Mimar Sinan Fine Arts University Institutional Repository
Not a member yet
    9810 research outputs found

    Tarihi kireç harçlarının ve karakterizasyonu yöntemlerinin incelenmesi: Azize Euphemia Kilisesi koruma ve onarım çalışmaları örneği

    No full text
    Bu çalışma, kültürel mirasın korunmasında bilimsel yaklaşım ve araştırmaların gelişmesi, buna bağlı koruma laboratuvarlarının gelişim süreci ve tarihi yapılara dair yaklaşımların geldiği noktayı kısaca özetlenmiş ve kültür varlıklarının koruma ve onarım çalışmaları adına önemli bir yeri olan geleneksel malzemelerin incelenmesi konusu kapsamında kireç harçları ele alınmıştır. Tarihi yapıların inşasında sıklıkla karşılaşılan ve bu anlamda önemli bir yere sahip olan kireç harçlarının ve bileşenlerinin (bağlayıcı, agrega ve katkı maddeleri) kısa tanımlarını içeren çalışmada, aynı zamanda koruma, onarım ve araştırma projeleri kapsamında gerçekleştirilen kireç harçlarının karakterizasyon çalışmalarının bir özeti sunulmaktadır. Bu sürecin ele alınmasının temel nedeni, tarihi yapıların korunması, onarımı ve araştırılması ile ilgilenen koruma uzmanları ve araştırmacılara, kireç harçlarının ilk üretim aşamasından restorasyon uygulamalarında kullanılan onarım harcının üretimi aşamasına kadar olan süreç hakkında farkındalık kazandırmak ve koruma laboratuvarları ile sağlıklı bir iletişim kurabilmelerine katkı sağlamaktır. Bu bağlamda, kireç harçlarının ve bileşenlerinin kısa tanımlarının yapıldığı çalışmada, kireç bağlayıcılar, farklı agrega türleri ve katkı maddelerinin tanımları ve üretim teknolojileri hakkında çeşitli bilimsel kaynaklardan yararlanılarak hazırlanmış bir özet oluşturulmuştur. Bu özetin devamında, tarihi kireç harçlarının özelliklerinin belirlenmesi amacıyla gerçekleştirilen malzeme karakterizasyonu çalışmalarında kullanılan analiz yöntemlerine ve bu analizlerden elde edilen sonuçların değerlendirilmesine yer verilmiştir. Çalışmanın sonunda, 2020 yılında ilk etabı tamamlanan Sultanahmet Azize Euphemia Kilisesi koruma ve onarım çalışmaları kapsamında gerçekleştirilen malzeme analizleri ve koruma onarım çalışmaları vaka incelemesi olarak ele alınmıştır. Bu bölümde, kilise yapısının tarihi ve 1942 yılında gerçekleşen arkeolojik kazılar sonrası ortaya çıkarılma sürecinin kısa bir özetine yer verilmiştir. Kilise yapısının 2013 yılında başlanan koruma ve onarım çalışmaları kapsamında mevcut durumu ve 2020 yılında tamamlanan çalışmalar sonrası yapı kalıntılarının aldığı son hali aktarılmıştır. Yapıya ait malzemelerin analiz sonuçlarından edilen bulgular da bu bölümde incelenmiştir. Böylelikle, tarihi yapıların korunma ve onarımı süreçlerinde kireç harçlarının doğru ve etkin bir şekilde kullanılmasına yönelik bilimsel bir temel sağlanması amaçlanmıştır

    Multi-class classification of thyroid nodules from automatic segmented ultrasound images: Hybrid ResNet based UNet convolutional neural network approach

    No full text
    Background and objectives: Early detection and diagnosis of thyroid nodule types are important because they can be treated more effectively in their early stages. The types of thyroid nodules are generally stated as atypia of undetermined significance/follicular lesion of undetermined significance (AUS/FLUS), benign follicular, and papillary follicular. The risk of malignancy for AUS/FLUS is typically stated to be between 5 and 15 %, while some studies indicate a risk as high as 25 %. Without complete histology, it is difficult to classify nodules and these diagnostic operations are pricey and risky. To minimize laborious workload and misdiagnosis, recently various AI-based decision support systems have been developed.Methods: In this study, a novel AI-based decision support system has been developed for the automated segmentation and classification of the types of thyroid nodules. This system is based on a hybrid deep-learning procedure that makes both an automatic thyroid nodule segmentation and classification tasks, respectively. In this framework, the segmentation is executed with some U-Net architectures such as ResUNet and ResUNet++ integrating with the feature extraction and upsampling with dropout operations to prevent overfitting. The nodule classification task is achieved by various deep nets architecture such as VGG-16, DenseNet121, ResNet50, and Inception ResNet-v2 considering some accurate classification criteria such as Intersection over Union (IOU), Dice coefficient, accuracy, precision, and recall.Results: In analysis, a total of 880 patients with ages ranging from 10 to 90 years were included by taking the ultrasound images and demographics. The experimental evaluations showed that ResUNet++ demonstrated excellent segmentation outcomes, attaining remarkable evaluation scores including a dice coefficient of 92.4 % and a mean IOU of 89.7 %. ResNet-50 and Inception ResNet-v2 trained over the images segmented with UNets have shown better performance in terms of achieving high evaluation scores for the classification accuracy such as 96.6 % and 95.0 %, respectively. In addition, ResNet-50 and Inception ResNet-v2 classified AUS/FLUS from the images segmented with UNets with AUC=97.0 % and 96.0 %, respectively.Conclusions: The proposed AI-based decision support system improves the automatic segmentation performance of AUS/FLUS and it has shown better performance than available approaches in the literature with respect to ACC, Jaccard and DICE losses. This system has great potential for clinical use by both radiologists and surgeons as well

    The data landscape in the sustainable preservation of architectural heritage in Kosovo: The case of socialist architecture heritage in Prishtina

    No full text
    Çeşitli bölgelerde yer alan sosyalist dönem mimarisi, ideolojik ve estetik açıdan belirgin olan tarihî yapıların yeniden ilgi odağı haline gelmiştir. Ancak bu yapılar, ihmal, yapısal bozulma ve modern gelişmelerin baskısı gibi ciddi tehditlerle karşı karşıya kalmaktadır. Bu çalışma, Kosova’daki mimari mirasın sürdürülebilir korunmasında dijital teknolojilerin rolünü araştırmakta ve özellikle Priştine’deki sosyalist döneme ait mimari eserleri ele almaktadır. Araştırma, kapsamlı dijital veri tabanlarının küresel ölçekteki varlığını ve Priştine’nin geleneksel arşivleme yöntemlerinden dijital sistemlere geçip geçmediğini incelemektedir. Bu çalışma, 1970'ler ve 1980'ler arasında inşa edilen Priştine’deki sosyalist dönem mimarisini analiz ederek, dijitalleştirme süreciyle hafifletilebilecek riskleri tespit etmektedir. Yöntemsel olarak, sahada gerçekleştirilen fotoğraf çalışmaları, literatür incelemeleri ve tarihsel gözlemlerle birleştirilen teorik bir çerçeve benimsenmiştir. Araştırma, II. Dünya Savaşı sonrası modern mimari mirasının korunmasına yönelik küresel zorlukları ele almakta ve ekonomik ile politik bağlamlarda önemli gelişmelere odaklanmaktadır. Sosyalist mimarinin post-sosyalist dönemde korunmasına yönelik ekonomik, politik ve ideolojik zorluklar detaylı bir şekilde incelenmektedir. Priştine’den seçilen vaka çalışmaları, sosyalist döneme ait önemli yapıların dijital envanter durumunu gözden geçirmektedir. Çalışma, seçilen vaka çalışmalarındaki binaların miras koruma süreçleriyle ilgili mevcut zorlukları belirlemekte, özellikle kapsamlı dijital belgelemenin eksikliği gibi sorunlara odaklanmaktadır. Bu araştırma, mimari ve kültürel mirasın ileri dijital yöntemler kullanılarak gelecek nesillere nasıl aktarılabileceğini vurgulayan bir koruma farkındalığı rehberi önermektedir. Bu kapsamda, araştırma mimarlık, sürdürülebilirlik ve dijital teknolojilerin kesişim noktalarına dair akademik tartışmalara katkı sunmayı ve Kosova’daki sosyalist mimari mirasının korunmasına yönelik zorluklar ve potansiyeller hakkında derinlemesine bir içgörü sağlamayı amaçlamaktadır

    İstanbul Adalar'da aktivizm biçimleri: Bir kent ve adalılık mücadelesi

    No full text
    Bu çalışmada İstanbul Adalar'daki kentsel aktivizm biçimleri incelenmiştir. Kentsel mekâna dair sosyo-politik dönüşümler ve ekonomik gelişmeler tarihsel bağlamda ele alınarak bu yapısal dönüşümlerin kentsel aktivizm üzerindeki etkisi ortaya koyulmuştur. Araştırmada kentsel aktivizmin kültürel incelemeler teorilerine odaklanılmıştır. Bu kapsamda İstanbul Adaları, hem geçirdiği dönüşüm süreçleri hem İstanbul'un bir parçası ama ondan ayrı dinamikleri olan eşsiz bir yerellik taşıması hem de toplulukların birbiriyle ve mekânla yoğun etkileşim içerisinde olması sebebiyle araştırmanın alanı olarak seçilmiştir. Neoliberal kent politikalarından turistikleşmenin yoğun yaşandığı bir mekân olarak Adalar'da örgütlenme biçimi, motivasyonları, eylemlilikleri bakımından çeşitlenen aktivist topluluklarla karşılaşılmıştır. İlk olarak söz konusu toplulukları tanımlamaya yönelik teoriler ortaya koyulmuştur. Demokratik alanda geleneksel temsili demokrasinin yetersizliğiyle oluşan kentsel toplumsal hareketler veya demokrasi alanını destekleyici bir aktör olarak sivil toplum kuruluşları politik tartışmaların en temel örgütlenmelerini oluşturmaktadır. Fakat öyle ki sistemin-otoritenin stratejileriyle baskılanan veya potansiyelini gerçekleştirme yönünde çokça engellere takılan bu tanımlanmış topluluklar-gruplar hem otoriteden gelen baskılara karşı geliştirdikleri taktiklerle hem de kendi iç dinamikleri sebebiyle örgütlenmelerinde çeşitlenmeye gitmektedir. Aktivist topluluklar günümüzde gelinen noktada kentsel toplumsal hareketler ve sivil toplum çalışmaları arasındaki hibrit formların farklı nüanslarını oluşturan çeşitli kolektifler, topluluklar, kentsel yurttaşlık pratikleri olarak mücadeleci var oluş biçimlerini sürdürmektedir. Bu tartışmada sistemin örgütlenmeleri nasıl bir dönüşüme sürüklediğini ve aynı zamanda bu örgütlenmelerin kendi iç yapısına ve o dönemin toplumsal yaşantısına bağlı olarak ne gibi ihtiyaçlar ve eksiklikler sonucu dönüştüğünü görmek mümkün olmuştur. Ardından söz konusu aktivist toplulukların mücadele sürecini etkileyen dinamikler olarak toplumsal ve mekânsal etkileşimlere dair psiko-sosyal ve sosyo-mekânsal tartışmalar incelenmiştir. Bu alanda en çok duygular sosyolojisinin, grup kimliğinin ve ağ teorisinin tartışmaya açıldığı görülmüştür. Araştırmanın özgün katkısı ise kentsel aktivizmi yer kimliği ve adalılık kavramlarıyla birlikte değerlendirmek olmuştur. Nitel araştırma yöntemlerinden gömülü teori metodolojisi ve etnografi ile yürütülen bu tez çalışmasında 39 kişiyle derinlemesine mülakat yapılmıştır. Etnografik saha araştırması kapsamında bir dönem Büyükada'da yaşanmıştır. Gömülü teori metodolojisinin araştırma sürecine uygun olarak ilk olarak araştırma sahasına gidilmiş, ardından sahadan çekilerek teorik tartışmalarla sahadaki bilgiler analiz edilmiştir. Bu süreçte Scuola Normale Superiore'nin Toplumsal Hareketler Araştırma Merkezi'nde bir dönem misafir olunmuştur. Ardından tekrar sahaya gidip tekrar teoriye dönülmüş ve araştırmanın kapsamı nihai halini almıştır. Çalışmada faytonların kaldırılması ve İBB Katılımcı Planlama Çalışması örnek olaylar olarak incelenmiş, Adabüs-Azmanbüs eylemleri değerlendirmeye dahil edilmiştir. Grup kimliklerinin ve yer kimliklerinin -bu çalışmada adalılığın- kentsel aktivizmin açıklanmasında rehber kavramlar oldukları görülmüştür. Çalışma yerel mücadelelerin güçlenmesine dair açılımlar sağlamak için aktivist hareketleri anlamlandırırken kendi iç dinamikleri çerçevesini değerlendirmeye almanın önemini göstermektedir

    Development of fiber art through selected artists

    No full text
    Lif sanatı, tarih boyunca temel ihtiyaçları karşılayan liflerin zamanla sanatsal bir ifadeye dönüşmesiyle ortaya çıkmıştır. Bu tez, lif sanatının sanat alanındaki doğuşunu, modern sanat akımlarıyla etkileşimini tarihsel süreçten günümüze olan gelişimini, farklı kültürlerdeki değişimlerini ve günümüzdeki çağdaş uygulamalarını, sanatçıların eserlerindeki malzeme- teknik birlikteliği, temel sanat eleman ve ilkeleri (kompozisyon), öz-biçim (kavramsal-görsel) ilişkileri ve sergileme yöntemleri açılarından ele almayı amaçlamaktadır. Endüstri devrimi sırasında yaşanan makineleşmeye rağmen, Arts and Crafts hareketi gibi akımlar, el işçiliğine ve doğal malzemelere olan ilgiyi yeniden canlandırmış ve bu anlamda lif sanatının doğuşuna katkı sağlamıştır. Lif sanatı, tarih boyunca çeşitli kültürlerin, sanat akımlarının ve tekstil alanındaki teknolojik gelişmelerin etkisiyle sürekli bir gelişim-dönüşüm halindedir. 20. yüzyılın öncü sanatçılarının düşünceleri ve beraberinde ortaya çıkan yeni sanat akımları, lif sanatının çağdaş sanatın önemli bir parçası haline gelmesinde etkili olmuştur. 20. yüzyıl, özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde yaşanan hızlı sosyal ve kültürel dönüşümler, lif sanatını geleneksel sınırlarının ötesine taşıyarak, sanatçılar için duygusal-düşünsel ifadelerini yansıtabilecek güçlü bir araç haline getirmiştir. Bu dönemde, lif sanatı hem toplumsal meselelere duyarlı eserler ortaya koymuş hem de geleneksel ve çağdaş unsurları bir araya getirerek dinamik bir yapı kazanmıştır. Teknolojinin sunduğu yeni imkanlar sayesinde, bazı sanatçılar tekstili farklı malzeme ve tekniklerle birleştirerek, sanat eserinin tanımını yeniden şekillendirmeye başlamışlardır. Böylece lif sanatı hem geçmişe uzanan derin kökleri olan hem de günümüz sanatının yenilikçi yönlerini bünyesinde barındıran çok yönlü bir ifade aracı olarak öne çıkmıştır. Yapılan çalışmalar sonucunda; 20. yüzyılın ortalarında (1960'lar ve 1970'lerde) "lif sanatı" teriminin ortaya çıkmasıyla tekstil sanatı, geleneksel sınırlarını aşarak lif sanatına dönüşmüştür. Magdalena Abakanowicz ve Lenore Tawney gibi öncü sanatçılar, geleneksel tekstil malzemelerini ve tekniklerini yenilikçi bir şekilde birleştirerek, 3 boyutlu (heykelsi) ve enstalasyon (yerleştirme) benzeri büyük ölçekli eserler yaratarak lif sanatında yeni bir dönem başlattıkları söylenebilir. Araştırma genel olarak giriş, gelişme ve sonuç bölümleriyle yapılandırılmış olup dört ana başlık altında incelenmiştir. İlk üç bölümde, lif sanatının doğuşu, tarihsel gelişimi ve dönüşümü incelenirken, çalışmanın dördüncü bölümünde; lif sanatının çağdaş sanatçıların eserleri üzerinden ele alınması ve uygulamalarda kullandıkları; teknik, malzeme; doku, renk, sergileme biçimlerine yer verilmiştir. Sonuç bölümünde ise tüm bu bulgular bir araya getirilerek, lif sanatının günümüzdeki konumu değerlendirilmiştir. Tez konusu ile ilgili kitaplar, makaleler, tezler ve internet kaynakları taranarak kapsamlı bir literatür incelemesi yapılmış, elde edilen bulgular; sanatçıların yapıtları ve mevcut literatürdeki bilgiler ışığında yorumlanarak araştırmanın sonuçlarına ulaşılmaya çalışılmıştır

    Byzantine anatolia in the Komnenian era: Space, man, and economy (1081-1185)

    No full text
    Komnenoslar Devri (1081-1185) Bizans İmparatorluğu tarihindeki en önemli restorasyon evrelerinden birini temsil etmektedir. Bu dönem, siyasî toparlanma başta olmak üzere ekonomik canlılık, kentleşme ve iktisadî kalkınma gibi birtakım özelliklerle karakterize edilmiştir. Çalışmamız, söz konusu süreçte meydana gelen sosyo-ekonomik gelişmelerin Anadolu’daki yansımalarına odaklanmaktadır. Nitekim Anadolu’nun gerek kentsel gerekse de kırsal yapısı hakkında birtakım belirsizlikler mevcuttur ve aydınlatılmayı beklemektedir. Bu minvalde mekân, insan ve ekonomi başlıklı üç ana unsur mercek altına alınarak siyasî bağlam içerisinde değerlendirilmeleri yapılmıştır. Araştırmalarımız sonucunda elde edilen bulgular tezin temel argümanlarını şekillendirmiştir. Çalışmamızın somut çıktılarından en önemlisi, sahip olduğu doğal, stratejik ve içtimaî dinamikleriyle Anadolu’nun XII. yüzyılda zirve yapan ekonomik genişlemede önemli bir rol aldığı yönündedir

    Tezhip sanatında modern yorum arayışları

    No full text
    Altın ile süsleme anlamına gelen tezhip, yazılı metinlerin estetik değerini arttırmak amacıyla ortaya çıkan bir süsleme sanatıdır. Geleneksel Türk sanatları içerisinde önemli bir yere sahip olan tezhip sanatı, yüzyıllardır farklı medeniyetlerin katkılarıyla ve sanatçıların nadide eserleriyle bugüne kadar ulaşmıştır. Klasik tezhip tekniklerinin sürekli kendini tekrar etmesi, modern anlamda yeni çalışmalar yapılması ihtiyacını da beraberinde getirmiştir. Tezhip sanatındaki bu yenilikler, geleneksel tezhip sanatının bir uzantısı olarak değerlendirilebilir. Bu görüşü benimseyen bazı tezhip sanatçıları, eserlerini modern ve yenilikçi çalışmaların katkılarıyla zenginleştirmişlerdir. Bu çalışmada tezhip sanatındaki modern yorum arayışlarına değinilmiştir. Modern yaklaşımların günümüz sanat anlayışı içinde nasıl değerlendirilmesi gerektiği gösterilmiş ve böylece tezhip sanatının gelişimi öne çıkarılmıştır. Bu çalışma, klasik tezhip unsurlarının modern sanat pratikleri ile nasıl bütünleştiğini, günümüz beğeni ve ihtiyaçlarının, teknolojinin getirdiği imkânlar doğrultusunda tezhip sanatının malzeme ve teknik kullanımına nasıl yansıdığını ortaya koymaktadır

    Atatürk Kitaplığı Muallim Cevdet Yazmaları K.000315 numarada kayıtlı bir şiir mecmuası (Çeviri yazılı metin-inceleme)

    No full text
    Çalışmanın konusunu oluşturan mecmua, Atatürk Kitaplığı MC_Yz_K.000315 numarada Şiir Mecmuası adıyla kayıtlıdır. Mecmuada 15., 16. ve 17. yüzyıl şairleri yer almakla birlikte daha çok 16. yüzyılda yaşamış şairlerin şiirlerine yer verilmiştir. 68 varaktan oluşan eser, bütünüyle olmasa da nazire mecmuası özelliği de taşımaktadır Mecmuanın mürettibi ve tertip tarihi bilinmemektedir. Şairlerin yaşadığı dönemler ve mecmuadaki bazı ifadeler, mecmuanın 17. yüzyılda tertip edildiğini düşündürmektedir. Çoğunluğu gazel olmak üzere, müfred, kıt'a, rubaî, kaside, terci'-bend, terkib-bend gibi nazım şekilleri kullanılmıştır. Mecmuada yer alan şiirlerin konu alanı ise oldukça çeşitlidir. Kimi şiirlerin başında veya sonunda şair veya şiirle ilgili bilgiler verilmiştir. Çalışmada, mecmuanın transkripsiyon alfabesiyle bilimsel bir metninin ortaya konulması; içeriği ve tertip özellikleri hakkında detaylı bilgi verilmesi amaçlanmıştır. Mecmuadaki şiirler, haklarında yapılmış çalışmalarla karşılaştırılmış arada herhangi bir fark varsa dipnotlarda gösterilmiştir. Aynı metotla şiirin herhangi bir çalışmada olup olmadığı da tespit edilmeye çalışılmıştır. Divanlarda veya makale çalışmalarında yer almayan şiirlerin yanında bilinmeyen şairlerin şiirlerini tanıtmak da amaçlanmıştır. Bunların yanında M. Fatih Köksal'ın MESTAP (Mecmuaların Sistematik Tasnifi Projesi) kapsamında önerdiği tablodan yararlanılarak mecmuadaki şiirlerin dökümü verilmiştir

    İç mimarlık eğitiminde tasarım stüdyosu kapsamında dijital teknolojilerle ölçme ve değerlendirme için bir model önerisi

    No full text
    Bu çalışma, dijitalleşmenin iç mimarlık eğitimindeki ölçme ve değerlendirme süreçlerine etkisini incelemektedir. Araştırmada, eğitimde kullanılan ölçme yöntemleri ile profesyonel meslek uygulamaları arasındaki uyum ve uyumsuzluklar karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır. Türkiye'deki iç mimarlık lisans programlarının tasarım stüdyosu derslerinde uygulanan ölçme ve değerlendirme yöntemleri ile iç mimarlık sektöründeki güncel uygulamalar saha araştırması yoluyla analiz edilmiştir. Dijital teknolojilerin eğitimdeki rolü ve meslek pratiğine katkıları incelenerek, geleneksel yöntemlerin güncellenmesi gerekliliği ortaya konmuştur. Çalışmanın bulguları doğrultusunda, dijital teknoloji destekli iki aşamalı bir ölçme ve değerlendirme model önerisi geliştirilmiştir. Geleneksel ölçme ve değerlendirme metotlarında ölçülmeyen ancak profesyonel süreç referansıyla önemi kanıtlanan niteliklerin ölçülmesini amaçlayan model, öğrencilerin proje geliştirme süreçlerini dijital platformlarda yürütmeleri ve projelerini dijital ortamda değerlendirmeleri üzerine kurgulanmıştır. Bu model, öğrencilerin teknik ve yaratıcı becerilerini geliştirmenin yanı sıra, onları profesyonel yaşama daha iyi hazırlamayı amaçlamaktadır. Sonuç olarak, iç mimarlık eğitiminde dijital teknolojilerin ölçme ve değerlendirme süreçlerine entegre edilmesinin, öğrencilerin mesleki yeterliliklerini ve sektörel uyumlarını artırabileceği öngörülmektedir

    Love Of Flowers In 16th Century Ottoman Palace Fabrics And Illumination Art: Tulip

    Get PDF
    Göçebe ve yerleşik Türk kültüründe ve sanatlarında çiçek ve çiçek sevgisi daima önemli olmuştur. Diğer toplumlarda olduğu gibi Türkler de doğada ve yaşadıkları ortamda gördükleri çiçekleri, süsleme unsuru olarak düşünmüşlerdir. Türkler, motif, sembol, damga, simge haline getirdiği çiçekleri, Geleneksel Türk Sanatlarında süsleme unsuru olarak kullanmışlardır. Yaygın olarak kullanılan geleneksel Türk motiflerini, yaşadıkları doğadan ve bahçe çiçekleri arasından seçmişlerdir. Bu çiçeklerden biri de lale olmuştur. Lale çiçeği, görünümü ve anlamları açısından Geleneksel Türk Sanatlarında önemli bir yere sahiptir. Türk kültüründe lale çiçeğine duyulan sevgi, merak ve ilgi nedeniyle, her alan ve her dönemde kullanıldığı için Geleneksel Türk Sanatlarının karakteristik motiflerinden biri olmuştur. Osmanlı’da çiçek kültürü, çiçek sevgisi ve yetiştiriciliği; 15. yüzyılda Fatih Sultan Mehmet döneminde başlamıştır. Osmanlı Saray Sanatı, bu dönemde kurulan Saray Nakkaşhanesi ve Ehl-i Hiref Örgütü kontrolünde şekillenmiştir. Osmanlı sarayının çiçek sevgisi, 16. yüzyılda Kanuni Sultan Süleyman döneminde daha da artmıştır. 16. yüzyılın ortalarından itibaren tüm Osmanlı Saray Sanatlarında olduğu gibi, saray kumaşları ve tezhip sanatında temel motif olarak çiçek motifleri kullanılmış ve çiçek motifleri ile oluşturulmuş desen kompozisyonları dikkati çekmektedir. Osmanlı saray sanatları incelendiğinde; gül, lale, karanfil ve sümbülün çiçek tasvirleri ile Geleneksel Türk Sanatlarında en çok tercih edilen motifler olduğu görülmektedir. Osmanlı kültüründe özellikle lale, sembolik anlamları nedeniyle en gözde çiçeklerden biri olmuştur. Bu nedenle lale motifi, çeşitli stilize edilmiş biçimleriyle Osmanlı sanatlarında sıkça kullanılmıştır. Bu araştırmada, 16. yüzyıl Osmanlı saray kumaşları ve tezhip sanatı örneklerinde kullanılan lale çiçeği incelenecek, tasvirleri araştırılacak, konuyla ilgili bilgi ve görüşler bir araya getirilecektir.In nomadic and settled Turkish culture and arts, flowers and love of flowers have always been important. As in other societies, Turks have considered flowers they see in nature and in their living environments as decorative elements. Turks have used flowers that they have turned into motifs, symbols, stamps and icons as decorative elements in Traditional Turkish Arts. They have chosen widely used traditional Turkish motifs from the nature and garden flowers they live in. One of these flowers is the tulip. The tulip flower has an important place in Traditional Turkish Arts in terms of its appearance and meanings. Due to the love, curiosity and interest in tulip flowers in Turkish culture, it has become one of the characteristic motifs of Traditional Turkish Arts since it has been used in every field and every period. Flower culture, love of flowers and cultivation in the Ottoman Empire began in the 15th century during the reign of Fatih Sultan Mehmet. Ottoman Palace Art was shaped under the control of the Palace Nakkaşhanesi and the Ehl-i Hiref Organization established during this period. The Ottoman palace's love of flowers increased even more during the reign of Kanuni Sultan Süleyman in the 16th century. As in all Ottoman Palace Arts from the mid-16th century onwards, flower motifs were used as the basic motifs in palace fabrics and illumination art, and pattern compositions created with flower motifs attract attention. When Ottoman palace arts are examined; it is seen that rose, tulip, carnation and hyacinth are the most preferred motifs in Traditional Turkish Arts with flower depictions. In Ottoman culture, tulips in particular have been one of the most popular flowers due to their symbolic meanings. For this reason, the tulip motif has been frequently used in Ottoman arts in various stylized forms. In this research, the tulip flower used in 16th century Ottoman palace fabrics and illumination art examples will be examined, its depictions will be investigated, and information and opinions on the subject will be brought together

    918

    full texts

    9,810

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Mimar Sinan Fine Arts University Institutional Repository
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇