Nesir: Journal of Literary Studies
Not a member yet
123 research outputs found
Sort by
Bilge Karasu Anlatılarında Hayvanlar ve Dirim
In Bilge Karasu’s narratives, “the other” is often not a subaltern human figure, but rather animals—and to a lesser extent, plants. Among these, cats emerge as liminal beings that resist domestication and remain closely connected to vitality itself. This essay examines how animals—especially cats—embody forms of existence that elude human categorization. Through their movements across boundaries, cats reveal cracks in the human-centric world and invite an awareness of a shared, ancient connection between beings. They appear and disappear without explanation, acting as guides to a realm where language and identity do not fully govern life. The cat, both mythical and mundane, occupies a threshold space between the natural and the symbolic, the visible and the obscure. The essay also considers Karasu’s critique of anthropocentric violence and containment, showing how his writing allows for moments of breath and liveliness through nonhuman perspectives.Bilge Karasu’nun anlatılarında “öteki” figürü çoğunlukla madun bir insan değil, hayvanlar—özellikle de kediler—şeklinde karşımıza çıkar. Bu makale, Karasu’nun metinlerinde hayvanların nasıl insan-merkezli yaşam düzenine karşı duran, dirimle temas hâlinde varlıklar olarak temsil edildiğini tartışır. Kedi figürü, hem ehlileşmeyen hem de simgesel anlamlarla yüklü bir canlı olarak, insan ile varlık arasında gerilmiş sınırlarda dolaşır. Gelişleri ve gidişleri açıklanamaz; anlatıya kendi iradesiyle girip çıkarlar. Bu halleriyle yaşamın başka biçimlerini hatırlatır ve insan türünün ötesindeki varoluşlara kapı aralar. Makale aynı zamanda Karasu’nun, insan yaşam küresinin dışındaki canlılara yönelik dışlayıcı ve şiddet içeren tutumuna eleştirel yaklaşımını da değerlendirir
Distopik Yazında Umudun Yolculuğu
Utopian dreams and thought have become the symbol of humanity’s hopes and yearnings throughout different times and cultures. Dystopian narratives are not typically associated with hope as they produce nightmarish scenarios by extrapolating current anxieties and fears to the future. However, it is misleading to assert that dystopias lack hope because they depict dark worlds. Many dystopias retain the utopian impulse and hope in their cautionary critique. They aim to engender the desire to change and create a better future in the readers. In this context, there is a strong relation between utopia and dystopia that does not rely on a binary opposition. That is to say, utopia is not the antonym of dystopia or vice versa. Based on this approach, our study analyses the utopian impulse, the generic transformation of utopian and dystopian fiction, and the intertwined relationship between dystopian reality and hope.Ütopya temsilleri ve ütopyacı düşünce, tüm çağ ve kültürlerde insanlığın umut ve özlemlerinin sembolü olmuştur. Distopik anlatılar ise içinde bulunulan tarihsel bağlama dair kaygı ve korkuları geleceğe yansıtarak kâbusvari senaryolar ürettiklerinden genellikle umutla ilişkilendirilmezler. Ancak karanlık dünyaları tasvir ediyorlar diye tüm distopyaların umuttan yoksun olduğunu iddia etmek yanıltıcıdır. Çoğu distopya, ütopik dürtüyü ve umudu uyarı niteliği taşıyan eleştirilerinde barındırır ve okurda değişim ve daha iyi bir gelecek yaratma arzusu uyandırmayı amaçlar. Bu bağlamda ütopya ile distopya arasında ikili karşıtlara dayanmayan güçlü bir ilişki vardır. Ütopya distopyanın ya da distopya ütopyanın karşıtı değildir. Çalışmamız bu savdan yola çıkarak ütopya ve distopya ilişkisi bağlamında ütopik dürtüyü, ütopya ve distopya yazınının geçirdiği türsel dönüşümü ve distopik gerçekliğin umutla içkinliğini inceler
Cezanın Ötesinde: Aziz'in The Queue Romanında Panoptik Bakışlar Altında Bekleme
This paper aims to examine how waiting becomes a disciplinary apparatus in the dystopian and Kafkaesque world of Basma Abdel Aziz’s The Queue (2013). A society structured as a Panopticon forces State approval of every personal and professional work and yet pauses its bureaucratic machinery indefinitely, after facing dissent. Known as the Gate, it imposes and encourages a queue in front of it for approval of papers, while maintaining pervasive surveillance all around. When contextualised within the Arab Spring in Egypt, the queue and the accompanied waiting in the novel raise existential questions and point to the experimental forms of punishments that help maintain hegemonic power over people. The paper examines the prominent instances of waiting in the novel vis-à-vis Foucault’s idea of panopticism and Schweizer’s theory of waiting. In a nation engulfed in the inherent arbitrariness of waiting and its psychological effect, it implies a punishment meant to control and constrain personal freedom. Thus, the paper depicts how disciplinary apparatuses like imposed waiting and Panopticon are used as implicit and perpetual forms of punishment. Basma Abel Aziz uses the conventions of dystopian fiction to envision an alternate reality, developing out of unpleasant realities of the context.Bu makale, Basma Abdel Aziz’in The Queue (2013) adlı romanının distopik ve Kafkaesk dünyasında bekleyişin nasıl bir disiplin aygıtı haline geldiğini incelemeyi amaçlamaktadır. Panoptikon olarak yapılandırılmış bir toplumda devletin her kişisel ve profesyonel işi onaylaması zorunlu hale gelir ve bu durumda dahi devlet dirençle karşılaşınca bürokrasi makinesini süresiz olarak durdurur. Romandaki Kapı belgelerin onaylanması için kendi önünde kuyruğa girilmesini zorlar ve teşvik eder, bu aynı zamanda yaygın bir gözetim ağı kurmasını sağlar. Romanı Mısır'daki Arap Baharı ile bağlamsallaştırınca, romandaki bu sıraya girme ve sıradaki bekleyiş hali birçok varoluşsal soru ortaya çıkarır ve insanlar üzerinde kurulan hegemonik güce yardımcı cezalandırma sistemlerinin deneysel türlerine işaret eder. Bu makale romandaki belli bekleyiş örneklerini Foucault’un panoptikon kavramı ve Schweizer’ın bekleme teorisiyle birlikte incelemektedir. Doğuştan gelen keyfi bekleyiş ve bu bekleyişin psikolojik etkileri tarafından yutulmuş bir ulusta yaşanan bu durum insanların özgürlüğünü kontrol edip sınırlandırmak için bir cezalandırma işlevi görmektedir. Bundan dolayı bu makale birer disiplin aygıtları olarak “empoze edilen bekleyiş” ve panoptikonun örtük ve kalıcı cezalandırma türleri olarak nasıl kullanıldıklarını incelemektedir. Basma Abel Aziz distopik kurmacanın konvansiyonlarını kullanarak alternatif gerçeklikleri tasavvur etmektedir, bu alternatif gerçeklikler ise bağlamın rahatsız edici gerçekliklerine dayanmaktadır
Keshif: Osmanlı Türkçesi Mikro Edisyon E-Dergisi ve Veritabanı
This article introduces the peer-reviewed journal, entitled Keshif: E-Journal for Ottoman-Turkish Micro Editions, a medium that focuses on Ottoman manuscripts, and discusses how this journal can be made into a database. By way of Keshif, it is aimed to publish texts such as personal notes, anecdotes, stories, poems, fortune-telling, recipes, spells, letters that cannot be classified and found in manuscripts. Keshif's database, which will be expanded with the contributions made in the future, aims to present these scattered notes to the service of researchers, both by word scanning and by categories such as century, geography, person, and content.Bu yazı odağına Osmanlı el yazmalarını alan bir mecra olan Keshif: E-Journal for Ottoman-Turkish Micro Editions başlıklı hakemli derginin tanıtımını yaparak bu derginin nasıl bir veritabanı haline getirileceğini konu almaktadır. Keshif dergisi ile birlikte yazmalarda bulunan ve tasnif edilemeyen kişisel not, anekdot, kıssa, şiir, fal, tarif, büyü, mektup gibi metinlerin yayımlanması hedeflenmektedir. İlerleyen dönemde yapılan katkılarla genişleyecek olan Keshif’in veritabanı ise bu dağınık notları gerek kelime taraması, gerekse yüzyıl, coğrafya, kişi, içerik vb. gibi kategorilerle araştırmacıların hizmetine sunmayı amaçlamaktadır
Yaşayan Mekânın İzinde: Edebi Mekânın Poetikası
In this article, Bekir Şakir Konyalı's book Edebi Mekânın Poetikası was reviewed. In the book, which examines space from a wide perspective, based on Abdülhak Şinasi Hisar's novels, space is presented as a dynamic, influencing and affected phenomenon, together with the phenomenon of time. This question is specifically addressed in this article. Thus, the organic structure of the space was tried to be shown.Bu yazıda Bekir Şakir Konyalı’nın Edebi Mekânın Poetikası adlı kitabı incelenmiştir. Abdülhak Şinasi Hisar romanlarından hareketle mekânı geniş bir perspektiften inceleyen kitapta, mekân dinamik, etkileyen ve etkilenen bir olgu olarak, zaman olgusuyla birlikte sunulmuştur. Bu yazıda söz konusu bu hususun altı özellikle çizilmiştir. Böylece mekânın organik yapısı gösterilmeye çalışılmıştır
Dodo ve Ayı: Stanley Elkin’in Hayvanla Karşılaşmaları
Stanley Elkin’s The Dick Gibson Show and Searches and Seizures present two human encounters with the animal – the former a dodo, the latter a bear. One encounter is violent, the other sexual, but both provide an interpretation of interspecies encounters that exposes the masks humans use to ignore the violence practiced on nonhuman animals. Most interpretations of Elkin’s animal encounters read the dodo or the bear as lenses through which to judge either the human protagonist or the human condition in general, but an anthrozoological reading of the texts gives weight to the experiences of the animals and finds an argument for equivalency across species.Stanley Elkin’in The Dick Gibson Show ve Searches and Seizures metinleri insan ile hayvanın iki ayrı rastlaşmasını sunar: İlki bir dodo, ikincisi ise bir ayı. Biri şiddet içerikli, diğeri cinsel olan bu rastlaşmaların her ikisi de açık bir şekilde insanların insan olmayan hayvanlara uyguladıkları şiddeti örtbas etmek için kullandıkları maskeleri göz ardı eden türler arası karşılaşmaların bir yorumunu sunar. Her ne kadar çoğu yorum Elkin’in bu kitaplarındaki insan-hayvan rastlaşmalarını dodo ve/veya ayıya insani bir kahraman ya da genel olarak insanlık hâlinin bir yorumu olarak mercek altına alsa da, bu çalışma bu metinlerin antrozoolojik bir okuması ile hayvanların deneyimlerine ağırlık vermeyi ve türler arasında eşdeğer bir okuma ortaya koymayı amaçlamaktadır
Edebiyatta Hayvan Araştırmaları: Bir mi Birden Fazla mı?
This article questions whether literary studies of animals can rely on a single perspective or must embrace multiple methods. McHugh argues that the rise of animal studies has pushed literary criticism beyond viewing animals merely as metaphors for humans, toward examining their historical, cultural, and ethical contexts. She traces how animal metaphors, from Romantic poetry to contemporary literature, have served aesthetic, sentimental, and political functions. Writers like T.S. Eliot and Marianne Moore have used animal imagery to challenge human knowledge structures or call for moral reform. Poststructuralist and deconstructive approaches further critique the reduction of animals to fixed meanings, highlighting how animal narratives complicate notions of species boundaries, human identity, and disciplinary authority. McHugh emphasizes that the lack of a unified method or consensus within literary animal studies is itself productive: it enables diverse critiques and enriches interdisciplinary scholarship. Rather than resolve the political and ethical challenges of human-animal relations, this plurality of approaches exposes the deep entanglements of language, representation, and power. Ultimately, literary animal studies open new possibilities for understanding how animals shape—and unsettle—the frameworks of literary and cultural knowledge.Bu makale, edebiyatta hayvan temsillerinin tekil bir bakış açısından mı, yoksa çoğul yöntemlerle mi incelenmesi gerektiğini sorgular. McHugh, hayvan çalışmalarının yükselişiyle edebiyat eleştirisinin hayvanları yalnızca insanın metaforu olarak görmekten çıkıp, onların tarihsel, kültürel ve etik bağlamlarını araştırmaya yöneldiğini vurgular. Yazar, romantik dönemden günümüze kadar hayvan metaforlarının estetik, duygusal ve politik işlevlerini örneklerle tartışır. T.S. Eliot’tan Marianne Moore’a kadar farklı şair ve yazarların eserlerinde hayvan metaforu kimi zaman insanın bilgisini sorgulamak, kimi zaman ahlaki dönüşüm çağrısı yapmak için kullanılmıştır. Bununla birlikte postyapısalcı ve dekonstrüktif yaklaşımlar, hayvan temsillerinin sabit anlamlara indirgenmesini eleştirerek, hayvan anlatılarının insan kimliği, türler arası sınırlar ve disipliner bilgi biçimleri üzerindeki etkilerini görünür kılar. McHugh’a göre edebiyat alanında tek bir yöntem veya ortak bir yaklaşımın olmayışı, hayvan temsillerinin çok yönlü biçimlerde ele alınmasına ve disiplinler arası eleştirinin zenginleşmesine olanak tanır. Bu çeşitlilik, hem edebiyat tarihini hem de insan-hayvan ilişkilerine dair kavrayışları dönüştürmektedir
1700 Yılı Dolaylarında Politik Zooloji: Dimitri Kantemir'in “Hiyeroglifik Tarih”i
Dimitrie Cantemir’s allegorical novel Hieroglyphic History stands as one of the rare examples of non-Turkish literature within the Ottoman Empire that aligns with a modern concept of literature. Composed in the early 18th century, this baroque roman à clef occupies an exceptional position in a secular literary environment dominated by chronicles and translations. Cantemir’s brief ascent to political power, followed by his defection to Tsar Peter the Great, contributed to the marginalization of this work. While his later writings, such as Descriptio Moldaviae and his History of the Ottoman Empire, were widely recognized across Europe, the Hieroglyphic History remains largely overlooked by international scholarship. As a unique document of literary political culture under Ottoman rule, this work still awaits broader rediscovery and analysis.Dimitri Kantemir’in Hiyeroglifik Tarih adlı alegorik romanı, Osmanlı İmparatorluğu edebiyatları arasında modern anlamda edebi eser olarak değerlendirilebilecek nadir örneklerden biridir. 18. yüzyıl başında kaleme alınan bu barok roman, kronikler ve çeviri metinlerin hâkim olduğu seküler edebi ortamda istisnai bir konumda yer alır. Kantemir’in kısa süreli siyasi yükselişi ve sonrasında Çar I. Petro’ya sığınması, eserinin gölgede kalmasına yol açmıştır. Daha sonra kaleme aldığı Descriptio Moldaviae ve Osmanlı tarihi üzerine yazdığı eserleri Avrupa’da geniş ilgi görmüşken, Hiyeroglifik Tarih uluslararası akademide hâlâ yeterince tanınmamaktadır. Bu eser, Osmanlı dönemi siyasi kültürünü alegorik bir dille yansıtan eşsiz bir örnek olarak, keşfedilmeyi beklemektedir
Charles Chesnutt’ın The Conjure Woman ve The Marrow of Tradition’ında Hümanizme Karşı Hayvan
The fiction of Charles Chesnutt may be easily read and analyzed through his own Enlightenment humanist political lens. However, despite his politics, Chesnutt’s use of animality in The Conjure Woman and The Marrow of Tradition opens an unexpected space of critique towards humanist perspectives and strategies as he addresses racial injustice in the United States in the early 20th century. Given recent critiques of the racial and special construction of the human, animalizing comparisons in literature may be understood in a new light, working to challenge typical humanist understandings of racial degradation and “dehumanization.” I argue that Chesnutt’s fictional use of animality poses such a challenge, prompting a recognition of and response to white material interests, rather than ineffective humanist ideals.Charles Chesnutt’ın kurmaca edebiyatı, hiç sorgulanmadan onun aydınlanmacı-hümanist politik görüşleri çerçevesinde değerlendirilip analiz edilebilir. Chesnutt’un bu politik görüşlere sahip olmasına karşın onun The Conjure Woman ve The Marrow of Tradition eserleri 20. yüzyıl ABD’sindeki ırksal adaletsizliği ele alır ve bu sırada hayvan mefhumunun kitaptaki kullanımı hümanist bakış açılarına ve stratejilere karşı beklenmedik bir eleştiri alanının kapısını aralar. İnsanların kendi ırklarını ve kişiliklerini değerlendirmelerine yönelik son zamanlarda yapılan tenkitler göz önüne alındığında onun bu eseri, günümüzdeki literatürde öne çıkan beyaz olmayanları aşağılayan “insanlık-dışı” aydınlanmacı-hümanist tipik anlayışları açık bir şekilde sorgulayan hayvan-odaklı telakkiler ışığında yeni bir perspektifle değerlendirilebilir. Bu açıdan makalemde, Chesnutt’ın eserlerinde hayvanların kurgusal kullanımı ile etkisini yitirmiş aydınlanmacı-hümanist ideallerden ziyade beyaz ırkın somut çıkarlarını ortaya koyan ve bunlara yanıt verilmesini teşvik eden bir meydan okuma zeminini ortaya koyduğunu iddia ediyorum
Refakat, Şefkat, Şiddet: İnsanlarla Kedilerin Servet-i Fünûn Dergisi Döneminde Karşılaşmaları
This study discusses selected texts in the collection Geçmiş Zaman Kedileri: TürkEdebiyatında Kedi Metinleri (1870-1950) (Cats of The Past: Cat Texts in TurkishLiterature) in relation to the context of the Servet-i Fünûn journal with a focus on“human and nonhuman” relations in the light of recent debates in posthumanist theories. Looking at the temporal overlap of fiction and non-fiction texts in the collectionand fiction and non-fiction texts in the journal from a search in the journal’s databasewith the keywords “cat”, “animal”, “nature”, etc., I give a close reading and discussionof “cathood states” and the representation of nonhuman beings, and the similaritiesand differences between the texts in the collection and the journal. The textual representation of cats, nonhuman animals, and even microbes and bacteria offers variousconflicts and reconciliations regarding an anthropocentric understanding at a timewhen the modernist-humanist paradigm was dominant. Challenging the acceptanceof the existence of a precise line that distinguishes humans from nonhumans, nonhuman animals, this study aims at opening up the relationships of people and nonhumanbeings with comradeship, companionship, love, care, violence, and conflict relations.Bu çalışmada yakın dönemlerin tartışmalarını barındıran insan sonrası (posthümanist) kuramların ışığında yaklaşık yüzyıl öncesine giderek Geçmiş Zaman Kedileri: Türk Edebiyatında Kedi Metinleri (1870-1950) derlemesinde yer alan seçilmişmetinlere odaklanılmış, bunların Servet-i Fünûn dergisi çevresiyle ilişkileri “insanve insan olmayan” odağında tartışmaya açılmıştır. Derginin veri tabanında “kedi”,“hayvan”, “tabiat” vd. anahtar sözcüklerle yapılmış arama sonuçlarından seçilmişkurmaca ve kurmaca dışı metinlerle derlemede yer alan kurmaca ve kurmaca dışımetinlerin zamansal örtüşmeleri ekseninde, “kedilik hâlleri”, insan dışının temsilbiçimleri, dergide ve derlemede yer alan metinler arasındaki benzerlik ve farklılıklaryakın okuma yöntemiyle tartışılmıştır. Kedilerin, insan dışı hayvanların (ve) hattamikropların, bakterilerin metinsel temsil biçimleri, modernist-hümanist paradigmanın başat olduğu bir dönemde, insanmerkezci anlayışa ilişkin çeşitli çatışmalar vemutabakatlar sunuyor. İnsanı insan olmayanlardan, insan dışı hayvanlardan ayırankesin bir çizginin varlığı kabulüne meydan okuyan bu çalışma; insanlarla insanolmayanların ilişkilerini yoldaşlık, refakat, sevgi, bakım, şiddet, çatışma ilişkileriyleaçımlamayı amaçlamaktadır