Mimar Sinan Fine Arts University Institutional Repository
Not a member yet
9810 research outputs found
Sort by
Karakter alanlarına özgü koruma yaklaşımları: Şişli Maçka Pangaltı kentsel sit alanı örneği
İstanbul ilk yerleşiminin başlamasından bugüne tarihin farklı mimari ve toplumsal değerlerinin birbiri üstüne eklenerek kentsel gelişimine devam ettirirken fark edilmektedir ki günümüzde de bu süreç devam etmektedir. Bu geçirilen dönüşüm sürecinde kentte birçok dönemden kalan katmanlar görülürken bunların kıymetinin anlaşıması zaman almış ve koruma süreci tekil bina ölçeğinden çıkamayarak reellde somut olarak mekanlarımızda kendini göstermesi imkansızlaşmıştır. Kentsel ölçekte alınan kararların sadece turizm ve rant odaklı olması, mülk sahibinin koruma kararları içerisinde elinin kolunun bağlanmasından öteye geçmediği anlaşılan koruma politikaları neticesinde çalışma alanı olarak belirlenen kentsel ve tarihi sit alanı olarak tanımlanan çalışma alanı içerisindeki 6 mahalle daha detaylı analizler ile irdelenerek birbirinden farklı geçirdiği korum süreci kapsamında irdelenmesi gerekliliği ortaya çıkmıştır.19. yüzyılın ortalarında gayrimüslim ve levanten nüfusu ile ön plana çıkan Pera ve Galata yerleşimlerinin yetersiz kalması sonucu kent, kuzey yönünde genişlemeye başlamıştır. Bu dönemde konut yerleşimi ile birlikte, bir ticaret alanı olarak gelişen bölgede 1980'lere gelindiğinde kısıtlı miktarda boş alan kalmış, bölge İstanbul'un en merkezi yerleşimlerden biri haline gelmiştir. Nişantaşı-Teşvikiye ve Harbiye-Şişli bölgeleri 1980'den bu yana kent içindeki merkezi ve prestijli konumları nedeni ile tercih edilen bir kent alanı olarak önemlerini korumakta, ancak bu yoğun talebin getirdiği kentsel ve yapısal baskıdan dolayı özgün kent dokusunun tahrip olması tehdidi altındadır. Birinci bölümde çalışma amacı, kapsamı ve yöntemi ve tezde ele alınan koruma yaklaşımı detaylı olarak açıklanmıştır. İkinci bölümde Şişli'nin genel, idari, tarihi bilgileri incelenmiştir. Çalışma alanı sınırları tanımlanmıştır. Üçüncü bölümde çalışma alanı kentsel, mekansal analizler ile araştırılmıştır. Eski haritalar ile mekansal gelişimin dönüşümü irdelenmiştir. 1/5000 Nazım İmar planı ile stratejik analizler ile irdelenmiştir. Kentsel sit alanı sınırları kapsamında sosyal, tarihsel ve mekansal analizler ile mahalle ölçeğinde mekansal okumalar yapılmıştır. Günümüzde yapılan saha çalışmaları ile mahalle ölçeğinde mekansal ve sosyal farklar irdelenmiştir. Dördüncü bölümde bölgesel olarak yapılan stratejik analizler sonrasında korunması gereken, sit alanları içerisindeki mahalleler içerisinde ayrıca odak haline gelebilecek kentsel mekan tipolojileri, aks sokak meydan olarak detaylandırılıp örnekler resim ve eskizlerle irdelenmiştir. Son bölümde sit alanları içerisinde çalışma alanımız örneği üzerinden karakter alanlarına ayrılarak korunmaya yönelik oluşturulan değerlendirilme; işlevsiz kalan mekanlar, nitelikli binaların belirlenmesi ve kullanıcı sürekliliğinin sürdürülebilir devamlılığı olarak ilkeleri ile tartışılmıştır. Çalışma mahalleler üzerinden karakter alanlarına göre oluşan 3 tipolojiye uygun öneriler ile tamamlanmıştır
İstanbul'da elektronik dans müziğinin (EDM) heterotopik mekân kurmadaki rolü
Dünya genelinde olduğu gibi İstanbul'da da elektronik dans müzik (EDM) gün geçtikçe daha fazla dikkat çekmekte ve geniş kitleler tarafından takip edilmektedir. Bununla birlikte İstanbul EDM scene'i açısından oldukça geniştir. Bu scene içerisinde DJ'leri, mekân işletmecilerini, dinleyicileri barındırmaktadır. Bu tez, İstanbul'da elektronik dans müziğinin queer topluluklar için heterotopik mekânlar yaratmadaki rolünü inceleyen, elektronik dans müzik, toplumsal cinsiyet ve mekânsal kuramların kesişiminde yer alan bir çalışmadır. Çalışmada, scene, queer, queer teori, görünürlük, heterotopya ve queer heterotopya gibi temel kavramlar ele alınarak, EDM'in İstanbul'daki gelişimi ve toplumsal, kültürel bağlamı detaylandırılmaktadır. Çalışmanın iki amacı vardır. İlki, İstanbul'daki elektronik dans müziği scene'inin özellikle LGBTİ+ bireyler için alternatif sosyal alanlar ve görünürlük sağlama işlevini nasıl yerine getirdiğini araştırmak ikincisi ise elektronik dans müzik ve LGBTİ+ hareketi arasında bir bağ olup olmadığına bakmaktır. Çalışmada, EDM scene'i içindeki ideolojik yapılar, sosyal dinamikler, müzik üretimi ve performans mekânları incelenmektedir. Çalışma, bu scene'in sürekli bir değişim ve dalgalanma içinde olduğunu göz önünde bulundurarak, dinamik yapısını ortaya koymayı hedeflemektedir. Çalışmanın ilk bölümünde, teorik çerçeve olarak kullanılan kavramlar tanıtılmakta ve queer teori ile heterotopya kuramı üzerine yapılan literatür taramaları sunulmaktadır. Bu bağlamda, queer bireylerin toplumsal cinsiyet normlarına ve heteronormatif mekânlara karşı geliştirdiği direniş biçimleri ve heterotopik mekânlar yaratma süreçleri ilerleyen bölümlerde ele alınmaktadır. Heterotopya kavramı, Michel Foucault'nun mekânsal kuramı üzerinden tartışılmakta ve bu kavramın, alternatif toplumsal mekânların nasıl yaratıldığına dair bir analiz çerçevesi sunduğu savunulmaktadır. Tezde ayrıca, queer heterotopyanın özellikle LGBTİ+ bireyler için ne anlama geldiği ve bu mekânların queer topluluklar açısından neden önemli olduğu da incelenmektedir. İkinci bölümde, elektronik müziğin tarihsel gelişimi ve EDM'in küresel bağlamda nasıl ortaya çıktığı ele alınmaktadır. EDM'in alt türleri ve müzikal pratikleri tanıtıldıktan sonra, İstanbul'daki elektronik dans müziği scene'i ve bu müzik türünün şehre girişi üzerine durulmaktadır. 1990'lı yıllardan itibaren İstanbul'da gelişmeye başlayan EDM scene'inin, özellikle politik ve sosyal dinamiklerle nasıl iç içe geçtiği ve bu müzik türünün, LGBTİ+ bireyler için bir direniş aracı olarak nasıl işlev gördüğü açıklanmaktadır. Çalışmanın ilerleyen kısımlarında, Türkiye'deki LGBTİ+ hareketinin tarihsel gelişimi ve bu hareketin İstanbul'daki elektronik dans müziği scene'i ile kurduğu ilişki detaylı bir şekilde ele alınmaktadır. Elektronik dans müziği scene'i, LGBTİ+ bireyler için yalnızca bir eğlence alanı değil, aynı zamanda marjinalleştirilmiş kimliklerin görünürlük kazandığı ve ifade bulduğu bir direniş mekânı olarak da [ÖS 2:57, 28.11.2024] İklim: değerlendirilmektedir. Türkiye'deki LGBTİ+ hareketinin tarihi, toplumsal baskılara karşı bu türden mekânların nasıl heterotopik alanlar sunduğu ile ilişkilendirilmiştir. Çalışmanın son bölümünde, İstanbul'daki elektronik dans müzik scene'inde aktif olarak yer alan DJ'ler, işletmeciler ve diğer aktörlerle yapılan görüşmelerin analizlerine yer verilmektedir. Bu görüşmeler, elektronik dans müzik scene'inin iç dinamiklerini, aktörlerin kişisel deneyimlerini ve LGBTİ+ toplulukları ile olan ilişkilerini anlamak açısından veriler sunmaktadır. Görüşmecilerin deneyimleri, tezin teorik çerçevesini destekleyen ve somut örneklerle zenginleştiren bilgiler sağlamaktadır. 2022-2024 yılları arasında gerçekleşen araştırmada yüz yüze ve dijital etnografi tekniklerinden yararlanılmıştır. Gece Kulübü, bar gibi mekânlarda ve Kadıköy, Beyoğlu'ndaki belirli sokaklarda gözlemler, yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. EDM'in heterotopik mekân kurmadaki rolüne ve EDM ile LGBTİ+ hareketi arasında bir bağ olup olmadığına dair farklı bulgulara rastlanmıştır. Çalışma Türkiye'de bu alandaki mecvut sınırlı literatüre katkı sunmayı ve LGBTİ+ hareketinin görünürlülüğünü arttırmayı umut etmektedir
An analysis of Necil Kâzim Akses's Sixth Symphony and "the image of that which is invisible" for orchestra
Necil Kâzım Akses'in Altıncı Senfoni'si bestecinin ölümü sebebiyle tamamlanamamıştır. Besteci hakkında yazılmış çizilmiş hemen her metinde Altıncı Senfoni salt dramatik bir gündem olarak yer almıştır. Müzisyenler ve orkestra şefleri de bu yazılanlar ile yetinmiş, yapıtın aslı astarını merak etmemişlerdir. Çağdaş Türk müziği literatürünün en önemli ustalarından biri olan Necil Kâzım Akses'in (ve bütün bestecilerimizin) yapıtlarının bir arşivde tasnif edilip her birinin detaylıca incelenmesi gerekmektedir, ki sürprizler hüzün değil şevk yaratsın. Bu çalışmada yazılmışların peşinde koşmadan, yapıt ve bağlam izleğinde çözümlemelerle ne büyük kazançlar elde edilebileceği gösterilmek istenmiştir. Dileğim, Necil Kâzım Akses'in Altıncı Senfoni'sinin bu çalışmanın ardından bir mit olmaktan kurtulup, konser programlarında hakettiği yeri almasıdır
Success criteria for 3D object modeling with close-range photogrammetry: case study of stone artifacts from the Ancient City of Perinthos
Fotogrametrinin arkeolojik kullanımı daha çok yapı, topografya ve kazı alanı
belgeleme işlerinde yoğunlaşmıştır. Obje özelinde fotogrametri yöntemi kullanılarak
gerçekleştirilen 3B belgeleme işlerine ilişkin çalışmaların sayısı yeterli değildir.
Arkeolojik bir kazı alanında en fazla saptanan ve veri üretme potansiyeli yüksek olan
eserler tekil objelerdir. Bu tekil objeleri seramikler, sikkeler, heykeller, kabartmalar,
mimari elemanlar olarak gruplamak mümkündür. Fotogrametrik yöntemler ile bu
eserlerin belgelenmesi, yayın çalışmaları için bilimsel veri ve dijital sergi çıktıları
üretir. Bu şekilde arkeolojik kazılar için makro ölçekte çok güçlü bilgi kaynaklarına
dönüşme potansiyeli oldukça yüksektir.
Fotogrametrinin kritik süreçlerinden olan merkezi projeksiyon matematiği ve izdüşüm
geometrisi hesaplamaları, başarıyı etkileyen birinci faktörlerdir. Günümüzde bu
hesaplamalar yazılımlar aracılığı ile otomatik olarak gerçekleştirilmektedir. Ancak
yazılım, bu hesaplamaları gerçekleştirip 3B model üretebilmek için ihtiyacı olan ham
veriyi kullanıcının çektiği fotoğraflardan alır. Dolayısı ile kullanıcının, tüm bu
verilerin fotoğraflarda doğru bir şekilde nasıl oluşacağını, bu verinin oluşturulmasına
etki eden faktörleri, bu faktörlerin başarıyı etkileme oranlarını bilmesi gerekir.
Böylelikle amatör bir kullanıcı, hassas ve doğru bir 3B model üretebilir.
Bu tez çalışmasında yukarıda ele alınan konular, bulut sisteminde çalışan ReCap Photo yazılımı kullanılarak Perinthos antik kentine ait tekil taş eserlere uygulanan
fotogrametrik 3B modelleme çalışmalarından elde edilen bulgulara dayanmaktadır.
Yöntem ve sonuçlar aşağıdaki gibidir:
Arkeolojik taş eserler orijinal kullanım şekillerine göre sınıflandırılmıştır. Bu
sınıflandırmaya göre 3B modelleme çalışmalarına başlanmıştır. Modelleme
çalışmalarında, yersel yakın mesafe fotogrametrisi genel iş adımları uygulanmıştır. Bu
adımlar sırasıyla, fotoğrafların çekilmesi, modellemeye uygun olmayan fotoğrafların
elenmesi, modellemeye uygun olan fotoğrafların yazılıma yüklenmesi, 3B modelin
oluşturulması, ölçeklendirmelerin yapılması, ortofotoların üretilmesidir. Oluşturulan
3B modeller ‘başarılı olanlar’ ‘yarı başarılı olanlar’ ve ‘başarısız olanlar’ diye üçe
ayrılmıştır. Üretim süreçleri, kullanılan veri ve oluşturulma şekillerine göre başarıya
etki eden faktörler belirlenmiştir. Bu faktörlerin başarıya etki düzeyleri hesaplanmıştır.
Bu çalışma metoduna göre 3B model başarı sürecine etki eden faktörler fotoğrafların
çekim açıları, fotoğrafların çekim eksenleri, fotoğrafların ışın demeti sisteminde
çekilmesi, detay fotoğraf gerektiren obje özellikleri, obje geometrik özellikleri, ortam
ışık şartları, çevresel faktörler olarak belirlenmiştir. Bu faktörler içerisinde başarıya en
fazla etki eden faktörler fotoğraf çekim açıları, fotoğraf çekim eksenleri, çevresel
faktörler, eser geometrik özellikleridir. Çevresel faktörler içerisinde yer alan
istenmeyen girdi faktörleri ile nesne arasındaki bağ koparılamıyorsa 3B modelin
başarılı olma ihtimali yok denecek kadar düşüktür. Elde edilen sonuçlara göre örnek
bir iş akış şeması oluşturulmuştur
Harabe estetiği bağlamında İstanbul Tarihi Yarımada'da yorumlama ve sunum üzerine bir değerlendirme
İşlevini yitirmiş kültürel miras olarak arkeolojik mirasın, estetik değerlerine vurgu yaparak sunulması amacıyla harabe estetiği kavramı irdelenmiş ve bu doğrultuda İstanbul Tarihi Yarımada'da yorumlama ve sunum üzerine bir değerlendirme yapılmıştır. Çalışmanın amacı, kapsamı ve yönteminin belirtildiği giriş kısmının yer aldığı birinci bölümün ardından tezin ikinci bölümü harabe ve harabe estetiği kavramları felsefesi ve tarihçesi de dahil olmak üzere literatür araştırması üzerinden ortaya konulmuştur. Aynı zamanda harabenin tanımı yine literatür üzerinden yapılmıştır. Yeni harabe ve eski harabe kavramları karşılaştırması yapılarak da tezin ana çerçevesi belirlenmiştir. Bu bölümle birlikte harabelerin sunumuna yönelik alternatif bir düşünsel alt yapı ortaya konulmuştur. Üçüncü bölümde ise arkeolojik mirasa yönelik mevcut koruma yaklaşımları tarihsel süreci ile birlikte aktarılmış ardından bütüncül koruma yaklaşımlarına da değinilerek bir koruma çerçevesi çizilmiştir. Bunun ardında harabe, anıt ve değerler kavramları üzerinden bir tartışma bölümü yazılarak harabelerde birlikte ortaya çıkan ancak koruma söz konusu olduğunda birbiriyle çatışan yönleri olan tarihi ve eskilik değerlerinin karşılaştırılması ile estetik değerlerin önemi üzerinde durulmuştur. Ardından tüzükler ve diğer çeşitli kaynaklara referans verilerek mirasın sunumu ve yorumlanması konusu aktarılmıştır. Bu bölümün sonunda aktarılan literatür çerçevesinde harabe estetiği kavramı ve mevcut koruma ve sunum yaklaşımları sentezlenerek bu kavramların somut olarak alana nasıl aktarılabileceği konusunda koruma ve sunum önerileri geliştirilmiştir. Dördüncü bölümde ise ikinci bölümde yapılan konu sınırlandırması neticesinde çalışma alanının belirlenmesine yönelik kriterler ortaya konulmuştur. Aynı zamanda Tarihi Yarımada' daki harabe yapıların tespiti için Müller-Wiener 'in ''İstanbul'un Tarihsel Topografyası'' kitabından önemli ölçüde yararlanılmıştır. Tespit edilen harabeler belirlenen kriterler çerçevesinde değerlendirilerek çalışma alanının sınırları belirlenmiştir. Belirlenen alanlar önceki bölümlerde aktarılan literatür ve öneriler çerçevesinde değerlendirilmiş, sonucunda da bu alanlara yönelik bir rota önerisi geliştirilmiştir. Beşinci bölüm de ise değerlendirme ve sonuç kısmına yer verilerek çalışma alanına yönelik tespitlerin son bir değerlendirmesi yapılmıştır
İstanbul Kent Müzesi: Müzenin yeniden yapılandırma sürecinde sergileme önerisi
İstanbul Belediyesi müzeleri ülkemizde yeteri kadar araştırılmamış bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. Diğer müzelerden farklı bir bakış açısıyla kurulan İstanbul Belediye Müzeleri, İnkılâp Müzesi fikrinden sıyrılmış, kent kültür hayatına yönelik eserlerin edinilmesiyle Kent Müzesi'ne evrilmiştir. Neredeyse yüz yıllık bir süreç içerisinde yaşanan bu değişim, İstanbul Belediyesinin önem verdiği bir konuma yükselmiştir. İstanbul Belediyesi, günümüzde onsekiz müze ve dokuz sanat galerisiyle İstanbul kent kültür hayatını farklı bir bakış açısıyla izleyiciye sunmaktadır. 1925 yılından itibaren söz konusu sürecin araştırılıp sunulduğu bu çalışmayla kurulacak olan İstanbul Kent Müzesi'ne öneri oluşturularak müze kurulum sürecine destek hedeflenmektedir
Scalar dark matter analysis of six-dimensional effective field theory
[Abstract Not Available
The role of industrial design in the food product development process in turkey
Dünya genelinde stratejik öneme sahip olan gıda imalat sanayi, canlıların gıda ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla üretim, işleme, dağıtım ve satış faaliyetleri gerçekleştiren geniş kapsamlı bir sektördür. Türkiye'de de gelişim gösteren bu sektör, ülke ekonomisinin gelişimine destek olmaktadır. Gıda sanayi, üretim-tüketim alışkanlıkları, organizasyonel yapı, iç ve dış ticaret dinamikleri, firma stratejileri ve politikalar gibi birçok alanda önemli değişimlere uğramıştır. Yoğun rekabetin olduğu bu sektörde, firmaların sürdürülebilir başarı elde edebilmesi için Ar-Ge ve tasarım gibi yenilikçi faaliyetlere odaklanması pazarda talep edilen yeni ürünler geliştirmesi gerekmektedir. Ancak, gıda sektöründe radikal yeniliklerin az olduğu, genellikle düşük yenilik düzeyinde ürünler piyasaya sürülmektedir. Gelişen rekabet ortamında firmalar, sadece fiyat etkili değil ürün imaj ve kalitesiyle de rekabet etmesi beklenilmektedir. Gıda ürün geliştirme sürecinde daha yenilikçi ürünler, hizmetler ve müşteri deneyimleri yaratmak için firmaların tasarım yeteneklerini geliştirmeye ihtiyacı vardır. Günümüzde rekabet ortamında başarılı olmak için endüstriyel tasarımı işletme ürün geliştirme süreçlerine entegre etmenin gerekliliği anlayışı giderek daha fazla ortak görüş haline gelmektedir. Bu anlayışın gelişmesinde endüstriyel tasarımcının sorumluluk alanının genişleyerek sadece ürün, hizmet ve sistem tasarımıyla sınırlı olmayıp, aynı zamanda deneyimin tasarlanmasına odaklanması ve çeşitli problem alanlarında yaratıcı çözüm önerileri sunarak iyileştirmeyi sağlaması ile stratejik bir düzeye taşınmış olmasının da etkisi büyüktür. Türkiye'de gıda ürünlerinin geliştirilme sürecinde endüstriyel tasarımcılar istihdam ettirilmektedir. Daha önce ürün geliştirme süreçlerinde endüstriyel tasarımcılarla çalışmamış olan bu firmaların ticari avantaj sağlayacak ürün projeleri geliştirilmesinde endüstriyel tasarımın etkili şekilde yer alabilmesi için hem endüstriyel tasarım hem gıda endüstrisi için birçok yeni oluşumun ve anlayışın gelişmesinin gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Bu doğrultuda; bu çalışmada, daha yaygın endüstriyel tasarımcının istihdamı ve buna bağlı olarak daha etkin tasarımın kullanımının yollarını belirlenmesi hedeflenmektedir. Tez çalışması iki ana aşamada gerçekleştirilmiştir. İlk aşamada, çalışmanın saha araştırmasında kullanılacak kavramsal çerçevelerin oluşturulması amaçlanmış, ürün geliştirme, gıda ve endüstriyel tasarım alanlarına ilişkin literatür taraması yapılmıştır. Tezin literatür bölümlerinde: • gıda imalat sanayiinde ürün geliştirme süreç yapısının genel ürün geliştirme sürecine göre farklılıklarının belirlemesi, • gıda ürün tasarımı sürecinde endüstriyel tasarım becerilerinin ürünlerin farklılaşmasında ve firmalara katma değer kazanmasında rolünün tespit edilmesi ve • yeni gıda ürünü geliştirme sürecinde ürün başarısını etkileyen faktörler ve bu faktörlerde endüstriyel tasarımın etkisinin değerlendirmesi hedeflenmiştir. Yapılan literatür çalışmasının sonucunda saha araştırmasında Türkiye gıda imalat sanayi firmalarının endüstriyel tasarım perspektifinden organizasyon ve süreç yapılarının sistematik ve detaylı bir inceleme ve değerlendirmesinin yapılmasını sağlamak için gıda ürün geliştirme süreç bileşenleri belirlenmiştir. Bu araştırmanın ikinci aşamasında saha çalışması kapsamında Türkiye'den beş büyük ölçekli firmanın gıda ürün geliştirme süreçlerine odaklanılmış, ürün geliştirme süreç ve ürün vaka çalışmaları yürütülmüştür. Firma vaka çalışmaları için yarı yapılandırılmış açık uçlu mülakatlar yapılmıştır. Champy (1995)'in 'ürün geliştirme işletme süreç analizi' kavramları temelinde hazırlanan soru kümleri ile elde edilen bulgular değerlendirilmiştir. Firma ürün geliştirme süreç vaka çalışmalarını destekleyen ürün vaka çalışmaları analiz edilerek endüstriyel tasarım becerilerinin gıda ürünlerinin tasarımına katkıları değerlendirilmiştir. Bu ikili değerlendirme sonucunda Türkiye gıda imalat sanayinde endüstriyel tasarım faaliyetleri ve gıda ürün geliştirme süreç ve organizasyon yapıları hakkında detaylı bir resim inşa ederek; literatür araştırmasından elde edilen bulguların karşılaştırılması neticesinde firmalarda endüstriyel tasarım beceri ve yeteneklerinin geliştirilmesini destekleyen ve engelleyen faktörlerin ortaya konulması sağlanmıştır. Çalışmanın bulgularına göre, Türkiye gıda imalat sanayi firmalarında endüstriyel tasarımın çok sınırlı düzeyde kullanıldığı görülmüştür. Ürün geliştirme süreç ve organizasyon yapılarında gıda tasarım fonksiyonuna yönelik net bir yapılanmaya rastlanmamış, daha çok tasarımın bir dış katılımcı olarak konumlandığı görülmüştür. Ancak endüstriyel tasarımın katma değerini giderek daha çok fark eden firmalar endüstriyel tasarımın istihdamının artırılması, iç ve dış kaynağın kullanılması gerektiğini düşünmekte ama henüz endüstriyel tasarımın beceri ve yeteneklerinin gıda imalat sanayinde ürün geliştirme sürecindeki ihtiyaçlarının hangilerine ve nasıl yanıt verebileceği konusunda tam bir anlayışa sahip olmadığı tespit edilmiştir. Gıda imalat sanayi firmalarının endüstriyel tasarımdan rekabetçi bir unsur olarak faydalanabilmeleri için kurumsal yönetimin her düzeyinde, tasarım yönetim stratejilerini geliştirmesi ve benimsemesi gerektiği, endüstriyel tasarımcıların gıda özellikleri ve gıda üretim süreçleri hakkında bilişsel yakınlıklarını artırdığında daha aktif rol oynayabileceği ve üretici firmalarda tasarımın sağlayacağı katma değeri yükseltebileceği tespit edilmiştir. Bu bağlamda, tez çalışması Türkiye'deki gıda imalat sanayi firmalarını, pazar ve ülke koşulları içinde daha etkili endüstriyel tasarım yapmalarına kılavuzluk edecek öneriler sunmaktadır. Aynı zamanda, tasarım çalışmalarının gelişimi için endüstriyel tasarım alanının güçlenmesi gereken yönleri vurgulayarak, endüstriyel tasarımcıların gıda sektöründeki tasarım yeteneklerini artırmalarını destekleyen önerilere de yer vermektedir
Antik Side suyolu'nun koruma sorunlarının değerlendirilmesi
İlk çağlardan günümüze, canlıların yaşamını sürdürebilmesi için gerekli en temel kaynak olan içilebilir ve kullanılabilir suya ulaşmak, medeniyetlerin kültürlerine, yaşam şartlarına ve yerleşim yerlerine etki etmiştir. Tarihsel süreçte toplumların gelişimleri incelendiğinde su yapılarının ve suyollarının yapıldığı zamanlar, medeniyetlerin en parlak dönemlerine denk gelmektedir. Bu durum suya ulaşılabilirliğin bir medeniyetin gelişmişlik düzeyine etkisini göstermektedir. Kültür varlığı değeri taşıyan tarihi suyolları arkeolojik miras tanımına girmektedir. Antik kentlerin ayrılmaz bir parçası olan suyolları mimari değeri dışında, dönemin su kültürünü yansıtmakta ve su temini için verilen çabayı gözler önüne sermektedir. Günümüzde antik kentlere ait suyolları tescillenmiş ve koruma altında bulunmaktadır. Ancak kırsal bölgelerde yer alan, genellikle engebeli arazide bulunan ve uzak mesafelerden su taşımak için yapılmış suyollarına yönelik yapılan koruma çalışmaları sınırlıdır. Arkeolojik sit alanı dışında bulunan koruma altındaki suyolları, çevresel faktörlerin etkisiyle yıpranmakta, hızlanan kontrolsüz yapılaşma faaliyetlerinden olumsuz etkilenmektedir. Bu nedenle kırsal kesimde bulunan suyollarının koruma altında olmasına rağmen bütüncül ölçekte koruma sorunları karşımıza çıkmakta ve bu durum arkeolojik miras değeri taşıyan suyolları için ciddi risk oluşturmaktadır. Akdeniz medeniyetleri arasında Pamphylia bölgesinde yer alan Side Antik Kenti'ne su taşınması amacıyla inşa edilmiş olan 35 km uzunluğundaki Side Suyolu, tezin konusunu oluşturmaktadır. Günümüzde Oymapınar Barajı içerisinde kalan Dumanlıyar kaynağından başlayan suyolu; kanallar, tüneller ve su kemerleri ile Side Antik kentine ulaşmaktadır. Roma dönemine tarihlendirilen ve mimari özelliklerini yansıtan Side Suyolu; 1947'de Side kazıları ile araştırılmaya başlamış, 1975'te Oymapınar Barajı Projesi'nde belirli bir kısmının su altında kalacak olması nedeniyle, alanında uzman arkeologlar, inşaat mühendisleri ve hidroloji mühendisleri tarafından çeşitli belgeleme çalışmaları yapılmıştır. Antik dönemin gelişmişlik düzeyini, yapım sistemini ve kültürel değerini yansıtan önemli bir örnek olan Side Suyolu, günümüzde koruma sorunları ile karşı karşıyadır. Suyolu çevresel faktörler ve insanların neden olduğu etkiler nedeniyle ciddi risk altındadır. Hızla büyüyen kentleşme ve yapılaşmanın günümüzde kırsal bölgelere yayılmaya ve imarsız tarım alanlarında kontrolsüzce artmaya başlaması suyolunun bütüncül olarak korunmasında tehlike oluşturmaktadır. Yasal çerçevede koruma alanı sınırları tanımlanmış olmasına rağmen suyolunun yeterince denetlenmediği ve çevreden gelebilecek bilinçli-bilinçsiz müdahalelere karşı savunmasız durumda olduğu görülmektedir. İnsanlığın ortak mirasını oluşturan suyolunun korunması, korunarak yaşatılması ve gelecek nesillere aktarılması önem arz etmektedir. Çalışmada, Side Suyolu bütüncül ölçekte araştırılarak, literatür taraması yapılmıştır. Alan çalışmaları yapılarak, suyolunun güzergahı ve üzerinde bulunan su kanalları, su tünelleri ve su kemerleri incelenmiş, tez kapsamında sınırlandırılan alanda envanter fişleri hazırlanmış ve güncel koruma sorunları tespit edilmiştir. Suyolunun çevre ile ilişkisi incelenerek mevcut durumda çevredeki yapılaşma ve halkın suyoluna katılımı değerlendirilmiştir. Mimari miras değerine sahip suyolunun gelecek kuşaklara sağlıklı bir şekilde ulaştırılabilmesinin sağlanması amacıyla bütüncül ölçekte koruma önerileri geliştirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Suyolu, Side Suyolu, Roma Dönemi, Pamphylia, Kültürel Miras, Mimari Miras, Arkeolojik Miras, Koruma Sorunları, Koruma Önerileri
Mitolojik Mekanların Günümüz Teknolojileri Kullanılarak Görselleştirilmesi ve Kültür-Mekân Anlayışının İncelenmesi
“Certainly, there cannot and shouldn’t be a universal understanding of the concept of myth. It is an inherently elusive concept, and its value lies in its continuous development as well as in its definition” (Esseb, 2008). Mythological stories bear a trace of themselves in different cultures. Therefore, mythology is suitable for comparative examination. Mythological scenes have been depicted through paintings, sculptures, or written texts till nowadays. Today, artificial intelligence technology includes new options and methods to make these scenes vivid and impressive. In this article, it has been ensured that some places/scenes selected from the mythological narratives that have survived to the present day are turned into visual outputs by using the data routing and processing of artificial intelligence from different platforms (Playground, BlueWillow).Visualization of mythological scenes using AI provides an example of art and technology working together and can increase the vitality of mythology, intercultural interaction, and curiosity.‘’Elbette mit kavramının evrensel bir anlayışı olamaz ve olmamalıdır. Doğası gereği anlaşılması zor bir kavramdır ve değeri tanımında olduğu kadar sürekli gelişiminde de yatmaktadır’’ (Esseb, 2008). İnsan üretimi olan mitolojik hikâyeler farklı kültürlerde kendinden bir iz taşır. Tam da bu sebeple mitoloji karşılaştırmalı olarak incelemeye uygundur. Geleneksel olarak, mitolojik sahneler resim, heykel veya yazılı metinler aracılığıyla tasvir edilmiştir. Ancak, günümüzde yapay zekâ teknolojisi, bu sahneleri daha canlı ve etkileyici hale getirmek için yeni seçenekler ve yöntemler içermektedir. Makalede günümüze kadar ulaşmış mitolojik anlatılardan seçilen bazı mekânların/sahnelerin, farklı platformlardaki (Playground, BlueWillow) yapay zekânın veri yönlendirmesi ve veri işlemesi kullanılarak, mekân tasvirlerinin görsel çıktı haline getirilmesi sağlanmıştır. Mitolojik sahnelerin yapay zekâ kullanılarak görselleştirilmesi, sanat ve teknolojinin birlikte çalışmasının bir örneğini sunar ve mitolojinin canlılığını, kültürlerarası etkileşimi ve merakı, sanat-teknoloji ilişkisinin birbirleriyle olan ilgisini ve artırabilir. Kurulacak görsel etkileşim mitolojik sahnelerin ve farklı kültürlerin günümüzde yaşatılması ve daha geniş kitlelere ulaştırılması mümkün kılabilecektir