Mimar Sinan Fine Arts University Institutional Repository
Not a member yet
    9810 research outputs found

    Criticism of anthropocentrism in contemporary art in Turkey: Mourning, recording, memory

    No full text
    Bu çalışmada Türkiye güncel sanatında insandan ibaret olmayan dünyalarla ilişkimizin nasıl ve hangi kavramlarla düşünüldüğü, sanatta insan-merkezcilik eleştirisinin imkân ve sınırlılıkları ortaya koyulmuştur. Bu kapsamda bu çalışmada ele alınan eserler 2015-2022 yılları arasını kapsamaktadır. İnsan-merkezcilik eleştirisinin Türkiye güncel sanatında nasıl tezahür ettiğine bakarken, teorik olarak iki farklı öbekten beslenilmiştir. Bu açıdan tezin kuramsal dayanakları hem insan-merkezcilik eleştirisi ve yeni materyalizm hem sanatta temsil ve insan-olmayanların temsiline dair tartışmalardan oluşmaktadır. İnsan-merkezcilik ve yeni materyalizminin kuramsal önerilerinin aynı zamanda politik ve metodolojik öneriler olduğu göz önünde bulundurulduğunda sosyal bilimlerdeki verili metotlar tartışmaya açılmış ve eldeki çalışmada benimsenen metodoloji yeni materyalizmin önerilerinden beslenen bir şekilde oluşturulmuştur. Bu kapsamda konumlu ve kısmi, maddi ve bedenlenmiş, ilişkisel ve temsili olmayan bir araştırma biçimi ve araştırmacı konumu benimsenmiştir. Çalışmada ele alınan sanat eserlerine bakıldığında öne çıkan kavramların yas ve hafıza kavramları olduğu görülmüştür. Bu kapsamda tezde ele alınan eserlerin insan olmayanların yasını tutma imkânları ile insan olmayanların odağa alındığı bir hafıza imkânının nasıl düşünülebileceği tartışılmıştır. Bu kapsamda yası tutulabilirlik ile birlikte ele alınan eserlerin hemen hepsinde, sadece insan olmayanı merkeze alan bir tutum yerine şiddetin etkisinin insan ve insan olmayanları nasıl etkilediğini görebilmek mümkün olmuştur. Benzer şekilde insan olmayandan yola çıkarak bir hafıza imkânının nasıl düşünülebileceği ile ilişkilendirilen eserlerde de hafızanın, insan ve insan olmayan tarafından birlikte inşa edilen, sabit olmayan, müdahaleye açık bir biçimde düşünülebileceği vurgusu öne çıkmıştır. Netice itibariyle bu çalışmada ele alınan sanat yapıtlarında insan olmayanlarla ilişkimiz üzerine düşünürken öne çıkan kavramların yas tutma ve hatırlama kavramları olduğunu söylemek mümkündür. Bu açıdan çalışmada ele alınan eserler yas ve hafızayı insan ve insan olmayanlarla birlikte dolanık ilişkiler çerçevesinde düşünmektedir

    Enhancing classification of cancer subtypes and genotypes using deep learning on radiological images

    No full text
    Kanser alt tipleri ve genotiplerinin erken tespiti ve teşhisi, erken aşamalarda daha etkili tedavi edilebilmeleri açısından oldukça önemlidir. Fakat doğru teşhis için yüksek düzeyde klinik bilgi ve uzmanlık gerekmektedir. Bu çalışmada, son zamanlarda geliştirilen çeşitli yapay zeka tabanlı karar destek sistemlerinin yardımıyla yorucu iş yükünü ve yanlış teşhisi en aza indirmek amacıyla, otomatik ultrasonografi (USG) ve magnetik rezonans (MR) görüntülerinden bölümlendirilmiş görüntüler yardımıyla tiroid nodül tipleri ve EGFR mutasyonları gibi kanser alt tipleri ve genotiplerini sınıflandırmayı hedefleyen bir uçtan uca derin öğrenme tabanlı hibrit bir yaklaşım sunulmaktadır. Tiroid nodül tipleri genellikle atipi/foliküler belirsizliğin lezyonu (AUS/FLUS), iyi huylu foliküler ve papiller foliküler olarak sınıflandırılır. AUS/FLUS için malignite riski %5 ile %15 arasında değişmekle birlikte, bazı çalışmalarda bu riskin %25'e kadar çıkabileceği gösterilmiştir. Histoloji tamamlanmadan nodülleri sınıflandırmak zor ve risklidir ve tanı işlemleri pahalı olabilir. Glioblastoma (GBM), hızla ilerleyen ve ölümcül bir beyin tümörüdür. GBM hastalarının teşhisi için hala "altın standart" olarak kabul edilen histolojik görüntüler kullanılır. Tümörlerin hem mikroskopik hem de makroskopik düzeyde çeşitli biyolojik özelliklere sahip olduğu bilinmektedir. Bu özellikler arasında tümör hücre yoğunluğu, normal dokunun etkilenmesi ve gen ifadesi gibi faktörler yer alır. Bu nedenle, doku örnekleme altın standart olmaya devam ederken, manyetik rezonans görüntüleme gibi invaziv olmayan görüntüleme teknikleri, klinik olarak önemli EGFR mutasyonları hakkında ek bilgi sağlayabilir. Epidermal büyüme faktörü reseptörü (EGFR) genindeki mutasyonlar, GBM'lerde tekrarlama süresinin kısalması ve daha kötü sağkalım oranları ile ilişkilendirilmiştir. Bu çalışma, otomatik tiroid nodülü ve beyin tümörü bölütlendirme ve sınıflandırma sağlayan bir hibrit derin öğrenme yöntemi önermektedir. Yöntem, çok çözünürlüklü Non-subsampled Shearlet Transform (NSST) özniteliklerini Convolutional Neural Networks (CNN) tabanlı özniteliklerle birleştiren UNet SI adında bir bölütlendirme yöntemi sunmaktadır. Ayrıca, düşük seviye özellikleri girdi görüntüsünden korumak için uzun atlamalı bağlantılar ve özdeş blokları kullanılmaktadır. Bu sayede, basitleştirilmiş bir mimari korunarak hesaplama zamanı, bellek kullanımı ve maliyetler azaltılmaktadır. Tiroid nodülü bölümlendirme için UNet, ResUNet ve ResUNet++ mimarileri kullanılmıştır. Özellik çıkarma ve aşırı uyumlanmayı önlemek için dropout işlemleri ile upsampling içerir. Nodül sınıflandırması için DenseNet121, ResNet-50, VGG-16, ve Inception ResNet-v2 kullanılmıştır. Model performansı değerlendirmesi için IOU, Dice katsayısı, doğruluk, hassasiyet ve özgüllük kullanılmıştır. Çalışmada, yaşları 10 ile 90 arasında değişen toplam 880 hasta, ultrason görüntüleri ve demografik bilgileri alınarak dahil edilmiştir. Eğitim sonuçları, ResUNet++'ın yüksek başarılı bölütlendirme sonuçları elde ettiğini göstermiştir; dice katsayısı %92,40 ve ortalama İntersection over Union (IoU) %89,7 olarak gerçekleşmiştir. ResNet-50 ve InceptionResNet, UNet ile bölütlendirilmiş görüntüler üzerinde eğitildiğinde nodül sınıflandırması için yüksek değerlendirme skorları elde etmiştir; sırasıyla %96,6 ve %95,0 doğruluk. Ayrıca, ResNet-50 ve Inception ResNet-v2, UNet ile bölümlendirilmiş görüntülerden AUS/FLUS'yu %97,0 ve %96,0 AUC ile sınıflandırmıştır. Önerilen hibrit ResNet tabanlı UNet Convolutional Neural Network (CNN), AUS/FLUS'un bölütlendirme performansını artırmış ve bazı doğru sınıflandırma göstergeleri açısından literatürde mevcut olan yaklaşımlardan daha iyi performans göstermiştir. Beyin tümör segmentasyonu için oluşturulan shearlet ve özdeş blokların entgere edildiği mimari çerçeve (UNet SI), 42 glioblastoma hastası arasında tüm tümör bölgesi için ortalama Jaccard, dice ve doğruluk skorları sırasıyla 0.853, 0.872 ve 0.988 ile umut verici sonuçlar göstermektedir. Bu yaklaşımın BRATS2019 benchmark veriseti ile geçerliliği sağlanmuş ve Jaccard, dice ve doğruluk skorları sırasıyla 0.854, 0.861 ve 0.987 elde edilmiştir. EGFR sınıflandırması için ResNet-50, Inception ResNet-v2 ve DenseNet-121, beyin MRI görüntülerinin bölümlenmiş halini kullanır. Sonuçlar, Memorial Hastanesi veri setinden toplanan 56 GBM hastası üzerinde gerçekleştirilmiştir. UNet SI ile bölümlenmiş görüntülerin giriş olarak kullanılmasıyla, EGFR sınıflandırması için umut verici sonuçlar elde edilmiştir; DenseNet-121 ile sırasıyla %0,962, %0,963 ve %0,913 doğruluk, hassasiyet ve özgüllük elde edilerek, mevcut en iyi yöntemleri aşmıştır. Sonuç olarak, bu çalışma, tiroid nodül tipleri ve EGFR mutasyonları gibi kanser alt tipleri ve genotiplerinin sınıflandırılmasında otomatik bir çözüm sunmaktadır. Önerilen hibrit derin öğrenme yaklaşımı, yüksek doğruluk ve hassasiyet oranları elde ederek geleneksel yöntemlere göre daha etkili bir tanı süreci sağlayacaktır

    Twice reduction of the generalized Lane-Emdan equation using the noether symmetry method and lie symmetry

    No full text
    Bu tez çalışmasında genel amaç, Lie ve Noether simetri yöntemlerinin adi diferansiyel denklemlere uygulanarak mertebelerinin indirgemesini ve çözümlerini incelemektir. Birinci bölümde, Lie ve Noether simetrileri hakkında bilgiler verilerek literatürde lineer olmayan diferansiyel denklemlerin çözümü için geliştirilen metotlardan bazıları ifade edilip genişletilmiş Lane-Emden diferansiyel denkleminin farklı formlarının çözümleri için çalışılmış bazı yöntemlere değinilmiştir. Sonraki alt bölümlerde Noether teoreminin oluşmasında önemi olan fonksiyonel kavramı, varyasyonel hesabın temel lemması ve varyasyonel notasyondan temel bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde, fonksiyonel problemi birçok değişkene genelleştirerek varyasyonel hesaptan elde edilen ünlü Euler-Lagrange denklemi türetilmiştir. Bununla beraber örnek olarak bir fonksiyonelin ekstramelleri elde edilmiştir. Fizikte önemli bir yeri olan en az eylem ilkesinin bir örneği olan Hamilton prensibi tanıtılıp Euler-Lagrange denklemleri ile ilişkisi verilmiş ve bölümün son kısmında birden fazla bağımsız ve bağımlı değişken için Euler-Lagrange denklemi tanıtılmıştır. Üçüncü bölümde, Noether simetri yöntemi için önemi olan Euler-Lagrange operatörü, toplamsal tanımı ve bununla ilgili teorem ve lemmalar kanıtlarıyla verilerek örnekler çözülmüştür, Dördüncü bölümde, Lie simetri dönüşümleri ve grupları, sonsuz küçük dönüşümler, Lie'nin birinci temel teoremi ifade edilerek sonsuz küçük üreteçler tanımlanmış ve örnekler verilmiştir. İnvaryant fonksiyonlar, tanım ve teorem şeklinde sunularak bunlar yardımıyla kanonik koordinatlar tanıtılmıştır. Örneklerle bazı dönüşüm grupları için simetri üreteci bulunarak kanonik koordinatlar elde edilmiştir. Genişletilmiş Lie grupları ve sonsuz küçükler hakkında geniş bilgiler sunularak eğriler, yüzeyler ve noktaların invaryantlığı tanımlanmıştır. Bölümün son kısmında çok parametreli dönüşümler ve Lie cebri tanımı verilmiştir. Beşinci bölümde, birinci ve daha fazla mertebeden adi diferansiyel denklemlerin invaryantlık şartı açıklanarak bazı simetri gruplarının invaryant bıraktığı denklemlerin genel formları örneklerle elde edilmiştir. Lie simetri yöntemi, bazı diferansiyel denklemlere uygulanarak çözümleri bulunmuş ve analiz edilmiştir. Altıncı bölümde, diferansiyel denklemlerin mertebesinin indirgemesi ve çözümleri için ilk integrallerinin belirlenmesinde önemli yeri olan bir başka simetri yöntemi, Noether simetri yaklaşımıyla ilgili tanım ve teoremler verilmiş ve literatürde üzerinde çalışılan genelleştirilmiş Lane-Emden denkleminin ayrıntılı şekilde hesaplar yapılarak ilk integralleri elde edilip çözümleri incelenmiştir. Yedinci ve son bölümde, tez içeriği hakkında son değerlendirmeler yapılmış ve okuyucuya önerilerde bulunulmuştur

    Kırsal soylulaşma sürecinde aktörler, eylemler ve sonuçlar: Çanakkale Yeşilyurt kırsalı örneği

    No full text
    Kırsal alanlar, tarihsel süreç içerisinde kendisine çeşitli sorumluluklar yüklenen ve bu sorumluluklarını içerisinde barındırdığı imkân ve olanaklar çerçevesinde karşılamaya çalışan yerler olarak var olmuşlardır. Kırsal alanlara verilen bu görevin tanımı ise insanoğlunun kentleşme deneyimleri ile sürekli bir değişim/dönüşüm geçirmek durumunda kalmıştır. Kırsal alanların maruz kaldığı bu değişim durumu ise bu alanların var olmasına sebebiyet veren temel öğelerin aşınmasına sebep olarak yalnızca kırsal alanları etkilemeyen sosyal, ekonomik, çevresel ve politik bir dizi başka problemlerin doğmasına sebep olmuştur. Ortaya çıkan bu problemler ise kırsal yaşamı, kırdan kente kopuş sağlayarak kentsel yaşamı, doğal ve çevresel hayatı etkileyerek ekolojik yaşamı, ekonomik açıdan kırsal üretim süreçlerini, politik açıdan ise orta ve uzun vadeli olarak ise ülkelerin gıda güvenliği konusunda problemlerini içerebilmektedir. Bu kapsamda gerçekleştirilen çalışma ile kırsal alanların yaşadığı bu değişimi incelemek için "Kırsal Soylulaşma" kavramından yola çıkılarak kırsal alanların geçirdiği değişim/dönüşüm durumu farklı bir perspektif ile ele alınmış ve bu durumun sebebiyet verdiği değişimler "Sosyal Sürdürülebilirlik" ve "Mekânsal Bağlılık" perspektifi ile bütünleştirilerek kırsal soylulaşma süreçlerini deneyimleyen kırsal yerleşimlerin sosyal sürdürülebilirlik açısından yaşadığı değişimlerin orada yaşayan yerli halkın aidiyet duygularında bir aşınma/yok olmaya sebebiyet verip vermediği durumu üzerine bir sonuca varılmak istenmiştir. Bu kavramların bir araya getirilmesi ise nihayetinde kırsal kalkınma odaklı bir yaklaşımdan ortaya çıkmıştır. Çünkü kırsal kalkınmanın önemli ilkelerinden olarak yorumlanan "devamlılık" ve "sosyal sürdürülebilirlik" kavramları soylulaşma ile ele alındığında çelişen pek çok sonuç ortaya çıkmaktadır. Bu çelişkili durumlar ise soylulaşmanın mekân ve toplum ilişkisinin devamlılığının kırılması, kırsal alanların tüketim odaklı faaliyetler yapan "yerler" olması ve nihayetinde bu durumun topluluğun sürdürülebilirliğini sekteye uğratabiliyor olması ile ilişkili bir dizi durumu barındırmaktadır. Bu durum ise kırsal alanların bugünü ve yarını hakkında birtakım riskler barındırarak kırsal kalkınma konusunda endişeler yaratabilmektedir. Bu kapsamda araştırma; Çanakkale ili Kaz Dağları bölgesinde yer alan 1990'ların başında kendini gösteren soylulaşma hareketlerini deneyimleyen Yeşilyurt kırsalında gerçekleştirilmiştir. Çalışma kapsamında kırsal soylulaşma süreçlerinin yarattığı değişim ve dönüşümler sosyal sürdürülebilirlik ve mekânsal bağlılık kavramsal çerçeveleri kullanılarak birey-mekân-toplum perspektifinde ele alınmış ve nihai olarak süreç yerel halkın yaşadıkları yere olan aidiyetleri açısından değerlendirilmiştir. Nitel bir araştırma deseni ile yürütülen çalışma kırsal soylulaşma süreçlerinin ne tür ilişki ağları ile geliştiğini ortaya koyabilmek ve birey-mekân-toplum ilişki ağını iyi çözümleyebilmek adına Aktör-Ağ Teorisi kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Çalışma kapsamında Aktör-Ağ Teorisinin kullanılmasının en önemli gerekçesi ise toplumsal ilişki ağlarını tanımlarken canlı-cansız tüm varlıkların toplumsal ilişkiler ağını oluşturduğu fikrine dayanmaktadır. Bu kapsamda yöntem iki önemli amaca hizmet etmiştir. Birincisi, topluluk ilişkilerini ve bağlantılarını anlamayı sağlamış, ikincisi ise sosyal sürdürülebilirlik ve mekânsal bağlılık açısından birey-toplum ve mekân arasındaki ilişkiyi ortaya koymamızı kolaylaştırmıştır. Bu kapsamda yürütülen çalışma iki ayrı aşamada gerçekleştirilmiştir. İlk olarak bir eylemin birden fazla faili olduğu ve bu eylemi gerçekleştiren "şeylerin" canlı-cansız olabileceğini iddia eden Aktör-Ağ Teorisi ile kırsal soylulaşmaya sebebiyet veren tüm toplumsal ilişki ağları ortaya çıkarılmaya çalışılmış daha sonra çalışmanın teorik çerçevesini oluşturan sosyal sürdürülebilirlik ve mekânsal bağlılığın süreç içerisinde yaşadığı değişim/dönüşümü anlayabilmek için sahada yirmi kişi ile yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiş, araştırmacı tarafından saha notları tutulmuş ve bu iki kaynak ile birey-toplum-mekan ilişkisi bir zaman perspektifinde ele alınarak süreç ile ilgili çeşitli haritalar oluşturulmuştur. Araştırma sonucunda öncelikle, kırsal bir yerleşim de gerçekleşen soylulaşma sürecinin sınırları belirli nedenselliklerden uzak kompleks, çok yönlü, birden fazla almaşık barındıran, yoğun aktör ve fail listesi içeren bir toplumsal ilişkiler ağının neticesinde gerçekleştiği ve bu yoğun ilişki yumağının tek düze nedensellikler atfedilerek çözülemeyeceği ve bu ilişki yumağının sunduğu fırsat-risk-tehdit ve olanakların ilgili disiplinlerce ele alınabilmesi ve değerlendirilmesinin kırsal alanların geleceği hususunda büyük önem arz ettiği anlaşılmıştır. Bu yoğun toplumsal ilişkiler ağının uzun süreye yayılan ağır ve güçlü bir dönüştürme etkisinin bulunduğu, bu dönüşümün yerli halk ve yaşadıkları yerleşim üzerinde orta ve uzun vadede ciddi etkileri bulunduğu tespit edilmiştir. Bu etkiler bir bütün olarak ele alındığında kırsal soylulaşma süreçleri yaşanan bir yerleşim yerindeki toplumsal profilin değiştiği, yerli halkın bir kısmının topraklarını isteyerek dahi olsa satıp başka bir yere yerleşerek yaşam tarzını değiştirdiği, geride kalanların ise değişen dinamiklere uyum sağlayabilmek adına başta yaşam tarzları olmak üzere kendilerini, yaşadıkları yeri ve toplumsal ilişkilerini değiştirdiği anlaşılmıştır. Kırsal soylulaşma süreçleri neticesinde meydana gelen bu değişimler negatif bir sonuç olarak yorumlanabilmesine rağmen yerel halk bu süreci daha farklı yorumlayabilmektedir. Soylulaşma süreçleri ile görece bir ekonomik gelişme yaşanan Yeşilyurt kırsalında yaşayan yerli halk bu yaşanan değişimi kendilerinin köyde kalmasını sağlayan, köyün varlığının devam edebilmesine olanak sağlayan pozitif bir durum olarak görmekte ve bu yaşanan durumların kendilerinin içinde bulunduğu toplum ve mekanla olan ilişkilerinde bir aşınma ve-veya yok olmaya sebebiyet vermediğini ifade etmişlerdir. Bu açıdan süreç ele alındığında görece bir ekonomik yükselmenin yaşandığı Yeşilyurt kırsalında yaşayan yerli halkın bu ekonomik yapının içerisinde kendisine yer bulduğu için içerisinde bulunduğu toplum ve mekâna yönelik ilişki düzeyi ve aidiyet duygusunda görece bir yıpranma yaşamadığı aksi durumda süreç içerisinde gerçekleşen değişim ve dönüşüme yönelik farklı tepkilerin ortaya konulabileceği konusunda izlenimler edinilmiştir. Sonuç olarak bu çalışma soylulaşma süreçleri neticesinde Yeşilyurt kırsalında görece bir ekonomik artı değerin yaşandığını ancak bu artı değerin toplumsal açıdan büyük problemlere yol açabileceğini, yerel halkın yaşam tarzını değiştirerek köyü ve nihayetinde köyün onlara kattığı değerlerin dahi metalaştırıldığı piyasa odaklı bir yaşam biçimini teşvik ettiğini ve bu durumun da Yeşilyurt köyünü üretim odaklı bir yaşam tarzından tamamen tüketim odaklı bir yaşam tarzına geçirdiğini ve aynı zamanda güçlü bir köy idaresi yapısına rağmen bunların yaşandığını ortaya koymaktadır. Ortaya konulan bu çerçeve ile kentsel soylulaşma süreçleri ile kırsal soylulaşma süreçleri arasında bir dizi farklılıkların bulunduğu, kırsal soylulaşma süreçlerinin sosyal sürdürülebilirlik açısından bir dizi değişimlere yol açtığı ancak bu değişimlerin orada yaşayan yerel halkın toplumsal ilişkileri ve mekânsal bağlılığı açısından güçlü bir yıpranmaya sebebiyet vermediği, bu güçlü bağların hala var olmasına neden olan şeyin köyün değişen ekonomik yapısı ve yerli halkında bu ekonomik sisteme dahil olabilme fırsatına sahip olabilmesinin neden olabileceği anlaşılmıştır. Çalışmanın sonraki çalışmalar için dikkat çektiği hususlar ise değişen ekonomik yapıya dahil olabilme durumunun bireylerin kırsal yaşama olan bağlılıklarını ne düzeyde etkileyebildiğinin anlaşılabilmesi ve kırsal soylulaşma süreçlerinin kırsalın sürdürülebilirliği açısından ortaya koyduğu toplumsal katkı çıktıların incelenebilmesidir

    Charles Valentin Alkan'ın piyano etütleri ve Op. 39 No. 12 Le Festin d'Esope adlı eseri

    No full text
    19. yüzyıl, piyano müziğinin gelişimi açısından oldukça önemli bir dönemdir. Piyanonun icadından sonra giderek gelişen mekanizması ve 1789 Fransız Devrimi sonrası müzik dünyasındaki romantizm etkisi, piyano müziğinde duygusal derinlik ve teknik karmaşıklık açısından öne çıkan birçok farklı türde eserin bestelenmesine yol açmıştır. Bu dönem birçok piyanistin yaratıcılığını ve teknik kapasitesini sergilediği, piyanonun konser salonlarında solo enstrüman olarak kullanıldığı dönem olmuştur. Charles Valentin Alkan (1813-1888) 19. yüzyıl Fransız piyano müziğinin dikkate değer bir bestecisidir. Müzik hayatına erken yaşlarda başlayan Alkan, Conservatoire de Paris'te (Paris Konservatuvarı) eğitim görmüş, burada hem piyano performansı hem de bestecilik alanında ustalaşma çabası içine girmiştir. Yaşadığı dönemde hem besteci hem de piyanist olarak etkileyici bir kariyere sahip olmayı başaran Alkan, karmaşık yapıdaki eserleri, piyano üzerindeki olağanüstü teknik becerileri ve müzikal derinliğiyle dikkat çekmiştir. Besteci olarak özellikle piyano üzerine yoğunlaşmış ve neredeyse her türde piyano eseri bestelemiştir. Bunlar arasından özellikle piyano etütleri, klasik müziğin en zorlu eserlerinden bazılarını içermektedir. Bu etütler hem teknik ustalığı geliştirmek hem de müzikal ifadeyi derinleştirmek için önemli bir kaynak olmuştur. Bu çalışmanın odak noktaları arasında Alkan'ın piyano etütlerinden biri olan Op. 39 No. 12 Le Festin d'Esope (Ezop'un Şöleni) adlı eserin incelemesi yer almaktadır. Eser, tüm minör tonlarda yazılmış 12 etütten oluşan büyük bir koleksiyonun parçasıdır. Tema ve çeşitleme formunda bestelenmiştir. Bir tema ve onun yirmi beş farklı çeşitlemesinden oluşan bu eser, özellikle teknik ustalık gerektiren ve farklı zorluk seviyelerine sahip bölümler içermektedir. Piyanistler için hem teknik açıdan zorlayıcı hem de duygusal olarak derin anlamlar içeren bir repertuvar parçası olarak değerlendirilmektedir. Bu çalışma, Alkan'ın virtüözite alanındaki ustalığına odaklanarak onun müziği ve yaşamı hakkında bir Türkçe kaynak sunmayı amaçlamaktadır

    İzmir Eski Foça yerleşiminin korunması için bir kültürel rota önerisi

    No full text
    Eski Foça, tarih boyunca birçok uygarlığın yerleşim alanı olmuş, çok katmanlı bir kent merkezidir. Antik Dönem'den günümüze, her bir uygarlığın bıraktığı yerleşim izlerinin yanı sıra toplumsal belleğin aktarımı, kentte zengin bir kültürel birikim oluşmasını sağlamıştır. Toplumların yaşam biçimleri, gelenekleri, diğer toplumlarla ilişkileri ve yaşadıkları savaş, göç vb. tarihi olaylar hem kentsel dokuyu şekillendirmiş, hem de gelecek nesiller için yaşanmışlığa dair önemli ipuçları bırakmıştır. Tez kapsamında çalışma alanı olarak seçilen Eski Foça, zamanla cazip bir turizm merkezi haline gelmesi ve koruma çalışmalarındaki aksaklıklar sonucu kültürel öneminin algılanması konusunda yetersiz kalmıştır. Günümüzde ziyaretçilerin büyük bir kısmı kentin kültürel miras değerlerini, yaşanmışlığına ışık tutan sokaklarını, meydana gelen önemli olayları, kent hafızasına ilişkin mekanları algılayamamaktadır. Bölgenin kültürel önemini meydana getiren değerlere farkındalık oluşturulması ve kentin geçmişi ile bir bütün olarak okunabilmesi amacıyla; değerlerin sürdürülebilir biçimde korunması, algılanması ve sunulmasına yönelik bir koruma yöntemi olan kültürel rotalar kullanılmıştır. Eski Foça'nın sahip olduğu değerler üzerinden ilişkilenebileceği ulusal ve uluslararası kültür rotaları araştırılarak potansiyelleri ortaya konulmuş, daha sonra yerleşim ölçeğinde bir rota önerisi geliştirilmiştir. Rotanın kurgusu, ICOMOS Kültürel Rotalar Tüzüğü ve ICOMOS Kültürel Miras Alanlarının Algılanması ve Sunumu Tüzüğü rehberliğinde ele alınmıştır. Önerilen rota durakları, somut ve somut olmayan kültürel miras ögelerinin bir arada algılanarak sunulmasını hedefleyen meydanlar, sokaklar ve yapılardan oluşmaktadır. Eski Foça'nın kültürel önemi uluslararası rehber belgeler eşliğinde irdelenmiş, rota güzergahı oluşturulurken sahip olduğu değerler ile Eski Foça'nın kültürel mirasını en iyi temsil edeceği düşünülen kültür varlıkları seçilmiştir. Rota kurgusu arkeolojik miras unsurları, anıtsal ve sivil mimarlık örnekleri, kültürel peyzaj alanları, günümüze ulaşamayan değerler ve mevcut dokuyla ilişkilenmeleri üzerinden şekillenmiştir. Eski Foça'da kent hafızasının değerler üzerinden okunması amaçlanmış, bütün kullanıcı tiplerine uygun ve kolaylıkla erişilebilir bir rota kurgusu planlanmıştır. Öneri, rotanın çeşitlenmesine ve gelişmesine olanak sağlayan bağlantılar, katılım noktaları, koruma-kullanma dengesini kurmaya yardımcı potansiyel kullanım önerileri ve mekanlarla desteklenmiştir. Rotanın interaktif şekilde kurgulanması ile bölgenin değerlerini daha iyi aktarmak ve kenti okunur kılmak önemsenmiştir

    The representation of the European Huns in Ancient and Medieval philological sources

    No full text
    Avrupa Hunlarına dair birincil kaynaklar, ağırlıklı olarak Yunanca ve Latince kaleme alınmış yapıtlardan oluşmaktadır, ancak bunlarla sınırlı değildir. Bu kaynakların tamamı tarih çalışmaları olmayıp, edebi yapıtları, coğrafya kitapları, dinsel metinleri, siyasi ve askeri metinleri kapsamaktadır. Bu nedenle, birbirinden farklı tüm bu alanları kapsayacak yegâne kavram olan "filolojik kaynak" ifadesi kullanılmıştır. Bu yapıtlar içinde "erken kaynaklar" kategorisinde ağırlıklı olarak antikçağ coğrafi ve tarihi yapıtları yer almaktadır. Erken dönem kaynaklarında genellikle Hunlar ile ilgili ötekileştirme yapılmaksızın bilgi aktarılmıştır. Bu kaynaklar haricinde kalan kaynakların büyük bir kısmı Geç Antikçağ dönemine, bir diğer kısmı da Erken Ortaçağ dönemine aittir. Bu yapıtların yazarları, büyük bir tarihsel krizin ve çöküş sürecinin içinde yaşamışlardır. Avrupa Hunlarına dair birincil kaynakların büyük kısmı, "Tarihyazımı" başlığı altında incelenmiştir. Ancak tarihsel yapıtların kaleme alınış tarzları ve yazarların perspektifleri temelinde bir ayrıma gidilmiştir. Bu bağlamda, "Klasik Tarihyazımı", "Kilise Tarihçiliği", "Kronik Yazıcılığı" ile "Yerel ve Kavmi Tarihçilik" olarak tasnif yapılarak, Avrupa Hunlarına dair birincil tarihsel kaynaklar bu kategorilerde ele alınmıştır. Bu farklı tarih yazıcılığı ekolleri, farklı bilinç gerektirdiği gibi, ele alınan bir kavmin temsilinde de farklılıklar göstermektedir. Klasik Tarihyazımı, Herodotos'tan başlayan bir tarihyazımı ekolünü temsil ederken, Hıristiyan Kilise Tarihlerinde ve bu anlayışa yakın yapıtlarda Avrupa Hunlarını "ilahi bir ceza" gibi görülmekte, metafizik anlatıya başvurulmaktadır. Belirtmemiz gerekir ki, işbu dini yaklaşımdaki tarihçilik, sonraki dönemlerde Attilâ'yı "flagellum dei" (Tanrı'nın kırbacı) olarak tanımlayan imgenin kökenini teşkil edecektir. Kronik yazıcılığı, genellikle dünyanın yaratılışından başlayıp müellifin kendi dönemine kadar süren konuları ele alan nitelikte eserlerdir. Yerel ve kavmi tarihçilik olarak tasnif ettiğimiz tür, Batı Roma İmparatorluğu'nun çöküş döneminde ortaya çıkan bir tarihçilik türüdür. Bu tür tarihçilik sadece muayyen bir coğrafya veya kavim ile ilgili bir anlatı ile sınırlıdır. Avrupa Hunlarının temsil ediliş biçimleri, tarihçinin hangi ekolden olduğu ve hangi yaklaşımı benimsediğine göre farklılık göstermektedir. Tarihyazımı dışında kalan kaynaklar, "Edebiyat", "Hıristiyan Dini Literatürü" ve "Siyasi ve Askeri Metinler" şeklindeki bir ayrım içinde kategorize edilmişlerdir. Ancak bu grup içinde yer alan yazarların da pagan veya Hıristiyan olmaları, onların Avrupa Hunlarına dair yaklaşımını, ne şekilde ötekileştirildiğini de belirlemektedir. Dolayısıyla bu kaynaklar içinde de tek bir ötekileştirme tarzı söz konusu değildir. Ötekileştirme olgusunun, Avrupa Hunlarına dair bilgi veren yazarların dünya tasavvuruna bağlı değiştiği gibi, bu yapıtların kaleme alındığı tarihsel bağlama göre de değişiklik gösterdiği anlaşılmaktadır

    Due to the 18th and 19th centuries, located in Sadberk Hanim Museum patterns found on selected women's clothes examination and interpretation with the art of illumination

    No full text
    Bu araştırma, Sadberk Hanım Müzesi'nde sergilenen 18. ve 19. yüzyıla ait Osmanlı kadın kıyafetlerinin, tezhip sanatının desen ve motifleri ile nasıl zenginleştirildiğini ve bu motiflerin kıyafetler üzerindeki estetik ve kültürel etkilerini incelemektedir. Araştırmada, Osmanlı tezhip sanatının temel prensiplerinin kıyafetlerde nasıl uygulandığı, kullanılan çiçek ve geometrik desenlerin estetik ve sembolik anlamları analiz edilmiştir. Sadberk Hanım Müzesi, Türk-İslam eserleri ve arkeolojik eserlerden oluşan zengin koleksiyonuyla Türkiye'nin kültürel mirasının korunmasına önemli katkılarda bulunmaktadır. Müze, Osmanlı kadın kıyafetlerinin zengin bezeme tekniklerini sergileyerek, Osmanlı sanatının estetik değerlerini gözler önüne sermektedir. Kıyafetlerde yer alan lale, gül ve karanfil gibi çiçek motifleri, doğanın güzelliğini ve zarafetini simgelerken, altıgen ve sekizgen gibi geometrik desenler ise simetri ve dengeyi temsil etmektedir. Modern yorumlar, Osmanlı kadın kıyafetlerinin analizinde, bu kıyafetlerin geleneksel Osmanlı motifleri ile dönemin modern etkilerini bir araya getirdiğini göstermektedir. Bu kıyafetler hem geçmişin estetik değerlerini hem de dönemin yenilikçi anlayışını yansıtan bir sentez sunmaktadır. Araştırmada, bu motiflerin sosyal ve kültürel bağlamda nasıl bir anlam taşıdığı ve dönemin moda anlayışı üzerindeki etkileri de incelenmiştir. Bu çalışmada elde edilen bulgular, Osmanlı kadın kıyafetlerinin, tezhip sanatı ile nasıl zenginleştirildiğini ve bu bezemelerin estetik ve kültürel değerini ortaya koymaktadır. Sadberk Hanım Müzesi'nde sergilenen bu kıyafetler, Osmanlı sanatının zarafetini ve estetik prensiplerini yansıtarak, kültürel mirasın korunması ve gelecek nesillere aktarılmasında önemli bir rol oynamaktadır

    Extending families of disjoint hypercyclic operators

    No full text
    In the present note, we solve two open questions posed by Salas in [33] about disjoint hypercyclic operators. First, we show that given any family T 1 , ... , T N of disjoint hypercyclic operators, one can always select an operator T such that the extended family T 1 , ... , T N , T of operators remains disjoint hypercyclic. In fact, we prove that the set of operators T which can extend the family of disjoint hypercyclic operators is dense in the strong operator topology in the algebra of bounded operators. Second, we show the existence of two disjoint weakly mixing operators that fail to possess a dense d-hypercyclic manifold. Thus, these operators satisfy the Disjoint Blow-up/Collapse property but fail to satisfy the Strong Disjoint Blow-up/Collapse property, a notion which was introduced by Salas as a sufficient condition for having a dense linear manifold of disjoint hypercyclic vectors. (c) 2024 Elsevier Inc. All rights are reserved, including those for text and data mining, AI training, and similar technologies

    Kent, mekan ve duygulanımsal atmosfer: Samsun'da bir sahil parkı etnografisi

    No full text
    Bu tez Samsun'un Atakum Sahili'nde gerçekleştirilen etnografik bir saha çalışmasına dayanmaktadır. Bu saha çalışması kent mekânında yer ve duygu arasındaki ilişkinin işleyişine ve bu ilişkiye işaret eden duygulanımsal atmosfer kavramına odaklanmaktadır. Çalışma yerin duygulanımsal niteliği olarak atmosferi mekandaki hareketliliği kısıtlayan ya da ferahlatan bir güç olarak ele almakta ve bu gücün kentsel kamusal mekanlarda nasıl planlandığını, yaşandığını ve sahiplenildiğini araştırmaktadır. Atakum Sahili'nin yakın zamanlı hikayesi atmosferin mekansal düzenlemelerde giderek daha fazla dikkate alınan bir unsur olmasına örnek oluşturur. Sahilin dönüşümü Samsun'un önemli kentleşme dönemeçlerinden izler taşır. Samsun 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren bir tütün ve liman kenti olarak büyümüş; ancak 1980 sonrası artan özelleştirme dalgası kentte önemli geçim kaynaklarının kaybına, kent ekonomisinde ciddi bir gerilemeye sebep olmuştur. Atakum ilçesi, uzun süre iç kesimlerinde tütün tarımı yapılan köylerden ve kıyısında yazlıklardan ibaret bir sayfiyeyken 1990'dan itibaren şehrin yeni kentleşme yeri arayışları etrafından dönüşmeye başlar. Bu yıllarda kentin kalkınma ajandasına hâkim olan yeni sermaye mekanları arayışı da ilçenin sahil şeridindeki mekânsal dönüşümü de tetikler. Büyükşehir belediyesinin başlattığı sahil düzenleme çalışmaları, ilk etapta kent kamusallığını canlandırmaktan ziyade turizm mekanlarına egemen (duyusal) estetik ve (duygulanımsal) atmosferi yaratmayı hedefler. Sahildeki dönüşüm planlandığı gibi uluslararası çapta bir turistik ilgi uyandırmakta başarılı olmaz, fakat kent içinde önemli bir yankı uyandırır ve kısa sürede kent sakinlerinin gözde kamusal mekânı, bir kent parkı olarak benimsenir. Sahil lüks tüketim sembolleri etrafında düzenlense de bu düzenleme sahili dolaşıma açarken kent sakinlerinin ucuz ve makbul eğlencesi için de alan açar. Bu tez sahilin kamusal mekan olarak sahiplenilmesini bir nevi kent sakinlerinin "sessiz kuşatması" ve ele geçirmesi olarak okur ve Lefebvre'in ritimanaliz çalışmasını takip ederek, kozmik ve sosyal döngüler etrafında şekillenen rutinlerin kent sakinlerinin yer yapma pratiği olarak işlediğini ve yerdeki rahatlığın kaynağı olduğunu iddia eder. Bu bağlamda sahilin müdavimleri tarafından vurgulanan rahatlık atmosferi, hem bir Akdeniz ideali etrafından kurulan yeni maddi düzen hem kent parkı olarak kullanımlarıyla şekillenen gündelik ritimler ile birlikte açığa çıkar. Sahil, kentle ve yerle bağ kurmanın fakat aynı zamanda kentin kalanından ayrışmanın, kimi zaman Karadeniz'i ve Samsun'u aşma hayallerinin mahalli olmuş görünmektedir. Araştırma boyunca sahil müdavimleri tekbaşınalık, aşinalık ve arkadaşlık gibi ilişkilenme biçimleri ile bu yerin kamusallık potansiyellerini, buraya özgü bir arada yaşamanın kolaylığını ve rahatlığını tarif etmiştir. Ancak müdavimlerin coşkulu bir sahiplenmeyle söz ettiği sahil aynı zamanda kent mekanları arasında ayrışmayı da dile getirmenin aracı olur. Bu anlamda, Atakum Sahili'nin hikayesi 1980 sonrası benzer arayışlarla dönüşen diğer Anadolu kentlerinden örnekler ile birlikte düşünüldüğünde, yalnızca bir kamusal mekanın kentle bağ kurmada ve bir arada yaşayabilme hissinin sağlanmasında nasıl bir yankı uyandırabileceğini gösterir. Ancak rahatlık atmosferinin yarattığı konfor alanı gündelik endişe ve gerilimleri de besler. Müdavimlerin "dışarıdan gelenler"e yönelik gündelik dışlayıcı söylemleri bu mekandaki kentsel kamusallığın kısıtlılıkları olarak belirir

    918

    full texts

    9,810

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Mimar Sinan Fine Arts University Institutional Repository
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇