Mimar Sinan Fine Arts University Institutional Repository
Not a member yet
    9810 research outputs found

    1950 sonrası Türk resim sanatında yaşam ve ölüm teması

    Get PDF
    Hiçlikten doğan yaşam ve ölüm, varlık ve yokluğun hareket özelliği ile sürekli değişim geçirerek, döngüsel bir biçimde, insan ve diğer yaşamı etkiler. İ.Ö. 15.000'de Mağara Duvar Resimlerinde insan-hayvan, yaşam-ölüm mücadelesi görülür. İnsan doğadaki hayvanı kendi yaşamı için öldürerek, hayatta kalır. İ.Ö.3000'lerde hayvanların ve bitkilerin evcilleştirilmesi ile bu varlıkların yaşam ve ölümlerini kontrol etmeye başlar. Bedenin ölümden sora ruhun varlığını sürdürdüğü düşüncesiyle, beden korunmaya başlanır. Öldükten sonra kullanılacak eşyalar ile birlikte, yaşamın devamını görselleştiren duvar resimleriyle, yaşam ve ölüm için büyük tapınaklar yapılmıştır. İ.Ö.600'lerde insanın yaşam ve ölümü, beden ile doğa ilişkisi felsefe ile sorgulanmıştır. İ.S.1.yüzyılda yaşam ve ölüm dengesi hukuksal olarak incelenmiş, "öldürülebilir insan" ve "dokunulamaz insan" diye farklı tabakalara ayrıldığı görülür. 14.yüzyılda hastalıkların salgını ile ölümün her şeye egemen olan ve herkesi eşitleyen gücünü Orta Çağ'da göstermesi, insan bedenine bakış açısının değiştirildiği görülür. 16.yüzyılda esirlerin, kimsesizlerin, suçluların ölü bedenleri ressamlar ve anatomi teşrihçisi tarafından parçalara bölünerek incelenmeye alınır. Anatomi teşrihi bazı ülkelerde yasaklanırken, Almanya'da belirli kurallarla halkında izleyebileceği mekânlara izin verilir. 17.yüzyıl başlarında vanitas, macabre, momento mori gibi terimlerle adlandırılan, yaşamın geçici hazları ve ölüm konuları işlenir. 18.yüzyılda ulus-devletler doğum ile elde edilen, yaşam hakkı, eşitlik, özgürlük, milliyetçilik ve parçalara ayrılan bedenin bir insan olduğu ve haklarının bulunduğu itirazı gelir. 20.yüyılın ortalarında yaşam ve ölüm toplama kamplarında "yaşanmaya değmeyen hayat", hukuksal varlığından arındırılmış bedenler, "çıplak hayat" üzerinde, cansız organların araştırılması olan teşrih, canlı anatomi üzerinde uygulanır ve deneyler yapıldığı görülür. Bu yüzyılın sonuna doğru yaşam ve ölümün hastaneye kayması ile ölmek üzere olan bir beden, hayat destek teknolojisi sayesinde, beyin ölümü gerçekleştiği halde, kalbin ve bedenin yaşamaya devam etmesi, teknolojiye bağlı canlı ölü, organları kullanılabilir bir beden ve canlı teşrihin normalleşmesi görülür. Günümüzde kendi hayatına son vermenin, hukuksal süreçleri bazı ülkelerde tamamlanmıştır. Hollanda'da kentin merkezine intihar arabaları koyulması tartışılmaktadır. Yaşam; iktidarın, aileye, doğaya, parçalattığı ya da parçaladığı bedenlerle, parça parça ölen, yarı ölü, yaşayan ölü olarak devam ettiği görülür

    Anton Çehov'un Vişne Bahçesi adlı oyununda "Gayev" karakterinin Stanislavski sistemindeki "sihirli eğer" ve "coşku belleği" kavramlarıyla çalışılması

    No full text
    Anton Çehov un uzun oyunlarından Vişne Bahçesi' ndeki Gayev karakteri tiyatro tarihi açısından önem içermektedir. Stanislavski kendi sahnelemesinde de bu karakteri oynamıştır. Çalışmanın önermesi bu rol oynanırken coşku belleği ve sihirli eğer tekniklerinin kullanımını ispatlamak üzerinedir. Bu amaçla, 1. Bölümde Anton Çehov 2. Bölümde Vişne Bahçesi ve Gayev karakteri 3. Bölümde Stanislavski metodu, sihirli eğer ve coşku belleği ele alınmıştır. Son bölümde ise 2020 yılında oyuncu Nuri Karadeniz'in Gayev rolüne yaklaşırken kullandığı sihirli eğer ve coşku belleği çalışmalarına yer verilmiş ve günümüzde bu iki tekniğin geçerli oyunculuk teknikleri oldukları kanıtlanmıştır

    Johann Joachım Quantz'ın Sol Majör flüt konçertosunun icra ve teknik açıdan incelenmesi

    Get PDF
    17. yüzyılın ilk çeyreğinden 18. yüzyılın ortasına kadar etkisini devam ettiren Barok Dönem, müzik tarihinde önem taşımaktadır. 1697 yılında dünyaya gelen Johann Joachim Quantz, besteciliği ve icracılığının yanı sıra flüt yapımcısı olarak Barok Dönemin önemli müzisyenleri arasında yer almaktadır. Barok Dönem flüt repertuvarının önemli eserleri arasında yer alan Quantz'ın 1740'lı yıllarda bestelemiş olduğu Sol Majör Flüt Konçertosu içerdiği müzikal ifadeler ve kompozisyon biçimi ile Barok Dönem müzik stilini yansıtmaktadır. Eser metninin ilk bölümünde Quantz'ın yaşamına ve müzikal yolculuğunun başlangıcında birçok enstrüman icra etmesine rağmen flüt enstrümanını ana enstrümanı seçerek müzikal açıdan sürekli gelişim sağladığı seyahat süreçlerine yer verilmiştir. Eser metninin ikinci bölümünde Quantz'ın yaşamış olduğu ve Sol Majör Flüt Konçertosunu bestelemiş olduğu Barok Dönem ve Barok Dönem müziğinin özellikleri araştırılmıştır. Yaşamı boyunca flütü geliştirmek ve flüt için besteler yapmış olan Quantz, bulunduğu konum ve seyahat ettiği yerler sayesinde müzikal gelişimine katkı sağlayacak ve kendisini etkileyen birçok müzisyen ile tanışma fırsatı bulmuştur. Bu eser metni çalışmasında Quantz'ın müziğe olan bakış açısını ve müzikal ifadelerine etki ettiği düşünülen müzisyenlere yer verilerek Sol Majör Flüt Konçertosunu icra ederken bestecinin müzik stiline uygun olarak eserin icra edilmesine yardımcı olmak amaçlanmıştır. Eser metninin üçüncü ve son bölümünde Sol Majör Flüt Konçertosunu icra edecek olan flüt icracıları için eser incelemesi yapılarak teknik zorluklara yardımcı olacağı düşünülen çalışma önerileri sunulmuştur. Bu bölümde Barok Dönem müzik stiline uygun olarak icra edilmesi gereken artikülasyon ve nüanslar belirtilerek icrayı kolaylaştıracağı düşünülen çalışma egzersizlerine yer verilmiştir. Eser metni içerisinde önerilen çalışma egzersizlerinin düzenli bir şekilde uygulanmasının eserin teknik pasajlarına icra kolaylığı sağlayacağı düşünülmektedir. Bu araştırma ile Johann Joachim Quantz'ın flüt repertuvarının Barok Dönem müzik stili özelliklerini içeren ve flüt icracıları tarafından önem taşıdığı düşünülen Sol Majör Flüt Konçertosu incelenerek, eseri icra etmek isteyen müzisyenlere yardımcı olacağı düşünülen bir kaynak oluşturmak hedeflenmiştir

    Reflections of surrealism on costume design and its common themes with E.T.A Hoffmann's tales: An analysis and realization

    No full text
    20.yüzyıl hayatın her alanında birçok değişimin yaşandığı, insanlığın daha güzel bir yaşam umuduyla girdiği bir yüzyıldır. 18. yüzyılda başlayan bu değişim rüzgârı, beklenenin aksi bir seyirde ilerleyerek birçok acının yaşanmasına yol açar. İki Dünya savaşını yaşayan bu toplum, keskin uçlara ayrılmış siyasi ortamın ve Sanayi Devrimi'nde başlayan karamsar kent yaşamının olumsuzlukları dışında kültürel ve sanatsal anlamda oldukça üretken bir yapı içindedir. Fabrikalaşmanın etkisiyle artan köyden kente göçle beraber değişen ve bireyselleşen sosyal yaşam, toplum içinde güvensizlik, tekinsizlik gibi duyguları barındırsa da birçok fikrin gelişmesinde de etkili olmuştur. Özellikle Paris'te bir araya gelen avangard sanatçılar birçok sanatsal akımın ortaya çıkmasında öncü olurlar. İki Dünya savaşı arasında, yaşanan acıların suçlusu ve özgürleşmenin önündeki engel olarak burjuva toplum yapısını gören Sürrealizm Akımı da böyle bir ortamda gelişmiştir. Sanatçılar, gerçek olamayacak kadar korkunç şeylerin yaşandığı bu yüzyılın gerçekliğini reddederek yeni bir gerçeklik arayışı içine girmişlerdir. Bu yeni gerçekliği, o dönemde oldukça ses getiren Freud'un Psikanaliz teorilerinden etkilenerek, rüyalarda ve bilinçdışında aramışlardır. Benzer bir ruh hali, 18. yüzyılın sonları ve 19. yüzyılın başları arasında etkinlik gösteren Romantizm Akımı sanatçıları arasında da görülmektedir. Aydınlanma Felsefesi, Fransız Devrimi ve Sanayi Devrimi, bu yüzyılda kültürel ve sanatsal faaliyetlerde etkili olur. Aydınlanma'nın etkisindeki Fransız Devrimi ile yükselişe geçen özgürlükçü düşünceler Romantikler tarafından da benimsenmiş olsa da Sanayi Devrimi ve rasyonel düşünce biçimi ile ortaya çıkan kent soylu, sıradanlaşmış ve kısıtlayıcı burjuva yaşamının karşısında durmuşlardır. Sonraki yıllarda seyri değişen ve özgürlükçü fikirlerinden çok şiddet eğilimli ilerleyen devrim hareketinin sonuçları, Romantiklerin özgürlüğü içe dönük bir yolculukta, doğayla uyumlu bir yaşamda, geçmiş efsanelerde ve mitolojik kaynaklarda, fantastik ve büyülü olanda aramalarına yol açar. Gerçekliğe olan güveni ve bağlılıkları zayıflayan Romantikler, eserlerinde hayal ve gerçek arasında sıkışmış karakterlere yer verirler. Yarattıkları hayal dünyaları kaynaklarını mitolojik kaynakların yanı sıra kendi benliklerine yaptıkları yolculuklardan yani rüyalarından ve bilinçdışından almaktadır. Bu yolculuklar kendi benliklerini keşfetmenin yanı sıra gizli kalmış olana ulaşarak evrenin ve doğanın tüm bilgisine ulaşma arzusu içindedirler. Kendi yaşamı da hayallerinden beslenen sanatçı benliği ve içine doğduğu sıradan burjuva yaşamı arasında kalmak ile geçen Romantik yazar, karikatürist, besteci E.T.A Hoffmann, eserlerinde iki yaşam arasında kalmış ve benlik karmaşası yaşayan karakterlerin hikayelerine yer verir. İlhamlarını aynı kaynaklardan alan, benzer ruh halinin yaşandığı dönemlerde ortaya çıkan Sürrealizm ve Romantizm ele alındığında, Sürrealizmin Romantizmin mirasını taşıdığı ve geliştirdiği görülmektedir. Birçok ortak temanın işlendiği bu akımlar ve E.T.A Hoffmann'ın eserleri, bu eser metni içerisinde, ortak temalar çevresinde incelenmiş ve bağlantı kurulmuştur. Romantiklerden farklı olarak daha kolektif bir yapı içinde olan Sürrealizm Akımı, birçok sanatsal teknik keşifte bulunmanın yanı sıra sanatın ve tasarımın diğer dalları ile iş birliği içinde olmuştur. Bu iş birliklerinden olan giysi, moda ve kostüm tasarımları bu çalışmanın odak noktalarından biri olmakla beraber, E.T.A Hoffmann'ın Altın Saksı, Kum Adam ve Prenses Brambilla adlı masallarından yola çıkılarak yapılan kostüm tasarımının plastik anlayışına ilham kaynağı olmuştur

    İasos Antik Kenti doğu stoa cephesinin koruma sorunları ve çözüm önerileri

    Get PDF
    Arkeolojik alanlar, geleceğe miras olarak aktarılan en önemli tarihi unsurlardan biridir. Arkeolojik alanların oluşturduğu mirasın korunma yöntemleri, koruma kavramının ortaya çıkışından bu yana tartışılan bir konudur. Koruma alanında uluslarası sözleşmeler temel yaklaşımlar belirtilmiş olsada, her uygulama kendi özelinde sorunlar ve farklı çözüm önerileri sunmaktadır. Kültür Bakanlığı'nın 2863 sayılı Koruma Yasasında belirtildiği üzere, korunması gerekli kültür varlığı niteliği gösteren yapıların ilgili yasalar, yönetmelikler ve ilkeler kapsamında detaylı belgeleme ve analizlerinin yapılması, korunmasına esas olacak şekilde restorasyon müdahale kararlarının belirlenmesi ve ilke kararları doğrultusunda gerekli projelendirme esasları yapılması hususlarına ilişkin hükümler belirtilmiştir. ICOMOS'un Mimari Mirasın Analizi, Korunması ve Strüktürel Restorasyonu İçin İlkeler (2003) ve ICOMOS'un Arkeolojik Mirasın Korunması ve Yönetimi Tüzüğü (1990) ve Kapsamında Karia Bölgesi Doğu Stoa Cephesi örneği üzerinden koruma sorunları ve çözmün önerileri sunulmuştur. Karia bölgesi, tarih boyunca deniz ticareti sebebiyle, etkileşime en açık bölgelerden biri olmuştur. Anadolu arkeolojisi içerisinde önemli veriler sunan Karia bölgesindeki önemli liman kentlerinden biri olan İasos Antik Kenti hem Helenistik hem de Roma dönemlerini içeren antik Yunan kent örneği olmasındanki öneminden dolayı çalışma alanı olarak seçilmiştir. Bölgede bronz çağından itibaren birçok döneme ait yapı kalıntıları bulunmaktadır. Çalışmada koruma pratiğinin değerlendirilmesi öncesinde, karia bölgesinin önemi ve konumu, iasos antik kentinin önemi, konumu ve tarihi araştırılmıştır. Karia bölgesindeki stoalar incelenerek, dönemsel analizleri ve mimari özellikleri incelenmiştir. İasos Antik Kentine ilişkin yerinde gözlemler, geçmiş dönemlere ait yazınsal ve sözel kaynaklar incelenmiş, koruma pratiğinin örneklendirilmesi için belgeleme örneği olarak doğu stoa cephesinin rölöve ve restitüsyonu hazırlanmıştır. Tüm cephenin lazer tarama ile belgelenmesi yapılarak, yerinde manuel ölçüm rölövesi oluşturulmuştur. Yerinde gözlemler ile bozulma tespitleri hazırlanmıştır. İasos ile ilgili yapılmış olan önceki çalışmalardan yararlanılarak malzeme analiz sonuçlarına ulaşılmış ve bu çalışmada faydalanılmıştır. Antik dönem mimarisine ait yazılı ve sözel kaynaklar ile Karia Bölgesi ve İasos Antik Kenti özelinde hazırlanmış literatür incelenmiş, restitsüyon verilerine ulaşılmıştır. Özellikle iasos kazı başkanlığının arşivinden yararlanılmıştır. Mevcut durum analizi ve Karia Bölgesindeki stoaların mimarisine ait analojik verilerin karşılaştırıldığı güvenilirlik çalışması neticesinde restitüsyon önerisi geliştirilmiştir. Uluslararası koruma ilkeleri referans alınarak, İasos Antik Kenti Doğu Stoa Cephesinin korunmasına yönelik müdahale yöntemleri tanımlanırken, Karia Bölgesinde yer alan Euromos, Stratonikeia, Beçin, Letoon gibi antik kentlerindeki uygulama pratikleri incelenmiştir. Uygulama pratiklerinde yaşanan ve teorik tartışmalara konu olan birçok problemi Karia Bölgesindeki koruma alanları da barındırmaktadır. Araştırmanın sonuçları, belirli bir arkeolojik alanın korunması ve restorasyonu konusunda etkili yöntemlerin tanımlanması ve bu yöntemlerin diğer alanlara uygulanabilirliğinin incelenmesiyle ilgili önemli katkılar sunmaktadır. Bu, arkeolojik koruma politikalarının ve uygulamalarının geliştirilmesine yönelik önerilerin şekillendirilmesine yardımcı olabilir

    Walking Together, Forging Friendship: Examining friendship relations within feminist movement in Turkey with their personal and political aspects

    No full text
    Bu çalışmada feministler arasındaki arkadaşlık, kişisel ve politik yönleriyle ele alınıyor. İlişkilerde değişen yakınlıklar göz önünde bulundurularak arkadaşlık ve yoldaşlık arasında ayırım yapılıyor. Feminist yoldaşlığın ilişkilerin politik yönünü yansıttığına, kişisel bir ilişki olan arkadaşlığın ise barındırdığı politikleşme potansiyeline işaret ediliyor. Arkadaşlık yazınındaki iki ana akımın izi sürülüyor: Birincisi Aristoteles’e dayanan politik arkadaşlık / yurttaş arkadaşlığı yazını ve ikincisi de modernleşme ile birlikte gelişen, kadınların arkadaşlığına da yer açan kişisel arkadaşlık yazınıdır. Jacques Derrida Politiques de l'amitié’de tarih boyunca arkadaşlığı benzerler arasında mümkün gören ve kadınları dışlayan akımları eleştirir, Friedrich Nietzsche’nin farklı olanlar arasındaki arkadaşlığı vurgulayarak bu gelenekten koptuğuna gönderme yapar. Bu tezde de Nietzsche’de arkadaşlığın agonistik niteliğinin, ayrıca hedef yönelimli olmasının feminist yoldaşlık için açıklayıcı olabileceği savunuluyor. Feministlerin tarih boyunca erkek kardeşliğin yüceltilmesi karşısında geliştirdikleri “kızkardeşlik” fikrinin feminist yoldaşlığın bir biçimi olduğuna, Osmanlı feministlerinin “haydi kızkardeşlerim” söyleminin gerisinde birlikte hareket etme hedefinin yattığına, günümüzde de benzer biçimde feministler tarafından kızkardeşliğin eylem çağrısı olarak kullanıldığına dikkat çekiliyor. Ardından tez çalışması, Türkiye’de İkinci Dalgadan günümüze feministler arasındaki arkadaşlık ve yoldaşlık ilişkilerini belirleyen iki politik yönelimin altını çiziyor. Bunlardan birincisi feminizmin “kişisel olan politiktir” özdeyişi, ikincisi de Ranciere’ci “aktif eşitlik”tir. Kişisel olanın politikleştirilmesi, feminizmde duyguların ifadesinin, ilişkiler ve kolektifler üzerindeki etkilerinin dile getirilebilmesinin önünü açar, politikaya dahil edilebileceği araçların geliştirilmesini sağlar. Ranciere’ci “aktif eşitlik” ise feministlerin gündelik hayatta yüz yüze gelinen bütün toplumsal eşitsizliklere karşın bulundukları örgütlenmelerde uygulamaya çalıştıkları, hiyerarşiden, liderlikten uzak durmaya çalışan politikaları adlandırır. Feminist örgütlenmeler bu yönleriyle toplumsal eşitsizliklere karşı mücadeleyi güçlendirirler, çünkü eşit olarak ilişki kurmanın anlamını keşfetme olanağı sunarlar ve bunu mümkün kılabilecek yeni mekanizmalar ortaya koyarlar. Feminist yoldaşlığın ve arkadaşlığın kurulduğu örgütlenmeler, İkinci Dalgadan günümüze küçük grupların, kampanyaların yanında platformları, çevrimiçi ağları kapsayan geniş bir yelpaze oluşturur. Katılımcılarının patriyarkal toplumu ve kendi yaşamlarını dönüştürme hedefleri, özel ve kamusal arasına çizilen sınırları ihlal etmeleri, fiili eşitliği hayata geçirme ve eril siyaseti yerinden etme çabaları, feminist örgütlenmeyi bir toplanma eylemi ve bu eylem etrafındaki ilişkilenme biçimleri olarak konumlandırır. Bu tanım feminist yoldaşlık ilişkilerinin çeşitliliğini de açıklanabilir kılar. Arkadaşlık gündelik hayatta sınıf, yaş, eğitim vb. açılardan benzer olanların bir araya gelme olasılığını artırırken, yoldaşlık feminist örgütlenmelerde farklı olanlara karşılaşma olanağı verir. Yoldaşlar arasında kurulan arkadaşlık yoldaşlığı derinleştirir ama yoldaşlık ve arkadaşlık bire bir örtüşmez. Arkadaşlık her zaman geride politikleştirilmemiş bir “kalıntı” bırakır. Bu kalıntı istikrarsızlığa, değişim potansiyeline, politika için yeni yollar keşfetmeye açıktır. Odak grup ve derinlemesine görüşmelerdeki katılımcı anlatılarından yola çıkarak bu tezin iddiası, feminist yoldaşlık esnek bile olsa disiplin, kolektif bir özne olmanın sorumluluğunu gerektirirken, arkadaşlığın feminist alanlarda özerklik temin ettiği ve “evde olma hissi” yarattığıdır. Bunun sonucunda feminist politikada kolektif öznelliği temsil eden yoldaşlıkla, kişisel öznelliği temsil eden arkadaşlık arasında bir tür müzakere ortaya çıkacaktır

    Geç Heıdegger düşüncesinde varlığın tezahürü olarak sanat

    No full text
    Bu tez Martin Heidegger'in "Sanat Eserinin Kökeni" adlı eserini temel alan bir incelemeye dayanır. Heidegger sanat, sanat eseri ve sanatçı kavramlarını o güne dek hiçbir felsefeci ya da sanat kuramcısının ele almadığı biçimde ele alır ve üzerine yeniden düşünmemizin önünü açar. Varlık nedir sorusuna cevap ararken sanatın doğasını, anlamını araştırmaya yönelir; sanat eserinin kökeni nedir sorusunu ortaya atar. Aristoteles'in tekhne ve poiesis kavramlarına getirdiği eleştiriler Heideger'in sanat anlayışının Aristotelesçi kökenleri üzerinde düşünmemize neden olur. Heidegger, erken döneminde yazdığı Varlık ve Zaman adlı kitabında Dasein'ın zamansallığı bölümünde, fanilik üzerine düşünüşünde, varlığın en büyük trajedisinin ölümlü olduğunu bilerek yaşaması olduğunu, bu nedenle kaygı içinde yaşadığını vurgular. Geç dönem düşüncesinde ise yeryüzü ve dünya arasındaki yarıktan söz etmesi aydınlanma ve modernite eleştirisi olarak çok ses getirir. Onun geç dönem düşüncesinde varlığın tezahürü olarak sanat, varoluşsal düşünceyle ilişkilendirilen bir olgudur. Hölderlin şiirlerinden yola çıkarak şiirin varlığın dünya ile ilişkisini derinleştirdiğini, insanın varoluşsal gerçekliğine olanak tanıdığını, çevresiyle olan etkileşimini zenginleştirdiğini vurgular. Vincent van Gogh'un ayakkabılar tablosu üzerine düşünür, bu tablo, sadece bir şeyi/nesneyi değil, aynı zamanda Varlığın nesnelerle ilişkisini, yaşantısını anlatan, varlığa dünya açan bir poiesis'tir. Varlık sanat aracılığıyla bir şeyin varlığını, gerçekliğini veya derinliğini ifade etme imkânı bulabilir. Heidegger'e göre, bir şeyin kökenini, menşeini, özünü açığa çıkaran, varlığın varoluşunu açığa çıkaran, yeni dünyalar açan sanat'tır

    Seramik çamuru ile sanat üretiminde deneyimin etkisi

    No full text
    Malzeme, nesne ve üreten ilişkisi, sanat ve tasarım disiplinlerinde kritik bir rol oynamaktadır. Sanatçının duyularıyla etkileşime geçmesinde ve onunla bir tür diyaloğa girmesinde malzeme seçimi önemlidir. Bu çalışma, dokunsal ve süreç odaklı bir malzeme olan seramik çamuruna odaklanarak, deneyimsel bilginin önemini bu malzeme üzerinden araştırmaktadır. Deneyim kavramı, sanatçının seramik çamuruyla etkileşiminin yaratıcı sürece olan katkısı üzerinden ele alınmıştır. Yapılan alan yazın taraması, çalışmaların üretim sonuçlarını anlamlandırma, sanatçıların üslupları, tasarım süreci ve işlevsellik üzerine odaklandığını göstermektedir. Buna rağmen, malzeme deneyimi ve fiziksel keşiflerin araştırma bağlamında yeterince ele alınmadığı görülmektedir. Bu durum, seramik alanında teknik ve malzeme üzerine çalışıldığını ancak bunların getirdiği içeriğin göz ardı edildiğini ortaya koymaktadır. Bu çalışma kapsamında araştırmacının kendi tasarlama pratiğini bir sorgulama yöntemi olarak kullanmasıyla, deneyim kavramının sanat üretimindeki temel rolü incelenmektedir. Araştırmanın, deneyime dayalı bilginin sanatsal üretimdeki önemini ve seramik sanatının pratik ve teorik boyutlarını daha iyi anlamamıza katkı sağlayabileceği düşünülmektedir

    Street and street border building facade renewal approach inquiry on Sakarya street in Sinop province

    No full text
    Cepheler, bir binanın dışa dönük yüzüdür. Cepheler sadece bina için bir kabuk değil, kentin estetik ve ekonomik değerinin belirleyicilerinden biridir. Kentin birçok unsuru ile dolaylı yoldan iletişime geçer, etki alır ve etkide bulunur. Kentin diğer mimari unsurları ve kentliler ile iletişim halindedir. Bir kente dair iklim, çevre, renk, kültür, tarih gibi birçok bilgi taşırlar. Bina ve cepheleri, zaman içinde işlev değişikliği, yıpranma-hasar, güncelliğini kaybetme gibi nedenlerle yenilenebilir, yenilenme ihtiyacı gösterebilir. Bu yenileme çalışmaları yapılırken cephelerin bina yüzü olduğu kadar kentin yüzü de olduğu unutulmamalıdır. Cephelerin yenilenmesi kente katkı sağlayabileceği gibi, değerini de düşürebilir. Çünkü cepheler kentin hafızasını barındıran en önemli kent ögelerinden biridir. Cadde aksı boyunca planlanacak olan yenileme projelerinde; tek bina ölçeğinde belirlenen ihtiyaçların yanında cadde ölçeğinde de ihtiyaçlar belirlenmelidir. Cadde ve caddeye sınır olan bina cephelerinin yenilenmesinde bir yaklaşım olmalıdır. Bu yaklaşım; temizleme, enerji korunumu, sağlıklı görünüm oluşturma vs. gibi farklı amaçlar içerebilir. Yaklaşımın yerin ve kullanıcıların mikro ölçekteki ihtiyaçlarına göre belirlenmesi müdahale oran ve içeriğini belirler. Bina, bina-bina, bina-cadde ve bina-cadde-kullanıcı ilişkisi içinde yenileme süreci bütünleşik bir yaklaşım içermelidir. Ülkemizde özellikle kentlerin ana akslarında uygulanmış olan cadde ve bina cephe yenileme projeleri; gerekli analizlerin yapılmamış olması, endüstriyel malzemelerin doğru olmayan şekillerde sadece moda olduğu için kullanılması, kamuoyu ile iletişimsizlik, hızlı ve ekonomik olma gibi sebepler nedeniyle tek tipleştirilmiş binaları içeren ve farklı kültürel ve coğrafi özelliklere sahip kentlerde benzer caddelerin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Çalışma alanı; Sinop ili, Merkez ilçenin ana aksı olan Sakarya Caddesi'ni kapsamaktadır. Sakarya caddesi 2017 yılında cadde aksı boyunca yenilenmiş olan bir alandır. Alanın seçilmesinde yapılan tek tip yenilemenin yenileme yapılmış olan diğer iller ile benzerliği, seçilen malzemenin ve tasarımın yeterli analiz yapılmadan uygulamaya aktarılmasının bir sonucu olarak sürekli tadilat ve yenileme ihtiyacının olması etkili olmuştur. Bu durum yenileme uygulamasının birçok açıdan sorunlu olduğunu göstermektedir. Bu çalışma; cadde aksı boyunca yapılacak olan yenileme çalışmaları için yenileme planlamasının gerekliliğini Sakarya Caddesi örneği üzerinden kent kullanıcısı ve tasarımcı gözünden elde edilecek olan bulgular ile ifade edebilmeyi amaçlamaktadır. Araştırma; literatür taraması, alan ve anket çalışmasından oluşmaktadır. Kullanıcı memnuniyetinin ve mimari algının anlaşılabilmesi amacıyla iki ayrı anket yapılmıştır. Kentlilerin cadde hakkındaki görüşlerini belirleyebilmek amacıyla ön anket çalışması yapılmıştır. Mimari olarak bu yenileme yaklaşımının değerlendirilebilmesi için hem mimar hem de kentli ile ikinci bir anket yapılmıştır. Çalışma üç ana bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Birinci bölümde; çalışmanın amacı, kapsamı ve yöntemi açıklanmıştır. İkinci bölümde; yenileme kavramı, mimaride yenileme yaklaşımları açıklanmıştır. Türkiye ve dünyadan özellikle cadde yenileme örnekleri seçilerek incelenmiştir. Üçüncü bölümde; alan çalışması aktarılmıştır. Çalışma alanının yeri, seçilme amacı, konumu, coğrafi şartları, iklimi, nüfusu, tarihi ve fiziksel gelişimi hakkında bilgi verilmiştir. Uygulama öncesi ve sonrasına ait karşılaştırmalar yapılmış, kullanılan malzemelerdeki deformasyonlar incelenmiştir. Yenileme uygulaması yapılmış olan caddenin kullanıcıları ile kullanıcıların fikrinin alınması ve mimari açıdan uygulamanın değerlendirilebilmesi amacıyla yapılan iki farklı anket, analiz ve bulguları açıklanmıştır. Bu çalışma; cadde yenileme uygulamaları planlanmasında caddenin tarihi, kent tarihi, bölgenin iklim koşulları, coğrafi özellikleri gibi faktörlerin önemini, yenilemenin mimari boyutta sahip olduğu anlamları, yenilemede kimlik kavramının önemini mevcut yenileme yaklaşımlarını, örneklem kullanıcılarının değerlendirmelerini ve bu değerlendirmelerin önemini vurgulamaktadır

    Eric Rohmer sinemasında renk-mekan bağlamında resimsel süreç

    Get PDF
    Eser metin niteliği taşıyan bu çalışmada resim sanatı ve sinema etkileşimi ana temayı oluştururken, Yönetmen Eric Rohmer ise eser metin içerisinde bu etkileşimin öznesi olarak yer almaktadır. Rohmer filmografisi içerisinden seçilen kadrajlar üzerinde biçimsel analizler yapılarak, sonrasında yapmış olduğum resimler için bir altyapı oluşturulmuştur. Yönetmenin röportajlarında da bahsettiği renk konusundaki duyarlılığı, film kadrajlarında resimsel unsurlar bulma yada onları resimsel hâle getirmek bakımından oldukça elverişli bir çalışma ortamı hazırlar demek yanlış olmayacaktır. Sinema sanatının kendi teknik elverişliliği dışında görsel açıdan estetiğin zenginleştirilmesi adına resimsel öğelerden yararlandığı daha birçok örnek vardır. Bu durum tek taraflı olmayıp resim sanatınında sinemadan faydalandığı birçok örnek hâlihazırda mevcuttur. Metnin üçüncü bölümünde bu konuyla alakalı örneklemeler ele alınmıştır. Sinemada renk kullanımının başlamasından itibaren filmlerde görülen resimselliğin günümüzde hâlen örneklerine rastlanmaktadır. Bu bağlamda yapmış olduğum çalışmalara Rohmer sinemasından seçtiğim kadrajlar esin kaynağı olmuş ve kadrajlar üzerinde renk ve mekân analizleri yapılarak eser metni sonlandırılmıştır

    918

    full texts

    9,810

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Mimar Sinan Fine Arts University Institutional Repository
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇