Mimar Sinan Fine Arts University Institutional Repository
Not a member yet
9810 research outputs found
Sort by
Debussy’nin “Pour Le Piano” Adlı Eserinin Müzikal ve Teknik Açıdan Analizi
Bu araştırmada Debussy'nin "Pour le Piano" adlı eseri, müzik tarihindeki yeri, biçimsel ve armonik özellikleri ve piyano icra teknikleri detaylı bir şekilde incelenmiş, Türkçe piyano edebiyatında henüz hakkında bir araştırma yapılmamış olan bu eser hakkında akademik bir çalışma yürütülmüş ve piyanistler, piyano eğitmenleri ve piyano bölümü öğrencileri için bir kaynak sağlamak amaçlanmıştır. Bu hedefe ulaşmak için, doküman analizi ve betimsel analiz gibi nitel araştırma yöntemlerinden yararlanılmıştır. İlk olarak, besteci ve eser hakkında elde edilen tarihsel bilgiler betimsel bir analizle incelenmiş, ardından yazılı kaynaklardan elde edinilen bilgiler doğrultusunda eserin urtext edisyon notaları doküman olarak ele alınmış ve son olarak, eser form, armoni, stil ve piyano icra teknikleri açısından belirlenen kriterler çerçevesinde detaylı bir şekilde analiz edilmiştir
Tarihsel-eleştirel ontolojinin edimselliği: Hegel, Heidegger ve Foucault
Foucault'nun yönetim adını verdiği iktidar analizi bireylerin kendilerini yönlendirmeleri ile başkalarınca yönlendirilmelerini birleştiren bağlantı noktalarını incelemeyi hedefler. Aynı zamanda yönetim öznenin kendi kendisiyle kurduğu ilişki tarzları ile tahakküm yapılarının birleşme noktalarının adıdır. Bu tezin sorduğu soru felsefi söylemin modern dönemde gelişen öznellik tarzlarına hangi bakımdan geçerlilik kazandırarak yönetimin düzenlenişine katkıda bulunduğudur. Tezin ilk amacı bu sorudan hareketle iktidarı bilginin meşruiyeti bakımından inceleyen düşünme biçimlerinin dayanak noktalarını belirleyip bir eleştirisini sergilemektir. Yöntemi ise Foucault'nun kendilik kaygısı ile kendilik bilgisi arasındaki bağlantının felsefe tarihinin farklı dönemlerindeki ortaya çıkma şekillerinin tespiti yoluyla gerçekleştirdiği felsefe tarihi incelemesi yöntemidir. Felsefe tarihinin eleştirel bir incelemesini gerçekleştiren bu yönteme dayanarak tezin kapsamını öznellik felsefeleri olarak sınıflandırdığım ve Kant, Fichte ve Habermas'ta izini sürdüğüm düşünme biçimlerinin eleştirisiyle sınırlandırdım. Foucault'nun son dönemlerindeki yazıları, dersleri ve mülakatlarında yer yer değindiği fakat özel olarak incelemesini yapmadığı bu öznellik felsefelerinin eleştirilerini farklı bakımlardan gerçekleştirmiş olan Hegel'in ve Heidegger'in çalışmalarından özellikle yararlandım. Öyle ki bu tezin sergilenme şekli Hegel'i ve Heidegger'i Foucault ile düşünme gereğinin yansımasıdır. Bu tezin ikinci amacı tarihsel-eleştirel ontolojinin felsefe tarihini ele alma yöntemine dayanarak anlam sorununun kendilik deneyimi ile hakikat arasındaki bir sorun olarak incelenmesi gerektiğinin gösterilmesidir. Felsefe, öznenin bir hakikat uğruna geçirmesi gereken dönüşümleri sağlayacak teknikleri söyleminin oluşumuna dahil ettiği sürece tinsel dediğimiz pratiklere bağlı olan bir düşünme tarzını ifade eder. Öznenin kendi kendisiyle kurduğu ilişkiyi biçimlendiren teknikler öznenin kendi varlığının bilgisini elde etmek için kullanıldığı denli felsefeye zaten dahil edilmiştir. Kendilik kaygısı ile kendilik bilgisi arasındaki düğüm noktalarının tespiti Foucault'nun yaptığı başlangıçları belirler. Buradan hareketle Foucault öznenin dönüşümünün koşul ve imkânlarını soruşturmak istediği "farklı tarzda bir eleştirel felsefe" arayışına çıkar. Bize dayatılan sınırların tarihsel ve pratik olarak sınanmasını hedefleyen bu düşünme biçimine kendimizin eleştirel ontolojisi adını verir. Dahil olduğumuz dünyanın güncelliğiyle ilişkimizi karşılıklı etkileşim yoluyla ele alan bu düşünme biçimi kendimizin eleştirel ontolojisinin edimselliğine dönüşür. Foucault'nun güncelliğimiz üzerine yoğun olarak düşünmenin gerçekleştiği Aydınlanma dönemi ile bir tutum olarak eleştiri arasında felsefe tarafından kurulan bağlantıyı eleştirel ontoloji bakımından incelemesiyle birlikte farklı bir eleştirel felsefe denilen yöntemin hatları bizim için açığa çıkar. Böylelikle eleştirinin Kantçı anlamdaki Kritiğe mahkûm olmadığı bir yol açılmış olur. İlk kısımda Foucault'nun iktidar analizini genişleten kavramlar olan yönetim ve yönetimsellik açısından kendilik tekniklerinin önemini açıklamaya çalışıyorum. Öznenin bilgi öznesi olarak kurulmasını sağlayan tekniklerin felsefi söyleme dahil edilme tarzını inceliyorum. Kendilik tekniklerini hesaba katmadan yapılacak bir iktidar analizi çalışmasının eksikliklerinin neler olabileceğini Foucault ile Habermas arasındaki ayrılıktan hareketle göstermeye çalışıyorum. Buradaki amaç bilginin meşruiyetinin koşullarının araştırılmasını hedefleyen ve öznenin kurucu özne olarak temellendirilmesini amaçlayan öznellik felsefelerinin bir eleştirisini sunmaktır. Böylelikle felsefe tarihinin eleştirel-ontoloji bakımından incelenmesini Kant sonrası Foucault'nun felsefe tarihini yeni bir tarzda ele almaya imkân veren soruşturmasını Foucault ile Habermas arasındaki yöntem ve yönelim farkından hareketle geriye doğru, her iki düşünürün de bir şekilde ilişkili olduğu Alman İdealizmine taşıyorum. İkinci bölümde Hegel'in öznellik felsefelerinin tek yanlılığına dair eleştirisinin izinde, kendilik kaygısı ve kendilik bilgisi mefhumlarının Foucault'nun yaptığı gibi bir felsefe tarihi incelemesine benzediğini göstermeye çalışıyorum. Hem Hegel'in eleştirdiği Kant ve Fichte'de hem de Hegel'in kendi felsefi söyleminde Foucault'nun kendilik pratiklerinin söylem oluşturucu rolünü açıklıyorum. Bunu yaparken de Hegel'in öznellik felsefelerinin karakterini eleştirmek adına belirlerken onları kendi bilim sistemine nasıl dahil ettiğini göstermeye çalışıyorum. Son olarak, iktidarın kendilik, anlam ve anlamlandırmayla olan bağlantısından hareketle öznenin aynı zamanda anlamlandırma olarak kurulduğunu göstermeye çalışıyorum. Bunu yapmak için de modern felsefe tarihinde hakikate erişmek için öznelliğin dönüşümünün koşul ve imkânlarını soruşturmayı en açık şekilde ortaya koyan Hegel ve Heidegger'in anlamlandırma teorilerinden yola çıkıyorum. Heidegger'in kendilikle ilişkinin özneyi anlamlandırma sahası olarak ele alan yaklaşımları reddinin yönetim mefhumuyla ilişkisini göstermeye çalışıyorum. Kendilik teknikleri ve kendilik bilgisinin anlamlı özneyi meydana getirmede nasıl eklemlendiğini gösteriyorum
Toplum 5.0 sürecinde mobilya sektöründe bilgisayar destekli mobilya tasarım ve üretim yöntemleri
Son birkaç yıldır Japonya'nın öncülüğünde başlayan Toplum 5.0 devrimi "Süper Akıllı Toplum" olarak adlandırılmaya başlanmıştır. Süper akıllı toplumlar yapay zeka ve dijitalleşmenin etkisi ile değerlendirildiğinde makine ve insan iş birliği en verimli biçimde kullanılacak olan model olarak sunulmaktadır. Bu durum çok sayıda sektörde imalat süreçlerinin değişmesine sebep olmuştur. Toplum 5.0 anlayışının tüm dünyada hakim olmasının ardından diğer sektörler gibi mobilya sektörü de bu duruma reaksiyon vermiştir. Bu bağlamda ortaya çıkan sanayi devrimlerinin her aşamasında değişiklik gösteren mobilya tasarımları ve üretim aşamaları Toplum 5.0 aracılığı ile kabuk değiştirmiş, bilgisayar destekli programlar sayesinde işgücünden, ürün girdilerine kadar çok sayıda kalemde birtakım değişiklikler meydana gelmiştir. Bu çalışmanın hedefi bilim ve teknoloji alanında yaşanan gelişmelere ek olarak süper akıllı toplumların ortaya çıkmasının mobilya sektörü üstündeki etkilerini araştırmaktır. Geçmişten günümüze mobilya sektörünün ne gibi değişimler yaşadığının örneklerle anlatıldığı çalışmada üretim teknikleri ve tasarımların akıllı toplum algısı karşısında ne gibi bir değişime uğradığının tespit edilmesi amaçlanmıştır
Afetlerle mücadelede endüstriyel tasarım
Üretim ve tüketim kültüründen motivasyon bulan, aynı zamanda iktisadi bir
faaliyet olan endüstriyel tasarım, günümüzün küresel ve yerel problem
alanlarındaki değişim ve farklılaşmalar nedeniyle endüstriyel tasarım alanına
ve alandaki aktörlere yeni sorumluluklar yüklüyor. Yoksulluğun yaygınlaşması,
yaşamsal temel ihtiyaçlara erişimin zorlaşması, insan hakları gibi sorunların
yanı sıra pandemi ve iklim krizinin yarattığı küresel etki, Türkiye özelinde
yaşamsal risk oluşturan deprem, sel ve yangın gibi afetler yaşanabilir bir dünya
için tüketim alışkanlıklarımızı ve yaşam kültürümüzü gözden geçirmemizi ve
meslek alanını disiplinlerarası bir perspektiften sorgulamamızı gerekli kılıyor.
Dolayısıyla tasarım ve inovasyon yoluyla yeni sosyal faydalar ortaya koyabilmek
için sadece endüstriyel tasarım alanına değil, başta kamu kesimi olmak üzere
tüm toplumsal aktörlere yeni roller ve sorumluluklar düşüyor.
Yaşadığımız coğrafyada depremin yıkıcı etkileriyle sık sık karşılaşmamıza
rağmen 6 Şubat 2023 tarihli Kahramanmaraş merkezli gerçekleşen ve on kenti
yıkıcı bir şekilde etkileyen depremler sonrası yaşananlar, ülkemizde afet
hazırlıklı yaşam kültürünün henüz oluşmadığını göstermiştir. Halbuki, afetlerin
yarattığı kaos ortamlarını yönetilebilir kılmak için merkezi hükümet ve yerel
yönetimler başta olmak üzere tüm toplumsal kesimlerin afetlerle mücadele
için eşgüdümlü olması ve hızlı aksiyon alması gerekiyor. Bu anlamda akademi,
bilim temelli girişimleriyle ikna gücünü kullanmalı, bilgiyi sosyal faydaya
dönüştürmek için karar alıcılara rehberlik etmeli; afet öncesi ve sonrası bu
refleksi temel alan bir mekanizma kurulumu için siyaset alanı akademinin yol
göstericiliğini dikkate almalı ve akademiyle beraber çalışmalıdır.
Afetlerle mücadelede endüstriyel tasarımın potansiyel katkılarını arayan bu
çalışma tam da böyle bir noktadan hareketle, ülkemizde farklı disiplinler ve
organizasyonlar tarafından afetlere karşı yürütülen mücadelede üretilen bilgi
havuzuna “Biz endüstriyel tasarımcılar olarak afetlerle mücadelede nasıl katkı
sunarız?” sorusuyla ortaya çıkmış, nihayetinde üretilen bilgiyi kamuoyu ve
afetle ilişkili kurum ve kuruluşlarla paylaşmak amacıyla hazırlanmıştır. Çalışma,
6 Şubat 2023 tarihli Kahramanmaraş merkezli depremler öncesi ve sonrasında
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi (MSGSÜ) Endüstriyel Tasarım Bölümü
proje dersi gruplarında yürütülmüş çalışmalardan meydana gelmiştir.
ÖNSÖZ
Proje çalışmalarına; afetlerin yaratacağı kriz ve belirsizlikleri arama
konferansları aracılığıyla öğrenebilmek ve afetle mücadelede ortak akıl
oluşturabilmek amacıyla farklı alanlardan uzman katılımcılar ile proje dersi
grup yürütücüsü öğretim elemanlarımız ve öğrenci arkadaşlarımızı bir araya
getiren toplantılarla başladık. Bu toplantılar proje çalışmaları öncesinde
geliştirilebilecek ürün ve hizmet temaları hakkında yenilikçi fikirler yakalamak
için fırsatlar sağladı ve böylece 13 öğretim elemanımızın danışmanlığında 70’i
aşkın endüstriyel tasarım öğrenci projesi ortaya çıktı. Yenilikçi ancak kir
projesi düzeyinde olan bu çalışmaları daha ileri iş birliklerine taşıyarak,
endüstriyel tasarımcılarımızı İçişleri Bakanlığı, AFAD, Kızılay ve yerel yönetimler
başta olmak üzere afetle mücadelede yer alan ulusal paydaşlar ile
buluşturmayı, daha ileri i birliklerinin önünü açmayı ve güçlendirmeyi
amaçlıyoruz.
Bu çalışmanın gerçekleşmesinde destek veren İstanbul Büyük Şehir Belediyesi
IBB Deprem Risk Yönetimi ve Kentsel İyileştirme Daire Başkanı Murat Yün’e,
önceki Daire Başkanı Dr. Tayfun Kahraman’a ve IBB’den diğer katılımcı uzman
yöneticilere, T.C. İçişleri Bakanlığı Afet ve Acil Durum Bakanlığı AFAD İstanbul
İl Müdürlüğüne, İstanbul Beton Elemanları ve Hazır Beton Fabrikaları ISTON
A. . Genel Müdürlüğüne, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Sağlık Bilimleri
Fakültesi Acil Yardım ve Afet Yönetimi Bölümünden katılımcı öğretim üyelerine,
‘’Afetler Tuvaletler: Ekolojik ve Sosyolojik Bir Bakış’’ konulu sunumundan ötürü
Dr. Bediz Yılmaz’a, bu çalışmanın gerçekleştirilmesinde emeği geçen ve
birbirinden değerli projeleri hazırlayan öğrenci arkadaşlarımıza, proje
gruplarından sorumlu öğretim elemanlarımıza ve her hususta desteğini
esirgemeyen Sayın Rektörümüz Prof. Dr. Handan İnci Elçi’ye teşekkürlerimi
sunarım.Dünyanın birçok coğrafyasında farklı ölçeklerde yaşanan toplumsal, ekonomik ve ekolojik sorunlar birçok meslek alanında olduğu gibi endüstriyel tasarım alanına da yeni sorumluluklar yüklüyor. Yoksulluk, gıda ve su krizi, pandemi, iklim değişikliği, deprem, sel ve yangın gibi afetler yaşanabilir bir dünya için tüketim alışkanlıklarımızı ve yaşam kültürümüzü gözden geçirmemizi ve meslek alanını disiplinlerarası bir perspektiften sorgulamamızı gerekli kılıyor. Afetlere karşı direnç kazanmak, tasarım ve inovasyon yoluyla yeni sosyal faydalar ortaya koymak son yıllarda endüstriyel tasarım literatüründe daha fazla yer buluyor.
Afetlerle mücadelede endüstriyel tasarımın katkılarını arayan bu çalışma, ülkemizde farklı disiplinler ve organizasyonlar tarafından afetlere karşı yürütülen mücadelede üretilen bilgi havuzuna “Biz endüstriyel tasarımcılar olarak afetlerle mücadelede nasıl katkı sunarız?” sorusuyla ortaya çıkmış, nihayetinde üretilen bilgiyi kamuoyu ve afetle ilişkili kurum ve kuruluşlarla paylaşmak amacıyla hazırlanmıştır. Sunulan çalışma, MSGSÜ Endüstri Ürünleri Tasarımı Araştırma ve Uygulama Merkezi ETAM tarafından gerçekleştirilen arama konferans sonuçlarının tartışılmasından ve afetlere karşı direnç kazanabilmek için Endüstriyel Tasarım Bölümü proje dersi gruplarında geliştirilmiş projelerinden oluşuyor.ÖNSÖZ 1
GIRIS 2
AFETLERLE MÜCADELEDE KAMU VE SIVIL TOPLUM DENEYIMLERI,
TESPITLERI, EYLEM VE MÜDAHALE PLANLARı 3-16
ENDÜSTRIYEL TASARıM PERSPEKTIFINDEN AFETLERLE MÜCADELEYE
YÖNELIK ÜRÜN VE HIZMET KONU TEMALARı 17-157
01 DEPREM PARKI 17-59
1.1 DEPREM VE SU
1.2 TUVALET VE DUS
1.3 TEKNIK ALTYAPI
1.4 SAGLIK HIZMETLERI
1.5 SOSYAL HIZMETLER
1.6 DEPREM VE ÇOCUK
1.7 KOORDINASYON
02 BARINMA 60-80
2.1 YASAM ALANI
2.2 TUVALET VE DUS
03 ARAMA KURTARMA 81-99
3.1 TESPIT
3.2 EKIPMAN
04 MOBIL HIZMET 100-134
4.1 BESLENME
4.2 EGITIM
4.3 KOORDINASYON
4.4 SAGLIK
4.5 HIJYEN
05 EKIPMANLAR 135-157
5.1 YARDıMCı DONANIM
5.2 SAGLIK VE REHABILITASYON
5.3 ILETISI
Çağdaş müzik eserlerinde trompetin yeri, kullanımı ve Stanley Frıedman'ın Solus adlı eserinin incelenmesi
Bu eser metni çalışmasında trompetin çağdaş müzik eserlerindeki yeri ve kullanımı araştırılmış olup, Stanley Friedman'ın "Solus" adlı eserinin teknik ve yorumsal incelemesi yapılmıştır. Müzisyen, şef ve aynı zamanda besteci olan S. Friedman, "Solus" adlı eseriyle çağdaş dönem trompet repertuvarına değerli bir eser kazandırmıştır. Eser, dünyanın pek çok yerinde düzenlenen trompet yarışmalarında ya da trompet sınavlarında çalınması zorunlu tutulan modern bir eserdir. Eser aynı zamanda farklı karakteristik özelliklere ve değişik stillere sahiptir. Bu çalışmada, çağdaş müzik eserlerinde trompetin kullanımını açıklamak ve S. Friedman'ın "Solus" adlı modern eserini teknik açıdan analiz edip inceleyerek, eseri seslendirmek isteyen trompet icracıları için pasajların daha iyi yorumlanabilmesine yardımcı olmak amaçlanmıştır. İlk olarak, trompetin ortaya çıkış ve gelişim sürecinden kısaca bahsedilmiş ve çağdaş müzikte trompetin nasıl kullanıldığına değinilmiştir. Devamında ise, çağdaş müziğin tarihsel gelişimi, çağdaş müzikte yer alan bazı teorik kuramlar, çağdaş trompet teknikleri ve çağdaş müziğe zemin hazırlayan önemli besteciler eserleri ile birlikte ele alınmıştır. Son olarak, Stanley Friedman'ın biyografisine değinilip, bestecinin "Solus" adlı eserinin teknik açıdan analizi ve incelemesi yapılmış, bu eserde kullanılan çağdaş müzik tekniklerinden ve çağdaş trompet tekniklerinden bahsedilmiş, eserin daha rahat ve daha iyi icra edilebilmesi için çalışma yöntemleri önerilmiştir. Bu eser metninin oluşum aşamasında, yurt içi ve yurt dışı kaynaklardan, makalelerden ve tezlerden yararlanılmıştır. Ülkemizde S. Friedman ve S. Friedman'ın "Solus" adlı eserine dair Türkçe olarak yeterli kaynak bulunmaması sebebiyle eser metnimi bu konuda seçmiş bulunmaktayım. Yazmış olduğum eser metni ile ülkemizde S. Friedman'ın "Solus" isimli eserini çalmak isteyen icracılar için bir kaynak olması ve bu eserin çağdaş müzik bağlamında incelenmesini sağlayarak trompet litaratürüne kazandırılması amaçlanmıştır. Eseri daha iyi icra edebilmek için, teknik olarak çalabilmenin yanında, eser ile alakalı diğer unsurları da öğrenmek ve bilmek bir o kadar önemlidir. Eserin bestecisini ve bestelendiği dönemi gerek müzikal gerek teknik açıdan tüm detaylarıyla aydınlatarak icracıya her yönüyle ışık olması bu eser metninin yazılmasındaki temel amaç olmuştur
Deprem sonrası geçici yapılanma döneminde inşa edilen yapıların iç mekan ergonomilerinin incelenmesi
Depremler, yer yüzeyini sarsıntıya uğratan ve bu sarsıntıların sonucunda nitelikli önlemler alınmadığı takdirde, yapılarda tahribatlara sebep olarak, depreme maruz kalan insanların barınma, sağlık ve eğitim gibi temel ihtiyaçlarının karşılanamamasını ve insani faaliyetlerinin gerçekleştirilememesine neden olmaktadırlar. Dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de geçmişten günümüze birçok deprem meydana gelmektedir ve bu bağlamda; deprem risklerinin en aza indirilebilmesi amacıyla tedbirler oluşturulmalıdır. Depremlere karşı alınan tedbirler, depremzedelerin temel ihtiyaçlarının karşılanmasını ve yaşanılan olumsuz durumların etkili şekilde atlatılabilmesini sağlamaktadır. Deprem sonrası geçici yapılanma döneminde inşa edilen geçici yapılar, depremlere karşı alınabilecek etkili yapısal tedbirlerdendir. Ancak deprem sonrası yapıların tasarım ve uygulama aşamalarında ergonomik kriterlere dikkat edilmesi, depremzedelerin minimum yaşam konforları açısından önem taşımaktadır. Tez çalışmasında ilk olarak; afetler ve depremler ile ilgili tanımlara ve istatistiksel verilere yer verilmiştir. Depremler ile ilgili alınması gereken yapısal tedbirler açıklanmıştır ve bu bağlamda Sphere Rehberi senaryoları dikkate alınarak iç mimarların, depremlerin büyüklüklerine göre iç mekanda almaları gereken tedbirler analiz edilmiştir. Büyük depremler sonrasında insanların yaşadıkları bölgeleri terk edip geçici yapılarda konaklamaları senaryosu, çalışmanın odak konusunu oluşturmaktadır. Daha sonra depremlerin insanlar üzerindeki etkileri açıklanmıştır. Başlığın son bölümünde ise; dünyada ve Türkiye'de son yıllarda gerçekleşen kritik depremler, görsellerin eklenmeleri ile açıklanmıştır ve bu kapsamda; Amerika Birleşik Devletleri, Çin Halk Cumhuriyeti, Japonya ve Hindistan örneklerinin deprem tedbirleri ise birlikte analiz edilmiştir. Seçilen örnek ülkeler, ekonomik ve teknolojik olarak gelişmiş olmaları, coğrafi ve jeolojik konumları sebebiyle depremlere sıklıkla maruz kalan, ancak nitelikli tedbirleri almaları ile zararların son derece etkili bir şekilde atlatabilmeleri açısından seçilmiş örneklerdir. Seçilen dünya ülkelerinden sonra Türkiye'de afet ve deprem tedbirleri ele alınmıştır ve son yıllarda gerçekleşen kritik depremler, istatistiksel veriler ve görseller ile incelenmiştir. Deprem sonrası geçici yapılanma döneminde inşa edilen geçici barınakların, geçici eğitim yapılarının ve geçici sağlık yapılarının tasarım ve uygulama aşamalarında iç mimarların ergonomik kriterlere dikkat etmeleri sonucunda depremzedelerin fiziksel ve psikolojik sağlıklarını olumlu etkilenecektir ve minimum yaşam konforu koşulları sağlanacaktır. Bu hipotez kapsamında; afet ve deprem tanımları sonrasında, iç mekanı etkileyen fiziksel faktörler kapsamında ergonomik kriterler ile ilgili tanım ve açıklamalara yer verilmiştir. Tezin odak konusu ile ilgili ergonomi kriterleri kapsamında literatür taramaları yapılmıştır. Daha sonra deprem sonrası geçici yapılarında dikkat edilmesi gereken ergonomik kriterler, tezin son bölümündeki deprem sonrası geçici barınakların, geçici eğitim yapılarının ve geçici sağlık yapılarının incelenebilmesi açısından çalışmaya eklenmiştir. Son bölümde ise; dünyadan ve Türkiye'den deprem sonrası geçici yapılanma döneminde inşa edilen geçici barınakları, geçici eğitim yapıları ve geçici sağlık yapıları ile ilgili ergonomik incelemeler, literatür ve dijital taramalardan elde edilen görseller ve veriler ile incelenmiştir. Yapılan çalışmanın sonucunda; deprem sonrası geçici yapılarının fonksiyonlarına göre değişiklik gösterdiği, ancak incelenen örneklerden bazı yapıların iç mekanlarının, depremzedelerin minimum yaşam konforlarının sağlanması açısından uygun olmadığı ve bu konu ile ilgili iç mimarların, ergonomik kriterlere uygun iç mekan tasarımının yapılması gerektiği tespit edilmiştir. Çalışma, sonuç ve öneriler başlığı ile bitirilmiştir
40 numaralı Kalebend Defterine göre (H.1249-1256 / M.1834-1841) Osmanlı Devleti'nde suçlar, suçlular ve cezalar (Metin ve inceleme)
Osmanlı Devleti'nin yegane gayelerinden bir tanesi ülke topraklarını ve bu toprakların üstünde yaşayan reayayı korumak ve kollamak olmuştur. Bu sebeple her kim nizam-ı aleme halel getirecek bir şekilde davranmaya kalkışmışsa kendi sonunu hazırlamıştır. Osmanlı hukuk sistemi şer'ȋ yasalara dayanan ve gerektiğinde de örfȋ kanuna başvuran bir sistem içermektedir. Çalışması yapılan 40 Numaralı Kalebend Defteri içerisinde suçlu bulunan şahısların derhal suçları tespit edilerek gerekli cezaları onanmıştır ki böylece Allah'ın emaneti olan reayanın huzuru baki olsun. Osmanlı topraklarında zararlı faaliyetlerde bulunan kimselerin nefislerinin ıslahı için gerekli yöntem onları, bulundukları mevkilerden uzaklaştırmak ve yoksunluk çekerek aynı hatalara düşmelerini engellemek olmuştur. Bu engeli ise en fazla başvurulan ceza türü olan nefy, cezirebend, kalebend ve manastırbend cezaları ile oluşturmaya çalışmışlardır. Kalebend cezası, suçluların kalenin dışına çıkmasına müsaade etmeyen bir ceza türüdür ve 40 Numaralı Kalebend Defteri'nde (H. 1249-1256 / M. 1834-1841) başvurulan cezalar arasında üçüncü sırada yer almaktadır. Suçlular için en fazla başvurulan ceza türünün yapılan incelemeler nihayetinde nefy olduğu görülmektedir. 7 yıllık bir zaman dilimini teşmil eden mevcut defter sayesinde Osmanlı Devleti'nde uygulanan ceza usulleri hakkında pek çok bilgiye erişilebilmektedir
Comparative analysis of the character traits of the subret roles in W.A.Mozart - L.Da Ponte trilogy in the context of text, music, and vocal performance
Bu tezin yazılma amacı, subret karakterlerinin Commedia dell’arte döneminden opera
buffa’ya klasik dönemden operetlere oldukça sık rastladığımız, opera şarkıcılığı ses
sınıflandırmasında da kabul edilmiş olan alman fach sisteminin içinde de yer alan
“soubrette’’ soprano sesini vokal ve fonksiyonel özellikleri açısından tanımlamak;
bununla birlikte Mozart – Lorenzo Da Ponte iş birliğinde yazılmış olan “Cosi fan tutte”
, “ Le Nozze di Figaro” ve “ Don Giovanni ” operalarındaki Despina, Susanna, Zerlina
subret soprano rollerini metin, karakter ve ses özellikleri bakımından inceleyerek
dönemin sosyoekonomik durumunu, sınıf farklılıklarının bu karakterler üzerindeki
yansımasını ortaya koymak amaçlanmıştır
Institution of prayer in the Ottoman State (XV-XVII. century)
Bu tezde Osmanlı Devleti'nin kadrolu duacılarının kimler oldukları, gelirleri ve toplumsal konumları ana kaynaklar ve arşiv malzemeleri üzerinden tespit edilmeye çalışılmıştır. Devletin devamına, padişahın sıhhatine ve hayır sahibinin iki cihan mutluluğuna duâ etmek için berat ile atanmış duâgûyân, XVII. yüzyıldan itibaren Osmanlı merkez hazinesi ve vakıf teşkilatı bünyesinde kendisine hatırı sayılır bir yer edinmiştir. Akademide, devletin maaşlı duacılarının para karşılığı duâ eden, imtiyaz ya da ihtiyaç sahibi kimseler olduğu kabul görmüştür. Bu çalışma ile devletin kimlere duâ karşılığı maaş tahsis ettiği, duâgûyluğun kökeni ile tarihi süreci anlaşılmaya çalışılmıştır. Diğer taraftan tarihsel süreçte duâgûyluğun nasıl uygulandığının, malî sıkıntı çeken devlete etkilerinin ve en önemlisi bu kişilerin toplumsal hafızadaki yerlerinin anlaşılması hedeflenmiştir. Bu tezin araştırma evreni Osmanlı duâguyânı, örneklemler ise hâssa duâguyânı ve vakıf duâgûyânıdır. Elde edilen bulgular, nitelik ve nicelik yönünden tetkik edilmiş; malî ve demografik konularda niceliksel, sosyal ve siyasî konularda niteliksel çerçevede değerlendirilmiştir.Tezin sonunda bulgular üzerinden Osmanlı maaşlı duacılarının konumu değerlendirilmiş, içerik üzerinden önerilerde bulunulmuştur. Bu çalışmadan edilecek bilgilerin Osmanlı tarihi ve vakıfları alanında yapılacak tarihî, toplumsal, kültürel, sosyolojik, psikolojik, ekonomik, demografik, hukukî ve dinî çalışmalara katkı sunması beklenmektedir
18 numaralı Kalabend Defterine göre (S. 1-146) H. 1188-1190/M. 1774-1776 yılları arasında Osmanlı Devleti'nde suç, suçlu ve cezalar (Değerlendirme-metin)
Osmanlı adalet sisteminin somut bir örneği olan Kalabend defterleri, padişahın örfi hukuktan elde ettiği yasama ve yargı yetkisinin, Divan-ı Hümayun´da özellikle tazir cezalarında uygulanmasının ve yazıya geçirilmesinin bir tezahürüdür. Bu bakımdan Kalabend defterleri, dönemin hukuk tarihi araştırmalarında ana kaynak niteliğinde olup, Osmanlı Hukuk Tarihi'nin aydınlatılmasın da büyük önem arzetmektedir. Defterimizde H. 1188-1190/M. 1774-1776 yılları arasındaki suç ve suçlu profillerini inceleyerek, bu dönem ile ilgili adli ve sosyal alanlarda çıkarımlarda bulunduk. Ayrıca defterimizde suçu işleyenlerin hangi sınıflara mensup olduklarını ayrıntılı bir şekilde ele aldıktan sonra incelemelerimizle bir sentez oluşturarak değerlendirmeye tabi tuttuk. Çalışma planımızda ise Kalabend defterleri hakkında genel bir bilgi ile defterimizin içeriğindeki cezaların neler olduğuna dair bir açıklama ile incelediğimiz defterde geçen hüküm çeşitleri ve hüküm türlerinin dağılımını tablo, grafik ve örneklerle açıklayarak verdik. En sonunda Çalışmamızı, defterin transkripsiyonu ve sonuç ile bitirdik