İnönü Üniversitesi Kurumsal Akademik Arşivi
Not a member yet
    26000 research outputs found

    Conveying the moral values in the story of Prophet Luqman through storytelling

    No full text
    Bu çalışmada Hz. Lokman kıssasının anlatımında hikâye metodunun önemine vurgu yapılmaktadır. Hz. Lokman'ın oğluna yönelik öğütlerinin içeriğinde birden fazla soyut kavram yer alır. Aynı zamanda ahlaki değerlere güçlü bir vurgu yapılır. Bu durum Hz. Lokman kıssasının her yaş grubuna hitap eden evrensel bir eğitim değeri taşımasını sağlar. Bu değerin hikâye metodu ile gelişim özellikleri göz önüne alarak anlatımı, kalıcılığını kolaylaştırır. Bu amaçla Hz. Lokman'ın oğluna vermiş olduğu öğütlerde geçen kavramlar ve MEB kök değerler ile örtüşen kavramlar hikâyeleştirilmiştir. Hikâye metodu kullanılarak anlatımının kalıcı olması beklenmektedir. Her öğüdü içeren 6 hikâye ve hikâyelerle ilgili örnek ders planları oluşturulmuştur. Bu hikâyelerde vurgulanan kök değerler belirtilerek İlköğretim Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi için materyal olması düşünülmektedir. Çalışma nitel araştırma yöntemlerinden doküman inceleme tekniği ile ele alınmıştır. Bu anlamda öncelikle ilgili alanyazın taranarak gerekli dokümanlara ulaşılmıştır. Çalışma giriş ve dört bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde araştırmanın problem durumu, amacı, yöntemi ve sınırlılıkları ele alınmaktadır. Birinci bölümde hikâyenin öyküsünden bahsedilmekte ve İslami düşünürlerine değinilmektedir. İkinci bölüm kavramsal çerçeveyi ele almakta, üçüncü bölüm ise Lokman sûresinin 12-19. Ayetlerine değinmektedir. Son bölümde ise öğütlerde geçen kavramlarla alakalı hikâyeler ve örnek günlük ders planları yer almaktadır. Anahtar Kelimeler: Din eğitimi, değerler eğitimi, eğitimde hikâye, kıssa, Lokmân sûresi.This study emphasizes the importance of the storytelling method in conveying the story of Hz. Luqman. The advice that Hz. Luqman gives to his son includes multiple abstract concepts and places a strong emphasis on moral values. This makes the story of Hz. Luqman a universal educational value that appeals to all ages groups. Presenting this value through storytelling while taking developmental characteristics into account is expected to enhace retention. For this purpose, the concepts present in the advice of Hz. Luqman to his son, as well as those overlapping with the core values outlined by the Turkish Ministry of National Education (MEB), have been turned into a stories. It is expected that use of the storytelling method will ensure lasting understanding. A total of six stories have been developed, each reprecenting one piece of advice, along with sample lesson plans related to the stories. These stories highlight specific core values anda re intended to serve as educational materials fort he Primary School Religious Culture and Moral Knowledge course. The study was conducted using the document analysis technique, one of the qualitative research methods. In this context, a literature review was carried out first to access the necessary documents. The study consists of an introduction and four main chapters. The introduction discusses the research problem, purpose, method, and limitations. The first chapter addresses the origin of storytelling and touches upon Islamic thinkers. The second chapter presents the conceptual framework, while the third chapter focuses on verses 12–19 of Surah Luqman. The final chapter includes the stories based on the advice given in the verses, along with sample daily lesson plans. Keywords: Religious education, values education, storytelling in education, parable, Surah Luqman

    Death and resurrection scenes in the Holy Quran

    No full text
    Kur'ân-ı Kerîm ve hadis-i şeriflerde sıkça bahsedilen ölüm ve diriltme sahneleri, insanlar tarafından en çok merak edilen konular arasındadır. Kur'ân'ın indiği dönemde müşrikler, öldükten sonraki hayatın varlığına inanmazdı. Onlar genellikle ölümle birlikte hayatın sona ereceğini ve bedenlerinin tamamen yok olacağını savunurdu. Ancak Kur'ân-ı Kerîm, toplumda yerleşmiş olan yanlış inanışları bazen düzelterek doğruya yönlendiriyor bazen de köklü bir şekilde ortadan kaldırıyordu. Bundan dolayı Kur'an'da öldükten sonra insanların yeniden diriltileceğine çeşitli âyetlerde vurgu yapılmıştır. Bu dirilişin gerçekliğinin hissedilebilmesi için Kur'ân'da hem Arapların bildiği yaşanmış olaylardan hem de tabiattan örnekler verilmiştir. Bu çalışmanın amacı, dünyada mûcizevî bir şekilde gerçekleşmiş olan ölüm ve dirilme olaylarının, âhirette yaşanacak olan yeniden dirilmeye birer delil ve şahit olduğunu ortaya koymaktır.Death and resurrection scenes, frequently mentioned in the Quran and hadiths, are among the most curious topics among people. During the time of the Quran's revelation, polytheists did not believe in the existence of life after death. They generally held that life would end with death and their bodies would be completely destroyed. However, the Quran sometimes corrected and guided the erroneous beliefs ingrained in society, and sometimes radically eliminated them. Therefore, the Quran emphasizes in various verses the resurrection of people after death. To further understand the reality of this resurrection, the Quran provides examples from both lived events known to the Arabs and from nature. The purpose of this study is to demonstrate that the miraculous events of death and resurrection in this world serve as evidence and witness to the resurrection that will take place in the afterlife

    State of health analysis and modelling of lithium - based batteries with different chemistry used in electric vehicles

    No full text
    Yapılmış olan Yüksek Lisans tez çalışmasında, elektrikli araçlarda kullanılan ve farklı kimyalara sahip lityum tabanlı pillerin sağlık durum analizi (SoH) ve modellenmesi yapılmıştır. Literatür çalışmaları sonucunda elektrikli araç teknolojilerinde yaygın olarak kullanılan pil kimyalarının şarj edilebilir pil kategorsinde olan lityum titanat oksit (LTO), lityum manganez oksit (LMO) ve lityum demir fosfat (LFP) olduğu gözlemlenmiştir. Bu doğrultuda tezin hazırlanmasında bu pil kimyalarına öncelik verilerek çalışma gerçekleştirilmiştir. Çalışma deneysel veri temini ve akabinde veri temelli yöntemlerin kullanılması ile gerçekleştirilmiştir. Belirlenen pil kimyalarının teknik özellikleri kapsamındaki maksimum şarj, minimum deşarj gerilim değerleri, çalışma akım aralığı, döngü ömrü ve sıcaklık gibi parametreler göz önünde bulundurularak döngüsel yaşlandırma işlemine tabi tutulmuştur. Elde edilen işlenmemiş veriler Python'da tez kapsamında hazırlanan bir yazılım ile ön işleme gerçekleştirilmiştir. Ön işleme sonrası elde edilen veriler Matlab programında Diferansiyel Voltaj Analizi (DVA) uygulanarak pillerin elektrokimyasal karakterstikleri hakkında çıkarımlar yapılmıştır ve yaşlanma karakteristikleri analiz edilmiştir. Akabinde, tüm piller için DVA sonucu elde edilen veriler Matlabde Regression Learner toolu kullanılarak regresyon analizine tabi tutulmuştur. Yapılan analiz sonrası oluşturulan modeller ile SoH tahmini yüksek doğrulukla gerçekleştirilmiştir. Çalışılan pil kimyalarının yaşlanma karakteristikleri ve sağlık durumlarının analizi sonucu elde edilen tüm bulgular kıyaslamalı olarak sunulmuştur. Çalışma daha önce beraber çalışılmamış üç farklı pil kimyasını ele almaktadır ve regresyon temelli makine öğrenimi yöntemleri ile pilin SoH analizi gerçekleştirmektedir. Bununla beraber, halihazırda yapılan SoH uygulamalarını farklı koşullara ve farklı kimyalara uygulayarak literatüre katkı sağlamayı amaçlamaktadır ve bu yönüyle yenilikçi, özgün bir çalışma olarak literatüre katkı sağlamaktadır. Hazırlanan Yüksek lisans tezi Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinasyon Birimi (BAP) Yüksek Lisans Tez projesi kapsamında FYL-2955 kodlu proje ile de desteklenmiştir.In this master's thesis, the state-of-health (SoH) assessment and modeling of lithium-based batteries with different chemistries used in electric vehicles have been conducted. As a result of the literature review, it has been observed that lithium titanate oxide (LTO), lithium manganese oxide (LMO), and lithium iron phosphate (LFP) are commonly used battery chemistries in rechargeable battery categories within electric vehicle technologies. Accordingly, the study was carried out with a primary focus on these chemistries. The research was conducted by acquiring experimental data followed by the application of data- driven methods. The selected battery chemistries were subjected to cyclic aging processes based on their technical specifications, including parameters such as maximum charge and minimum discharge voltage limits, operational current ranges, cycle life, and temperature. The raw data obtained from the tests were preprocessed using custom software developed in Python within the scope of the thesis. Following the preprocessing stage, the data were analyzed in MATLAB using Differential Voltage Analysis (DVA) to extract insights into the electrochemical characteristics and aging behaviors of the batteries. Subsequently, the DVA results for all battery types were subjected to regression analysis using the Regression Learner tool in MATLAB. With the developed models, SoH estimation was successfully achieved with high accuracy. The findings regarding the aging characteristics and health conditions of the studied battery chemistries were presented in a comparative manner. This study addresses three different battery chemistries that have not been jointly investigated in prior research and performs SoH estimation using regression-based machine learning methods. Moreover, by applying existing SoH estimation techniques to different conditions and chemistries, the study aims to contribute to the literature in a novel and original way. This master's thesis was supported by the Scientific Research Projects Coordination Unit (BAP) under the project code FYL-2955, as part of a Master's Thesis Project

    The impact of rehabilitation education on postural alignment

    No full text
    İnmeli Hastalara Verilen Rehabilitasyon Eğitiminin Postür Üzerine Etkisi Amaç: Bu çalışmanın amacı, inme geçirmiş bireylere hemşire tarafından verilen rehabilitasyon eğitiminin postüral durum üzerindeki etkisini belirlemektir. Materyal ve metot: Araştırma, randomize kontrollü, ön test-son test deneysel tasarımlı çalışma şeklinde 20.01.2024-20.04.2024 arasında deney (n=50) ve kontrol (n=50) grubu olmak üzere 100 hasta ile tamamlandı. Araştırmanın evrenini Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde Nöroloji servisinde yatan inme tanısı alan bireyler oluşturdu. Deney grubunda yer alan hastalara (n=50) eğitim verilip postüral değerlendirilmesi yapıldı. Eğitim yapılan hastalara eğitim öncesi, eğitimden 2 hafta sonra ve eğitimden 1 ay sonra olmak üzere 3 ölçüm yapıldı. Veriler; Kişisel Bilgi Formu, Postural Değerlendirme Ölçeği (PASS) kullanılarak toplandı. Araştırmadan elde edilen verilerin analizi SPSS 29.0 programı ile değerlendirildi. Bulgular: Eğitim öncesinde kontrol ve deney gruplarının PASS puanları arasında anlamlı fark bulunmamaktadır (p=0.255). İkinci haftada sadece deney grubunda anlamlı artış görüldü (Ort=20.90). Bir ay sonunda deney grubunun PASS puanı belirgin şekilde yükselirken (Ort=24.72), kontrol grubunda değişiklik olmadığı saptandı (p<0.001). ANOVA sonuçları, deney grubunda zaman içinde PASS puanlarının anlamlı arttığını gösterirken (F=92.023, p<0.001, ?²=0.653) kontrol gurubunun puanı ise büyük ölçüde sabit kalmıştır. Bu bulgular, rehabilitasyon eğitiminin postüral durumu anlamlı ve güçlü şekilde iyileştirdiğini ortaya koymaktadır. Sonuç: Sonuç olarak, bu çalışma inme geçirmiş bireylerde uygulanan kapsamlı rehabilitasyon eğitiminin postüral durumu iyileştirdiğini ve genel fonksiyonel bağımsızlığı artırdığını ortaya koymuştur. Araştırma sonucu bu çalışmaların yaygınlaştırılması gerektiğini desteklemektedir. Rehabilitasyonun yalnızca tedavi edici değil, aynı zamanda koruyucu ve yaşam kalitesini artırıcı bir yaklaşım olduğu gerçeğinden hareketle, hem klinik uygulamalarda hem de sağlık politikalarında hemşirelerin aktif katılımıyla bu tür programlara daha fazla yer verilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: İnme, Postür, RehabilitasyonThe Impact of Rehabilitation Education on Postural Alignment Purpose: The aim of this study is to determine the effect of rehabilitation education provided by a nurse on the postural status of individuals who have had a stroke Materials and methods: The study was conducted as a randomized controlled, pretest-posttest experimental design between January 20, 2024, and April 20, 2024, with a total of 100 patients divided into an experimental group (n=50) and a control group (n=50). The study population consisted of individuals diagnosed with stroke who were hospitalized in the Neurology ward of Malatya Training and Research Hospital. Patients in the experimental group (n=50) received education and underwent postural assessment. Measurements were taken three times for the educated patients: before the education, two weeks after, and one month after the education. Data were collected using a Personal Information Form and the Postural Assessment Scale for Stroke Patients (PASS). The data obtained from the study were analyzed using SPSS version 29.0. Results: Before the training, there was no significant difference in PASS scores between the control and intervention groups (p=0.255). In the second week, a significant increase was observed only in the intervention group (Mean=20.90). By the end of the first month, the PASS score of the intervention group had increased markedly (Mean=24.72), while no change was observed in the control group (p<0.001). ANOVA results showed that PASS scores in the intervention group increased significantly over time (F=92.023, p<0.001, ?²=0.653), whereas the scores in the control group remained largely unchanged. These findings indicate that rehabilitation education significantly and strongly improves postural status. Conclusion: This study demonstrated that comprehensive rehabilitation education applied to individuals who have experienced a stroke improves postural status and enhances overall functional independence. The findings support the need for wider implementation of such interventions. Considering that rehabilitation is not only a therapeutic but also a preventive approach that improves quality of life, it is recommended that these programs receive greater emphasis both in clinical practice and health policies, with active participation of nurses. Keywords: Posture, Rehabilitation, Strok

    Legal aid in accessing justice in Turkey and problems in accessing legal aid

    No full text
    21.04.2026 tarihine kadar kullanımı yazar tarafından kısıtlanmıştır.Türkiye'de adli yardım mekanizmasının etkinliğinin geliştirilmesi aşamalarında yoksulların, kadınların, çocukların, engellilerin ve dezavantajlı grupların adalete erişmelerindeki sorunlar devam etmektedir. Sosyal ve Hukuk devleti ilkesi ve Anayasal çerçevede kanun önünde eşitlik, hak arama hürriyeti kapsamında toplumun her bireyinin eşitlenebilmesi şarttır. Adalete erişim, hukukun temel ilke ve değerleriyle uyumlu olarak her bireyin adil ve eşit bir şekilde yargılanma hakkını kullanabilmesini ifade eder. Bu kapsamda, adli yardım önemli bir mekanizma olarak karşımıza çıkar. Adli yardım, hukuki süreçlerde maddi veya hukuki yardıma ihtiyaç duyan dezavantajlı gruplara destek sağlayarak, onların adalete erişimini güvence altına almayı hedefler. Hak arama hürriyeti, her bireyin yasalar önünde eşit bir şekilde hakların arama özgürlüğüne sahip olması demektir. Bu temel hak, adil yargılanma, hukuki korunma ve haksız muamelelere karşı etkin bir şekilde mücadele etme hakkını içerir. Hak arama hürriyeti, demokratik bir toplumun temel direği olarak kabul edilir ve adalete erişimle yakından ilişkilidir. Çalışmada Adalete erişim unsurlarının bir ayağı olan adli yardım mekanizmasının yetersizliği ve sınırlı alanlarda işlevli olduğu ele alınmıştır. Adli yardımın yetersizlikleri belirlenmiştir. Buna yönelik çözüm önerileri sunulmuştur.In Turkey, despite efforts to improve the effectiveness of the legal aid mechanism, problems persist in the access to justice for the poor, women, children, persons with disabilities, and other disadvantaged groups. Within the framework of the principles of the social and legal state and the Constitution, it is essential to ensure equality of all individuals before the law and to guarantee the freedom to seek legal remedies. Access to justice refers to every individual's ability to exercise their right to a fair and equal trial in line with the fundamental principles and values of law. In this context, legal aid emerges as a significant mechanism. Legal aid aims to ensure access to justice by supporting disadvantaged groups who require financial or legal assistance during legal proceedings. The freedom to seek legal remedies means that every individual has the right to pursue their rights equally before the law. This fundamental right includes fair trial, legal protection, and the effective ability to fight against unjust treatment. The freedom to seek legal remedies is considered a cornerstone of democratic society and is closely linked with access to justice. This study addresses the inadequacy of the legal aid mechanism, which is a critical element of access to justice, and its limited functionality in certain areas. The shortcomings of the legal aid system are identified, and relevant solutions are proposed

    Gender, rurality, and folk religiosity: A sociological analysis of the religiosity of women living in Doğanşehir

    No full text
    Bu çalışma, Doğanşehir ve çevre kırsalında yaşayan kadınların halk inancı ve pratiklerini konu edinmektedir. Çalışmanın amacı, Doğanşehir ve çevre kırsalında yaşayan kadınların yaşamın farklı katman ve boyutlarında halk inancı ve pratiklerini nasıl deneyimlediklerini ortaya koymaktır. Bu bağlamda çalışmanın temel problemi, kadınların söz konusu inanç ve pratikleri nasıl deneyimledikleri sorusu etrafında şekillenmektedir. Bu temel problem çerçevesinde kadınların, halk inanç ve pratiklerini hem gündelik yaşamda hem de geçiş dönemleri gibi sıra dışı zamanlarda nasıl içselleştirdiği ve uygulama biçimleri incelenmiştir. Bununla birlikte kırsal yaşam ile toplumsal cinsiyet rollerinin bu inanç ve pratiklerle hangi açılardan bütünleştiğini irdeleyen alt problemler doğrultusunda, kadınların halk diniyle olan ilişkileri sosyo-kültürel bağlamda incelenmiştir. Nitel yöntem kapsamında yürütülen bu araştırmada konunun amacına ve sorusuna bağlı olarak fenomenolojik yaklaşım benimsenmiştir. Çalışmada, amaçlı örnekleme doğrultusunda Doğanşehir ve çevre kırsalında yaşayan yirmi beş kadınla yarı yapılandırılmış görüşme tekniğiyle mülakatlar yapılmıştır. Görüşme sonucunda elde edilen veriler, herhangi bir bilgisayar programı kullanılmadan araştırmacı tarafından analiz edilmiştir. Analiz sonucunda oluşan sekiz tema, alt kategori ve kodlarla birlikte sunulmuştur. Araştırma bulgularına göre, modern yaşam koşullarının belirgin özelliklerine rağmen halk inanç ve uygulamaları yoğun bir biçimde varlığını sürdürmektedir. Bununla birlikte, farklı düzeylerde bir değişimin de yaşandığı görülmektedir. Bu çerçevede, katılımcı ifadeleri halk dinî inanç ve pratiklerinin yaşamın farklı alanlarında benzer dünya görüşü ve değerleri yansıtarak bir yaşam biçimi niteliği taşıdığını ortaya koymaktadır. Bireysel ve toplumsal düzeyde sürdürülen bu inanç ve uygulamalar, işlevsel özellikleriyle yaşamı kolaylaştıran anlamlar ve yol haritaları sunmakta; bireylerin toplumsal ve manevi dünyalarında bütüncül bir deneyim alanı oluşturmaktadır. Anahtar kelimeler: Halk dinî, kitabî din, halk kültürü, kadın, kırsal yaşam.This study focuses on the folk beliefs and practices of women living in Doğanşehir and its surrounding rural areas. The primary aim of the research is to reveal how these women experience folk beliefs and practices across different layers and dimensions of life. In this context, the central research question revolves around how women internalize and engage with such beliefs and practices. Within the scope of this main problem, the study examines how women incorporate folk beliefs and practices both in their everyday lives and during exceptional periods such as rites of passage. Additionally, sub-questions address how rural life and gender roles intersect with these beliefs and practices, aiming to explore women's relationship with folk religion within a sociocultural framework. This research adopts a phenomenological approach within the scope of qualitative methodology, aligned with the study's objectives and questions. Using purposive sampling, semi-structured interviews were conducted with twenty-five women living in Doğanşehir and nearby rural areas. The data collected through these interviews were analyzed manually by the researcher without the use of any software. The findings are presented under eight main themes, each accompanied by sub-categories and codes. According to the research findings, despite the prominent characteristics of modern living conditions, folk beliefs and practices continue to persist intensively. Nonetheless, it is evident that a transformation has been occurring at various levels. In this context, participant statements reveal that folk religious beliefs and practices reflect similar worldviews and values across different spheres of life, thereby functioning as a way of life. These beliefs and practices, maintained at both individual and societal levels, offer meanings and guiding frameworks that facilitate daily life through their functional qualities, and they create a holistic sphere of experience within individuals' social and spiritual worlds. Keywords: Folk religion, scriptural religion, folk culture, women, rural life

    Public relations activities in building corporate reputation in universities: A comparison of public and private universities

    No full text
    Varoluşu çok uzun zamanlara dayanan halkla ilişkiler, günümüz rekabet ortamında kurumlar açısından önemli bir yönetim fonksiyonu konumundadır. Pozitif yönlü tanıma ve tanıtma aracı olarak bilinen halkla ilişkiler, hem özel sektör hem de kamu sektörlerinin belirlediği hedeflere ulaşmaları noktasında vazgeçilmez bir etkileşim aracı haline gelmektedir. Günümüzde açılan üniversite sayılarının artması, eğitim seviyesinin yükselmesi, bilimsel başarıların önem kazanması, küreselleşme ve serbest piyasa ekonomisinin gelişmesiyle birlikte gerek devlet üniversiteleri gerekse vakıf üniversiteleri arasında büyük bir rekabet ortamı oluşmuştur. Bu rekabet ortamının oluşumu sonucunda üniversiteler için iç ve dış paydaşlarıyla iyi ilişkiler içerisinde olmak, olumlu bir kurumsal itibar oluşturmak, medyada daha fazla yer alarak kamuoyunda olumlu bir izlenim bırakmak zorunluluk haline gelmiştir. Hem kamu sektörü hem de özel sektör alanında hizmet veren üniversiteler, içerisinde bulunduğu toplumun gelişmesi için çaba gösterme ve bu gelişmelere yön verecek bireyleri yetiştirme gibi görevleri üstlenmektedirler. Bu görevleri başarıyla yerine getirebilmek ise halkla ilişkiler stratejik yönetim fonksiyonlarına uyum sağlama ve hedef kitlelere gereken özeni gösterme ile mümkün olmaktadır. Bu bakımdan hem vakıf üniversitelerinin hem de devlet üniversitelerinin başarılı olabilmeleri için alanında uzman kişilerce oluşturulmuş, sağlam alt yapıya sahip bir halkla ilişkiler birimine ihtiyaçları vardır. Yapılan bu araştırma ile kamu ve vakıf üniversitelerince büyük bir öneme sahip olan halkla ilişkiler faaliyetlerinin üniversiteler tarafından ne derece uygulandığı ve bu uygulama aşamasının kamu ve vakıf üniversitelerince bir farklılık gösterip göstermeme durumu araştırılmak istenmiştir. Araştırma sonucunda çalışmaya dahil olan vakıf üniversitesinin kamu üniversitesine göre daha fazla halkla ilişkiler faaliyeti uyguladığı ve yapılanma olarak daha kapsamlı bir kurumsal iletişim birimine sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır.Public relations, which has been in existence for a very long time, is an important management function for organizations in today's competitive environment. Public relations, known as a positive recognition and promotion tool, is becoming an indispensable interaction tool for both the private and public sectors to achieve their goals. Today, with the increase in the number of universities opened, the rise in the level of education, the importance of scientific achievements, globalization and the development of the free market economy, a great competitive environment has emerged among both public and foundation universities. As a result of this competitive environment, it has become imperative for universities to be in good relations with their internal and external stakeholders, to create a positive corporate reputation, and to leave a favorable impression on the public by being more visible in the media. Universities, which serve both in the public and private sectors, undertake tasks such as striving for the development of the society in which they are located and raising individuals who will shape these developments. Successful fulfillment of these tasks is only possible by adapting to the strategic management functions of public relations and paying due attention to target audiences. In this respect, both foundation universities and state universities need a public relations unit with a solid infrastructure, formed by experts in their field, in order to be successful. With this research, it was aimed to investigate the extent to which public relations activities, which are of great importance for public and foundation universities, are implemented by universities and whether this implementation phase shows a difference between public and foundation universities. As a result of the research, it was concluded that the foundation university included in the study implements more public relations activities than the public university and has a more comprehensive corporate communication unit as a structurin

    Cultural practices in intensive care and examination of culturally sensitive care

    No full text
    ÖZET Yoğun Bakımda Kültürel Uygulamalar ve Kültüre Duyarlı Bakımın İncelenmesi Amaç: Bu araştırma, yoğun bakım hemşirelerinin kültürel yeterlilik ve duyarlılık düzeylerini belirlemek; hasta yakınlarının kültürel bakım gereksinimlerini incelemek amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metot: Araştırma, Adıyaman Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin altı farklı yoğun bakım ünitesinde yürütülmüş olup paralel karma desende yapılmıştır. Nicel veriler, 215 hemşireye uygulanan "Kültürel Yeterlilik Ölçeği" ve "Kültürlerarası Duyarlılık Ölçeği" ile toplanmıştır. Nitel veriler ise 30 hasta yakınıyla gerçekleştirilen yarı yapılandırılmış görüşmeler yoluyla elde edilmiştir. Nicel veriler t testi, korelasyon analizi ve ANOVA testi ile, nitel veriler tematik analiz yapılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Hemşirelerin %63.5'i kadın olup ve yaş ortalamaları 31.48±7.09 yıldır. Hasta yakınlarının ise 14'ü erkek, 16'sı kadındır. Hemşireler Kültürel Yeterlilik Ölçeğinden 70.22±17.70, Kültürlerarası Duyarlılık Ölçeğinden 81.76±14.90 puan almıştır. İki ölçek arasında pozitif yönde düşük düzeyde istatistiksel olarak önemli bir ilişki vardır (p<0.05). Yoğun bakım sürecinde hasta yakınlarının kültürel ihtiyaçları ve kültürel bakım anlayışları çerçevesinde 6 ana tema saptanmıştır. Bu temalar "kültüre uygun iletişim, gerçekleri bilmek ve karar verebilmek, farkındalıkla verilen bakıma katılabilmek, mahremiyeti koruyacak seçimlerin yapılabilmesi, özen gösterilmesi ve korumanın sağlanması ve psikolojik destek sağlanması olarak nitelendirilmiştir. Sonuç: Hemşirelerin kültürlerarası duyarlılık düzeylerinin artmasıyla kültürel yeterliliklerinin de arttığı belirlenmiştir. Hasta yakınları ise kültürel bakım ihtiyaçlarını genellikle iletişim, mahremiyet, bilgiye erişim, bakım sürecine katılım, özenli yaklaşım ve psikolojik destek çerçevesinde tanımlamıştır. Bu bulgular, yoğun bakımda kültüre duyarlı hemşirelik bakımının hasta ve aile memnuniyeti ile bakım kalitesini artırmada kritik bir rol oynadığını göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Kültüre Duyarlı Bakım, Kültürel Uygulamalar, Yoğun BakımABSTRACT Cultural Practices in Intensive Care and Examination of Culturally Sensitive Care Purpose: This study was conducted to determine the levels of cultural competence and intercultural sensitivity among intensive care nurses and to examine the cultural care needs of patients' relatives. Material and Method: The research was carried out in six different intensive care units of Adıyaman Training and Research Hospital using a convergent parallel mixed- methods design. Quantitative data were collected from 215 nurses using the "Cultural Competence Scale" and the "Intercultural Sensitivity Scale." Qualitative data were obtained through semi-structured interviews conducted with 30 patients' relatives. Quantitative data were analyzed using t-test, correlation analysis, and ANOVA, while qualitative data were evaluated through thematic analysis. Results: Of the nurses, 63.5% were female with a mean age of 31.48±7.09 years. Among the patients' relatives, 14 were male and 16 were female. The nurses scored 70.22±17.70 on the Cultural Competence Scale and 81.76±14.90 on the Intercultural Sensitivity Scale. There was a statistically significant low-level positive correlation between the two scales (p<0.05). Within the context of the intensive care process, six main themes were identified regarding the cultural needs and understanding of cultural care among patients' relatives. These themes were: culturally appropriate communication, being informed and able to make decisions, participating in care with awareness, making choices that preserve privacy, ensuring attentiveness and protection, and receiving psychological support. Conclusion: It was found that an increase in nurses' intercultural sensitivity levels was associated with an increase in their cultural competence. Patients' relatives generally described their cultural care needs within the framework of communication, privacy, access to information, participation in the care process, a considerate approach, and psychological support. These findings indicate that culturally sensitive nursing care in intensive care units plays a critical role in improving both patient and family satisfaction, as well as the overall quality of care. Keywords: Culturally Sensitive Care, Cultural Practices, Intensive Car

    The transformation of Disney pedagogy: An analysis of the changes in representations of religion, morality, and culture in animated cinema

    No full text
    Bu araştırma, toplum yapısındaki değişime paralel olarak Disney animasyonlarında yer alan dini, ahlaki ve kültürel değerlerin zaman içindeki dönüşümünü inceleyerek Disney'in değer eğitimi yöntemlerini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Yöntem olarak nitel araştırma yöntemlerinden doküman analizi kullanılmış; belirlenen ölçütler doğrultusunda gerçekleştirilen içerik analizine ve film analizlerine yer verilmiştir. Bu çalışmada, ölçüt örnekleme yöntemiyle belirlenen on dört birimden oluşan bir örneklem kullanılmıştır. Bu filmlerden 10 tanesi analiz edilmiş; dini, ahlaki ve kültürel değer temsilleri ortaya çıkarılmıştır. Sözü edilen dini, ahlaki ve kültürel değerlerin Klasik, Rönesans, Revizyon ve Yenilenme olmak üzere dört döneme göre farklılık içerdiği gözlenmiştir. Buna bağlı olarak dönemler arasındaki değer temsil dönüşümleri sistematik bir biçimde ortaya konmuştur. Disney'in değer eğitimini açık, alegorik, sembolik, metaforik ve sinemasal olmak üzere beş farklı biçimde yapılandırdığı tespit edilmiştir. Ardından ölçüt örneklem içerisinden amaçlı örnemleme yöntemiyle dört film daha belirlenmiştir. Bu beş anlatı biçiminin filmlerde nasıl yapılandırıldığı ve sunulduğu somutlaştırılmıştır. Araştırma sonucunda, Disney'in dini değer temsillerinde, yaygın söylemin aksine, Hristiyan teolojik anlayışa sıkı bir şekilde bağlı kaldığı tespit edilmiştir. Dönemlere göre de Protestanlık mezhebine daha yakın çizgiyi takip ederek filmlerde Eski Ahit anlatılarını derinleştirdiği gözlenmiştir. Ahlaki değer temsillerinde tüm dönemlerde evrensel ahlaki ilkelerin öncelendiği; bu temsillerin büyük ölçüde hümanist değerlerden beslendiği saptanmıştır. Kültürel temsillerde dönemler ilerledikçe birtakım iyileştirmeler gerçekleştirilse de, hâlen sorunlu temsillerden arındırılmadığı ve egemen kültür normlarının sürdürüldüğü tespit edilmiştir. Öte yandan, Disney'de son dönemde çevresel sorunlara yönelik anlatıların belirgin biçimde arttığı gözlenmiştir. Disney'in animasyon filmler aracılığıyla yalnızca eğlence sunmakla kalmayıp, dini, ahlaki ve kültürel içerikler taşıyan özgün anlatı yapısıyla informal değer eğitimi gerçekleştirdiği sonucuna ulaşılmıştır.This research aims to reveal Disney's methods of value education by examining the transformation of religious, moral, and cultural values in Disney animations over time, parallel to changes in social structure. Document analysis, a qualitative research method, was used as the method, and content analysis and film analysis were conducted in line with established criteria. This study used a sample of fourteen units determined through criterion sampling. Ten of these films were analyzed, revealing their representations of religious, moral, and cultural values. It was observed that these religious, moral, and cultural values differed across four periods: Classical, Renaissance, Revision, and Renewal. Accordingly, the transformations in value representations between periods were systematically demonstrated. It was determined that Disney structured values education in five distinct ways: explicit, allegorical, symbolic, metaphorical, and cinematic. Four additional films were then selected from the criterion sample using a purposive sampling method. The structure and presentation of these five narrative forms in the films was concretized. The research found that Disney adhered strictly to Christian theological understanding in its representations of religious values, contrary to popular belief. It was observed that Disney followed a line closer to Protestantism over time, deepening Old Testament narratives in its films. It was determined that universal moral principles were prioritized in moral value representations throughout all periods, and that these representations were largely informed by humanist values. While some improvements have been made in cultural representations over time, it has been determined that they are still not free of problematic representations and that dominant cultural norms persist. Furthermore, a significant increase in narratives addressing environmental issues has been observed in Disney's recent work. It was concluded that Disney not only provides entertainment through animated films but also provides informal values education through its unique narrative structure encompassing religious, moral, and cultural content

    Transcription of pages 207-338 of Kashf al Gumam Fi Tarihi al Umam

    No full text
    Memlük Devleti, Orta Çağ'da önemli bir güç merkezi olarak tarihi gelişim sürecinde kritik bir rol oynamıştır. 1250-1517 yılları arasında Mısır, Suriye ve Hicaz'ı kapsayan geniş bir coğrafyada hüküm süren Memlükler, özellikle İslam dünyasında önemli bir siyasi ve askeri güç oluşturdular. Memlükler, Abbâsîler'in zayıflamasının ardından Mısır'ı ele geçirerek hem siyasi hem de kültürel anlamda büyük bir boşluğu doldurdular. Aynı zamanda Haçlı Seferleri'ne karşı verdikleri direnişle tanınan Memlükler, 1260'ta Ayn Calut Meydan Muharebesi'nde Moğolları mağlup ederek, Orta Doğu'nun şekillenmesinde belirleyici bir rol oynamışlardır. Askeri disiplini ve hükümet yönetimini birleştiren özgün bir sistem geliştiren Memlüklüler bu özellikleriyle hem askeri hem de kültürel miras açısından dönemin son derece önemli bir temsilcisi olmuşlardır. Mısır'daki Türk tarihi açısından oldukça önemli olan ve sonrasında Bahri Memlûkler (1250-1382) ve Burci Memlûkler (1382-1517) olarak ikiye ayrılan Memlûkler, Mısır'ın Osmanlı devleti tarafından ele geçirilmesi sürecine kadar Türk kültürünün yerleşmesinde ve yayılmasında etkili olmuşlardır. Leysi Çelebi'nin Keşfü'l-Ğumem Fi Tarihi'l-Ümem adlı eseri, Osmanlı tarihi ve İslam dünyası tarihi üzerine yazılmış önemli bir kaynaktır. Bu eser, özellikle İslam tarihi ve çeşitli medeniyetlerin kronolojik gelişimini inceleyen kapsamlı bir çalışma olarak dikkat çeker. Leysi Çelebi, eserde farklı İslam toplumlarının tarihini, sosyal yapısını, siyasi gelişmelerini ve kültürel evrimlerini ele alarak, dönemin önemli siyasi olaylarına dair derinlemesine analizler sunar. Keşfü'l-Ğumem, tarihsel verilerin yanı sıra yazarın kendi gözlemleri ve yorumlarıyla da zenginleşmiş bir metin olarak Osmanlı dönemi tarih yazımında önemli bir yer tutar. Aynı zamanda, Leysi Çelebi'nin eseri, Osmanlı entelektüel çevrelerinde tarihi bilincin oluşmasına katkıda bulunmuş ve sonraki kuşaklar için tarihi referanslar sağlamıştır. Eser, sadece tarihsel bilgileri aktarmakla kalmaz aynı zamanda Osmanlı'dan önceki İslam dünyasının kültürel ve siyasi mirasını anlamada da büyük bir kaynak işlevi görür. Osmanlı Türkçesine tercümesini yaptığı Leysi Çelebi'nin Keşfü'l Ğumem Fi Tarihi'l Ümem adlı eserin çevirisi Memlûklu tarihi açısından oldukça ayrıntılı ve önemli bilgiler vermektedir. Eser Anadolu şehirleri beylikleri, Mısır Memlûk Devleti'nin iç meseleleri, Ridaniye savaşı, Elbistan savaşı, Karamanoğulları, Dulkadiroğulları, Ramazanoğulları Beylikleri ile olan münasebetler ve de Moğollarla yapılan Ayn-ı Calut Savaşı hakkında bilgi vermektedir.The Mamluk State played a critical role in the historical development process as an important power center in the Middle Ages. Ruling over a vast geography covering Egypt, Syria and Hejaz between 1250-1517, the Mamluks constituted an important political and military power, especially in the Islamic world. After the weakening of the Abbasids, the Mamluks conquered Egypt and filled a huge gap both politically and culturally. At the same time, the Mamluks, known for their resistance against the Crusades, played a decisive role in shaping the Middle East by defeating the Mongols at the Battle of Ayn Goliath in 1260. The Mamluks, who developed a unique system that combined military discipline and government administration, were an extremely important representative of the period in terms of both military and cultural heritage. The Mamluks, who were very important in terms of Turkish history in Egypt and later divided into Bahri Mamluks (1250-1382) and Burji Mamluks (1382-1517), were effective in the establishment and spread of Turkish culture until the Ottoman conquest of Egypt. Leysi Çelebi's Keşfü'l-Ğumem Fi Tarihi'l-Ümem is an important source on Ottoman history and the history of the Islamic world. This work stands out as a comprehensive study of Islamic history and the chronological development of various civilizations. Leysi Çelebi discusses the history, social structure, political developments and cultural evolution of different Islamic societies and provides in-depth analyses of the major political events of the period. As a text enriched with historical data as well as the author's own observations and interpretations, Keşfü'l-Ğumem occupies an important place in Ottoman historiography. At the same time, Çelebi's work contributed to the formation of historical consciousness in Ottoman intellectual circles and provided historical references for subsequent generations. The work not only conveys historical information, but also serves as a great source for understanding the cultural and political heritage of the Islamic world before the Ottoman Empire. His translation of Leysi Çelebi's Keşfü'l Ğumem Fi Tarihi'l Ümem, which he translated into Ottoman Turkish, provides detailed and important information on Mamluk history. The work provides information about the principalities of Anatolian cities, the internal affairs of the Maml?k State of Egypt, the Battle of Ridaniye, the Battle of Elbistan, the relations with the principalities of Karamanids, Dulkadirids, Ramazanids and the Battle of Ayn-ı Goliath with the Mongols

    0

    full texts

    26,000

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    İnönü Üniversitesi Kurumsal Akademik Arşivi
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇