Mimar Sinan Fine Arts University Institutional Repository
Not a member yet
9810 research outputs found
Sort by
Overcoming False Dilemmas: An Ethics of Care Perspective on Animal Experimentation and Scientific Progress
Hayvan deneylerinin bilimin ilerlemesi için gerekli olduğu kabulü bilimin ilerlemesine yönelik arzumuz ile hayvanların haklarına saygı duyma gereksinimi arasında bir gerilim yaratır. Oysa bilimin ilerlemesi için hayvan deneyleri yapmanın bir zorunluluk olduğu varsayımı iyi temellendirilmemiştir. Ayrıca bu gerilim değerlerimizle nesnel bilimin çeliştiğine yönelik sahte bir ikilemin uzantısıdır. Son yıllarda hayvanlara daha iyi bakmanın bilimsel verileri de daha güvenilir kılacağı ve deneylere yönelik etik kaygıları azaltacağı görüşü yaygınlık kazanmaktadır. Ancak günümüzde yükselen bakım literatüründeki gelişmeler yeni bir etik perspektif sunmamakta, yalnızca faydacı etik içerisinde hayvanların çektiği acıyı da hesaba katılması gereken bir etmen olarak belirlemektedir. Bu yazıda faydacı bir etiğe dayanmayan bir feminist ihtimam etiği perspektifinin hem metodolojik olarak daha iyi bir bilime yol açacağını hem de etik olarak kabul edilebilir bir bilim pratiği üretebileceğini göstermeye çalışacağız.The assumption that animal experimentation is necessary for the advancement of science creates a tension between our desire for scientific progress and the need to respect the rights of animals. However, the necessity of animal experimentation for scientific progress is not well- founded. Also this tension is an extension of a false dichotomy that implies our values and objective science contradict each other. In recent years, the view that better care for animals will provide more reliable scientific data and will reduce ethical concerns regarding animal experimentation has become widespread. However, the developments in the recently emerging care literature do not offer a new ethical perspective, but only acknowledge the suffering of animals as a factor that should be taken into account within utilitarian ethics. In this article, we will try to show that a feminist ethics of care perspective that is not based on utilitarianism can lead both to a methodologically better science and an ethically acceptable scientific practice
Grafik Tasarım Pratiğinde Üretken Yapay Zekânın Etkinliği Üzerine Nitel Bir Araştırma
Grafik tasarım alanı, sürekli gelişen teknolojiye ayak uydurarak kendini yenileyen ve dönüştüren bir alandır. Bu süreçte, grafik tasarımda meydana gelen her yeni teknolojik gelişme, yaratıcılığın sınırlarını genişletmiştir. 2010'ların başlarından itibaren yapay zekâ teknolojilerindeki gelişmeler, bu teknolojilerin kullanımını önemli ölçüde yaygınlaştırmıştır. 2010'ların ortalarından itibaren özellikle derin öğrenme ve makine öğrenmesi teknolojilerinin gelişimiyle birlikte, grafik tasarım alanında yapay zekânın kullanılmaya başladığı görülmektedir. Bunlar, otomatik görüntü oluşturma, tasarım önerileri, renk ve düzen optimizasyonu gibi başlıklar altında toplanabilir. Yapay zekâ teknolojilerindeki gelişmeler, grafik tasarım alanında yeni bir teknolojik sıçrama sürecini başlatmıştır. Bu çalışma, hızla gelişen yapay zekâ teknolojilerinin grafik tasarım alanı ile olan etkileşimlerini, entegrasyonlarını ve tasarım süreçleri ile tasarımcılar üzerindeki etkilerini incelemeyi amaçlamıştır. Bu çalışmada, öncelikle grafik tasarım disiplininin tanımı yapılmış, ardından görsel iletişim tasarımcısının vasıfları ve çalışma alanlarından bahsedilmiştir. Yapay zekânın tarihçesi ve tasarım endüstrisi üzerindeki olası etkileri alanyazın taraması yapılarak incelenmiştir. Daha sonra grafik tasarım alanında yapay zekâ kullanımı ve uygulamaları akademik ve akademik olmayan kaynakların araştırılması ile incelenmiştir. Ardından 7 vaka çalışması gerçekleştirilmiş ve nitel analiz yöntemi ile bu çalışmanın analizi yapılmıştır. Vaka çalışmaları sonucunda, yapay zekâ teknolojilerinin grafik tasarım alanında oldukça verimli birer araç olarak kullanılabileceği sonucuna varılarak tasarımcıların bu alanda daha güncel olmaları gerekliliği vurgulanmıştır
Kültürel peyzajın korunmasında bellek süreci: Validebağ Korusu örneği
İnsanın ve doğanın ortak ürünü olan kültürel peyzajlar, küreselleşme ve kentleşme sonucunda değişim ve dönüşüm baskısı ile karşı karşıya kalmaktadır. Dolayısıyla, kültürel peyzajların belirlenmesi, peyzajdaki değişimlerin kaydedilmesi ve peyzajların yönetilmesi güncel konulardan biridir. Kültürel peyzajlar, insanın ve yerin belleğini açığa çıkaran somut bellek mekanlarıdır. Bu bağlamda, Validebağ Korusu tez kapsamında bir kültürel peyzaj alanı olarak değerlendirilmiş ve Koru'nun peyzaj belleği ve kolektif bellek kavramları çerçevesinde değişimleri incelenmiştir. Doğal ve kültürel varlıklarıyla İstanbul'un tarihi korularından biri olan Validebağ Korusu, Osmanlı Dönemi'nde sayfiye alanı olarak kullanılırken, Erken Cumhuriyet Dönemi'nde ise verem salgını kapsamında eğitim ve sağlık hizmetlerinin odağı haline gelmiştir. Günümüzde halka açık olarak kullanılan Koru'nun içinde eğitim ve sağlık hizmetlerine devam edilmektedir. Bu özellikleri nedeniyle, Validebağ Korusu İstanbul'daki diğer tarihi korulardan farklılaşmaktadır. Aynı zamanda, Koru alanının büyük bir kısmının herhangi bir müdahale olmadan mevcut özelliklerini koruyarak günümüze ulaştığı nadir tarihi özelliklere sahip yeşil alanlardan biridir. Bu kapsamda çalışmanın amacı, Koru'nun somut ve somut olmayan değerlerinin anlaşılması ve yok olmaması için kültürel peyzajdaki değişimin mekansal ve sosyal karşılıklarının tespit edilmesidir. Belirlenen bu amaç çerçevesinde, Koru'nun peyzaj belleği tespitinin yanı sıra kolektif belleğinin peyzaj belleği temalarıyla tematik analizinin yapılması da hedeflenmiştir. Çalışmada nicel ve nitel yöntemler birlikte ele alınarak Koru'nun kültürel peyzaj bağlamında bellek süreci incelenmiştir. Yöntem kapsamında elde edilen bulgular temelde 3 tür bellek başlığı altında ele alınmıştır. İlk olarak, Koru'nun doğal belleği iklim, hidroloji ve jeomorfoloji temalarıyla incelenmiştir. Koru'nun doğal belleğindeki değişim ise flora temasına bağlı 1946, 1966, 1987, 2006 ve 2022 yıllarına ait hava fotoğrafları üzerinden yapılan analizle; flora ve fauna temalarına bağlı doğal varlıklarının envanter çalışmalarının bir derlemesinden oluşmaktadır. İkinci bellek türü olarak kültürel bellek başlığı altında arazi kullanımı/örtüsü ve kimlik alt başlıkları yer almaktadır. Bu kapsamda, arazi örtüsü/kullanımı hava fotoğrafları üzerinden tespit edilmiş, arazi örtüsü/kullanımındaki değişim niceliksel olarak sayısallaştırılarak ortaya konmuştur. Koru'nun kimliği hakkında bilgi veren kültürel yapı analizleri saha gözlem yoluyla ve arşiv belgeleri/fotoğrafları yardımıyla tespit edilmiş ve kültürel varlıkların yapısal ve işlevsel değişimleri açıklanmıştır. Koru'nun kolektif bellek başlığı altında toplanan veriler mülakat yöntemi ile elde edilmiş, kullanıcı ifadeleri peyzaj belleği temaları ile analiz edilmiştir. Dolayısıyla, verilerin değerlendirilmesinde tematik analiz yöntemi tercih edilmiştir. Ortaklaşan anlam ve deneyimler sebebiyle nitel araştırma yaklaşımı olarak fenomenoloji yaklaşımı tercih edilmiş ve kullanıcıların algı ve deneyimlerine odaklanılmıştır. Çalışmanın sonunda, Validebağ Korusu'nun İstanbul'daki önemli kültürel peyzaj alanlarından biri olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Peyzaj belleği ve kolektif bellek bulguları sonucunda Koru'nun flora ve fauna temalarıyla öne çıktığı tespit edilmiştir. Bu tespitlere karşın, Koru'nun zaman içinde yapılaşması ve Koru'daki sert zemin alanlarının çoğalması, Koru'nun statüsünü değiştirecek plan ve projelerle gündeme gelmesi Koru'nun doğal yapısını bozan ve kullanıcılar üzerinde tedirgin eden faktörler olarak tespit edilmiştir. Bu kapsamda, elde edilen bulgular ışığında İstanbul için önemli kültürel peyzaj alanlarından biri olan ve kültürel bellek sürecinin önemli bir örneğini taşıyan Validebağ Korusu'ndaki değişimlerin tespit edilerek bu değişimlere neden olan süreçleri engellemeye yönelik bir koruma ve yönetim yaklaşımına ihtiyaç duyulmaktadır. Koru'nun mevcut kimlik özelliklerinin korunarak kültürel peyzaj ve bellek arasındaki ilişkinin koparılmadan gelecek nesillere aktarılması büyük önem teşkil etmektedir
Ulusal ve uluslararası müze ve kütüphanelerdeki seçili eserlerde bulunan ejderha motifinin incelenmesi ve yorumlanması
Bozkır insanının hayvanlarla etkileşim içerisinde olan hayatı, sanatın her alanında olduğu gibi tezhip sanatında da "hayvan üslubu" nun ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Bitkisel ve stilize edilmiş motifler gerek sanatkarların hayal gücü gerekse farklı kültürlerle etkileşimi sonucunda gelişme gösterir. Toplumların sanatında ortaya çıkan motifler, onların uygulanma tarzı, o topluluğun yaşamı, dünyaya bakış açısı, mitolojik kültürü ile bağlı olup önce inançlarında, dini görüşlerinde, sonra sözlü edebiyatında ortaya çıkmış ve daha sonra sanat eserlerine yansımıştır. Ejderha motifi, Türk tezhip sanatına Yavuz Sultan Selim döneminde saray başnakkaşı olan Tebrizli sanatkâr Şahkulu tarafından oluşturulan sazyolu üslubu ile birlikte dahil olmuştur. Yer ve gök ejderhası olarak bilinen iki çeşidi bulunan bu motif, yalnızca tezhip sanatında kullanılmayıp duvar resimleri, çini, minyatür, halı-kilim gibi sanatın birçok dalında kullanılmıştır. Pek çok devlet ve dönemde kullanılmış olan ejderha motifi sanatsal form açısından kendisini geliştirerek varlığını korumuş günümüze kadar ulaşmıştır. Her dönemde bulunduğu bölgeye has özellik ve anlamlar yüklenerek tasarlanan ejderha motifi hem görsel hem yazılı kaynaklarda pek çok araştırmaya konu olmuştur
İstanbul Fatih Fevzi Paşa Caddesi ve çevresinde belirlenen kültürel önemin koruma bağlamında değerlendirilmesi
Tarihi Yarımada'da bulunan Fevzi Paşa Caddesi; Bizans döneminde Mese yolunun kuzeybatı aksı üzerinde yer almakta, Osmanlı döneminde yapılan önemli törenlerin güzergahı içinde kalmaktadır. Günümüzde ana yollardan biri olarak yoğun bir şekilde kullanılan bu aksın çevresinde birçok kültür varlığı bulunmaktadır. Fevzi Paşa Caddesi, günümüzde ticari bir aks olarak bilinmesinin üstünde bir değere sahiptir. Tarih boyunca farklı dönemlerde büyük öneme sahip olan bu tarihi aks ve çevresindeki dokuya dair farkındalığın artması korunması için önemlidir. Bir yerin kültürel önemi korunacak şekilde bir koruma sağlanmalıdır. Bu sebeple öncelikle korunması gereken yerin kültürel öneminin belirlenmesi gerekmektedir. Burra Tüzüğü'ne (2013) göre "kültürel önem, geçmiş, şimdiki veya gelecek nesiller için estetik, tarihi, bilimsel, sosyal veya manevi değer" olarak tanımlanmaktadır. Bununla birlikte "kültürel önem; yerin kendisinde, dokusunda, ortamında, kullanımında, çağrışımlarında, anlamlarında, kayıtlarında, ilgili yerlerde ve ilgili nesnelerde somutlaşır" olarak ifade edilmektedir. Bu bağlamda çalışma alanında kültürel önem belirlenirken, bu tanıma göre hareket edilmiş, alanın geçmişten günümüze sahip olduğu kültürel değerler göz önünde bulundurulmuştur. Tarihsel süreçte çalışılan aksın çevresinde inşa edilen kültür varlıklarından günümüze kadar ulaşanların yanı sıra; deprem, yangın gibi doğal afetler, caddenin açılması ve düzenlenmesi ile gelişen süreçte artan imar çalışmaları sonucunda günümüze ulaşamayan kültür varlıkları da bulunmaktadır. Böylece çalışılan alan; Bizans, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerine ait kültür varlıklarıyla ve sahip olduğu kültürel değerlerle çok katmanlı bir dokuya sahip olmuştur. Fevzi Paşa Caddesi'nin devamı olan Macar Kardeşler Caddesi de çalışmaya dahil edilmiştir. Böylece Fevzi Paşa Caddesi'nin ulaştığı son nokta olan Kara Surları'ndan Atatürk Bulvarı'na kadar olan aks bütün olarak ele alınmıştır. Aksın yakın çevresi de dahil edilerek alanın sahip olduğu önemin daha iyi anlaşılması hedeflenmiştir. Çalışmada kültür varlıkları yerinde tespit edilmiş ve güncel durumları belgelenmiştir. Günümüzde ticari amaçla kullanılan kültür varlıklarında görülen koruma sorunları da değerlendirilmiştir. Alan için yapılan araştırmalar sonucu belirlenen kültürel önemler; dünya miras alanı yönü, topoğrafya yönü, su kültürü yönü, eğitim yönü, ticaret merkezi yönü, somut olmayan kültürel miras yönü, kültür varlıklarıyla oluşan çok katmanlı yönü başlıkları altında anlatılmıştır. Kültürel öneme sahip yönlerin alandaki etkisini görebilmek için, yazılı ve görsel kaynaklar toplanmıştır. Çalışma alanı için temin edilen halihazır harita altlık olarak kullanılmıştır. Yapılan araştırma sonucu ulaşılan bilgiler bu haritaya işlenmiş ve kültürel öneme dair belirlenen maddeler için bu değerlendirme yapılmıştır. Ayrıca Fatih Belediyesi tarafından çalışma alanı için planlanan projelerin kültürel öneme olan katkısı değerlendirilmiştir. Cadde'nin ve yakın çevresinin ticari olarak kullanımına dair bir rehberin olmaması kültürel öneme sahip bu dokuda tahribata yol açmaktadır. Bu tahribat, çalışma alanında kültürel öneme dair farkındalığın olmamasının, gerekli önlemlerin alınamamasının bir sonucudur. Çalışmada ticari olarak kullanılan bu aks ve yakın çevresi sahip olduğu kültürel önemle ele alınmıştır. Çalışmanın ana konusu, geçmişten günümüze birikerek ulaşan kültürel önemin ortaya konması, günümüzdeki koruma sorunlarının tespit edilmesi ve bu doğrultuda çağdaş koruma düşüncesiyle çözüm önerisi sunulmasıdır. Böylece alanda, bütüncül bir yaklaşımla korumada farkındalığın sağlanması amaçlanmıştır
“When in Music We Have Spent an Hour”: Choreographer John Cranko’s Recontextualization of The Taming of the Shrew as a Ballet
William Shakespeare’s works have always been the centre of attention in adaptation and translation studies, not only because the subject matter of his works is universal but also because there is still too much to comment upon what the three-dimensional characters go through in his oeuvre. This study primarily aims at displaying how dancing is used as a communication tool in John Cranko’s ballet adaptation of The Taming of the Shrew, with music by Domenico Scarlatti and Kurt-Heinz Stolze. While discussing the unique norms and conventions of ballet, this study intends to investigate the standing point of the adaptors during the process of translating Shakespeare’s The Taming of the Shrew into music and bodily movement. Starting with an emphasis on the musical nature of the source play, this paper traces the role of music in the “taming” scheme. In that respect, one of the primary concerns of this study is analysing Katherina’s “taming” process in John Cranko’s choreography, which is the central theme of the source play. With a close analysis of the choreography employed in the ballet adaptation, this paper aims at comparing and contrasting the gender relations that are portrayed in the source text and its ballet adaptation. © 2024, Istanbul University Press. All rights reserved
Tasarım+Kuram, Mimar Sinan Fine Arts University-Journal of the Faculty of Architecture
Mikail Açıkel, Hilal Tuğba Örmecioğlu
Klasik Ütopyalarda Mimari Söylemler ve Modern Dönem Etkileri: Ütopya (1516), Yeni Atlantis (1627) ve Güneş Ülkesi (1623) Örneği
The Architectural Discourses in Classical Utopias and Their Modern Impact: The Cases of Utopia (1516), New Atlantis (1627), and The City of the Sun (1623)
ARASTIRMA (TEZ) / RESEARCH (THESIS) ...208
Cansu Bıçakcı, Evren Aysev
2000’lerin İstanbul’unda Neoliberal Kentsel Müdahaleler ve Mücadele Pratikleri: Ayazma - Tepeüstü Örneği
Neoliberal Urban Interventions and Resistance Practices in the Istanbul of 2000’s: The Case of Ayazma - Tepeüstü
ARASTIRMA / RESEARCH ...226
İrem Küçük
A Reading on the Intervention of the Grotesque Body in Urban Space: Box Man
Grotesk Bedenin Kentsel Mekâna Müdahil Olması Üzerine Bir Okuma: Kutu Adam
...252
Onurcan Çakır
Mimarlık Lisans Müfredatında Akustik: Bir Ders Modeli Önerisinin Çıktıları
Acoustics in Undergraduate Architectural Curriculum: Outcomes of a Course Method Proposal
ARASTIRMA (TEZ) / RESEARCH (THESIS) ...269
Elçin Burcu Temel, Rıfat Gökhan Koçyiğit
Kent Kuramlarında Biçim/Süreç Ayrımı: Ontolojik Dayanaklar ve Bilgikuramsal Sonuçlar
The Form/Process Division in Urban Theories: Ontological Foundations and Epistemological Outcomes
...281
Hale Gönül, Bülent Tanju
Exploring the Architectural Perspectives of Surrealists as a Potential of Deformation in the Architectural Discipline
Mimarlık Disiplininde Bir Deformasyon Potansiyeli olarak Sürrealistlerin Mimari Görüşlerinin İncelenmesi
...297
Ümran Sofuoğlu Demirbaş, Tülay Zorlu
Bellekteki İzler Üzerinden Konutun Değişen Anlamı
The Changing Meaning of House through Traces in Memory
...315
Deniz Ekmekçioğlu, Sevcan Ekmekçioğlu
Evaluation of Consumers’ “Waste Reduction” Behavior in the Framework of Design for Sustainable Behavior
Tüketicilerin “Atık Azaltma” Davranışının Sürdürülebilir Davranış İçin Tasarım Çerçevesinde Değerlendirilmesi
...33
Sustainable Praxis on Istanbul’s Residential and Green Areas by the Henri Prost’s Development Plans
International Conference on Green Urbanism, GU 2022 and International Conference On Urban Regeneration and Sustainability, URS 2022 -- 29 November 2022 through 30 November 2022 -- Virtual, Online -- 313779The idea of sustainability has not found place in the agenda of the city in Istanbul long years, which has rapidly developed and vastly overpopulated with immigration. Today on sustainability and green urbanism not only new and innovative design and planning ideas have been used, but also in old urban planning methods recently come-back. Istanbul’s first Master plans planned by French architect-urbanist Henri Prost with “residential areas,” and “green areas” in balanced. Almost after a century, his Master plan and these green areas still significant in the green planning of the city as nuclei. The founder of l’urbanisme (urbanism) theories of the twentieth century, French planner Henri Prost’s Istanbul city’s modernization plans considered vague and controversial many years. Although Prost plans always been popular in every period as the product of the doctrinal structure of the French Urbanism School (l’ecole), its effects have lasted from the 1950s to the 70s to 80s until today. The twentieth century’s vehicle-based urban planning theories and discourses of CIAM School evolved to the non-vehicle, green and human-oriented plannings with the climate concerns. By the last quarter of the twentieth century, with concern on increasing uncontrolled housing areas, road network, heavy traffic, high carbon emission and less green areas, the cities had to confront being as harmful places for human life. Today, world cities like Paris and London searching the solutions with the specifically arranged zone zoning regulations like the twentieth century planners Henri Prost. Hence, this research aimed to present solution of today’s cities problematics via re-examination Prost plans. Consequently, findings achieved after the re-examinations on Prost Master plans the purpose of the old “zoning” applications to separate cities into functions such as residential areas and green areas recently with the sustainability entered the city planning agenda the “zoning” planning for “sustainable protection” of the cities to develop balanced relations between “people” and “nature.” Also, recently many cities expanded the “zoning” regulations, initiated to maintain climate-change, sustainability, green architecture, pollution, even pandemic, etc. © The Author(s), under exclusive license to Springer Nature Switzerland AG 2024
Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Mesnevi ciltlerinde tezyinat ve teknik
Cilt sanatı, bir yanıyla ilim membaı olan kitapları, bir yanıyla bu kıymetli metinleri süsleyen kitap sanatlarını himayesi altına alırken, başlangıcından günümüze büyük değişimler göstermiş, çok kısa zamanda başlı başına bir sanata dönüşmüş ve yüz yıllar içerisinde sayısız cilt şaheserleri meydana getirilmiştir. İslam coğrafyasında, gayet tabiî olarak en çok ehemmiyet gösterilen kitap, kitabımız Kur'ân-ı Kerîm'dir. Hat, tezhip ve cilt sanatında benzeri görülmemiş eserler daha çok mushaflar arasında görülmektedir. Kur'ân-ı Kerîm'ler başta olmak üzere dinî kitaplardan sonra en çok istinsah edilen ve en çok şerhi yapılan eserlerin başında ise Mesnevi-i Şerif gelir. Toplumun her kesiminden ilgi görmüş, kültürümüzü inşâ eden yapı taşlarından biri olmuş Mesnevi-i Manevi, elbette ki gördüğü kıymete binâen en sanatlı yazmaların neşvünemâ bulduğu başlıca eserlerdendir. Çalışmamıza konusu olan, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi koleksiyonlarındaki Mesnevi'lerin ciltleri incelenirken öncelikle Hz. Mevlana'nın hayatı ve eserlerine kısaca değinilmiş, bu esnada Mesnevi-i Şerif başlığı altında, toplum hayatını sadece tasavvufi cihetiyle değil aynı zamanda başta musiki ve edebiyat olmak üzere, hat, tezhip, minyatür gibi sanatlar bakımından da büyük katkıları olan Mevlevilik kültürü ele alınmıştır. Sonraki bölümde, cilt sanatının tarihi gelişimine yer verilirken Türk cilt sanatı ön planda tutulmuş, cilt çeşitleri ve cildin bölümleri hakkında da kısaca bilgi verilmiştir. Topkapı Sarayı Müzesi ile kütüphanesi ve kitap koleksiyonları anlatıldıktan sonra tezin omurgasını teşkil eden eserlerin kataloğu oluşturulmuş, ağırlıklı olarak kitap ciltleri ile yazma eserin kap içleri, tezyinat ve uygulama teknikleri bakımından ele alınmıştır. Toplanan bütün veriler değerlendirildiğinde ise bir taraftan katalogda yer alan eserlerin dikkat çeken özelliklerine değinilirken diğer taraftan farklı müze ve kütüphanelerde bulunan gerek Mesnevi'lere ait ciltlere gerekse benzer özellik taşıyan farklı eserlere ait cilt örneklerine yer verilerek karşılaştırma olanağı sunulmuştur. Kronolojik olarak düzenlenen katalog ile bu kıymetli eserler üzerinden cilt sanatının tekamülünü izleme imkânı da ortaya koyulmuştur