İnönü Üniversitesi Kurumsal Akademik Arşivi
Not a member yet
    26000 research outputs found

    The relationship between childhood traumas and psychological states of university students

    No full text
    Amaç: Çalışmanın temel amacı; üniversite öğrencilerinin çocukluk çağı travmalarının yaygınlığını, çocukluk travmasının demografik değişkenler, psikolojik belirtiler, aleksitimi ve psikolojik dayanıklılık ile ilişkisinin değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmanın evereni İnönü üniversitesinde okuyan öğrencilerden oluşmaktadır. Çalışmanın örneklemi İnönü Üniversitesinde okuyan 658 öğrenci oluşturmaktadır. Çalışmanın verileri, araştırmacı tarafından literatür taranarak hazırlanan kişisel bilgi formu, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği, Toronto aleksitimi ölçeği, kısa semptom envanteri ve yetişkinler için psikolojik dayanıklılık ölçeği ile toplanmıştır. İstatiksel test olarak karşılaştırmalarda kategorik verilerin birbiri ile ilişkisinde ki-kare testi, sürekli verilerin birbiri ile ilişkisinde pearson korelasyon testi, bağımsız gruplarda sürekli verilerin değerlendirilmesinde t testi ve one-way Anova testi ile yapılmıştır. Bulgular: Katılımcıların Çocukluk çağında travmaya maruziyet % 40.7 olarak bulunmuş en fazla maruz kalınan istismar türü Duygusal ihmal ve fiziksel istismardı. Ekonomik durumu düşük olanların daha yüksek çocukluk çağı travması bildirdikleri görülmüştür. Akademik başarısı düşük olan katılımcılar daha yüksek çocukluk çağı travması bildirmişlerdir. Erkekler fiziksel ihmal alt boyotunda kadınlardan daha yüksek puan almışlardır. Psikiyatrik tanısı olan, intihar girişimi, intihar düşüncesi olanlar daha yüksek çocukluk çağı travması, daha yüksek psikolojik semptom ve aleksitimi puanı; daha düşük psikolojik dayanıklılık puanı bildirmişlerdir. Çocukluk çağı travması ile psikolojik semptomlar, aleksitimi arasında pozitif ilişki bulunmuştur. Çocukluk çağı travması ile psikolojik dayanıklılık arasında ise negatif ilişki bulunmuştur. Sonuç: Çocukluk çağı travması yaşayan katılımcıların psikolojik dayanıklılıklarının daha düşük olduğu, psikolojik semptomlarının daha fazla olduğu görülmüştür. Anahtar Sözcükler: Aleksitimi, Çocukluk Çağı Travması, Psikolojik Dayanıklılık.Aim: The primary aim of the study is to examine the prevalence of childhood trauma among university students and to assess its associations with demographic variables, psychological symptoms, alexithymia, and psychological resilience. Material and method: The population of the study consists of students enrolled at İnönü University. The sample includes 658 students from İnönü University. Data were collected using a personal information form prepared by the researcher based on a literature review, the Childhood Trauma Questionnaire, the Toronto Alexithymia Scale, the Brief Symptom Inventory (BSI), and the Psychological Resilience Scale for Adults (PRSA). For statistical analyses, the chi-square test was used to assess relationships between categorical variables, the Pearson correlation test was used for relationships between continuous variables, and independent samples t-test and one-way ANOVA were employed to evaluate differences in continuous variables between groups." Results: Exposure to childhood trauma was found in 40.7% of the participants, with emotional neglect and physical abuse being the most frequently reported types of maltreatment. Participants with lower socioeconomic status reported higher levels of childhood trauma. Similarly, those with lower academic achievement also reported higher exposure to childhood trauma. Male participants scored higher than females on the physical neglect subscale. Participants with a psychiatric diagnosis, a history of suicide attempts, or suicidal ideation reported higher levels of childhood trauma, greater psychological symptoms and alexithymia, and lower levels of psychological resilience. A positive correlation was found between childhood trauma and both psychological symptoms and alexithymia, while a negative correlation was observed between childhood trauma and psychological resilience. Conclusion: Participants who experienced childhood trauma were found to have lower levels of psychological resilience and higher levels of psychological symptoms. Key Words: Alexithymia, Childhood Trauma, Psychological Resilience

    An evaluation on undergraduate music students' emotional perceptions towards different music types

    No full text
    Bu çalışma, lisans düzeyinde müzik eğitimi alan öğrencilerin, farklı müzik türlerine yönelik duygusal algılarını inceleyerek, onların çok yönlü müzikal kimlikler geliştirmelerine katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Farklı kültürel yapılar içinde şekillenen müzik türleri, bireylerin duygusal algıları üzerinde çeşitli etkiler yaratmak açısından önem taşımaktadır. Müzik sadece bir sanat formu olmanın ötesinde, bireylerin duygusal dünyasını etkileyen güçlü bir iletişim aracı haline gelmiştir. Bu bağlamda, Barok, Klasik, Romantik, Türk Sanat Müziği, Türk Halk Müziği, Arabesk, Pop, Rap, Rock, Mehter ve Eğitim Müziği gibi çeşitli türlerin üniversite öğrencilerinde oluşturduğu duygusal tepkiler kapsamlı bir şekilde incelenmiştir. Araştırma, hem nicel hem de nitel veri toplama tekniklerinin birlikte kullanıldığı karma yöntem yaklaşımıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmada nicel veriler; her bir türe ait bir müzik eseri dinletilerek, öğrencilerde uyandırdığı duygular 10 maddelik 5'li Likert tipi anket aracılığıyla geliştirilen ve farklı tonal yapılardaki müzik örneklerinin dinletilmesinden sonra uygulanan çoktan seçmeli sorularla elde edilmiştir. Nitel veriler ise, öğrencilerin her müzik parçasına verdikleri tepkileri ve duygusal yorumlarını daha ayrıntılı biçimde ifade etmelerine imkân tanıyan açık uçlu sorular yoluyla elde edilmiştir. Elde edilen veriler, betimsel istatistikler ile çözümlenmiş ve nicel bulgular grafikler ve tablolar halinde sunulmuştur. Araştırma sonuçlarına göre, öğrencilerin farklı müzik türlerine verdikleri duygusal tepkilerin belirgin şekilde farklılaştığını ortaya koymuştur. Majör tonlu ve ritmik eserler daha çok neşe ve enerji gibi olumlu duyguları tetiklerken; minör ve makamsal yapılar hüzün ve melankoli gibi duygularla ilişkilendirilmiştir. Nitel bulgular, bireysel farklılıkların öğretim sürecinde dikkate alınması gerektiğini vurgulamış; genel olarak müzik eğitiminin teknik becerilerin yanı sıra duygusal farkındalık ve ifade becerilerini de kapsaması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.This study aims to contribute to the development of multifaceted musical identities in undergraduate music education by examining students' emotional perceptions of different musical genres. Musical genres shaped by different cultural structures will be considered to have diverse effects on emotional perceptions. Music has become more than just an artistic formula; it has become a powerful communication tool that embodies the emotional world you will experience. In this context, the emotional reactions that occur in universities across various genres, such as Baroque, Classical, Romantic, Turkish Art Music, Turkish Folk Music, Arabesque, Pop, Rap, Rock, Mehter, and Educational Music, are intensified. The research employed a mixed-methods approach, utilizing both quantitative and qualitative data collection techniques. Quantitative data were collected through a 10-item, 5- point Likert-type questionnaire developed by having students listen to a musical piece from each genre, and the emotions it evoked were assessed using multiple-choice questions administered after listening to musical samples with different tonal structures. Qualitative data were collected through open-ended questions that allowed students to express their reactions and emotional interpretations of each piece in more detail. The data were analyzed using descriptive statistics, and the quantitative findings are presented in graphs and tables. The research results revealed that students' emotional responses to different musical genres varied significantly. While major and rhythmic pieces evoked more positive emotions such as joy and energy, minor and modal structures were associated with emotions such as sadness and melancholy. Qualitative findings emphasized the need to consider individual differences in the teaching process, and concluded that music education should encompass emotional awareness and expressive skills in addition to technical skills

    Investigating the role of the complement system in immunotherapy

    No full text
    Kanserde immunoterapi, günümüzdeki kanser tedavi yöntemlerine göre daha spesifik ve daha az yan etkiye sahip olması nedeniyle son yıllarda önem kazanmıştır. Kanser hücrelerine karşı immun sistemin güçlendirilmesi kanser immunoterapisinin ana hedefidir. Tümör immünolojisinde kompleman proteinlerinin rolü, kanserde monoklonal antikor tedavisinin uygulanması ile önem kazanmıştır. Programlanmış hücre ölümü-1 hedefleyen immun kontrol nokta inhibitör ilaçları olan Pembrolizumab ve Nivolumab metastatik küçük hücreli dışı akciğer kanserinde ikinci basamak tedavisi olarak kullanılmaktadır. Materyal ve metot: Çalışmamızda akciğer kanseri hastalarında anti-PD-1 monoklonal antikorları olan Nivolumab ve Pembrolizumabın kompleman yolaklarının üzerindeki etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Araştırmaya İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Onkoloji Hastanesinde tedavi gören ayaktan kemoterapi biriminde takip edilen 48 KHDAK hastası dahil edilmiştir. Hastaların klinik ve demografik verileri kaydedilmiştir. Çalışmamızda 24 kemoterapi sonrası Nivolumab ve Pembrolizumab alan hasta grubu ve sadece kemoterapi alan 24 hasta grubu seçilmiştir. Hastalardan toplanan serumlarda C1q, C5b ve C3a kompleman proteinlerinin seviyerleri ELISA yöntemi ile araştırılmıştır. Patoloji arşivinde bu hastalardan alınan biyopsilerde ise CD59 ekspresyonları incelenmiştir. Bulgular: Sadece kemoterapi alan hastaların serumunda C5b kompleman protein seviyesinin (105.3±38.4 pg/mL) kemoterapi sonrası monoklonal antikor alan hasta grubuna (96±21.5 pg/mL) göre daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Kemoterapi sonrası anti-PD-1 monoklonal antikor tedavisi alan hastaların serumunda C1q ve C3a kompleman protein seviyesi (33±17 ng/mL ve 552.4±380.3 pg/mL) sadece kemoterapi alan hasta grubuna (26.5±16.8 ng/mL ve 483.9±352.6 pg/mL) göre daha yüksek bulunmuştur. Kemoterapi alan hastalar ve kemoterapi sonrası antikor tedavisi alan KHDAK hasta biyopsilerinde yapılan CD59 immunohistokimya boyaması sonucunda sadece monoklonal antikor tedavisi almayan iki hastada immunekspresyon gözlendi, diğer vakalarda ekspresyon tespit edilmedi. Sonuç: İlerlemiş KHDAK tedavisinde PD-1'i hedefleyen monoklonal antikorlarla kemoterapinin kombinasyonunun kompleman proteinlerine etkisi incelendiğinde gruplar arasında anlamlı fark tespit edilmiştir. Sonuç olarak, KHDAK'da kemoterapi ve neoadjuvan immün kontrol noktası inhibitörlerinin kombinasyonunun kompleman proteinlerinin ekspresyon seviyesinde değişikliğe yol açtığı gösterilmiştir. Anahtar Kelimeler: PD-1, Monoklonal antikorlar, İmmünoterapi, Kompleman sistem, Akciğer kanseriAim: Cancer immunotherapy has gained importance in recent years because it is more specific and has fewer side effects than current cancer treatment methods. Strengthening the immune system against cancer cells is the main goal of cancer immunotherapy. The role of complement proteins in tumor immunology has gained importance with the application of monoclonal antibody therapy in cancer. Pembrolizumab and Nivolumab, immune checkpoint inhibitor drugs targeting programmed cell death-1, are used as second-line treatments in metastatic non-small cell lung cancer. Material and method: The aim of our study was to investigate the effects of anti-PD-1 monoclonal antibodies Nivolumab and Pembrolizumab on complement pathways in lung cancer patients. 48 s NSCLC patients who were treated in the outpatient chemotherapy unit of Inonu University Turgut Ozal Medical Center Oncology Hospital were included in the study. Clinical and demographic data of the patients were recorded. In our study, 24 patients who received Nivolumab and Pembrolizumab after chemotherapy and 24 controls who received only chemotherapy were selected. The levels of C1q, C5b and C3a complement proteins were investigated in the sera collected from the patients by ELISA method. CD59 expressions were examined in the biopsies taken from these patients in the pathology archive. Results: In the control group who received only chemotherapy, serum C5b complement protein level (105.3±38.4 ng/mL) was found to be higher than in the patient group who received monoclonal antibody (96±21.5 ng/mL). In the serum of patients who received anti-PD-1 monoclonal antibody treatment after chemotherapy, serum C1q and C3a complement protein levels (33±17 ng/mL and 552.4±380.3 pg/mL) were found to be higher than in the control group who received only chemotherapy (26.5±16.8 ng/mL and 483.9±352.6 pg/mL). Conclusion: When the effect of the combination of PD-1 targeting monoclonal antibodies and chemotherapy on complement proteins was examined in the treatment of advanced NSAIDs, a significant difference was found between the groups. In conclusion, it was shown that the combination of chemotherapy and neoadjuvant immune checkpoint inhibitors in NSAIDs caused changes in the expression level of complement proteins. Keywords: Monoclonal antiboedies, Immunotherapy, Complement system, Lung cancer

    Center right and women in Turkey: An examination of elected political parties

    No full text
    Bu çalışmanın esas amacını, Türkiye'de merkez sağ siyasal partilerin kadınlarla dair uygulama ve söylemlerini kamusal, ekonomik ve siyasal alanlar temelinde irdeleyerek, tarihsel ve kavramsal çerçevede kadınların bu partilerde nasıl betimlendirildiği ve tanımlandırıldığını tahlil etmek oluşturmaktadır. Bu doğrultuda sürdürülen çalışmada, nitel araştırma yöntemlerinden biri olan doküman analizi yönteminden yararlanılmıştır. Yapılan araştırma neticesinde elde edilen esas verilerden biri, kadınların merkez sağ siyasal partilerde mevcudiyetinin çoğunlukla ataerkil görev ve normlar temelinde biçimlendiğidir. Kadın figürü, genellikle aile kurumunun başlıca öğeleri, eşlik ve annelik gibi özelliklerle konumlandırılmış; kadının, kamusal, ekonomik ve siyasal etken olarak katılımı kısıtlı kaldığı görülmüştür. Parti beyanları ve programlarında kadınların temsiliyetine ilişkin birtakım söylemler görülmekle beraber, bu söylemler genel itibariyle simgesel olarak seyretmiş; kadınların karar alma mekanizmalarına ve yönetimlerine aktif katılımına zemin hazırlayacak kurumsal reformlardan eksik bırakılmıştır. Bu kapsamda, kadınların merkez sağ siyasal özne olma durumu sadece simgesel seviyede kaldığı görülmekte, aktif bir kadın katılımından daha çok katkı sağlayan ve pasif görevlerle kısıtlandırıldığı görülmektedir. Çalışmanın dikkat çektiği bir diğer mühim veri, kadınlara dair uygulanan siyasaların, genellikle kadın-erkek eşitliği bakış açısından daha çok muhafazakâr normlar ve aile kurumunun esaslı rolleri kapsamında öne çıkarıldığıdır. Nitekim, merkez sağ partilerde kadının kamusal, ekonomik ve siyasal alandaki mevcudiyeti; sayısal seviyede yükselse de kalitatif olarak kısıtlı bir temsiliyetle konumlandırılmakta, kadınların yönetim süreçlerine aktif bir şekilde dahil olmalarını biçimlendirememektedir. Kadınlara ilişkin yürütülen siyasalar genellikle geleneksel normlar ve muhafazakâr değerler kaynağında oluşturulmakta; bu durum, kadın-erkek eşitliğini sağlamlaştıracak kapsayıcı bir değişime ket vurmaktadır. Anahtar Kavramlar: Merkez Sağ, Kadın, Toplumsal Cinsiyet EşitliğiThe main purpose of this study is to analyze the practices and discourses of center-right political parties in Turkey regarding women on the basis of public, economic and political spheres, and to analyze how women are described and defined in these parties within a historical and conceptual framework. In this context, the study utilizes historical and descriptive research methods. One of the main data obtained as a result of the research is that the presence of women in center-right political parties is mostly shaped on the basis of patriarchal duties and norms. The female figure is generally positioned with characteristics such as the main elements of the family institution, wifehood and motherhood; it has been observed that women's participation as a public, economic and political factor has remained limited. Although there are some discourses regarding the representation of women in party declarations and programs, these discourses have generally been symbolic; they have been left without institutional reforms that would pave the way for women's active participation in decision-making mechanisms and administrations. In this context, it is seen that women's status as center-right political subjects has remained only at a symbolic level, and it is seen that they are restricted with passive duties that contribute more than active female participation. Another important data that the study draws attention to is that the policies implemented regarding women are generally highlighted within the scope of conservative norms and the essential roles of the family institution rather than from the perspective of gender equality. Indeed, in center-right parties, the presence of women in the public, economic and political spheres; although increasing numerically, is positioned with a limited representation in qualitative terms, and cannot shape the active participation of women in the governance processes. The policies implemented regarding women are generally formed on the basis of traditional norms and conservative values; this situation hinders an inclusive change that will strengthen gender equality. Key Words: Center Right, Women, Gender Equalit

    Analyzing mathematics teachers' awareness levels of digital transformation in relation to demographic variables

    No full text
    Eğitimde dijital dönüşümün etkili şekilde gerçekleşebilmesi, sadece teknolojik araçların kullanılmasından ibaret değildir; bu dönüşümün tüm kurum birimleri tarafından anlaşılması, benimsenmesi ve kurum kültürünün bir parçası hâline getirilmesi gerekir. Bu süreçte öğretmenlerin dijital becerilere sahip olması ve bu alanda kendilerini yeterli hissetmeleri büyük önem taşımaktadır. Çünkü öğretmenler, öğrencilere model olmanın yanı sıra dijital araçları etkili kullanarak öğrenme süreçlerini yönlendiren temel aktörlerdir. Bu nedenle dijital dönüşüm sürecinin eğitim alanında iyi yönetilmesi ve tüm paydaşların bu konuda farkındalığının artırılması gerekmektedir. Dijital çağda değişen toplumsal ve teknolojik yapılar, matematiksel okuryazarlık ve dijital dönüşüm farkındalığının önemini artırmıştır. Bu bağlamda gerçekleştirilen bu araştırma, matematik öğretmenlerinin dijital dönüşüm farkındalık düzeylerini belirlemeyi ve bu farkındalıkların demografik değişkenlere göre anlamlı bir farklılık gösterip göstermediğini incelemeyi amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda nicel araştırma yöntemi tercih edilmiştir. İlişkisel tarama modeliyle desenlenen araştırma, 2024–2025 eğitim-öğretim yılında Millî Eğitim Bakanlığı'na bağlı görev yapan 876 matematik öğretmeni ile yürütülmüştür. Veriler, bu araştırma kapsamında araştırmacı tarafından geliştirilen "Matematik Öğretmenlerinin iv Dijital Dönüşüm Farkındalık Ölçeği" ile toplanmış; analiz sürecinde AFA, DFA, normallik testleri, t-testi ve ANOVA analizleri uygulanmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, öğretmenlerin dijital dönüşüm farkındalık düzeylerinin genel olarak yüksek olduğu görülmüştür. Cinsiyet, yaş, mesleki kıdem, kurum türü, eğitim düzeyi, günlük internet kullanımı ve dijital teknoloji yeterlik düzeyine göre anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir. Bu bulgular doğrultusunda, öğretmenlerin dijital dönüşüm sürecine daha etkin katılımlarını sağlamak amacıyla hizmet içi eğitimlerin ve uygulamalı seminerlerin artırılması, lisansüstü program içeriklerinin dijital pedagojik yeterlikleri destekleyecek şekilde güncellenmesi ve dijital araçların pedagojik bağlamda daha etkili kullanımına yönelik politikaların geliştirilmesi önerilmektedir.Effective digital transformation in education requires more than the mere adoption of technological tools; it must be thoroughly understood, embraced, and integrated into the institutional culture by all stakeholders. Teachers play a pivotal role in this process, serving not only as role models for students but also as key agents who guide learning processes through the effective use of digital tools. Therefore, strengthening teachers' digital competencies and confidence is essential. In the digital era, evolving social and technological dynamics have further elevated the importance of mathematical literacy and digital transformation awareness. This study aims to determine mathematics teachers' digital transformation awareness levels and to examine whether these levels differ significantly according to demographic variables. A quantitative research design, specifically the correlational survey model, was employed. The research was conducted during the 2024–2025 academic year with 876 mathematics teachers working in schools affiliated with the Ministry of National Education. Data were collected using the "Digital Transformation Awareness Scale for Mathematics Teachers," developed by the researcher, and analyzed through exploratory factor analysis (EFA), confirmatory factor analysis (CFA), normality tests, independent samples t-tests, and one-way ANOVA. Findings revealed that teachers' overall digital transformation awareness levels were high, with significant differences observed in relation to gender, age, professional experience, school type, daily internet usage, and perceived competence in digital vi technologies. It is recmmended to expand in-service training and practical workshops, revise graduate curricula to enhance digital pedagogical competencies, and develop policies that promote the effective pedagogical integration of digital tools

    Churches and mosques in Anatolian cities according to Evliya Çelebi's Travel

    No full text
    Evliya Çelebi, Osmanlı İmparatorluğu'nun duraklama döneminde mevcut coğrafyanın çoğu yerine seyahatler yapmış, kaleme aldığı 10 ciltlik Seyahatname adlı eseri ile dünyaca ünlü bir seyyahdır. Seyahatname'nin bu hususiyeti itibariyle biz de bu çalışmamızda XVII. asırda Anadolu topraklarında yer alan dinî kurumlardan camii, mescit ve kilise yapılarını kaleme aldık. Çalışmamızın ilk bölümünde öncelikle, Seyahatname'de geçen Anadolu şehirlerinin tarihçeleri hakkında bilgiler sunulmuştur. İkinci bölümünde, Evliya Çelebi'nin Anadolu'da seyahat ettiği tüm güzergâhlardaki cami yapıları, mimarisi, kullanılan malzemeleri, kimin yaptırdığı ve camilerin tarihi gelişimi hakkında bilgiler verilmiştir. Üçüncü bölümde, Anadolu coğrafyasında bulunan mescitler ile mescitlerin tarihi gelişim sürecinden bahsedilmiştir. Dördüncü bölümünde ise Anadolu coğrafyasında bulunan kiliselerin isimleri, mimarisi, sayısı, kaç tane din görevlisinin bu ibadethanelere hizmet ettiği, kiliseler arasında gayrimüslim halk için önemli olanları nedenleri hakkında bilgiler verilerek çalışma nihayete erdirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Evliya Çelebi, Seyahatname, Anadolu, Kilise, Mescit, CamiEvliya Çelebi is a world-famous traveler who traveled to most parts of the current geography during the stagnation period of the Ottoman Empire and wrote his 10-volume book Seyahatname. Due to this feature of Travelogue, we will focus on the XVII. We wrote about mosques, masjids and churches among the religious institutions in Anatolia in the 17th century. In the first part of our study, information about the history of the Anatolian cities mentioned in Seyahatname is presented. In the second part, information is given about the mosque structures, architecture, materials used, who built them and the historical development of the mosques on all the routes Evliya Çelebi traveled in Anatolia. In the third chapter, the masjids in the Anatolian geography and the historical development process of masjids are mentioned. In the fourth part, the study was concluded by giving information about the names, architecture, number of churches in the Anatolian geography, how many religious officials served these places of worship, and the reasons why they were important for the non-Muslim people among the churches. Keywords: Evliya Çelebi, Seyahatname, Anatolia, Church, Masjid, Mosqu

    Investigation of circadian clock genes in the pathogenesis of periodontal disease

    No full text
    Amaç: Sirkadiyen ritim doku ve hücrelerin fizyolojik aktivitelerini düzenleyen bir döngüdür. Sirkadiyen ritimdeki düzensizliklerin otoimmün hastalıklar ve kanser gibi çeşitli hastalıklarla ilişkili olduğu gösterilmiştir. Bu çalışmanın amacı benzer uyku döngüsüne fakat farklı periodontal hastalığa sahip bireylerin dişeti dokusunda, sirkadiyen ritim ile ilişkili yapıların gen ve protein düzeyini inceleyerek periodontal hastalığın sirkadiyen ritim üzerine olan etkilerini araştırmaktır. Materyal ve Metot: Çalışmaya sistemik olarak sağlıklı ve sigara kullanmayan, benzer uyku düzenine fakat farklı periodontal hastalığa sahip 60 birey (periodontal olarak sağlıklı [n=20; 10 erkek ve 10 kadın], gingivitis [n=20; 10 erkek ve 10 kadın] ve periodontitis [n=20; 10 erkek ve 10 kadın]) dahil edilmiştir. Katılımcılardan toplanan dişeti örneklerinde sirkadiyen ritim ile ilişkili yapılardan BMAL1, CLOCK, CRY1, CRY2, Per1, Per2, Per3, Rev-Erb-?, ROR-?'nın gen ve protein düzeyleri Western Blot ve RT-qPCR ile analiz edilmiştir. İnflamasyonla ilişkili yapılar IL-1?, IL-6, TNF-?, NF-?B, IFN-?, RANKL ve OPG gen ekspresyon düzeyleri RT-qPCR yöntemiyle analiz edilirken, IL-1? ve IL-6 protein seviyeleri ELISA ile saptanmıştır. Bulgular: Periodontitisli hastalarda dişetinde CLOCK ve Per3 gen ve protein düzeyleri anlamlı oranda yüksek; CRY1, CRY2, Per1, Per2 ve Rev-Erb-? gen ve protein düzeyleri ise düşük bulunmuştur (p<0.05). İnflamatuar yapılardan IL-1?, IL-6, TNF-?, NF-?B ve IFN-? ile CLOCK ve Per3 arasında pozitif bir korelasyon saptanırken, aynı yapılar ile CRY1, CRY2, Per1, Per2 ve Rev-Erb-? arasında ise negatif bir korelasyon saptanmıştır (p<0.05). Sonuç: Periodontitis varlığı, benzer uyku döngüsüne sahip bireylerin dişetindeki sirkadiyen saat gen ve protein ekspresyonunu değiştirerek sirkadiyen ritmi bozabilir. Sirkadiyen saat genleri periodontal hastalıklardaki inflamatuar süreçlerle etkileşimde olabilir. Anahtar Kelimeler: CRY1, İnflamasyon, Sirkadiyen Ritim, Saat Genleri, Periodontitis, Per1Investigation of Circadian Clock Genes in the Pathogenesis of Periodontal Disease Objective: The circadian rhythm regulates the physiological activities of tissues and cells. Disruptions in the circadian rhythm have been linked to diseases such as autoimmune disorders and cancer. This study aims to investigate the effects of periodontal disease on circadian rhythm by examining the gene and protein levels of circadian rhythm-related structures in the gingival tissue of individuals with similar sleep cycles but different periodontal diseases. Materials and Methods: The study included 60 systemically healthy, non-smoking individuals with similar sleep patterns but different periodontal diseases (periodontally healthy [n=20; 10 men and 10 women], gingivitis [n=20; 10 men and 10 women], periodontitis [n=20; 10 men and 10 women]). Gene and protein levels of circadian rhythm-related structures BMAL1, CLOCK, CRY1, CRY2, Per1, Per2, Per3, Rev-Erb-?, ROR-? in gingival samples were analyzed by Western Blot and RT-qPCR. Inflammation-related markers IL-1?, IL-6, TNF-?, NF-?B, IFN-?, RANKL, and OPG were analyzed by RT-qPCR, and IL-1? and IL-6 protein levels by ELISA. Results: In periodontitis patients, CLOCK and Per3 gene and protein levels were significantly higher, while CRY1, CRY2, Per1, Per2, and Rev-Erb-? were lower (p<0.05). Inflammatory parameters IL-1?, IL-6, TNF-?, NF-?B, and IFN-? were positively correlated with CLOCK and Per3, but they negatively correlated with CRY1, CRY2, Per1, Per2 and Rev-Erb-? (p <0.05). Conclusion: Periodontitis may disrupt the circadian rhythm by altering circadian clock gene and protein expression in the gingiva. Circadian clock genes may interact with inflammatory processes in periodontal diseases. Keywords: Circadian Rhythm, Clock Genes, CRY1, Inflammation, Per1, Periodontiti

    Social innovation in public institutions and organizations: A research on perceptions of managers

    No full text
    Küreselleşen dünyada savaş, göç ve sosyoekonomik adaletsizlik gibi sorunlara çözüm bulmak için geleneksel yöntemlerin yeterli olmadığı görülmektedir. Sürdürülebilir ve yenilikçi yaklaşımlara olan ihtiyaç giderek artmakta, sosyal inovasyon önemli bir araç olarak öne çıkmaktadır. Sosyal inovasyon, toplumsal sorunlara iş birliği içerisinde etkili çözümler sunarak kamu kurum ve kuruluşlarının hizmetlerini daha kapsayıcı ve sürdürülebilir bir şekilde organize etmesine katkıda bulunur. Aynı zamanda, kamu hizmetlerinin etkinliğini artırarak toplulukların uzun vadeli kalkınmasına destek olur. Kamu için sosyal inovasyonun önemi, hem toplumsal faydayı artırması hem de hizmetlerin daha verimli sunulmasını sağlamasında yatmaktadır. Sosyal inovasyon, kamu kurumlarının yalnızca politika geliştiren değil, aynı zamanda toplumsal değişimi yönlendiren bir aktör haline gelmesini sağlar. Bu yaklaşım, yerel toplulukları sürece dâhil ederek, vatandaşlarla kamu kurumları arasında güven inşa edilmesine ve sosyal inovasyonların hayata geçiren sosyal girişimlerin desteklenmesine olanak tanır. Bu çalışma, Türkiye'deki kamu kurum ve kuruluşlarında görev yapan yöneticilerin sosyal inovasyon kavramına yönelik algılarını anlamayı ve bu alandaki mevcut uygulamaları analiz etmeyi amaçlamaktadır. Çalışma kapsamında, inovasyon ve sosyal inovasyon kavramları hakkında bilgi verilmiş, kamu kurum ve kuruluşlarında uygulanan sosyal inovasyon türleri örneklerle açıklanmıştır. Malatya'da görev yapan 20 kamu yöneticisiyle yapılan derinlemesine görüşmelerin analizine dayanan araştırmada, kamu yöneticilerinin sosyal inovasyon algısına ilişkin temalar belirlenmiş ve farkındalığın artırılmasına yönelik çözüm önerileri sunulmuştur. Bulgular, sosyal inovasyonun toplumsal faydayı artırmada ve sürdürülebilir kalkınma amaçlarına ulaşılmasında stratejik bir araç olduğunu ortaya koymaktadır. Bu çerçevede, kamu kurum ve kuruluşlarının sosyal inovasyona önem vermesi, toplumsal sorunların çözümünde ve halkın refah düzeyinin artırılasında kritik rol oynamaktadır.In a globalizing world, traditional methods are increasingly seen as insufficient to address challenges such as war, migration, and socioeconomic inequalities. The need for sustainable and innovative approaches is growing, and social innovation emerges as a significant tool. Social innovation contributes to organizing the services of public institutions and organizations in a more inclusive and sustainable manner by offering effective, collaborative solutions to societal issues. Furthermore, it supports the long-term development of communities by enhancing the efficiency of public services. The importance of social innovation for the public sector lies in its ability to both increase societal benefits and ensure more efficient service delivery. Social innovation enables public institutions to become not only policymakers but also drivers of social change. This approach fosters trust between citizens and public institutions by involving local communities in the process and supports the implementation of social innovations through the promotion of social enterprises. This study aims to understand the perceptions of managers working in public institutions and organisations in Turkey towards the concept of social innovation and to analyse current practices in this field. Within the scope of the study, information about the concepts of innovation and social innovation is given and the types of social innovation applied in public institutions and organisations are explained with examples. Based on the analysis of in-depth interviews with 20 public administrators working in Malatya, themes related to the perception of social innovation by public administrators were identified and solution suggestions for raising awareness were presented. The findings reveal that social innovation is a strategic tool in increasing social benefit and achieving sustainable development goals. In this framework, the importance given to social innovation by public institutions and organisations plays a critical role in solving social problems and increasing the welfare level of the public

    Use of electrode modified with metal-added organic complex for enzyme - free glucose determination

    No full text
    Bu çalışmada alkali ortamdaki glikozun doğrudan tayini amacıyla, organik kompleks modifiye elektrot ve TiO2 takviyeli organik kompleks modifiye elektrot hazırlanmıştır. Hazırlanan modifiye elektrotların sensör performansı üzerine, elektrolit tipi, modifiye bileşik derişimi, film kalınlığı, elektrot tipi ve nanomateryal bileşimi gibi parametrelerin etkisi sistematik olarak irdelenmiş ve herbir parametre optimize edilmiştir. Film modifiye elektrot ile optimize edilmiş Film-TiO2 modifiye elektrodun glikoza karşı duyarlı olduğu ve özellikle Optimize Film-TiO2 modifiye elektrodun amperometrik yanıt karakteristiklerinin oldukça tatminkâr olduğu gözlenmiştir. Ayrıca; Optimize Film-TiO2 modifiye elektrodun (sensör), elektroaktif ve elektroinaktif interferantlar varlığında glikoza karşı oldukça seçici olduğu, kısa yanıt süresine, yüksek tekrarlanabilirliğe ve tatminkâr bir doğrusallığa sahip olduğu bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Glikoz, metal katkılı organik kompleks, elektrotIn this work, organic complex-modified electrode and TiO2 reinforced organic complex- modified electrode have been prepared for the direct determination of glucose in alkaline medium. The effect of parameters such as electrolyte type, concentration of modified compound, film thickness, electrode type and nanomaterial composition on the sensor performance of the prepared modified electrodes has been systematically examined and each parameter optimized. It has been observed that the film modified electrode and the optimized Film-TiO2 modified electrode were sensitive to glucose, and especially the amperometric response characteristics of the optimized Film-TiO2 modified electrode were quite satisfactory. Moreover, it has been found that the optimized Film-TiO2 modified electrode (sensor) was highly selective against glucose in the presence of electroactive and electroinactive interferents, had a short response time, high reproducibility and satisfactory linearity. Keywords: Glucose, metal doped organic complex, electrod

    The levels of being in Plotinus and Ibn Arabi

    No full text
    Yeni-Platonculuk, Antik Yunan felsefesinin son büyük sistemi olarak kabul edilir ve kurucusu Plotinos, sadece döneminin değil, sonraki yüzyılların düşünce dünyasını da derinden etkilemiştir. Bu anlayışla birlikte felsefe, bireysel erdemlerden çok varlık, Tanrı ve ruh gibi metafizik konulara yönelmiştir. Plotinos'un felsefesi, yalnızca akılla değil, sezgi ve mistik tecrübeyle de şekillenir. Onun "Bir"den başlayarak Akıl, Ruh ve Madde'ye doğru ilerleyen sudûr düzeni, evrenin tek bir kaynaktan nasıl türediğini açıklayan özgün bir model sunar. İbn Arabî ise İslam düşüncesi içinde hem tasavvufi hem de felsefi yönüyle öne çıkan en önemli isimlerden biridir. O da evreni katmanlı bir varlık düzeni içinde değerlendirir; ancak bu düzende varlık yalnızca Allah'a aittir. Görünen âlem, O'nun farklı düzeylerdeki tecellilerinden ibarettir. Bu yönüyle İbn Arabî'nin düşüncesi ile Plotinos arasında bazı benzerlikler bulunsa da, İbn Arabî'nin özellikle Hakk'ın irade sahibi olduğunu ve evreni bilinçli olarak yarattığını vurgulaması, önemli bir ayrım oluşturur. Bu çalışmanın amacı, Plotinos ve İbn Arabî'nin varlık mertebeleri anlayışlarını karşılaştırmalı olarak incelemektir. Her iki düşünür, varlığı aşkın bir kaynaktan başlayarak aşamalı bir yapıda açıklamaktadır. Ancak bu mertebelerin nasıl işlediği, nasıl bir ontolojik anlam taşıdığı konusunda aralarında önemli farklar bulunmaktadır. Tezde, hem iki düşünürün varlık sistemi ayrı ayrı ele alınmakta hem de her mertebede benzerlikler ve farklılıklar belirlenerek yorumlanmaktadır. Özellikle "Bir" ile "Lâ-taayyün", "Akıl" ile "A'yân-ı Sâbite" gibi kavramlar üzerinden yapılan analizler, bu benzerliğin yüzeyde mi kaldığını, yoksa yapısal bir ortaklık mı taşıdığını göstermeyi amaçlamaktadır. Bu karşılaştırmanın önemi, iki farklı düşünürün, varlık anlayışı üzerinden nasıl bir ontoloji kurduğunu ortaya koymasında yatmaktadır. Çalışma, bu iki büyük düşünce sisteminin benzer sorulara nasıl cevaplar verdiğini görmek, ortak kavramları nerede buluşturup nerede ayırdıklarını incelemek açısından anlamlı bir katkı sunmayı hedeflemektedir.Neoplatonism is regarded as the last great system of Ancient Greek philosophy, and its founder, Plotinus, profoundly influenced not only his own era but also the intellectual landscape of later centuries. With this approach, philosophy shifted its focus from individual virtues to metaphysical topics such as being, God, and the soul. Plotinus's philosophy is shaped not only by reason but also by intuition and mystical experience. His original model of emanation, which proceeds from the One through Intellect (Nous), Soul, and finally to Matter, offers an explanation of how the universe derives from a single source. Ibn Arabi, on the other hand, is one of the most prominent figures in Islamic thought, notable for both his mystical and philosophical contributions. He also considers the universe to consist of a layered ontological order; however, in his view, true being belongs solely to God. The visible world is nothing but the manifestations (tajalli) of Him at different levels. Although there are some similarities between Ibn Arabi's thought and that of Plotinus in this respect, Ibn Arabi's emphasis on the Divine Will and the conscious act of creation marks a significant distinction. The purpose of this study is to comparatively examine the conceptions of the degrees of existence in the philosophies of Plotinus and Ibn Arabi. Both thinkers explain being through a hierarchical structure beginning with a transcendent source. However, there are key differences in how these levels function and what ontological significance they bear. The thesis addresses each thinker's metaphysical system separately and then analyzes the similarities and differences at each level. Special attention is given to the parallels between concepts such as the One and La-taayyün (non-delimited Being), or Nous (Intellect) and A'y?n al-th?bita (immutable archetypes), in order to determine whether the resemblance between their ideas is merely superficial or structurally substantial. The importance of this comparison lies in its ability to reveal how these two distinct thinkers construct an ontology based on their understanding of being. The study aims to provide a meaningful contribution by examining how these major metaphysical systems respond to similar questions and where they converge or diverge in their use of key concepts

    0

    full texts

    26,000

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    İnönü Üniversitesi Kurumsal Akademik Arşivi
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇