (SBP) ?140 mmHg and/or diastolic blood pressure (DBP) ?90 mmHg despite at least three antihypertensive drugs were included in the study. Anthropometric measurements (BMI, muscle/fat ratio, BMR), blood pressure, laboratory parameters and echocardiographic findings of the patients were evaluated at baseline and after two months. Regression analyses were used to determine independent predictors of changes in SBP, DBP and mean blood pressure (MBP). Results: At the end of the 2-month follow-up, significant decreases were observed in SBP, DBP and MBP (p<0.001). In parallel, a significant decrease in BMI and fat mass, and an increase in BMR and muscle/fat ratio were found (p<0.05). In the regression analysis, the independent determinants of change in SBP were determined as decrease in BMI, increase in BMR and improvement in muscle/fat ratio (p=0.012, p=0.005 and p<0.001, respectively). Increase in BMR, decrease in E/E' ratio and increase in muscle/fat ratio had significant effects on change in DBP (p=0.047, p=0.036 and p<0.001, respectively). Change in MBP showed a strong correlation with decrease in BMI and increase in BMR and muscle/fat ratio (p=0.023, p=0.043 and p<0.001, respectively). Conclusion: This study demonstrates that improvements in body composition, particularly muscle/fat ratio and basal metabolic rate, play a critical role in blood pressure control in patients with resistant hypertension. Decreases in BMI and fat mass contribute significantly to blood pressure regulation. It is concluded that lifestyle changes aimed at increasing muscle/fat ratio to healthy levels may be an effective strategy in the management of resistant hypertension and in improving overall cardiovascular health. These findings need to be confirmed in larger populations and long-term studies. Key words: Resistant Hypertension, Body Composition, Muscle/Fat Ratio, Basal Metabolic Rate, Blood Pressure Regulation, Lifestyle Change
The effect of childhood traumas on the quality of sexual life and attitudes toward domestic violence in married women
Amaç: Evli kadınlarda çocukluk çağı yaşantıları sonucu meydana gelmiş olan travmalarını, kişilerin cinsel yaşam kalitesini ve evlilik içi şiddette bakış açılarını saptamak ve beraberinde çocukluk çağı travmaları ile cinsel yaşam kalitesi ve evlilik içi şiddete bakış açısı arasında ilişki olup olmadığını göstermektir. Materyal ve metot: Tanımlayıcı kesitsel tipteki bu çalışmanın verileri araştırmacı tarafından hazırlanan sosyodemografik form ile Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği, Cinsel Yaşam Kalitesi Ölçeği ve İSKEBE Kadına Yönelik Şiddet Tutum Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Tanımlayıcı istatistikler sayı ve yüzde, ortanca (minimum-maksimum) ile birlikte verilmiştir. Değişkenler arasındaki ilişki Mann-Whitney U testi, Kruskal Wallis testi ve Spearman korelasyon testi ile analiz edilmiştir. Bulgular: Katılımcıların ölçek toplam puan ortancaları çocukluk çağı travmaları ölçeğinde 44.0 (27.0-91.0), İSKEBE Kadına Yönelik Şiddet Tutum Ölçeğinde 134.0 (34.0-150.0), Cinsel Yaşam Kalitesi ölçeğinde 82.2 (3.3-100.0) bulunmuştur. Çocukluk çağı travmaları katılımcıların %89.0'unda görülmüştür. Çocukluk çağı ruhsal travmalar ölçeği ve fiziksel ihmal hariç tüm alt boyut ölçekleri ile cinsel yaşam kalitesi ölçeği arasında ters yönlü korelasyon saptanmıştır (p0.05). Sonuç: Evli kadınlarda çocukluk çağı travmalarına sık rastlanmaktadır. Çocukluk çağı travmaları evli kadınların cinsel yaşam kalitesini olumsuz olarak etkilemektedir. Üreme sağlığı verilirken cinsel yaşam kalitesi değerlendirmesinde travmatik yaşantılar unutulmamalı gerekli psikolojik destek sağlanmalıdır.Aim: To determine the childhood traumatic experiences of married women, assess their sexual quality of life and their perspectives on intimate partner violence, and examine whether there is a relationship between childhood traumas, sexual quality of life, and attitudes toward intimate partner violence. Material and method: This descriptive cross-sectional study collected data using a sociodemographic questionnaire developed by the researcher, Childhood Trauma Questionnaire, Sexual Quality of Life Questionnaire and ISKEBE Attitudes Toward Violence Against Women Scale. Descriptive statistics are presented as frequency, percentage, and median (minimum-maximum). Relationships between variables were analyzed using the Mann-Whitney U test, Kruskal-Wallis test, and Spearman correlation test. Results: The median total scores of the participants were 44.0 (27.0–91.0) for Childhood Trauma Questionnaire, 134.0 (34.0–150.0) for ISKEBE Scale, and 82.2 (3.3–100.0) for Sexual Quality of Life Questionnaire. Childhood trauma was reported by 89.0% of participants. A negative correlation was found between all subscales of Childhood Trauma Questionnaire—except physical neglect—and Sexual Quality of Life Questionnaire (p0.05). Conclusion: Childhood traumas are commonly observed among married women. These traumas negatively impact the sexual quality of life. When providing reproductive health services, it is important not to overlook past traumatic experiences in the evaluation of sexual quality of life, and necessary psychological support should be provided
Relationships between need-supportive teaching style, psychological need satisfaction, motivation and happiness level in secondary school physical education and sports course
Amaç: Bu araştırmada, ortaokul öğrencilerinin beden eğitimi ve spor dersi öğretmenlerinden algıladıkları ihtiyaç desteği ile temel psikolojik ihtiyaç doyumu, motivasyon ve mutluluk düzeyleri arasındaki ilişkilerin yapısal eşitlik modeli ile incelenmesi amaçlanmıştır. Materyal ve Metot: Araştırma, nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modelinde tasarlanmıştır. Araştırmanın örneklemi, 1266 resmi ortaokul öğrencisinden oluşmaktadır. Çalışmada, veri toplama aracı olarak, "Beden Eğitiminde İhtiyaç Destekleyici Öğretim Stili Ölçeği", "Beden Eğitiminde Temel Psikolojik İhtiyaçlar Ölçeği", "Beden Eğitimi Motivasyon Ölçeği", "Beden Eğitimi Dersi Mutluluk Düzeyi Ölçeği" ve "Kişisel Bilgi Formu" kullanılmıştır. Elde edilen veriler, SPSS 25 ve SPSS Amos 22 programları kullanılarak analiz edilmiştir. Verilerin normal dağılıp dağılmadığını belirlemek için basıklık ve çarpıklık değerleri dikkate alınırken, verilerin betimsel istatistiklerini göstermek için yüzde ve frekans analizi kullanılmıştır. Araştırmada, örtük ve gözlenen değişkenler arasındaki yapısal ilişkilerin belirlenebilmesi için yapısal eşitlik modeli kullanılmıştır. Bulgular: İhtiyaç desteğinden ihtiyaç tatminine (?=0.66), içsel motivasyona (?=0.13), dışsal motivasyona (?=0.16) ve mutluluğa (?=0.20) giden yol katsayısının pozitif yönde anlamlı olduğu belirlenirken, motivasyonsuzluğa (?=-0.23) giden yol katsayısının ise negatif yönde ve istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir (p<.001). İhtiyaç tatmininden içsel motivasyona (?=0.61), dışsal motivasyona (?=0.54) ve mutluluğa (?=0.58) giden yol katsayısının pozitif yönde anlamlı olduğu tespit edilmiştir. Buna karşın motivasyonsuzluğa (?=-0.44) giden yol katsayısı negatif yönde ve istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<.001). Sonuç: Ortaokul BES dersinde öğrencilerin öğretmenlerinden algıladıkları ihtiyaç destekleyici öğretim stili davranışlarının, onların temel psikolojik ihtiyaç doyumları, içsel motivasyonları, dışsal motivasyonları ve mutluluk düzeylerini pozitif yönde, motivasyonsuzluklarını ise negatif yönde anlamlı bir şekilde yordadığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Beden Eğitimi, İhtiyaç Desteği, Motivasyon, Mutluluk, Öğretim Stili, Öz Belirleme Kuramı, Temel Psikolojik İhtiyaçlar, Yapısal Eşitlik ModeliAim: In this research, it was aimed to examine the relationships between secondary school students' perceived need support from their physical education and sport course teachers and their basic psychological need satisfaction, motivation and happiness levels using structural equation modeling. Material and Method: The study was designed with the correlational survey model, one of the quantitative research methods. The sample of the research consists of 1266 public secondary school students. In the study, "Need Supportive Teaching Style Scale for Physical Education", "The Basic Psychological Needs Scale in Physical Education", "Physical Education Motivation Scale", "Physical Education Lesson Happiness Level Scale" and "Personal Information Form" were used as data collection tools. The data obtained was analyzed using SPSS 25 and SPSS Amos 22 programs. While kurtosis and skewness values were taken into account to determine whether the data were normally distributed, percentage and frequency analyses were used to show descriptive statistics of the data. In the research, structural equation modeling was used to determine the structural relationships between latent and observed variables. Results: While the path coefficient from need support to need satisfaction (?=0.66), intrinsic motivation (?=0.13), extrinsic motivation (?=0.16) and happiness (?=0.20) was determined to be positively significant, the path coefficient to amotivation (?=-0.23) was found to be negatively and statistically significant (p<.001). The coefficient of the path from need satisfaction to intrinsic motivation (?=0.61), extrinsic motivation (?=0.54) and happiness (?=0.58) was found to be positively significant. In contrast, the coefficient of the path to amotivation (?=-0.44) was found to be negative and statistically significant (p<.001). Conclusion: It was concluded that the need-supporting teaching style behaviors that students perceived from their teachers in the secondary school PES course positively predicted their basic psychological need satisfaction, intrinsic motivation, extrinsic motivation and happiness levels, and negatively predicted their amotivation. Keywords: Basic Psychological Needs, Happiness, Motivation, Need Support, Physical Education, Self-Determination Theory, Structural Equation Model, Teaching Styl
An evaluation of the relationship between faith and reason in Gazzâlî an evaluation
İnsan, sahibi olduğu akıl sayesinde yaratılış ve varlığın amacını anlamaya çalışır. Yine o, akıl sayesinde, varlıkların var olma sebeplerini ve var olma gerekçelerini bilmeye çalışır. İnsan, aklı sayesinde yaratılış amacını, varlıkların nedenini ve varlık derecelerini kavramaya çalışır. İşte bu doğrultuda Gazzâlî, aklın, insani açıdan önemine vurgu yapan İslam düşünürlerinden biridir. Bu açıdan Gazzâlî aklı, bilginin ilk kaynağı ve bilginin gerçekleşip idrak edildiği ilk kabul yeri olarak görür. Bilgi hususunda insanın akılla ulaştığı sonuçları da doğru kabul eder. Gazzâlî aklı yalnızca epistemolojik değil aynı zamanda pratik bir perspektiften de ele almaya çalışır. Pratik açıdan Gazzâlî aklın, insanın mutlu olmasına vesile olabilecek araçlar verdiğine inanır. Bütün bu görüşlerin sahibi olarak Gazzâlî akılla birlikte imana da aynı derecede önem vermektedir. Klasik bir tanımla Gazzâlî'ye göre iman, peygamber Hz. Muhammed'in bize bildirdiği inanç esaslarının tamamını, içinde en ufak bir şüphe barındırmaksızın dil ile ikrar edip kalp ile de tasdik etmek şeklinde tanımlanır. Gazzâlî tarafından tarif edilen imanın, mutlak bir şekilde itaat görünümü ön planda olmuştur. Dolayısıyla Gazzâlî düşüncesinde akıl ile iman arasındaki ilişki türünün kendi özgünlüğü içinde akademik açıdan ele alınıp değerlendirilmesi, son derece önem arz etmektedir. Geneli itibariyle iman kavramı akıl merkeze alınarak ele alınıp incelendiğinde karşımıza yaygın olarak iki farklı eğilimin çıktığını görmekteyiz. Bunlardan ilki fideizm eğilimidir. Fideistler inanç ya da iman dediğimiz olgunun akılla değil duygular temele alınarak gerçekleştiğini savunmaktadır. Onlara göre iman, aklın değil de kalbin ya da duyguların onaylamasıyla gerçekleşen bir olaydır. Bu husustaki diğer eğilim rasyonalizmdir. Rasyonalist düşünürler ise, Tanrı'nın duygusal olarak hissedilebileceğini ancak akılla kavranamayacağını savunurlar. Dini alan, iman, onlara göre akılla kavranamayan tamamen duygusal alana ait bir olgudur. İman akıl arasında gerçekleşen eğilimler açısından acaba Gazzâlî düşüncesinin pozisyonunu nasıl belirleyebiliriz? Gazzâlî düşüncesi akıl ve inanç bağlamında nasıl değerlendirilebilir? Bu çalışmada Gazzâlî düşüncesinde iman ve akıl ilişkisi ele alınmaya çalışılacaktır. Çalışmanın amacı Gazzâlî düşüncesinde iman akıl ilişkisini ve bu ilişkide meydana gelen problemleri ele almaya çalışmaktır. Anahtar Kelimeler: Gazzâlî, Akıl, İman, Fideizm, Rasyonalizm.Thanks to the intellect that man has, he tries to understand the purpose of creation and existence. Again, thanks to the intellect, he tries to know the reasons for the existence of beings and the justifications for their existence. And again, thanks to the intellect, man tries to comprehend the degrees of existence of beings and try to become a mature person by getting rid of ignorance. In accordance with what we have said, Ghazali is among the foremost İslamic thinkers who emphasize the importance of intellect from a human perspective. From this perspective, Ghazali sees intellect as the first source of knowledge and the first place of acceptance where knowledge is realized and comprehended. He also accepts the conclusions that man reaches with his intellect regarding knowledge as true. Ghazali tries to consider intellect not only from an epistemic perspective but also from a practical perspective. From a practical perspective, Ghazali believes that intellect also provides the tools that can be a means for man to be happy. As the owner of all these views, Ghazali attaches special importance to faith as much as he attaches to reason. According to Ghazali, faith is the initiation of the Prophet Hz. It is defined as confessing with the tongue and confirming with the heart all the principles of faith that Muhammad has conveyed to us, without the slightest doubt. Although the absolute obedience aspect of faith described in this way by Ghazali is at the forefront, Ghazali has tended to establish some extremely original and unique relationships between faith and reason. Therefore, it is extremely important to academically examine and evaluate the type of relationship between reason and faith in Ghazali's thought within its own originality. When the concept of faith is generally considered and examined by focusing on reason, we see that two different trends emerge. The first of these is the fideism trend. Fideists argue that the phenomenon we call faith or belief is realized not by reason but by emotions. According to them, faith is an event that occurs with the approval of the heart or emotions, not by reason. The other trend in this regard is rationalism. Roughly speaking, rationalists argue that God can be felt but cannot be grasped by reason. The religious field, faith, is a phenomenon that cannot be grasped by reason and belongs entirely to the emotional field. How can we determine the position of Ghazali's thought in terms of tendencies that occur between faith and reason? How can Ghazali's thought be evaluated in the context of reason and faith? This study will attempt to address the relationship between faith and reason in Ghazali's thought. The purpose of this study is to attempt to address the relationship between faith and reason in Ghazali's thought and the problems that arise in this relationship. Keywords: Ghazali, Reason, Faith, Fideism, Rationalis
The relationship between grief and psychological resilience and perceived social support in women who have experienced perinatal loss
Amaç: Araştırma, perinatal kayıp yaşamış kadınlarda sosyal destek, psikolojik sağlamlık ve perinatal yas düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemek; sosyal desteğin, psikolojik sağlamlık aracılığıyla perinatal yas üzerindeki dolaylı etkisini değerlendirmek amacıyla yapıldı. Materyal ve Metot: Tanımlayıcı ve tasarımda yürütülen bu araştırma, Aralık 2023-Mayıs 2025 tarihleri arasında Malatya kadın doğum ve çocuk hastanesi hastalıkları ve doğum polikliniklerine başvuran ve perinatal kayıp öyküsü olan 325 kadın ile gerçekleştirilmiştir. Veri toplama aracı olarak Demografik Bilgi Formu, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği, Psikolojik Sağlamlık Ölçeği ve Perinatal Yas Ölçeği kullanılmıştır. Bulgular: Araştırma sonucunda, sosyal destek ile perinatal yas düzeyleri arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0.001). Psikolojik sağlamlık düzeyinin de perinatal yasla negatif yönde ilişkili olduğu saptanmıştır (p<0.001). Sosyal desteğin perinatal yas üzerindeki etkisinde psikolojik sağlamlığın anlamlı bir aracılık rolü üstlendiği görülmüştür. Model, sosyal destek ve psikolojik sağlamlık değişkenlerinin birlikte perinatal yas düzeylerini anlamlı düzeyde yordadığını göstermiştir. Sonuç: Sosyal destek ve psikolojik sağlamlık, perinatal kayıp yaşamış kadınların yas sürecinde önemli koruyucu faktörlerdir. Sosyal desteğin artırılması ve psikolojik sağlamlığın geliştirilmesine yönelik psikoeğitsel ve psikososyal müdahale programlarının entegrasyonu, bu kadınların psikolojik iyilik hallerini destekleyebilir. Elde edilen bulgular, sağlık profesyonelleri için rehber niteliğinde olup, bireyselleştirilmiş bakım yaklaşımlarına katkı sunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Perinatal Kayıp, Yas, Psikolojik Sağlamlık, Sosyal Destek, EbeAim: The study was conducted to examine the relationship between social support, psychological resilience and perinatal grief levels in women who experienced perinatal loss; and to evaluate the indirect effect of social support on perinatal grief through psychological resilience. Material and Method: This descriptive and design study was conducted with 325 women with a history of perinatal loss who applied to the Malatya Maternity and Children's Hospital Diseases and Obstetrics Outpatient Clinics between December 2023 and May 2025. Demographic Information Form, Multidimensional Perceived Social Support Scale, Psychological Resilience Scale and Perinatal Grief Scale were used as data collection tools. Results: As a result of the research, a negative significant relationship was found between social support and perinatal grief levels (p<0.001). It was also found that the level of psychological resilience was negatively related to perinatal grief (p<0.001). It was observed that psychological resilience played a significant mediating role in the effect of social support on perinatal grief. The model showed that social support and psychological resilience variables together significantly predicted perinatal grief levels. Conclusion: Social support and psychological resilience are important protective factors in the grieving process of women who have experienced perinatal loss. The integration of psychoeducational and psychosocial intervention programs aimed at increasing social support and improving psychological resilience can support the psychological well-being of these women. The findings provide guidance for health professionals and contribute to individualized care approaches. Key Words: Perinatal Loss, Mourning, Psychological Resilience, Social Support, Midwifer
Effects of concentrated growth factor and collagen fleece on wound healing, palatal tissue thickness, and postoperative comfort at palatal donor site
07.05.2026 tarihine kadar kullanımı yazar tarafından kısıtlanmıştır.Amaç: Bu çalışmanın amacı, KBF ve KF'nin palatal bölgedeki yara iyileşmesi, palatal doku kalınlığı ve postoperatif hasta konforu üzerine etkilerinin değerlendirilmesidir. Materyal ve Metot: Standart boyutlarda otojen yumuşak doku grefti alımı planlanan 38 hasta KBF (n=12), KF (n=13) ve kontrol (n=13) olmak üzere üç gruba ayrılmıştır. Palatal doku kalınlığı başlangıç, 1. ve 3. aylarda ölçülmüş; yara iyileşmesi H?O? testi, MMS ve LTH indeksiyle, ağrı ve postoperatif konfor ise analjezik kullanımı, VAS ve OHIP-14 ile 7., 14. gün ve 1. aydaki kontrollerde değerlendirilmiştir. Bulgular: KBF ve KF gruplarında, başlangıca kıyasla palatal doku kalınlığında anlamlı artış gözlenmiştir. 3. ay sonunda en yüksek artış KBF grubunda saptanmış ve bu değer kontrol grubuna kıyasla istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0.011). 0–7. günlerde KBF ve KF gruplarında VAS skorları daha düşük, ayrıca 4–7 günlerde KBF grubunda analjezik ihtiyacı kontrol grubuna göre az bulunmuştur (p0.05). MSS değerlendirmelerinde KBF grubunda renk, KBF ve KF gruplarında kontür daha hızlı normalleşmiştir (p0.05). MMS evaluations revealed earlier color normalization in CGF, while contour normalized faster in both CGF and CF (p<0.05). According to the LTH index, healing began earliest in CGF, with both test groups completing healing earlier than control (p<0.05). OHIP-14 scores improved significantly in all groups by day 14, with functional limitation resolving only in CF (p=0.016). Conclusion: CGF and CF positively influenced the healing process by accelerating wound healing and reducing postoperative morbidity. Keywords: Concentrated Growth Factor, Collagen Fleece, wound healin