1983 research outputs found
Sort by
Çocuk müzesi ve bilim merkezlerindeki iç mekân standartları ve tasarım yaklaşımları
Geçmişten günümüze çocuk müzesi ve bilim merkezlerinin eğitim ve araştırmaya yönelik
hedefleri bulunmaktadır. Günümüz çocuk müzeleri, dokunarak öğrenmeye yönelik
fonksiyonları ile geleneksel müzecilik anlayışına çağdaş bir yorum getirmektedir. Bu
noktada çocuk müzeleri bünyesinde bulundurduğu bilim merkezleriyle küçük yaştaki
bireylerin teknolojik ihtiyaçlarına yönelik merkezlerin başında gelmektedir.
Günümüzde teknolojisinin gelişim göstermeye başlamasıyla birlikte, çocuk müzesi ve bilim
merkezlerinin interaktif sergilemeye yönelimleri başlamıştır. Bilindiği gibi çağdaş
toplumların bilim ve teknoloji kavramlarını içeren eğitim ve öğretim kurumu olan çocuk
müzeleri, kavramsal değerlerin alfa jenerasyonuna aktarılmasını sağlayan öncü kurumların
başında gelmektedir. Son yıllarda küçük yaştaki bireylerin teknolojiye olan yönelimleri,
çocuk müzesi ve bilim merkezlerinde dokun-yap-öğren sistematiğinin gelişimine yardımcı
olmaktadır.
Tarihte çağdaş çocuk müzesi ve bilim merkezlerinin ilk örneği 1913 yılında ABD’de kurulan
Boston Çocuk Müzesi’dir. Dünya üzerinde, bünyesinde bilim merkezi bulunan çocuk
müzelerinin sayısı elli altı (56) olduğu saptanmıştır. Küçük yaştaki bireylerin zihinsel ve
beceri gelişimine yönelik çalışmaları bulunan çocuk müzesi ve bilim merkezlerinin,
ülkemizde geçerli bir örneği bulunmamaktadır. Bu tez çalışmasında; toplumun gelişiminde
sosyal ve kültürel eksikliklerin giderilmesini sağlayan çocuk müzelerine yönelik iç mekan
standartları ve mimariye yönelik kriterlerin belirlenmesi amaçlanmaktadır.
From past to present, children's museum and science centers have educational and researchoriented
aims. Children's museums of today provide a contemporary interpretation to
traditional museology with their functions perceiving by touch. At this point, children's
museums are one of the centers that aim at the technological needs of young individuals with
the science centers within the body.
Nowadays, thanks to the development of technology, children's museums and science
centers have started to exhibit interactive. As it is known, children's museums educational
institutions and include science and technology concepts. These are the leading institutions
that provide the transfer of conceptual values to the alpha generation. In recent years, the
orientations of young people towards technology have helped to develop touch-do-learn
systematics in children's museums and science centers.
The first example of contemporary children's museums and science centers in history is the
Boston Children's Museum, founded in 1913 in the US. In our country, there are no good
examples of children's museums and science centers that perform studies on mental and skill
development of individuals. In this thesis, it is aimed to determine the standard and
architectural criteria of children's museums, which overcome social and cultural deficiencies
in the development of society
Girişimciler için yeni nesil bir finansman modeli "kitle fonlaması - crowdfunding": Dünya ve Türkiye uygulamaları üzerine bir inceleme ve model önerisi
Girişimcilerin en önemli problemi finansal kaynaklara ulaşmalarında yaşadıkları
zorluklardır. Girişimciler finansal sorunlarını çözmek için geleneksel finansman
yöntemlerinden ve Risk Sermayesi, Girişim Sermayesi, Bireysel Katılım Sermayesi,
Mikrofinansman gibi alternatif finansman modellerinden yararlanmaktadır. Günümüzde
girişimcilerin gereksinim duydukları sermayeye ulaşmak için kullandıkları yeni finansal
yöntemlerden biri Kitle Fonlaması modelidir. Çalışmada girişimcilik, girişim finansmanı
ve Kitle Fonlaması modeli konusunda literatür taraması yapılarak ilgili kavramlara
değinilmiştir. Dünya’da 2000’lerin başından itibaren yoğun olarak kullanılan Kitle
Fonlaması modelinin Türkiye’de kullanımı 2010 yılında başlamıştır. Ancak yasal engeller
nedeniyle, 5 Aralık 2017 tarihinde gerçekleşen kanun değişikliğine kadar sadece Ödül ve
Bağış Temelli Kitle Fonlaması modeli uygulanmıştır. Yapılan kanun değişikliği ile
Türkiye’de Hisse Temelli Kitle Fonlaması da uygulanabilecektir.
Çalışmada öncelikle Kitle Fonlaması Finansman modeli’nin dünya genelinde
gerçekleşen uygulamaları irdelenerek, 2013-2016 yılları arasındaki fon hacimleri ile
ülkelerde uygulanan yasal mevzuatlar incelenmiştir. Ayrıca çalışmada Türkiye’de Kitle
Fonlaması modelinin gelişimi anlatılmış, faaliyet gösteren Kitle Fonlaması platformları ve
işleyişlerine değinilmiş, platformlarında yayınlanan projeler içerik analizi ile kategorik ve
model türlerine göre incelenerek Türkiye’nin Kitle Fonlaması hacmi ortaya konulmaya
çalışılmıştır. Kanun değişikliği dünya genelinde en çok uygulanan ve en yüksek fon
sağlayan model türü olan Borçlanma Temelli Kitle Fonlaması’nı içermemektedir.
Çalışmada son olarak Borçlanma Temelli Kitle Fonlaması modeli geliştirilerek, girişimci
ve yatırımcı profillerinin tümünün ilgilenebileceği “Bütünleştirici Borçlanma Temelli Kitle
Fonlaması” adında yeni bir model önerilmektedir. Önerilen modelin Türkiye’deki Kitle
Fonlaması uygulamalarında kullanılmasıyla gerçekleştirilecek proje sayıları ile toplanan
fon miktarını artıracağı ve yatırımcılar için de tercih edilecek bir yatırım yöntemi olacağı
düşünülmektedir.
The most important problem faced by of entrepreneurs is difficulty in accessing
financial resources. Entrepreneurs benefit from traditional financing methods to solve their
financial problems and alternative financing models such as Venture Capital, Private
Equity, Angel Capital, Microfinance. Crowdfunding model is one of the new financial
methods used by entrepreneurs to reach the capital they need. In this study, a literature
review on entrepreneurship, enterprise finance and the Crowdfunding model is performed
and related concepts are explained. The use of Crowdfunding model in Turkey began in
2010. However, due to legal barriers, only Reward and Donation Based Crowdfunding
models were in use until the change of the law on December 5, 2017. With changes made
to the legislation, Equity Based Crowdfunding can now also be applied in Turkey.
In the study, first of all, the applications of Crowdfunding Financing model in the
world are examined and the fund volumes between 2013-2016 and the legal regulations in
the countries are investigated. Moreover, development of the Crowdfunding model, and
Crowdfunding platforms in Turkey are described. In addition, published projects in
platform are analyzed according to the categorical model and type via content analysis to
expose Turkey's Crowdfunding volume. The new amendment to the law does not include
the Debt Based Crowdfunding model, which is the model most applied around the world
and which provides the highest funding. At the end of study, a Debt Based Crowdfunding
model is developed and a new model for Turkey called "Integrated Debt Based
Crowdfunding" is proposed which might attract all entrepreneur and investor profiles. It is
considered that using the proposed model in Crowdfunding applications in Turkey will
lead to an increase in projects realized and funds collected, making it the preferred method
of investment for investors
Su tünellerinde model hareket kontrolü ve senkron aerodinamik kuvvet ölçüm sistemi tasarımı
Akışa maruz kalacak modelin veya yapının üretimine başlanmadan önce, aerodinamik kuvvet analizinin yapılması kritik önem arz etmektedir. Günümüzde bu ihtiyacı gidermek adına tasarlanan birçok aerodinamik test donanımı kullanılmaktadır.
Bu çalışmada; su tüneli içerisinde akışkan analizinin yapılması istenen modele robotik olarak eksenel hareket, yunuslama hareketi ve yalpa hareketi kazandırabilen aerodinamik kuvvet ölçüm ve analiz sisteminin AR-GE ve tasarım süreci ele alınmıştır. Sürecin robotik hareket düzeneğine bağlı altı eksenli, dış, denge düzeneği ile statik, dinamik ve adım tarama deneylerinin aerodinamik kuvvet ölçümü ve uçuş benzetimi başlıkları altında gerçekleştirilmesi hedeflenmiştir.
Önceden belirlenmiş otomatik hareket ve kuvvet ölçüm senaryoları, model hareket kontrolü ve aerodinamik kuvvet ölçümü bütünleşik Labview® arayüzü üzerinden sağlanmıştır.
Sonuç olarak, tez çalışması kapsamında yazılım ve donanım tasarımı tamamlanan bu laboratuvar düzeneği Turbotek Turbomakina Teknolojileri Ltd. ġti. bünyesinde üretilerek Çukurova Üniversitesi Makine Mühendisliği bölüm laboratuvarlarının kullanımına sunulmuştur.
It is crutial to test aerodynamic forces of a model or structure which will be exposed to flow before production. For this reason, there are many kinds of aerodynamic test equipments designed and still being used.
In this study, which focuses on the R&D and design processes of aerodynamic force measurement system is designed to provide axial, pitching and rolling movements of the various models that are required to perform fluid analysis within the water tunnel.
It is aimed to perform static, dynamic and step scanning experiments under the titles of aerodynamic force measurement and flight simulation with the help of six-axis external force balance system which is connected to robotic motion control system.
Predetermined automatic motion control and force measurement scenarios, model motion control and aerodynamic force measurement are provided with integrated Labview® interface.
As a result, this laboratuary equipment is designed in the scope of thesis, produced in-site of Turbotek Turbomakina Teknolojileri Ltd. ġti. and it is currently being used by the department of machine engineering in Cukurova University
Deep learning for biological sequences
Nowadays, with the increase in biological knowledge, the use of deep learning in bioinformatics and computational biology has increased. Newly, deep learning is widely used to classify and analyze biological sequences.
In recent years, deep neural network architectures such as Convolutional and Recurrent Neural Networks have been developed in order to achieve more successful results when compared to classical machine learning algorithms.
In this thesis, the discussed problem is a bioinformatics problem. Therefore, it is discussed whether the given microRNA molecule binds to the mRNA molecule.
MicroRNAs (miRNAs) are non-coding and small RNA molecules of ~23 base length that play an important role in gene expression cycle. After transcription, they bind to target mRNAs and cause mRNA cleavage or translation inhibition. Rapid and efficient determination of the binding sites of miRNAs is a major problem in molecular biology. In this thesis study, Long Short Term Memory (LSTM) network which is based on deep learning, has been developed with the help of an existing duplex sequence model. The study provides a comparative approach based on different data sets and configurations.
In addition, a web tool has been developed to effectively and quickly identify human microRNA target sites and provide a visual interface to the end-user. Compared to the six classical machine learning methods, the proposed LSTM model gives better results in terms of some evaluation criteria.
Günümüzde, biyolojik bilgideki artışla birlikte, biyoenformatik ve hesaplamalı biyolojide derin öğrenme kullanımı artmıştır. Derin öğrenme biyolojik dizileri sınıflandırmak ve analiz etmek için yaygın olarak kullanılmaktadır.
Son yıllarda klasik makine öğrenme algoritmalarına kıyasla daha başarılı sonuçlar elde etmek için Konvolüsyonel ve Tekrarlayan Sinir Ağları gibi derin sinir ağ mimarileri geliştirilmiştir. Bu tezde tartışılan problem bir biyoenformatik problemidir. Bu sebeple, verilen mikro RNA molekülünün mRNA molekülüne bağlanıp bağlanmadığı tartışılmaktadır.
MikroRNA'lar (miRNA'lar) gen ekspresyonunda önemli bir rol oynayan ~ 21-23 baz uzunluğundaki kodlayıcı olmayan RNA molekülleridir. Transkripsiyondan sonra, mRNA'ları hedef alırlar ve mRNA yıkımına veya translasyon inhibisyonuna neden olurlar. miRNA'ların bağlanma bölgelerinin hızlı ve etkili bir şekilde belirlenmesi moleküler biyolojide büyük bir sorundur. Bu tezde, mevcut bir dubleks sekans modeli yardımıyla Uzun Kısa Süreli Belleğe (LSTM) dayanan derin bir öğrenme yaklaşımı geliştirilmiştir. Çalışma, farklı veri kümeleri ve yapılandırmalarına dayanan karşılaştırmalı bir yaklaşım sunmaktadır.
Ek olarak, insan miRNA hedef bölgelerini etkili ve hızlı bir şekilde tanımlamak ve son kullanıcıya görsel bir arayüz sağlamak için bir web arayüzü geliştirilmiştir. Altı klasik makine öğrenme yöntemiyle karşılaştırıldığında, önerilen LSTM modeli bazı değerlendirme kriterleri açısından daha iyi sonuçlar verir
Üniversite öğrencilerinde yeme bağımlılığı ve duygusal yeme eğiliminin değerlendirilmesi
Bu çalışma üniversite öğrencilerinde yeme bağımlılığı ve duygusal yeme eğiliminin değerlendirilmesi amacıyla planlanmıştır. Çalışma Mayıs – Kasım 2018 tarihleri arasında Ankara Üniversitesi Mühendislik Fakültesi 3. ve 4. sınıfta okuyan çalışmada yer almayı gönüllü olarak kabul eden 235 kadın, 215 erkek toplam 450 öğrencinin katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Öğrencilerin tanımlayıcı bilgileri, genel alışkanlıkları, beslenme alışkanlıkları, diyet öyküsü ve antropometrik ölçümleri araştırmacı tarafından hazırlanan anket formu ile sorgulanmıştır. Öğrencilerin yeme bağımlılığı durumunu değerlendirmek amacıyla Yale Yeme Bağımlılığı Ölçeği (YFAS); yeme davranışlarını saptamak amacıyla Hollanda Yeme Davranışı Anketi (DEBQ); farklı duygu ve durumlarda yeme davranışlarında oluşan değişiklikleri belirlemek amacıyla Duygusal İştah Anketi (DİA) kullanılmıştır. Çalışmaya katılan öğrencilerin yaş ortalaması 22.66±3.22 yıldır. YFAS kriterlerine göre öğrencilerin %17.3’ ü yeme bağımlısı olarak bulunmuştur. Cinsiyetin ve antropometrik ölçümlerin (beden kütle indeksi (BKİ) grupları ve bel çevresi grupları) yeme bağımlılığı durumu üzerinde anlamlı bir etkisi olmadığı görülmüştür (p>0.05). Çalışma kapsamındaki öğrencilerin üzgünlük, stres, mutluluk ve heyecan duygularına bağlı iştah düzeylerinin değişme durumu ile BKİ arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır (p0.05). Olumsuz duygu ve durumlarda, yeme bağımlısı olan öğrencilerin yeme bağımlısı olmayan öğrencilere kıyasla anlamlı olarak daha fazla yeme eğilimi gösterdiği saptanmıştır (p=0.000). DEBQ verilerine göre duygusal yeme ve kısıtlayıcı yeme davranışlarının kadınlarda erkeklere oranla istatistiksel açıdan anlamlı olarak daha fazla olduğu bulunmuştur (p<0.05). Yeme bağımlısı olan öğrencilerin kısıtlayıcı yeme, duygusal yeme ve dışsal yeme skorları da yeme bağımlısı olmayan öğrencilere kıyasla anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (p=0.000). Bireylerin fiziksel ve mental sağlığını olumsuz yönde etkileyen farklı yeme davranışlarının düzenlenmesi, azaltılması ve gelişiminin önlenebilmesi gerekmektedir. Bu noktada her yaştan bireyin yeme davranışlarını ve etkilerini inceleyen daha geniş çaplı çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.
The aim of this study is to evaluate food addiction and the predisposition of emotional eating in university students. The study was conducted in May-November 2019 with a total of 450 participants (235 female and 215 male) who are junior or senior students, accepting to participate in the study voluntarily in the Faculty of Engineering at Ankara University. Descriptive information, general habits, nutritional habits, diet history, and anthropometric measurements of the students were questioned with a questionnaire formed by the researcher. The Yale Food Addiction Scale (YFAS) was used to evaluate of the students’ food addiction status; the Dutch Eating Behavior Questionnaire (DEBQ) was used to determine the eating behavior of the students; Emotional Appetite Questionnaire (EMAQ) was used to estimate the changes in eating behaviors in different emotions and situations. The average age of the subjects was 22.66±3.22 years. According to YFAS criteria, 17.3% of the students were found to be food addicts. Gender and anthropometric measurements (body mass index (BMI) groups and waist circumference groups) did not have a significant effect on food addiction status (p>0.05). A statistically significant relationship was found between the BMI and the changes in appetite levels due to sadness, stress, happiness, and excitement in students (p0.05). In negative emotions and situations, it was observed that food addicted students tend to eat significantly more than the students who are not addicted to food (p=0.000). According to DEBQ data, emotional eating and restrictive eating behaviors were found significantly higher in female compared to male (p<0.05). Restrictive eating, emotional eating and external eating scores of the food addicted students were also found significantly higher than those who were not addicted to food (p=0.000). Different eating behaviors, which negatively affect physical and mental health of individuals, need to be regulated, reduced, and prevented. In consideration of the currently available data, more evidence-based studies on wider populations with all age groups are required to examine the eating behaviors and their effects on individuals
Okul öncesi öğretmenlerinin biçimlendirici değerlendirme uygulamaları
Bu araştırmada okul öncesi öğretmenlerinin biçimlendirici değerlendirme
uygulamalarına yönelik algı ve uygulamalarının araştırılması amaçlanmıştır. Nitel
araştırma yöntemi kullanılarak yürütülen bu çalışma, fenomenoloji (olgubilim) deseni ile
gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu Ankara ve İstanbul illerinde çeşitli okul
öncesi eğitim kurumlarda görev yapan 15 öğretmen oluşturmaktadır. Veriler görüşme
yöntemi kullanılarak toplanmıştır. Veri toplama aracı olarak, okul öncesi öğretmenlerinin
biçimlendirici değerlendirme ile ilgili görüşlerini belirlemek için, araştırmacı tarafından
hazırlanan yarı- yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Okul öncesi öğretmenlerinin
görüşlerine göre, öğretmenler değerlendirme aracı olarak gözlemi tercih etmektedirler.
Öğretmenler gözlem yaparken, çocukların gelişimsel özelliklerini, ilgi ve ihtiyaçlarını,
olumsuz davranışlarını ve sosyal ilişkilerini dikkate aldıklarını ifade etmişlerdir ve bu
durumlara göre çocuklara geri bildirim yaptıkları anlaşılmaktadır. Ayrıca öğretmenler sınıf
mevcudunun kalabalık olması, zamanın yetersizliği ve fazladan iş yükü getirmesi gibi
sebeplerden dolayı değerlendirme yaparken zorlandıklarını belirtmişlerdir.
This study aimed to investigate early childhood teachers’ perceptions and
implementations on formative assessment. This study which was carried out by qualitative
research method fullfilled with phenomenological study. The study group of this research
involves 15 teachers in Ankara and Istanbul from different preschools. The major data
gathering tool of the study was semi-structured interviews conducted with teachers.
Content analysis was utilized to analyze the data. The findings of the study revealed that
teachers prefer observation as an assessment method. While the teachers are observing,
they say that they notice the developmental characteristic, interest and need, negative
behaviours, and social relation and according to these they give their feedback. Besides,
the teachers also say that they encounter difficulty wth assessment because of the fact that
the high number of students in classes, the iadequency of the time and over work load
Erkek infertilitesinde deleted in azoospermia like (dazl), 5-metilentetrahidrofolat redüktaz (mthfr) ve follikül uyarıcı hormon reseptör (fshr) genlerinin polimorfizmlerinin araştırılması
Erkek infertilitesi; heterojendir, birden fazla nedeni vardır ve karmaşık gen çevre etkileşimlerinden kaynaklanması nedeniyle belirlenmesi zordur. İnfertilite vakalarının %50’den fazlası erkek kaynaklıdır. Bu nedenle erkek infertilitesi genetiği üzerinde yapılan çalışmalar özünde zor ve karmaşıktır. Erkek infertilite vakalarının %90'dan fazlasında düşük sperm sayısı, hiç sperm olmaması, kötü sperm kalitesi ya da hepsi birden mevcut olmakla birlikte anatomik problemler, hormonal dengesizlikler ve genetik defektler diğer sebepler arasında yer alabilmektedir. Genetik sebeplerin yanı sıra bir erkeğin genel sağlık durumu, yaşam tarzı seçimi, sosyal durumu, iş ortamı gibi etkenler de fertilitesi üzerinde yaygın olarak etki göstermektedir.
Erkek infertilitesinde genetik nedenler arasında yer alan MTHFR, DAZL ve FSHR gen polimorfizmleri farklı araştırmacılar tarafından çalışılmış, bu araştırma çalışmalarında hasta gruplarında genellikle bu polimorfizmlere ya da çeşitli tek nükleotit polimorfizmlerine (SNP'lere) rastlanmış ancak çok azında erkek infertilitesi ile bağlantılı sonuçlar elde edilmiştir. Ülkemizde de erkek infertilitesi üzerine moleküler genetik düzeyde sınırlı sayıda çalışma mevcuttur. Bu nedenle MTHFR geni için 677C/T (rs1801133) ve 1298A/C (rs1801131) , DAZL geni için 260A/G ve 386A/G (rs121918346), FSHR geni için ise -29G/A (rs1394205), 919A/G (rs6165) ve 2039A/G (rs6166) polimorfizmlerinin infertilite ve azoospermi ön tanısına sahip hastalarda PZT-RFLP tekniği ile incelenerek spermatogenez ile ilişkisinin ve allel sıklıklarının belirlenmesi amaçlanmıştır.
Bu tezde; 2014-2016 tarihleri arasında infertilite tanısıyla başvuran hastalardan; sitogenetik analizde normal karyotipe sahip, Y-delesyonu taraması sonucu delesyon saptanmayan ve hormon analiz sonuçlarında infertilite ile ilişkili bir bulguya rastlanmayan hastalar seçilmiştir. Hastalar spermiyogram sonuçlarına göre azoospermi ya da oligospermi hastaları olarak gruplandırılmıştır. FSHR, MTHFR ve DAZL gen polimorfizmlerinin erkek infertilitesi ile ilişkisi; 156 azoospermik ve oligospermik bireyde incelenmiştir. Çalışma sonucunda yapılan istatistik analizler doğrultusunda, çalışmaya dahil edilen hiçbir polimorfizmin istatistiksel olarak erkek infertilitesi ile ilişkisi bulunmamıştır. Çalışılan polimorfizmlerin, çalışılan grupta erkek infertilitesine neden olabilecek genetik faktörler arasında bulunmadıkları sonucuna varılmıştır.
Male infertility is a genetically heterogeneous health condition and is difficult to identify due to the complexity of interactions between individuals and environmental factors. Genetic studies on male infertility are intrinsically difficult and complex since more than 50% of infertility cases are of male origin. Low sperm count, no sperm, poor sperm quality or all of them in addition to anatomical problems, hormonal imbalances and genetic defects of the affected individuals are among the causes of more than 90% of male infertility cases.
In addition to genetic causes, factors such as the general health status of a man, lifestyle selection, social status and work environment also have a widespread effect on fertility. Researchers have detected genetic polymorphisms in MTHFR, DAZL and FSHR genes or several single nucleotide polymorphisms (SNPs) in patient groups, however, very few of them were related to male infertility. Limited number of studies have been published about male infertility at the molecular genetic level, in Turkey. In this study, we investigated the polymorphisms including 677C/T (rs1801133) and 1298A/C (rs1801131) for MTHFR gene, 260A/G and 386A/G (rs121918346) for DAZL gene, -29G/A (rs1394205), 919A/G (rs6165) and 2039A/G (rs6166) for FSHR gene using PCR-RFLP technique in patients diagnosed with infertility and azoospermia. We aimed to determine the relationship between spermatogenesis and allele frequencies.
In this thesis, we selected an infertile patient population diagnosed with normal karyotype, no deletion detected as a result of Y-deletion screening and no evidence of hormonal imbalances related to infertility and who has registered in between the years 2014 and 2016. Patients were grouped as azoospermia or oligospermia according to their spermiogram results. We investigated the association of FSHR, MTHFR and DAZL gene polymorphisms with male infertility in 156 azoospermic and oligospermic individuals. In this study, we did not detect any polymorphism that was statistically related to male infertility. We conclude that the FSHR, MTHFR and DAZL gene polymorphisms are not among the genetic factors that may cause male infertility
Faiz oranının ve döviz kurunun kredi temerrüt swap primi ile ilişkisi: Türkiye kapsamında bir araştırma
Ülkelerin finansal durumunu ölçen birçok ekonomik gösterge vardır. Bu
göstergelerden başlıcaları: GSYH büyüme oranı, işsizlik oranı, faiz oranı, enflasyon oranı,
cari açık ve bütçe açığıdır. İlk ortaya çıkış amacı riski hedge etmek olan kredi temerrüt
swapı, zamanla yukarıda bahsi geçen ekonomik göstergelerden biri olmuştur. Bu durumun
oluşmasına zemin hazırlayan en önemli etken; kredi temerrüt swap priminin piyasada
belirlenirken borçlunun geri ödeme riskini baz alması ve bunun sonucunda da hesaplanan
primin diğer yatırımcılar için borçlunun finansal durumunu göstermede önemli bir bilgi
kaynağı haline gelmesidir.
Bu çalışmada, yukarıda bahsedilen süreç içerisinde en önemli göstergeler arasına
giren Kredi Temerrüt Swap priminin, diğer önemli göstergelerden faiz oranı ve döviz kuru
ile olan ilişkisi Türkiye özelinde incelenmiş ve analiz edilmiştir. kredi temerrüt swap primi,
faiz oranı ve döviz kuru arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla Granger Nedensellik Testi
yapılmış olup üç değişkenin de birbirinin Granger nedeni olduğu tespit edilmiştir.
There are multiple economic indicator which indicates countrys’ financial status. The
main indicators are GDP growth rate, unemployment rate, interest rate, inflation rate, current
account deficit and budget deficit. The credit default swap, which initial purpose was to
hedge risk, over time became one of the economic indicators mentioned above. The most
important factor that prepares the ground for this situation is; credit default swap premium
is based on the borrower's repayment risk when determining the market and as a result of
this, the calculated premium becomes an important source of information for the other
investors in showing the borrower's financial position.
In this study, in the process which mentioned above, relationship between credit
default swap premia, which becomes one of the most important indicators, with interest rate
and exchange rate is examined and analysed under the perspective of Turkey. Granger
Causality Test was conducted to investigate the relationship between credit default swap
premium with interest rate and exchange rate and all three variables were determined as a
Granger Causes of each other
Okul öncesi öğretmenlerinin okuma-yazma becerisinin gelişimine yönelik rolleri ve uygulamalarının incelenmesi
Bu araştırmada, okul öncesi öğretmenlerinin okuma ve yazma becerilerine yönelik
rolleri ve uygulamalarinin incelenmesi hedeflenmiştir. Bu çalışmaya Ankara ili Altındağ,
Çankaya, Yenimahalle, Gölbaşı ilçelerinde çalışmakta olan 234 okul öncesi öğretmeni
katılmıştır. Araştırmada betimsel tarama modeli kullanılmıştır. Veri toplama aracı olarak okul
öncesinde dil ve okuryazarlık etkinlikleri temelli ölçek, araştırmacı tarafından geliştirilmiş
gözlem formu ve açık uçlu soru sorulardan yarı yapılandırılmış soru formu kullanılmıştır.
Araştırmaların sonuçlarına göre okul öncesi öğretmenleri okuma yazma hazırlık
çalışmalarına yönelik olarak daha çok masa başında gerçekleşen kavram çalışmaları
yaptırmaktadır. Çalışmaya katılan okul öncesi öğretmenleri genellikle kitap ve diğer basılı
materyalleri incelemesi için çocuklara verdiklerini, yüksek sesle şiir, masal, hikaye ve resimli
kitaplar okuduklarını, kitabın arka ve ön kapakları, kitabın başı ve sonu gibi özellikler
hakkında bilgi verdiklerini ifade etmişlerdir.
MEB Okul öncesi programında yoğun olarak “okuma yazma öğretiminin
yapılmaması” ifadesi kullanılırken, çeşitli okul öncesi kurumlarında öğretmenlerin okuma
yazma öğretimi yapabileceklerini ifade etmeleri göze çarpmıştır. Bunun yanı sıra bazı
kurumlarda okuma yazma öğretiminin 36 aylıktan itibaren başladığı görülmüştür. Verilen
cevaplar doğrultusunda okul öncesi öğretmenlerinin okuma yazma hazırlık etkinlikleri ile
okuma yazma öğretimi başlıklarını birbirleri yerlerine kullandıkları, kavram yanılgılarına
düştükleri ve bazı okul öncesi öğretmenlerinin MEB Okul Öncesi Programını bilmedikleri fark
edilmiştir. Genel olarak öğretmenlerin çalıştıkları okulların etkinlik planları, tutumları ışığında
cevaplar verdikleri görülmüştür.
In this research, it is aimed to examine the roles and practices of preschool teachers
towards reading and writing skills. 234 preschool teachers who already working in the
districts of Altındağ, Çankaya, Yenimahalle, Gölbaşı in Ankara are participated in this
study. Descriptive survey model was used in the research. Pre-school language and
literacy-based scale, observation form developed by the researcher and semi-structured
interview form were used as data collection tool.
According to the results of the research, pre-school teachers have more desk-based
concept studies for literacy preparation studies. The preschool teachers who participated in
the study stated that they generally give books and other printed materials to the children to
study it, they read the poems, fairy tales, story and picture books loudly, they also give
information about such as the back, front covers of the book, the beginning and the end of
the reading material.
While MEB preschool program expresses that intense reading and writing teaching
is not used, teachers in various preschool institutions say that they can teach reading and
writing. In addition, it has been observed that literacy teaching started in some institutions
starting from 36 months of age. According to the answers, it has been noticed that
preschool teachers use the topics of literacy, reading and writing instruction in their place,
misunderstand their misconceptions and some pre-school teachers have misconceptions
about the MEB Preschool Program. In general, it was observed that teachers gave answers
in the light of their activities plans and attitude
Do really parents brush their children's teeth better?
Aim Plaque removal from first permanent molar teeth was evaluated when conventional and a new silicone tooth and gum brush was used. Also, the effectiveness of parents' brushing was compared with childrens'.
Materials and methods Study design: This crossover clinical study was conducted with 9 children aged 5 to 7 years, with 18 mandibular first permanent molar teeth which were partially erupted. Four appointments were planned at one-week intervals and at every appointment, dental plaque on teeth was disclosed first. At their first appointment, the children were given a conventional toothbrush, and at their second appointment they were given a silicone tooth & gum brush . Then, at the third appointment, parents performed brushing with a conventional toothbrush, and then brushed with a silicone tooth & gum brush at the fourth appointment. Before and after brushing, photographs were taken for baseline and final plaque scores to determine Occlusal Plaque Index with Image Analysis Software Program. Statistics: Anova was used for comparison of groups with p <0.05 considered to be significant.
Results There was statistically significant difference between baseline and final plaque scores among all of the groups (p0.05).
Conclusions Children under the age of nine are usually believed to lack the developmental skills needed to brush their own teeth, and as a result, the silicone tooth & gum brush might be recommended instead of brushing with parents