1983 research outputs found
Sort by
Yetişkin bireylerde dürtüselliğin kontrolsüz yeme davranışı ve obezite ile ilişkisi
Bu tanımlayıcı tipteki araştırma, obezitenin ve bir obezite risk faktörü olan kontrolsüz
yeme davranışının bireylerdeki dürtüsellik varlığı ile ilişkili olup olmadığını
araştırmak amacıyla yürütülmüştür. Çalışma Başkent Üniversitesi Bağlıca
Kampüsünde yer alan, Tıp ve Diş Hekimliği Fakülteleri dışındaki tüm fakülte ve
yüksekokullarda görev yapmakta olan 118 kadın, 82 erkek olmak üzere toplam 200
öğretim elemanın katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma verilerinin toplanması için
3 bölümden (Kişisel bilgiler ve antropometrik ölçüm, Barratt Dürtüsellik Ölçeği
(BDÖ-11), Üç Faktörlü Yeme Anketi (TFEQ-R21) oluşan bir anket formu
kullanılmıştır. Beden kütle indekslerine (BKİ) bakıldığında katılımcıların %4.5’i
zayıf, %51.5’i normal, %33.0’ü hafif şişman ve %11.0’i obez bulunmuştur. BKİ’si 25
kg/m2 altı olan katılımcıların tüm dürtüsellik puan türleri (motor dürtüsellik, plan
yapmama, dikkatte dürtüsellik, toplam dürtüsellik) diğer gruba (25kg/m2 ve üstü) göre
anlamlı şekilde daha düşük bulunmuştur (p<0.05). BKİ, tüm BDÖ-11 alt ölçekleri ile
anlamlı pozitif korelasyon göstermiştir (motor dürtüsellik r=0.258, p=0.000, plan
yapmama r=0.286, p=0.000, dikkatte dütüsellik r=0.183, p=0.010, toplam dürtüsellik
r=0.297, p=0.000). BKİ’si 25 kg/m2 altı olan katılımcıların kontrolsüz yeme ve
duygusal yeme puan ortalamaları diğer gruba (25kg/m2 ve üstü) göre anlamlı şekilde
daha düşük bulunmuştur (p<0.05). Bilişsel kısıtlama puan ortalaması ise 25 kg/m2 altı
BKİ’ye sahip grupta daha yüksek bulunmuştur. Bu sonuç istatistiksel açıdan anlamlı
bulunmamıştır (p>0.05). Dürtüsellik ve kontrolsüz yeme ilişkisi incelendiğinde; BDÖ-
11’in tüm alt ölçek puan türleri ( motor dürtüsellik r=0.426, plan yapmama r=0.366,
dikkatte dürtüsellik r=0.38, toplam dürtüsellik r=0.427) kontrolsüz yeme ile anlamlı
bir korelasyon göstermiştir. Sonuç olarak dürtüsellik obezite tedavisinde göz ardı
edilmemesi gereken, obezite ve kontrolsüz yeme ile ilişkili bir durum olarak
saptanmıştır.
This descriptive study was conducted to investigate whether obesity and uncontrolled
eating behavior, an obesity risk factor, were associated with the presence of
impulsivity in individuals. The study was carried out with the participation of a total
of 200 faculty members, 118 women and 82 men working in all faculties and schools
except for the Faculties of Medicine and Dentistry, located on the Bağlıca Campus of
Başkent University. A questionnaire form consisting of 3 sections (Personal
Information and anthropometric measurement, Barratt Impulsivity Scale (BIS-11),
Three Factor Eating Questionnaire (TFEQ-R21) was used to collect the research data.
When body mass indexes (BMI) were examined, 4.5% of the participants were
underweight, 51.5% were normal, 33.0% were overweight and 11.0% were obese. All
impulsivity subscores (motor impulsivity, nonplanning, attention impulsivity, total
impulsivity) of the participants whose BMI was below 25 kg / m2 were found to be
significantly lower than the group with BMI 25kg / m2 and above. BMI showed a
significant positive correlation with all BIS-11 subscales. The mean uncontrolled
eating and emotional eating scores of the participants whose BMI was below 25 kg /
m2 were significantly lower than the other group (25 kg / m2 and above) (p <0.05). The
mean score of cognitive restraint was found to be higher in the group with BMI below
25 kg/m2. This result was not statistically significant (p> 0.05). When the relationship
between impulsivity and uncontrolled eating was examined; All subscale scores of
BIS-11 (motor impulsivity r = 0.426, non-planning r = 0.366, attention impulsivity r =
0.38, total impulsivity r = 0.427) showed a significant correlation with uncontrolled
eating. In conclusion, impulsivity is a condition associated with obesity and
uncontrolled eating which should not be ignored in the treatment of obesity
İsveç'te yabancı dil olarak Türkce öğrenen yetişkinlerin dil ihtiyaçları analizi
Bu çalışmada, isveç Stockholm Folkuniversitetet Merkezi‟nde (İSFM) yabancı dil olarak Türkçe öğrenen yetişkinlerin dil öğrenme ihtiyaçlarını belirlemek ve ihtiyaçların yaş, cinsiyet, eğitim gibi değişkenlere göre farklılık gösterip göstermediğini ortaya koymak amaçlanmıĢtır.
Araştırma için Iwai ve diğerleri, (1999) “Japanese Language Needs Analysis 1998-1999” adıyla geliştirdiği ve Çangal (2013) tarafından Türkçe öğrenenler için “Türkçe Öğrenme İhtiyaçları Ölçeği” adıyla uyarlanan ölçek kullanılmıştır. İSFM Türkçe okutmanının görüşleri alınarak ölçek yeniden düzenlenmiştir. Bu araştırma ingilizceye çevrilmiş haliyle katılımcılara sunularak veriler toplanmıştır.
Araştırmanın çalışma grubunu İSFM‟da 2016-2017 yıllarında Türkçe kurslarına katılmış ve araştırma ölçeğini dolduran 65 kişi oluşturmaktadır. Araştırma kapsamında toplanan nicel ve nitel verilerden nicel veriler istatistiksel analizlere dâhil edilmiş ayrıca nitel veriler ile desteklenerek değerlendirilmiştir. Nicel analizlerde parametrik olmayan testler kullanılıp; parametrik olmayan bağımsız örneklemlerden Mann-Whitney U-testi veya Kruskal-Wallis H-testi kullanılmıştır. Toplanan verilerin analizinde SPSS 23 programı kullanılarak sonuçlar nitel veriler ışığında ortaya konulmuştur.
Araştırmadan elde edilen verilere göre İSFM‟ da Türkçe öğrenen kursiyerlerin dil öğrenme ihtiyaçları sırasıyla Sınıf içi iletişim, Bireysel ilgi ve ihtiyaçlar, Eğitim ve İş İmkânı ve Ticaret Yapma olmak üzere dört alt boyutta değerlendirilmiştir. Araştırmadan elde edilen verilere göre kursiyerlerin Sınıf İçi İletişim Kurma İhtiyacı ön plandadır. Kursiyerlerin yaş düzeyleri arttıkça “Ticaret Yapma‟‟ eğilimi içinde oldukları ve en çok konuşma becerisini geliştirmeye ihtiyaç duydukları sonucuna ulaşılmıştır.
This study refers to specify language-learning needs of adult who learn Turkish as a foreign language at the Swedish Stockholm Folkuniversitetet (ĠSFM) and aimed to prove that differences of needs with according to variables as age, gender and education.
Iwai et al. (1999) developed under the name of “Japanese Language Needs Analysis 1998-1999” and “Questionnaire On The Needs in Turkish Learning” developed by Çangal (2013) adapted for the scale was used for research. The scale was rearranged by taking the opinions of ISFM Turkish Instructor. The data is collected with the study presented to the participants in English.
The study group of this study is including 65 students who have completed Turkish learning course in ISFM at years between 2016 and 2017 and filled the research scale. The collected quantitative data within the scope of the survey that evaluated with statistical analyses and also the support of qualitative data. Non-parametric tests are used for quantitative analysis; non-parametric independent samples are used with Mann-Whitney U-Test and Kruskal Wallis H-Test. SPSS 23 software is used to analyse the collected data and obtained results are presented with based on qualitative data.
According to the data that obtained from the survey, the needs of language-learning of the Turkish language learning trainees in ISFM have emerged in four sub-dimensions: Communication with Each Other During in the Class, Individual Interests and Needs, Education and Job Opportunity and Trade Making with respectively. Eventually, when the ages of the trainees increase, they tend to “Trade” and they mostly need to improve their speaking skills
Gömülü 3.molar cerrahisinde intra-operatif müzik dinletisinin hasta anksiyetesi üzerine etkisinin değerlendirilmesi
Gömülü mandibular 20 yaş dişi ameliyatı toplum tarafından korkutucu olarak
nitelendirilen diş hekimliğinde sık uygulanan bir işlemdir. Hekimler tarafından düşük
riskli bir tedavi olmasına rağmen ciddi komplikasyon riskleri de bulunmaktadır.
Hastaların anksiyete durumu psikolojisini de etkiler. İntraoperatif anestezik maddeye
olan ihtiyaçta artış, daha yüksek perioperatif ağrı algısı ve cerrahi sonrasında analjezik
madde ihtiyacında artış, istenmeyen kardiyovasküler etkilerle sonuçlanabilecek
şekilde hemodinamik değişiklikler de anksiyete ile ilişkilidir. Perioperatif
anksiyetenin kontrol edilmesi için ilaç tedavisi ve psikolojik girişimlerde bulunulur.
Bu tür girişimlerden en kolay ve non-invaziv olanı intraoperatif müzik dinletisi
uygulamasıdır. Bu çalışmada 20 yaş diş çekimi ameliyatı sırasında müzik dinletmenin
anksiyolitik etkisi ve vital bulgulardaki değişimin araştırılması amaçlanmıştır. Alt
çenede kemik retansiyonlu gömülü yirmi yaş dişi operasyonu geçirecek olan 39 hasta
çalışma grubu, 40 hasta kontrol grubu olarak değerlendirildi. Tüm hastalara ameliyat
öncesi Modified Dental Anxiety Scale (MDAS) uygulanarak anksiyete seviyesi
belirlendi Çalışma grubundaki hastalara ameliyat esnasında kulaklıktan müzik
dinletildi.. Vital bulgular ise kan basıncı ve nabız ölçümleri ile değerlendirildi.
Ölçümler bekleme salonunda, hasta diş ünitine oturduğunda, lokal anestezi
yapıldığında, cerrahi örtüler örtüldüğünde, insizyon yapıldığı sırada, kemik kaldırma
ya da dişin bölünmesi sırasında, dişin çekildiği sırada, yara bölgesine dikiş atıldığında
ve ameliyat sonunda hasta üzerinden ameliyat örtüleri kaldırıldığında kaydedildi.
İstatistiksel analiz için Student’s t-testi ve. eşleştirilmiş t-testi kullanıldı (p≤0.05).
Ameliyat sırasında alınan kan basıncı ölçümleri bakımından müzik dinletilen ve
dinletilmeyen gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır.
Yalnızca sutur atıldığı sırada alınan nabız ölçümleri bakımından müzik dinletilen ve
dinletilmeyen gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark vardır (p=0,036).
MDAS skorlarına göre operasyon sırasında müzik dinletilen grup ile müzik dinletilmeden operasyona alınan grup arasında istatistiksel olarak anlamlı (p=0,953)
bir fark bulunamamıştır.
Mandibular impacted third molar surgery is considered scary among the society. Yet
it’s a low risk application according to dentists. Although it has serious complication
risks cited in dental literature. Patients’ anxiexty status had direct effect on their
psychology. Excess need for the intra-operative anesthetic solution, post operative
pain killer, higher perioperative pain sensation, undesired cardiovascular situations are
related to anxiety. Medication and psychological interventions are used in order to
deal with the anxiety. Music is the easiest and non-invasive method for relaxation of
the patients. In the present study anxiolytic effects of music and changes in vital signs
are examined. 39 patients who are going to take an impacted lower third molar surgery
are assigned for the experiment group, and 40 patients for the control group.
Experiment group patients listened music using headphones during the surgery. All
patients took Modified Dental Anxiety Scale (MDAS) tests prior to the surgery. Vital
signs are tracked with blood pressure and pulse measurements which are taken during
waiting room, after sitting on the dental chair, during local anestesia administration,
incision, bone reduction, suturing and at the end of the surgery. Student’s t-test and
paired t-test were used for statistical analysis (p≤0.05). No statisticaly significant
differences were recorded for control and experiment groups except for the heart rate
recordings at the time of suturing (p=0,036). According to MDAS scores no
statistically significant differences were recorded as well
Tip 2 diyabetli bireylerde kardiyometabolik risklerin azaltılmasında tıbbi beslenme tedavisinin etkisi
Bu çalışma, 20-65 yaşları arasında Nutrismart Beslenme ve Diyet Merkezi’ne 2014-
2015 yılları arasında başvuran, beslenme danışmanlığı almış, doktor tarafından Tip 2
Diyabet tanısı konulmuş, Beden Kütle İndeksi (BKİ) ≥25 kg/m2 olan 18’i kadın 18’i
erkek olmak üzere toplam 36 hasta üzerinde yürütülmüştür. Çalışmada hastalara
başlangıç ağırlıklarının %5’ini kaybetmeye yönelik toplam enerji gereksinimi
hesaplanmış, ADA’nın Tıbbi Beslenme Tedavi (TBT) ilkelerine uygun (%45-65
karbonhidrat, %15-20 protein, %25-30 yağ) beslenme planı hazırlanmış ve 12 hafta
süreyle uygulanmıştır. Çalışmanın başlangıcında hastaların sosyo demografik bilgileri
kaydedilmiş ve her hafta hastaların antropometrik ölçümleri; vücut ağırlığı (kg), bel
çevresi, beden kütle indeksi (BKI), bazal metabolizma hızı (BMR), yağ yüzdesi, yağ
(kg), yağsız doku kütlesi (FFM), toplam vücut suyu (TBW), gövde %, gövde yağ (kg)
araştırmacı tarafından ölçülerek, beden kütle indeksi (BKİ) değerleri hesaplanmıştır.
Çalışmanın başlangıcında ve sonunda bazı biyokimyasal parametreler (plazma açlık
kan glukozu (AKG), insülin, HbA1c, toplam kolesterol, HDL-kolesterol, LDLkolesterol,
trigliserid, homosistein, HOMA-IR ve hs-CRP) özel bir laboratuvarda
analiz edilmiştir. Hastaların metabolik sendrom bileşenleri Uluslararası Diyabet
Federasyonu (IDF)’nun kriterlerine göre değerlendirilmiştir. Hastaların biyokimyasal
bulguları değerlendirildiğinde, TBT öncesine göre TBT sonrası insülin (15.7±9.5
μIU/mL ve 11.7±6.2 μIU/mL), hemoglobinA1c (%5.8±0.9 ve %5.6±0.6), total
kolesterol (234.2±38 mg/dL ve 202.7±32 mg/dL), LDL-kolesterol (153.3±36 mg/dL ve
127.2±32 mg/dL), homosistein (11.1±3.1 umol/L, ve 9.2±2.5 umol/L), HOMA-IR
(4.2±3.6 ve 2.8±1.8) ve hs-CRP (5.4±8.9 mg/dL, ve 3.6±4.0 mg/dL) düzeyleri anlamlı
derecede düşük bulunmuştur (p<0.05). Çalışmaya katılan bireylerin TBT öncesine göre
TBT sonrası antropometrik ölçümleri değerlendirildiğinde, vücut ağırlıkları
(93.2±17.62 kg ve 86.4±16.17kg), BKİ ortalamaları (32.1±5.65 kg/m2 ve 29.7±4.84
kg/m2), yağ oranları (%34.2±8.48 ve %30.8±8.95), vücut yağ yüzdeleri (%33.7±6.94
ve %30.2±7.88) ve bel çevresi (103.3±15.87 cm ve 95.1±15.29 cm) ortalamaları
anlamlı derecede azalmıştır (p<0.05). Çalışmaya katılan ve International Diabetes Federation (IDF) metabolik sendrom kriterlerine sahip olan bireylerin TBT sonrası
kardiyometabolik risk faktörlerindeki değişim açlık kan glukozu, bel çevresi ölçümleri,
trigliserid, homosistein, HOMA-IR ve hs-CRP anlamlı derecede düşük bulunmuştur
(p<0.05). Sonuç olarak Tip 2 diyabetli bireylerde TBT’nin kardiyometabolik riskleri
azaltmada etkili olduğu bulunmuştur. TBT’nin içeriği bireysel bulgulara göre
değişmekle beraber, Tip 2 diyabetli bireylerin diyabet diyetisyeni ile düzenli görüşmesi
ve öz yönetimi çok önemlidir. Bu çalışmaya göre Tip 2 diyabetli bireylere yaşam tarzı
değişimini sağlamak için beslenme konusunda eğitim ve danışmanlığın sağlanması
tedavinin önemli bir parçasıdır ve kardiyometabolik risklerin azaltılmasında etkili
olduğu anlaşılmıştır.
This study was carried out on a total of 36 patients between the ages of 20 and 65, 18
of whom were female and 18 were male. The study was conducted on the individuals
who have consulted Nutrismart Nutrition and Diet Centre between 2014-2015; who
have received nutritional counselling; who have been diagnosed with Type 2 Diabetes
by a physician; and who had a Body Mass Index (BMI) ≥25 kg/m2. In the study, the
total energy requirement of patients to lose 5% of their initial body weight was
calculated, and medical nutrition therapy (MNT) plan was prepared according to
American Diabetes Association (ADA)'s medical nutrition treatment principles (45-
65% carbohydrate, 15-20% protein, 25-30% fat) and it was administered for 12 weeks.
At the beginning of the study, demographic information of the patients was recorded
and the anthropometric parameters, body composition of the patients were measured
every week, body mass index (BMI) values were calculated. Some biochemical
parameters (fasting blood glucose, serum insulin, HbA1c, total cholesterol, HDL, LDL,
triglyceride, homocysteine, HOMA-ir, and hs-CRP) were analysed both at the
beginning and at the end of the study. The metabolic syndrome components of the
patients were evaluated according to the criteria of the International Diabetes
Federation (IDF). When the change in biochemical findings of individuals with
diabetes was evaluated, after medical nutrition therapy (MNT) insulin (15.7 ± 9.5 μIU /
mL and 11.7 ± 6.2 μIU / mL), hemoglobinA1c (5.8 ± 0.9% and 5.6 ± 0.6%), total
cholesterol (234.2 ± 38 mg/ dL and 202.7 ± 32 mg / dL), LDL (153.3 ± 36 mg / dL and
127.2 ± 32 mg / dL), homocysteine (11.1 ± 3.1 umol / L, and 9.2 ± 2.5 umol / L),
HOMA-ir ( 4.2 ± 3.6 and 2.8 ± 1.8) and hs-CRP (5.4 ± 8.9 mg / dL, and 3.6 ± 4.0 mg /
dL) were significantly lower. (P <0.05). When the change in anthropometric findings
of individuals with diabetes was evaluated, after MNT body weight (93.2 ± 17.62 kg
and 86.4 ± 16.17kg), mean BMI (32.1 ± 5.65 kg / m2 and 29.7 ± 4.84 kg / m2), fat
ratios (34.2 ± 8.48% and 30.8 ± 8.95%), body fat percentages (33.7 ± 6.94% and 30.2
± 7.88%) and waist circumference (103.3 ± 15.87 cm and 95.1 ± 15.29 cm) were
significantly decreased (p <0.05). The changes in cardiometabolic risk factors after MNT of the patients who participated
in the study and having IDF Metabolic Syndrome criteria were found to be
significantly lower in fasting blood glucose, waist circumference, triglyceride,
homocysteine, Homa-ir and hs-crp. (p <0.05). In conclusion, MNT was found to be
effective in reducing cardiometabolic risks in individuals with Type 2 diabetes.
Although the content of MNT varies according to individual findings, regular
consultation and self-management of individuals with Type 2 diabetes are important.
According to this study, education and consultation on nutrition to people with Type 2
diabetes for providing lifestyle change is an important part of diabetes treatment and
has been found to be effective in reducing cardiometabolic risks. Further studies are
needed to achieve lifestyle change and weight loss in the treatment of type 2 diabetes
İflâsın dava ve takipler üzerindeki etkileri
Özellikle ekonomik koşulların giderek zorlaştığı, tüm dünyanın finansal krizler ile
karşı karşıya olduğu zamanlarda iflas kavramı, eskisinden daha sık karşılaştığımız bir
hukuki kavram haline gelmektedir. İflas, finansal sıkıntı yaşayan ticari şirketlerin varlığının
tükenmesini ve bu sebeple artık ekonomik faaliyet içerisinde olamama durumlarını ifade
eden bir hukuki kavramdır. İflas, sonuçları bakımından, ekonomik zorluk içerisindeki bir
firmayı doğrudan etkilemekle birlikte, neredeyse tüm toplumu dolaylı olarak
etkileyebilecek kadar geniş etki alanı oluşturabilen bir müessesedir.
İflas tasfiyesinin hukuki sonuçlarından birisi de, borçlu hakkındaki bazı takip ve
davaların durmasına sebebiyet vermesidir. İflas tasfiyesinin başlaması ile, iflas
hükümlerinden birinci derecede doğrudan etkilenen kişi müflis adını alır ve müflis
hakkındaki mevcut dava ve takipler, iflasın açılması ile durur. Bu süreç, iflas kararının
kesinleşmesi ile birlikte, dava ve takipler açısından daha kesin sonuçlar yaratacaktır.
İcra ve İflas Kanunu’nun 193. ve 194. maddeleri uyarınca düzenlenen; iflas
tasfiyesinin dava ve takiplere etkisine dair hükümler, neredeyse her hukuk kuralında olduğu
gibi bazı istisnalar içermektedir. Bu hükümler uyarınca, muhtelif dava ve takip türleri, iflas
tasfiyesi ile durmayacak ve sorunsuz olarak devam edeceklerdir. İtirazın iptali, menfi tespit,
istirdat ve alacak davası gibi dava türleri, iflas tasfiyesinden daha geniş anlamda ve daha
detaylı sonuçlar içerecek şekilde etkilendiğinden, bu davaların iflas müessesesi ile birlikte
daha detaylı incelenmesi doğru olacaktır.
Türk hukukunda iflas müessesesi, iflasın açılması anından itibaren, iflas masasının
açılması ve tasfiyeye kadar uzun bir süreci tanımlamaktadır. Bu sebeple, kaçınılmaz olarak
iflas durumu ile karşı karşıya kalmış bir kişinin, bu süreci iyi yönetebilmesi, sonuçlarından,
etkilerinden ve getirilerinden detaylı olarak haberdar olabilmesi oldukça önemlidir. Bu
sebeple, iflas tasfiyesinin, müflis ile alakalı dava ve takipler yönünden yarattığı sonuçların
detaylı olarak incelenmeye çalışıldığı bu çalışmamın, hukuk deryasına katkı yapabileceği
ümidindeyim.
The concept of bankruptcy becomes one of the common concepts throughout these
days, in which economical conditions become harder and the world is facing with financial
crises more frequent than past times. The bankruptcy can be defined as a legal circumstance
of a company which is in economical crises, money stockouts and a company which could
not carry on its economical activity. The bankruptcy is one of the instutite which can affect
to whole society and economy of the country in addition a company which is in economical
challenge.
One of the legal results of process of bankruptcy is giving rising to pause of some
trials and some enforcement proceedings. By beginning of procedure of bankruptcy, a
company which is in economical crises, money stockouts and a company or person which
could not carry on its economical activity have been named as “bankrupt” and then trials
and enforcement proceedings about bankrupt is stopped due to beginning of procedure of
bankruptcy. This process starts to cause solid results in trials and enforcement proceeding
by validity of verdict about bankruptcy.
There are some exceptions of provision aforementioned above about pause of some
trials and some enforcement proceedings as in case of every legal provision. Some trials
and enforcement proceedings do not stop with initiation of bankruptcy process because of
their content and continue without any problem. Actions for annulment of objection,
negative declaratory actions, actions of debt and actions for restitution are trials which
affect more than other trials. Hence, as I see, these trials ought to be evaluated and analysed
deeply.
Bankruptcy process in Turkish Law is a concept which should be evaluated
practically in life-cycle of bankrupt. To reach successful result in continuation of the
bankruptcy process, bankrupt and other people in process should behave like bankruptcy
rules properly. Because of this, it is so crucial that a company which faces with bankruptcy
can manage process successfully, can get information about its results, its necessities, yields
from professionals in depth. Owing to importances of the bankruptcy above referred,
hopefully, my thesis study can make a minor contribution to the sea of law
Sigorta tahkiminde yargılama usulü
Bir hak sebebiyle uyuşmazlığa düşen tarafların, bu uyuşmazlığın çözümünü devlet
mahkemelerinin yerine özel kişi veya kişilere bırakmalarına tahkim denir. Alternatif
uyuşmazlık çözüm yöntemlerinden biri olan tahkim ülkemizde ve dünyada her geçen gün daha
fazla önem kazanmaktadır. 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 30.maddesindeki özel bir
hükümle sigorta ettiren veya sigorta sözleşmesinden menfaat sağlayan kişiler ile riski üstlenen
taraf arasında sigorta akdinden veya Güvence Hesabı’ndan faydalanacak kişiler ile hesap
arasında doğan uyuşmazlıkların çözüme kavuşturulması amacıyla, Türkiye Sigorta ve
Reasürans Şirketleri Birliği nezdinde, Sigorta Tahkim Komisyonu kurulmuştur. Sigorta Tahkim
Komisyonu, komisyon başkanlığı ile komisyon müdürü ve müdür yardımcıları, raportörler ve
diğer çalışanlardan teşekkül etmektedir. Tezimizin konusu Sigorta Tahkiminde Yargılama
Usulü olup çalışmamızda öncelikle sigorta ve tahkim kavramları üzerinde durulacaktır. Tez
çalışmamızın devamında ise karşılaştırmalı hukuk sistemlerinde sigorta tahkimi anlatılacak,
tahkim komisyonunun teşkilat yapısından söz edilecek ve nihayet sigorta tahkiminde yargılama
usulünün nasıl olduğu irdelenecektir. Sigorta tahkiminin yargı sistemimize sağladığı büyük
katkının yanında sigorta tahkimi ile ilgili kanuni anlamda bazı eksiklikler de mevcuttur. Bu
eksikliklerin uygulamacılar tarafından giderilmesini beklemek ise hukuk devleti ilkesi ile
çelişmektedir. Sigorta tahkimi ile ilgili özellikle doktrinde eleştirilen konuların bir an önce
çözüme kavuşturulması gerekmektedir. Tahkimden beklenen menfaat de bu şekilde artacak ve
istikrar kazanmış uygulamalarıyla örnek bir tahkim sisteminin yolu açılacaktır.
Arbitration is a way to resolve disputes outside the courts for any dispute between the parties.
Arbitration, one of the alternative dispute resolution methods, is gaining more importance in
our country and in the world. Insurance Arbitration Commission was established by Article 30
of the Insurance Code in order to resolve disputes between policyholder and Insurance
companies, beneficiaries of the insurance and insurance companies or beneficiaries of the
assurance account and assurance account. The Insurance Arbitration Commission is composed
of the chairman of the commission, commissioner and deputy directors, rapporteurs and other
employees. The subject of our thesis is the Judgement Procedure in Insurance Arbitration and
we will focus on the concepts of insurance and arbitration. In the continuation of our thesis
study, insurance arbitration will be explained in comparative legal systems, the organization
structure of the arbitration commission will be mentioned and finally, in the case of insurance
arbitration procedure will be examined. In addition to the large contribution of insurance
arbitration to our judicial system, there are also some legal deficiencies related to insurance
arbitration. Waiting for these deficiencies to be solved by the practitioners is in contradiction
with the principle of the rule of law. For this reason, issues related to insurance arbitration,
especially in the doctrine should be resolved as soon as possible. The benefit expected from the
arbitration will increase in this way and the path of an exemplary arbitration system will be
opened with its stabilized practices
Erken dönem uyumsuz şemalar ile yeme tutumu arasındaki ilişkide yakın ilişkilerin, vücut algısının ve benlik saygısının aracı rolü
Bu araştırmanın temel amacı, erken dönem uyumsuz şemalar ile yeme tutumu arasındaki ilişkide yakın
ilişkilerin, vücut algısının ve benlik saygısının aracı rolünü incelemektir. Ayrıca, erken dönem
uyumsuz şemalar ile yeme tutumu arasındaki ilişkide yakın ilişkilerin, vücut algısının ve benlik
saygısının aracı rolünün cinsiyete göre değerlendirilmesi de amaçlanmıştır.
Çalışmanın örneklemini 18 – 38 yaş arası kişiler oluşturmaktadır. Araştırmaya 401 katılımcı dahil
edilmiştir. Araştırma örnekleminin 233 (%58,1)’ü kadın katılımcılardan, 168 (%41,9)’i erkek
katılımcılardan oluşmaktadır. Öncelikle katılımcıların demografik özelliklerini öğrenmeye yönelik
Demografik Bilgi Formu verilmiştir. Ardından araştırma soruları çerçevesinde, katılımcıların yeme
tutumu hakkında bilgi edinebilmek için Yeme Tutum Testi, erken dönem uyumsuz şemalarını
değerlendirebilmek için Young Şema Ölçeği Kısa Formu, yakın ilişkileri hakkında bilgi toplayabilmek
için İlişki Değerlendirme Ölçeği, vücut algıları hakkında bilgi toplayabilmek için Vücut Algısı Ölçeği
ve son olarak benlik saygılarını değerlendirebilmek için Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği
uygulanmıştır.
Çalışmada ilk olarak, genel örneklemde erken dönem uyumsuz şemalar ile yeme tutumu arasındaki
ilişkide yakın ilişkilerin, vücut algısının ve benlik saygısının aracı değişken (mediator) rolünü
incelemek amacıyla yapılan Aracı Değişken (Mediator) Analizi sonuçlarına yer verilmiştir. Ardından
cinsiyete göre farklılaşmayı görebilmek için analizler kadın katılımcılar ve erkek katılımcılar için ayrı
ayrı yapılmıştır.
Araştırma sonuçlarına göre ilk olarak; genel örneklemde erken dönem uyumsuz şemalar ile yeme
tutumu arasındaki ilişkide ilişkisel depresyon ve vücut algısının aracı rolü olduğu ancak ilişkisel benlik
saygısı, ilişkisel saplantılı düşünme ve benlik saygısının aracı rolü olmadığı görülmüştür. İkinci olarak
cinsiyete göre yapılan ayrı analizler sonucunda; kadın katılımcılar için vücut algısının ve ilişkisel
depresyonun erken dönem uyumsuz şema alanları ile yeme tutumu arasında aracı rolünün olduğu
ancak ilişkisel benlik saygısı, ilişkisel saplantılı düşünme ve benlik saygısının aracı rolünün olmadığı
gözlemlenmiştir. Erkek katılımcılar için ise sadece ilişkisel depresyonun erken dönem uyumsuz şema
alanları ile yeme tutumu arasındaki ilişkide aracı rolünün olduğu ancak ilişkisel benlik saygısı, ilişkisel saplantılı düşünme, vücut algısı ve benlik saygısının aracı rolünün olmadığı görülmüştür.
Alanyazındaki araştırmalar göz önünde bulundurularak araştırmadan elde edilen bulgular tartışılmıştır
ve araştırmanın katkıları belirtilmiştir
The main purpose of this study is to examine the mediating role of close relationships, body image and
self respect on the relationship between early maladaptive schemas and eating attitude. In addition, it
was aimed to evaluate the mediator role of close relationships, body image and self respect on the
relationship between early maladaptive schemas and eating attitude in terms of the gender.
The sample of the study consists of people aged between 18 and 38 years. There were 401 participants
in the study. Of the study sample, 233 (58.1%) were female participants and 168 (41.9%) were male
participants. Firstly, Demographic Information Form was given to learn the demographic
characteristics of the participants. Then, within the framework of the research questions, several tests
and scales are applied to the participants with corresponding targets as follows: Eating Attitude Test is
applied in order to obtain information about eating attitude, the Young Schema Scale Short
Form to evaluate early maladaptive schemas, the Relationship Assessment Scale to collect information
about close relationships, Body Perception Scale to collect information about body perceptions and
finally in order to evaluate self-esteem, Rosenberg Self-Esteem Scale is applied.
In this study, firstly, mediator variable (mediator) analysis were conducted to investigate the mediator
role of close relationships, body images and self respect on the relationship between early maladaptive
schemas and eating attitude. Then, in order to see the differentiation according to gender, the analyzes
were performed separately for female and male participants.
According to the results of the research; in the general sample, it can be seen that the relational
depression and body image are the mediator roles for relationship between early maladaptive schema
domains and eating attitude while the relational self respect, relational obsessive thinking and self
respect do not play a role for the relationship stated. Secondly, as a result of the analysis according to
gender; for the female participants, the relational depression and body image plays the mediator roles,
whereas the relational self respect, relational obsessive thinking and self respect are
not, for the relationship between early maladaptive schema domains and eating attitude. In the other
hand, for the male participants, the relational depression is the mediator for relationship between early maladaptive schema domains and eating attitude; however, relational self respect, relational obsessive
thinking, body image and self respect are not. Considering the researches in the literature, the results of
the research are discussed and the contributions of the research to the literature are stated
Yazar, metin, okur sarmalında sinema ve müziğin alımlanması
Sinema ve müzik insanları hem duygulanıma hem de düşünmeye iten iki sanat dalıdır.
Seslerin bir araya getirilip kompozisyon haline getirildiği süreçte müzik, armoni, ritm ve
zamanı bir araya getirerek bir anlatım ortaya çıkarır. Bu bakıma hareketli imgeleri bir araya
getirerek anlatım sunan sinema sanatı ile benzerlik gösterir. Tarihsel perspektiften sinema ve
müziğin birlikteliğine baktığımızda bu iki sanatın biribirinden ayrılmaz bir birliktelik içinde
oldukları söylenebilir. Bir filmdeki müziğin nasıl alımlandığı merak uyandıran bir konudur.
İngiliz-Amerikan yönetmen Christopher Nolan filmlerinde izleyenlere görsel-işitsel bir dünya
sunar. Çalışmanın merak konusu Nolan filmlerinde müziğin nasıl alımlandığı meselesidir. Bu
bağlamda çalışma kapsamında Christopher Nolan‟ın Memento, Inception ve Dunkirk filmleri
katılımcılar tarafından alımlanmış ve yeni bir metin üretmişlerdir.
İş birliği içinde bir yaratım süreci gerektirmesi, sinemanın benzeri olmayan bir sanat
olduğunu akla getirir. Her sanat dalı gibi sinema da anlatılara odaklanır. Görsel-işitsel bir
dünya sunan sinemada gördüğümüz ve duyduğumuz herşeyin bir anlamı olduğu söylenebilir.
Dolayısıyla bu araştırmanın konusu, Christopher Nolan filmlerinde müziğin nasıl
alımlandığıdır. Çalışmada, Christopher Nolan Memento, Inception ve Dunkirk filmlerinde
müziğin nasıl alımlandığı sorunu inşacı bir onotloji ve alımlamacı bir metodolojiye
yaslanarak değerlendirilmektedir. Çalışmanın kuramsal çerçevesi Alımlama Estetiği
Kuramı‟na bağlı olarak oturtulmuştur. Alımlama Estetiği Kuramı metnin anlamına ulaşmak
adına okurdan yana bir tutum sergiler. Etkileşime dayalı bu süreçte metne ilişkin yapılan her
okuma metnin yeniden üretimi anlamına gelmekte ve her okur kendi yaşantısına,
deneyimlerine ve dil becerileriyle ilişkili olarak metni yorumlamaktadır. Kuşkusuz her
izleyici için bu unsurlar farklı olacağından izleyiciler alımlamalar yaşayacaktır. Bu araştırma
özellikle sinema anlatısında müziğin bu farklı yorumlardaki yerini ve gizilini değerlendirmeyi
hedeflemektedir.
Araştırma referansını Christopher Nolan‟ın sinemasından almaktadır. Yönetmenin
filmografisinden söz konusu filmlerin nasıl alımlandığı, alımlamada müziğin filmin
anlamlandırma sürecine nasıl dâhil olduğu alımlayıcılarının perspektifi eşliğinde
değerlendirilmiştir. Bu bağlamda çalışma kapsamında Christopher filmlerinin katılımcılar tarafından alımlandığı bir araştrıma tasarlanmış ve katılımcıların yaratıcı süreçte metni
anlamlandırmalarını teşvik etmek üzere bu metinlerle ilgili yarı yapılandırılmış sorulardan
yola çıkarak yeni bir metin üretmeleri istenmiştir. Araştırma sonunda araştırmaya katılan her
katılımcının farklı deneyim ve birikim sahibi olmasından ötürü filmlerin müziklerini farklı
biçimlerde alımladığı sonucuna ulaşılmıştır. İzleyici bir yazar edasıyla filmin anlamını
yeniden yazarken bunu müzik dolayımıyla da yapmaktadır.
Cinema and music are two branches of art that prompt the human beings to affection
and reasoning. In the process in which sounds are brought together into a composition, the
concept of music brings harmony, rhythm and time together and creates a narration. In this
respect, it is similar to the art of cinema, which brings moving images together in order to
create a narration. When the association between cinema and music is observed from a
historical perspective, it can be stated that these two art forms are inseparable from each other.
The reception of a music in a movie has always been an interesting topic. British-American
filmmaker Christopher Nolan presents his audience an audio-visual worlds with his films. The
subject of the study is the question of how music is received in Nolan films. In this context, as
part of the study, Christopher Nolan‟s Memento, Inception and Dunkirk films were received
by the cinephiles and produced a new text.
The necessity of a process of creation in collaboration brings to mind that cinema is a
unique art. Cinema, like every branch of art, focuses on narratives. It can be stated that
everything that we see and hear in the cinema which presents an audio-visual world has a
meaning. Therefore, the subject of this research is how the music is received in Christopher
Nolan films. In the study, the problem of how the music is acquired in Christopher Nolan
films is evaluated by leaning against a constructive ontology and phenomenological
methodology. The theoretical framework of the study is based on the Reception Theory. The
Reception Theory exhibits a reader-side attitude to achieve the meaning of the text. In this
interaction-based process, each reading of the text refers to the reproduction of the text, and
each reader interprets the text in relation to his or her background, experience and language
skills. Undoubtedly, since these elements are different for each audience and the viewers will
experience reception. This study aims to evaluate the place and mystery of music in these
different interpretations in the cinema narrative.
The research takes its reference from Christopher Nolan‟s cinema. Memento,
Inception and Dunkirk texts from the director‟s filmography were selected for the research;
How these films were received and how the music was included in the process of meaningful interpretation of the film were evaluated with the perspective of the participants. Accordingly,
in the context of the study, a research which includes the reception of Christopher Nolan‟s
Memento, Inception and Dunkirk films by the participants is designed and participants were
asked to produce a new text based on semi-structured questions about these texts in order to
encourage making sense of the text in the creative process. At the end of the research, it has
been reached the conclusion that since every participant participating in the research process
has different experiences and knowledge, each one of them has different ways of receiving the
meaning by means of music in the films. As a writer, the author-audience rewrites the
meaning of the film and does so through music
Hiperspektral mikroskopi ile kanserli dokuların spektral özelliklerinin sınıflandırılması
Hiperspektral görüntüleme (HSI) sistemi yüzlerce spektral bandı kullanarak görüntü içerisindeki her bir piksele ait spektral bilgiyi elde etmeyi amaçlayan yeni bir teknolojidir. Daha çok uzaktan algılama alanında kullanılan bir yöntemdir. Son yıllarda sağlık alanında hastalıkların tanısında ve cerrahi yönlendirme amaçlı medikal uygulamalarda kullanılmaya başlanmıştır.
HSI ile iki uzaysal boyuta (x, y) ve bir spektral boyuta (λ) sahip hiperküp adı verilen üç boyutlu (3D) hiperspektral veri analiz edilir. Bu analizden elde edilen sonuç, doku fizyolojisi, morfolojisi ve kompozisyonu hakkında teşhise yardımcı bilgi edinilmesine olanak sağlar. Konvansiyonel ışık mikroskobunun tersine, hiperspektral mikroskobik yöntemler dokularda meydana gelen emilim ve saçılma özelliklerini tespit edebilir. Bu tür spektral karakterizasyon kanser teşhisinde kullanılabilir. Spektrometrede yaşanan odak bulma probleminin aksine bu sistemde her bir dalga boyu için değişen odak tespit edilir ve uygun odak ayarı yapılarak görüntüler alınır.
Bu çalışma kapsamında bir HSI sistemi tasarlandı ve oluşturuldu. Farklı özelliklere sahip patolojik dokuların 440-660 nm dalga boyu aralığında görüntüleri alındı ve hiperküp verileri elde edildi. Bu verilerin analizi ile dokuların spektral imzaları oluşturuldu. Kanser türleri ve derecelerinin sınıflandırılması için 2 yöntem incelendi. Birinci yöntemde farklı özellikteki dokuların spektral imzaları kıyaslandı. Sağlıklı ve kanserli kolon dokularının spektral imzalarının 500-560 nm dalga boyu aralığında birbirlerinden farklılık gösterdiği görüldü. Düşük ve yüksek dereceli Hodgkin lenfoma kanserinin de spektral imzaları 500-660 nm’ de farklı yoğunluk değerlerine sahiptir. Bir diğer yöntemde ise, dalga boylarının birbirlerine göre değişimlerinden yola çıkarak dokuların renk haritaları oluşturuldu. Elde edilen sonuçlar doku türlerine ait referans veriler kullanılarak dokular arasında ayrım yapılabileceğini gösterdi.
Hyperspectral imaging (HSI), mostly used in the field of remote sensing, is a new technology that aims to obtain the spectral information of each pixel in images using hundreds of spectral bands. In recent years, it has gained popularity in medical field for the diagnosis of diseases and surgical guidance.
Three dimensional (3D) hyperspectral data (hypercube) with two spatial dimensions (x, y) and a spectral dimension (λ) is acquired at microscopic level to obtain information to aid diagnosis on tissue physiology, morphology and composition. In contrast to the conventional light microscopy, hyperspectral microscopic methods can detect the absorption and scattering properties of tissues. Such spectral characterization can be used in cancer diagnosis. In the spectrometer there is a problem in finding the focus. Unlike spectrometric methods where finding the focus is problematic, the best focal plane can be easily determined and adjusted using two-dimensional images in the HSI.
In this study, a hyperspectral imaging system was designed and developed . Using this system, hypercube of pathological tissues with different characteristics were obtained. Spectral signatures were generated by the analysis of hypercube data. Two methods were studied for classification of cancer types and levels. In the first method, spectral signatures of different tissues were compared with each other. The spectral signatures of healthy and cancerous colon tissues differ between 500-560 nm wavelength range. Low and high-grade Hodgkin lymphoma also has spectral signatures in the range of 500-660 nm with different density values. In the second method, based on the ratio of intensities at different wavelengths, colormaps of tissues were created. The results showed that there was a clear distinction between different tissue types