Mimar Sinan Fine Arts University Institutional Repository
Not a member yet
9810 research outputs found
Sort by
Mahmud Celaleddin, Mehmed Şefik Bey, Sami Efendi ve İsmail Hakkı Altunbezer'in celi sülüs kompozisyonlarının tasarım ilkeleri bakımından incelenmesi
Arap alfabesinin İslâm'ın doğuşu ile vahyin temsili görevini üstlenmesi yüzyıllar boyunca estetik bakımdan yükselişe geçmesinde rol oynamıştır. Hat sanatkârı da bu noktada muhtevâyı taşıyan harfleri izleyici ile buluşturmadan önceki safhada her şeyden evvel uyum, âhenk, denge, ritim, birlik, bütünlük gibi ilkeler doğrultusunda kurgulamaya gayret eder. Hat sanatı târihi bu usûl çerçevesinde meydana getirilmiş sayısız eserlerle doludur. Mahmud Celaleddin, Şefik Bey, Sami Efendi ve İsmail Hakkı Altunbezer'in celî sülüs kompozisyonları, tasarım öge (nokta, şekil, yön, renk, espas, ölçü) ve ilkeleri (tekrar, ritim, denge, oran, vurgu, egemenlik, uygunluk, uyum, zıtlık, çeşitlilik, sadelik, birlik, bütünlük) bakımından incelemeye tâbi tutulmuştur. Estetik gelişimi en uzun süren celî yazı ile kompoze edilmiş bu tasarımların tarih aralığı, 18. yüzyılın son çeyreği ile 20. yüzyılın başlarıdır. Yaşadıkları dönemin en önemli sanatkârlarından olan bu dört hattatın eserleri incelendiğinde her eserin ayrı tasarım öge ve ilkeleri ile ön plâna çıktığı görülmektedir. Bir hat eserinin vücûd bulmasına imkân sağlayan tasarım öge ve ilkeleri, hattatların sanat zevkini anlamak bakımından önem arz etmektedir
Teachers' opinions on teaching values education to students with specific learning disabilities
Değer kavramı, içinde bulunulan kültürün bir yansıması olarak hayatımızı şekillendirmemizde rol üstlenen toplumsal kuralları içinde barındırır. Değerler eğitimi ise bireyin yaşamını kolaylaştıracak istisnaları içerisinde barındıran ve sosyal bir varlık olarak bireyi yaşama adapte eden bir etken olarak karşımıza çıkar. Bu bağlamda, her bireyin değerler eğitimi almasının önemli olduğu söylenebilir ve özellikle sosyal duygusal alanda sıkıntı yaşayan özel öğrenme güçlüğüne sahip bireylerin bu eğitimden yararlanmaları gerekir. Bu çalışmada; özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde görev yapan, özel öğrenme güçlüğüne sahip öğrencilere eğitim veren öğretmenlerin değerler eğitimi hakkındaki görüşlerine başvurularak özel eğitim programında yer alan değerler eğitimi ile ilgili bilgileri ve değerler eğitimini uygulama durumları araştırılmıştır. Araştırma nitel araştırma yöntemi ve olgubilim (fenomoloji) araştırma deseni ile yürütülmüştür. Araştırmanın çalışma grubunu, araştırmanın amacına ve problemine uygun olacak şekilde gerekli olan verileri elde etmek ve katılımcıların çeşitliliğini maksimum düzeyde yansıtabilmek amacıyla örnekleme yöntemlerinden maksimum çeşitlilik örneklemesi ile seçilen, İstanbul ili Sultangazi ilçesinde bulunan 22 özel eğitim ve rehabilitasyon merkezi içerisinden araştırmaya katılmaya gönüllü 20 özel eğitim ve rehabilitasyon merkezinde çalışan 20 öğretmen oluşturmuştur. Araştırmada uzman görüşü alınarak araştırmacı tarafından geliştirilen öğretmenlere yönelik yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Yarı yapılandırılmış görüşme formunda, demografik özellikleri barındıran 7 soru ile araştırma problemine yönelik 8 tane açık uçlu soru yer almaktadır. Araştırmaya katılan öğretmenlerle yüz yüze görüşmeler sağlanmış ve katılımcıların izni dahilinde ses kaydı alınmıştır. Elde edilen bulgular, içerik analizi ile çözümlenmiş ve bulgular tablolaştırılıp doğrudan alıntılar ile açıklanmıştır. Araştırmanın sonucunda; öğretmenlerin değerler eğitimini uygulamak istedikleri belirlenmiştir. Değerler eğitiminin, özel öğrenme güçlüğüne sahip çocuklar için önemli olduğu ve yaşamlarını kolaylaştırıcı etkisinin olduğu öğretmenler tarafından ifade edilmiştir. Bununla birlikte öğretmenler, uygulama noktasında özel eğitim programının eksik olduğunu, programa daha fazla eklemeler yapılarak değerler eğitiminin kazanımlara entegre edilmesi gerekliliğini vurgulamışlardır
Mekanda nesneleşen resim
Bu eser metni çalışması 20. Yüzyıl soyut resim sanatı ile gündeme gelen yüzey resminin de bir nesne olduğu fikrini sanatçıların söylemleri ve yapıtları ile birlikte açıklamayı amaçlar. İkinci bölümde Rönesans Dönemi'nden Kübizme kadar süregiden kompozisyon anlayışının değişimin incelenirken üçüncü bölümde erken soyut dönemden minimalizme kadar uzanan resmin nesneleşme süreci konu alınır. Aynı bölümde Bauhaus ekolünden referansla endüstriyel nesne ve sanat nesnesi ilişkisi tartışılır. Dördüncü bölümde ise rengin duvar gibi büyük yüzeylerle mekâna taşması ve fiziksel etkisi örneklerle tartışılmıştır. Son bölüm olan Yapıtlarım kısmında ise bu çalışmayı ortaya çıkaran ve aynı zamanda çalışmanın sorularına yanıt arayan yapıtlarım tartışılmıştır
MSFAU Journal of Social Sciences, Issue 30/ Fall 2024
Editoryal Sunuş, Mehmet ŞİRAY*; Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi’nin bu sayısında “Eleştirel Estetik Tartışmaları”na odaklanıldı. Estetik, son iki yüzyılda sanat nesnelerini, deneyim biçimlerini ve sanat üzerine
düşünceleri belirlememizi mümkün kılan bir kategoriye verdiğimiz addır. Estetik alanı,
doğrudan sanat fenomenini ilgilendiren yapıt, alıcı, sanatçı, zamana ve mekâna ait deneyim
biçimleri, estetik yargı ve beğeni üzerinden tartışılabilir. Aynı zamanda, daha genel anlamda
duyusal alana dair duyumsama, duygular, etkileşim ve ilişkisellik üzerinden de
sorunsallaştırılabilir. “Güzelin ne olduğu” sorusu etrafında dönen estetik tartışmalar, çağdaş
estetik bağlamında “sanatın ne olduğu” sorusuna doğru radikal bir dönüşümü beraberinde
getirmiştir. Sanatın ne olduğuna ilişkin tartışma ise, bir yandan kendi içindeki estetiğe ilişkin
meselelerle hesaplaşırken diğer yandan dünyanın siyasi ve sosyal dönüşümüyle ilişkilenerek
güzel sorusunu tarihsel olarak askıya alır. Bu tavır, güzel kavramını ideal olarak düşünen felsefi
bir jargonun içinden sıyrılarak, estetik meseleleri daha çok kültürel, sosyolojik değişimlerin
sonuçları olarak düşünmeye başlayan bir çağa referans vermektedir.
Heterojen güçleri açığa çıkaran duyusal ve düşünsel düzenlemeler olarak anlaşıldığında,
estetik, yapma ve üretme biçimleri ve bunlara karşılık gelen görünürlük formları hakkında
düşünmenin de zemini oluşturur. Bu bakımdan, estetik düşünce, sanatın düşünülür ve görülür
formlarının ortak bir yaşam formu olarak önerilmesidir. Estetiği salt bir teori olmaktan çıkaran
bu görüş, onu bir organizma fikri üzerinden hem kendi tekilliği açısından hem de tarihsel bir
yapıda açığa çıkarmayı hedeflemektedir. Tüm bu bakımlardan, dergimizin bu sayısında
disiplinlerarası tarzda ele alınmayı gerektiren bir alan olarak estetik, felsefe, tarih, sosyoloji,
film çalışmaları, mimarlık ve sanat tarihi başta olmak üzere farklı disiplinlerin eleştirel katkıları
yoluyla tartışılmaktadır.
Bu sayıda yer alan makaleler öncelikle doğal güzellik ve yüce deneyimine referansla
estetik yargı, beğeni yargısı ve estetik değer üzerine eleştirel tartışmalara yer vermektedirler.
Estetik pratikler ile siyasal pratikler arasındaki paralelliklere odaklanan makaleler, estetik ve
siyaset ilişkisini estetik devrim fikri üzerinden mercek altına alarak estetik deneyim ve
duyumsamanın doğasına ilişkin yönelimleri anlam ve imge arasındaki krize referansla
sorgulamaktadır. Bedensel algı, ilişkisel estetik, bir düşünce rejimi olarak estetik gibi teorik ve
ampirik disiplinleri teşvik eden çağdaş estetik tartışmaları bu sayının merceğinde yer alıyor
The image of Arabs in the works of Refik Halid Karay
Bu çalışmada, Refik Halid Karay’ın (1888-1965) 1922-1965 yılları arasında
eserlerinde canlandırdığı Arap imajı incelenir. Araplar, Arabistan yarımadasında,
Orta Doğu ve Kuzey Afrika'da yaşayan ve Arapça konuşan yerel halklardır.
Refik Halid Karay’ın edebiyatı, Fecri-i Ati döneminde başlamış Cumhuriyet
sonrasında da uzun yıllar eser vermeye devam eder. Karay, İttihat ve Terakki
döneminde ve Milli Mücadele sırasında muhalif tutumu nedeniyle iki defa sürgüne
gönderilir. İlk sürgününde Anadolu’nun çeşitli şehirlerinde görevlendirilen Karay,
ikinci sürgününde ana vatanından uzakta Arap coğrafyasında 16 sene sürgün geçirir.
Bu çalışmada, Karay’ın özellikle ikinci sürgün dönemi sonrasında eserlerinde Arap
kültürünün coğrafyası, gelenekleri, insanlarıyla birlikte Karay’ın yazılarına nasıl
yansıdığı incelenir.
Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküş süreci, Araplar arasında milliyetçilik ve
yerel kimlik bilincinin güçlenmesine yol açmış, Osmanlı yönetimine karşı tepkiler
artar. Bu dönemde, Araplar kendi bağımsızlık mücadelelerine odaklanmış ve
Osmanlı İmparatorluğu'nun zayıflamasıyla birlikte milliyetçilik akımları güç kazanır.
Refik Halid Karay, Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküş dönemini yaşamış bir
yazardır. Bu dönemde, imparatorluk içinde ve dışında birçok siyasî, ekonomik ve
sosyal sorunlarla karşı karşıya kalır. Karay, Arap karakterlerine, yaşadığı dönemin
sosyal ve siyasî sorunlarını yansıtır. Çalışmamızda, Karay’ın bu süreci nasıl işlediği
ortaya konulur.
Bu çalışmada, Karay’ın içinde tezin araştırma konusuyla ilgili bilgilerin yer
aldığı roman hikâye, anı, günlük, mizah ve tiyatro eserleri incelenmiş ve bu eserler
kaynakça kısmında gösterilir
Adaptif Cephelerde Sınıflandırma: Adaptif Cephelerde Kullanılan Güneş Kırıcıların Potansiyeli Üzerine Bir Araştırma
In this research, three different building facades in different climate types according to Köppen Climate Classification and where shading devices are used adaptively are analysed through a model developed by using the adaptive facade classification criteria in the literature. In the model used, the control parameters affecting the facade design, the adaptation method of the facade, the control system and technique, the visibility of the adaptation, and the time scale criteria are addressed, while the potential of using sun shades, which have been used as a traditional solar control tool for many years, in adaptive facades are evaluated. The facades of Carabanchel Social Housing (Spain), Sebrea Headquarter (Brazil), and Swisstech Convention Centre (Switzerland), which are located in different climate classes and where shading devices are used adaptively, are examined. The effects of shading devices with different materials and technological elements on user comfort when they meet with adaptive facade technology are discussed. In addition to the aim of optimizing user comfort, the contribution of adaptive facades, which have the additional aim of reducing structural energy costs by conserving energy, to the energy efficiency and sustainability goals of the building is also addressed, along with its effect on indoor comfort when designed using shading devices. This study emphasizes that shading devices have an important potential not only in terms of aesthetics but also in terms of sustainability goals.Bu araştırmada, Köppen İklim Sınıflandırması’na göre farklı iklim tiplerinde bulunan ve güneş kırıcıların adaptif olarak kullanıldığı üç farklı yapı cephesi literatürde yer alan adaptif cephe sınıflandırma kriterlerinden yararlanarak geliştirilen bir sınıflandırma modeli üzerinden incelenmiştir. Kullanılan modelde; cephe tasarımını etkileyen kontrol parametreleri, cephenin adaptasyon yöntemi, kontrol sistemi ve tekniği, adaptasyonun görünürlüğü ve zaman ölçeği kriterleri ele alınırken geleneksel bir güneş kontrol aracı olarak uzun yıllardır kullanılan güneş kırıcıların adaptif cephelerdeki kullanım potansiyeli değerlendirilmiştir. Farklı iklim sınıflarında bulunan ve güneş kırıcıların adaptif özellikte kullanıldığı ve Carabanchel Social Housing (İspanya), Sebrea Headquarter (Brezilya) ve Swisstech Convention Centre (İsviçre) yapılarına ait cepheler incelenerek farklı malzeme ve teknolojik unsurlarla donatılmış güneş kırıcıların adaptif cephe teknolojisi ile buluştuğunda kullanıcı konforuna etkileri ele alınmıştır. Kullanıcı konforunu optimize etme amacına ek olarak diğer bir amacı da enerji korunumu yaparak yapısal kaynaklı enerji giderlerini azaltmak olan adaptif cephelerin, güneş kırıcılar kullanılarak tasarlandığı durumda iç ortam konforuna etkisiyle birlikte, yapının enerji etkinlik ve sürdürülebilirlik hedeflerine olan katkısına da değinilmektedir. Bu çalışma; güneş kırıcıların sadece estetik açıdan değil, sürdürülebilirlik hedefleri açısından da önemli bir potansiyele sahip olduğunu vurgulamaktadır
Determination Of Landscape Character Area By Cluster Analysis: Erdek Kapıdağ Peninsula
Bu çalışma, Erdek Kapıdağ yarımadasının biyofiziksel özelliklerini saptanması ve bu özellikleri kullanılarak peyzaj karakter analizi ile peyzaj karakter tipleri ve peyzaj karakter alanlarının belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışmada, hiyerarşik ve hiyerarşik olmayan(k-ortalama) kümeleme analizinin birlikte kullanıldığı hibrit bir yöntem uygulanmıştır. Yarımadanın biyofiziksel özellikleri ArcGIS 10.4 programı kullanılarak parametrik yöntem ile çakıştırılmış, elde edilen veriler SPSS 26 programı kullanılarak kümeleme analizi gerçekleştirilmiştir. Analiz sonuçlarına göre biyofiziksel parametrelerin çakıştırılması sonucunda 1481 adet peyzaj birimi elde edilirken, aynı özellikleri sahip 173 sınıflandırma öncesi peyzaj karakter tipi elde edilmiştir. Bu verilere, kümeleme analizi uygulanması sonucunda 9 peyzaj karakter tipi tespit edilmiştir. Daha sonra elde edilen peyzaj karakter tipleri haritası, arazi örtüsü, topografya haritaları ile çalıştırılmış ve faklı tarihlerde yapılan arazi gözlemler sonucunda değerlendirilerek 4 peyzaj karakter alanı belirlenmiştir. Bu çalışmada, biyofiziksel temelli bir yaklaşım içinde Kapıdağ yarımadasına yönelik belirlenen parametreler çerçevesinde istatiksel yöntemlerle peyzaj karakter analizi yapılmıştır. Çalışma ile Kapıdağ yarımadasının peyzaj karakter alanlarının belirlenmesi için objektif bir değerlendirme yöntemi uygulanmıştır. Elde edilen bulgular; planlama çalışmaları başta olmak üzere alana yönelik gerçekleştirilecek tüm kararlar için bütünsel bir altlık sunmuştur.This study was conducted to determine the biophysical features of the Erdek Kapıdağ peninsula and to determine the landscape character types and landscape character areas by using these features. In the study, landscape character analysis was applied for Kapıdağ peninsula with a hybrid method in which hierarchical and non-hierarchical (k-means) clustering analysis were used together. The biophysical features of the peninsula were superposed with the parametric method and the cluster analysis was performed using the SPSS 26 program. According to the results of the analysis, 1481 landscape units were obtained, while 173 preclassification landscape character types with the same characteristics were obtained. As a result of applying clustering analysis to these data, 9 landscape character types were determined. Then, the landscape character types map was overlapped with the land cover and topographic maps, and 4 landscape character areas were determined by evaluating the field survey made on different dates. In this study, landscape character analysis was carried out with statistical methods within the framework of the parameters determined for the Kapıdağ peninsula. With the study, an objective evaluation method was applied to determine the landscape character areas. Obtained findings, it has provided a holistic base for all decisions to be made regarding the area, especially planning studies
Examining the digitalization and artificial intelligence applications in music in terms of copyright
21. yüzyılda dijitalleşmenin müzik üretimi ve tüketimi de dahil olmak üzere pek çok
alana etki ettiği görülmektedir. Müzikte dijitalleşmenin başlamasıyla dijital servis
sağlayıcı platformlarda algoritmaların ve yapay zekâ üretimli müzik eserlerinin
hayatımıza girmesi telif hakları alanındaki yeni tartışmaları da beraberinde getirmiştir.
Bu çalışmada, üretim sürecinde yapay zekâ kullanılan müzik eserlerinin telif hakları
özelinde ne tür sorunlara yol açtığı ve bunların farklı hukuk sistemlerinde hangi
tartışmaları beraberinde getirdiği araştırılmış; daha sonra, bu sürecin Türkiye özelinde
nasıl işlediği incelenmiştir. Diğer bir deyişle, bu tez, yapay zekâ uygulamalarının
müzik alanına etkileriyle ilgili uluslararası ve ulusal, güncel yasal tartışma ve
uygulamaları incelemeyi ve Türkiye özelinde durum tespiti yapmayı amaçlamaktadır.
Tezde öncelikle telif hakları bağlamında günümüzde de geçerliliğini korumakta olan
uluslararası sözleşmelere değinilmiştir. Ardından dijitalleşme ve yapay zekâ
teknolojilerine ilişkin kavramlar taranmış, bu teknolojiler kullanılarak oluşturulan
müzik yazılımlarının ve eserlerin telif hakları nezdindeki mevcut konumları
saptanmıştır. Uluslararası alandaki örneklerin incelenmesi sonucunda konuyla ilgili
hukuki süreçlerin ve davaların bulunduğu görülmektedir. Ancak Türkiye’de bu alanda
dava örneğine rastlanmamış bu sebeple Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda
yapılabilecek değişiklik önerilerine yer verilmiştir. Bu çalışmada, yapay zekâ üretimli
sanat ve müzik eserlerinin hukuki platformda korunması için tasarlanan yasal
düzenlemelerin yanı sıra bu alana destek olabilecek, ihlal tespit eden ve engelleyen
yazılımlara ilişkin projelerden de bahsedilmiş ve yapay zekâ teknolojilerinin kötü
amaçlı kullanımları ve bu kullanımlara ilişkin hukuki yaptırımların varlığı da
çalışmaya dahil edilmiştir.
Bu çalışmayla, müzik alanında yapay zekâ teknolojilerinin kullanımından
kaynaklanan telif hakkı tartışmalarına ilişkin güncel tablonun tespiti ve Türkiye’de
fikri mülkiyet hukuku alanında yapay zekâ üretimli müzik eserlerine ilişkin hukuki
düzenleme ihtiyacına işaret edilmesi açısından literatüre katkı sağlanması
amaçlanmaktadı
Sergileme Mekânlarının Sanal ve Fiziksel Ortam Arasındaki Farkının İncelenmesi: İstanbul Modern Örneği
Günümüzde, mekân kavramı teknolojinin gelişmesi ile dijitalleşirken sergileme alanları bu gelişmeden etkilenerek değişime uğramıştır. Bilişim teknolojilerinin sergileme mekânlarında kullanılmasıyla yazılım programları, interaktif alanlar, sanal müzeler, arttırılmış gerçeklik teknolojisi, yapay zekâ vb. uygulamaların kullanımı yoğunlaşmıştır. Bu çalışmada fiziksel ve sanal ortamdaki sergileme mekânlarının kullanıcı üzerindeki etkileri plan, kütle, eser, malzeme, doğal ve yapay aydınlatma vb. faktörler ele alınarak incelenecektir. Çalışmanın hipotezi, ‘Fiziksel mekândaki sergileme mekânlarının mekân ve plan algısı ziyaretçi için daha az okunur bir haldeyken sanal sergileme mekânında daha anlaşılır olabilir.’ Bu çalışmanın amacı ‘Sanal ve fiziksel sergileme mekânlarındaki farklar incelenerek; eski-yeni galeri algısının malzeme, aydınlatma, sergileme algısı karşılaştırılması amaçlanacaktır. Sergileme mekânlarında teknolojinin gelişmesi ile bu ilerlemeden faydalanarak, ziyaretçilerin yeni teknolojik fonksiyonlarla edindikleri deneyim ve bu sistemlerin kullanılma gereksinimlerini ele alınacaktır.’ Çalışmanın kapsamı ‘Sanal ve fiziksel ortamdaki sergileme alanlarının mekân algısı üzerinden incelenirken; sanatçı etkinlikleri, soru sorma, sesli tur, yapay ve doğal aydınlatma farkları, plan ve kütlenin kullanıcı tarafından okunurluğu faktörleri dikkate alınarak araştırılacaktır. Bu kapsamda İstanbul Modern Sanat Müzesi’nin sanal ve fiziksel ortamdaki sergi mekânları incelenecektir.’ Çalışmanın yöntemi ‘Bu çalışma, nitel araştırma yöntemi bağlamında var olan durumu belirlemeye yönelik olduğundan ‘betimsel tarama' olup saha taraması ve gömülü teori yöntem modelindedir. Olasılıksız örnekleme modellerinden Güdümlü (Amaçlı) Örnekleme yöntemi kullanılarak İstanbul Modern Sanat Müzesi incelenecektir
İnşaat firmalarının iletişim yönetimi yaklaşımı: Türkiye örneği
Gelişmekte olan ülkelerin ekonomisinde büyük paya sahip olan inşaat sektörü, proje bazlı gerçekleştirilebilme ve kompleks yapısı nedeniyle proje yönetimi anlamında üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir niteliğe sahiptir. Her projenin kendine has bir yapıda olması, paydaşların işveren, yüklenici, danışman gibi çeşitlilik göstermesi ve yönetici, mühendis, mimar ve işçi gibi farklı çalışan profiline sahip olmasından dolayı inşaat projelerinin yönetiminde iletişim önemli bir hal almaktadır. Proje başarısının belirlenebilmesi için proje performansının doğru bir şekilde irdelenmesi gerekmektedir. Proje performansı genel anlamda daha çok maliyet, kalite ve zaman açısından değerlendirilse de iletişimin bu temel kabul gören yönetim alanları ile birlikte büyük bir etkiye sahip olduğunu söylemek mümkündür. Çalışma kapsamında inşaat projelerinin genel yapısı, proje performansı ve iletişimin inşaat projeleri performansına olan etkisi üzerinde durulmuştur. İnşaat projelerinin paydaş yapısı göz önüne alındığı takdirde proje başarısı, tüm paydaşlar için aynı anlama gelmemekte olup bir projenin başarısının ölçülebilmesi için proje beklentilerinin ve sonuçlarının tüm paydaşlar açısından değerlendirilmesi gerekmektedir. Çalışma kapsamında proje performansına etki eden parametrelere değinilerek projelerde kullanılan iletişim yönetimi araçları ve bu iletişim araçlarının inşaat projelerinde kullanış biçimi gösterilmeye çalışılmıştır. İletişim yönetiminin inşaat sektöründeki rolünün araştırılması amacıyla yapılan literatür taramasında ülke bazlı iletişim yönetiminin planlanması, uygulanması, iletişime katılım oranı, etkili iletişim ortamının sağlanması gibi alanlarda sıkça karşılaşılan iletişim sorunları belirlenmeye çalışılmıştır. Çalışmanın ikinci kısmında inşaat sektöründe işveren, müşavir veya yüklenici vasfıyla aktif olarak faaliyet gösteren firmaların orta ve üst düzey yöneticileri ile mülakatlar yapılarak, firmaların iletişime bakış açıları, iletişim stratejileri, kullanılan iletişim araçları ve karşılaşılan iletişim problemleri belirlenmeye çalışılmıştır. Mülakatlar neticesinde tespit edilen iletişim sorunları literatürden derlenmiş olan sorunlarla karşılaştırılıp sorunlar arasındaki benzerlikler ve farklılıklar gösterilerek öne çıkan iletişim problemleri vurgulanmaya çalışılmıştır. Çalışmada işveren, yüklenici ve müşavir firmaların farklı paydaşlar olarak projeden beklentilerinin gösterdiği çeşitlilik, iletişime bakış açılarının farklılıkları ve ekip içi organizasyon yapıları gösterilmeye çalışılmıştır. Firmalarda iletişim konusunda görev ve sorumlulukların net olmaması, iletişim planlamasının eksikliği, yöneticilerin teknik ve sosyal beceri eksiklikleri, kültür ve dil farklılıkları gibi sorunların öne çıktığı görülmüştür. Literatür ve mülakatlar doğrultusunda iletişim problemlerinin giderilmesi için alınması gereken tedbirler belirtilerek inşaat projelerinde etkili bir iletişim sağlanabilmesi için önerilerde bulunulmuştur