Mimar Sinan Fine Arts University Institutional Repository
Not a member yet
    9810 research outputs found

    Haliç Dockyards: Is “Limited Gentrification and De-industrialization” Possible?

    No full text
    Bu çalışma, İstanbul Haliç havzasında yer alan tersanelerin kapatılma sürecini konu etmektedir. Haliç Tersanelerinin üretim işlevine son verilerek, kültür sanat endüstrisi fonksiyonları ile yeniden yapılanması yönündeki kararlar, güncel kentsel siyasete konu olmaya devam ediyor. Kent hareketleri, tersanelerin üretime devam etmesini savunurken; ulusal ve kentsel düzeydeki yönetimler ise dünya örneklerine vurgu yaparak, tersanelerin kapatılması yönünde kararlar almıştır. 2000 yılında tersaneler kapatılmış ve bin yüz kişinin işine son verilmiştir. İşten çıkarmaların yüksek olması, sadece tersane değil, tersane çevresindeki yaşamı da dramatik biçimde etkilemiştir. Fakat kapatılma kararı kamuoyunda destek bulmamış ve 13 yıl sonra yükselen muhalif tepkiler ile bir dayanışma platformu doğmuştur. 2013 yılında “Haliç Dayanışması” bu süreci, eski tersane çalışanlarının, sendikaların, meslek odalarının ve tersane bölgesinde yaşayan kentlilerin talepleriyle örgütlemiş ve “sanayisizleşme”ye alternatif bir tutum ortaya koymuştur. Tam 6 yıl sonra bu talepler kısmen de olsa sonuç vermiş ve tersanelerin bir bölümünde üretimin devam ettirilmesi politikası benimsenmiştir. “Üretime devam etme” seçeneği, yerel yönetim ile merkezi yönetim arasında gerçekleşen çatışma ve onu izleyen bir hukuk mücadelesinin kazanımı ile sonuçlanmıştır.This study focuses on the closure process of the dockyards located in the Golden Horn basin of Istanbul. The decision to end the production function of the Haliç Dockyards and restructure them with culture and arts industry functions continues to be the subject of current urban politics. While urban movements advocate for the dockyards to continue production, national and city governments have taken decisions to close the dockyards by emphasizing world examples. In 2000, the dockyards were closed and one thousand and one hundred people were got fired. The high level of layoffs had a dramatic impact not only on the dock-yards but also on life around the dockyards. However, the closure decision did not attract public support and 13 years later, a solidarity platform was initiated with rising opposition reactions. In 2013, the “Haliç Solidarity” organized this process through the demands of former dockyards employees, trade unions, professional chambers and urbanites living in the dockyards area and put forward an alternative stance to “deindustrialization.” Exactly 6 years later, these demands have partially yielded results and a policy of resuming production in some of the dockyards has been sustained. The “continuation of production” option resulted in a conflict between the local and the central government and completed in gain of legal struggle following the conflict

    Etnografide Araştırmacı Katılımcı Yakınlığı Üzerine Tartışmalar ve Bir Saha Araştırması

    No full text
    Nitel araştırma yöntemlerini kullanan araştırmacılar için saha çalışmasında katılımcı ile kurulan yakınlık ya da uzaklık, araştırma için toplanacak verilerin niteliğini doğrudan belirlemektedir. Bu nedenle günümüzde sıklıkla kullanılan bir süreç olarak da nitelendirilebilecek etnografi gibi araştırma yöntemlerinde araştırmacı-katılımcı yakınlığı en sık tartışılan konulardan biridir. Katılımcı ile yakınlığın olmadığı bir etnografik araştırma yürütmenin imkânsızlığı ile birlikte araştırmacı-katılımcı arasındaki sınırların etik konular göz önünde bulundurularak nasıl çizileceği önemli ve tartışılan bir konu haline gelmiştir. Bu çalışmada Türkçe etnografi literatüründe oldukça az ele alınan ancak bir o kadar da merak konusu olan araştırmacı-katılımcı yakınlığının imkân ve sınırlarını tartışmak ve gerçekleştirilen saha çalışmasındaki gözlem ve deneyimler ışığında değerlendirmek amaçlanmıştır. Bu çalışmada özellikle düşünümsellik, arkadaş yakınlığı ve diyalojik kavramlarına odaklanılmaktadır. Etnografik süreçle yürütülen saha araştırmasında oto-etnografi literatürünün tartışmalarında da faydalanarak araştırmacı-katılımcı yakınlığına ilişkin sorular çerçevesinde bir değerlendirme yapılmıştır

    CONVENTIONAL WISDOM VS MARKETING ACADEMIA: IS THERE SUCH A THING AS BAD PUBLICITY

    No full text
    Literature often assumes that publicity events are strictly positive or negative. However, instances exist where both positive and negative impacts on attitudes toward the brand occur simultaneously, such as when performance-related perceptions are positively influenced while value-related perceptions are negatively affected, or vice versa. The literature on negative publicity and brand extension is combined in this study to argue that purchase intent is decreased by negative publicity if only core brand associations are affected by the negative publicity and/or if the negative publicity results from managerial decisions. In Experiment I, participants were presented with a negative publicity incident that positively impacted performance-related perceptions while negatively affecting value-related perceptions. In this scenario, a significant reduction in purchase intention is observed if the incident results from managerial decisions, regardless of whether the negative publicity impacts core or peripheral associations. In Experiment II, participants were presented with a negative publicity incident that positively impacted value-related perceptions while negatively affecting performance-related perceptions. In this scenario, a significant reduction is observed if the incident impacts core associations but arises from external events. Married individuals are also found to be more sensitive to publicity incidents. Based on the findings, theoretical and managerial implications and directions for further research are also discussed

    The issue of sustainable design thought between traditional and contemporary Palestinian architecture

    No full text
    Bu tez, sürdürülebilir tasarım ile Filistin mimarisinin özellikle küreselleşme ve yeşil emperyalizm bağlamında karşılaştığı farklı zorluklar arasındaki karmaşık ilişkiyi araştırmaktadır. Filistin'de sürdürülebilir bir geleceğin, küresel kapitalizmin etkisi ve çevre değerlerini ihmal eden sistemlerin etkilerine karşı duyarlı bir yaklaşım gerektirdiğini öne sürüyor. Bu yaklaşım, yerel ihtiyaçları ve kültürel değerleri ön plana çıkarmayı ve küresel standartların sadece ekonomik çıkarları önceleme eğilimine karşı direnmeyi gerektiriyor. Araştırma, yerel Filistin mimarisi ile sürdürülebilirlik arasındaki köklü bağlantıyı inceliyor ve bölgenin iklimine ve kaynak sınırlamalarına doğal uyumluluğunun altını çiziyor. Sıklıkla yerel kaynaklı malzemeler kullanan ve yerel çevreye dair derin bir anlayışı yansıtan geleneksel yapı uygulamaları, modern sürdürülebilir tasarım için değerli bir temel sağlamaktadır. Bu tez, küresel mimari trendlerinin ve çevresel sürdürülebilirlik iddialarının yerel mimari kimliği üzerindeki etkilerini ve sürdürülebilirlik kavramının sömürgeleştirilmesini eleştirerek, bu konuların sürdürülebilirlik hedeflerinin gerçekleşmesini nasıl engellediğini tartışmaktadır. Analiz, Filistin'de sürdürülebilir mimari tasarımın, yerel mimari mirasın korunmasıyla modern teknolojilerin uyumlaştırılmasıyla elde edilebileceğini ortaya koymaktadır. Bu sonuca, kentsel morfoloji, mimari tasarım ve inşaat uygulamalarının kapsamlı bir şekilde incelenmesiyle ulaşılmış ve yerel tasarımın çevresel uyum, ekonomiklik ve sosyo-kültürel uygunluk açısından güçlü yönleri ortaya konmuştur. Daha sonra, kompakt kentsel planlama, yerel tasarım unsurlarının entegrasyonu ve yerel malzeme ve inşaat tekniklerinin kullanılması ihtiyacı vurgulanarak gelecekteki gelişmeler için bir dizi tasarım parametresi önerilmiştir. Araştırma, Filistin'de sürdürülebilir bir yapılı çevrenin şekillendirilmesinde özgünlük, kültürel koruma ve çağdaş teknolojinin önemli rolünün altını çizmektedir. Filistin'deki 16 yeşil bina projesinin kapsamlı bir analizi, sürdürülebilirliğe salt çevresel bir yaklaşımın eksikliklerini ortaya koyuyor. Çalışma, yeşil emperyalizmin sonuçlarını ve uluslararası finansman ve standartların Filistin'de sürdürülebilir mimarinin gelişimi üzerindeki etkisini incelemektedir. Bulgular, uluslararası sertifikalara büyük ölçüde bağımlı olan projelerin, yerel sosyo-ekonomik gerçekler pahasına küresel standartları vurguladığını göstermektedir. Tez, toplumsal katılımı, kültürel duyarlılığı ve Filistinlilerin yerel yapı bilgi ve uygulamalarının entegrasyonunu vurgulayan daha bütüncül bir yaklaşıma duyulan ihtiyacı vurgulamaktadır. Filistin'de sürdürülebilir tasarımı teşvik etmek için yerel standartlar geliştirmeye, yerel toplulukları güçlendirmeye, yerel inovasyonu desteklemeye, politika değişikliklerini savunmaya ve yeşil aklamaya karşı koymaya odaklanan somut öneriler sunulmaktadır. Filistin, sürdürülebilir mimariye yönelik yerel güdümlü ve kültürel açıdan uygun bir yaklaşım benimseyerek, mirasını onurlandıran, halkının ihtiyaçlarını karşılayan ve daha adil ve sürdürülebilir bir geleceğe katkıda bulunan bir yapılı çevreyi teşvik edebilir

    Geleneksel Keçecilikte Usta Çırak İlişkisi ve Günümüzdeki Durumu

    Get PDF
    Dünyada her kültürde görülmeyen keçecilik ve keçe, geçmişte yaylak kışlak arasında yaşayan toplulukların günlük hayatında büyük öneme sahipti. Günümüzde de yünün doğal ve sağlıklı bir malzeme olması bununla beraber farklı sanat disiplinlerinde kullanılabilirliği keçenin daha fazla üretilmesine, keçecilik mesleğinin de daha fazla araştırılmasına neden olmaktadır. Geleneksel, kültürel veya sanatsal değeri olan, kaybolmaya yüz tutmuş keçeciliğe dair yapılan çalışmalar incelendiğinde söz konusu mesleği usta-çırak ilişkisi özelinde ele alan çalışma yapılmadığı gözlenmektedir ve bu durum araştırmanın önemini ortaya koymaktadır. Bu çalışmada, keçecilik mesleği özelinde “usta-çırak ilişkisinin” tarihsel süreç içerisindeki gelişimi ile günümüzdeki durumunu tespit etmek amaçlanmıştır. Amaç doğrultusunda “Keçecilik özelinde mesleki aktarım olan usta-çırak ilişkisinde nasıl bir dönüşüm yaşanmıştır?” problematiğinin cevapları aranmıştır. Çalışmanın amacı doğrultusunda keçecilik mesleğinin aktarım araçlarından olan usta-çırak ilişkisinin tarihsel süreçteki evrimini ve günümüzdeki durumunu keşfedebilmek için nitel yöntemlerden olan etnografik vaka analizi kullanılmıştır. Doküman incelemesi, katılımcı gözlem ve yapılandırılmamış görüşme teknikleri bu araştırmanın veri toplama araçlarını oluşturmaktadır. Doküman incelemesi, gözlem ve görüşme veri toplama araçlarıyla elde edilen verilerin analizinde betimsel analiz kullanılmıştır

    A new statistical learning approach forhigh-dimensional medical data

    No full text
    Günümüzde, veri boyutlarındaki hızlı artış ve karmaşık veri yapılarının ortaya çıkması, makine öğrenimi modellerinin kullanımını kaçınılmaz hale getirmiş, yüksek boyutlu veriler için etkili değişken seçiminin önemini artırmıştır. Özellikle sağlık gibi kritik alanlarda, hastalık teşhisi ve tedavi süreçlerinde kullanılan makine öğrenimi yöntemleri, yüksek boyutlu ve az gözlemli veri kümeleri nedeniyle ciddi zorluklarla karşılaşmaktadır. Bu tür veri kümelerinde boyutsallık laneti, artan hesaplama maliyetleri ve düşen model performansı gibi sorunlar yaratmaktadır. Bu nedenle, değişken seçimi ve boyut azaltma yöntemleri, makine öğrenimi modellerinin etkinliğini artırmak için temel bir gereklilik haline gelmiştir. Bu çalışmada, hem bağımlı hem de bağımsız değişkenler arasındaki ilişkileri dikkate alarak mevcut yöntemlerin sınırlamalarını aşmayı hedefleyen yenilikçi bir değişken seçimi yöntemi olan Minimum Tekrarlı Aralık Tabanlı Seçim (M2RS) geliştirilmiştir. M2RS, Python programlama dili ile bir kütüphane olarak tasarlanmış ve uygulanmıştır. Yöntem, bağımsız değişkenler arasındaki gereksiz tekrarları minimuma indirirken bağımlı değişkenle olan ilişkililiği maksimize etmeyi hedefleyen aralık tabanlı bir seçim önermektedir. M2RS yöntemi, literatürde yaygın olarak kullanılan ERGS ve mRMR yöntemlerinin güçlü yönlerini bir araya getirerek karşılaştırmalı bir performans analizi ile değerlendirilmiştir. Çalışmada, altı adet kanser mikrodizi (merkezi sinir sistemi, cilt kanseri, pankreas kanseri, lösemi, yumurtalık kanseri, kolon tümörü) ve ek olarak mutajenite veri setleri kullanılmıştır. Sonuçlar, M2RS'in sınıflandırma algoritmalarının başarısını %18'e kadar artırabildiğini göstermiştir. Korelasyon ısı haritası analizleri, yöntemin gereksiz değişkenleri düşük önem sıralarına taşıyarak kritik değişkenleri ön plana çıkardığını ve böylece model performansını artırdığını doğrulamaktadır. M2RS'in genelleme potansiyeli, farklı veri türleri ve sınıflandırma algoritmaları üzerinde test edilerek ortaya konulmuştur. Sağlıkta çeşitli kanser verilerindeki etkinliğinin yanı sıra, yöntemin ilaç molekülleri ve toksikoloji gibi farklı alanlarda da uygulanabilir olduğu gözlemlenmiştir. Sonuç olarak, M2RS yöntemi, bağımsız değişkenler arasındaki ilişkileri dikkate alan yenilikçi yapısı, farklı veri kümelerine uygulanabilirliği ve elde ettiği dikkat çekici performans sonuçlarıyla, boyut azaltma ve değişken seçimi alanında hem akademik hem de pratik uygulamalar için güçlü ve etkili bir çözüm sunmaktadır

    Mega projelerde karar verme süreçleri: Türkiye için bir model önerisi

    No full text
    Megaprojects, with their transformative impacts on economies, technologies, societies, and environments, hold strategic importance for Türkiye and the global landscape. When executed successfully, megaprojects offer significant benefits, such as economic growth, technological advancement, social development, and environmental sustainability. However, these projects frequently experience cost overruns and delays due to inadequate planning and decision-making, where forecast errors have become the norm. This thesis proposes a novel model to improve decision-making for megaprojects in Türkiye, integrating global best practices and addressing critical deficiencies. The model prioritizes transparency, inclusiveness, and robust risk management by tackling key issues such as inadequate stakeholder engagement, lack of transparency, and insufficient risk management. It draws on international practices to ensure adaptability to the unique challenges of megaprojects. This thesis also provides a comprehensive overview of the decision-making approaches for megaprojects in different countries. The research involves a comparative analysis of decision-making processes in the United Kingdom, the United States, and Türkiye, examining the laws, regulations, and standards governing these processes in each country. This analysis reveals critical insights into how different regulatory frameworks and cultural contexts influence project outcomes. By conducting this comparative analysis, the study highlights effective practices that can be adapted to Türkiye's unique context, underscoring practices that could benefit Türkiye's megaproject management. This study offers practical recommendations aimed at enhancing the planning and execution phases, ensuring sustainable success by merging local insights with global governing frameworks. This research aims to advance the field of megaproject management by presenting a novel model that addresses key gaps in the existing frameworks of decision-making processes in Türkiye and enhances the global competitiveness of its megaprojects. By integrating insights from international approaches, the model strives to be robust and adaptable, facing the dynamic challenges of megaprojects. This thesis contributes to the literature by proposing a comprehensive framework that seeks to improve the effectiveness and efficiency of managing megaprojects in Türkiye, with potential applicability beyond.Mega projeler, ekonomiler, teknolojiler, toplumlar ve çevreler üzerindeki dönüştürücü etkileriyle Türkiye'de ve küresel ölçekte stratejik öneme sahiptir. Mega projelerin başarılı bir şekilde uygulanması, ekonomik büyüme, teknolojik ilerleme, toplumsal gelişim ve çevresel sürdürülebilirlik gibi önemli faydalar sağlar. Ancak, planlama ve karar verme süreçlerindeki yetersizlikler nedeniyle sıklıkla maliyet aşımları ve gecikmeler yaşanmakta, bu durum da tahmin hatalarının yaygın bir norm haline gelmesine neden olmaktadır. Bu tez, Türkiye'deki megaprojelerin karar verme süreçlerini iyileştirmek amacıyla yenilikçi bir model önermektedir. Dünyadaki başarılı yaklaşımları birleştiren bu model, mevcut eksiklikleri gidermeyi amaçlamaktadır. Yetersiz paydaş katılımı, şeffaflık eksikliği ve zayıf risk yönetimi gibi temel sorunları ele alarak, şeffaf ve kapsayıcı bir yaklaşım ile güçlü risk yönetim stratejilerini ön plana çıkarmaktadır. Uluslararası uygulamalardan yararlanarak, megaprojelerin özgün zorluklarına uyum sağlayan bir model geliştirmek hedeflenmektedir. Bu tez, farklı ülkelerdeki megaprojelerde uygulanan karar verme yaklaşımlarının kapsamlı bir incelemesini sunmaktadır. Ayrıca, Birleşik Krallık, Amerika Birleşik Devletleri ve Türkiye'deki karar verme süreçlerinin karşılaştırmalı bir analizini içerir ve bu süreçleri yöneten yasaları, düzenlemeleri ve standartları inceler. Bu analiz, farklı düzenleyici çerçevelerin ve kültürel bağlamların projelerin sonuçlarını nasıl etkilediğine dair önemli bulgular sunar. Bu karşılaştırmalı analiz, Türkiye'ye özgü etkili uygulamaları vurgulayarak, Türkiye'deki megaprojelerin yönetimine katkı sağlayabilecek yöntemleri ortaya koyar. Bu çalışma, megaprojelerin planlama ve uygulama aşamalarını geliştirerek sürdürülebilir başarıyı sağlamak amacıyla pratik öneriler sunar ve yerel yaklaşımları küresel düzenleyici çerçevelerle birleştirir. Bu çalışma, Türkiye'deki karar verme süreçlerindeki önemli boşlukları gidermeyi ve Türkiye'deki megaprojelerin küresel rekabetçiliğini artırmayı hedefleyen yenilikçi bir model sunarak megaproje yönetimi alanını ilerletmeyi amaçlamaktadır. Model, uluslararası yaklaşımlardan elde edilen farklı anlayışları sentezleyerek etkili ve işlevsel olmayı hedefler ve megaprojelere özgü dinamik zorluklarla başa çıkmayı amaçlar. Bu tez, Türkiye'deki megaproje yönetiminin etkinliğini ve verimliliğini artırmaya yönelik kapsamlı bir çerçeve sunarak literatüre katkı sağlamanın yanı sıra, uluslararası alanda farklı ülkelerdeki megaproje yönetimi pratiğine de ışık tutmayı amaçlamaktadır

    Conservation processes in the context of tactical urbanism at the Süleymaniye World Heritage Site

    No full text
    Bugün dünya nüfusunun yarısından fazlası kentlerde yaşıyor, 21. yüzyıl kentlere ev sahipliği yapıyor. Kentlerimiz demografik, kültürel ve dönemsel olarak hızlı bir dönüşüm içerisindedir. Rant odaklı kentsel dönüşümler, soylulaştırma, mega projelerle kentlerimizde sosyal eşitsizlikler hızla artmakta ve kent hakkı mücadelesi önem kazanmaktadır. Kentlerimizde kültür mirası ögelerinin korunması giderek zorlaşmaktadır. Koruma yöntem ve araçlarının gelişen ve değişen şehircilik kuram ve pratikleriyle beslenerek yeni araç ve yöntemlerin geliştirilmesi gerekmektedir. Taktiksel şehircilik 2010'lu yıllarda ABD'de ortaya çıkmış bir kavramdır. Yurttaşların kamusal alanların tasarımında söz ve uygulama hakkı olduğunu ortaya koyan bir kavram olarak ortaya çıkmış ve ülkemizde de son yıllarda yaygınlaşmaya başlamıştır. Bugünkü kültürel miras anlayışının temeli 1972 yılında yine bu kavram ile özdeşleşmiş bir kurum olan UNESCO tarafından atılmıştır. Kültürel miras kavramı 1972 tarihli Dünya Kültür ve Doğal Mirası Koruma Hakkındaki UNESCO Konvansiyonu'nda korumaya değer olarak nitelendirilen alanların beraberinde gündeme gelmiştir. UNESCO "Miras" kavramını geçmişten gelen, bugün birlikte yaşadığımız ve gelecek nesillere aktaracağımız kalıt olarak tanımlamaktadır. Kültürel miras ise tarihi ve yapılaşmış çevreyi oluşturan anıtlar, mimari değeri olan yapı grupları ve alanlar olarak tanımlanmaktadır (UNESCO, 1972). İstanbul'un Tarihi Alanları, 23 Mayıs 1982 tarihinde onaylanan ve 1983 yılında Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren UNESCO'nun 16 Kasım 1972 tarihli "Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair Sözleşme" gereği, 6.12.1985 tarihinde 356 sıra numarasıyla Dünya Mirası Listesi'ne alınmıştır. Alanın merkezini oluşturan ve Mimar Sinan'ın İstanbul'daki en önemli külliyesi olan Süleymaniye Külliyesi, büyüklüğü, arsaya yerleşimi, farklı işlevlere yönelik yapıları ile döneminin sanatını ve imparatorluğun gücünü yansıtır (Ahunbay, 2011: 161). Süleymaniye, Tarihi Yarımada içerisinde, İstanbul'un tarihini yansıtan, çok kültürlü katmanları barındıran bir alandır. Tez kapsamında "Süleymaniye Camii ve Çevresi" Dünya Mirası ilanı evvelinde de sonrasında da çeşitli planlama müdahalelere geçiren alan irdelenmiş, yakın dönem müdahalelerin yaklaşımı, aktör yapısı, işlevleri ve çevresel etkileri değerlendirilmiştir. Taktiksel şehircilik kriterleri tanımlanmasının ardından alan ve çevresinden seçilen 3 proje bu bağlamda değerlendirilmiştir. Süleymaniye Dünya Mirası Alanının eşsiz ve özgün varlığı şüphesiz koruma uygulamalarının yerinde ve sürdürülebilir olması gerekliliğini doğurur. Alanın uzun yıllar boyunca görece yetersiz denilebilecek koruma müdahaleleri ile yeterince korunamadığı söylenebilir. Koruma uygulamalarının yerel ve yerindenliğinin stratejik olarak benimsenmesi gerektiği ortaya çıkmaktadır. İster kamu, ister yurttaş ya da örgütlü yapılar eliyle yerelden, yerinde taktiksel şehircilik yaklaşımıyla yapılacak uygulamalar kültür mirası ögelerinin korunmasını kolaylaştıracaktır. Koruma alanlarına planlama alanında yapılan müdahalelerde plan hiyerarşisi işletmekten ziyade üst ölçekten alt ölçeğe eşgüdümlü hazırlanması alanların korunma dinamiklerini artıracaktır. Süleymaniye Dünya Miras Alanı'na bütüncül bir koruma anlayışıyla yaklaşırken üst ölçek ve alt ölçek müdahalelerin beraber kurgulanması gerekmektedir. Burada taktiksel şehircilik yaklaşımından faydalanarak ister kamu ister yurttaş eliyle yerinden yapılan müdahaleler koruma anlayışını yerelleştirebilir, kalıcılaştırabilir

    Görme engellilik ve mekan denkleminde evrensel tasarım perspektifinden akıllı ev yaklaşımları

    Get PDF
    İnsanın tanıma ve tanımlama yolundaki ilk adımı görme duyusu aracılığıyla gerçekleşmektedir. Görme duyusu etrafında güven ve bağımsızlık kazanımının farkında olmadan fiziksel ve zihinsel eylemlerinde süreklilik sağlanmaktadır. Görme duyusunun bilgi edinimi ve hareket aksı oluşumundaki diğer duyulara karşı kurduğu hegomonyaya karşı; görme yetisini baskın bir şekilde kullanmayan ve/veya tamamen kaybeden görme engelli bireyler, duyusal bilgi edinim süreçlerindeki farklılık ile kendi bağımsız hareket alanlarını kurmakta zorlanmakta ve eylemleri kısıtlanmaktadır. Bununla birlikte, güven alanının yaratılması ve bağımsız hareket ediniminin ilk basamağı olan tanıma ve/veya ayırt edebilme durumu; işitme, dokunma, koku, görme gibi duyularını etkin kılan uyarıcılar ekseninde atılmaktadır. Bu uyarıcılar eş denklemde ses, doku ve yüzeyler arası farklılıklar, sınır, kontrast, renk ve aydınlatma olarak kendini kuşatan çevre ve engellere karşı referanslar vermektedir. Ancak yapılı ürün, mekan ve çevredeki duyusal referansların yetersizliği ya da eksikliği, görme engelli bireylerin bağımsız ve güvenli hareket sağlamaları adına bir engel oluştururken; eylemlerinde süreklilik gösteremedikleri için kendi yeterliliklerini sorgulamakta ve toplumsal yaşamdan uzaklaşarak kendilerini eve kapatmaktadırlar. Ev, insanın kendi yetki ve yeterliliklerinden bağımsız temel eylemlerini gerçekleştirdiği ilk ve ana yer olarak, görme engeli bireylerin öz yeterlilik kazanımları içinde önemli bir alan sunmaktadır. Bu tez kapsamında amaçlanan, görme engelli bireylerin fiziksel hareket kabiliyetlerini geliştirerek güven ve bağımsızlık ihtiyaçlarını karşılayan ürün ve mekan arayışında akıllı ev yaklaşımlarının potansiyellerini değerlendirmektir. Bununla birlikte, görme engelli bireylerin kendi başına yapabilirlik durumlarını fiziksel olarak erişim sağlayıp kullanabildikleri ürün ve tasarım anlayışları ile mümkün olduğunu gözeterek, sosyal model engelliliği kaldıran ana unsurun evrensel tasarım yaklaşım ve ışığında tasarlanan ürün ve sistemler olduğunu vurgulamaktadır. Bu bağlamda, fiziksel ve psikolojik erişimin sağlanabileceği ev kavramını, akıllı sıfatının atfedilmesi ile insanın eylemlerini destekleyen, kolaylaştıran ve/veya gerçekleştiren bir araca dönüştüren akıllı ev tanım ve içerikleri, sistem ve cihazları irdelenmiştir. Çalışma 2 aşamada gerçekleştirilmekte olup; ilk olarak görme engellilik tanım ve sınıflandırmaları, bağımsız hareket edinimleri adına baskın olan duyusal referanslar, evrensel tasarım ve ilkeleri üzerinde durulmuştur. Bununla birlikte, akıllı ev yaklaşımlarını değerlendirme kriterleri saptanmış; akıllı ev tanım ve kapsamındaki entegre edilen sistemler, fonksiyonları, görev alanları ve kullanımları literatür taramasına dahil edilmiştir. İkinci aşamada, birbirinden farklı sistem ve cihazlarla entegre edilen dünya genelinde güncel 6 akıllı ev örneği seçilmiştir. Görme engelli bireylerin bağımsız hareket etmek için aldıkları referanslar ve evrensel tasarım ilkeleri doğrultusunda akıllı ev örnekleri sahip oldukları sistem ve cihazların avantajları ve zorlukları değerlendirilmiştir. Bu doğrultuda, akıllı ev yaklaşımının iletişim kanallarından biri olan sesli komut ve görme yetisini tamamen kaybetmeyen görme engelliler için aydınlatma sistem ve cihazlarının sağladığı aydınlatma, kontrast ve renk gibi duyusal referansları kullanım biçim ve olanakları ile görme engelli bireylerin yaşam koşullarını iyileştireceği tespit edilmiştir

    Doğu Akdeniz'de Romanizasyon süreci ve Nıkaıa kentine yansımaları

    Get PDF
    Bu doktora tezinde, Küçük Asya'nın kuzeybatısında bulunan Bithynia Bölgesi'ndeki Nikaia kentinin Romanizasyon sürecinin anlaşılması ve değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Modern araştırmacıların halen üzerinde tartıştığı Romanizasyon hususu, ilk araştırmalar ve gelişimi hakkında bilgiler verilerek ele alınmaktadır. Sürecin anlaşılması adına Romalıların Hellas'taki ilk savaşları ve Hellenler ile ilk temaslarına değinilmektedir. Böylelikle Hellas'ta başlayan tarihsel süreç Küçük Asya'ya kadar getirilmekte ve değerlendirilmektedir. Bithynia Bölgesi ve Romalılarla olan ilişkiler ise ayrı bir başlık altında, Nikaia özelinde incelenmektedir. Tarihsel sürece paralel olarak Hellas ve Küçük Asya'dan arkeolojik veriler incelenerek Romanizasyon sürecinin gelişimine dair bilgiler sunulmaktadır. Bunun için her aşamada antik literatürün yanı sıra arkeolojik, epigrafik ve nümismatik veriler yoğun bir şekilde kullanılmaktadır. Böylelikle tarihi sürecin arkeolojik yansımaları net bir şekilde ortaya koyulmaktadır. Romanizasyon açısından Nikaia kenti bir durum analizi olarak tercih edilmiştir. Bithynia Bölgesi'nin en önemli kentlerinden biri olan Nikaia'da Roma vatandaşlarının varlığı görülmekle beraber, bu nüfusun etkisi çeşitli veriler üzerinden anlaşılmaya çalışmıştır. Bu amaçla vatandaşlık politikası, nümismatik veriler, Roma propagandası, kent planı gibi çok aşamalı konuların değerlendirilesi yapılmaya çalışılmıştır

    918

    full texts

    9,810

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Mimar Sinan Fine Arts University Institutional Repository
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇