Mimar Sinan Fine Arts University Institutional Repository
Not a member yet
    9810 research outputs found

    "Shock Impact" and Achieving Comprehension in the Interior Spaces of Alejandro Jodorowsky Movies

    Get PDF
    Mekân, sinemanın ayrılmaz bir parçasıdır. Sinema sanatı mekânda bulunan semboller ve programatik bölümler aracılığıyla izleyicinin algısına ulaşır ve belli bir yön vermeyi amaçlar. Mimarlık ve sinema sanatlarının birbiri üzerindeki etkileri ve disiplinlerarası çalışmaların yoğunlaştığı gerçeğinden yola çıkarak bu çalışmada kavramsal mekân ve sinema sanatı arasındaki bağ irdelenmiştir. Sergei Eisenstein’ın yaklaşımında, filmsel anlatı sürecinin mihenk taşı olan “ani etki” esas alınarak, mekân ile bu ani etkiyi yaratmanın yolları aranmaktadır. Bu bağlamda örneklem olarak psikoterapist ve yönetmen olan Alejandro Jodorowsky’nin filmleri incelenmiştir. Jodorowsky’nin filmlerinde görsel imgeleri incelikle seçerek kullanması ve mekân yaratmada şaşırtma imgeleri üzerinden sinemanın kavramsal algısına yaklaşımı nedeniyle örneklem olarak seçilmiştir. Araştırma, nitel araştırma yöntemi olan genel tarama modeli kullanılarak yürütülmüştür. Sinema mekânlarında ani etkiyi örneklendirerek, iki sanat dalının birbirleri üzerindeki kuvvetli etkileri desteklenmek istenmiştir. Bununla birlikte kavramsal mekânın, Eisentein’ın sinema yaklaşımının son noktası olan kavrama ulaşma sürecindeki rolünü örneklem üzerinden tespit etmek amaçlanmıştır.Space is an integral part of cinema. The art of cinema reaches the perception of the audience through the symbols and programmatic sections in the space and aims to give a certain direction. Based on the effects of architecture and cinema arts on each other and the fact that interdisciplinary studies are intensified, this study examines the link between conceptual space and cinematic art. Sergei Eisenstein's approach is based on the "shock impact," which is the cornerstone of the film narrative process, looking for ways to create this shock impact with space. In this context, the films of Alejandro Jodorowsky, a psychotherapist and director, were examined as examples. Jodorowsky was chosen as an example because of his fine selection of visual images in his films and his approach to the conceptual perception of cinema through the images of surprise in creating space. The research was carried out using the general screening model, which is a qualitative research method. By exemplifying the shock impact in cinema venues, it was intended to support the strong effects of the two branches of art on each other. And, it is aimed to determine the role of conceptual space in the process of reaching comprehension, which is the final point of Eisentein's approach to cinema, through sampling

    Mimarlık ve sanat ara kesitinde mimari yerleştirme üzerinden "gerçeklik" odaklı mekansal deneyim okuması

    No full text
    21. yüzyılın mimarlık pratiği ve buna bağlı olarak iç mekan çözümlemeleri üzerine yapılan irdelemeler, multidisipliner çerçevede üretimlerde bulunma anlayışının giderek yaygınlaştığını ortaya koymaktadır. Mimarlık disiplini ve bu çerçevede mekan tasarlama anlayışı, farklı sanat formları ile karşılıklı iletişim yolları kurmaktadır. Bu iletişimin çıktısı olarak ortaya koyulan düzenlemeler; günümüzde artık kati sınırlarla birbirinden ayrılamaz halde bütünleşen bu sanatların arakesitinde yer almaktadır. 20. yüzyıl, sanatın mekanla geliştirdiği ilişkinin her yönden açılıma uğradığı bir döneme işaret etmektedir. Bu döneme ilişkin sorgulamalara dahil edilen mekan da sanatın deneyimlenme biçimlerinin değişime uğramasının yanında değişim geçirmiş ve sanat statüsüne erişmiştir. Modernizm ile izleyicinin yapıta entegre olabildiği ya da düzenleme ile aktif bir etkileşimde bulunabildiği işler hayata geçirilmeye başlanmıştır. Bu anlamda artık izleyici yerine katılımcıdan bahsedilmeye başlanan bu sürece ek olarak, mimarlık ve sanat arakesitinde gerçekleştirilen üretimlere ilişkin kapsamlı bir çalışma yapabilmek de mümkün kılınmıştır. Özellikle 1960'lı yıllardan bu yana adından söz edilmeye başlanan yerleştirme sanatı; mekanın bir sanat nesnesi olarak sunulmasına ve bu doğrultuda çeşitli biçim, malzeme ve sunum formlarının mümkün olmasına imkan tanımıştır. Süreç içinde mimarlık disiplini ile de yakın temaslar kurmaya ve mimari mekanı biçimlendirmede etkin bir yaklaşım halini almaya başlayan yerleştirme; yaşanan teknolojik gelişmelerden etkilenmiş ve mekan kurgulama anlayışının da değişmesine ön ayak olmuştur. Bu bağlamda 20. yüzyılın son çeyreğinde ve 21. yüzyılın ilk yıllarında; mekan tasarımında yeni algılama biçimlerini beraberinde getiren, kavramsal, deneyime dayalı, karşılıklı etkileşimden ve interaktiviteden yararlanan yerleştirme mekanlarından söz edilmeye başlanmıştır. Sanatsal ifadeye dayanan ancak zaman içinde mimarların pratik anlayışlarının da bir parçası olmaya başlayan yerleştirme yaklaşımı; deneysel çerçevesi ile disiplinlerarası bağlamda çağdaş üretimler gerçekleştirmenin aracı haline gelmiştir. İçinde bulunulan çağa ait görünür olan çoğu deneysel üretim; 20. yüzyılın görsel ya da işlevsel açıdan birçok yansımasını içermektedir. Bu anlamda bu çalışma, 21. yüzyıla ait üretimleri; geçmişinde yer alan 20. yüzyıla ait yaklaşımlar ve kavramsal süreçler doğrultusunda ifade etmekte ve nitel bir araştırma ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu üretimlerin odak noktası olan deneyimin, çağın güncel mekan yaratma ve kurgulama yaklaşımlarını kökten etkilediği görülmektedir. Yeni etkileşim ve katılım formlarının imkanlı olduğu ve bir deneyim tasarısının yapıldığı üretimlerin ön plana çıkmaya başladığı ve bu anlamda çağın deneysel yaratım yaklaşımının, deneyim mekanları üretmeye yöneldiği gözlemlenmektedir. Çağın deneyimi ele alış biçimi; mekanın katılımcısı olan bireyin gerçeklik algısı üzerine temellenmektedir. 21. yüzyılın dijital teknoloji temelli sistemleri, fiziksel gerçeklik ile birlik olan dijital gerçeklikleri olanaklı kılmakla beraber yeni deneyim biçimlerinin ortaya koyulmasına ortam hazırlamaktadır. Bu doğrultuda multidisipliner çağdaş tasarımcıların; yerleştirme sanatını, mimari üretimlerinin bir parçası olarak ele alıp sanatla bütünleşen mekanlar ortaya koydukları, bu üretimleri deneysel ve deneyimsel ürünler olarak ele aldıkları ve mimarlık ve sanat disiplinleri arasındaki yakın teması göz önüne serdikleri görülmüştür. Deneyim tasarımının dayanağını; katılımcının, yaratılan mekansal kurgu içinde kendi gerçekliğini kaybetmesine ya da alternatif gerçeklikleri tecrübe etmesine yani algıda meydana gelecek manipülasyonlara temellendirdiği anlaşılmıştır. Verilen örnekler üzerinden yapılan inceleme sonucunda, ortaya koyulan yeni mekanların hepsinin, mekan ve kurgu arasındaki sınırları ortadan kaldırdığı kavranmıştır. Öznenin yeni mekansal ihtimallerin tecrübesini, dolayısıyla farklı alternatif gerçeklikleri yaşamaya yönlendirildiği saptanmıştır. Dijital teknolojilerin, deneyime odaklanan ve deneysel bir perspektifte kurgulanan yerleştirmelerde biçimlendirici etkide bulunmaya devam edeceği ve bu durumun ileriki dönemlerin disiplinlerarası düzenlemelerin de biçimlendiricisi olmaya devam edeceği sonucuna varılmıştır

    Interaction between urban texture and life in the Mediterranean: The case of Bodrum

    No full text
    Endüstrileşmeyle birlikte kentler gündelik hayatın hızına uyum sağlayabilecek bir dönüşüm sürecine girmişlerdir ancak kentsel yaşamın aynı hızla bu dönüşüme adapte olması mümkün olmamıştır. Kentsel yaşamın niteliği sorgulanmaya başlanarak kentsel kullanımın analiz edildiği yeni bir disiplin oluşmuştur. Antik adı Halikarnassos olan ve binlerce yıldır Akdeniz'in farklı kültürlerinin etkileşimine sahne olmuş Bodrum'u Akdeniz bağlamında irdeleyerek yaşamın büyük çoğunluğunun geçtiği kentsel açık mekânlarını analiz etmek bu tezin ana konusudur. Bu tez kapsamında üç farklı kent dokusuna sahip olan Bodrum'da farklı kent dokularından üç alan seçilmiştir. Bu alanlar Tepecik Meydanı, Aya Nikola Meydanı ve Kumbahçe Bölgesi'dir. Kentsel yaşamın kentin farklı dokularıyla olan etkileşimi sorgulanarak Bodrum'un açık mekânla kurduğu ilişki anlamlandırılmaya çalışılmıştır. Tezin ilk bölümünde tez konusuna dair temel bilgiler verilerek amaç, kapsam, kullanılan yöntem ve araçlar açıklanmıştır. Tezin ikinci bölümünde kentin niteliğini sorunsallaştıran Camilo Sitte, Jane Jacobs, Jan Gehl, Christopher Alexander, William H. Whyte'ın yaklaşımlarına değinilmiştir. Bu isimlerle birlikte alana katkısı olan Donald Appleyard, Kevin Lynch, Bill Hillier'in çalışmaları da örneklenerek kentsel kullanım araştırmalarının genel perspektifi çizilmiştir. Kentsel kullanım araştırmaları kapsamında davranışsal haritalamanın kuramsal altyapısı ve yöntemi açıklanmıştır. Jan Gehl'in birçok kentte Public Space Public Life (PSPL) adı altında uygulamaya devam ettiği kentsel kullanım analiz çalışmaları açıklanmıştır. Bu çalışmalardan Bodrum'la bağlantı kurabilecek üç kıyı kenti; Brighton & Hove / İngiltere, Bern / İsviçre ve Sidney / Avustralya çalışmaları incelenerek örneklendirilmiştir. Ayşegül Cankat'ın açık ve yarı açık mekânın bilgisini edinme çalışmaları, William Whyte'ın time-lapse yöntemiyle yaptığı araştırmalar açıklanmıştır. Bütün bu çalışmaların kentsel kullanım araştırmaları hakkında geniş bir perspektif sunarak alan araştırmasına altlık oluşturması hedeflenmiştir. Tezin üçüncü bölümünde Akdeniz ve Akdeniz bağlamında Bodrum incelenmiştir. Akdeniz kentlerinin ortak özellikleri, geleneksel mimarisi, iklim ve doğa ile etkileşimi açıklanarak açık mekânla kurduğu ilişki anlamlandırılmıştır. Mimarisinin kökenini Akdeniz'de coğrafi olarak yakın olduğu Oniki Ada'dan alan Bodrum'un tarihçesi, kentsel morfolojisi, geleneksel konut tipleri, kentsel açık mekânları incelenmiştir. Bodrum kent merkezinde Türk Mahallesi, Çarşı Mahallesi ve Rum Mahallesi olmak üzere üç farklı kentsel dokunun mevcut olduğu belirtilmiştir. Bodrum hakkında güncel eleştiri ve önerilere yer verilerek günümüzdeki durumu değerlendirilmiştir. Tezin ikinci ve üçüncü bölümlerinde edinilen bilgilerin ışığında belirlenen alanlarda alan araştırması yapılmıştır. Araştırma yöntemi olarak Jan Gehl'in yöntemi ve ihtiyaç doğrultusunda William Whyte'ın çekim yöntemi alanlara adapte edilerek kullanılmıştır. Alanların mekânsal/biçimsel özellikleri incelenip üç boyutlu modellenerek kentle kurduğu ilişkiye farklı açılardan yaklaşılmıştır. Gözlem sırasında davranışsal haritalama, fotoğraflama, not alma, kamera ile çekim yapma, sayım, takip etme gibi yöntemlerle kentsel kullanım anlaşılmaya çalışılmıştır. Yapılan gözlemler belgelenerek veri seti haline getirilmiştir. Tezin son bölümünde ise gözlem ve analiz verileri değerlendirilerek tezin giriş bölümünde belirtilen araştırma sorularının yanıtları verilmiştir. Bodrum'un farklı kentsel dokuları kendi bağlamlarında ve bir arada değerlendirilerek eksik ve öneriler belirtilmiştir. Farklı kentsel dokuların niteliğinin kentsel yaşamda hala izlerinin takip edilebildiği açıklanmıştır. Son olarak kentsel kullanım niteliğini arttırmayı ve Akdeniz kenti kentsel kullanım literatürüne katkı sağlamayı hedefleyen bu çalışmada kapsama alınmayan ancak yapılmasının faydalı olacağı öneriler ve gelecekte yapılabilecek çalışma fikirleri sunulmuştur

    f(R) gravity in an ellipsoidal universe

    No full text
    We propose a new model of cosmology based on an anisotropic background and a specific f ( R ) theory of gravity. It is shown that field equations of f ( R ) gravity in a Bianchi type I background give rise to a modified Friedmann equation. This model contains two important parameters: y and b . We, thus, simply call our model yb CDM. It is distinguished in two important aspects from the A CDM model: firstly, the contribution of different energy densities to the Hubble parameter are weighted with different weights, and then, dependence of energy densities to redshift is modified as well. This unorthodox relation of energy content to Hubble parameter brings forth a new way of interpreting the cosmological history. This solution does not allow the existence of a cosmological constant component, however, a dark energy contribution with dependence on redshift is possible. We tested observational relevance of the new solution by best fitting to different data sets. We found that our model could accommodate the idea of cosmological coupling of black holes.TUBITAK [2211/C]C.D. thanks OEzguer Akarsu, Nihan Kat & imath;rc & imath;, K. Yavuz Eki and Bar & imath; Yapkan for helpful discussions. Vildan Kele Tuyanolu is also supported by TUBITAK 2211/C Priority Areas of Domestic Ph.D. Scholar. The numerical calculations reported in this paper were partially performed at TUB & Idot;TAK ULAKB & Idot;M, High Performance and Grid Computing Center (TRUBA resources)

    Kültür, kimlik ve aidiyet ekseninde giysi: Şanlıurfa örneği

    No full text
    Kültür; toplumların gelişim süreçleri içerisinde gerçekleştirdikleri maddi ve manevi değerlerin tümü ve bu değerlerin kuşaklararası aktarımında çevresel olarak gösterdikleri etkinliklerin bütünü olarak ifade edilebilir. Toplumların veya bireylerin kimliğinin belirleyicisi ve diğer toplumlardan ayrışmasını sağlayan kültür; varlık gösterdiği toplumun dil, din, yazı, tarih, gelenek, edebiyat, sanat, zanaat, giyim, kuşam, üretim ve tüketim gibi tüm etkinlikleri kapsamaktadır. Şanlıurfa şehri özelinde kültür, kimlik ve giysinin karşılıklı oluşturdukları etkileşimin araştırıldığı bu tezde; giysi tasarımı oluşturma süreçlerinde biçim, hacim, form, doku, renk gibi öğelerin yerel malzeme ve tekniklerle nasıl şekillendirildiği irdelenmiştir. Tezin ilk bölümü olan giriş bölümünde tezin içeriği ve amacı belirtilmektedir. Girişten sonra gelen ikinci bölümünde ise kültür, kimlik, aidiyet, çok kültürlülük, kültürel kimlik, kültürel bellek, yerellik-evrensellik kavramlarının genel tanımlamalarına yer verilmiştir. Üçüncü bölümde Şanlıurfa şehrinin kültürel yapısı, şehirdeki giysi kültürü, yerel malzemeler ve teknikler irdelenmiştir. Dördüncü bölümde ise giysinin işlevselliği ve kültürlerarası aktarımı, sanat, zanaat, moda ekseninde giysi örnekleri üzerinden yerel malzeme ve tekniklerin kavram oluşturmadaki etkileşimleri üzerinde durulmuştur. Çalışmanın beşinci bölümünde giysi tasarımında yerel malzeme kullanımı ve teknik çözümlemeler başlığı altında bölgeye özgü bir yerel üretim tekniği olan kazazlık seçilmiş ve incelenmiştir. Tekniğin giysi ile oluşturduğu yeni anlatımlar ise şehirde kuttuk denilen dirsek altı bir kol boyuna sahip ceket örneği üzerinden araştırılmıştır. Yerelden güncele bir çizgide rengin ön planda tutulduğu tasarımlarda malzeme, teknik ve yeni biçim arayışlarıyla yüzeylerde rölyefsi etkilerin yer aldığı kompozisyonlar oluşturulmuştur. Altıncı bölüm olan sonuç kısmında ise değerlendirmeler yapılarak çalışma tamamlanmıştır. Çalışmanın amacı sanat, zanaat ve tasarım platformlarında yeniyi yaratma süreçlerinde sıklıkla başvurulan giysi elemanlarnın, alışılmışın dışında yeni olanaklar sunan yerel malzemeler ve tenikler perspektifinden değerlendirilerek giysiyi süreç, form, malzeme, uygulanan teknik, biçim, işlev gibi olgular bakımından sorgulamaktır. Çalışma; merkezine yerel malzeme, teknik, el sanatları, giysi tasarımı konularını alan sonraki çalşmalara referans oluşturma amacıyla kullanılabilir

    Integrated living spaces for elderly individuals: Co-housing

    No full text
    Dünyada doğum oranlarının düşmesi, yaşam standartlarının gelişmesi ve tıptaki gelişmelerle ortalama hayat süresinin uzaması gibi sebeplerle yaşlı nüfus oranı giderek artmaktadır. Tüketim kültürünün etkisiyle kentlerdeki hızlı yaşam, aile yapısındaki değişmeler, insanların bireyselleşmesi yaşlı bireylerin yalnızlaşmasına ve toplumdan uzaklaşmasına sebep olmaktadır. Çalışma, günümüzde değişen yaşam biçimleriyle artan tüketim olgusunun/kültürünün etkisiyle alternatif yaşam biçimlerinden biri haline gelen ortak konutlar ile yaşlı bireylerin toplumla birlikteliğinin devam edebilmesi arasındaki ilişkinin ortaya konmasını amaçlamaktadır. Nicel araştırma kapsamında, 21. yüzyılda tasarım açısından öne çıktığı öngörülen ve yaşlılar için yapılan beş farklı ortak konut (co-housing) örneği, TTS Enstitüsü’nde (Work Efficiency Institute) gerçekleştirilen yaşlılar için yeni bir yaşam modeli olan Ball Modeli özelinde incelenmiş ve yapıların mekânsal analizleri yapılmıştır. Çalışma sonucunda, analizlerin bulguları doğrultusunda yapıların özelliklerinin karşılaştırmaları yapılarak, dünyada sayısı giderek artan yaşlı bireylerin yalnızlaşmasını önleyecek ve topluma katılımını kolaylaştıracak bu gibi tasarımların sosyolojik, psikolojik, mimari ve ekonomik açıdan geliştirilerek çoğalması gerekliliği üzerinde durulmuştur.The proportion of the elderly population is gradually increasing due to reasons such as decreasing birth rates in the world, improving living standards and increasing average life expectancy with advances in medicine. Fast-paced life in cities, changes in family structure, and individualization of people under the influence of consumer culture cause elderly individuals to become lonely and move away from society. The study aims to reveal the relationship between co-housing, which has become one of the alternative lifestyles with the influence of the increasing consumption phenomenon/culture with changing lifestyles, and the continued coexistence of elderly individuals with society. Within the scope of the quantitative research, five different examples of co-housing built for the elderly, which are expected to stand out in terms of design in the 21st century, were examined specifically in the context of the Ball Model, a new living model for the elderly realized at the TTS (Work Efficiency Institute) Institute, and the structures were examined. Spatial analyzes were made. As a result of the study, by comparing the features of the buildings in line with the findings of the analyses, it was emphasized that such designs would prevent the increasing number of elderly people in the world from becoming isolated and facilitate their participation in society, should be developed and increased in sociological, psychological, architectural and economic terms. © 2024, Nilay OZSAVAS ULUCAY. All rights reserved

    Altın Orda Devleti askeri teşkilatı

    No full text
    Bu tez, Cengiz Han'ın temellerini attığı Büyük Moğol İmparatorluğu'nun bir parçası olarak tarih sahnesinde yerini alan Altın Orda Devleti'nin askerî teşkilâtına odaklanmaktadır. Orta Çağın en güçlü siyasi aktörlerinden olan Altın Orda Devleti, kuruluş sürecinde devlet ve askerî teşkilâtları bakımından Cengiz Han'ın temellerini attığı ve ardılları tarafından geliştirilen geleneği sürdürmekteydi. Bu gelenek temelinde oluşan askerî teşkilât; oldukça sistemli, güçlü ve bir o kadar da karmaşık idi. Evvela ordunun temel insan unsurunu oluşturan Moğol ve Türk boylarının çoğunluğu, bozkır geleneği çevresinde şekillenen bir hayat tarzına sahipti. Bu hayat tarzı sayesinde, Altın Orda ordusunun insan kaynağı da savaş için gereken birçok niteliğe sahip olmaktaydı. Böylece oldukça geniş alanları hâkimiyet altında tutabilen ve aynı oranda sınırları ötesine seferler düzenleyebilen bir orduya sahip olmak mümkün oluyordu. Tabii olarak, sahip olunan bu güçlü ordu iyi bir komuta kademesine de sahipti. Kadim Türk geleneğinin bir ürünü olarak onlu sistem esasına göre teşkilatlanan Altın Orda ordusu, yıkılışına dek bu geleneği sürdürdü. Kuruluş sürecinden 14. Asrın ikinci yarısına kadar genel itibariyle hanlar ve oğlanlar gibi Cuci Hanedanı mensupları tarafından komuta edilen ordu, bu dönemden itibaren ulus beyleri ya da karaçi beyler olarak bilinen boy beylerinin kontrolüne geçmeye başladı. Askeri gücün kontrolünü ele alan boy beylerinin kendi çıkarlarını gözeterek, askeri gücü mahdut olan hanedan mensuplarından dilediklerini tahta çıkarmaya çalışmaları sonu gelmez hâkimiyet mücadelelerinin oluşmasına da ortam hazırladı. Bu durum toplam askeri gücün kişiler arasında savrulmasına yol açtığı gibi, Altın Orda ordusunun seferberlik kabiliyetinin zayıflamasına da sebep oldu. Ancak 14. Asra kadar Altın Orda Devleti, sahip olunan askeri teşkilat sayesinde uzunca bir zaman diliminde, hâkimiyet alanlarını koruduğu gibi birçok bölgeye de seferler düzenleyerek ses getiren askeri başarılara imza attı. Elbette bunu mümkün kılan durum, ordunun sahip olduğu savaş nizamı ve muharebe kabiliyetini üst düzeye çıkaran stratejik ve taktik becerileriydi. Nitekim Altın Orda'nın sahip olduğu askeri teşkilat, mirasçıları olan Kırım, Kazan, Astrahan, Sibir ve Kazak hanlıklarının da ordu organizasyonlarının temelini oluşturdu

    Views of motherhood in the novels of female writers in turkish literature: "1970-2000"

    No full text
    Bu çalışmada 1970 ile 2000 yılları arasında Türk edebiyatında kadın yazarların romanlarında yer alan anne karakterleri ve annelik algıları incelenmektedir. 1960’lı yıllardan itibaren II. Dalga Feminist hareketin, öncekilerden daha güçlü ve sesli bir şekilde gündeme gelmesi sonucunda kadına bakış ve toplumda kadının durumu, toplumsal cinsiyet rolleri de dikkate alınarak, sorgulanmaya başlanmıştır. Bu rol dağılımına göre o güne kadar kadının en önemli ve birincil görevi/sorumluluğu olarak kabul edilen annelik de irdelenir. Anneliğin özellikleri, mutlaka anne olmak gerektiği fikri adım adım değişmeye başlar. Bu değişim psikanalitik alandaki çalışmalara yansır. Anne ve anneliğe yönelik bakış açılarının değişmesi çok geçmeden edebî eserlerde de yer bulur. Bu çalışmada uzun yıllar sorgulanmadan kutsal kabul edilen annelik algısındaki değişimlerin, kadın romancıların 1970-2000 arasında yazdığı romanlarda ne şekilde, hangi ölçülerde ve ne zaman farklılaşmaya başladığı incelenmeye çalışılmıştır

    Arthur Honegger, Germaine Tailleferre ve Darius Milhaud'nun klarnet sonatlarının yapısal ve dönemsel incelenmesi

    Get PDF
    Müzik ve sanat tarihinde büyük yenilikler barındıran yirminci yüzyılın ilk yarısında Fransa'da müziğe yeni bir soluk getirmek amacıyla besteci Darius Milhaud (1892-1974), Georges Auric (1899-1983), Arthur Honegger (1892-1955), Germaine Tailleferre (1892-1983), Francis Poulenc (1899-1963) ve Louis Durey (1888-1979) bir araya gelerek Les Six (Fransız Altılıları) grubunu oluşturmuşlardır. Les Six grubu bestecileri müzikteki romantizm akımına karşı fikirde eserler ortaya koymayı amaç edinmişlerdir. Bunu klasik dönem bestecilerinden, halk müziğinden, dönemin popüler müziğinden etkilenerek; daha yalın, küçük gruplar ile icra edilebilecek eserler yazarak yapmaya çalışmışlardır. Yirminci yüzyıl boyunca süregelen savaşların yarattığı yıkım bestecilerin hayatlarını ve yapıtlarını etkilemiştir. Bu çalışmada grubun bestecilerinden; Arthur Honegger, Germaine Tailleferre, Darius Milhaud'nun klarnet sonatları incelenmiştir. Eserler, yapısal ve dönemsel açıdan incelenmiş olup, çalgıcılar ve bilgi edinmek isteyen kişiler için yapıtların anlaşılmasına ve yorumlanmasına katkıda bulunması amaçlanmıştır

    Housing problem in industrial cities in the context of special industrial zones

    No full text
    Sanayileşme süreci, modern toplumların ekonomik ve sosyal yapılarını kökten değiştiren ve kentleşmeyi hızlandıran önemli bir dönemdir. Sanayileşmeyle birlikte, kırsal alanlardan kentlere büyük ölçekli göçler yaşanmış, bu da kentlerde nüfusun hızla artarak mevcut konut kaynaklarının yetersiz kalmasına ve konut sorununun ortaya çıkmasına yol açmıştır. Bu bağlamda, sanayileşme sürecindeki konut sorunu, hem ekonomik hem de sosyal açıdan önemli bir araştırma konusu olmuştur. Tez çalışması kapsamında öncelikle sanayileşme sürecinin kentlerde nasıl bir etki yarattığını ortaya koymak için literatür taraması yapılmaktadır. Ardından, Dünya’da ve Türkiye’de sanayileşme süreci içerisinde işçi konutlarının oluşumu ve Post-Fordist üretime geçişle birlikte sanayi kentlerinde yaşanan konut krizi ele alınmaktadır. Bir sonraki bölümde ise özel endüstri bölgesi kavramının mevzuattaki yeri ve ilan edilen özel endüstri bölgelerindeki potansiyel konut sorunu incelenmekte; bu kapsamda özel endüstri bölgelerinin konut sorununu azaltıcı bir faktör olarak değerlendirilebilmesine ilişkin tespitlerde bulunulmaktadır. Özel Endüstri Bölgesi kavramı ülkemizde 2017 yılında ortaya çıkmış; sanayileşme ve ekonomik büyüme için önemli bir katalizör olmuştur. Bununla birlikte ülkemizdeki sanayi kentlerinde yaşanan tecrübeler göz önünde bulundurularak özel endüstri bölgelerinde çalışanların barınma ihtiyaçlarının yeterince karşılanamayacağı veya kentlerdeki konut sorununu derinleştirebileceği düşünülmektedir. Bu çalışma, özel endüstri bölgelerinde yaşanabilecek konut sorununu ortaya koymak için bir analitik çerçeve sunmayı hedeflemektedir. Bu doğrultuda örnek alan olarak Balıkesir Özel Endüstri Bölgesi seçilmiştir. Bu tez, sanayi kentlerindeki konut sorununu anlamak için bir adım atmayı ve Özel Endüstri Bölgeleri aracılığıyla bu sorunun çözümüne katkıda bulunmayı amaçlamaktadır

    918

    full texts

    9,810

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Mimar Sinan Fine Arts University Institutional Repository
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇