Mimar Sinan Fine Arts University Institutional Repository
Not a member yet
9810 research outputs found
Sort by
1876 Selanik hadisesinde diplomatik baskılar, toplumsal tahrikler ve tepkiler
5 Mayıs 1876'da, Selanik Garı'nda yaşanan olayların kendisinden sonraki olaylar zincirinin ilk halkası olduğunu belirtmek gerekir. Tüm basın organlarında 'kaçırılan bir genç kız' ile ilgili bir adi suç vakası olarak anlatılan veya çizilen bu resime binaen 'Kız Vakası' olarak da anılan 'Selanik Vakası', ardında pek çok şüpheli eylem bırakmış olup, tarih araştırmalarında da pek detay verilmemiştir. Olayın sağlıklı bir şekilde ele alınmasının önündeki en büyük engellerden biri de Avrupa devletlerinin olaya müdahale biçimleri ve Babıali üzerinde baskıyı arttırmalarıdır. Bu baskı ve müdahaleden bunalan, 'hızlı ve kesin' çözüm dışında hiç bir şeyi düşünmeden hareket eden Osmanlı yöneticileri de hadiselerin büyümesine ve karışıklıkların artmasına yol açmışlardır. Meselenin doğru bir şekilde algılanabilmesi ve analiz edilebilmesi ancak olaydan önceki tarihlere, henüz bir kaçırma eyleminin olmadığı dönemi de ele almayı gerektirmiştir. Olaylar zincirinin kimi kısımlarında daha önce sorulmamış bazı soruları sorarak, bu tez kapsamında doğru bir analiz yapılmasına çalışılmıştır
Cooling load prediction of a double-story terrace house using ensemble learning techniques and genetic programming with SHAP approach
Since the cooling systems used in buildings in hot climates account for a significant portion of the energy consumption, it is very important for both economy and environment to accurately predict the cooling load and consider it in building designs. This study aimed to maximize energy efficiency by appropriately selecting the features of a building that affect its cooling load. To this end, data-driven, accurate, and accessible tools were developed that enable the prediction of the cooling load of a building by practitioners. The study involves simulating the energy consumption of a mid-rise, double-story terrace house in Malaysia using building information modeling (BIM) and estimating the cooling load using ensemble machine learning models and genetic programming. Categorical Boosting (CatBoost), eXtreme Gradient Boosting (XGBoost), Light Gradient Boosting Machine (LightGBM), and Random Forest (RF) models have been developed and made available as an online interactive graphical user interface on the Streamlit platform. Furthermore, the symbolic regression technique has been utilized to obtain a closed-form equation that predicts the cooling load. The dataset used for training the predictive models comprised 94,310 data points with 10 input variables and the cooling load as the output variable. Performance metrics such as the coefficient of determination (R2), root mean squared error (RMSE), and mean absolute error (MAE) were used to measure the predictive model performances. The results of the machine learning models indicated successful prediction, with the CatBoost model achieving the highest score (R2 = 0.9990) among the four ensemble models and the predictive equation. The SHAP analysis determined the aspect ratio of the building as the most impactful feature of the building
From Spectatorship to Participation: A Research on the New Visual Culture of Digital Natives in Interactive Cinema in Turkiye
Dijital çağın getirdiği teknolojik dönüşümler, görsel kültür pratiklerini ve izleyici deneyimlerini önemli ölçüde değiştirmektedir. Bu değişim özellikle dijital yerlilerin medya tüketim alışkanlıklarında belirgin bir şekilde görülmektedir. Bu araştırma, etkileşimli sinemanın sunduğu görsel ve işitsel teknikler ile izleyicilerin görme kültürü ve görme politikalarını nasıl yapılandırdığı konusunu incelemektedir. Çalışma, sinemanın dijitalleşmeyle gelişen anlatım olanaklarının izleyiciye hikâyeyi yönlendirme ve yönetebilme imkânı sunmasına, dolayısıyla izleyici pratiklerinde ortaya çıkan değişimlere odaklanmaktadır. Araştırmanın kuramsal çerçevesi, etkileşimli ve siber drama ile çizgisel olmayan anlatı bağlamlarında sinema-izleyici ilişkisinin geçirdiği dönüşümleri ele almaktadır. Nitel araştırma yöntemleri arasında yer alan fenomenolojik desen üzerine kurulu olan bu araştırmada, 10 katılımcıya Late Shift interaktif filmi izletilerek derinlemesine görüşmeler yapılmış ve elde edilen veriler betimsel ve tematik analiz teknikleriyle çözümlenmiştir. Araştırmanın bulgularına göre izleyiciler, interaktif film deneyiminde yaratma, yönetme ve temsil etme yanılsaması içerisinde yeni bir özdeşleşme, görme kültürü ve seyir deneyimi içerisine girmektedir. Çalışma, interaktif sinemanın geleneksel sinemadaki tekil karakter özdeşleşmesini aşarak izleyiciye karakter, yönetmen ve senarist rolleri arasında dinamik geçişler sunan katılımcı bir deneyim yarattığını ve bu sayede salt teknolojik bir yenilikten öte kültürel bir paradigma değişimini temsil ettiğini ortaya koymuştur.Technological transformations brought about by the digital age are significantly changing visual culture practices and audience experiences. This change is particularly evident in the media consumption habits of digital natives. This research examines how audiovisual techniques offered by interactive cinema construct audiences' culture of seeing and politics of seeing. The study focuses on how the narrative possibilities of cinema that have developed with digitalization offer the audience the opportunity to direct and manage the story, and thus changes in audience practices. The theoretical framework of the research addresses the transformations of the cinema-audience relationship in the contexts of interactive and cyber drama and non-linear narrative. This study employs a phenomenological design, a qualitative research approach, to explore participants' experiences with the interactive film Late Shift. In-depth interviews were conducted with ten participants following their viewing of the film. The data collected were analyzed using descriptive and thematic analysis techniques, providing insights into the participants' perspectives and interactions with the film. According to the findings of the study, viewers develop a new identification, culture of seeing and viewing experience within the illusion of creating, directing and representing in the interactive film experience. The study reveals that interactive cinema transcends the singular character identification in traditional cinema and creates a participatory experience that offers the audience dynamic transitions between the roles of character, director and screenwriter, thus representing a cultural paradigm shift rather than a mere technological innovation
Examining change in spatial design through memetic theory
Memetik kuram, değişimi temel alan bir kültürel evrim modelidir. Biyolojik evrimin yanı sıra kendini yansıtabilen ve organik bulaşma olarak ifade edilen fikirleri tanımlar. Darwin'in evrim çalışmaları, Pasteur'un mikrobiyoloji üzerine incelemesi, Mendels'in genetik aktarımı ön plana çıkaran bilimsel çalışmaların çok öncesinde fikirlerin kopyalanması, çoğalması ve değişimi üzerine bir sav oluşturulabilirdi. Bilim tarihi biyolojiden metafor alan ve sosyal bilgiye sahip geniş bir kitleyi kapsar. Bunun nedeni, insan biyolojik bir varlık olduğu kadar, aynı zamanda sosyal bir varlıktır. Dolayısıyla kalıtım birimlerini tanımlamada biyolojik evrimin önemli olduğu kadar, sosyal bilginin tanımlanmasında da memetik evrim o kadar önemlidir. Sosyal bilgi temelinde ele alınan memetik kuram, fikirlerin evrimi için de eşit derecede anlaşılacağı düşünülen bir konu olduğu için, günümüzde bilim dalı olarak kabul edilmese dahi, kuramsal açıdan güçlü temellere sahiptir. Literatür açığı kapsamında ele alınan memetik kuramın mekan ile ilişkisi ve bağlamının araştırılması yeni bir bakış sunmak çalışmanın en önemli hedefidir. Bu hedefe ulaşabilmek için biyolojik evrim ve kültürel evrimin paralelliği ile gelen değişim kavramı, mekansal ölçekte 'insan değişirse tasarım değişir' hipotezi odağında incelenmiştir. Ek olarak çalışma, interdisipliner bağlamda akademik yayınlara sahip Journal of Memetics dergisi ile Symposium on Memetics bildiri özetlerinin incelenmesi temel alınmıştır. Çalışmanın strüktürü ise dört ana bölümde ele alınmıştır. Birinci bölümde, tezin amaç, kapsam, yöntem ve hipotezine yer verilmiştir. İkinci bölümde, araştırmanın arka planını oluşturan değişimin kuramsal, teknolojik ve kültürel değerleri incelenmiştir. Ardından evrim kuramı, biyolojik ve kültürel çerçevede ele alınmış ve evrimsel analojilerin değişimi odağa alan mekansal temelleri ortaya koyulmuştur. Üçüncü bölümde, çalışmanın temel anlayışının oluşturulmasına yardımcı olan Journal of Memetics ve Symposium on Memetics kapsamında yayınlanmış olan akademik çalışmalar, tezin hipotezi kapsamında ve interdisipliner bağlamda incelenmiştir. Ek olarak bu sınırlamalardan elde edilen çıkarımlar matrisler ile ortaya koyulmuş ve disiplinlere göre grafiksel analizleri yapılmıştır. Yapılan analizler doğrultusunda memetik kuram tasarım, mimari ve mekan üçgeninde ele alınmıştır. Dördüncü bölümde ise, memetik kuramın 'insan değişirse tasarım değişir' hipotezi odağında ulaşılan mekanın kültürel düzeydeki gelişimine katkı sağlayacak ve analizine imkan tanıyacak çıkarımları ortaya koyulmuştur. Bu incelemeler doğrultusunda, bilim insanlarının memlerin kültürü şekillendirmedeki ve insan davranışını etkilemedeki rolünün keşfedilmesiyle, memetik kuramı odağa alan çalışmalarının gelişmeye devam edileceğini ve mekan tasarımına kuramsal açıdan yeni bir bakış sunulacağını söylemek mümkün olacaktır
Objectivity and Relativity Debates: A Review on Wittgenstein's “On Certainty”
Ludwig Wittgenstein Kesinlik Üstüne eserinde yaygın bir düşünme biçiminin eleştirisini sunar. G. E. Moore’un sağduyu felsefesinde bir örneğini bulduğumuz bu düşünme biçimi kesinlik ve kuşku sorunlarını belirli önermeler üzerinden ele alır. Wittgenstein bu yaklaşımın temel varsayımlarını eleştirerek kesinliğin ve kuşkunun olanağının ancak farklı bilme durumlarının meydana getirdiği bir bilgi sistemi içerisinde saptanabileceğini göstermeye çalışır. Neyin kesin, neyin kuşkuya açık olduğu bu sistemi oluşturan öğelerin kendi aralarındaki ilişkiler tarafından belirlenir ve her bilme durumunun kesinliği için bir temel oluşturması bakımından bu sistem bir dünya resmi meydana getirir. Wittgenstein’ın bu ilişkisellik düşüncesinden hareketle, bu çalışmada nesnellik ve görelilik sorunlarını yeni bir zeminde tartışmanın mümkün olduğu gösterilmeye çalışılmıştır. Nesnelliği bilen özne ile bilinen nesne arasındaki dolaysız bir ilişkiden hareketle ele almak yerine, onun ortak bir dünya resmini paylaşan insanların kendi aralarındaki ilişki üzerinden anlaşılması gerektiği savunulmuştur. Nesnellik sorunu kesinliğin olanağıyla doğrudan ilişkilidir ve bu ilişki ancak söz konusu ortak dünya resminin mümkün kıldığı bir uzlaşım durumu üzerinden kavranabilir. Bununla birlikte, uzlaşım durumunu meydana getiren bu ortaklık tek ve değişmez bir dünya resminin mevcut olduğunu varsaymamız için yeterli değildir. Böylesi bir varsayım bir değişim ve çokluk düşüncesiyle karşılaştığında nesnellik sorunu bir görelilik sorununa dönüşür. Bu çalışmada görelilik düşüncesi iki farklı bağlamda ele alınmış ve ilkinde Wittgenstein’ın farklı dünya resimlerinin karşılaşmalarını betimlediği örnekler, ikincisinde ise Wittgenstein’ın kendi durumu üzerinden belirli bir dünya resminde meydana gelen değişimin sonuçları incelenmiştir. Dünya resimlerinin çokluğu ve değişiminden hareketle kendisini bir ölçüt sorunu üzerinden temellendiren görelilik düşüncesinin bilgi sistemlerinin yapısını göz önünde bulundurmadığı ve kendi olumsallık ilkesiyle çelişerek tutarsız bir açıklama biçimi sunduğu gösterilmeye çalışılmıştır.In On Certainty, Ludwig Wittgenstein presents a critique of a common form of thinking. Found in G. E. Moore's philosophy of common sense, this form of thinking considers the problems of certainty and doubt on the basis of certain propositions. Wittgenstein criticizes the basic assumptions of this approach and tries to show that the possibility of certainty and doubt can only be detected within a system of knowledge constituted by different states of knowing. What is certain and what is open to doubt is determined by the relations between the elements that constitute this system. In terms of providing a basis for the certainty of each state of knowing, this system creates a world picture. Based on Wittgenstein's thought of relationality, this study tries to show that it is possible to discuss the problems of objectivity and relativity on a new ground. Instead of considering objectivity in terms of a direct relationship between the knowing subject and the known object, it should be understood in terms of the relationship between people who share a common world picture. The issue of objectivity is directly related to the possibility of certainty, and this relation can only be grasped through a state of consensus which is made possible by the common world picture. However, this commonality that constitutes the state of consensus is not enough to assume that there is a single and unchanging world picture. When such an assumption encounters the idea of change and multiplicity, the problem of objectivity turns into a problem of relativity. In this study, the thought of relativity is examined in two different contexts: First, through examples in which Wittgenstein describes the encounters of different world pictures, and second, through Wittgenstein's own situation, the consequences of the change that occurs in a particular world picture. It is tried to be shown that the thought of relativity, which bases itself on the problem of criteria in terms of the multiplicity and change of world pictures, does not take into account the structure of knowledge systems and offers an inconsistent form of explanation by contradicting its own contingency principle
Türk İslam Eserleri Müzesi'ndeki rumi tezyinatlı ciltler
Türk-İslam medeniyetinin taşınabilir sanat niteliğindeki en önemli unsuru yazma eserler dolayısıyla ciltlerdir. Türk-İslam Sanatları, Orta Asya'dan Anadolu'ya gelinceye kadar çeşitli aşamalardan geçerek kendine özgün ve zengin bir kimlik oluşturmuştur. İslamiyet'ten önce Asya'da görülmeye başlayan rumi, özellikle Anadolu Selçukluları tarafından geliştirilip bir üslup haline getirilmiş, Osmanlı döneminde daha da gelişerek, bugün estetik ve klasik formdaki halini almıştır. Geleneksel sanatlarımızın en erken dönemlerinden bugüne değin yaygın olarak kullanılmış ve ana bezeme unsuru olmuş rumi üslubu, tez kapsamında tarihçesi ve çeşitleri anlatılarak genel çerçeve belirlenmiştir. Cilt sanatındaki rumi bezemenin kullanım alanlarını tespit etmek, gelişim ve değişimlerini gösterebilmek adına Türk ve İslam Eserleri Müzesi'ndeki bütün yazma eserler detaylı bir şekilde değerlendirilmiştir. Türk ve İslam Eserleri Müzesi'ne kayıtlı olan 4975 adet yazma eserin hepsi titizlikle incelenmiş ve müzede 534 adet rumi tezyinatlı cilt tespit edilmiştir. Desenleri aynı grupların tasnifleri yapılmış, katalog bölümünde detaylı şekilde incelenerek desen ve motif analizleri yapılmıştır. Çalışmamıza konu olan rumi tezyinatlı yazma eser ciltlerinde 10. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar zaman aralığında eserler bulunmaktadır. Bu incelemeler ışığında, cilt sanatındaki örnekleri kronolojik sıraya göre incelenerek ruminin değişimi gelişimi, kullanım alanları ve devirlere göre kullanım yoğunluğu ortaya konulmuştur. Değerlendirme bölümünde, genel değerlendirme sonrasında eserler; "malzeme ve teknik" ve "kompozisyon ve üslup" olarak iki ana başlık altında değerlendirmeye alınmıştır. Rumi bezemeli ciltlerin yapım yöntemleri ile ilgili analizlere çıkarılmış, rumi bezemeler motif özelliği taşıdığından dolayı kompozisyon ve üslup özelliklerine ele alınmıştır. Desen ve motif araştırmaları kitap sanatları ve mimari öğeler kapsamında olsa da cilt sanatı bezemesine dair hiçbir araştırma bulunmamaktadır. Yapılan çalışmada cilt sanatının tarihsel evrelerini inceleyerek rumi bezemenin değişimini ve gelişimini takip etmek mümkündür. Tamamlanmış olan tez çalışmasının ortaya çıkardığı imkân sayesinde yeni tasarımlara ve uygulamalara ışık tutacağı kanısındayız
19. yüzyıldan itibaren kitleleri politika ve tüketim ilişkisi bağlamında yönlendiren afişlerin incelenmesi
Bu tez, kronolojik bir anlatı içerisinde küresel afiş kültürünün, kitleler ile kurduğu etkileşime odaklanmaktadır. Anlatı içerisinde, gündelik yaşamı yönlendiren afişler incelenirken, imgeler ile şekillenen toplum, kültür, iktidar arasındaki ilişkiler ortaya konmaktadır. Bu bağlamda, anlatımı akıcı kılmak adına imge, toplum, kültür, iktidar, propaganda, kitle ve kitle iletişimi gibi odak noktalara değinen kavramlar üzerine açıklamalara yer verilmiştir. Afişlerde kullanılan imgeler, kültürden ve sanattan etkilenerek, ortaya çıktıkları dönemlerde yaşamı şekillendirmiştir. Dünya Savaşlarını takiben yeni ideolojiler, küresel ekonomik buhranlar ve devrimler toplumun yapısını dönüştürerek bireylerin dünyayı algılama biçimlerinin değiştirmiş, iletişiminde kullanılacak yeni yöntemleri de beraberinde getirmiştir. Bu ideolojiler ve devrimler etrafında gelişen yeni ifade biçimlerini dönemlerin afişlerinde gözlemlemek mümkündür. Propagandanın kitlelere ulaşmasında teknolojinin araçları da etkili olmuştur. Endüstri devriminden itibaren enformasyonun küreselleşmesi giderek hızlanmıştır. Bu yıllarda afişler, kolay üretilip hızla dağıtılabilmeleriyle kitle iletişiminin etkin aracı olarak kullanılmıştır. Ticari dünyanın afiş kültürü, Birinci Dünya Savaşı ile yeni kullanım alanlarına dahil olmuştur. Gelişen teknoloji ve değişen toplumsal yapının etkisiyle İkinci Dünya Savaşı ve sonrası dönemde kitleleri yönlendiren imgeler ve araçları yeniden tanımlanmıştır. İletişimin gelişen araçları bilgiye ulaşımı özgürleştirmiştir. Özgürleşen bilgi ile artan toplumsal sorumluluk bilincini, kültür-sanat dünyasında yeni mecraların keşfi izlemiştir. Sanatın toplumsal ve politik bağlamdaki rolü yeniden tanımlanmıştır. Bilginin özgürleştirici etkisi dönemin karşı-kültür hareketleri ile birleşmiş, iletişim araçlarının kullanımı iktidarlardan daha küçük sosyal gruplara kadar yaygınlaşmıştır. 68 Paris Ayaklanması ve Vietnam Savaşı protestoları gibi olaylarda, ana akım medya ve siyasi iktidarlara güvenin azaldığı yıllarda afişler; (sözü edilen üretim ve dağıtılma özellikleri ile) toplumsal hareketlere destek veren, kentsel ve sosyal ölçekte iletişim araçları olarak öne çıkmıştır
Mekân algısında gerçek-sanal sürekliliği bağlamında metaverse ile NFT kavramları ve sosyal sorumluluk projesi uygulaması
Günümüzde teknolojinin hızlı evrimi, dijital dünya ile gerçek dünya arasındaki sınırları giderek daha fazla bulanıklaştırmaktadır. Bu sınırların üzerine inşa edilen kavramlardan ikisi, "Metaverse" ve "NFT (Non-Fungible Token)" mekân algısında gerçek-sanal sürekliliği tartışılmasını sağlayan önemli terimler haline gelmiştir. Bu çalışma, bu kavramları ele alarak, mekân algısında gerçek ve sanal dünya arasındaki sürekliliğin nasıl şekillendiğini ve bu bağlamda sosyal sorumluluk projelerinin nasıl uygulanabileceğini incelemeyi amaçlamaktadır. Metaverse, geleneksel ve sanal gerçekliği birleştiren bir dijital evren olarak tanımlanabilir. Sanal gerçeklik, artırılmış gerçeklik ve diğer dijital teknolojilerin etkileşimini içeren bu geniş kapsamlı dijital ortam, kullanıcılarına gerçek dünyanın ötesine geçme fırsatı sunmaktadır. NFT'ler ise dijital öğeleri temsil eden ve Blokzincir teknolojisi ile güvence altına alınan benzersiz varlıklardır. Bu sanal varlıklar, Blokzincir teknolojisinin bir parçasıdır ve çeşitli dijital işlemler için kullanılabilirler. Sanat eserleri, dijital oyun içerikleri ve diğer dijital varlıklar NFT'ler aracılığıyla takip edilebilir ve alınıp satılabilir hale gelmektedir. Bu iki kavram, dijital dünyanın gerçek dünyayla etkileşimini ve dijital varlıkların benzersizliğini vurgulayarak mekân algısını dönüştürme potansiyeli taşımaktadır. Mekân algısı, bireylerin çevrelerini anlama, yorumlama ve deneyimleme şekillerini ifade etmektedir. Metaverse ve NFT'ler, mekân algısında gerçek-sanal sürekliliği artırabilme potansiyeline sahiptir. Örneğin, bir sanal galeride dolaşan kişi, NFT'lerle temsil edilen sanat eserleri ile etkileşime geçebilmekte ve bu eserlerin gerçek dünyadaki sanat galerileriyle etkileşimini yansıtabilmektedir. Bu süreklilik, dijital dünya ile gerçek dünya arasındaki sınırları ortadan kaldırarak mekân algısını zenginleştirebilecektir. Bu teknolojik gelişmelerin, sosyal sorumluluk projelerine nasıl bir katkı sağlayabileceği önemli bir soru işaretidir. Örneğin, sanat eserlerinin NFT'ler ile temsil edilmesi, sanatçıları daha doğrudan destekleme ve eserlerin takip edilebilirliğini artırma potansiyeline sahip olmaktadır. Metaverse ise sosyal sorumluluk projelerini dijital platformlara taşıyarak daha geniş bir kitleye ulaşma ve bilinç oluşturma fırsatı sunabilmektedir. Bu çalışma, Metaverse ve NFT kavramlarının mekân algısındaki süreklilik üzerindeki etkilerini ve bu bağlamda örnek olarak alınan bir sosyal sorumluluk projesindeki serginin nasıl bütünleştirebileceğini inceleyecektir. Sanal ve gerçek dünya arasındaki bu etkileşimin, diğer projelerde olduğu gibi sosyal sorumluluk projelerinin etkinliğini artırmada da nasıl bir rol oynayabileceği Metaverse üzerinde yaratılan sanal galeri ile göstermektedir
Modeling the Impact of Vaccination on Epidemic Disease Variants with Hospitalization: A Case Study for the COVID-19 Pandemic in Turkey
The stability analysis of an epidemic model that takes into account the impact of vaccination and hospitalization is investigated in this study. Disease-free and endemic equilibrium points are obtained for the stability analysis. The necessary conditions for analyzing local stability at equilibrium points as well as global stability at the disease-free equilibrium point are also defined. Using data from three different periods corresponding to the emergence of three different variants of the COVID-19 outbreak in Turkey, the numerical simulation with graph fitting for the model is also taken into account. The analysis considers the efficacy of vaccination in restricting the virus's spread
The Byzantine Buildings In Historical Peninsula (Suriçi) Of Istanbul Conveerted Into Mosque With Focus Of Functions And Altered Architectural Details)
Dinsel işleve bağlı değişimler her toplumda ve her coğrafyada yaşanmış bir gerçekliktir. Bu dönüşümlerin odağındaki yapılar, genel anlamda ilk yapıldıkları plan ve genel özelliklerini günümüze kadar muhafaza etmiş yapılardır. Pantheon, Parthenon gibi pagan yapılarının önce kiliseye dönüşümleri ve bir kısmının camiye dönüştürülmesi sıklıkla yaşanmıştır. Konumuz olan İstanbul Suriçi’ndeki Bizans yapılarının bir kısmının da camiye dönüşümü aynı sürecin devamı mahiyetindedir. Makalemizde 21 adet yapının işleve dayalı dönüşüm süreci ele alınırken, dönüşüm sırasında bu yapılarda gerçekleştirilen müdahaleler, onarımlar ve özgünlük durumları değerlendirilmiştir. Böylelikle mimari açıdan yapıların özgünlükleri, geçirdikleri değişimler ve buna bağlı olarak da camiye dönüşümleri sırasında eklenen mimari öğeler ve bunların dönüşümleri konusuna değinilmiştir.Architectural alteration of buildings in terms of religious functions is a fact that had samples in each society. The buildings, in the focus of this sort of alteration have usually preserved the plan schemes and general features of their first design. Functional conversion of the pagan based buildings such as Pantheon and Parthenon into a church at first and afterwards into a mosque have been frequently witnessed. The conversion of Byzantine buildings in Historical Center of Istanbul into a mosque, which are focus of this essay, are assessed as the continuity of the above-mentioned conversion process. Alongside the conversion steps of those21 buildings; the interventions, repairs and authenticity context also take place within the essay. Thus; the authenticity, architectural alterations and the new additions during the conversion implementations are interpreted