Başkent University

Baskent University Institutional Repository
Not a member yet
    1983 research outputs found

    Lateral ayak bileği yaralanması olan kişilerde esnek ve esnek olmayan bantlama uygulamalarının sıçrama sonrası yere inişte ayak bileği kinematiği üzerine etkinliğinin karşılaştırılması

    No full text
    Bu çalışmanın amacı tek taraflı lateral ayak bileği yaralanması öyküsü olan kişilerde etkilenmiş ayak bileğine uygulanan esnek ve esnek olmayan bantlama uygulamalarının sıçrama sonrası yere inişte ayak bileği eklemi üzerindeki etkisini kinematik olarak karşılaştırmaktır. Tek taraflı lateral ayak bileği yaralanması öyküsü olan 24 kişi, 30 cm yükseklikteki platformdan tek ayak üstüne iniş yaptırılarak ayak bileği kinematik analizi üç boyutlu yüksek hızlı kamera sistemiyle gerçekleştirildi. Aynı analiz yaralanma geçirmiş ayağa esnek (kinezyo bantlama) ve esnek olmayan bantlama (atletik bant) yapılarak tekrarlandı. Hiçbir bantlama yapılmadan gerçekleştirilen inişte yere ilk temasta ve ilk temastan sonraki ilk 150 ms’ de etkilenen ayağın inversiyon açı değerinin etkilenmeyen ayaktan daha küçük olduğu ve farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu görülmüştür (p=0,03967, p=0,04250). Etkilenen ayakta esnek bantlama, esnek olmayan bantlama uygulaması sonrası ve hiçbir bantlama uygulaması yapılmadan gerçekleştirilen üç farklı yere inişte ilk temas, tam temas ve ilk temastan sonraki ilk 150 ms’ de ayak bileği kinematik değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmedi. Çalışmanın sonuçları, esnek ve esnek olmayan bantlama uygulamalarının sıçrama sonrası yere iniş sırasında ayak bileğinin stabilizasyonunda yeterli olmayabileceğini ve bant uygulama teknik ve materyallerinin kinematik açıdan farklı olmadığını göstermektedir. Ayak bileği yaralanması geçiren bireylerde özellikle sportif aktivite sırasında bantlama uygulaması yapılsa dahi yaralanma ile ilgili kinematik risk faktörlerinin devam ettiği göz önüne alınmalıdır. The aim of this study was to evaluate the effect of elastic and inelastic banding applications on the kinematic of the ankle joint in drop landing in patients with a history of unilateral lateral ankle. 24 people with a history of unilateral lateral ankle injury were descended from a platform of 30 cm height on one foot and ankle kinematic analysis was performed with a three-dimensional high-speed camera system. The same analysis was repeated by performing elastic (kinesio taping) and inelastic banding (athletic tape) on the injured foot. In the descent performed without any banding, the inversion angle value of the affected foot was smaller than the unaffected foot and the difference was statistically significant (p = 0.03967, p = 0.04250). There was no statistically significant difference in ankle kinematic values at the first contact, full contact and first 150 ms after the first contact after landing in three different places after elastic banding, inelastic banding and without any banding. The results of the study show that elastic and inelastic banding applications may not be sufficient to stabilize the ankle during landing after splashing and that the band application techniques and materials are not kinematically different. It should be taken into consideration that the kinematic risk factors related to injury persist in individuals with ankle injury, even if taping is performed during sports activity

    Ölüm bilincine yönelik düşünceler bağlamında macbeth'in sinemadaki izdüşümlerine ilişkin bir inceleme

    No full text
    İnsan, ölüme yazgılı bir varlıktır. Ölüm, yaşamın kendisi kadar nihaidir. İnsan yaşamında ölümün böylesine etkin bir konumunun olması, onun tüm eylemlerini etkileyerek, kimliğinin bir parçasını oluşturur. Var oluşun tam merkezinde yer alan bu olgu, yaşamın yaşanmaya değer olup olmadığı üzerine de bir sorgulamayı açık hale getirir. Yaşamın geçiciliği ve insanın sonluluğu, dünyada gerçekleştirilen eylemlerin bir anlamsızlığa dönüşmesine sebep olur. Her gün benzer eylemleri sürdüren, diğer insanlarla ortak anlamlar yaratmak için çabalayan bireyler kısır bir döngünün de içine hapsolur. Fakat tam da bu sorgulamanın ardından doğan bilinçle yaşamın anlamlı kılınması için bir adım atılma şansı yakalanır. Çünkü yaşamın geçiciliğinin farkında olarak yaşamak, dünyada bir anlam ortaya koymak için insana bir neden verir. Bunun aksi gerçekleştiğinde ve bir gerçeklik olan ölüm göz ardı edildiğinde, insanlar dünyada kalıcı bir anlam taşımayan dünyevi maddelerin izinde, varoluşlarını bir hiçliğe doğru sürüklerler. Böylece yaşamlarındaki sıradan, anlamsız eylemlerin izinden gitmeyi ve varoluşlarını haklı çıkarmayı başaramazlar. Oysaki yaşam geçici ve insan ölümlü olduğuna göre insan tam da yaşadığı yer ve zaman içerisinde eylemlerini anlamlı kılmanın ve yaşamı haklı çıkarmanın bir yolunu bulmalıdır. Ölüm bilincine sahip olmak bu anlamda önemlidir. Ölüm ile birlikte insan sınırlı olan var oluşunu etkin kılarak, ortaya kalıcı anlamlar çıkarmanın bir yolunu bulur. Kendini ancak ölümün bilincine vararak aşabilir. Buradan hareketle tez çalışmasında, öncelikli olarak, düşünce tarihi boyunca ölüm bilincine dair fikirler ortaya koymuş filozofların düşüncelerinden yararlanılmıştır. Bu düşüncelerin izinden gidilerek ilkin Shakespeare’in Macbeth tragedyası üzerinden ve sonrasında Macbeth’in film uyarlamaları üzerinden gidilerek ölüm bilincinin, varoluş üzerindeki önemi, detaylı bir şekilde incelenerek açıklanmaya çalışılmıştır. Human is a creature who is predestined to death. Death has a place in human's life as the truth which is as real and inevitable as the life itself. Since death has such an active position in human's life, by affecting all of his actions, death becomes a part of his identity. This phenomenon which is in the center point of existence opens up an questioning on whether life is worth for living or not. The passing of life and the end of man causes all actions in world to turn into absurdity. Individuals who continue to do the same acts everyday and struggle to create common meanings with others are imprisoned in this vicious circle. Albeit, after at the very time of this questioning rises a new awareness which makes it possible to seize a chance to take a step towards a meaningful life. Because to live life with the awareness of it's passing gives man a reason to present a meaning.Since life is temporal and man is mortal, a man has a chance to have meaningful actions in the time and locations of his own and to justify his life. If the opposite happens, death as a reality is ignored, people drag their existence towards nothingness for the temporal wordly materials which have no meanings. Thus they go after the ordinary and meaningless actions and they cannot justify their existence. To have the consciousness of death is important in this matter. With death, man activates his limited existence, he finds out a way to create permanent meanings. He can only transcend himself with the consciousness of death. Thus in this thesis, first of all the ideas of philosophers on the consciousness of death throughout intellectual history are utilized, after then through Shakespeare’s Macbeth the effect of the consciousness of death on people has been studied in a detailed manner by the reflection of literary works and the pictures

    Yerinde ve taşıma sistemi ile sunulan yemek hizmetlerinde menülerin besin çeşitliliği, maliyet ve tüketici memnuniyeti yönünden değerlendirilmesi

    Full text link
    Bu çalışma, yerinde ve taşıma sistemi ile sunulan yemek hizmetlerinde menülerin besin çeşitliliği, maliyet ve tüketici memnuniyeti yönünden değerlendirmek amacıyla yürütülmüştür. Ankara’da Yenimahalle ilçesindeki bir catering firmasının yerinde ve taşıma sistemi ile hizmet alan 19-82 yaş aralığında, yaş ortalaması 36.2±10.41 yıl olan 170’i (%84.2) erkek, 32’si (%15.8) kadın birey olmak üzere toplam 202 işçi ile gerçekleştirilmiştir. Yerinde ve taşıma sistemli yemek hizmetlerinde sunulan menüler, besin çeşitliliği ve maliyet açısından değerlendirilmiş, işçilere sunulan menülerden memnuniyet düzeyleri, memnuniyet anketi ile saptanmıştır. Taşıma mutfak menülerinde yeşil yapraklı sebze ve ayran, süt, şeker, bal, reçel vb. sıklığının yerinde mutfaktaki menülerden daha fazla olduğu saptanmıştır. Menülerin enerji değeri yerinde mutfak için 2598.35 kkal ve taşıma mutfak için 3465.65 kkal olarak belirlenmiştir. Karbonhidrat miktarı yerinde mutfakta 228.05 g, taşıma mutfakta 316.45 g iken, enerjiden gelen katkıları sırasıyla %35.6 ve %37.29 olarak bulunmuştur. Menülerin protein içerikleri yerinde mutfak için 86.95 g (%13.83), taşıma mutfak için 104.89 g (%12.43) olarak saptanmıştır. Yağ içerikleri yerinde mutfakta 146.72 g (Enerjinin %50.6’sı), taşıma mutfakta ise 195.4 g (Enerjinin 50.3’ü) olarak bulunmuştur. Menülerin kolesterol miktarları; yerinde mutfakta 355.70 g iken, taşıma mutfakta 501.45 g olarak saptanmıştır. Posa miktarı yerinde mutfakta 16.4 g, taşıma mutfakta 32.14 g olarak bulunmuştur. A vitamini yerinde mutfakta 1003.65 μg iken, taşıma mutfakta 2018.16 μg olduğu saptanmıştır. C vitamin miktari ise yerinde mutfakta 117.315 g, taşıma mutfakta 281.29 g olarak bulunmuştur (p<0.05). Kalsiyum miktarı yerinde mutfakta 858.69 mg iken, yerinde mutfakta 1176.77 mg, demir miktarları ise; sırasıyla 13.24 mg ve 17.72 mg olarak bulunmuştur. Tüm makro ve mikro besin öğeleri için iki sistem arasında fark önemli bulunmuştur (p<0.05). Menülerin maliyetleri değerlendirildiğinde, yerinde mutfakta sunulan sabah kahvaltısı 2.12 TL iken, taşıma mutfakta 3.75 TL’dir. Bireylerin 113’ü yerinde mutfak, 89’u taşıma mutfak hizmetten yararlanmaktadır. Çalışmada yerinde mutfak hizmetinden yararlananların %65.5’i mavi yaka, %34.5’i beyaz yaka iken, taşıma mutfak hizmetinden yararlananların ise %49.4’ü mavi yaka, %50.6’sı beyaz yaka olduğu saptanmıştır. Yerinde mutfak hizmetinden yararlanan işçilerin genel olarak menüleri %70.8’i iyi olarak değerlendirilirken, taşıma mutfak hizmetinden yararlanan işçilerin %31.5’i iyi, %50.6’sı orta olarak değerlendirilmiştir. Yerinde mutfak hizmetinden yararlanan işçilerin BKİ’si (25.6±3.18) ile taşıma mutfak hizmetinden yararlanan işçilerin BKİ’si (26.0±4.02) arasında önemli bir fark bulunmamıştır. Genel olarak menülerden memnuniyet oranları iki grup arasında fark bulunmuştur (p<0.05). Yerinde mutfak hizmetinden yararlanan işçilerin yemek çeşitliliğini, çorba tadını, kıvamını, içeriğini; et sıcaklığını, tadını, yağ miktarının; pilav makarna ve böreklerin sunumunu, sıcaklığını, tadını, yağını, içeriğini; sebze ve baklagil yemeklerinin sunumunu, sıcaklığını, tadını, yağını, içeriğini; soğuk ve zeytinyağlı yemeklerinin sunumunu ve içeriğini; salata ve tatlıların sunumunu, tadını, tazeliğini, hizmet akışını iyi bulma oranları önemli düzeyde fazla bulunmuştur. Yerinde mutfak hizmetinden yararlanan işçilerin yemekhanedeki hizmet akışını, servis kaplarının temizliği ve servis tepsilerinin temizliğini iyi bulma oranları önemli düzeyde fazla bulunmuştur (p<0.05). Yerinde ve taşıma mutfak sistemli yemek hizmetlerinin avantaj ve dezavatajları göz önüne alınarak firmalara uygulanmalı, besin çeşitliliği, maliyet kontrolü ve müşteri memnuniyeti gözetilerek menü planlaması yapılmalıdır. This study was conducted in order to evaluate the menus in terms of food variety, cost and consumer satisfaction in centralized and decentralized system. The study was carried out with 202 workers (170 (84.2%) males and 32 (15.8%) females) who were between 19-82 years of age and also the average age of the workers was 36.2±10.41 years and receiving service from a catering company in Yenimahalle district in Ankara. The menus offered in the centralized and decentralized system catering services were evaluated in terms of food variety and cost, and satisfaction levels of the menus offered to the workers were determined by satisfaction survey. The frequency of green leafy vegetables and buttermilk, milk, sugar, honey, jams etc. in the menus of decentalized system was higher than the menus centralized system. The energy value of the menus is determined 2598.35 kcal for centralized system and 3465.65 kcal for decentralized system. While Carbohydrate amount was 228.05 g in the centralized and 316.45 g in the decentralized system, The ratios from energy were found %35.6 and %37.29, respectively. The protein amounts of the menus were 86.95 g (%13.83) for the centralized and 104.89 g (%12.43) for the decentralized system. The fat amounts was found 146.72 g (50.6% of the energy) in the centralized and 195.4 g (50.3% of the energy) in the decentralized system. Cholesterol levels of the menus; while it was 355.70 g in the centralized and 501.45 g in the decentralized system. The amount of pomace was 16.4 g in the centralized system and 32.14 g in the decentralized system. Vitamin A was 1003.65μg in the centralized, while it was 2018.16μg in the decentralized system. The amount of vitamin C was 117.31 g in the centralized and 281.29 g in the decentralized system (p<0.05). While the amount of calcium is 858.69 mg in the centralized and 1176.77 mg in the decentralized system, the amount of iron are 13.24 mg and 17.72 mg respectively. The difference between the two systems was significant for all macro and micro nutrients (p<0.05). When the costs of the menus are evaluated, the breakfast offered in the centralized is 2.12 TL and 3.75 TL in the decentralized system. 113 of the workers benefit from centralized system and 89 of them decentralized system. In the study, 65.5% of the beneficiaries of centralized system were bluecollars and 34.5% were whitecollars, while 49.4% of those using decentralized system were bluecollars and 50.6% were whitecollars. Accorging to 70.8% of the workers benefiting from centralized system considered that menus are good, while 31.5% of workers benefiting from decentralized system considered that menus are good, and 50.6% were considered that the menus are average quality. There was no significant difference between BKI (25.6±3.18) of workers using centralized system and BKI (26.0±4.02) of workers using decentralized system. In general, the ratio of satisfaction on menus were different between the two groups. Among the workers who benefit from centralized system, The ratio of satisfaction for the variety of food, soup taste, soup thickness, soup content, meat temperature, meat taste, meat fat ratio; presentation of rice pasta and pastries, the temperature of rice pasta and pastries, the taste of rice pasta and pastries, the oil and content of rice pasta and pastries; presentation, warmth, taste, fat, content of vegetable and legume dishes; presentation and content of cold and olive oil dishes; salads and desserts presentation, taste, freshness, satisfaction for service flow in the cafeteria, cleaning of service containers and cleaning of service trays is significantly higher (p<0.05). It should be applied to the companies considering the advantages and disadvantages of centralized and decentralized system catering services, menu planning should be made considering food variety, cost control and customer satisfaction

    W.A. Mozart'ın saraydan kız kaçırma operası'nda işlenen oryantalizm olgusu

    Full text link
    18. yüzyılda ortaya çıkan oryantalizm olgusu pek çok alanda işlenmiş, kendisini göstermiş, göz ardı edilemeyecek bir şekilde; coğrafi keşiflerin ardından Reform Hareketleri ve Rönesans’la birlikte yükselen Avrupa medeniyetlerini kültürel anlamda etkilemiştir. Batı’nın Doğu’ya bakışı, kültürel, beşerî, toplumsal farklar göz önüne alınırken, bir bakış açısı olarak dikkat çekmektedir. Başarısızlıkla sonuçlanan II. Viyana Kuşatması’nın ardından, politik açıdan Avrupa’nın Osmanlı İmparatorluğu’na karşı bakışı değişmiştir. Bu durum üzerine çeşitli sanat eserleri ortaya konmuştur. Saraydan Kız Kaçırma Operası incelendiğinde, bu olgunun pek çok öğe ile birlikte ortaya çıktığı, çeşitli oryantalist elementler bulundurduğu anlaşılmaktadır. Bu çalışmada, oryantalizm olgusu ve Saraydan Kız Kaçırma Operası’nda Mozart’ın müziğine nasıl yansıdığı ele alınmıştır. Bununla birlikte dönemin Viyana’sı ve II. Viyana Kuşatması’nın Avrupa’da nasıl bir etki yarattığına değinilmektedir. Osmanlı İmparatorluğu’nun duraklama dönemine girmesi ve toprak kaybetmeye başlaması Batı’nın gözünde onun otoritesini sarsmıştır. Oryantalizm olgusu bu antlaşmalardan ve Batı’nın siyasi üstünlük kurmaya başlamasından da beslenmiştir. Diğer yandan bu durumla birlikte o sırada Türk modası ve doğunun egzotikliği de sanatsal anlamda yine Batı’yı etkilemiştir. Mozart’ın Saraydan Kız Kaçırma Operası da bunun önde gelen örneklerindendir. The phenomenon of orientalism, which emerged in the 18th century, has been studied in many fields, manifested itself in a way that cannot be ignored; It has culturally influenced the European civilizations that emerged after the geographical discoveries with the Reform Movements and the Renaissance. The West's view of the East is noteworthy as cultural, human and social differences. After the failiure of Second Siege of Vienna, Europe's attitude towards the Ottoman Empire changed. Various works of art have been put forward on this situation. When the Opera for Abduction from the Palace is examined, it is understood that this phenomenon emerged with many elements and contains various orientalist elements. In this study, the phenomenon of orientalism and how it was reflected in Mozart's music at the opera of Die Entführung aus dem Serail was discussed. However, that period of Vienna and the effect of Second Siege of Vienna in Europe is mentioned. When the Ottoman Empire entered a period of stagnation and began to lose land, it shook its authority in the eyes of the West. The phenomenon of orientalism has been nourished by these treaties and the Western establishment of political superiority. On the other hand, Turkish fashion and the exoticism of the east also influenced the West in an artistic sense. Mozart's opera of Die Entführung aus dem Serail is one of the leading examples about this topic

    An electrochemically and optically stable electrochromic polymer film based on EDOT and 1,2,3,4-tetrahydrophenazine

    No full text
    In this work, 3,4-ethylenedioxythiophene (EDOT) and 1,2,3,4-tetrahydrophenazine based donor-acceptor-donor type monomer (EBE) was synthesized, electropolymerized and the resulting polymer film (P(EBE)) was investigated in terms of its electrochemical and spectroelectrochemical properties. The polymer film showed excellent electrochemical stability upon 1000 switchings by saving almost full of its electroactivity. Moreover, 95% of the optical contrast was maintained after 500 switchings. The optical band gap value was calculated using Tauc Plot method and found as 1.5 eV. P(EBE) film revealed multichromic behaviour between its fully neutral and oxidized states; dark cyanish-green at - 0.8 V, more green at - 0.5 V and transmissive green beyond 0.6 V potentials. Finally, a dual type electrochromic device (ECD) was constructed with P(EBE) and poly(3,4-ethylenedioxythiophene) (PEDOT) films and the spectroelectrochemical behaviour of ECD was depicted

    Ses olayı tanıma ve akustik sahne geri getirimi

    Full text link
    Çevresel ses olarak tanımlanan ses olayları içerisinde birçok önemli bilgiler bulunabilir. Bu çözümlenmemiş ses sinyallerinin otomatik sistemler tarafından anlamlı verilere dönüştürülmesi önemlidir. Bunun için otomatik sistemlerde ses tanıma, sınıflandırma ve geri getirimi gibi işlemlerin performanslı olması istenmektedir. Çalışma alanları bakımından; savunma sanayi, güvenlik sistemleri, çokluortam arama motorları ve nesnelerin interneti gibi popüler alanlarında bu geliştirilen sistemler kullanılabilir. Bu sinyallerin belirli bir karakteristik özellikleri bulunmaması ve ardı ardına veya örtüşen arka plan seslerine sahip olması bu problemi zorlaştıran nedenler olarak sayılabilir. Bu çalışmada; sayısal ses kayıtlarından anlamsal bilgi çıkarımı (ses olayı ve akustik sahne) ve bu bilgilerin kullanımı ile ses kayıtlarının geri getirimi problemleri ele alınmıştır. Çalışma kapsamında, başarıma katkıda bulunabileceği düşünüldüğünden ses sinyallerinden çeşitli öznitelik çıkarım yöntemleri denenmiştir. Ayrıca çeşitli derin sinir ağlar ile geliştirilmiş öğrenme modelleri incelenmiştir. Tarafımızca bilindiği kadarıyla daha önce akustik sahne sınıflandırma probleminde uygulanmamış, imgesel tanımlama problemlerinde başarılı olan uzamsal piramit veri birleştirme (SPP) yöntemi ilk defa akustik sahne sınıflandırma probleminde uygulanmıştır. Bu uygulamada, spektrogram öznitelikleri kullanılması ile başarımına katkıda bulunulduğu görülmüştür. Tanıma ve sınıflandırma çalışmalarından sonra çevresel ses kayıtlarının geri getirimi yöntemi üzerine çalışılmıştır. Sınıflandırma modelinin eklenmesi ile etkili bir örnekle sorgulama modeli geliştirilmiştir. Geliştirilen yöntem ile etiket bazlı arama sistemlerine kıyaslanacak sonuçlar elde edilmiştir. The signal of sound events, which defined in environmental sounds, may contain a lot of important information. In the computer systems, audio signals need to perform some processes such as the conversion into the meaningful data, classification and recovery of signals. The necessity of these processes is increasing day by day. It can be used in popular work areas like defense industry, security systems, multimedia search engines and internet of objects. It could be very difficult problem because sound events have no specific characteristic. Moreover in their background, there could be consecutive or overlapping sounds. In this study; we examine and develop performances of sound event identification and acoustic scenes classification. Since it is thought that it can contribute to success of study, various feature extraction methods have been tried and various deep neural network models have been used. To the best of our knowledge, method of the Spatial Pyramid Pooling (SPP), which was successful in imagery identification problems, was first applied to the acoustic scenes classification problem. In our experiments, it has been shown that it contributes to the success on spectrogram features. Moreover, in this study, we added to develop an effective Query-by-Example sound information retrieval system using acoustically and semantically similarities. We investigated; the result of effective acoustic similarity model could be compared against the result of Query-by-Keyword systems

    Obez bireylerde damgalanma hissi ile yeme davranışları ve depresyon arasındaki ilişkinin incelenmesi

    No full text
    Bu çalışma obez bireylerde damgalanma hissi ile yeme davranışları ve depresyon arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmada fazla kilolu ve obez bireyde algılanan ağırlık damgalaması ve içselleştirilmiş ağırlık önyargılarının depresyon, yeme davranışları ve benlik saygıları arasındaki ilişki sorgulanmıştır. Araştırma Şubat-Nisan 2018 yılında Ankara’da bulunan özel iki diyet danışma merkezine başvuran ve çalışmada yer almayı gönüllü olarak kabul eden 106 kadın, 39 erkek toplam 145 fazla kilolu ve obez birey ile gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmada veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından hazırlanan anket formu ile Damgalayıcı Durumlar Envanteri-Kısa (DDE-K), İçselleştirilmiş Kilo Önyargı Ölçeği (İKÖÖ), Hollanda Yeme Davranışı Anketi (DEBQ), CES-Depresyon Ölçeği (CES-D) ve Rosenberg Benlik Sayıgısı Envanteri (RBSE) kullanılmıştır. Çalışma kapsamında DDE-K envanterinin Türkçe geçerlik ve güvenirlik analizi yapılmış ve literatüre kazandırılmıştır. Damgalayıcı Durumlar Envanteri-Kısanın cronbach’s alpha katsayısı 0.848 olarak bulunmuştur ve yüksek güvenirlik gösterdiği bulunmuştur. Çalışma verileri SPSS 20.0 paket programı kullanılarak uygun istatistiksel yöntemler ile değerlendirilmiştir. Obez bireylerin ortalama puanları DDE-K için 1.62 (hayatında birkaç kez), İKÖÖ için 4.11 (kararsız), DEBQ alt ölçekleri olan kısıtlatıcı yeme için 2.93 (bazen), duygusal yeme için 3.08 (bazen), dışsal yeme 2.98 (bazen), CES-D için 19.71 (hafif depresyon), RBSE için 20.66 (yeterli benlik saygısı) olarak bulunmuştur. Çalışma sonucunda başlangıç ağırlığı daha yüksek olan katılımcıların damgalayıcı durumlarla karşılaşma sıklıkları daha fazla bulunmuştur (p=0.011). Ayrıca BKİ sınıfı yüksek olan katılımcılar daha sık bir şekilde damgalayıcı durumlarla karşılaştıkları bulunmuştur (p=0.005). Katılımcıların fazla kilolarından dolayı karşılaştıkları damgalayıcı durumlarla karşılaşma sıklıkları ile ağırlık önyargısı içselleştirme düzeyleri arasında pozitif yönlü doğrusal bir ilişki vardır. Öyle ki damgalayıcı durumlarla karşılaşma sıklığı daha yüksek olan katılımcıların ağırlık önyargılarını içselleştirme seviyeleri de yüksek olmaktadır (r=0.279 ; p=0.001). Damgalayıcı durumlarla karşılaşma sıklığı ile depresyonda hissetme düzeyi arasında anlamlı düzeyinde pozitif yönlü doğrusal bir ilişki söz konusudur. Buna göre bu tür durumlarla daha sık karşılaşanlar daha yüksek düzeyde depresyonda hissetmektedir (r=0.177 ; p=0.033). Damgalayıcı durumlarla karşılaşma sıklığı ile benlik saygısı seviyesi arasında negatif yönlü bir ilişki söz konusudur. Bu tür durumlarla karşılaşma sıklığı daha fazla olan katılımcılatın benlik saygısı algısı daha düşük olmaktadır (r=-0.234 ; p=0.003). Ağırlık önyargısı içselleştirme puanı ile duygusal ve dışsal yeme seviyeleri arasında pozitif yönlü doğrusal ilişkiler olduğu görülmüştür. Buna göre önyargıları içselleştirme seviyeleri daha yüksek olan katılımcıların duygusal yeme (r=0.343 ; p<0.001) ve dışsal yeme (r=0.214 ; p=0.010) düzeyleri de yüksek olmaktadır. Ağırlık önyargılarını içselleştirme düzeyleri ile depresyon düzeyleri arasında da pozitif yönlü doğrusal bir ilişki belirlenmiştir. Öyle ki önyargıları içselleştirme düzeyi yüksek olan katılımcıların depresyonda hissetme düzeyleri de yüksek olmaktadır (r=0.367 ; p<0.001). This study was carried out to evaluate the relationship between stigmatization and eating behaviors and depression in obese individuals. In this study, we aimed to determine the weight stigma and internalized weight bias, depression, eating behaviors and self-esteem in overweigt and obese individuals. The survey was conducted in February-April 2018 with 106 women and 39 men with a total of 145 overweigt and obese individuals who accepted to take part in the study voluntarily. In this study, a questionnaire which is prepared by the researcher, Brief Stigmatizing Situations Inventory (SSI-B), Modified Weight Bias Internalization Scale (MWBIS), Dutch Eating Behaviour Questionnaire (DEBQ), Center for Epidemiologic Studies Depression Scale (CES-D), Rosenberg Self Esteem Scale (RSES) were used as a data collection tool. In this study the validity and reliability analysis of the SSI-B inventory was conducted in Turkish. The Cronbach's alpha coefficient of SSI-B was found to be 0.848 and was found to show high reliability. Study data were evaluated using appropriate statistical methods using the SPSS 20.0 package programme. The average scores of the overweight and obese individuals were found 1.62 for SSI-B, 4.11 for MWBIS, 3.0 for DEBQ, 19.71 for CES-D and 20.66 for RSES. At the end of the study, it was found that the participants with higher initial weight were more likely to frequent stigmatizing conditions (p = 0.011). In addition, participants with higher BMI levels were found to have more frequent stigmatizing conditions (p=0.005). There is a linear relationship between the frequency of encounter with the stigmatizing situations that people face due to their overweight and the level of weight bias internalization. Thus, the level of internalization of the prejudices of people with higher incidence of stigmatizing situations is also high (r=0.279 ; p=0.001). There is a linear relationship between the frequency of stigmatizing situations and the level of feeling in depression. According to this, people who experience these conditions more frequently feel higher levels of depression (r=0.177 ; p=0.033). There is an inverse relationship between the incidence of stigmatizing situations and the level of self-esteem. The self-esteem perception of people with higher incidence of such situations is lower (r=-0.234 ; p=0.003). There was a linear relationship between weight bias internalization score and emotional and external eating levels. Accordingly, individuals with higher levels of internalizing prejudices have higher levels of emotional eating (r=0.343 ; p<0.001) and external eating (r=0.214 ; p=0.010). A positive linear correlation was also found between the levels of internalizing prejudices of weight and levels of depression. People with high levels of internalization have high levels of depression (r=0.367 ; p<0.001)

    Locative verbs in Turkish: A psycholinguistic analysis

    No full text
    The aim of this study was to investigate whether native Turkish speakers find alternations in locative verbs acceptable and whether ground-frame constructions in Turkish are perceived as less acceptable, as claimed by Kim & Landau & Phillips (1999). As earlier studies in the relevant literature have predominantly investigated English and typologically-related languages, and since the claims concerning Turkish locative verbs have not been experimentally tested, the present study investigates the processing of Turkish locative verbs by means of an acceptability judgment task and a self-paced reading task. The results show that the majority of Turkish locative verbs tested are figure-oriented non-alternating verbs, and that ground-oriented non-alternating locative verbs and alternating locative verbs also exist in Turkish. These findings run counter to earlier claims that ground-oriented non-alternating locative verbs do not exist in Turkish

    Özel bir kurumda çalışan bireylere verilen beslenme eğitiminin bireylerin sağlıklı beslenmeye ilişkin algı ve tutumlarına etkisi

    No full text
    Bu araştırma, çalışan bireylere verilen beslenme eğitiminin bireylerin antropometrik ölçümleri, besin tüketimleri, sağlıklı yaşam davranışları ve beslenme bilgi düzeylerini ölçerek, bireylerin sağlıklı beslenmeye ilişkin algı ve tutumlarına etkisinin belirlenmesi amacıyla planlanmıştır. Araştırma, Mart 2019-Mayıs 2019 tarihleri arasında özel bir kurumda çalışan ve çalışmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden, yaşları 18-64 arasında 40’ı kadın 41’i erkek toplam 81 çalışan üzerinde yürütülmüştür. Çalışmaya katılan tüm bireylerin ilk görüşmede sosyo-demografik özellikleri, genel sağlık durumları, beslenme alışkanlıkları, diyet ile ilgili tutumları ve fiziksel aktivite durumları hakkındaki değişkenler anket formu ile sorgulanmıştır. Bireylerin beslenme bilgi düzeylerini ölçmek için 20 soruluk beslenme bilgi düzeyi testi uygulanmış, 24 saatlik besin tüketim ve fiziksel aktivite kayıtları değerlendirilmiştir. Sağlıklı yaşam biçimi davranışlarını belirlemek amacı ile Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II (SYBDÖ II) uygulanmış, antropometrik ölçümleri alınmış ve vücut kompozisyonları belirlenmiştir. Mart 2019’da bireylere toplam 60 dakika beslenme eğitimi verilmiştir. Eğitim konuları, sağlıklı beslenme, besin ögeleri, besin grupları, porsiyonlar, öğün planlama, beslenme ile ilgili hastalıklar, beslenmede sık sorulan sorular ve fiziksel aktivite olarak belirlenmiştir. Eğitimden 1 ay sonra bireylerden tekrar 24 saatlik besin tüketim ve fiziksel aktivite kayıtları alınmış, beslenme bilgi düzeyi testi ve SYBDÖ II ölçeği uygulanmış, antropometrik ölçümleri ve vücut kompozisyonları saptanmıştır. Çalışmaya katılan kadınların yaş ortalaması 36.1±6.54 yıl, erkeklerin yaş ortalaması ise 38.0±7.03 yıldır. Kadınların eğitim öncesinde vücut ağırlığı ortalaması 63.9±9.45 kg, BKI ortalamaları 24.05±4.28 kg/m2, bel çevresi ortalamaları 90.10±7.93, bel/kalça oranı ortalamaları 0.88±0.02 cm, vücut yağ yüzdesi ortalamaları %30.4±7.68 olarak belirlenmiştir. Eğitim sonrasında alınan ölçümler arasındaki farklar istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p0.05) sadece kadınların eğitim sonrasında tekli doymamış yağ asitlerindeki azalmanın istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur (p<0.05). Bireylerin eğitim sonrasında beslenme bilgi puanı ortalaması ve fiziksel aktivite düzeylerinin arttığı saptanmıştır (p<0.05). Bireylerde beslenme bilgi puanı sınıflamalarında eğitim sonrasında düşük ve orta düzeyde azalma yüksek düzeyde ise artış sağlanırken, eğitimin etkisi kadın ve erkekler üzerinde beslenme bilgi puanı açısından anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Bireylerin eğitim öncesinde aldıkları SYBDÖ II toplam puan ortalaması 131.4±17.92 iken, eğitim sonrasında 134.8±16.58 olduğu bulunmuştur. Eğitim öncesi ve eğitim sonrasında su tüketimi ile SYBDÖ II ölçeği arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0.05). SYBDÖ II ölçek puanı ve beslenme bilgi düzeyi arasında hem eğitim öncesinde hem de eğitim sonrasında pozitif yönde ilişki saptanmış ve istatistiksel açıdan önemli bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak, beslenme eğitimin amacı bireylerde beslenme bilgi düzeyini arttırmak ve artan bilgi düzeyinin davranışa yansımasını görmektir. Çalışanlara verilen beslenme eğitiminin antropometrik ölçümler, beslenme bilgi düzeyi, fiziksel aktivite ve sağlıklı yaşam biçimi davranışları üzerinde etkili olduğu görülmüştür. İş yerlerinde çalışanlara düzenli aralıklarla sağlıklı beslenme eğitimlerinin verilmesi eğitimin etkili ve kalıcı olmasını sağlayacaktır. This study was designed to determine the effect of nutrition education given to individuals to measuring anthropometric measurements, food consumption, healthy life behaviours and nutritional knowledge levels on individuals perceptions and attitudes towards healthy nutrition. This study is conducted between March 2019-May 2019 in a private institution, on a total of 81 voluntary participants between 18-64 years old among which 40 are female and 41 are male. In first interview with all voluntary participants, survey form is applied to collect information about socio-demographical properties, general health conditions, eating habits, attitude for diet and physical activity levels. 20 question nutritional knowledge level test is applied to measure nutritional knowledge level of individuals, 24-hour food consumption and physical activity records are assessed. To identify healthy lifestyle behaviour, Healthy Lifestyle Behaviour Scale II (HLBS II) is applied, anthropometric measurements are recorded and body composition is determined. In March 2019, a total of 60 minutes of nutrition training was given to individuals. Training topics are selected as healthy eating, nutritional elements, food groups, portions, meal planning, diseases related with eating, frequently asked questions in eating and physical activity. 1 month after the training, 24-hour food consumption of individuals, physical activity records are assessed, nutritional knowledge level test and HLBS II scale was applied, anthropometric measurements and body composition were taken again. Age average of participant females is 36.1±6.54 years and age average of participant males is 38.0±7.03 years. For female participants, average body weight is 63.9±9.45 kg, average BMI is 24.05±4.28 kg/m2, average waist measurement is 90.10±7.93, average waist/hip ratio is 0.88±0.02 cm, average body fat percentage is %30.4±7.68 before training. There are statistically significant difference between measurements after training (p0.05), there is only statistically significant decrease in single unsaturated fatty acid intake of females (p<0.05). It is determined that nutritional knowledge score and physical activity level of individuals increased after training (p<0.05). In nutritional knowledge score classification, there is decrease in low and medium level and there is increase in high level after education and there is no significant effect of training on nutritional knowledge score of females and males (p<0.05). While total average HLBS II score of individuals before education is 131.4±17.92, score after education is 134.8±16.58. Positive and significant relationship between water consumption before and after education and SYBDÖ II scale is determined (p<0.05). Positive and statistically significant relationship between HLBS II scale score and nutritional knowledge level is found for both before and after education conditions (p<0.05). As a result, purpose of nutritional education is to increase nutritional knowledge level in individuals and to see reflection this increasing knowledge to behaviour. It is seen that nutrition education provided to employees increased anthropometric measurements, nutritional knowledge level, physical activities and healthy lifestyle behaviours. Providing regular healthy nutritional trainings to individuals in workplaces will make these trainings effective and permanent

    Ortaokul 6. , 7. ve 8. sınıf öğrencilerinin orantısal akıl yürütme becerilerini ve matematik dersine yönelik tutumlarının bazı değişkenler açısından incelenmesi: cinsiyet ve sınıf düzeyi perspektifi

    No full text
    Bu çalışmada, ortaokul 6. ,7.ve 8. sınıflarda olan öğrencilerin cinsiyetlerine ve sınıf seviyelerine göre orantısal akıl yürütme becerilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Ayrıca, ortaokul 6. ,7.ve 8. sınıf öğrencilerinin matematik dersine yönelik tutumları incelenmiştir. Bunun yanı sıra, ortaokul 6. ,7. ve 8. sınıf öğrencilerinin orantısal akıl yürütme becerileri ile matematik dersine yönelik tutumları arasındaki ilişkiye bakılmıştır. Çalışmanın örneklemini, Marmara Bölgesindeki büyük şehirlerinden biri olan Bursa ilinde 2015 – 2016 eğitim-öğretim yılında devlet okulunda eğitim gören 6. sınıf (n=50), 7. sınıf (n=159) ve 8. sınıf (n=146) öğrenci oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak, nicel olan orantısal akıl yürütme beceri testi ve matematik tutum anketi öğrencilere araştırmacı tarafından uygulanmıştır. Öğrencilerin matematik dersine olan tutumlarını anlamak için PISA 2003 Projesinden yararlanılarak oluşturulmuş matematik tutum anketi yapılmıştır. Bunun devamında Akkuş ve Duatepe Paksu (2006) tarafından geliştirilmiş orantısal akıl yürütme beceri testi, orantısal akıl yürütme becerilerini ölçmek için ortaokul 6. ,7. ve 8. sınıf öğrencilerinde uygulanmıştır. Elde edilen niceliksel veriler; Spearman Korelasyon Katsayısı, Shapiro-Wilk testi, Mann Whitney U testi, Kruskal-Wallis testi ile analiz edilmiştir. Veri toplama aracından elde edilen bulgulara bakıldığında, öğrencilerin orantısal akıl yürütme becerilerinin ortalamanın altında olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Cinsiyet faktörüne göre incelendiğinde ise, kız öğrencilerin orantısal akıl yürütme becerileri testinden aldıkları puanlar, erkek öğrencilerden istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Farklı sınıf düzeylerinde bulunan öğrencilerin arasında verilmeyen değer ve ters orantı boyutlarında orantısal akıl yürütme becerisi toplam puanı açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmaktadır. Buna karşın, niceliksel karşılaştırma ve niteliksel karşılaştırma boyutlarında farklı sınıf düzeylerinde eğitim gören öğrenciler arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. Araştırma kapsamında elde edilen bir başka veri doğrultusunda ise, kız ve erkek öğrencilerin matematik dersine yönelik tutum puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Farklı sınıf düzeylerinde bulunan öğrencilerin matematik dersine yönelik tutumu 6. sınıftan 8. sınıfa doğru gidildikçe istatistiksel olarak anlamlı ölçüde azalmıştır. Ayrıca, ortaokul 6., 7. ve 8. sınıf öğrencilerinin orantısal akıl yürütme becerileri ile matematik dersine yönelik tutumları arasındaki ilişkiye bakıldığında istatistiksel olarak pozitif ilişki olduğu tespit edilmiştir. In this study, it was aimed to determine the levels of proportional reasoning skills of the students in the 6th, 7th and 8th grades of middle school according to their gender and grade levels.In addition, the attitudes of the 6th, 7th and 8th grade students towards mathematics lecture were examined. Furthermore, relationship between proportional reasoning skills and attitudes towards mathematics lecture of middle school 6th, 7th, and 8th graduate students was investigated. The sample of study were consisted of the 6th grade (n = 50), 7th grade (n = 159) and 8th grade (n = 146) students who were attended in the government school during 2015- 2016 academic year in Bursa province which is one of the big cities of marmara region. As a data collection tool; proportional reasoning test, which is quantitative, and mathematics attitude questionnaire were applied to the students by the researcher. In order to understand whether the students' attitudes towards mathematics lecture. It is only a factor which may be attitude or interest, the mathematics attitude survey which created by taking advantage of the PISA 2003 project was performed. In continuation of this, the proportional reasoning skill test developed by Akkuş and Duatepe Paksu (2006) was used to measure the proportional reasoning skills of 6th, 7th and 8th grade students in the middle school. Obtained quantitative data was analysed with spearman correlation coefficient, shapiro-wilk test, mann whitney U test, kruskal-wallis test. The results indicated that students' proportional reasoning skills were below the average values. When examined according to gender factor, it was seen that the scores of female students were found to be statistically higher than the male students. There is a statistically significant difference between the total score and the proportional reasoning skill of the students who have different grade levels. On the other hand, there is no statistically significant difference between the qualitative comparison and qualitative comparison dimensions among the students studying at different grade levels. According to another data obtained in the research scope, there is no statistically significant difference on attitude scores towards mathematics lecture between male and female students. The attitude of students in different grade levels towards mathematics lecture statistically decreased significantly from 6th grade to 8th grade. In addition, When relationship between 6th, 7th, and 8th grade middle students' proportional reasoning skills and their attitudes towards mathematics lecture was examined, statistically positive relationship was detected

    605

    full texts

    1,983

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Baskent University Institutional Repository
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇