Mimar Sinan Fine Arts University Institutional Repository
Not a member yet
9810 research outputs found
Sort by
Subterranean eco-dystopia in Istanbul: the concreted segregation of Tarlabaşı
The underground layers of cities are constantly concreted with urban transformation projects. The studies on built environment mainly focus on the morphological changes, related dispossessions and observable aspects of urban landscape. However, the environmental costs of transformations are not limited to the impacts of above-ground interventions. In Istanbul, the major impact of subterranean interventions is the destruction of water and soil ecosystems as well as its multi-layered heritage as the large-scale urban transformation decisions are primarily applied to historic neighbourhoods where the existing building stock was appropriated by the urban precariat. The urban transformation projects in historic neighbourhoods of Istanbul come into question with socio-economic dispossessions rather than environmental justice. In this manuscript, the main aim is to address the socio-ecological impacts of planning and architectural design decisions disregarding subterranean construction density, through the case of Tarlabaşı in Istanbul. Tarlabaşı represents one of the most emblematic case in Istanbul’s urban resistance history and evokes eco-dystopias, which may be attributed to the decisions that justify stigmatisation. With the context, conceptual frame and scope set by these problem definitions, while considering urban inequality a pre-condition of environmental justice, this manuscript examines the correlation between environmental policies, social stigmatisation and flexed environmental values in planning and architecture culture via local political ecology. The methodology employed in the study is based on qualitative analysis of the stages and legal decisions involved. Archival documents on the study area were used to identify the local variables contributing to the deterioration of socio-ecological unity for future discussions. © 2024 Informa UK Limited, trading as Taylor & Francis Group
Analysis of virtual education spaces in online VR platforms in terms of physical environment components and proposal of design criteria for virtual education spaces
Fiziksel (gerçek) dersliklerden sanal dersliklere geçiş ile öğrenme ortamının değişimi, bu ortamların fiziksel mekan ölçütleri ve öğrenme koşullarının yeniden ele alınmasını gerektirmektedir. Öğrenme ortamının değişimi özellikle öğrenme alışkanlıklarının da değişimini gerektirmektedir. Her iki ortamın temel amacı öğrenme ortamının oluşturulması iken, fiziksel olarak birbirinden çok farklı özelliklere sahiptir. Geleneksel sınıf mekanlarının dijitalleştirilmiş hali olan sanal sınıf mekanları, öğrencilere daha sürükleyici, daha etkileşimli ve çok katılımcılı bir öğrenme deneyimi sunmayı hedeflemektedir. Ancak, bugünün koşullarında sanal eğitim mekanlarına ilişkin yasal yönlendiricilerin olmaması, tasarımların genellikle mimar olmayan meslek disiplinleri tarafından yapılması gibi problemler nedeni ile belli standartlara sahip bir mekan üretebilecek içeriğe sahip ölçütlere ihtiyaç duyulmaktadır. Verilere göre sanal eğitim mekan tasarımlarına ilişkin teknolojiler de hızlı bir şekilde değişime uğrayacaktır. Ancak bugünkü şartlarda gerçek derslik mekanından sanal derslik mekanına geçişi belli standartlara uygun şekilde tasarlayabilmek sanal mekan deneyimlerine ilişkin olumlu kullanıcı deneyimlerini arttrabilmek açısından önemlidir. Bu bağlamda tezin temel amacı; çevrim içi sanal gerçeklik platformlarında yer alan sanal eğitim mekanlarının fiziksel çevre bileşenlerinin incelenmesi ve bu sanal sınıf mekanlarına ait tasarım ölçütlerinin oluşturulması vasıtasıyla, sanal sınıf mekanlarındaki e-öğrenme kalitesinin attırılması ve daha etkileyici bir öğrenme deneyiminin sağlanmasıdır. Çalışma, sanal (çevrim içi) eğitim mekanlarının tasarımıyla ilgili alan yazındaki eksiklikleri tamamlayarak, yeni ve özgün bir tasarım ölçütleri oluşturabilmeyi, sanal gerçeklik teknolojisinin eğitimdeki etkilerini sistematik olarak analiz ederek, mimar/iç mimar olan/olmayan tasarımcılara yönelik pratik ve uygulanabilir ölçütlerüretebilmeyi amaçlamaktadır. Çalışma; sanal gerçeklik (VR) destekli eğitim mekanlarının deneyimini ve kullanıcı memnuniyetini ölçmek üzere tasarlanmış altı aşamalı bir süreçle yapılandırılmıştır. Alanyazın taraması yapılarak araştırmanın gerekliliği, genel çerçevesi ve metodolojik yaklaşımları belirlenmiştir. Çeşitli ölçütlere göre belirlenmiş olan sanal eğitim platformları ve katılımcı gruplar belirlenmiştir. VR destekli eğitim mekanlarında teori dersi verilmiştir. Sonra dört aşamalı; nitel araştırma yöntemlerinden anket, bulunuşluk hissi ölçeği, açık uçlu sorular, uzman ve akademisyen görüşlerinden elde edilen verilere göre yine anket yöntemi ile sanal eğitim mekanları tasarım ölçütleri belirlenmiştir. Bu çalışma; yeni bir tasarım ölçütleri oluşturulması, sanal gerçeklik eğitim ortamlarının etkinliği, Mimar olmayan tasarımcılara yönelik rehberlik ve sanal öğrenme mekanlarının iyileştirilmesine dayalı öneriler ile bu konudaki alanyazın ve araştırmacılara katkıta bulunabilecektir. Bu bağlam içinde çalışma altı bölüm ve sonuçlardan oluşmaktadır. Birinci bölümde; Çalışmanın gereklilikleri, amaç, yöntem ve ilgili alanyazın taraması yapılmıştır. İkinci bölümde; Sanal evrenlerin gelişim ve teknolojisi hakkında detaylı bilgi verilmiştir. Üçüncü bölümde; Metaverse ve Mimarlık ortamı değerlendirilmiştir. Dördüncü bölümde; Yükseköğretim eğitiminde mekan; fiziksel ve sanal mekan, gereklilikleri, karşılaştırılması ve yasal yönleri ile değerlendirilmiştir. Beşinci bölümde; Teori/ders öğreniminin VR platformlar üzerinden sınanması aşamalı olarak farklı katılımcı grupları ve anketler ile değerlendirilerek çalışmanın amacını destekleyen ölçütler belirlenmiştir. Altıncı bölümde; çalışmanın tümü ile desteklenerek veriye dayalı, sanal öğrenme mekanlarının tasarım için temel ölçekler ve gereklilikleri belirlenmiştir. Bu tez, sanal eğitim mekanlarının tasarımına yönelik ölçütler oluşturmayı hedeflemektedir ve bu ölçütlerin, sanal eğitim ortamlarının etkinliğini ve kullanıcı deneyimini artıracağı öngörülmektedir. Çalışmanın bulguları, sadece sanal öğrenme mekanlarının iyileştirilmesine katkıda bulunmakla kalmayacak, aynı zamanda ilgili literatür ve uygulamacılar için de değerli bilgiler sunacaktır. Araştırmanın sonuçları, sanal eğitim alanında gelecekte yapılacak çalışmalar için de bir temel teşkil edecektir
Cosmological examination of weyl gravity theory
Temeli Einstein Genel Görelilik Kuramı'na dayanan ve kozmolojinin standart modeli olarak kabul gören ΛCDM modele göre evrenin yaklaşık %68'i karanlık enerjiden, %27'si ise karanlık maddeden oluşmaktadır. Elektromanyetik etkileşmelerle gözlenebilir madde oranı ise %5'i geçmemektedir. Bu haliyle evren, ΛCDM modeli baz alındığında, hala gizemini korumaktadır. Ayrıca Hubble sabitinin erken ve geç evren verilerine göre hesaplanmasında ortaya çıkan tutarsızlıkların boyutu, yeni model arayışlarını cazip hale getirmiştir. Genel Görelilik Kuramı'na alternatif olarak çalışılan f(R) Yerçekimi Kuramı ve Weyl Yerçekimi Kuramı'nın kozmolojik ölçekte, bahsi geçen problemlere çözüm arayışı bu tezin temel gayesi olmuştur. Kozmik Mikrodalga Arka Alan Işıması sıcaklık dalgalanmalarında gözlemlenen anizotropiyi açıklamak amacıyla elipsoidal evren modeli seçilmiştir. Alan denklemlerini elde ederken tek yönlü dönme simetrisine sahip LRS Bianchi Tip I metriği kullanılmıştır. Weyl Yerçekim Kuramı'nın alan denklemlerinde yüksek mertebeden türevli terimler çözüm bulmayı zorlaştırmış olup, yönümüzü f(R) Yerçekim Kuramı'na çevirmemize sebep olmuştur. f(R) Yerçekim Kuramı'nın alan denklemlerinin çözümü olarak gelen H^2 denklemi, evrende karanlık enerji, madde, radyasyon ve anizotropinin genişlemeye etkilerini inceleyebileceğimiz bir form haline gelmiştir. Bu teori kapsamında elde ettiğimiz bu modele γδCDM model ismini verdik. Nümerik yöntemlerle CC, CC+CMB, CC+CMB+BAO ve CC+CMB+BAO+SnIa veri setlerini kullanarak modeli analiz ettik. Sonucunda ΛCDM modelden farklı olarak, γδCDM modelde çok küçük miktarlarda karanlık enerji yoğunluğu Ω_e0'ın evrenin genişlemesine olan katkısının ΛCDM model ile neredeyse aynı olabileceğini gösterdik. γδCDM modeldeki efektif karanlık enerji yoğunluğu Ω_e0⁄b_γ ve efektif madde yoğunluğu Ω_m0⁄b_b3 değerlerinin, ΛCDM modeldeki karanlık enerji yoğunluğu ve madde yoğunluğu değerlerine çok yakın oldukları sonucuna vardık. Ayrıca γδCDM modelde farklı veri setlerinin analiz sonuçlarından elde edilen Hubble sabitinin en iyi uyum değerinin birbirleriyle uyumlu olduğunu gösterdik. γδCDM modelde karanlık enerji yoğunluğu Ω_e0'ın evrenin enerji kümesinin yalnızca yüzde birkaçı oldugunu söyledik. Bu kadar düşük bir değerin karadeliklerin kozmolojik çiftlenimiyle ilişkilendirilebileceği yorumunu yaptık. Bu manada γδCDM modelden elde edilen bu sonuçların, alternatif yerçekimi modellerinde kozmoloji literatürüne katkısı olmuştur
The role of cultural route planning in comprehensing the cultural landscape: The case of Alinda and Alabanda
Rotalar belirli bir alan içerisindeki miras değerlerinin bütüncül olarak algılanmasına,
sergilenmesine ve deneyimlenmesine yardımcı olan araçlardır. Rotalar oluşturulurken
kullanılan yollar, geçmişten günümüze çeşitli amaçlar doğrultusunda oluşturulmuştur.
Tezin ana konusu, potansiyeli yüksek kültürel ve doğal bileşenlere sahip bu
güzergâhların öneminin kavranması ve bu bileşenlerin ortaya çıkardığı bütüncül
kültürel peyzajın sürdürülebilirliği için koruma yöntemi olarak kültürel bir rotanın
planlanmasıdır.
Tezde örnek çalışma alanı olarak günümüzde Aydın'ın Karpuzlu ve Çine havzasında
bulunan geçmişte Karia Medeniyeti’nin hüküm sürdüğü önemli kentler arasında yer
alan Alinda ve Alabanda antik kentleri arasındaki güzergâh seçilmiştir. Ekonomisi
büyük ölçüde tarıma dayalı, kırsal yerleşimlerin hâkim olduğu, somut ve somut
olmayan miras değerlerinin doğal çevre ile ilişkisi açısından zengin kültürel peyzaja
sahip bu bölge geçmişten günümüze önemli güzergâhların arasında bulunmaktadır. Bu
güzergâhlardan biri halihazırda ''Karia Yolu'' olarak adlandırılan ve Karpuzlu
ilçesindeki Alinda Antik Kenti'nde sonlanan yürüyüş parkurudur. Diğer güzergâh ise
Aydın merkezden başlayarak Alabanda Antik Kenti'nin bulunduğu Çine'den geçip
Muğla'ya doğru giden ve günümüzde yok olmuş olan antik Roma yoludur. Alinda ve
Alabanda arasındaki güzergâhın seçilmesindeki amaç ''Karia Yolu'' parkurunu devam
ettirip ona eklemlenerek bölgenin çevresinden geçen antik Roma yoluna bağlanmaktır.
Böylece güzergâh üzerindeki özgün kültürel peyzaj değerlerinin ortaya çıkarılarak
yerelin kalkınmasının sağlanması ve bölgesel boyutta koruma anlayışının
geliştirilmesi planlanmıştır.
Bu doğrultuda çalışma beş bölüm üzerinden ilerlemiştir. İlk bölümde çalışmanın
amacı, kapsamı, yöntemi, literatür taraması üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde çalışmanın ana çerçevesini oluşturan kültürel peyzaj kavramı, peyzaj kriterleri ve
değerleri, koruma ile ilişkisi açıklanmıştır. Üçüncü bölümde Karpuzlu ve Çine
ilçelerinin sahip olduğu kültürel peyzaj değerleri, alanın tarihsel süreci incelenerek
alana yönelik değerler, tehditler ve potansiyeller hakkında fikirler yürütülmüş ve
haritalara aktarılmıştır. Dördüncü bölümde kültürel peyzaj koruma planlaması olarak
kültürel rotalar kavramı, Dünya’da ve Türkiye’de bulunan kültürel rotalara yönelik
planlama ve yönetimsel süreçlere ilişkin bilgiler hakkında detaylı bir inceleme
yapılmıştır. Rota örnekleri üzerinden kırsal peyzaj alanlarında yerel kalkınma
konusunda yapılan çalışmalara değinilmiştir. Üçüncü bölümde incelenen, kültürel
peyzaj değerleri ve alana özgü potansiyellerden yola çıkılarak rota planlama önerileri
geliştirilmiştir. Alt ve üst ölçekte, geliştirilen kültürel rota planlaması dahilinde
haritalar oluşturularak güzergahlar çizilmiştir. Çalışmanın son bölümünü oluşturan
beşinci bölümde ise sonuç ve öneriler kısmı yer almaktadır. Tarihsel süreçte yitirilen
ve değişime uğrayan kültürel peyzaj değerlerinin geri kazandırılmasına,
iyileştirilmesine ve korunan değerlerin de sürdürülebilirliğine dair öneriler
geliştirilmiştir
Neural Network Predictive Models for Alkali-Activated Concrete Carbon Emission Using Metaheuristic Optimization Algorithms
Due to environmental impacts and the need for energy efficiency, the cement industry aims to make more durable and sustainable materials with less energy requirements without compromising mechanical properties based on UN Sustainable Development Goals 9 and 11. Carbon dioxide (CO2) emission into the atmosphere is mostly the result of human-induced activities and causes dangerous environmental impacts by increasing the average temperature of the earth. Since the production of ordinary Portland cement (PC) is a major contributor to CO2 emissions, this study proposes alkali-activated binders as an alternative to reduce the environmental impact of ordinary Portland cement production. The dataset required for the training processes of these algorithms was created using Mendeley as a data-gathering instrument. Some of the most efficient state-of-the-art meta-heuristic optimization algorithms were applied to obtain the optimal neural network architecture with the highest performance. These neural network models were applied in the prediction of carbon emissions. The accuracy of these models was measured using statistical measures such as the mean squared error (MSE) and coefficient of determination (R2). The results show that carbon emissions associated with the production of alkali-activated concrete can be predicted with high accuracy using state-of-the-art machine learning techniques. In this study, in which the binders produced by the alkali activation method were evaluated for their usability as a binder material to replace Portland cement, it is concluded that the most successful hyperparameter optimization algorithm for this study is the genetic algorithm (GA) with accurate mean squared error (MSE = 161.17) and coefficient of determination (R2 = 0.90) values in the datasets.Korea Institute of Energy Technology Evaluation and Planning (KETEP)No Statement Availabl
Yaşlılık ve hareket araştırmalarında "Beden zihin merkezleme" metodunun uygulanması ve çağdaş dans eseri üretilmesi
Tez/eser metninde, yaşlılıkta beden algısı, yaş alan bedene somatik bakış, BMC® yaklaşımının yaş alan bedenlerde uygulanması, analizi ve bu doğrultuda yapılabilecek bedensel çalışmalara odaklandım. 65 yaş üstü bireylerin katılımına açık olan somatik çalışmalarımda BMC® yaklaşımının gelişimsel hareket paternleri ve beden sistemleri üzerine olan yaklaşımını ele alarak yaş alan bedene yerleşen kalıpları inceledim. Avrupa'da ve Türkiye yaş alan bedene bakışın farklılıkları ve bu alanda yapılan çalışmaları örneklendirdim. Somatik araştırmaların yerel yönetimler tarafından nasıl ele alınabileceğini, yaşlı bakım evleri ve vb. kurumlarda yaş alan bedenlerle yapılabilecek çalışmaların nasıl daha yaratıcı kılabileceğini araştırdım. Yaş alan bedende somatik hareket araştırmalarının yanı sıra 20 yüzyılın ikinci yarısından günümüze kadar uzanan dansta yaşlılık algısını ele aldım. Farklı kültürlerde ve coğrafyalarda yaşlılık algısının danstaki görünürlüğünü inceledim. Bu deneyim ile How to A Score projesinin topluluk kavramının yaş alan bedenlerin bir araya gelmesinin koreografik yansımalarını Like a Rolling Stone solo eserinde deneyimlemeye çalıştım. Tezimde solo eserin üretim koşullarını, metodolojik, koreografik ve dramaturjik yaklaşımını ele aldım. Bu deneyim sonucunda yaşlanmanın koreograf ve dansçı olarak kendi bedenimde ve harekete bakış açımdaki yansımalarını analiz etmeye çalıştım
Desenleştirilmiş Karma Verilerin Transfer Öğrenme Yöntemi Kullanılarak Evrişimli Sinir Ağlarıyla Sınıflandırılması
Teknolojik ve bilimsel gelişmeler, farklı yapı ve boyuttaki veri setlerini görselleştirmeyi ve analiz etmeyi zorunlu hale getirmiştir. Veri görselleştirmede kullanılan grafikler hem tanımsal hem de analizleri destekleyici olarak keşifsel amaçlarla uygulanmaktadır. Grafikler, veri setlerindeki zaman, mekân, akış, ilişki, belirsizlik ve hiyerarşi gibi yapı ve olguları ortaya çıkarmak için de kullanılmaktadır. Günümüz araştırmalarında kullanılan veri setleri sadece nominal, ordinal ve / veya nümerik değişkenlerden (karma veri seti) oluşan yapısal veri setlerini içermemekte, yarı yapısal ya da yapısal olmayan veri setlerini de barındırmaktadır. Söz konusu veri setlerinde evrişimli sinir ağlarının başarısı literatürdeki birçok araştırmayla kanıtlanmıştır. Bu çalışma, yapısal veri setleri üzerinde evrişimli sinir ağlarını transfer öğrenme yöntemi ile eğiterek uygulayabilmek için bir yöntem önermektedir. Bu amaç doğrultusunda, literatürde çeşitli araştırmalarda kullanılan dokuz adet yapısal veri seti üzerinde önerilen yaklaşım uygulanarak, ağların ölçülen başarısı aynı veri setleriyle çalışılan literatürdeki diğer çalışmalarla karşılaştırılmış ve daha iyi sonuçlar elde edilmiştir
Kentsel gelişmelerin kırsal peyzaj etkisi: Sarıyer örneği
Son dönemlerde kent merkezleri büyüyerek, kent çeperlerindeki kırsal araziler üzerinde peyzajı hızla dönüştüren ve geri dönüşü olmayan etkiler yaratmaktadır. Bu durum, metropoliten kent kırsalında yer alan peyzajların sürdürülebilir yönetimi ile ilgili önlemlerin alınması adına daha fazla araştırılmasını önemli hale getirmektedir. Bu tez çalışması bunu göz önünde bulundurarak, metropoliten kent çeperinde yer alan kırsal peyzajları araştırma hedef alanı olarak almakta ve değişim sürecinin nedensellik ve ilişkisellik perspektifine dayanmaktadır. Kırsal peyzaj değişikliklerinin, nedensellik ilişkileri çerçevesinde analiz edilmesinin, gelecekteki kırsal peyzaj dönüşümleri için öngörü sağlayarak, arazi kullanımlarına rehberlik etmesi ve dolayısıyla kırsal peyzajın aşırı dönüşümünü önleyerek sürdürülebilir yönetimi konularında katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Bu çalışma ile İstanbul kent çeperinde yer alan Sarıyer kırsalındaki Uskumruköy, Kilyos, Gümüşdere, Kısırkaya mahallelerinde 2000-2024 tarihleri arasında kırsal peyzajın kentsel gelişmeler etkisinde dönüşüm süreci analiz edilmekte; değişim dinamikleri, değişimin baskıları, peyzaj değişim durumu, değişimin etkileri ve değişime olan tutumlar ölçülmektedir. Çalışma, nicel ve nitel yöntemlere dayalı olarak yürütülmüştür. Peyzaj değişim durumu nicel yöntemle (arazi örtüsündeki değişim) ve çalışma alanında yaşayanların değişim sürecine dair genel algılarının (değişim dinamikleri, değişim durumu baskıları, etkileri, tutumlar) değerlendirildiği yarı yapılandırılmış mülakatlarla yani nitel yöntemlerle analiz edilmiştir. Araştırmada kullanılan her iki yöntemden elde edilen bulgular ve saha gözlemleri tezin çerçeve yöntemi olan DPSİR (Driving Force, Pressure, State, İmpact, React) yöntemi kullanılarak ilişkisel çerçevede analiz edilmiştir. Araştırmanın bulguları hem değişim durumunu hem de değişimin nedenlerini/değişim dinamiklerini, baskılarını, etkilerini ve değişime olan tepkileri ortaya koymaktadır. Buna göre kırsal peyzaj değişim dinamikleri ağırlıklı olarak; depremlerden korunma güdüleri, bölgede az katlı ve bahçeli yapılaşma koşullarını öngören mekansal planlar, yaşamsal tercihler/ kentsel sorunlardan kaçış ve yeni yaşam biçimleri, Mega Projeler (Yavuz Sultan Selim Köprüsü ve Kuzey Marmara Otoyolu ile İstanbul Yeni Havalimanı) ve 2012 yılında ilan edilen 6360 sayılı kanun olarak öne çıkmaktadır. Değişim süreci, mekansal olarak üretim arazilerinden tüketim arazilerine doğru bir yönelim göstermektedir ve bu da temelde kırsal peyzaj üzerinde baskılar yaratmaktadır. 'Baskılar', konut ağırlıklı yapılaşmalar ve yollar; orman/çayır/mera/tarım arazilerinde azalma; 6360 sayılı kanununa bağlı artan vergi ve harçlar; arsa spekülasyonları olarak öne çıkmaktadır. Araştırma bulguları 'kırsal peyzajda dönüşüm sürecinin etkileri' ve 'etkilere karşı olan tutumların çalışma alanındaki mahallelerde farklılaştığını ortaya koymuştur. Değişim etkilerine yönelik tutumlar ise; mahallelere, katılımcıların çalışma alanında yaşama sürelerine, peyzajla peyzajdaki rollerine ve etkilenmelerine göre farklılık içermektedir. Çalışma, peyzaj değişikliğini tespit olarak ortaya koyan bir çalışma olmanın ötesinde, değişim sürecine de dair bilgiler sağlamaktadır. Araştırma bulguları, kırsal peyzaj değişikliğinin çeşitli değişim dinamiklerin etkisinde meydana geldiğini ve peyzajın özelliklerine göre (konumsal ve erişimsel özellikler, merkez etkisi, coğrafi özellikler, yönetim, planlama) birbirinden farklılaşan süreçler ürettiğini ortaya koymuştur. Bu çalışma ile sonraki çalışmalarda kırsal peyzaj değişim sürecinde yerel dinamikleri dikkate alan nedensel ve ilişkisel perspektiflerle analiz eden yaklaşımların yaygınlaşmasının önünü açacaktır
Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Revan koleksiyonundaki saz üslubu tezyinatlı ciltler
Tez çalışması kapsamında öncelikle Şah Kulu ve Saz Üslubu özellikleri anlatılmıştır. Saz üslubunun tezyini sanatlar içerisindeki farklı sahalarda verilen örnekleri ışığında genel bir çerçeve çizilmiştir. Tezin konusu olan Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Yazma Eser Koleksiyonu'nun muhteviyatına dair bilgiler verilerek kütüphane koleksiyonu tanıtılmıştır. Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Revan Koleksiyonunda yer alan tüm eserler titizlikle incelenmiş ve bunlar arasından Saz Üslubu tezyinata sahip olan 512 eser tespit edilmiştir. Tespit edilen eserler kompozisyon özelliklerine göre tasnif edilerek gruplara ayrılmıştır. Oluşturulan gruplardan tüm koleksiyona ışık tutacak şekilde seçilen örnekler, katalog bölümünde detaylı şekilde incelenerek desen analizleri yapılmıştır. Bu analizlere göre üslubun cilt sanatında yaygın kullanımının gözler önüne serilmesine ilave olarak tasarım özellikleri ortaya konulmuştur. Revan koleksiyonu içerisinden seçilen R602 ve R638 envanter numaralı eserlerin ciltleri röprodüksiyon çalışması yapılarak yeni uygulamalar yapılmıştır. Çalışmaların detayları Uygulama bölümünde yer almaktadır. Değerlendirme bölümünde, farklı kütüphane ve koleksiyonlar içerisinde yer alan Saz Üslubu tezyinatlı cilt örnekleri verilerek benzerlikler ve farklılıklar tespit edilmiştir. Sonuç bölümünde ise Saz Üslubu tezyinatlı ciltler ile ilgili tespit edilen bilgiler ışığında, üslubun cilt sanatına yansıma biçimi hakkında elde edilen bulgular sıralanarak detaylı bilgiler verilmiştir
A proposal for a method to calculate the adaptive reuse potentials of structures by using artificial neural networks
Adaptive reuse involves repurposing existing structures that have outlived their original purpose, preserving cultural heritage while addressing contemporary needs. This approach offers numerous benefits, including economic advantages, environmental sustainability and the protection of cultural heritage. Recycled buildings enhance the character and aesthetics of cities, fostering social vibrancy. However, successful adaptive reuse requires a careful assessment of a structure’s potential. Artificial neural networks, with their data mining capabilities and potential for learning from data, can effectively evaluate complex reuse potential scenarios. This study employs artificial neural networks to calculate adaptive reuse potential, regardless of a structure’s original function, promoting sustainable building practices. © 2024, Istanbul Teknik Universitesi, Faculty of Architecture. All rights reserved