Mimar Sinan Fine Arts University Institutional Repository
Not a member yet
    9810 research outputs found

    Güzel Sanatlar Akademisi'nde Bruno Taut'un gerçekleştirdiği reformların Türkiye'deki mimarlık eğitimine katkıları

    No full text
    Cumhuriyetin ilk yıllarında Türkçülüğü esas alan bir mimarlık ortamı hâkimdir. Ancak cumhuriyetin kuruluşundan itibaren geçen beş yıl içinde bu yaklaşımın ortaya koyduğu ürünler dönemin ruhuna uygun bulunmaz, pek çok alanda olduğu gibi mimarlık alanında da yabancı uzmanlara başvurulması gerektiğine karar verilir. Bu amaç doğrultusunda ülkeye çağrılan mimarlardan biri olan Ernst A. Egli, ülkemizde modern mimarlığın ilk uygulayıcılarından olur. Kendisinden Türkiye'de mimar yetiştiren yegâne kurum olan Güzel Sanatlar Akademisi (GSA) Mimari Şubesi'nde verilen mimarlık eğitimini çağdaş koşullara göre dizayn etmesi ve Maarif Vekâleti adına uygulama yapması için kurulan Tatbikat Bürosu'nun başına geçmesi istenir. 1935 yılına kadar görevlerini yürüten Egli, çeşitli anlaşmazlıklar sonunda istifa ederek ayrılır. Böylece Egli'nin boşalttığı görevleri üstlenecek yeni bir mimar arayışı başlar. Uzun arayışlar sonucunda, Egli'nin görevlerini devralacak ismin bu tezin ana öznelerinden biri olan Bruno Taut olmasına karar verilir. Taut, modern mimarlık söyleminin ortaya atıldığı ilk yıllarda cam, çelik gibi malzemeleri kullanarak tasarladığı Avangart eserleri ve özgürlükçü söylemlerin ağır bastığı yazıları ile mimarlık alanında tanınmış bir aktördür. Özellikle savaş sonrasında şehir plancısı Martin Wagner ile GEHAG adına sayısız Siedlung tasarımları yapmıştır. Ancak Almanya'nın politik iklimi, pek çok entelektüel gibi Taut'u da ülkesini terk etmek zorunda bırakır. Japonya'da geçirdiği üç yılın ardından 1936 yılında Türkiye'den aldığı teklifi kabul ederek yaşamının son yıllarını geçireceği bu ülkeye gelir. Bruno Taut, kendisine verilen görevler dahilinde hem GSA Mimari Şubesi'nde hem Tatbikat Bürosu'nda çok sayıda çalışma yürütür. Bir taraftan mimarlık eğitimini yeniden şekillendirmeye çalışırken diğer taraftan yıllar sonra özgürce uygulama yapma imkânı bulduğu Tatbikat Bürosu'nda çok sayıda proje üretir. Ancak, GSA'daki ilişkilerinde o dönemin etkisiyle Egli'ye kıyasla muhalif bir ortamla karşılaşmış, yapmak istediği değişimleri uygulamakta zorlanmıştır. Bu nedenle, geçmişte beraber çalıştığı arkadaşlarını davet ederek kendine ait bir "Taut Atmosferi" oluşturur. Egli'ye göre daha deneyimli ama duygusal tarafı ağır basan hisli bir mimar olan Taut, dönemin mimarlık pratiklerine eleştirel yaklaşır. Ortaya koyduğu eserlerinden okunabilen sentez düşüncesi ile Türkiye'deki mimarlık eğitiminin seyrini etkileyen aktörlerden biri olur. Ancak, çeşitli nedenlerle Taut dönemi, Egli dönemine kıyasla karanlıkta kalmıştır. Bu tez çalışması kapsamında, Bruno Taut'un Türkiye'de geçirdiği sürede ülkedeki mimarlık eğitimine ve mimarlık ortamına katkısı ortaya çıkarılacaktır. Hayatını kaybettiği 1938 yılına kadar GSA Mimari Şubesi'nde yürüttüğü çalışmalar, Tatbikat Bürosu'nda hayata geçirdiği proje uygulamaları ve yayımlanan eserleri ile bu ülkenin mimarlık eğitimine yaptığı katkılar incelecektir

    Evaluation of virtual museums based on technology acceptance model: a case study on Dali Museum

    No full text
    Teknolojik gelişmelerin etkilerinden biri olan sanal müzecilik, müzeciliğe yeni bir anlayış getirmiştir. Bu çalışma, sanal müze deneyimlerinin ziyaretçilerin orada olma hissine olan etkisini ve sanal müzenin gerçek müze ziyaretlerine olan etkisini görmeyi amaçlamaktadır. Araştırmada gerçek müzenin, sanal müze deneyimi öncesindeki ve sonrasındaki ziyaretçi sayısındaki kıyaslama çalışma kapsamı dışında yer almaktadır. Çalışma, sanal müze deneyimi olan Dali Müzesi’ni Teknoloji Kabul Modeli tabanlı bir modele göre inceleyen bir vaka çalışmasıdır. Bir teknolojik yeniliği, kullanıcıların ne ölçüde benimsediğini test eden ve bunu açıklamaya çalışan Teknoloji Kabul Modeli (TKM) çalışmanın ana modelini oluşturmaktadır. Araştırma modelinde, TKM'nde yer alan Algılanan Fayda (AF), Algılanan Kullanım Kolaylığı (KK), Kullanıma Yönelik Tutum (KYT) ve Niyet (N) değişkenlere ek olarak Orada Olma Hissi (OOH) ve Gerçek Müzeyi Ziyaret İsteği (GMZİ) değişkenleri eklenerek Teknoloji Kabul Modeli tabanlı yeni bir model oluşturulmuştur. Anket soruları, literatürde TKM’yi kullanan benzer çalışmaların anketlerinden derlenmiştir. Anket, 5’li Likert ölçeği kullanılarak hazırlanmıştır ve toplam 31 maddeye yer verilmiştir. 224 katılımcıdan sağlanan geçerli veri analiz edilmiştir. Araştırma bulgularına göre orada olma hissinin hem gerçek müzeyi ziyaret etme isteği hem de kullanıma yönelik tutum üzerinde olumlu bir etki yapmaktadır. Buna göre sanal müzelerin mevcut mekansal müzeler tarafından benimsenip yaygınlaşması gerektiği ve sanal müzeler hazırlanırken kullanılacak teknolojilerin, müze deneyiminin ve mekan modellemelerinin kullanıcılara orada olma hissini yaşatacak şekilde hazırlanması gerektiği sonucuna varılmıştır. Elde edilen bulgular çerçevesinde sanal müzeciliğin müzelerin gelişmesine ve yaygınlaşmasına katkı sağlayabileceği öngörülmektedir. Sanal müze ile pek çok müzenin kolaylıkla ziyaret edilebilmesi, müzelerdeki bilgileri erişilebilir kılacaktır. Bunun sonucunda bilgilerin kolaylıkla yayılımı kültürel gelişime katkı sağlayacaktır

    Social tourism on the Turkey's coast: The case of Istanbul public camps

    No full text
    Turizmin, modern toplumsallığa ait bir olgu olduğu söylenebilir. Sanayileşme ile birlikte ortaya çıkan dinlenme ihtiyacının şekillendirdiği emek mücadelesi sonucu elde edilen sosyal ve ekonomik kazanımlar, ulaşım ve iletişimdeki yenilikler, üretim biçimlerinin standartlaşmasıyla birlikte tüketim alışkanlıklarında yaşanan değişimler ve sanayileşmeden modernleşmeye geçiş sürecine katkı sağlayan pek çok parametre turizmin demokratikleşmesini kolaylaştırmış, sınıfsal ayrımın ötesine geçerek kitlesel bir nitelik kazanmasına zemin hazırlamıştır. II. Dünya Savaşı sonrasında hayata geçirilen sosyal devlet uygulamaları ile birlikte çalışanların turizme katılımıyla ilgilenen faaliyetler özel bir anlam ve kapsam kazanarak sosyal turizm olarak tanımlanmıştır. Uluslararası turizm literatürü içerisinde, 1936 tarihli Ücretli İzin Yasası sosyal turizmin başlangıç noktası olarak kabul edilmektedir. Ayrıca ücretli izin hakkı ile modern turizminin gelişimi arasındaki bağlantı da açıkça kabul edilmektedir. Dolayısıyla, sosyal turizmin, modern turizmin gelişiminin yenilikçi aşamalarında önemli bir rol oynadığını söylemek mümkündür. Kökleri sanayi devrimine kadar uzanan sosyal turizm, 1950 yılında ilk tanımının yapılmasıyla birlikte kavramsallaşmıştır. Sosyal turizmin, dezavantajlı grupların turizm faaliyetlerine katılımına yönelik özel bir turizm türü olduğunu söylemek mümkündür. Küresel değişiklerle birlikte tanımı ve içeriği değişen ve zenginleşen sosyal turizm kavramının bilimselleşme süreci ise devam etmektedir. Ülkemizde 1950-1960 yıllarında gelişme gösteren turizm faaliyetlerine bakıldığında, dış turizme ağırlık verildiğini, iç turizm ve sosyal turizme nispeten daha az ilgi gösterildiğini; buna karşın, 1950'li yıllarda Avrupa'da kavramsallaşarak gelişme gösteren sosyal turizm faaliyetlerinin, erken bir dönemde, ülkemiz tarafından yakından takip edildiğini söylemek mümkündür. Çalışmada, Avrupa'da ortaya çıkmış bir kavram olan sosyal turizmin tanımı, tarihsel arka planı ve gelişimi, turizmdeki yeri ve önemi, paydaşları ve uluslararası düzeydeki örnekleri ile ülkemizde sosyal turizm ortamını etkileyen gelişmeler kapsamlı şekilde ele alınmıştır. Ülkemizdeki öncü sosyal turizm uygulamalarının varlığına yönelik yapılan tarihsel araştırmalar sonucunda, Erken Cumhuriyet Dönemi idealleri arasında yer alan "sağlıklı ve güçlü nesiller yetiştirilmesi hedefi" doğrultusunda, bu dönemde, Avrupa'daki öncü uygulamalara benzer şekilde, sağlıksız ve fakir çocuklar için sağlık, eğitim ve tatil amaçlı yaz kamplarının düzenlenmeye başlandığı ve bu kamplarla ilişkili olarak, muallimlere/öğretmenlere yönelik dinlenme kamplarının oluşturulduğu görülmüştür. Çalışma kapsamında, söz konusu "çocuk kampları" ve muallim kampları" sosyal turizmin ülkemizdeki öncü oluşumları olarak nitelendirilmiştir. Ülkemizde sosyal turizm denilince akla ilk gelen uygulama ise, "kamu kampları" uygulamasıdır. 1955 yılında, Turizm İş Birliği Nizamnamesi'nin kabul edilmesiyle birlikte, kamu kurum ve kuruluşları tarafından çalışanlarına yönelik dinlenme kampları oluşturulmaya başlanmıştır. Türkiye genelinde faaliyet gösteren/göstermiş bulunan bu kamplar, genel olarak, 1960 ile 1990'lı yıllar arasında, ormanlık alanlarda, deniz ve göl kenarlarında inşa edilmiştir. Ülkemizde kurumsal tatil fırsatları için en büyük potansiyeli barındıran bu oluşumlar, günümüzde yaygın olarak "eğitim ve dinlenme tesisleri" olarak adlandırılmaktadır. Kamu kampları, kurum çalışanlarına ve ailelerine tatil hizmeti sunarken, aynı zamanda, kurum içerisinde düzenlenen eğitim ve etkinliklere de ev sahipliği yapmaktadır. Çalışan sınıflar için sosyal hayatın önemli bir parçasını oluşturan bu kamplar, küresel ölçekte ekonomik krizlerin yaşandığı ve yeni neoliberal politikaların etkisini göstermeye başladığı 1970'li yıllardan itibaren, dış turizme açılmaları yönündeki planlamaların ve farklı yönlerden eleştirilerin odağında olmaya başlamıştır. 2000'li yıllara gelindiğinde ise, özelleştirilme kapsamına alınan kamu kamplarının, günümüzde, kamp olarak faaliyet göstermeye devam eden veya kamp dışında farklı kullanımlara hizmet eden örneklerinin yanı sıra, atıl durumda olan veya yıkılmış bulunan örnekleri de mevcuttur. Çalışma kapsamında, ülkemizde deniz kıyılarında varlığı tespit edilebilen kamu kamplarının halihazır durumlarına ilişkin kapsamlı bir araştırma yürütülmüştür. 1950'li yıllardan itibaren Akdeniz ülkelerinde gelişme gösteren turizm faaliyetleri, 1960'lı yıllarda, ülkemiz kıyılarını da etkilemeye başlamıştır. Bu dönemde, Fransız sosyal turizm denemesinin yarattığı yeni bir konaklama modeli olarak ortaya çıkan tatil köyleri ülkemiz kıyılarında da varlık göstermeye başlamıştır. Bu olguya koşut olarak, aynı yıllarda ülkemizde inşa edilen kamu kamplarının, tatil köyü tipolojisinde kurgulandıklarını söylemek mümkündür. Nitekim, kamu kamplarının ve tatil köylerinin amaçları ve işlevleri benzerdir. Öyle ki her ikisi de, uzak ve sessiz kıyılarda konumlanmalarının yanı sıra, kendisinden fayda sağlayan görece aynı sosyal ve ekonomik düzeye sahip kullanıcıya, çalışma yaşamının ve gündelik döngünün mecburiyetlerine ara vererek, aileleri ile birlikte, keyifle dinlenme ve eğlenme imkanı sunmaktadır. Mimarlık disiplininde kamu kamplarının incelenmesine yönelik öncü bir nitelik taşıyan ve temelde kamu kamplarının yapılarına ilişkin kapsayıcı genel bir çerçeve sunmayı hedefleyen bu çalışmanın, inceleme örneklem alanı İstanbul ile sınırlandırılmıştır. Uzun bir sayfiye geçmişine sahip olan ve 1920'lerden itibaren bir plajlar şehrine dönüşen İstanbul, 1940'lardan sonra, özellikle Ankara'dan yazlıkçı olarak gelen memur aileler tarafından tercih edilmekle birlikte, "memurun sayfiyesi" olarak anılmaya başlanmıştır. 1950'li yıllarda, ulaşım imkanlarının genişlemesi sebebiyle tatil destinasyonu olarak tercih edilmeye devam eden İstanbul'un sayfiye bölgelerinde kamu kampları da görülmeye başlanmıştır. Genellikle, çadır ve barakaların kurulmasıyla tanımlanan kamp yaşamı, 1960'lı yıllardan itibaren, inşa edilmeye başlanan kamp binalarında devam etmiştir. İstanbul'un sayfiye bölgelerinde yaşanan kentsel ve çevresel ölçekteki değişimlerin, kamu kamplarının kullanım biçimlerini, mekânsal kurgularını ve nihayet varlıklarını da etkilediği gözlemlenir. Ülke bütününde kamu kaplarının varlığına erken bir tarihte tanıklık eden kıyılar, aynı zamanda onlardan vazgeçişin de en erken örneklerini barındırmıştır

    Ayın İzi : Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Aylık Bülteni

    No full text
    103. Yıl Dönümünde İstiklâl Marşı’nın Kabulü / Mart Ayında Öne Çıkanlar 18 Mart Şehitleri Anma ve Çanakkale Deniz Zaferi’nin Yıl Dönümü / Dünya Su Günü’nde “Boğaz’ın Sularına Karşı” Atölye, Sergi, Panel / Geleneksel Akademi Kıyafet Balosu Yeniden! / Mimarlık Fakültesi “Birlikte” Atölyesinde Buluştu / Üniversitemizin Emekçi Kadınları Bir Araya Geldi / Kütüphane Haftası’nı Kutladık / Üniversitemiz İftarda Bir Araya Geldi / Tiyatro Kulübü, Dünya Tiyatro Günü’nde Sahnedeyd

    Sınıflandırma yöntemlerinin performansının üretilmiş ve gerçek veri setleri kullanılarak incelenmesi

    Get PDF
    Bu çalışma kapsamında, gerçek hayatta karşılaşılan veri setlerinde sıklıkla yer alan aykırı gözlemler, gürültülü veri ve değişkenler arasında güçlü doğrusal ilişki durumlarına karşı, literatürde ve uygulamada yaygın şekilde kullanılan temel sınıflandırma yöntemlerinin nasıl performans gösterdiği incelenmiştir. Bu amaçla, çalışmanın birinci bölümünde, farklı sayıda gözlemler içeren üç adet dengeli (balanced) veri seti birbirinden bağımsız şekilde üretilmiştir. Yöntemlerin performansının, verinin değişen özelliklerine göre nasıl farklılık gösterdiğini inceleyebilmek amacıyla, üretilen her veri setindeki değişkenlerin çeşitli kombinasyonlarından oluşan 15 senaryo hazırlanmıştır. Farklı büyüklüklerdeki üç veri setinden elde edilen toplam 45 senaryo Lojistik Regresyon (Logistic Regression), Karar Ağacı (Decision Tree), Naïve Bayes ve Rassal Orman (Random Forest) yöntemleri kullanılarak incelenmiştir. Gerçek veri setlerinin dengesiz (imbalanced) olması, uygulamada sıklıkla karşılaşılan bir durumdur. Bu sebeple, üretilen veri setleri dengesiz olacak şekilde düzenlenerek, seçilen sınıflandırma yöntemlerinin performansı dengesiz veri durumunda, oluşturulan 45 senaryo üzerinden ayrıca incelenmiştir. Buna göre; veri setlerindeki gözlem sayısı az iken Lojistik Regresyon ve Naïve Bayes yöntemleri daha iyi sonuç verirken gürültü ve aykırı gözlemler sınıflandırma performansını yüksek oranda etkilemektedir. Veri setinin büyüklüğünden bağımsız olarak en iyi doğruluk performansı çoğunlukla Lojistik Regresyon ile elde edilmiştir. Tüm senaryolarda çoklu bağlantının varlığı sınıflandırma performansının yüksek olmasına yol açmıştır. Tüm değişken tiplerinin yer aldığı senaryolarda yöntemlerin doğruluk performansı daha yüksektir. Düşük örnekleme yaklaşımıyla dengesizleştirilen veri setlerinde gözlem sayısı ve veri setinin büyüklüğünden bağımsız olarak Lojistik Regresyon başarılı bir sınıflandırma yöntemi olarak öne çıkmıştır. Rassal Orman, gözlem sayısı düşükken aykırı gözlemler ve gürültü karşısında görece daha başarısız iken gözlem sayısı arttıkça bu tip değişkenler karşısında daha başarılı olmuştur. Çalışmanın ikinci bölümünde, seçilen sınıflandırma yöntemlerinin gerçek bir veri setinde nasıl performans göstereceğini inceleyebilmek amacıyla, bir elektronik ticaret şirketinden yapılan alışverişlere ait veri gerçek kullanılarak satın alınan ürünlerin iade edilip edilmeyeceği tahminlenmiştir. Gerçek veri kullanıldığında tahmin doğruluk oranları Lojistik Regresyon ile %86,74 ve Rassal Orman ile %86,34 olarak görece yüksek elde edilmiştir. Lojistik Regresyon, en yüksek doğruluk performansı gösteren yöntemdir. Fakat duyarlılık ve kesinlik değerlerine bakıldığında, ağaç temelli yöntemlerden olan Karar Ağacı yönteminin sırasıyla %52,22 duyarlılık ve %60,48 kesinlik değeri; Rassal Orman yönteminin sırasıyla %52,25 duyarlılık ve %62,66 kesinlik değeri ile daha iyi performans gösterdiği görülmektedir. İade edilmeyen ürünlerin sayısı çok yüksek olduğundan, negatif sınıfların ne kadar iyi tahmin edebildiğini gösteren özgüllük değeri tüm yöntemler için çok yüksek elde edilmiş olup en iyi sonucu veren %99,78 değeriyle Lojistik Regresyon yöntemidir. Elektronik ticaret şirketine ait gerçek satış verisi, gürültü, eksik ve aykırı gözlemler ile bağımsız değişkenler arasında çoklu doğrusal bağlantının söz konusu olduğu dengesiz bir veri setidir. Bu dengesiz veri seti, seçilen sınıflandırma yöntemleriyle incelendikten sonra aşırı örnekleme (oversampling) ve düşük örnekleme (undersampling) yaklaşımlarıyla dengeli hale getirilerek sınıflandırma yöntemlerinin performansı karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Dengelenen veri setlerinde ağaç temelli bir yöntem olan Rassal Orman en iyi sınıflandırma performansını sergileyen yöntem olmuştur. Doğruluk, kesinlik ve F_1-skoru için en yüksek değerler Rassal Orman yöntemiyle elde edilirken, Karar Ağacı yönteminin özgüllük performansı, Naïve Bayes yönteminin ise duyarlılık performansı daha iyidir

    The impact of blockchain technology and Metaverse on architecture, art and design: Potential possibilities and structures of the future

    No full text
    Günümüzde teknolojinin hızla ilerlemesiyle tasarım, sanat ve mimarlık alanlarında önemli değişiklikler meydana gelmektedir. Blok zincir, NFT (değiştirilemez token), Metaverse ve yapay zeka gibi teknolojiler, bu alanda inovasyon potansiyeli taşımaktadır. NFT, sanat eserlerini dijitalleştirerek sanatçılar için eserlerini sergileme, alım satımını yapma ve sertifikasyonu için yeni bir alternatif oluşturmaktadır. Ancak NFT'nin yüksek bedelli satışları ve spekülatif amaçlar için kullanımı, bu piyasanın balon riskini artırmaktadır. Metaverse ise, sanat ve tasarım için yeni bir ortam olarak sanatçılara kendilerini özgürce ifade etme olanağı sunmaktadır. Blok zincir ve kripto paralar, NFT'nin temel yapı taşlarıdır. Bu teknolojilerin gelişmesiyle sanat alanında NFT kavramının yaygınlaşması beklenmektedir. Dijitalleşmenin etkisinin giderek artması ve yaygınlaşması, diğer teknolojik gelişmelerin de sanat üzerinde etkili olmasına yol açmıştır. Örneğin yapay zeka, sanat dünyasında yeni bir çağın başlamasına öncülük etmektedir. Bu çalışmada, metaverse ortamlarında görsel tasarımcılar için ortaya çıkabilecek fırsatlar araştırılmıştır. Bu doğrultuda, çalışmanın hipotezi, mimarlık pratiğinin metaverse evreninde gerçek dünyadan farklı bir şekilde ortaya çıkacağı ve ekonomik modelinin değişeceği yönündedir. Bu hipotezi test etmek için "DECENTRALAND" evreni mimarlar tarafından incelenmiş ve veri toplama amacıyla bir anket hazırlanmıştır. Ankete göre, Türkiye'deki mimarların metaverse hakkındaki görüşleri genel olarak olumludur. Bulgular, dijital mimari, simülasyonlar ve 3D modelleme gibi kavramların Metaverse'deki kullanım alanları hakkında daha fazla farkındalık ve fikir alışverişi yapılması gerektiğini önermektedir. Sonuç olarak, teknolojinin sanat ve tasarım pratiğine büyük etkisi olmuştur. Teknolojinin gelecekte, sanatta ve sanatçıda sebep olacağı potansiyel değişimlerin tahmin edilebilmesi için bu teknolojilerin bilinçli bir şekilde kullanılması ve yaygınlaşması gerekmektedir. Bununla beraber, etkilerin daha iyi anlaşılabilmesi için daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulmaktadır

    Diyarbakır'da Cumhuriyet'ten günümüze konut dokusu değişiminin üç mahalle üzerinden incelenmesi: Yenişehir, Muradiye ve Fırat Mahalleleri

    No full text
    Kentler, tarihsel süreçteki sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasi koşullarca şekillenen, bir öncekinin üzerine inşa edilen, kümülatif süreçler sonucu güncel haline ulaşmış palimpsest yapılardır. Her dönem, yerel ve evrensel koşullar bağlamında bir kent katmanının inşasına sahne olmaktadır. Yeni kent katmanlarının öncekilerden farkını en iyi karakterize eden bileşen ise kentsel yapı stoğunun büyük bölümünü oluşturan konutlardır. Bu çerçevede, çalışma kapsamında önce Diyarbakır'ın Cumhuriyet'ten itibaren konut üretim süreci, farklı dönemlerdeki konut dokularını yansıtan Yenişehir, Bağlar ve Kayapınar merkez ilçelerine bağlı Yenişehir, Muradiye ve Fırat mahalleleri üzerinden okunmuş, mekansal analizlerle Diyarbakır'daki konut üretim süreci, Türkiye ve dünya genelindeki dönüm noktalarına paralel olarak, ancak Diyarbakır'a özel koşullar da göz önünde bulundurularak değerlendirilmiştir. Daha sonra, Fırat Mahallesi sınırlarında kalan ve Diyarbakır'ın bugününü temsil eden üç kapalı site farklı bağlamlarda incelenmiştir. Diyarbakır kenti, yüzyıllar boyunca surlar tarafından çevrelenen sınırlı bir alanda gelişmiştir. 20. yüzyılda, Suriçi bölgesindeki konut stoğu yetersiz kalmış ve kentin daha geniş bir alana yayılma ihtiyacı hasıl olmuştur. Surların dışına, ilk olarak 19. yüzyılın ikinci yarısında taşılmış olsa da kentin tarihi bölümünden bağımsız ilk kapsamlı ve planlı yapılaşma Erken Cumhuriyet Dönemi'ne denk gelmektedir. Yeni rejim, çoğu kentte görüldüğü üzere, önce kendini temsil eden kamu yapılarını yeni bir kent parçası üzerinde inşa etmiş, ardından bu yapılarda görev alan kamu personelinin barınma sorununu yine o bölgede ürettiği konutlarla gidermiştir. Diyarbakır için bu alan Yenişehir Mahallesi'dir. Burada kamudan bağımsız sivil yapılaşma ise 20. yüzyılın ortalarında başlamış ve özellikle kooperatifler aracılığıyla üretilen 3-5 katlı apartman blokları, bölgenin baskın yapı stoğunu oluşturmuştur. Sanayi Devrimi'nin ardından tarımda makineleşme ile birlikte kırdan kente göçler başlamış, kentlerin nüfusu tarihte benzeri görülmemiş şekilde büyük bir hızla artmıştır. Resmi kanallarla konut arzı talebin altında kaldıkça, kentlere göç eden yeni nüfus kendi barınma çözümünü üretmiş ve kentlerde kaçak yapılaşma alanları ortaya çıkmıştır. Diyarbakır'ın kırdan kente göç süreci de 1950'lerle hız kazanmıştır. Göç eden kesimin çoğunlukla yerleştiği alan, bugünkü merkez ilçelerden biri olan Bağlar'dır. 1950'lerden günümüze kadar Cumhuriyet'in simge yapılarından Diyarbakır Garı'nın doğusunda kalan Yenişehir planlı ve kontrollü gelişirken, batısındaki Bağlar kontrolsüz ve kaçak yapılaşmanın merkezi olmuştur. Bu dönemde Yenişehir'de, düşük yoğunluklu apartman blokları dik açılı parseller üzerinde çoğalırken, Bağlar'da mimarlık ve mühendislik hizmeti almamış gecekondu ve apartkondulardan oluşan, mekânsal kaliteden yoksun, yüksek yoğunluklu bir kentleşme söz konusudur. Türkiye için önemli bir kırılma noktası olan 1980 sonrasında neoliberal düzene geçiş kentlerin çehresini değiştirmiştir. Özellikle 2000 sonrasındaki süreçte kentler "küreselleşme"den nasibini almış, dünyanın herhangi bir yerinde görülebilecek yapılaşma modelleri ve konutlar Türkiye'nin de dört bir yanında görülmeye başlanmış, birbirine benzeyen kimliksiz kentler ortaya çıkmıştır. Diyarbakır'ın da bu kentlerden biri olduğunu anlamak için, gelişimi hala devam eden Kayapınar bölgesine bakmak yerinde olacaktır ancak İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük şehirlerin aksine Diyarbakır'da konut üretimi uluslararası, büyük inşaat şirketleriyle değil; önce kooperatifler, daha sonra ise orta ölçekli yerel "yap-sat"çılar ile gerçekleşmiştir ve günümüzde bu firmalar kentin konut üretiminin önemli bir bölümünü üstlenmektedir. Bugün Kayapınar'da, 10-15 katlı nokta bloklarca tanımlanan ve birbirine benzeyen kapalı siteler çoğunluktadır. Çalışma kapsamında Yenişehir, Muradiye ve Fırat mahallelerine yönelik olarak plan düzleminde dolu-boş, işlev, zemin kat işlev ve kat sayısı analizleri; kesit, silüet ve alan fotoğrafları üzerinden ise binaların üçüncü boyuttaki ilişkisi, çatı kullanımı, malzeme analizleri yapılmıştır. Sonraki bölümde, Fırat Mahallesi'nden seçilen üç kapalı site, vaziyet planı yerleşimi, zemin kat ilişkileri ve standat kat planı çözümü bağlamlarında ele alınmış, kesitler üzerinden blokların birbirleriyle ve zemin kotuyla kurdukları ilişkiler incelenmiştir. Analizlerden elde edilen bulgular neticesinde, Yenişehir, Bağlar ve Kayapınar merkez ilçelerine bağlı Yenişehir, Muradiye ve Fırat mahallelerinin Diyarbakır kentinin Cumhuriyet'ten itibaren sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasi koşullarca şekillenen konut üretim sürecinde izlediği farklı gelişim çizgilerini yansıttığı, dönemsel farklılıkların konut dokusunda okunabildiği görülmüştür. Kayapınar'dan seçilen üç siteye mercek tutulduğunda ise sitelerin vaziyet planı yerleşimi, zemin kat ilişkileri ve standat kat planı tasarımlarının birbirine benzediği, Türkiye'nin herhangi bir şehrindeki kapalı sitelerden yapım tekniği, malzeme, plan çözümü bağlamlarında birkaç detay dışında farksız olduğu ve Diyarbakır'ın mimarlık kültürü/tarihi ile neredeyse hiçbir ilişki kurmadığı tespit edilmiştir

    Solun melankolisi: çıkmazları, imkan ve potansiyelleri

    Get PDF
    Bu tez, melankoli kavramının çağdaş siyaset tartışmalarında nasıl bir yere konumlandığı hakkındadır. Bunu tartışabilmek adına, öncelikle melankolinin tarihsel olarak geçirdiği değişimlere bakılmıştır. Kavramın ilk defa kullanılmaya başlandığı antik dönemden günümüze kadar, melankolinin kazandığı ve kaybettiği anlamlar tezin ilk iki bölümünde incelenmiştir. İlk bölüm Aydınlanma dönemi öncesine dair kısa bir özet niteliğindedir. Burada Antikçağ, Ortaçağ, Reform/Rönesans dönemi ve Aydınlanma döneminin baskın melankoli anlayışları dönemin konu hakkındaki metinleri ışığında incelenmeye çalışılmıştır. İkinci bölüm yeni oluşan disiplinler olarak psikiyatri ve psikanalizin melankoli incelemesine ayrılmıştır. Burada hem psikiyatrinin bir tıp disiplini olarak ortaya çıktığı koşullar irdelenmiş, hem de psikiyatriden ayrı, özgün bir konuma yerleşen psikanalizin melankolinin sebeplerine dair soruşturmalarına bakılmıştır. Aynı zamanda psikanalizin melankoli incelemesinin, melankoliyi toplumsal öznenin kurulmasında etkin bir mekanizma olarak konumlandırabilmesi hasebiyle melankolinin toplumsal boyutu yine bu bölümde incelenmiştir. Üçüncü bölümse, Aydınlanma sonrası modernite eleştirisi olarak ortaya çıkan ve melankolinin bir çeşitlemesi olarak görülen romantizmin politik konumlanışıyla beraber, "sol melankoli" olarak adlandırılan mefhuma odaklanmıştır. Sol melankoli üzerine olan tartışma, Walter Benjamin, Wendy Brown, Jodi Dean ve Enzo Traverso'nun sol melankoliyi kavramsallaştırma biçimleri üzerinden yürütülmüştür

    Multiculturalism in the light of liberalism and communitarianism

    No full text
    Bu çalışmanın amacı, çokkültürcülüğü dayandığı iki felsefi gelenek olan liberalizm ve komüniteryanizm ışığında ele almaktır. Çokkültürcülük küreselleşme, göç ve postmodernizmin etkisiyle politik felsefeyi işgal eden bir kavram olmuştur. Ulus devletlerin toplumdaki kültürel çeşitliliğe yaygın olarak verdiği tepki asimilasyon politikaları olmuştur. Çokkültürcü filozoflar asimilasyonu ahlaki bir seçenek olarak görmemekte olup başat kültürler dışındaki kültürel grupların saygıyı hak ettiğine ve korunması gerektiğine vurguda bulunur. Bu nedenle bireysel hakların yanı sıra grup/dayanışma/aidiyet haklarının tanınmasını teklif eder. Çokkültürcülüğün argümanları, liberal ve komüniteryan yaklaşımlardan beslenmektedir. Liberal ve komüniteryan yaklaşımlar benliğin oluşumu, devletin tarafsızlığı, benliğin, adaletin ve hakkın amaçlara, yarara ve iyiye önceliği gibi konularda farklı tutumlara sahiptir. Bu tutumların bir uzantısı olarak çokkültürcü filozoflar, bireyi kültürle ilişkisi içerisinde ele almakta ve birey için taşıdığı önem nedeniyle kültürlerin tanınmasını amaç edinmektedir

    Development of Sea Public Transportation Based On Integration: Istanbul – Bostanci Ferry Pier Field Study

    No full text
    Kıyı kentlerine özgü olan deniz yolu toplu taşımacılığı birçok avantajı beraberinde getirmektedir. Bu ulaşım türünün desteklenmesi için kentsel hareketlilik ile entegrasyonunu geliştirme ihtiyacı duyulmaktadır. Bunun için literatürdeki önde gelen entegrasyon stratejilerinin temel ilkeleri ve modellemeleri incelenerek, deniz yolu odaklı toplu ulaşım (DOT) stratejisi önerilmiştir. DOT modelinde toplu taşıma ve aktif hareketliliğin bir arada geliştirilmesi hedeflendiği için entegrasyon stratejilerinin yanı sıra yürünebilirlik çalışmaları da araştırılmıştır. Diğer yandan, mevcut entegrasyon stratejileri ve yürünebilirlik çalışmalarında deniz yolu ulaşımının konu edildiğine rastlanmamıştır. Dolayısıyla, önerilen DOT stratejisi mevcut literatürü zenginleştirme potansiyeli de taşımaktadır. Literatürden faydalanarak, DOT’un saha seçim kriterleri ve analiz kriterleri belirlenmiştir. İstanbul İli Bostancı semti alan seçim kriterlerini karşıladığı için DOT strateji modelinin uygulama sahası olarak düşünülmüştür. Coğrafi avantajına rağmen İstanbul’un toplu ulaşım türel dağılımındaki payı %3 ile sınırlıdır. Bu sınırlılığın, saha seçim kriterlerini karşılasa da Bostancı için de söz konusu olduğu gözlemlenmiştir. Saha çalışması kapsamında öncelikle semtin mevcut nüfus yoğunluğu, arazi kullanım kararları, toplu ulaşım altyapısı ve ulaşım hatları araştırılmıştır. Ardından, belirlenen analiz kriterleri doğrultusunda kullanıcı anketi yapılmıştır. Öne çıkan kriterler için saha incelemesi sonucunda sorunlar tespit edilmiş ve somut çözüm önerileri getirilmiştir. Deniz yolu toplu taşımacılığının farklı bağlamlarda incelenmesinin konunun literatürdeki yerini zenginleştireceği düşüncesiyle, gelecekteki çalışmalara ilişkin önerilerde bulunulmuştur.Maritime public transportation, which is specific to coastal cities, brings many advantages. In order to support this type of transportation, there is a need to develop its integration with urban mobility. In this article, by examining the basic principles and modeling of certain integration approaches in the literature, a Maritime-Focused Public Transportation (DOT) strategy has been proposed and implemented. Since the DOT strategy model aims to develop public transportation and active mobility together, walkability studies have also been investigated in addition to integration strategies. On the other hand, maritime transportation has not been mentioned in existing integration approaches and walkability studies. Therefore, the proposed DOT strategy has the potential to enrich the literature. By benefiting from the literature, DOT's field selection criteria and analysis criteria have been determined. Since Bostancı Neighborhood in Istanbul Province meets the field selection criteria, it has been considered as the application area of the DOT strategy model. Despite its geographical advantage, the share of maritime public transportation in the distribution of public transportation modal is limited to 3% in Istanbul. It has been observed that this limitation is also valid for Bostancı. Within the scope of the field study, firstly the current population density of the district, land use decisions, public transportation infrastructure and transportation lines were investigated. Then, a user survey was conducted in line with the determined analysis criteria. Problems were identified regarding the prominent criteria and concrete solution proposals were made to increase the demand for maritime public transportation. Suggestions were made for future studies to examine maritime public transportation in different contexts

    918

    full texts

    9,810

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Mimar Sinan Fine Arts University Institutional Repository
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇