İnönü Üniversitesi Kurumsal Akademik Arşivi
Not a member yet
    26000 research outputs found

    The effect of difficulty adjusting to old age on social exclusion and quality of life in elderly individuals

    No full text
    Amaç: Bu araştırma; 65 yaş üstü bireylerde yaşlılığa uyum güçlüğünün sosyal dışlanmaya ve yaşam kalitesine etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metot: Bu araştırma kesitsel olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Elazığ ili Merkez ilçesine bağlı Balakgazi 1 nolu Aile Sağlığı Merkezi'ne kayıtlı olan 65 yaş üstü 905 yaşlı birey oluşturmuştur. Araştırmanın örneklem büyüklüğü güç analizi ile 420 kişi olarak hesaplanmıştır. Verilerin toplanmasında Yaşlılarda Uyum Güçlüğü Ölçeği, Yaşlılarda Sosyal Dışlanma Ölçeği, Yaşlılarda Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanılmıştır. Veriler Mart 2024-Temmuz 2024 tarihleri arasında toplanmıştır. Toplanılan veriler SPSS 27 paket programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmaya katılan yaşlı bireylerin; Yaşlılarda Uyum Güçlüğü Ölçeği puanlarının ortalaması 19.8±13.931, Yaşlılarda Sosyal Dışlanma Ölçeği puanlarının ortalaması 53.10±14.045, Yaşlılarda Yaşam Kalitesi Ölçeği puanlarının ortalaması 69.01±10.815'dir. Yaşlılarda uyum güçlüğünün, sosyal dışlanma üzerinde %34 etkili olduğu, yaşlılarda yaşam kalitesi üzerinde %11 etkili olduğu saptanmıştır. Sonuç: Yaşlılarda uyum güçlüğü ve alt boyutlarının, yaşlıların sosyal dışlanma ve yaşam kalitesi üzerinde etkili olduğu bunun yanı sıra demografik özelliklerin, yaşlıların yaşam kalitesi ve sosyal dışlanma üzerinde etkisinin sınırlı olduğu görülmüştür. Bu doğrultuda elde edilen sonuçlar yaşlı bireylerin yaşam kalitesini artıracak, sosyal dışlanma riskini azaltacak ve toplumun tüm kesimlerinin daha kapsayıcı ve destekleyici bir yapıya kavuşmasına katkı sağlayabilecektir. Anahtar Kelimeler: Uyum, Sosyal Dışlanma, Yaşlılık, Yaşam Kalitesi, Halk Sağlığı HemşireliğiObjective: This research; It was conducted to examine the effect of difficulty adapting to old age on social exclusion and quality of life in individuals over 65 years of age. Materials and Methods: This research was conducted cross-sectionally. The population of the research consisted of 905 elderly individuals over the age of 65 who were registered at Balakgazi Family Health Center No. 1 in the Central district of Elazığ province. The sample size of the study was calculated as 420 people by power analysis. The Elderly Adaptation Difficulty Scale, the Elderly Social Exclusion Scale, and the Elderly Quality of Life Scale were used to collect data. Data was collected between March 2024 and July 2024. The collected data were evaluated using the SPSS 27 package program. Results: Elderly individuals participating in the study; The average of Adaptation Difficulty Scale scores in the elderly is 19.8±13.931, the Average the Social Exclusion Scale scores in the elderly is 53.10±14.045, and the Average of the Quality of Life Scale scores in the elderly is 69.01±10.815. It was determined that adaptation difficulties in the elderly had a 34% impact on social exclusion and an 11% impact on the quality of life in the elderly. Conclusion: It has been observed that adaptation difficulties and its sub-dimensions have an impact on the social exclusion and quality of life of the elderly, and that demographic characteristics have a limited effect on the quality of life and social exclusion of the elderly. The results obtained in this direction will increase the quality of life of elderly individuals, reduce the risk of social exclusion, and may contribute to a more inclusive and supportive structure for all segments of society. Keywords: Adaptation, Old Age, Quality of Life, Social Exclusion, Public health nursin

    Investigation of mitochondria-endoplasmic reticulum contact proteins in the pathogenesis of Periodontal disease

    No full text
    Amaç: Mitokondri ile endoplazmik retikulum arasındaki kontakt (MERK) kalsiyum sinyalizasyonu ve apoptozun düzenlenmesi gibi birçok önemli olayda görev alır. Bu çalışmanın amacı MERK proteinleri VAPB, PTPIP51, IP3R, GRP75 ve VDAC'ın farklı periodontal duruma sahip bireylerde DOS, tükürük ve dişeti düzeylerini araştırmaktır. Aynı zamanda ROS, Ca ve CASP3 düzeylerini de inceleyerek MERK proteinlerin apoptoz, kalsiyum metabolizması ve oksidatif stres ile ilişkisini de araştırmaktır. Materyal ve Metot: Sistemik açıdan sağlıklı 48 birey periodontal durumlarına göre (periodontal sağlıklı (n=16), gingivitis (n=16) ve periodontitis (n=16)) 3 gruba ayrılmıştır. MERK ile ilişkili yapılardan VAPB, PTPIP51, IP3R, GRP75 ve VDAC ile inflamasyon ile ilişkili yapılar CASP3, kalsiyum ve ROS'un tükürük ve DOS düzeyleri ELISA ile incelenmiştir. Gen ekspresyon analizleri için ise 60 adet farklı katılımcı eşit sayıda ve aynı periodontal hastalık gruplarına ayrılmış ve gen ekspresyon düzeyleri dişeti örneklerinde RT-qPCR ile incelenmiştir. Bulgular: Periodontitisli hastalarda VAPB, GRP75, VDAC, CASP3 ve ROS DOS toplam miktarı artmışken PTPIP51 toplam miktarı azalmış olarak bulundu (p<0.05). VAPB, PTPIP51, IP3R, GRP75, VDAC, CASP3, Ca ve ROS DOS konsantrasyonlarının ise periodontitisli hastalarda azaldığı saptandı (p<0.05). Dişetinde ise perioodontitisin varlığının PTPIP51, IP3R, GRP75, CASP3, ROS ve ATP2B1 gen ekspresyon seviyelerini yukarı yönlü regüle ettiği, VAPB ve VDAC gen ekspresyon seviyelerini ise aşağı yönlü regüle ettiği saptandı (p<0.05). CASP3, Ca ve ROS ile PTPIP51 arasında negatif ve GRP75 ile de pozitif korelasyon gözlendi (p<0.05). Sonuç: MERK proteinleri VAPB, GRP75, VDAC ve PTPIP51 periodontal hastalığın patogenezinde rol oynayabilir. Periodontal hastalığın patogenezinde apoptoz, oksidatif stres ve kalsiyum mekanizması ile PTPIP51 ve GRP75 proteinleri ilişkili olabilir. Anahtar Kelimeler: MERK, Periodontitis, Gingivitis, Mitokondri, ERObjective: Mitochondria–endoplasmic reticulum contact sites (MERCs) are involved in essential cellular processes such as calcium signaling and apoptosis regulation. This study aimed to investigate the levels of MERC-related proteins (VAPB, PTPIP51, IP3R, GRP75, and VDAC) in saliva, gingival crevicular fluid (GCF), and gingival tissue of individuals with varying periodontal conditions. Additionally, it evaluated levels of reactive oxygen species (ROS), calcium, and caspase-3 (CASP3) to explore the relationship between MERC proteins and oxidative stress, calcium metabolism, and apoptosis. Materials and Methods: Forty-eight systemically healthy participants were divided into three groups: periodontally healthy (n=16), gingivitis (n=16), and periodontitis (n=16). Protein levels in saliva and GCF were measured using ELISA. Gingival tissue samples were obtained from 60 individuals across the same groups for gene expression analysis using RT-qPCR. Results: In periodontitis patients, total levels of VAPB, GRP75, VDAC, CASP3, and ROS in GCF were elevated, whereas PTPIP51 was decreased (p<0.05). However, the concentrations of all measured markers in GCF were significantly reduced (p<0.05). In gingival tissue, gene expressions of PTPIP51, IP3R, GRP75, CASP3, ROS, and ATP2B1 were upregulated, while VAPB and VDAC were downregulated (p<0.05). GCF CASP3, calcium, and ROS levels were negatively correlated with PTPIP51 but positively correlated with GRP75 (p<0.05). Conclusion: MERC-related proteins VAPB, GRP75, VDAC, and PTPIP51 may play a role in the pathogenesis of periodontititis. PTPIP51 and GRP75 may be associated with apoptosis, oxidative stress, and calcium mechanisms in the progression of periodontal disease. Keywords: MERC, Periodontitis, Gingivitis, Mitochondria, E

    Some generalized algebraic structures

    No full text
    Bu tez 3 bölümden oluşmaktadır. Bu tezin giriş bölümünde tezde yer alacak konular hakkında kısa bilgi verilmiştir. İkinci bölümünde cebirsel yapılar, grup, monoid, halka ve çaprazlanmış modül konularına yer verilmiştir. Üçüncü bölümünde genelleştirilmiş cebirsel yapılara yer verilerek özel olarak genelleştirilmiş gruplar, genelleştirilmiş monoidler, genelleştirilmiş halkalar, genelleştirilmiş çaprazlanmış modüller ayrıntılı olarak işlenmiştir.This thesis consists of 3 parts. In the introduction part of this thesis, brief information about the topics to be included in the thesis is given. In the second part, algebraic structures, group, monoid, ring and crossed module topics are included. In the third part, generalized algebraic structures; generalized groups, generalized monoids, generalized rings, generalized crossed modules are discussed in detail

    Investigation of the relationship between motivation to participate in sports and psychological well-being of visually impaired athletes

    No full text
    Amaç: Bu çalışma, görme engelli sporcuların spora katılım motivasyonları ve psikolojik iyi oluş arasındaki ilişkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Materyal ve Metot: Bu araştırma nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeline göre yürütülmüştür. Çalışmanın evrenini aktif spor yapan görme engelli sporcular oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini seçkisiz olmayan örnekleme yöntemlerinden kolayda örnekleme yöntemiyle seçilen 18 yaş ve üstü olan 359 sporcu oluşturmuştur. Veri toplama araçları olarak Demografik Bilgiler Formu, Engelli Bireylerde Spora Katılım Motivasyonu Ölçeği ve Psikolojik İyi Oluş Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin normallik sınamaları Kolmogorov-Smirnov testi ile basıklık çarpıklık değerlerine göre değerlendirilmiştir. Normal dağılmayan verilerde iki kategorinin karşılaştırılmasında Mann Whitney U, üç veya daha fazla kategori karşılaştırmasında ise Kruskal-Wallis H testi uygulanmıştır. Bulgular: Elde edilen bulgulardan yola çıkılarak demografik değişkenlerden görme engelli sporcuların cinsiyet, eğitim düzeyi, engellilik süresi, haftada spor yapma sıklığı ve toplam spor deneyim değişkenlerinde istatistiksel yönden anlamlı farklılık tespit edilmiştir (p<0.05). Ayrıca araştırma bulgularına göre, görme engelli bireylerin spora katılım motivasyonları ile psikolojik iyi oluş düzeyleri arasaında istatistiksel olarak anlamlı, pozitif yönlü ve orta düzeyde bir korelasyon bulunmaktadır (r = 0.40). Sonuç: Görme engelli sporcuların spora katılım motivasyonları arttıkça, psikolojik olarak kendilerini daha iyi hissettikleri tespit edilmiştir.Aim: This study aims to examine the relationship between visually impaired athletes' motivation to participate in sports and psychological well-being. Material and Method: This research was conducted according to the relational screening model, one of the quantitative research methods. The universe of the study consists of visually impaired athletes who actively participate in sports. The sample of the research consists of 359 athletes aged 18 and over, who were selected by the convenience sampling method, one of the non-random sampling methods. Demographic Information Form, Scale for Participation in Sports Motivation in Disabled Individuals and Psychological Well-being Scale were used as data collection tools. Normality tests of the data were evaluated according to kurtosis-skewness values with the Kolmogorov Smirnov test. In non-normally distributed data, Mann Whitney U test was used for comparing two categories, and Kruskal-Wallis H test was used for comparing three or more categories. Result: Based on the findings, a statistically significant difference was found in the gender, educastion level, duration of disability, frequency of doing sports per week and total sports experience variables of visually impaired atlhletes (p<0.05). In addition, according to the research findings, there is a statically significant, positive and moderate corrrelation between the motivation of visually impaired individuals to participate in sports and their psychological well-being levels (r = 0.40). Conclusion: İt has been found that visually impaired athletes feel better psychologically as their motivation to engage in sports increases

    The levels of salivary urea, uric acid, creatinine and stress axes during the dialysis process

    No full text
    Amaç: SDBY tanısı alan hastaların vücutlarında üre, ürik asit, kreatinin gibi toksik maddeler birikmektedir. Hastalar bu fazlalıktan kurtulabilmek için hemodiyaliz tedavisi almalıdır. Hem diyaliz tedavisinin stresle ilişkisi, hem de biriken metabolitlerin OSS ve HPA aksını nasıl etkilediği bilinmemektedir. Ayrıca kanda biriken metabolitlerin tükürükteki seyri hakkında daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır. Mevcut tez çalışmasının amacı, serum ve tükürük üre, ürik asit, kreatinin, kortizol ve KHD düzeylerinin hemodiyaliz boyunca zamansal değişimini ve parametrelerin birbiriyle ilişkisini ortaya çıkarmaktır. Materyal ve metot: Çalışmaya hemodiyaliz tedavisi alan 30 hasta dahil edildi ve tedaviden hemen önce, tedavinin ortasında ve tedavi bittikten hemen sonra hastalardan kan, tükürük örneği alındı ve KHD ölçümü yapabilmek için EKG çekildi. Kan örneklerinden üre (BUN), ürik asit ve kreatinin, tükürük örneklerinden ise üre, ürik asit, kreatinin ve kortizol ölçümü yapıldı. Bulgular: Serum- tükürük üre, ürik asit ve kreatinin değerleri kendi içerisinde her 3 zaman diliminde de anlamlı olarak farklı bulundu (p0.37). Kortizol değerleri anlamlı olarak farklı bulunmuşken (p0.05). Serum ve tükürük değerleri kortizol ile ilişkili bulunmuştur ancak hiçbir parametrenin KHD ile bir ilişkisi ortaya çıkmamıştır. Sonuç: Hemodiyaliz sırasında üre, ürik asit ve kreatinin düzeyleri serum ve tükürükte korelasyon halindedir ve bu değerlerin azalmasıyla beraber kortizolün de azalması, metabolitlerin HPA ekseniyle ilişkili olabileceğini ancak KHD parametrelerinde anlamlı bir farklılığın olmamasından dolayı OSS ile ilişkisinin olmadığını göstermektedir. Ayrıca diyalizin HPA ekseniyle ayrı, OSS ile ayrı bir ilişkisinin olduğunu ortaya çıkarmıştır.Aim: Patients with ESRD accumulate toxic metabolites like urea, uric acid, and creatinine, necessitating hemodialysis. The relationship between dialysis, stress, and the effects of these metabolites on the ANS and HPA axis remains unclear, as does their trajectory in saliva. This thesis aims to explore temporal changes in serum and salivary levels of urea, uric acid, creatinine, cortisol, and HRV during hemodialysis and their interrelationships. Material and method: The study included 30 patients undergoing hemodialysis treatment. Blood and saliva samples were collected immediately before, midway through, and immediately after the treatment, and an ECG was performed to measure HRV. Urea (BUN), uric acid, and creatinine were analyzed from blood samples, while urea, uric acid, creatinine, and cortisol levels were measured from saliva samples. Results: Serum and salivary levels of urea, uric acid, and creatinine demonstrated significant differences across all three time points (p0.37). Cortisol levels also exhibited significant variations (p0.05). Both serum and salivary levels were associated with cortisol; however, no parameter showed any relationship with HRV. Conclusion: During hemodialysis, levels of urea, uric acid, and creatinine in serum and saliva exhibit a correlation, and the concurrent reduction in cortisol levels alongside these metabolites suggests a potential association with the HPA axis. However, the absence of significant differences in HRV parameters indicates no connection with the ANS. Furthermore, the findings reveal that dialysis may have distinct relationships with the HPA axis and the ANS

    Application example of original printing works using packaging waste in visual arts course

    No full text
    Bu çalışma, görsel sanatlar dersinde ambalaj atıkları kullanılarak yapılan özgün baskı çalışmalarının öğrencilerin yaratıcılıkları ve çevre bilinci üzerindeki etkisini incelemektedir. Araştırma, Malatya'nın Yeşilyurt ilçesindeki bir ortaokulda, 5. sınıf öğrencileriyle gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın amacı, ambalaj atıklarının sanat malzemesi olarak değerlendirilmesinin öğrencilerin yaratıcılık gelişimine ve çevre bilincinin oluşumuna katkısını ortaya koymaktır. Modern toplumlarda artan tüketim ve sanayi faaliyetleri, atık miktarını önemli ölçüde artırmış ve çevresel sorunları beraberinde getirmiştir. Bu bağlamda, atık malzemelerin sanatsal amaçlarla yeniden kullanımı, hem çevresel sürdürülebilirlik hem de sanatsal yaratıcılık açısından büyük bir potansiyele sahiptir. Araştırma kapsamında, öğrencilerden dokulu ambalaj ürünleri, karton kutular, plastik şişeler ve alüminyum folyo gibi çeşitli atık ambalaj malzemelerini toplayarak bunları baskı çalışmaları için kullanmaları istenmiştir. Öğrenciler, bu malzemelerle yüksek baskı, çukur baskı, mono baskı ve kolaj baskı gibi farklı teknikleri uygulayarak özgün baskı çalışmaları gerçekleştirmiştir. Araştırma, karma yöntem yaklaşımıyla yürütülmüş; nicel ve nitel veri toplama teknikleri birlikte kullanılmıştır. Nicel boyutta öğrencilerin çevreye yönelik tutum ve sorumlu davranışları ile sanatsal yaratıcılık düzeyleri çeşitli ölçeklerle ölçülmüş, nitel boyutta ise öğrenci ürünleri betimsel analizle incelenmiştir. Bulgular, atık malzemelerin sanatsal süreçlerde kullanımının öğrencilerin çevre bilincini artırdığını, yaratıcılıklarını geliştirdiğini ve öğrenme sürecini daha eğlenceli hale getirdiğini göstermektedir. Sonuç olarak, atık malzemelerle gerçekleştirilen çalışmaların öğrencilerin yaratıcılıklarını desteklediği ve çevre bilincini önemli ölçüde artırdığı belirlenmiştir. Ayrıca öğrenciler, bu tür etkinliklerin eğlenceli ve öğretici olduğunu ifade etmiş; projelerin çevreye duyarlılığı artırarak sürdürülebilirlik bilincini pekiştirdiği gözlemlenmiştir. Anahtar Sözcükler: Sanat Eğitimi, Özgün Baskı, Deneysel Baskı, Yaratıcılık, Çevresel Farkındalık.This study examines the impact of original printmaking using packaging waste in a visual arts class on students' creativity and environmental awareness. The study was conducted with fifth-grade students at a middle school in the Yeşilyurt district of Malatya. The study aimed to demonstrate the contribution of using packaging waste as art materials to students' creativity and environmental awareness. In modern societies, increasing consumption and industrial activity have significantly increased waste volumes and brought about environmental problems. In this context, the reuse of waste materials for artistic purposes holds great potential for both environmental sustainability and artistic creativity. As part of the research, students were asked to collect various waste packaging materials, including textured packaging, cardboard boxes, plastic bottles, and aluminum foil, and use them for printmaking. Using these materials, students created original prints using various techniques, including relief printing, intaglio printing, monoprinting, and collage printing. The research was conducted using a mixed-methods approach, using both quantitative and qualitative data collection techniques. Students' environmental attitudes and responsible behaviors, as well as their artistic creativity levels, were measured quantitatively using various scales, while students' products were examined qualitatively using descriptive analysis. The findings indicate that using waste materials in artistic processes increases students' environmental awareness, enhances their creativity, and makes the learning process more enjoyable. In conclusion, it was determined that working with waste materials fosters students' creativity and significantly increases their environmental awareness. Furthermore, students expressed that such activities were both fun and educational, and it was observed that the projects increased environmental awareness and reinforced their awareness of sustainability. Keywords: Art Education, Printmaking, Experimental Printmaking, Creativity, Environmental Awareness

    Graph-based analysis of transportation networks

    No full text
    Bu çalışmada, bir kentin ulaşım ağına ait araç geçiş profilleri analiz edilerek, şehirdeki önemli kavşak noktalarının, yeşil dalga koridorlarının, bağlantı tahminlerinin ve maksimum trafik akışının belirlenmesi amaçlanmıştır. Malatya kentine ait, 54 kavşak noktasından elde edilen bluetooth verileri ve bu noktalar arasındaki 147 bağlantıdan oluşan özgün veri seti kullanılarak, kentin ulaşım ağı detaylı bir şekilde incelenmiştir. Kavşak noktalarının merkezlilik analizinde PageRank, Closeness ve Betweenness gibi klasik merkezlilik algoritmalarının yanı sıra, Malatya merkezlilik yöntemi de kullanılmıştır. Bu yöntemler, kavşakların trafik yoğunluğu ve stratejik önem derecelerini belirlemek amacıyla kullanılarak şehir içi trafik yönetimi için yeni bakış açıları sunmuştur. Topluluk tespiti kapsamında, daha önce kullanılan Walktrap, Optimal ve Spinglas yöntemleri de dahil edilmiştir; böylece, ulaşım ağının alt bölgesel yapıları ve yeşil dalga koridorlarının daha hassas bir şekilde tanımlanması sağlanmıştır. Ayrıca, ağdaki mevcut yapı temel alınarak gelecekteki potansiyel bağlantıların tahmin edilmesi için bağlantı tahmini yöntemlerinden Jaccard ve Cosine benzerlik ölçütleri kullanılmış ve bu doğrultuda şehirde yeni yolların ve kavşakların nerelerde oluşabileceğine dair öngörülerde bulunulmuştur. Maksimum akış algoritmasının uygulanması ile iki nokta arasındaki araç geçiş kapasitesi analiz edilmiş ve ağ üzerindeki darboğaz noktalarının belirlenmesi mümkün olmuştur. Çalışmada, R programlama dili ve igraph kütüphanesi kullanılarak analizler gerçekleştirilmiş, elde edilen sonuçlar sayısal ve görsel olarak tezde sunulmuştur. Bu sonuçlar, şehir içi trafik planlamasında iyileştirmeler yapılması ve yoğun kavşak noktalarının belirlenmesi için önemli bir karar destek sistemi sağlamış, kentin ulaşım altyapısının daha verimli hale getirilmesine katkıda bulunmuştur.This study aims to analyze vehicle passage profiles within a city's transportation network to identify critical intersections, green wave corridors, link predictions, and maximum traffic flow. Using an original dataset derived from 54 intersections in Malatya and 147 connections between these intersections, the city's transportation network was examined in detail. Centrality analyses employed classical centrality algorithms such as PageRank, Closeness, and Betweenness, alongside the Malatya centrality method. These methods were utilized to determine the traffic intensity and strategic importance of intersections, offering new perspectives for urban traffic management. In the context of community detection, previously applied methods such as Walktrap, Optimal, and Spinglass were also included, enabling more precise identification of subregional structures and green wave corridors within the transportation network. Furthermore, based on the existing network structure, link prediction methods using Jaccard and Cosine similarity measures were employed to forecast potential future connections, providing insights into where new roads and intersections might emerge. The application of the maximum flow algorithm facilitated the analysis of vehicle passage capacity between two points and enabled the identification of bottlenecks within the network. Analyses were conducted using the R programming language and the igraph library, with the results presented both numerically and visually in the study. These findings provide a significant decision support system for improving urban traffic planning and identifying high-traffic intersections, ultimately contributing to the enhancement of the city's transportation infrastructure

    Using of photovoltaic energy conversion systems as statcom for solution of quality problems in power systems

    No full text
    Enerjiye olan ihtiyacın arttığı ve bundan dolayı da akıllı şehir ve akıllı şebeke uygulamalarının arttığı son yıllarda, merkezi enerji üretiminden ziyade dağıtık enerji üretimine geçme konusunda eğilimler görülmektedir. Dağıtık enerji üretim sistemlerinde ise güneş enerjisi yani fotovoltaik enerji (FV) sistemleri önemli bir yere sahiptir. Akıllı şebekelerde, dağıtık enerji sistemlerinin şebekeye entegrasyonuyla birlikte iletim sisteminin kararlılığı ve güç kalitesi önemli bir konu haline gelmiştir. Bu sistemler, sürekli çalışma durumunda iken şebekenin enerji kalitesinde -özellikle gerilim regülasyonuna- olumsuz etkiler oluşturabilmekte ve bazı güvenlik problemlerini doğurabilmektedir. Güç kalitesi sorunlarını çözebilmek için klasik veya güç elektroniği tabanlı birçok teknoloji kullanılmaktadır. İletim sistemlerinde güç kalitesi problemlerini iyileştirerek hattın güç transfer kapasitesini arttırmayı amaçlayan güç elektroniği tabanlı aygıtlar olan Esnek Alternatif Akım İletim Sistemleri (FACTS) kullanılmaktadır. FACTS aygıtları içerisinde ise STATKOM; aktif ve reaktif güç kontrolü yapabilme, tepki süresinin hızlılığı vs. gibi avantajlarından dolayı daha fazla tercih edilmektedir. Fakat STATKOM'un ilk kurulum maliyeti yüksektir. Bundan dolayı her FV sistemin olduğu bölgeye STATKOM kurulması ekonomik değildir. FV sistemdeki DC-AC dönüştürücünün, gerekli özelliklerle donatıldığı takdirde STATKOM olarak kullanılabileceği literatürde gösterilmiştir. Bu şekilde kullanılan FV sistemlere FV-STATKOM adı verilmiştir. FV-STATKOM, şebeke bağlantılı FV sistemdeki birçok güç kalitesi problemine çözüm getirmekte ve bu problemleri harici olarak kullanılacak FACTS cihazlarına göre daha az maliyetle çözmektedir Bu çalışmada şebekeye bağlı dağıtık enerji sistemlerinin şebekeye olan etkilerinden bahsedilmiş ve FV enerji sisteminin bulunduğu bir şebekedeki güç kalitesi problemlerini gidermek için FV-STATKOM konsepti üzerinde çalışılmıştır. MATLAB/SIMULINK ortamında simülasyonu yapılan çalışmada, FV sistemin farklı yük profillerinde ve arıza durumunda şebekeye etkileri incelenmiş ve FV-STATKOM kullanılarak bu sorunlar çözülmeye çalışılmıştır. Şebekeye bağlı FV sistemlerde FV-STATKOM yapısı sayesinde güç kalitesi problemlerinin daha az ekipman ve maliyetle çözülebileceği görülmüştür.In recent years, where smart city and smart grid applications have increased for need of energy, there has been a tendency to switch to decentralized energy production rather than centralized energy production. In distributed power generation systems, solar energy (photovoltaic energy) (PV) systems have an important position. In the smart grids, with the integration of distributed energy systems in the grid, stability and power quality of the transmission system has become an important issue. These systems during continuous operation can have negative effects on the energy quality of the grid, especially voltage regulation, and may cause some security problems. Many conventional or power electronics-based technologies are used to solve power quality problems. Flexible Alternative Current Transmission Systems (FACTS), which are power electronics-based devices aiming to increase the power transfer capacity of the line by improving power quality problems, are used in transmission systems. STATCOM have a lot of advantages which are active and reactive power control, speed of response time, etc. because of these advantages, STATCOM is more preferred than other FACTS devices. However, the initial installation cost of STATCOM is high. Therefore, installing of STATCOM in every PV system it is not economic. In literature, it has been shown that DC-AC converter in PV system can be used as STATCOM if it is equipped with necessary features. The PV systems which used in this form are called PV-STATCOM. PV-STATCOM provides solutions to many power quality problems in grid-connected PV systems and solves these problems at a lower cost than external FACTS devices. In this study, the effects of the grid-connected distributed energy systems on the grid are mentioned and have been studied on a PV-STATCOM to eliminate the power quality problems in grid-connected PV energy system. In the study, which was simulated in MATLAB / SIMULINK environment, the effects of PV system on the grid in different load profiles and case of faults were examined and these problems were tried to be solved by using PV-STATCOM. It is seen that power quality problems can be solved with less equipment and less cost thanks to PV-STATCOM structure in grid-connected PV systems

    Alevism erception of Tunceli Alevis living in Gazi neighborhood

    No full text
    Türkiye geçtiğimiz yüzyılda, sosyal, kültürel, ekonomik ve geleneksel alanlarda hızla değişmiştir. Bu dönüşüm, toplumun daha önce sorgusuz kabul ettiği yapıların yerini modern devletin oluşturduğu hukuki yapılara bırakmasına yol açmıştır. Modern devlet, belirlediği çeşitli araçlarla bu dönüşümü kentlerde geniş çapta gerçekleştirmeye başlamıştır. Ülke tarihine bakıldığında, yirminci yüzyılın ortalarına doğru çeşitli nedenlerle kırsal alanları terk eden insanlar, büyük kentlerde toplanmış ve kırsal sosyal ve kültürel kurumların etkili olduğu alanlar oluşturmuşlardır. Özellikle büyük şehirlerdeki bazı bölgeler, uzun yıllar kırsal yaşamın etkisini taşıyan sosyal ve kültürel kurumların hâkim olduğu alanlara dönüşmüştür. Bu alanlarda yaşayan topluluklar, zamanla şehirdeki diğer bölgelerle kurdukları ilişkiler sonucunda, kırsalda daha kapsamlı işlevlere sahip bazı sosyal ve kültürel kurumları şehirde yeniden tanımlayıp işlevlerini dar bir çerçeveye indirgemişlerdir. Kentleşme, modernleşme ve sanayileşmenin etkisiyle, kırsalda sosyal düzeni belirleyici işleve sahip olan Aleviliğin temel kurumları da modern hukuki yapılara dönüşmeye başlamıştır. Kırsalda sahip oldukları sosyal, kültürel ve ekonomik statüleri, şehirde zayıflayan bu kurumlar, neredeyse sadece dini işlevleri olan yapılara dönüşmüştür. Bu süreç, geleneksel Alevi kurumlarının kentlerdeki toplumsal ve kültürel rollerini yeniden tanımlamalarını zorunlu kılmıştır. Kentleşme ve modernleşme, Alevilik inancının dokusunda önemli değişiklikler yaratmış, bu değişiklikler ise topluluğun kimliğinde ve inanç pratiklerinde derin etkiler bırakmıştır. Bu çalışma, İstanbul'da Tunceli'den göç eden Alevilerin yoğun yaşadığı Gazi Mahallesi'nde, kentleşmenin Tunceli Aleviliğinin temel kurumları üzerindeki etkilerini incelemektedir. Gazi Mahallesi, kırsaldan kente göç eden Alevilerin kültürel ve dini kimliklerini sürdürmeye çalıştıkları bir alan olarak öne çıkmaktadır. Çalışmada, bu mahallede yaşanan değişimlerin etkileri saha araştırmasıyla analiz edilmiştir. Araştırma kapsamında, mahallede yapılan görüşmeler sırasında ses kayıtları alınmış, gözlem, görüşme ve derinlemesine mülakat yöntemlerinden faydalanılmıştır. Gazi Mahallesi örneği üzerinden, kentleşmenin Tunceli Aleviliği üzerindeki etkileri detaylı bir şekilde incelenmiş ve bu süreçte inancın değişen dokusu hakkında önemli bulgular elde edilmiştir. Bu bulgular, genel olarak Tunceli Aleviliği ile ilgili değerli bilgiler sunmakta ve inancın gelecekteki seyrine ışık tutmaktadır. Anahtar Kelimeler: Alevilik, Tunceli Aleviliği, Hızır, Musahiplik, KentleşmeTurkey has rapidly changed in the social, cultural, economic, and traditional fields over the past century. This transformation has led to the replacement of structures that were previously accepted unquestioningly by society with legal structures organized by the modern state. The modern state has begun to implement this transformation on a large scale in urban areas using various instruments it has established. Looking at the country's history, people who left rural areas for various reasons around the mid-twentieth century gathered in major cities, creating areas where rural social and cultural institutions were influential. Particularly, some areas in large cities have turned into regions dominated by social and cultural institutions born out of rural life for many years. Over time, the communities living in these areas redefined some social and cultural institutions with more comprehensive functions in the rural areas within the narrow framework of the city due to the relationships they established with other urban regions. With the impact of urbanization, modernization, and industrialization, the fundamental institutions of Alevism, which had a decisive function in social order in rural areas, have started to transform into modern legal institutions. These institutions, which held social, cultural, and economic status in rural areas, have become structures with almost exclusively religious functions as they weakened in urban environments. This process has compelled traditional Alevi institutions to redefine their social and cultural roles in cities. Urbanization and modernization have created significant changes in the texture of the Alevism faith, leaving deep impacts on the community's identity and religious practices. This study examines the effects of urbanization on the fundamental institutions of Tunceli Alevism in Gazi Neighborhood, where Alevis who migrated from Tunceli to Istanbul live densely. Gazi Neighborhood stands out as an area where Alevis who migrated from rural to urban areas strive to maintain their cultural and religious identities. The study analyzes the effects of the changes experienced in this neighborhood through field research. During the research, voice recordings were taken during interviews conducted in the neighborhood, and methods of observation, interview, and in-depth interview were utilized. The effects of urbanization on Tunceli Alevism have been examined in detail through the example of Gazi Neighborhood, and significant findings regarding the changing nature of the faith in this process have been obtained. These findings provide valuable insights into Tunceli Alevism in general and shed light on the future trajectory of the faith. Keywords: Alevism, Tunceli Alevism, Hızır, Musahiplik, Urbanizatio

    Evaluation of the music course programme implemented in science and art centres in line with teachers' opinions

    No full text
    Bilim sanat merkezlerinde tüm Türkiye'de aynı müzik eğitimi programı uygulanmaktadır. Bu eğitimleri alan öğrenciler mesleki anlamda uzman eğitmenlerden kendi ilgi alanı ve yeteneğine göre ders almaktadırlar. Bilim sanat merkezlerinde çalışmakta olan öğretmenlerin de bu eğitim kurumlarına sınav ile alındığı dikkat çekmektedir. Bu bağlamda bilim sanat merkezlerinde çalışmakta olan müzik alanındaki eğitimcilerin, bilim sanat merkezlerindeki müzik eğitimi programına ilişkin görüşlerine yönelik bir çalışma yapılmıştır. Çalışmanın amacı bilim sanat merkezlerinde uygulanan müzik eğitimi programının ne olduğu ve uygulanabilirliğine ilişkin müzik eğitimcilerinin fikirlerini açığa çıkarmaktır. Bu araştırma betimsel bir araştırma olup, tarama modelindedir. Nicel verileri elde etmek için 5'li likert ölçeği kullanılacaktır. Araştırmada veri toplama aracı olarak anket tekniği kullanılmış olup, verilen cevaplar frekans ve yüzdeleri ile tablolar halinde yorumlanmıştır. Ankette kullanılan sorular araştırmacı tarafından hazırlanmıştır. Bu sorular 3 uzman tarafından onaylanmıştır. Çalışmanın evrenini Türkiye'deki 242 Bilim ve Sanat Merkezinde çalışan 282 müzik öğretmeni oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise 103 müzik öğretmeni oluşturmaktadır. Bilim ve Sanat Merkezleri müzik öğretmeni sayılarına ve okul bilgilerine Millî Eğitim Bakanlığı'nın resmi internet sayfasından ulaşılmıştır. İstenen bazı bilgilerin MEB resmi sayfasında bulunmaması durumunda ise, telefon görüşmesi ile adı geçen okulun idaresine ulaşılarak bilgiler elde edilmiştir. Bilim Sanat Merkezlerinde uygulanan müzik dersi programının yeterliliğine ilişkin yapılan çalışma sonucunda, öğretmenlerin çoğunluğunun programı, dersleri ve kazanımları yeterli ve uygulanabilir bulduğu ancak bir kısmının da yeterli bulmadığı sonucu ortaya çıkmıştır. Müzik alanı programını öğretmenler için açıklayıcı ve işlevsel bulmayan öğretmenlerin oranı belirleyici düzeyde olup bu da programın geliştirilmesi ve öğretmenler için daha işlevsel hale gelmesi gerektiği yönünde düşündükleri sonucunu vermiştir. Ders saati ve kazanımı yönünde olumlu ve olumsuz düşünceye sahip öğretmenlerin oranları ise benzer seviyede kalmıştır. Ayrıca Bilsem müzik alanı programının revizyona ihtiyacı olduğu ve geliştirilmesi gerektiği sonucu ortaya çıkmıştır.The same music education programme is applied in science and arts centres all over Turkey. Students receive training from expert instructors according to their interests and abilities. It is also worth noting that teachers working in these centres are admitted through competitive examinations. In this context, a study will be conducted to reveal the opinions of music educators working in science and arts centres about the music education programme. The study aims to reveal music educators' opinions about the music education programme applied in science and arts centres, and its applicability. This descriptive survey-based research study will explore these views. A 5-point Likert scale will be used to obtain quantitative data. Questionnaires were used as the data collection tool in this study, and the responses were summarised in tables showing frequencies and percentages. The questions in the questionnaire were prepared by the researcher. These were approved by three experts. The study population consists of 282 music teachers working in 242 science and art centres in Turkey. The study sample consists of 103 music teachers. Information about the number of music teachers and the schools in which they work was obtained from the official website of the Ministry of National Education. If some of the requested information was unavailable on the Ministry's website, a phone call was made. This research will be conducted with music teachers working in science and art centres. As there is usually only one BILSEM in provinces other than big cities, the number of provinces to be researched has been kept high to ensure a high number of participants. Tables and graphs will be created using the data collected during the research. These will then be evaluated and presented. The results and recommendations will be compiled and presented in the final part of the study. The study on the adequacy of the music curriculum in Science and Art Centres concluded that most teachers found the curriculum, lessons and achievements adequate and applicable. However, some teachers did not find it adequate. A decisive proportion of teachers found the music curriculum neither descriptive nor functional, resulting in the conclusion that it should be improved to make it more useful for teachers. The proportions of teachers with positive and negative opinions about lesson hours and learning outcomes remained similar. Additionally, it was concluded that the Bilsem music programme requires revision and improvement

    0

    full texts

    26,000

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    İnönü Üniversitesi Kurumsal Akademik Arşivi
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇