Mimar Sinan Fine Arts University Institutional Repository
Not a member yet
    9810 research outputs found

    Assessment of Mothers’ Shaking Behavior of their Babies and Related Factors: An Experimental Approach Using an Accelerometer and an Infant Manikin

    No full text
    Background: Our study aimed to investigate the factors associated with mothers’ shaking behavior of their babies. Methods: Sixty-three mothers who stated that they shook their babies (Group B) and 91 mothers who stated that they did not (Group A) among those who applied to or were followed up from the Pediatric Outpatient Clinics of our University Hospital were included. The mothers (with a baby aged 0-30 months) completed the Brief Symptom Inventory (BSI) and psychiatric rating scales measuring attachment styles, empathic tendency, perceived social support, and self-esteem. The severity of the simulated shaking of the mothers was measured by an accelerometer placed on an infant manikin and separately scored on a Numerical Rating Scale by the researchers and an Illustrated Numeric Rating Scale by the mothers. Results: In group B, babies’ crying frequency was higher (P = .008); soothing the babies when they cried was more difficult (P = .019), mothers reported that they were exposed to physical violence more in their childhood (P = .003), BSI hostility scores (P = .004) and BSI-anxiety scores (P = .034) of the mothers were higher when compared with the group A. The age of the babies (P = .002, OR = 1.096), moderate crying frequency (P = .035, OR = 2.900), the mothers’ difficulty in soothing their babies (sometimes P = .018, OR = 3.705, often/always P = .014, OR = 7.777), and the mothers’ experience of physical violence in childhood (P = .002, OR = 5.674) were found to be factors affecting the shaking behavior. Conclusion: Clarifying the factors associated with the mothers’ shaking behavior of their babies would be helpful in terms of protecting future generations. © 2024, AVES. All rights reserved

    Franz Schubert'in Trockne Blumen Lied'inin, Flüt ve Piyano için Çeşitlemeler'ine (D 802) etkilerinin incelenmesi ve Eserin icrasına dönük çalışma önerileri

    No full text
    ÖZET Hastalığı nedeniyle bunalımlı bir döneme rastlayan 1824 yılında Franz Schubert, Wilhelm Müller'in bir aşk hikayesini konu alan ve besteciyi lirisizmiyle etkileyen şiirleri üzerine Die Schöne Müllerin (Güzel Değirmenci Kız) başlıklı şarkı döngüsünü besteler. Eseri tamamlamasından birkaç ay sonra döngünün 18. Lied'i Trockne Blumen'in (Solmuş Çiçekler) temasını, tıpkı daha önce Forellenquintett (Alabalık Beşlisi), Rosamunde ve Der Tod und Das Mädchen (Ölüm ve Genç Kız) eserlerinde yaptığı gibi flüt ve piyano için virtüözite gerektiren bir dizi çeşitleme setinde kullanır. Variationen für Flöte und Klavier über "Trockne Blumen" aus "Die Schöne Müllerin" (D 802) ("Die Schöne Müllerin"den "Trockne Blumen" Üzerine Flüt ve Piyano için Çeşitlemeler (D 802) başlıklı bu eser, flüt kadar piyano partisinin de önemiyle Schubert'in oda müziği türündeki ustalığını bir kez daha gözler önüne serer. Hikayesini kelimeler olmadan çağrıştırmanın getirdiği müzikal ifade güçlüğüyle beraber "Giriş", "Tema" ve peşi sıra farklı karakterlerle gelen yedi çeşitlemeden oluşan kompozisyonu ve virtüözite gerektiren partileri, Schubert'in çeşitlemelerini teknik ve yorum açısından üst seviyelere taşır. Günümüzde eser, Romantik Dönemin "stil temsilcisi" kabul edilen etkili örneklerden biri olarak görülür. Bu eser metni çalışmasının merkezinde Schubert'in Die Schöne Müllerin'den Trockne Blumen Lied'i ve bestecinin bu Lied'in teması üzerine flüt ve piyano için bestelediği diğer eseri Variationen für Flöte und Klavier über "Trockne Blumen" aus "Die Schöne Müllerin" (D 802) vardır. Çalışmada flüt ve piyano için çeşitlemelerin yapısal özellikleri mercek altına alınmadan önce eser hakkındaki araştırma alanı genişletilerek, bestecinin müziğine yüklediği anlam ve Lied ile çeşitlemeler arasındaki ilişkiyi anlamak amaçlanmıştır. Bu doğrultuda belirlenen konu başlıkları altında Romantik Dönem ve müziğe etkileri, XIX. yüzyılda flüt müziği ve flütçü olmayan bestecilerin repertuvara katkıları ile Lied ve çeşitleme biçimine değinilerek çalışma, odak esere doğru ilerletilmiştir. Schubert'in yaşamı, eserleri bağlamında ele alınarak sosyal hayatı ve çevresinin üretimindeki etkisi, kişilik yapısı ve ruhsal durumu, kendisinin, araştırmacıların ve yakın çevresinin ifadelerine dayanılarak aktarılmıştır. "Die Schöne Müllerin"den Trockne Blumen Üzerine Flüt ve Piyano için Çeşitlemeler'den hemen önce bestelediği şarkı döngüsü ve bu şarkı döngüsünden flüt çeşitlemelerine tema olarak seçtiği Trockne Blumen Lied'i, Schubert'in müziği, Lied ve diğer türlerin gelişimine katkıları, müziğinin edebiyatla ilişkisi ve şiirin Türkçe anlamı yanında bestecinin bu temayı flüt için bir çeşitleme setinde kullanma nedeni irdelenmiştir. Eser metni çalışmasının son bölümünde, tek temayı paylaşan ve kısa zaman aralığında biri ses, diğeri çalgı için bestelenen eserlerin analizleriyle Lied'in çeşitlemelere etkisi araştırılmış, sözler olmadan hikayeyi çağrıştırmakla sorumlu olan flüt yorumcularına, Lied yorumlarından yola çıkan ortak alanlar işaret edilerek müzikal bütünlüğü oluşturmaya yardımcı olacak tavsiyeler ve anlamlı yorumları oluşturmada iyi bir tekniğin önemine dikkat çekmek için, esere atıfta bulunan özgün alıştırmalara yer verilmiştir

    Denizli’de Merkezi Kentsel Alanının Mekânsal Değişim ve Gelişim Sürecinin Değerlendirilmesi

    Full text link
    Bu makalede, Denizli’de yer alan merkezi kentsel alanının biçimlenişi; kent ölçeği, zaman mekân etkileşimi, çekim odakları ve bağlantılar kavramları üzerinden değerlendirilmekte ve merkezi alanın kentin gelişimi için taşıdığı potansiyeller ortaya konulmaktadır. Merkezi kentsel alanın fiziksel yapısını odağa alan araştırma yöntemi, birbirini tamamlayan iki aşamada geliştirilmiştir. İlk aşamada kent merkezlerinin sorgulanmasına çerçeve oluşturacak temel kavramlar tartışılmış, ikinci aşamada, belirlenen kavramlar üzerinden Denizli’de merkezi kentsel alanın gelişimi incelenmiştir. Araştırma yönteminin kuramsal çerçevesi tanımlanırken, planlama ve mimarlık disiplini içerisinde merkez kavramını ele alan farklı yaklaşımlar incelenmiş, bunlar arasında birbirini tamamlayan ve ortak değerlendirmelerin yapılmasına imkân veren; kent ölçeği, zaman-mekân etkileşimi, odaklar ve bağlantılar kavramları belirlenmiştir. Araştırma yöntemi; yazılı kaynaklar üzerinden tarihsel mekân okumaları ile hava fotoğrafları ve halihazır haritaların çakıştırılarak Denizli merkezi kentsel alanın yeniden haritalandırılması ve bu haritalandırma ile mekânsal gelişim sürecinin belgelenmesini içermektedir. Bu veriler makale kapsamında hazırlanan 1954, 1972 ve 2021 dönemlerinde merkezi alanın aldığı mekânsal formu gösteren şemalar üzerinde temsil edilmiştir. Söz konusu şemalarda tarihsel süreçten elde edilen bulgular, “kent ölçeği, zaman-mekân etkileşimi, odaklar ve bağlantılar” kavramları üzerinden tartışılarak merkezi alandaki mekânsal değişim ve gelişmenin niteliği belirlenmiştir. Sonuç olarak, orta ölçekli bir kent olan Denizli’de 19. yüzyılın sonundan itibaren Kaleiçi’nde gelişen kent merkezinin dışında önce sıçrayarak büyüyen, takip eden dönemde merkezler arasında yayılarak gelişen ve günümüzde lineer büyüyen merkezi alanda, kentin gelişme adımlarını temsil eden farklı dönemlere ait çekim odakları ve kimlik bölgelerinin bulunduğu tespit edilmiştir. Söz konusu potansiyelin değerlendirilmesi için, makalede tanımlanan merkezi kentsel alanın bütününü ele alan ve üst ölçekte söz konusu mekânsal bağlamdan başlayarak mimari ürünü kentle ilişkilendiren yaklaşımların geliştirilmesi önerilmiştir. Bu sayede kentsel mekânda parça bütün ilişkisinin kurularak, algılanabilir, kent ölçeğinde hafıza mekânlarını birleştiren bir kentsel rotanın geliştirilmesinin mümkün olduğu belirlenmiştir

    Adaptive Neural Architecture Search Using Meta-Heuristics: Discovering Fine-Tuned Predictive Models for Photocatalytic CO2 Reduction

    Full text link
    This study aims to contribute to the reduction of carbon dioxide and the production of hydrogen through an investigation of the photocatalytic reaction process. Machine learning algorithms can be used to predict the hydrogen yield in the photocatalytic carbon dioxide reduction process. Although regression-based approaches provide good results, the accuracy achieved with classification algorithms is not very high. In this context, this study presents a new method, Adaptive Neural Architecture Search (NAS) using metaheuristics, to improve the capacity of ANNs in estimating the hydrogen yield in the photocatalytic carbon dioxide reduction process through classification. The NAS process was carried out with a tool named HyperNetExplorer, which was developed with the aim of finding the ANN architecture providing the best prediction accuracy through changing ANN hyperparameters, such as the number of layers, number of neurons in each layer, and the activation functions of each layer. The nature of the NAS process in this study was adaptive, since the process was accomplished through optimization algorithms. The ANNs discovered with HyperNetExplorer demonstrated significantly higher prediction performance than the classical ML algorithms. The results indicated that the NAS helped to achieve better performance in the estimation of the hydrogen yield in the photocatalytic carbon dioxide reduction process. © 2024 by the authors.Korea Institute of Energy Technology Evaluation and Planning, KETEP; Ministry of Trade, Industry and Energy, MOTIE, (RS-2024-00442817); Ministry of Trade, Industry and Energy, MOTIE; Gachon University, (GCU-202403910001); Gachon Universit

    Enkazın İnkârı: Reşat Nuri Güntekin’in Değirmen Romanında Ulusal Alegori

    No full text
    Enkazın İnkârı: Reşat Nuri Güntekin’in Değirmen Romanında Ulusal Alegori Türkçede roman Tanzimat Dönemi’ndeki ilk örneklerinden itibaren modernleşme, bireyleşme, şehir ve milliyetçilikle paralel bir çizgide ilerlemiş form ve temalarıyla bu başlıkları kapsamı dahiline alarak yeniden üretmiştir. Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemi, Milli Mücadele ve Erken Cumhuriyet Dönemi’nde verilen roman örneklerinde Türkiye coğrafyasının dönüşüm ve uluslaşma sürecinin kurmacadaki temsillerini takip etmek mümkündür. Fredric Jameson tarafından 1986’da öne sürülen “ulusal alegori” tezi, çeperin dışında kalan üçüncü dünya/küresel güney ülkelerinde roman türünün tipik örneklerinin alegorik olduğunu iddia eder. Ulusal alegori tezine göre roman türünün ortaya çıktığı coğrafya dışındaki gelişmekte olan ülkelerde üretilen edebiyat eserlerinin içerikleriyle ulusal tarih ve toplumsal çatışmaların sembolüdür. Gregory Jusdanis ise “gecikmiş” toplumların modernleşme sürecinde yaşadıkları huzursuzluk nöbetine dikkat çeker ve edebiyat eserlerinin bu dönemeçte oynadığı rolü vurgular. Reşat Nuri Güntekin’in 1944’te yayımlanan Değirmen adlı romanı 1914 yılında Osmanlı İmparatorluğu’nda yoksul bir Anadolu kasabasında ortaya çıkan bir deprem söylentisini mizahi bir dille ele alır. Birinci Dünya Savaşı’nın hemen öncesinde Anadolu’daki Sarıpınar kazasındaki bir gece aleminde devlet görevlilerin bulunduğu binanın çökmesinin büyük bir deprem felaketi olarak kayda geçtiği Kaymakam Halil Hilmi Efendi karakteri etrafında örülen anlatı, ulusun bütün yapıtaşlarını kapsayacak şekilde genişler. Bürokrasi değirmenini döndüren unsurların taşra ve merkezdeki temsilcilerinin ustalıkla ifşa ve hicvedildiği romanda anlatılan zelzele yalnızca kurmacanın değil aynı zamanda ulusun da yaşadığı kırılmaya işaret etmektedir. Çalışmada, Reşat Nuri Güntekin’in Değirmen romanı yayımlanma ve anlatı zamanının tarihi atmosferi kapsamında siyasal ve ulusal alegoriler bağlamında incelenecektir

    Sürdürülebilir mimari yaratmak: Sınırlı kaynaklar ve düzenlemelerle zorlayıcı ortamlar için bir kılavuz

    No full text
    Mimarlık yolculuğumu düşündüğümde, bu alanın özü ve içindeki yerim üzerine derin yansımalar ortaya çıkıyor. Mimarlık, sadece inşaat yapmaktan öte, dünyayla olan bağlantımızın somutlaşmış halidir; sadece fiziksel alanları değil, aynı zamanda zihinsel ve duygusal manzaralarımızı da şekillendirir. Ancak, dönüştürücü potansiyeline rağmen, mimarlık sıklıkla doğanın hassas dengesini bozar, ekosistemleri değiştirir ve çevrede kalıcı bir iz bırakır. Dayanıklı varlığına rağmen, mimarlık doğanın güçlerine karşı savunmasızdır, bize inşa edilmiş çevremizin geçiciliğini hatırlatır. Bu karmaşıklıkta yol almak büyük bir zorluk teşkil eder. Bir mimar olarak, hem ilham veren hem de korkutan bir alana nasıl anlamlı bir katkı yaparım? Mimarlığın incelikleri, her biri kendi zorluklarını ve kısıtlamalarını sunan birçok faktör—malzemeler, iklimler, kültürler ve düzenleyici çerçeveler—tarafından şekillendirilir. Bu zorlukların ortasında derin bir merak yatıyor: Mimarlığı doğa ve çevresiyle uyumlu bir şekilde nasıl bütünleştirebilirim? İklim değişikliği tartışmalarının ötesinde, daha derin bir gerçek yatıyor—doğal dünya ile olan bağlantımızın anlaşılması. Bu, mimarlığı doğa üzerine bir yük olarak değil, onunla simbiyotik bir fırsat olarak yeniden hayal etmekle ilgilidir, özellikle sürdürülebilir altyapıya ve düzenleyici denetime erişimin sınırlı olduğu bölgelerde. Tezimde, uyum sürecini—karmaşıklıkları aşarak doğayla sadece bir arada var olan değil, onun ayrılmaz bir parçası haline gelen bir mimarlığa ulaşma yolculuğunu—araştırmayı amaçlıyorum. Bu, düzenlemeler, kaynaklar, hesap verebilirlik ve farkındalığın eksik olduğu zorlu ortamlarda inşa etme fırsatlarını keşfetme gibi benzersiz bir zorluk içeriyor. Odak noktası, özellikle kapitalist gündemler tarafından yönlendirilen düzenleyici boşlukların ve denetimin istismarı nedeniyle betonlaşan kentsel alanlarda, insan refahını teşvik ederken çevreyi koruyan ve geliştiren bütünsel bir yaklaşım benimsemektir

    İç mimarlık perspektif eğitiminde görme biçimine yönelik deneyim odaklı informel bir model önerisi: Mimari fotoğraf

    Full text link
    Bu çalışma, iç mimarlık eğitiminde perspektif ve mimari fotoğrafın görsel algı üzerindeki etkilerini incelemektedir. İç mimarlık eğitimi, öğrencilere mekânın çok katmanlı ve kapsamlı boyutlarını estetik, işlevsel ve diğer özellikleriyle kavrama yeteneği kazandırmayı amaçlamaktadır. Çalışmada deneyim odaklı öğrenme yöntemleri, bu eğitim sürecini daha da güçlendiren bir yaklaşım olarak ortaya çıkmaktadır. Çalışmanın amacı, iç mimarlık eğitiminde perspektifin görsel algı üzerindeki etkilerini ve bu bağlamda mimari fotoğrafın oynadığı rolü incelemektir. Perspektif, bir mekânın nasıl algılandığını belirleyen önemli bir unsurdur. Ancak bu çalışmada, perspektifin yalnızca bir görsel temsil olmaktan öteye geçtiği ve gözlemcinin mekânsal algısını ve nesnelere yönelik algısal yaklaşımını da şekillendirdiği gösterilmiştir. Bu çerçevede, mimari fotoğrafın perspektif aracılığıyla mekân algısının nasıl değiştirilebileceğini anlamaya yönelik deneyim odaklı informel bir eğitim modeli oluşturulmuştur. Görsel deneyim süreci, dikkat mekanizmaları ve görsel algı süreçlerine odaklanarak incelenmiştir. Dünya, bir seferde algılayabileceğimizden çok daha fazla bilgi içermekte ve bu bilgiyi seçici bir şekilde işlemek için dikkat mekanizmaları devreye girmektedir. Dikkat, aşağıdan-yukarıya ve yukarıdan-aşağıya süreçler olarak iki temel mekanizma ile yönlendirilmektedir. Aşağıdan-yukarıya süreçler, görsel olarak belirgin nesnelere dikkati çekerken, yukarıdan-aşağıya süreçler ise bu dikkati yönlendirme veya bastırma işlevini üstlenmektedir. Bu süreçler, görsel algının nasıl şekillendiği ve nesnelerin boyutları, pozisyonları ve ilişkilerinin nasıl algılandığı konusunda belirleyici rol oynamaktadır. Çalışmada, bir öğrencinin kendi algıladığı mekânı nasıl temsil edebileceği ve bu temsilde etkin bileşenleri nasıl belirleyip ifade edebileceğini incelemek amacıyla, mimari fotoğraf, iç mimarlık eğitiminde kullanılabilecek önemli bir araç olarak ele alınmıştır. Mekânsal davranışların incelenmesinde kullanılan göz izleme yöntemi ile öğrencilerin dikkat süreçleri ve görsel algıları analiz edilmiştir. Tobii Pro X2-60 Ekran tabanlı göz izleyici ile yapılan deneyler, aşağıdan-yukarıya ve yukarıdan-aşağıya süreçlerin görsel dikkati nasıl yönlendirdiğini ve fotoğraf çekme deneyiminin bu süreçlerde önemli bir rol oynadığını ortaya koymuştur. Bu bulgular doğrultusunda, mimari fotoğrafın iç mimarlık eğitimi içerisinde bir araştırma ve eğitim aracı olarak nasıl entegre edilebileceği üzerine deneyim odaklı informel bir eğitim modeli önerilmiştir. Bu model, mimari fotoğraf atölyesi formatında tasarlanmış, uygulanmış ve geliştirilmiştir. Atölye çalışmaları, öğrencilerin görsel algılarını ve mekânsal kavrayışlarını derinleştirmeye yönelik pratik ve teorik etkinlikleri içermektedir. Sonuç olarak, bu çalışma, mimari fotoğrafın iç mimarlık eğitimine entegrasyonunun, öğrencilerin görsel algılamalarını derinleştiren ve zenginleştiren önemli bir araç olarak kullanılabileceğini göstermektedir

    MSFAU Journal of Social Sciences

    Full text link
    Editoryal Sunuş Esra DİCLE* MSGSÜ Sosyal Bilimler Dergisi Bahar 2024 tarihli 29. sayısında “Duygu Çalışmaları” konusuna odaklandı. On dokuzuncu yüzyılda kullanımı yaygınlaşan ve tarih içinde anlamı, tanımlanış biçimi sürekli değişen duygu kavramı üzerine, özellikle son yirmi yıldır önemli çalışmalar yapılıyor. Sosyoloji, antropoloji, tarih, ekonomi, felsefe, edebiyat ve toplumsal cinsiyet alanındaki çalışmalar, duyguların bireysel olmaktan ziyade tarihsel, kültürel, kolektif yönlerini ve kaynaklarını ortaya koymaya başladı. Duygu çalışmaları, duygularla ne yaptığımız ve duyguların bize ne yaptığı sorusundan yola çıkarak tarih yazımının, siyasi söylemlerin, modernlik deneyiminin, kolektif aidiyetlerin, bireysel ilişkilerin, benlik inşasının hangi duyguların üretimi, dolaşımı ve yayılımı üzerine kurulduğu üzerine düşünülen, farklı disiplinlerin bulgularıyla dönüşen bir alan oldu. Bu dosyanın motivasyonu, duygu çalışmaları alanındaki potansiyelin en başta sosyal bilimler ve sanat olmak üzere farklı disiplinleri kapsayacak şekilde ortaya çıkarılmasının hangi imkânlar sunabileceği sorusuna dayandı. Bu doğrultuda kültürel, tarihsel, toplumsal ve bireysel söylemleri biçimlendiren travma, yas, tanıklık, mutluluk, korku, umut, nostalji vs gibi tekil veya kompleks duygu durumlarını, duygu çalışmalarının kuramsal, kavramsal ve terminolojik zeminini oluşturan metinlerle diyaloğa girerek araştıran detaylı çalışmalar ortaya çıktı. Ele aldıkları duygu repertuvarının farklı sanatsal-estetik formların üretilmesindeki belirleyiciliğini tartışan; politik söylemlerin, iktidar ve muhalefet biçimlerinin duygu üretme ve yayma pratiklerini görünür kılan; toplumsal cinsiyet rollerinin tanımlanmasında ve performansında duyguların işlevini işaret eden araştırmalar ve tartışmalar bu dosyanın çerçevesini oluşturdu. Dosyada edebiyattan sinemaya, dergicilikten modern sanata, dijital platform için hazırlanmış programlardan sakatlık çalışmalarına kadar geniş bir alana yayılan ve duyguların sosyolojik, estetik, tarihsel, politik boyutlarını sergileyen çalışmalar yer aldı. Dosyada bulunan on iki yazıdan altısı edebiyat metinlerine odaklanıyor. “Mektup Aşkları’nın Duygu Dünyası: Kadınların ve Erkeklerin Mektuplarında Aşk” yazısı Leylâ Erbil’in Mektup Aşkları romanında “aşk” duygusunun faillerini odağa alarak mektuplar üzerinden kurgulanan aşkın toplumsal cinsiyet rollerinin performansında belirleyici olup olmadığını çözümlüyor. “Kendine Ait Bir Mutfak”ın Anlatısal İşlevi: Nezihe Meriç Öykülerinde Duymak, Düşünmek, Yemek ve Duygular” yazısı, Bir Kara Derin Kuyu’daki öyküleri ele alarak Nezihe Meriç edebiyatında duyuların nasıl uyandırıldığı, nasıl hızla değişebildiği ve neden bu kadar irdelendiği sorularını, yemeğe ve mutfağa daha yakından bakarak cevaplamaya çalışıyor. “Kırılganlıkların Müellifi Barış Bıçakçı” yazısı, Bıçakçı’nın romanlarındaki kırılganlık duygusunu dile getirirken müziği nasıl kullandığı ve bunun sanatın alımlayıcısı olan okura nasıl yansıdığı sorularına cevap arıyor. “Hissiyat ve Duyarlılık: Laurence Sterne’ün Duygu Yolculuğu’nda Mütehassis Papaz Yorick’in (Hissî) Sergüzeşti” yazısı, Laurence Sterne’ün Duygu Yolculuğu adlı eserinin başlığında geçen “sentimental” kelimesinin “Duyarlılık Çağı” olarak da adlandırılan on sekizinci yüzyılda kazandığı anlamı etimolojik ve felsefî açıdan araştırıyor, ardından Yorick karakterinin hislerinin önemini, eserin alımlanması ve felsefî arka planının incelenmesi yoluyla analiz ediyor. “Halid Ziya ve Tevfik Fikret’te Hissiyatın Takdimi: ‘Yüce’ Nesne ile Karşılaşmalar” yazısı, Halid Ziya ve Tevfik Fikret’in eserlerinde yücenin Servet-i Fünun’daki duygu rejimiyle bağlantısı incelenmektedir. “Halit Ziya Uşaklıgil’in “Dilhoş Dadı” Öyküsünde Kölelik ve Ötekilik” yazısı bir yandan anlatıcının Dilhoş adlı Afrika kökenli dadısını hatırlama biçimine ve dadısıyla duygudaşlık kurma çabasına odaklanırken diğer yandan metnin duygu repertuvarının, amaçlanan duygudaşlığın sınırlılığına nasıl işaret ettiğini tartışıyor. Dosyada yer alan iki sinema yazısında biri olan “Love” in Three Colors: “White” from Chela Sandoval’s Perspective on Social Justice” yazısı ABD'li üçüncü dünya feministi Chela Sandoval tarafından geliştirilen ezilenlerin metodolojisi ışığında filmi inceleyerek, öznenin sabit bir varlık olmadığını, aksine güç ilişkileri ve toplumsal dinamikler tarafından şekillendirilen akışkan ve karmaşık bir sürecin sonucu olduğunu öne sürüyor. Diğer yazı, “Scratch and Mark: Affective Intermediality Towards Mathilde” film çalışmalarında duygulanım ve medyalararasılık kuramlarını harmanlayarak filmde duygusal tepkiler uyandırmak için çok çeşitli medyalararası unsurların nasıl kullanıldığını araştırıyor. “Duygularla Yüklü Bir Mekân Olarak Ev: Yaşayan Evlerin Programı “Daire” yazısı, “Daire” adlı Youtube’da yayınlanan ev programının izleyenlerde ne tür duygular uyandırdığını, izledikleri evler hakkında ne hissettiklerini anlamaya çalışarak ev güzelleştirme pratiklerinin kişiler için ne ifade ettiğini, evin benlik sunumu ile ilişkisini tartışıyor. “Mutluluk, Pozitif Psikoloji ve Akış: Sara Ahmed Üzerinden Pozitif Dergisi Analizi” yazısı Pozitif: Kişisel Gelişim Rehberiniz dergisinde mutluluk, pozitif psikoloji ve kişisel gelişim temalarıyla ilgili yayımlanan çok sayıdaki yazıya odaklanarak pozitif psikolojinin mutluluk kavramına yaklaşımındaki sorunları Sarah Ahmed’in “akış” teorisi üzerinden ortaya koyuyor. “Nesillerarası Aktarılan Travmanın Kıbrıs Sanatındaki Yansımaları” başlıklı yazı, Kıbrıs’ta 1963-1974 yılları arasında yaşanan çatışma sonrasında bölünmüş olan adanın kuzeyinde yaşayan, farklı nesillerden üç sanatçının çalışmalarına odaklanarak savaş ve bölünmenin yarattığı travmanın bu sanatçıların çalışmalarındaki etkisini inceliyor. “Sakatlık, Duygular ve Toplumsal Karşılaşmalar” yazısı, yüzdeki sakatlıklara odaklanarak sakatlık çalışmaları ve duygular sosyolojisi alanlarının kesişim noktasında bir tartışma yürüterek bir kişinin sakatlığı ile duyguları arasındaki ilişkinin yalnızca o kişinin psikobiyografik yapısından kaynaklanmadığı, aynı zamanda başkalarının sakatlığa ilişkin duygularından, algılarından ve önyargılarından etkilendiğini işaret ediyor. Dosyanın oluşmasında yoğun emekleri bulunan dergi editörlerine, dosyaya destek vermeyi kabul eden hakemlere ve duygu çalışmalarına katkı sunan yazarlara teşekkür ediyorum

    Batı merkezli uluslararası insani yardım derneklerinin sosyolojik analizi

    Full text link
    2020'de A.B.D'de zuhur eden "Black Lives Matter" (Siyahların Hayatı Önemlidir) hareketi ardından Küresel Kuzey'in pek çok alan ve kurumlarında dekolonizasyon tartışmaları ortaya çıkmıştır. İnsani yardım alanında da insani yardımın içindeki kolonyalist tarih ve mirastan yola çıkarak dekolonizasyon tartışmaları zuhur etmiştir. Save the Children Derneği'nin kurum içi ırkçılık özeleştirisini paylaştığı metin veya Sınır Tanımayan Doktorlar Derneği'nin (Médecins Sans Frontières) eski ve yeni çalışanlarından oluşan "Decolonise MSF" adlı oluşumun MSF içinde dekolonizasyon talebi gibi oluşumlar bu tartışmaların insani yardım alanındaki örneklerinden bazılarıdır. Bu tez çalışması, insani yardım ve insaniyetçiliğin kolonyal tarihinin izinde "Decolonise MSF" örneğinden yola çıkarak MSF içindeki kolonyalist örüntüleri ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda, insani yardım dernekleri postkolonyal teori çerçevesinde analiz edilecektir. Araştırma yöntemi olarak eleştirel söylem analizi, anlatı analizi, literatür taraması yöntemleri kullanılacaktır. "Decolonise MSF" hareketinin MSF'e yazdığı açık mektup ve bu mektuba MSF çalışanlarından gelen tepkiler incelenecektir. Anahtar kelimeler: Kolonyalizm, Postkolonyalizm, Dekolonizasyon, İnsani yardı

    İzmit'teki 19. yüzyıl tescilli sivil mimarlık örneği konutların dönüşümü ve bu dönüşüme etki eden faktörler: Ferdane Hanım Konağı örneği

    No full text
    Tescilli sivil mimarlık örneği yapılar; ait oldukları döneme dair mimari, kültürel, sosyolojik ve ekonomik bakımdan birçok veri taşımaktadır. Bu verilerin doğru şekilde okunabilmesi ve gelecek nesillere aktarılabilmesi için benimsenecek koruma anlayışı büyük önem taşımaktadır. Tezin temel amacı; İzmit'te bulunan tescilli sivil mimarlık örneği yapıların, analitik biçimde incelenerek günümüzdeki durumlarının ve geçirdikleri dönüşümlerin sebep ve sonuçlarını irdelemektir. Bu araştırmayı somut şekilde sunabilmek adına; Ferdane Hanım Konağı ile başlayan ve Kapanca Sokak'ın bitişine kadar uzanan aks çalışma alanı olarak, Ferdane Hanım Konağı ise örnek yapı olarak seçilmiştir. Çalışma aksı ve Ferdane Hanım Konağı'nın seçilmesinin temel sebebi; dönüşüme etki eden faktörlerin birçoğunu bünyesinde barındırmasıdır. Aks üzerinde pek çok tescilli konut yapısı bulunmakta ve bu yapılar günümüze geçirdiği dönüşümlerle ulaşmış durumdadır. Dönüşümün bu aks üzerinde incelenmesi olumlu ve olumsuz etkilerin irdelenebilmesi için somut veriler sunmaktadır

    918

    full texts

    9,810

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Mimar Sinan Fine Arts University Institutional Repository
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇