Mimar Sinan Fine Arts University Institutional Repository
Not a member yet
    9810 research outputs found

    Representing the field of architectural representation: A Kraussian approach / A reproduction of semiotic square

    No full text
    Architectural projection could be the most decisive kulturtechnik in modern architectural processes, from the Renaissance and the Enlightenment to the present. Indeed, it is the technique that makes architectural practice modern by grounding it on the medial field of intellectual-corporeal distinction and constituting an operational field that is parallel to the modern notion of projection (Heideggerian Entwurf ) that causes the dissolution of the ontology defined by a transcendental context. Architecture becomes a practice based on mediation (subject-agent-object), in which all its techniques (agents) are employed to project all mundane actions into the future. This text draws attention to the in-between area as an operational field where the kulturtechnik - a term employed by German media theory, particularly after the 1990s, as the fundamental element of the mediation - mediates and thus creates the differences, tries to represent the field itself as an operational ground for comprehensive interpretation of architectural representation, by following a Kraussian approach that allows us the hybrid conceptualization that the mediations require, reproducing the semiotic square. By reproducing the Kraussian diagram in the context of two categories, which are fundamental for the dissolution of classical ontology and therefore all the heterogeneous modern practices, such as architecture, it is aimed at mapping the expanded field of architectural representation to evaluate its mediations. In other words, this text aims to contribute to the literature by proposing a highly hybrid performative guide to evaluate architectural history and theory by mapping the mediations of architectural representation (its pragmatic, semantic, and syntactic hybridizations) in modern processes

    Analysis of Konya Karatay Madrasah Knotted Kufic Sash Script in terms of Calligraphy and Knot Properties

    No full text
    Konya Karatay Medresesi, Anadolu Selçuklu Dönemi yapıları arasında çinileri, geometrik süslemeleri ve kitâbelerindeki yazı çeşitliliği bakımından önemli bir yere sahiptir. Medresenin kubbe kasnağındaki mozaik çini tekniğiyle yapılan düğümlü kûfî kuşak yazısı, içerdiği zengin düğüm çeşitliliğiyle benzerleri arasında eşsiz bir örnektir. Geometrik esaslara tabi olarak yazılan kûfînin bir çeşidi olan düğümlü kûfî hattının özelliği, harflerin dikey uzantılarının bir ip gibi dairesel yahut köşeli hatlarla kıvrılarak düğümler oluşturmasıdır. Yazı üzerinde yer alan düğüm, Anadolu Selçuklu ve Beylikler Dönemi eserlerinde bir süsleme unsuru olarak sıklıkla kullanılmıştır. Bu çalışmada Konya Karatay Medresesi’nin kubbe kasnağında yer alan düğümlü kûfî hattıyla yazılmış kuşak yazısının çekilen fotoğrafları üzerinden sayısal ortamda vektörel çizimleri yapılmıştır. Kitâbenin metin okumaları, yazı karakteri, harfleri, düğüm ve zülfe analizleri yapılarak yazı kuşağında kullanılan harfler, düğümler ve zülfeler tek tek ayrıştırılarak tablolar hâline getirilip incelenmiştir. Bu çalışma ile Konya Karatay Medresesi’ndeki kuşak yazısının kompozisyon şekli, harfleri, düğüm ve zülfeleri, belgelenmeye çalışılmıştır. Kuşak yazısındaki düğümlü kûfî harflerin temel şekilleriyle yeni metinlerin yazılabilmesiyle hat sanatına fayda sağlanması umulmaktadır.Konya Karatay Madrasah has an important place among the Anatolian Seljuk period buildings in terms of its tiles, geometric decorations and the variety of inscriptions. The knotted kufic sash script made with mosaic tile technique on the dome pulley of the madrasah is a unique example among its counterparts with its rich variety of knots. The characteristic of the knotted kufic calligraphy, which is a type of kufic written subject to geometric principles, is that the vertical extensions of the letters form knots by twisting them with circular or angular lines like a rope. The knot on the script was frequently used as an element of ornamentation in Anatolian Seljuk and Principalities period works. In this study, the photographs of the sash script written in knotted kufic calligraphy on the dome pulley of Konya Karatay Madrasah were digitally sorted side by side and vector drawings were made in digital environment. The inscription’s text readings, typeface, letters, knots and nodes were analyzed, and the letters, knots and nodes used in the writing sash were separated one by one and turned into tables and analyzed. This study aims to document the composition, letters, knots and zulfas of the sash script in Konya Karatay Madrasah. It is hoped to benefit the art of calligraphy by writing new texts with the basic forms of the knotted kufic letters in the sash script. © 2024 Istanbul University Press. All rights reserved

    Examining The Perception Of Quality For Healthcare Professionals By Structural Equality Modeling

    Get PDF
    Araştırmada kamu hastanesinde çalışanların kalite algılarını ölçmek için kullanılan “Sağlık Çalışanlarının Kalite Algısı Ölçeği”nin alt boyutlarının birbirleriyle olan ilişkilerini belirlemek adına bir model tasarlanmıştır. Araştırmanın evrenini hem grup rolü bakımından hem de binanın fiziksel özellikleri açısından denk olan iki devlet hastanesinde çalışan tüm personel oluşturmaktadır. Katılımcılar oluşturulurken basit tesadüfi örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Çalışma toplam 334 katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Önerilen model kısmi en küçük kareler yapısal eşitlik modellemesi (Partial Least Square Structural Equation Model, PLS-SEM) yöntemiyle RStudio programıyla analiz edilmiştir. PLS-SEM analizi sonucunda modelde yer alan değişkenlerden Yönetim ve Liderliğin (β:0,582) İnsan Kaynakları Kullanımı üzerinde; Yönetim ve Liderlik (β:0,541) ile İnsan Kaynakları Kullanımının (β:0,281) Kurum Yararı üzerinde; Yönetim ve Liderlik (β:0,301) ile Kurum Yararının (β:0,480) Hasta Yararı üzerinde istatistiki olarak anlamlı ve pozitif yönde bir etkiye sahip olduğu ortaya çıkmıştır. Sağlık çalışanlarında kalite algısını artırabilmek için öncelikle Yönetim ve Liderlik ile Kurum Yararı alt boyutunda gerekli iyileştirmelerin yapılması gerekmektedir. Burada yapılacak iyileştirmeler Hasta Yararını hem doğrudan hem de dolaylı olarak etkileyecektir.In the research, a model was designed to determine the relationships between the sub-dimensions of the "Healthcare Professionals Quality Perception Scale", which is used to measure the quality perceptions of the employees in public hospitals. The universe of the research consists of all personnel working in two public hospitals, which are equivalent both in terms of group role and physical characteristics of the building. Simple random sampling method was used while creating the participants. The study was carried out with a total of 334 participants. The proposed model was analyzed with the RStudio program using the partial least squares structural equation modeling (Partial Least Square Structural Equation Model, PLS-SEM). As a result of the PLS-SEM analysis, on the Human Resources Use of Management and Leadership (β:0.582), one of the variables included in the model; On the Institutional Benefit of Management and Leadership (β:0,541) and Human Resources Utilization (β:0,281); It was revealed that Management and Leadership (β:0.301) and Institutional Benefit (β:0.480) had a statistically significant and positive effect on Patient Benefit. In order to increase the perception of quality in healthcare professionals, first of all, necessary improvements should be made in the sub-dimension of Management and Leadership and Institutional Benefit. Improvements to be made here will affect Patient Benefit both directly and indirectly

    An investigation into the improvement of acoustic properties in university classrooms

    No full text
    Eğitim yapılarında işitsel konforun eğitimin kalitesi ile doğrudan bağlantısı vardır. Bilgi aktarmanın ve konuşmanın yoğun olduğu bu hacimlerde sesin doğru iletimi için iyi kurgulanması gereken akustik, dersin anlaşılabilirliğini ve verimin artmasını sağlayan disiplinlerin başında gelir. Bu tez çalışmasında, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Fındıklı Kampüsü ve İstanbul Teknik Üniversitesi Taşkışla Kampüsü'nden örnek derslikler seçilerek hacim akustiği ölçümleri ve üç boyutlu modellemeler ile simülasyon çalışmaları yapılmıştır. Bu yöntemlerle üniversite dersliklerinde akustik konfor koşulları belirlenmiş ve mevcut duruma iyileştirme önerileri getirilmiştir. Bu çalışma kapsamında ilk olarak literatür taraması yapılarak benzer çalışmalar incelenmiş, çalışmanın amacı ve yöntemi belirlenmiştir. Sonraki bölümlerde eğitim mekânlarının gereksinimleri tespit edilmiş ve işitsel konfor özelinde parametreler açıklanmıştır. İki üniversitede yapılan hacim akustiği ölçümleri sırasında dersliklerin rölöveleri alınmış, değişkenlerine göre seçilen derslikler bilgisayar ortamında modellenmiştir. Bu modeller üzerinde yerinde gözlemlenen yüzey malzemeleri ve yutuculuk katsayıları işlenmiş ve Ease 4.4 simülasyon programı ile hacim akustiği sonuçları alınmıştır. Simülasyon ve akustik ölçüm yöntemi ile elde edilen sonuçlar karşılaştırılmış ve simüle edilen sonuçlar ölçüm sonuçlarına göre kalibre edilmiştir. İşitsel konforun yetersiz görüldüğü dersliklerde iyileştirme önerileri getirilerek optimum hacim akustiği parametrelerin elde edilmesi amaçlanmıştır. Sonuç bölümünde, bu iyileştirme ve analiz çalışmaları sonucu üniversite derslikleri için akustik prensip öneriler tartışılmıştır

    İstanbul kent çeperinde bir tarihi kırsal peyzajın korunmasının iklim uyumu ve sürdürülebilirlik ilkeleri açısından irdelenmesi: Şile, Gökmaslı geleneksel yerleşimi

    No full text
    Günümüzde mevcut kaynakların aşırı kullanımı nedeniyle gün geçtikçe azalması ve ekolojik dengenin bozulması tüm dünya ülkeleri için doğayla uyumlu yaklaşımların geliştirilmesinin gerekliliği konusunda yönlendirici bir etki yaratmıştır. Enerji tüketiminin önemli bir kısmını oluşturan yapı sektörü ve dolayısıyla mimarlık alanında da uzun süredir bu yönelimin etkileri görülmektedir. Yeni projelerde tasarım ve uygulama aşamasında çevreye olan duyarlılığın artmasının yanı sıra, sürdürülebilir tasarım kriterlerine uygun olarak inşa edilmiş ve günümüze ulaşan tarihi kırsal yerleşimlere verilen önem de gün geçtikçe artmaktadır. Geleneksel yerleşimler yapım teknikleri, mevcut kaynaklardan kolay elde edilebilen ve dönüşümü sağlanabilen malzeme kullanımı ile insanların kolaylıkla üretebildikleri ekolojik tasarımlar niteliğindedir. Geleneksel konut mimarisinin doğayla uyumlu, çevreye en az zarar veren yapım tekniklerinin gelecek kuşaklara aktarılması ve devamlılığı önemli görülmektedir. Çağdaş yaşam standartları ve modernleşen dünya düzeni ile birlikte giderek hızlanan kentsel büyüme, kırsal çevrelerin yetersiz kalarak terk edilmesine veya kentleştirme politikaları ile özgün değerlerini kaybetmesine yol açmaktadır. Uygun desteği alamayan ve gözden çıkarılmış bu kırsal yerleşimler zaman içerisinde modern insanın konfor şartlarına cevap veremeyerek insansızlaştırılmakta; çoğu zaman rant amaçlı yürütülen uygulamalar sonucunda yüzyıllar boyu bünyesinde barındırdığı doğal ve kültürel değerleriyle birlikte malesef yok olmaktadır. Bu durum karşısında koruma ve sürdürülebilirliği birbirini tamamlayan iki kavram olarak değerlendirilen bütüncül yaklaşımlara ve bu yaklaşımların kırsal alanlarda uygulanmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Tarih öncesi dönemlerden itibaren günümüze kadar birçok medeniyete ve kültüre ev sahipliği yapmış Şile, İstanbul'un en eski yerleşim alanlarından birisidir. Yerleşim kültürel değerlerinin yanı sıra, sık ormanlarla kaplı yeşil alanları ve sahip olduğu coğrafi avantajları nedeniyle birçok doğal değeri de bünyesinde barındırmaktadır. Selçuklular tarafından ele geçirilmesiyle başlayan süreçte, Anadolu'dan getirilen Türkmen aşiretleri ile bölgede zaman içerisinde Türk egemenliği oluşturulmaya çalışılmıştır. Şile'ye bağlı kırsal yerleşimlerden biri olan Gökmaslı'nın tarihi XIV. yy'a uzanmaktadır. Çoğunluk olarak Konya'dan gelen ve yerleşik yörük halkı olarak bilinen Manavların yerleştiği Gökmaslı, sahip olduğu geleneksel dokuyu günümüzde büyük ölçüde korumaktadır. Doğa ve insan arasındaki yüzyıllar boyunca süregelmiş karşılıklı ilişkilerin yansıması niteliğindeki kırsal peyzaj alanı, yerel halkın sosyokültürel değerlerine, yaşam biçimlerine ve ekonomik faaliyetlerine özgü izler taşımaktadır. Doğal çevre, tarımsal çevre ve yapılı çevreye ait ögeler yerleşimin sahip olduğu kültürel değerlere ve kırsal yaşama dair önemli referanslar oluşturmaktadır. Yerleşimin kırsal mimarlık mirasını oluşturan geleneksel yapılı çevre, geleneksel bilgi birikiminin okunabildiği somut değerlerdir. İklim uyumu, sürdürülebilirlik ve tarihi çevre koruma çerçevesinde ele alınan tez çalışmasında, Gökmaslı kırsal yerleşimini tanımlayan peyzaj özellikleri ve kültürel değerler tespit edilmiştir. XX. yy'ın ikinci yarısından günümüze ulusal ve uluslararası alanlarda yürütülen tartışmaların gündemini oluşturan iklim krizi ve sürdürülebilirlik kavramlarının gelişim süreçleri üzerinden mimarlığın yeri ve önemi sorgulanmıştır. Çalışma kapsamında yapılan literatür taramaları sonucunda sürdürülebilir mimarlık kriterleri derlenmiş ve alanın anlaşılmasına yönelik sorgulama hattı oluşturulmuştur. Alan çalışmaları sonucunda kapsamlı bir şekilde ele alınan yerleşimin kırsal peyzaj özellikleri, yerleşim dokusu, kültürel değerleri, mimarlık mirası, geleneksel yapı türleri, geleneksel konutlarda plan ve cephe özellikleri, yapım teknikleri ve malzeme özellikleri detaylı olarak aktarılmıştır. Alan çalışmaları sonucunda elde edilen verilerin işlenmesinde ve analiz çalışmalarının hazırlanmasında altlık olarak Şile Belediyesi'nden erişilen kadastral pafta, Hava Genel Komutanlığı'ndan edinilen geçmiş tarihli hava fotoğrafları ve güncel hava fotoğrafları kullanılmıştır. Yapıların plan oluşum tipolojilerinin ve iç mekan özelliklerinin belgelenmesinde içerisine girilebilen 15 yapı için oluşturulan eskiz ve fotoğraflama çalışmaları kullanılmış; elde edilen veriler halihazır dosyası üzerinde teknik çizime aktarılmıştır. Literatür araştırmaları sonucunda belirlenen sürdürülebilir mimarlık ana ve alt kriterleri doğrultusunda yapılar ve yerleşim bütüncül bir yaklaşımla analiz edilmiştir. Bu bağlamda çalışma alanı olarak belirlenen İstanbul kent çeperindeki Şile ilçesine bağlı, özgün konut dokusuna sahip Gökmaslı yerleşiminde yer alan mevcut fiziki çevre, ekolojik sürdürülebilirlik açısından irdelenerek tarihi yerleşimlerin korunmasının iklim uyumu çalışmalarına olası katkıları üzerine çıkarımlarda bulunulmuştur

    Dijital sanatın fiziksel mekânda buluşması: Sanal ve estetik

    No full text
    Sanat, daima yeniliklerden etkilenerek bünyesine dahil eden dinamik bir kavram olmuştur. Dijitalleşme ve teknolojinin de etkisiyle farklı birçok disiplinde atılımlar yaşandığı gibi sanat branşlarında da etkileşimler görülmüş ve tümüyle yeni bir sanat dalı olan dijital sanatın temelleri atılmıştır. Farklı boyut, biçim ve yaklaşımlar ile çeşitlenen dijital sanat formlarının, sergileme yöntemleri, teknik gereç ve uygulamaları, mekânsal gereksinimleri mekanları yeniden şekillendirmektedir. Çağımızda da gelişimini sürdüren dijital sanat, mekânı çeşitli şekillerde ele almaktadır. Tarihsel süreç içerisinde, mekân-sanat ilişkisi daima etkileşim içerisinde birbirini etkileyen kavramlar olmuştur. İnsanlık tarihindeki ilk mekanlardan itibaren görülmeye başlanan sanat-mekân bağlantısı, dijital sanat ile yeni boyutlar kazanmıştır. Bu doğrultuda çalışmanın amacını dijital sanatın etkisiyle mekanlarda görülen dönüşümün analizi oluşturmaktadır. Dijital sanat eserleri, birçok farklı teknik, yöntem vb. mekânsal gereksinime ihtiyaç duymaktadır. Bu mekânsal gereksinimlerin tespitinin yanı sıra eserlerin kamusal alanlardaki varlığı ile bu alanların sergileme mekanlarına dönüşümünün incelenmesi de araştırmanın amaçlarındandır. Çalışmada, belgesel tarama yöntemiyle literatürdeki yazılı kaynaklara ulaşılmış, müzelere ve sanatçılara ait internet sayfalarından elde edilen eserler ve mekanlara ait görseller toplanmış ve ulaşılabilir durumdaki eserlerin bulunduğu mekanlar yazar tarafından gözlemlenerek analiz edilmiştir. Tez kapsamında, dijital sanata ve fiziksel mekân ile ilişkisine değinilerek sanal, estetik ve mekân kavramlarının dönüşümü aktarılmıştır. İlk olarak dijital sanat ve tarihçesi, dijital sanat türleri ve gereksinim duyulan teknik gereç ve cihazlara, sergileme yöntemlerinin çeşitliliğine değinilmiştir. Ardından mekân kavramı, dijital sanatın görüldüğü mekân sınıflandırmaları, sergileme yöntemlerinde mekânın ele alınış çeşitleri ve dönüştürülen mekân türleri incelenmiştir. Dijital sanatın mekân ve izleyici ile kurduğu ilişki tarihsel süreç içerinde ele anılarak örnekler üzerinden analiz edilmiştir. Son olarak estetik ve sanal kavramı ile bu kavramların mekân ile kurduğu bağlantı araştırılmış, fiziksel mekânı nasıl etkilediği incelenmiştir. Çağımızda da sıklıkla etkisini gösteren dijitalleşme ve teknolojik gelişmeler, dijital sanatın mekân ile kurduğu ilişkiyi çeşitlendirmeyi ve mekânı dönüştürmeyi sürdürdüğünden önem teşkil eden güncel bir konudur. Teknoloji ile temeli atılan dijital sanatın, birçok yeni mekân kavramını doğurduğu ve mekanları dönüştürerek yeni boyutlar kazandırdığı görülmektedir. Mekanların sanat ile ilişkisinde gerçeklik ve sanallık bağlantısında çeşitlendiği/dönüştüğüne ulaşılmıştır. Teknolojinin etkisi ile sanatın ve mekânın dönüşümünün süreceği öngörülmektedir

    Mobil konut yapılarının tasarım ve uygulama ilkelerinin örnekler ile incelenmesi

    Get PDF
    İnsanoğlu geçmişten bu yana yaşamını sürdürebilmek için doğa şartlarıyla mücadele etmiş ve yaşamın beraberinde getirmiş olduğu barınma gereksinimine bir çözüm aramıştır. Bu bağlamda tarih öncesi dönemlerde ağaç kovuğu, mağara ve kaya altı sığınaklarda, daha sonralarında ise inşa ettikleri ilk barınaklarda ve geçici, taşınabilir yapılarda barınma eylemlerini gerçekleştirmiştir. Bu süreçte gelişen tarım bilgileri, göçebe yaşam süren insan topluluklarının göçebe yaşamdan yerleşik hayata geçmelerine neden olmuş; barınak olarak kullandığı geçici, taşınabilir barınma birimleri yerlerini kalıcı konutlara bırakmaya başlamıştır. Sanayi Devrimi'nin getirmiş olduğu makineleşme süreci ile birlikte gündelik hayata; gemi, tren ve otomobil gibi ulaşım araçları katılmış, tüm dünyada iletişim ağı kurulmuş ve bu ağ genişlemiştir. Dolayısıyla şehirler ve kıtalar arası iletişim sağlanmış, seyahat edilmiş ve ticaret ağı genişlemiştir. Makineleşme sürecinin getirmiş olduğu etkiler ile kentlerde kurulan fabrikalarda iş imkânları artmış, köyden kente göç oranı yükselmiş ve yaşamın içerisinde artan bu hareketlilik ile birlikte de mobilite anlayışı şekillenmiştir. Bu dönemde gelişen sosyokültürel durum, ekonomide meydana gelen değişimler, teknolojik ilerlemeler ve çevresel koşullar da ilerleyen süreç içerisinde konut tasarım yaklaşımlarının değişiklik göstermesine sebep olmuştur. Değişen yaşam anlayışı ile şekillenen konut ihtiyaçlarının farklılık göstermesi sonucunda; insanlar kaliteli bir hayat sürmek ve çağa ayak uydurmak için mobil konutları tercih etmeye başlamışlardır. Bu bağlamda içerisinde bulundukları çağ, olanak ve gereksinimler ile yerleşik düzene adım atan ve bulunduğu çağa uyum sağlayan toplumlar sonrasında meslek, ulaşım, bireysel tercihler veya acil durumların getirmiş olduğu ihtiyaçlardan dolayı hareket halinde olmayı tercih etmişlerdir. Başka bir deyişle yerleşik toplumların geçmişte kendilerinden farklı gördükleri, yerleşik düzeni olmayan ve göçebe insanları çağrıştıran yaşam biçimlerine öykündükleri 'çingene kültürü' ve bu kültürün beraberinde getirdiği 'çingene arabaları' yerini günümüzde imkânlar ve ihtiyaçlar doğrultusunda bulunduğu şartlara göre karada, suda ve acil durumlarda kullanılan, mobil konaklama sağlayan mobil konutlara bırakmıştır. Bu çalışma kapsamında mobilite, mobil yaşam, mobil konutlar, mobil konutların tarihçesi, tipleri, mobil konut önerisi olarak 'Tiny House' ismi verilen küçük evler ve bu evlerin yapısal teknik özellikleri hakkında bilgi verilmiş; ülkemiz mevzuatına göre şekillenmiş Tiny House' ların mimari yerleşim planları, konstrüksiyon yapısı, cephe özellikleri, tesisat gereksinimleri incelenerek çalışma sonunda örnekler üzerinden analizi yapılmıştır. Giriş bölümünde çalışmanın amacı, kapsamı ve yöntemi aktarılmıştır. İkinci bölümde mobilite kavramına, mimarlık ile olan ilişkisine, mobil konut kavramına, gelişim sürecine, kullanım amaçlarına ve taşınma yöntemlerine değinilmiştir. Üçüncü bölümde ise bir mobil konut örneği olan Tiny House' ların mimari ve yapısal teknik özellikleri alt başlıklar halinde incelenip değerlendirilmiştir. Dördüncü bölümde yer alan Tiny House örnekleri, tez kapsamında yapılan yazın araştırması dikkate alınarak incelenmiş ve incelenen Tiny House örnekleri yapılan araştırma kapsamında birbiri içerisinde kıyaslanarak tablo halinde sunulmuştur. Sonuç bölümünde ise tez çalışmasının içeriğinde açıklanan mobil yaşam tarzının geçmişi ve beraberinde getirmiş olduğu kavramlar ile Tiny House' ların yapısal özellikleri değerlendirilmiş, elde edilen sonuçlar üzerinden çıkarımlarda bulunulmuştur. Tez çalışmasında, Tiny House yapılarının mobil olması ve sahip olduğu yapısal özellikleriyle; kullanıcıların hayatına ekonomik, sosyal, ekolojik birçok katkı sağlayacağı ve mevcut yapılaşma stoğundan farklı olarak sürdürülebilir, doğayla iç içe, mütevazi ve mobil bir yaşam isteyen özellikle küçük metrekarelerde verimli, fonksiyonel ve maliyet açısından uygun beklentileri olan kullanıcılar için uygun olabileceği sonucuna varılmıştır. Çalışmadan elde edilen çıkarımların 21. yüzyıl Tiny House firmaları ile kullanıcılarına, üretimi ve kullanımı açısından katkı sağlayacağı öngörülmektedir

    The New Digital Era of Art: NFTs and Their Uses

    No full text
    Teknolojinin ilerlemesiyle birlikte sanatın tanımı ve sınırları değişmiş, dijitalleşme akımı hız kazanmıştır. NFT, dijital varlıkların blok zincir altyapısında depolanmasını sağlayan, orijinalliklerini doğrulayan bir teknoloji olarak öne çıkmaktadır. Sanatçılar, NFT platformları aracılığıyla eserlerini çevrimiçi sergileyebilmekte ve her bir eser için benzersiz bir NFT oluşturabilmektedir. Bu sayede sanat eserleri dijitalleşmekte, orijinallikleri korunmakta ve sanatın daha geniş kitlelere ulaşması sağlanmaktadır. Blok zincir tabanlı çalışan bu sistemde NFT’ler, kripto pazarlarında alınıp satılabilen benzersiz tokenlerdir (dijital varlık). NFT, dijital bilgileri depolamak, organize etmek, taşımak ve programlamak için yeni bir yöntemdir. Sanat, oyun, eğlence, finans, tedarik zincirleri ve fiziksel dünya mülklerinin sertifikasyonu gibi birçok alanda kullanılabilen bu teknoloji hem sahibine hem de üreticisine yeni fırsatlar sunmaktadır. NFT'lerin bu geniş kullanım alanları, dijital varlıkların mülkiyetini, ticaretini ve izlenmesini sağlayarak birçok sektörde yeni olanaklar yaratmaktadır. Bu makalede, blok zincir sisteminden, nasıl çalıştığından, akıllı kontratların icat edilmesiyle beraber NFT’lerin doğuşundan bahsedilmektedir. Dijitalleşmenin hızlanması ve blok zincir teknolojilerinin yaygınlaşmasıyla sanatın üretim sürecindeki değişiklikler vurgulanmakta, NFT'nin sanat eserlerinin dijital dünyada milyonlarca kişi tarafından erişilebilir olmasını sağlayarak sanatı demokratikleştirdiğine değinilmektedir. Türkiye'nin NFT alanındaki başarılarına ve uluslararası düzeyde öncü projeler üreten Türk sanatçılara vurgu yapılmaktadır. NFT ekosistemi, ana ve dolaylı aracılar hakkında bilgiler verilmekte, NFT’yi kripto paralardan farklılaştıran ERC-721 standardı açıklanmaktadır. NFT'nin çeşitli alanlarda kullanımını vurgulanırken, bu teknolojinin getirdiği zorluklara ve özellikle çevresel etkilerine dikkat çekilmektedir. Fiziksel eserlerin NFT'ye dönüştürülerek yok edilmesi gibi örneklerle, NFT'nin sanat dünyasındaki çeşitli etkileri ele alınmaktadır. NFT'nin sanat, finans ve diğer sektörlerdeki etkileri ve bu teknolojinin gelecekteki potansiyelini tartışılmakta, bu alandaki fırsatlar ve riskler değerlendirilmektedir. Sanatın dijitalleşmesi ve NFT’lerin yükselişi, kültürel, finansal ve çevresel birçok etkiye sebep olmaktadır. Teknolojinin getirdiği fırsatların doğru anlaşılması ve bu fırsatların beraberinde getirdiği bazı olumsuzlukların çözülmesi, sanatın ve NFT’nin evrim sürecinde kritik rol oynamaktadır.With the advancement of technology, the definition and boundaries of art have changed, and the digitalization trend has accelerated. NFT stands out as a technology that enables digital assets to be stored in the blockchain infrastructure and verifies their authenticity. Artists can exhibit their works online through NFT platforms and create a unique NFT for each work. In this way, works of art are digitalized, their originality is preserved, and art is made available to a wider audience. In this blockchain-based system, NFTs are unique tokens that can be bought and sold in crypto markets. NFT is a new method for storing, organizing, transporting, and programming digital information. This technology, which can be used in many areas such as art, games, entertainment, finance, supply chains and certification of physical world properties, offers new opportunities to both the owner and the producer. These broad uses of NFTs create new possibilities in many industries by enabling the ownership, trading and tracking of digital assets. This article talks about the blockchain system, how it works, and the birth of NFTs along with the invention of smart contracts. With the acceleration of digitalization and the spread of blockchain technologies, changes in the production process of art are emphasized, and it is mentioned that NFT democratizes art by making works of art accessible to millions of people in the digital world. Emphasis is placed on Turkey's achievements in the NFT field and Turkish artists who produce pioneering projects at the international level. Information about the NFT ecosystem, main and indirect intermediaries is provided, and the ERC-721 standard, which differentiates NFT from cryptocurrencies, is explained. While emphasizing the use of NFT in various fields, attention is drawn to the difficulties brought by this technology and especially its environmental impacts. The various effects of NFT in the art world are discussed, with examples such as the destruction of physical works by converting them into NFTs. The effects of NFT in art, finance and other sectors and the future potential of this technology are discussed, and opportunities and risks in this field are evaluated. The digitalization of art and the rise of NFTs are causing many cultural, and environmental impacts. Correctly understanding the opportunities brought by technology and solving some of the negativities brought by these opportunities play a critical role in the evolution process of art and NFT

    Boğaziçi yalılarının yeniden işlevlendirilmesinde mekan ve kimlik ilişkisinin analizine bir örnek: Kuruçeşme Les Ottomans Oteli

    No full text
    Tarihi ve kültürel değere sahip olan yapılar, inşa edildikleri dönemin mimari, kültürel, sanatsal, teknik özellikleri başta olmak üzere pek çok kimliksel özelliğin mirasını temsil etmektedirler. Tarihi ve kültürel değere sahip olan yapıların geçmiş ile gelecek arasında kurdukları köprünün sürdürülebilirliğini sağlamak büyük önem arz etmektedir. Tarihi ve kültürel değeri olan yapıların, zamanla ekonomik, toplumsal, kültürel ve teknolojik faktörlerdeki değişimler sebebiyle asıl işlevlerini yerine getirmeleri mümkün olmayabilmektedir. Bu durumda, tarihi ve kültürel değere sahip olan yapıların, korunması, sürdürülebilirliklerinin sağlanması, topluma yeniden kazandırılması ve yaşatılması için yapıya yeni fonksiyonlar yüklenerek yeniden işlevlendirilmesi gerekli olabilmektedir. Tarihi ve kültürel değeri olan yapıların yeni fonksiyonlar yüklenerek yeniden işlevlendirilmesi ile, bir yandan tarihi ve kültürel mirasın korunarak gelecek nesillere aktarılmasına katkı sağlanırken diğer yandan ise yeni yapılar üretilerek toplumsal ihtiyaçların karşılanmasına ve toplumsal fayda yaratılmasına katkı sağlanabilmektedir. Tezde, temel olarak tarihi ve kültürel değeri olan yapıların yeniden işlevlendirilmesi süreci, Boğaziçi yalılarının yeniden işlevlendirilmesinde mekân ve kimlik ilişkisinin analizine bir örnek olarak, Muhsinzade Yalısının, Kuruçeşme Les Ottomans Oteli olarak yeniden işlevlendirilme sürecini ve sonuçları üzerinden analiz edilmiştir. Tezin analiz ve değerlendirme sürecinde, bir yandan yeniden işlevlendirme süreci ile ilgili teorik ve uygulamalı çalışmalar için literatür taraması yapılmış, diğer yandan ise, Muhsinzade Yalısının, Kuruçeşme Les Ottomans Oteli olarak yeniden işlevlendirilme süreci ile ilgili tüm dokümanlar, projeler, ilgili bilgi ve belgeler otel yönetiminden ve resmi kurumlardan temin edilmiştir. Elde edilen bilgi ve dokümanlar analiz edilerek, Muhsinzade Yalısının, Kuruçeşme Les Ottomans Oteli olarak yeniden işlevlendirilme öncesi ve sonrası durumu karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Tarihi ve kültürel değeri olan yapıların koruma, onarım ve yeniden işlevlendirme sürecinde, tarihi dokularının doğru çözümlenmesi, mimari, sanatsal ve estetik özelliklerine zarar vermeden koruma, bakım, onarım ve yeniden işlevlendirilmesi büyük önem arz etmektedir. Yapının özgün bileşenleri ayırt edilebilecek şekilde müdahale yapılmalıdır. Yapılan müdahalelerin her zaman geri dönülebilir olmasına ve yapının özgün dokusuna zarar vermemesine azami özen gösterilmedir. Bu tez çalışmasında, gelecekte, yeniden işlevlendirme sürecinin daha başarılı olabilmesi amacıyla sonraki bilimsel çalışmalar ve yeniden işlevlendirme uygulamaları için öneriler sunulmuştur

    İç mekan ve mobilyada stil kavramı bağlamında birim bütün ilişkisi ve uyumunun modern dönem örnekleri üzerinden irdelenmesi, tasarımda uyum cetveli önerisi

    No full text
    Teknolojik ilerlemelerin sağladığı sınırsız tasarım ve her bütçeye uygun üretimin yapılabilmesi nedeni ile kullanıcı her ürüne kolayca ulaşabilmekte, bütçesine uygun olanı bulup satın alabilmektedir. Bunun sonucunda günümüz iç mekan tasarımlarında birbiri ile uyumsuz, farklı dönem özelliklerine sahip bir çok ürün bir araya gelmekte bu tercihler mekanda tutarsız, birbiri ile ilişki kurulamayan bir düzen ortaya koymaktadır. Bu problemin çözümü için iç mekan tasarımında dil birliğinin sağlanması ve mobilya ile mekan arasındaki yabancılaşmanın önüne geçilmesi önemlidir. İç mekan tasarımı, kullanıcı gereksinimlerine uygun olarak şekillenmekte ve mobilyanın mekanla uyumunu sağlamaya yönelik bir bağ kurulmaktadır. Bu bağın, kullanıcının ihtiyaçlarını karşılaması ve görsel konfor sağlaması esastır. Tasarım ilkeleri ve Gestalt prensipleri, mekan ve mobilya arasında uyumlu bir bütün oluşturma açısından kritik öneme sahiptir. Modern dönemin (1860-1950) mimari ve iç mekan örnekleri, bu bağlamda incelenmiş ve stil özellikleri, tasarım kriterleri üzerinden değerlendirilmiştir. Bu dönemin tercih edilme nedeni, birim-bütün ilişkisi ve uyumunu ideal şekilde yansıtan örnekler sunmasıdır. Modern dönem tasarımları, stil ve uyum kavramlarını somutlaştırarak, iç mekan ve mobilya arasındaki bağlantıyı en iyi şekilde ortaya koymaktadır. Bu dönemde öne çıkan tasarımcılar ve mimarlar, stilleri ve tasarım ilkeleriyle ele alınmış, yenilikçi akımlar ve stil özellikleri, bazı öne çıkan tasarımcıların iç mekan ve mobilya örnekleri üzerinden açıklanmıştır. Araştırmada, iç mekan ve mobilyada stil kavramı bağlamında birim-bütün ilişkisi ve uyumunun önemine dikkat çekilmiştir. Bu farkındalığı artırmak amacıyla, 2022-2023 akademik yılı güz döneminde bir anket çalışması gerçekleştirilmiş ve 292 kişi katılmıştır. Katılımcıların %61'i öğrencilerden oluşmaktadır. Anket sonuçları, istatistiksel analizlere tabi tutulmuş ve geçerlilik ile güvenirlik testlerinden geçirilmiştir. Elde edilen bulgular, iç mekan tasarımında stil kavramını anlamaya yönelik bir tasarım cetveli geliştirilmesi gerektiğini göstermiştir. Bu cetvel, iç mimarlık öğrencileri için bir yöntem önerisi sunmakta ve tasarımda uyumu sağlamak amacıyla beş aşamadan oluşmaktadır. Tasarım cetveli, stil kavramı bağlamında uyumlu ve tutarlı mekanlar oluşturmayı amaçlamaktadır. Uyum cetvelinde modern dönemin ideal birim-bütün ilişkisi örneklerinin kullanılması, iç mekan ve mobilya arasındaki uyumu daha somut ve anlaşılır kılmak için seçilmiştir. Modern dönem ile günümüz iç mekan ve mobilya tasarımları tasarım ilkeleri bağlamında analiz edilmiş, ortaya çıkan tutarsızlıklar tespit edilerek bu probleme çözüm getirebilmek amacıyla tasarımda uyum cetveli (TUC) önerilmiştir. Sonuç olarak, bu uyum cetvelinin iç mimarlık öğrencilerinin eğitimine dahil edilerek tasarıma giriş derslerinde yeni bir izlence oluşturularak önerilebileceği, aynı zamanda öğrencilerin tasarlama yetisini geliştirerek tasarım becerilerini ve entelektüel birikimlerini geliştirmeye katkı sağlayacağı düşünülmektedir

    918

    full texts

    9,810

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Mimar Sinan Fine Arts University Institutional Repository
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇