Mimar Sinan Fine Arts University Institutional Repository
Not a member yet
    9810 research outputs found

    İlişkisel estetik bağlamında izleyici için yeni bir alan: Yeni tip kamusal sanat

    No full text
    İlişkisel Estetik Bağlamında İzleyici İçin Yeni Bir Alan: Yeni Tip Kamusal Sanat başlıklı bu eser metni çalışmasında 1990 sonrası sanatta önemli bir eşik olarak kabul edilen İlişkisel Estetik teorisi ve bu teoriden doğmuş sanat yapıtları incelenmiştir. Bu bağlamda seçilen sanatçıların yanı sıra metin içinde gerekli görülen sanatçılara da yapıtlarıyla birlikte yer verilmiştir. Bununla birlikte ilişkisellik kavramı tarihsel bir perspektifle ele alınarak oluşum safhalarından hangi tarihsel gelişmelerin etken olduğu ortaya konmuştur. Teorinin yapısal ve felsefi safhaları güncel eleştirmenlerin yorumlarıyla irdelendiği kadar, tarihsel bilgilerle ışığında da incelenmiştir. Aynı zamanda izleyicinin tipolojisi belirli bir zamansal ayraçla ayrılmış ve bu portrenin nitelikleri ve sahip olduğu işlev ilişkisellik bağlamında ele alınmıştır. 1990 öncesi izleyici modelleri kapsam dışında tutulmuştur. Yeni tip kamusal sanat ise teorisyeninin kendi sanatsal anlayışı üzerinden ele alınmış, ürettiği yapıtlarla da üretiminin sebep-sonuç ilişkisinin etkisi üzerinde durulmuştur. Bu tip üretim modellerinin kamusallık meselesine ne gibi katkıları olacağı ortaya konmuştur

    Evaluation of green building certification systems in the LEED example in line with the goals of sustainable development

    No full text
    Bu çalışma, Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri (SDG'ler) doğrultusunda yeşil bina sertifika sistemlerinin, özellikle LEED (Leadership in Energy and Environmental Design) örnekleminde, değerlendirilmesini ele almaktadır. Sürdürülebilir kalkınmanın çevresel, ekonomik ve sosyal boyutlarına katkıda bulunma potansiyeline sahip olan yeşil bina uygulamaları, giderek artan bir öneme sahiptir. Çalışmanın odak noktası, enerji verimliliği, su tasarrufu, malzeme seçimi ve iç mekân kalitesi gibi kriterlere dayanarak binaların çevresel performansını iyileştirmeyi hedefleyen LEED sertifika sistemidir. Bu sistem, yeşil bina uygulamalarını teşvik ederek sürdürülebilir çevresel yönetim stratejilerinin geliştirilmesine önemli katkılarda bulunmaktadır. Araştırma, LEED'in sürdürülebilir kalkınma hedeflerine katkısını detaylı bir şekilde incelemekte ve bu sertifika sisteminin, enerji ve su verimliliği, atık yönetimi ve iç mekan hava kalitesi gibi alanlarda nasıl bir fark yaratabileceğini ortaya koymaktadır. Ayrıca, LEED sertifika sistemini BREEAM gibi diğer sertifika sistemleriyle karşılaştırarak, farklı sistemlerin avantajları ve sınırlılıklarını ele almaktadır. Çalışma kapsamında V3 – LEED 2009 setrifika sisteminin LEED BD+C: New Construction klasmanından seçilen Butler Square, Lane Community College - Academic , UBC Brock Commons Tallwood House, Timbers Clubhouse, Eisenhower Memorial, AC Hotel Riga by Marriott, Centre for Sustainable Chemistry, Kaiser Permanente Marshall MOB ve UC Davis Manetti Shrem Museum Art yapıları incelenmiştir. Yapıların, LEED sertifikasyonundan aldığı puanlar ve öne çıktığı alt kategoriler SDG kapsamında değerlendirilmiş olup ayrıca Butler Square, Lane Community College - Academic, ve UBC Brock Commons Tallwood House ahşap/hibrit yapılarda kullanılan ahşap malzemelerin özellikleri değerlendirilerek ahşabın SDG'ye katkısı değerlendirilmiştir. Çalışma, sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşmada yeşil bina sertifika sistemlerinin oynadığı kritik rolü anlamak isteyen akademisyenler, mimarlar, mühendisler ve politika yapıcılar için önemli bir kaynak olarak hizmet etmeyi amaçlamaktadır

    The use of BIM in prefabricated buildings and evaluation of its contribution in building life cycle processes

    No full text
    Prefabrikasyon teknolojileri inşaatta hız, maliyet, kalite dengesi sağlamayı amaçlayan ve bu doğrultuda şantiyedeki yapım işlerine rasyonellik kazandırmak için geliştirilmiş bir bina yapım yöntemidir. Fabrikalarda ya da şantiyelerde kurulan atölyelerde üretilen yapı elemanlarının/ bileşenlerinin şantiyede birleştirilmesi yaklaşımına dayanmaktadır. Geleneksel yapım yöntemlerine kıyasla kontrollü ve güvenli bir çalışma ortamına sahip olunması çeşitli avantajlar sunarken; üretimin yapılacağı fabrikanın/atölyenin kurulması ve ekipmanlar için gerekli yüksek yatırım maliyetleri, ulaşım, nakliye ve montaj kısıtlamaları gibi birtakım faktörler prefabrikasyon yönteminde ekonomik ve fiziksel dezavantajlar meydana getirmektedir. Bu kısıtlamalar inşaatın verimliğini olumsuz etkilemekte ve prefabrikasyon kullanımında sınırlılık oluşturmaktadır. Bina Bilgi Modellemesi (BIM) ise yapı ile ilgili tüm verileri içeren 3B bir model meydana getirilmesi ve bu modelin proje sürecine katılan paydaşlar tarafından binanın yaşam döngüsü boyunca ortak kullanımını sağlayan bir çalışma yaklaşımı olarak tanımlanmaktadır. BIM kullanımında verilerin ortak bir modelde birleştirilmesi disiplinler arası iletişime katkı sunarken, yapım sürecinin de dijital temsilini oluşturmaktadır. Oluşturulan model aracılığıyla verilerin kayıp olmaksızın tasarımdan üretime, üretimden nakliyeye, yapıma ve kullanım evresine aktarımı sağlanabilmektedir. Bu süreçte yapılacak analizler ve simülasyonlar aracılığıyla yapının zaman ve maliyet etkinliklerinin izlenmesi projenin ön görülebilirliği arttırmaktadır. Bu bağlamda prefabrikasyon teknolojilerinin kullanımını önemli ölçüde etkileyen kısıtlamaların aşılması ve prefabrikasyonun olanaklarının geliştirilmesi için yapı yaşam döngüsü boyunca BIM kullanımının potansiyeller barındırdığı düşünülmektedir. Nitekim günümüzde hızla azalan kaynaklar, artan sosyoekonomik ve çevresel sürdürülebilirlik kaygıları, birçok ülkede karar vericilerin ilgisinin verimli ve sürdürülebilir üretim yöntemlerine yönelmesine neden olmakta, BIM ve prefabrikasyona artan ilgi göze çarpmaktadır. Bu ilgi büyük oranda prefabrikasyonda yenilikçi yaklaşımların ortaya çıkmasına bağlanmaktadır. BIM ve prefabrikasyon entegrasyonunun neticesinde mimarların, farklı ve bireyselleştirilmiş müşteri taleplerini karşılamak için yüklenicilerle iş birliğini arttırdığı, üretim ve montaj süreçlerini daha fazla kontrol altına almaya başladığı bir süreç yaşanmaktadır. Dolayısıyla bu tez çalışmasında, prefabrik yapıların yaşam döngüsü boyunca verimliliğini etkileyen zaman, bütçe ve kalite dengesine katkıda bulunacağı düşünülen BIM'e ve BIM etkinliğini arttıran yazılımlara, teknolojilere, araçlara yönelik bir bakış sunulmaktadır. Prefabrike yapımın iş akış sürecinde BIM ve bu sürece bağlı olarak dijital üretim teknolojileri (uyarlanabilir kalıplar, CNC tezgahlar, robotik), takip sistemleri (QR kod, RFID çip vb.) ile AR, VR gibi dijital teknolojilerin kullanımının yapı yaşam döngüsü süreçleri bağlamında etkisi araştırılmış, analiz edilmiş ve değerlendirilmiştir. Değerlendirmenin, karar vericilere yönelik bir rehber olması beklenmektedir

    Türkiye Selçukluları'nda iktisadî hayat

    Get PDF
    Türkiye Selçuklu Devleti, üzerinde yaşadığımız coğrafyada Türk -İslam varlığının kalıcılığını sağlayan en önemli unsur olmuştur. Anadolu'nun Türkleşmesi ve İslamlaşması açısından bakıldığında kendinden sonraki devletlerle kıyaslanmayacak kadar olumlu etkileri olmuştur. Türkiye Selçuklu Devleti tarihine sadece bir hanedan serüveni olarak bakmaktan öteye gidip iktisadî bir bakış açısıyla, Türkmenlerin ve bölgenin diğer etnik gruplarının sosyal ve ekonomik yaşantısını öğrenmek Osmanlı İmparatorluğu ve hatta günümüz Türkiye'sini anlamak için çok önemlidir. Öyle ki Türkiye Selçuklu Devleti tarihi esasında Anadolu'nun fethi, Haçlı seferleri, Moğol istilası gibi dünya tarihini etkileyen olaylar içerisinde muazzam canlı bir iktisadî yaşantıyı barındırmaktadır. Anadolu'nun imarı, ticaret yolları, kervansaraylar, ticaretin devlet garantisi altına alınması, uluslararası ticarî antlaşmalar, limanların fethi ve tüccarlara gösterilen özen gibi devletin pek çok faaliyetinin arkasında ekonomik beklentiler yatmaktadır. Esasında hanedanın kuruluşundan itibaren yapılan hemen hemen her siyasî hamlenin de arkasında bir ekonomik neden vardır. Bunun yanında halkın ekonomik faaliyetleri (tarım, hayvancılık, madencilik, sanayii ve imalat v.s), ahîlik gibi Türk tarihinin belki de ilk ve en önemli sivil toplum hareketi Türkiye Selçuklu Devleti iktisadîyatının önemli unsurlarıdır. Anadolu'nun Türk yurdu olması serüveninin yegâne temel taşı olan Türkiye Selçuklu Devleti sonrasında bölgede hiçbir devlet Anadolu'nun imarına kendi bütçesi ile kıyaslandığında onun kadar yatırım yapmamıştır. Bütün bu iktisadî çaba, veraset sisteminden kaynaklı taht mücadeleleri, Bizans ve Haçlı unsurları ile yapılan savaşlar, bölgedeki Türk Beyliklerine karşı verilen mücadeleler, Türkmenlerin muhaceretinin devam etmesi gibi sayamayacağımız pek çok olaylar içerisinde devam etmiştir. Bu şartlar altında Türkiye Selçuklu Devleti geliştirmiş olduğu iktisadî sistemlerle kendisinden sonraki beyliklerin modeli olacak 14. yy'ın başına kadar olan süreçte Türk varlığını gelecek yüzyıla taşıyacaktır. Türkiye Selçuklu Devleti iktisadî hayatının sadece günümüze kalan bakiyeleri dahî incelendiğinde çok canlı, dinamik ve kendi içerisinde sistemli kendinden sonraki dönemleri etkilemiş, pek çok yönü ile Anadolu Türklüğüne en büyük katkıyı sunmuş bir serüven ile karşı karşıya kalırız. Burada devletin bilinçli politikalarla devamlı bir surette ticaretin gelişmesi için özel bir çaba içerisinde olduğu görülmektedir

    Kimlik ve öznellik oluşumunda çocukluk tecrübesinin yeri: Psikososyal bir araştırma

    No full text
    Bu tez, çocukluğa dair masumiyet anlatısının heteronormatif, patriyarkal, ırkçı ve milliyetçi yapılar tarafından şekillendirilen bir ideoloji olduğunu göstermeye çalışmaktadır. Öyle ki masumiyet anlatısı "çocuğun içindeki Kızılderili'yi öldürme" pratiği gibidir. Çocuğu bedensel bir düzenlemeye tabi kılar. Düzenleyici bir norm olarak işleyen masumiyet anlatısının çocukların arzularını, cinselliğini ve hayal gücünü bastırdığını ve böylece heteroseksüel bir geleceği güvence altına aldığını iddia eden tez queer oto-etnografi yönteminden yararlanırken çocukluğu kesişimsel bir kavrayışla ele almayı önermekte, ırk/etnisite, cinsel kimlik, sınıf gibi toplumsal kategorilerle ele alındığında çocukluğun çocukluklara dönüştüğünü görünür kılmaktadır. Bu bağlamda tez Türkiye'de hem queer çocukluk hem de Kürt ve Ermeni çocukluklar üzerine düşünmekte, bu kimliklerin kesişim durumlarına odaklanmaktadır. Örneğin queer bir Kürt çocukluk, yalnızca cinsel kimliğiyle değil, aynı zamanda etnik kimliği dolayısıyla da baskılara maruz kalır. Bu baskılar çoğunlukla bir arada yaşanır ve çocukluğun öznel deneyimini daha da karmaşık hale getirir. Çocuğun kimlik gelişimi, maruz kaldığı toplumsal şiddet ve baskılarla şekillenir. Tezde queer çocukluk deneyimleri incelenirken yalnızca heteronormatif baskılar değil, aynı zamanda miliyetçiliğin/ırkçılığın baskılayıcı etkileri de göz önünde bulundurulmaktadır. Bu tür bir ayrım, milliyetçilik ile heteronormativite arasındaki bağı daha da görünür kılar ve aynı zamanda queer kimliklerin ve hareketlerin içindeki hiyerarşilere de işaret eder. Bu bağlamda queer çocukluğun deneyimlerini ele aldığımızda, yalnızca heteronormatif baskıyı değil, aynı zamanda bu baskıyı etnik kimlikle, ırksallaştırmayla ilişkili düşünmek gerekmektedir. Çocukluğa dair masumiyet anlatısı çocukluklar arasındaki bu farkların silinerek görünmezleşmesini sağlar. Bu sebeple tez, çocukların arzularını, iradelerini, hayal güçlerini tanımanın yanı sıra çocuklukların ırksallaştırılmış ya da etnik kimlikle şekillenmiş boyutunu da görmenin hem çocukluk sosyolojisi çalışmaları için hem de psikososyal çalışmalar için elzem olduğunu gösterir. Bu iç içe geçiş ya da çocukluğa kesişimsel bakış, sağlıklı kimlik gelişiminin ön koşulu gibidir. Masumiyet anlatısının hem akademik tartışmalarda hem politika üretiminde hem de çocukluğa dair anlatıların inşasında dönüştürülmesini değil tamamen reddedilmesi gerektiğini savunan tez, çocukluğa daha kapsayıcı ve çocuklukların çoğulluğunu görebilen bir bakış açısı geliştirmenin yollarını tartışır

    Light transmittance of porcelain as a means of expression in art

    No full text
    Işık ve gölge, fiziksel varlıklarının yanı sıra kavram olarak da tarih boyunca din, felsefe, mitoloji ve sanat tarihinde ele alınmış, farklı kültürlerde çeşitli şekillerde yorumlanmıştır. Sanat tarihinde birçok eserde karşımıza çıkan ışık ve gölge sembolizmi farklı disiplinlerce ve sanatçılarca pek çok kez eserlerine konu edilmiş ve zamanla bu kavramlar plastik birer olgu haline gelmiştir. Sanat seramiğinde de konu edilen ışık ve gölgenin yorumlanmasında porselen, kendine özgü özellikleri dolayısıyla sıklıkla tercih edilen bir malzeme olmuştur. Porselen, kırığının beyaz olması, neredeyse gözeneksiz olması ve ışık geçirgenlik değerinin yüksek olması gibi karakteristik özelliklere sahiptir. Anavatanı olan Çin'den Uzakdoğu coğrafyasına, oradan da ticaret ile Avrupa'ya ulaşmış ve her iki coğrafyanın seramik geleneklerinde özel bir yer edinmiştir. Günümüz çağdaş seramiklerinde de malzemenin ışığa olan duyarlılığı, sunduğu biçim ve ifade olanakları bakımından porselen ile çalışan sanatçıların eserlerinde hem estetik hem de kavramsal açıdan ele alınmıştır. Tez kapsamında örneklenen sanatçılar, üslup olarak porselen malzemeyi kimliklerinin bir parçası haline getirmiş olan kişilerden seçilmiştir. Her sanatçı, ait olduğu kültür, kullanmış olduğu teknikler ve porselen malzeme-ışık ilişkisine dair yaklaşımları sorgulanarak ele alınmıştır. Porselen eserlerin üretiminde; çamur seçimi, şekillendirmede kullanılan yöntemler ve uygulanan dekor teknikleri malzemenin ışıkla olan ilişkisinin kontrol edilebilmesine yarar sağlamaktadır. Bu sebeple malzemenin ışık ile ilişkisini vurgulayan eserlerin üretim sürecinde sanatçılar, birçok değişkeni değerlendirerek üretim yapmaktadır. Malzemenin biçimsel olarak değerlendirilmesinin yanı sıra bu eserlerin sergilenmesi de ayrı bir önem taşımaktadır. Eserlerin sergileneceği ortamın doğru seçilmesi ya da kullanılacak ışıkların doğru konumlandırılması, sanatçının kişisel ifadesini izleyiciye doğru yansıtması adına oldukça büyük önem taşımaktadır. Bu çalışma kapsamında yapılan kişisel uygulamalarda porselen malzemenin en karakteristik özelliği olan ışık geçirgenliğin, eserin ifadesini güçlendirmeye nasıl bir katkı sağladığı sorgulanmıştır. Porselen malzemenin teknik elverişliliğinin yanı sıra sanatçıların malzeme tercihindeki kaynak noktaları ve kişisel ifadelerini dışavurum şekli de ele alınarak bir değerlendirme yapılmıştır. Çalışmada elde edilen veriler neticesinde malzemenin biçimsel özellikleri kavramsal bir çerçevede değerlendirilmiş ve kişisel uygulamalar gerçekleştirilmiştir. Kişisel uygulamaların sergilemesinde kaynak olarak doğanın ele alınması dolayısıyla malzeme-doğa-doğal ışık kurgusuna odaklanılmıştır

    Video sanatında mekân olgusunun toplumsal cinsiyet bağlamında incelenmesi ve ifadesi

    No full text
    Bu eser metni, feminist dalgadan hareketle video sanatında literatüre girmiş çalışmaların bazıları incelenerek oluşturulmuştur. Sanat tarihinde kadın sanatçıların patriarkal sistemdeki eşitsiz konumları ve günümüz sanatında kendilerine nasıl yeni bir yol buldukları, cinsiyet eşitliği bağlamından hareketle incelenmiştir. Kameranın video sanatında kullanıma başlanmasıyla kadın sanatçıların bedenlerinin bir parçası gibi gördükleri kamera ile ürettikleri eserler incelenmiştir. Öncelikle mekân tanımından yola çıkılarak iç, dış mekân, soyut, somut, sanal ve içsel mekân ile galeri ve müze mekânları incelenmiş, mekân ve şiirsellik üzerine odaklanılmıştır. Video sanatında öncü sanatçılardan bazılarının bu konu kapsamında önemli görülen eserleri, seçtikleri mekân bağlamında incelenmiş; galeri ve müzelerde çalışmaları yer alan kadın sanatçılara ağırlıklı olarak yer verilmiştir. Sanatçıların, konu ve mekân tercihleri eser metninin çatısını oluşturmuştur. Görsel ve işitsel unsurları sayesinde video sanatı, feminist sanatçıların normlara meydan okuması, toplumsal cinsiyet eşitliğini savunması ve önemli sosyal meseleler etrafında diyaloğu teşvik etmesi için etkili bir araç olmuştur. 19. yüzyılın sonlarında ve 20. yüzyılın başlarında ortaya çıkan ilk feminist dalga, bugün bildiğimiz şekliyle video sanatının ortaya çıkışından önceye dayanıyor. Ayrı bir araç olarak video sanatı, 1960'larda ve 1970'lerde feminizmin ikinci dalgası sırasında önem kazanmıştır. Video sanatının feminist hareket üzerindeki etkilerinden ve katkılarından bazıları; 1. Kadınların sesini duyurması 2. Anaakım anlatıları alt üst etmek 3. Cinsiyete dayalı şiddet ve ayrımcılığın ele alınması 4. Kimlik ve beden politikasının sanatçılar tarafından keşfedilmesini sağlaması 5. Teknoloji ve yeni medya ile ilişki kurmak 6. İnteraktif işler ile izleyici katılımını teşvik etmesidir. Mekânlar, tarihsel süreçte dağıtılmış roller ve belirlenmiş toplumsal normlar ile kültürel beklentilerin cinsiyet eşitliği bağlamında önemini belirlemiştir. Cinsiyetlendirilmiş mekânların video sanatında kullanımı ile cinsiyet eşitliğine daha somut ve uygulamalı bir alandan dikkat çekilmiş, vurgu yapılmıştır. Maya Deren, Martha Rosler, Valie Export, Dara Birnbaum, Marina Abramoviç, Pipilotti Rist, Nam June Paik, Bill Viola, Nil Yalter, Guerilla Girls, Sadie Bennings gibi sanatçılara ait video çalışmalarının analizi bu çalışmada yer almıştır. Sadece video sanatından değil aynı zamanda karşılaştırmalı olarak edebiyat, film ve resimlerden faydalanılmıştır. Mekân çeşitliliklerine yer verilmiş, mekânların yaşanmışlıklarıyla birlikte ele alınması ve nesneler ile mekâna atfedilen cinsiyet algısının değişebildiğine dikkat çekilmiştir. Mekân tanımlamalarının sonucunda video ile çalışan sanatçıların, mekân seçimleri ile mekânların cinsiyetsizleşmesi ve cinsiyet eşitliğinin yaygınlaşması için önemli bir alan açtığı vurgulanmıştır. Eser metninin en sonunda bu gaye ile ürettiğim eserlerden birbiri ile bağlantılı üç videodan oluşan "Zoe Üçlemesi" adlı seri ile video sanatı tekniğine örnek olarak "Eternity-Sonsuzluk" isimli video çalışmalarım yer almıştır

    Kuraklık afeti bağlamında suya duyarlı planlama ve tasarım yaklaşımının Karaman şehir merkezinde değerlendirilmesi

    Get PDF
    İklim değişikliği sonucu olumsuz etkileri giderek artan kuraklık afetinin kentlerde oluşturduğu sorunlardan biri de su yetersizliğidir.Nüfusu giderek artan kentlerdeki su arzının su talebini karşılayamaması sorunu kuraklıkla birlikte büyümektedir. Bu tez kapsamında kuraklık afetinin tetiklediği kentsel su problemlerine çözüm oluşturabilmek adına kuraklığa dirençli kentlerin nasıl oluşturulması gerektiği irdelenecektir. Tez çalışması kapsamında, kuraklığa dirençli kentlerin oluşturulması bağlamında kentsel planlama, su yönetimi ve peyzaj tasarımı disiplinlerinin birlikte ele alındığı suya duyarlı planlama ve tasarım yaklaşımıyla kurak ve su stresi altında olduğu bilimsel verilerle ortaya konulmuş Karaman Şehir Merkezi'nde kentsel su sorunlarının nasıl çözümlenebileceğine ilişkin değerlendirmeler yapılarak oluşturulması gereken politikaların belirlenmesi amaçlanmaktadır. Öncelikle kuraklık kavramı teorik olarak açıklandıktan sonra ülkemizdeki kuraklıkla ilgili politikalar değerlendirilmiştir. Yapılan değerlendirme sonrasında su yönetimi ve kentsel planlama kavramlarının birlikte nasıl ele alınabileceği, dünyada kentsel su yönetimi ile ilgili yetersiz gelen geleneksel yaklaşımların dışında yeni yaklaşımların neler olduğu, bu yaklaşımlar içerisinde suya duyarlı planlama ve tasarım yaklaşımının neden seçildiği, özellikle Avustralya'da söz konusu yaklaşımın ne şekilde uygulandığı kapsamlı bir şekilde ele alınmıştır. Karaman Şehir Merkezi'nde suya duyarlı planlama ve tasarım prensipleriyle oluşturulabilecek alternatif su kaynaklarının kentsel fonksiyonlar üzerinden hesaplamalarının yapılarak içme suyu kaynakları üzerindeki baskıyı ne kadar azaltabileceğine ilişkin değerlendirmeler yapılmıştır. Bununla birlikte suya duyarlı tasarım kapsamındaki yapısal ve yapısal olmayan elemanlarının seçilen mikro havza alanı ve komşuluk grubu ölçeğindeki örnek alan üzerinde ne şekilde kullanılabileceği değerlendirilmiştir. Söz konusu değerlendirmeler sonucunda çalışma alanında suya duyarlı tasarım prensipleriyle birlikte nasıl bir planlama yaklaşımı geliştirilebileceği sorusundan hareketle çalışma alanındaki geliştirilebilecek potansiyeller ve ortadan kaldırılması gereken sorunlar belirlenerek suya duyarlı politikalar üretilmiştir. Üretilen politikalar içerisinde kuraklığa dirençlilik bağlamında alternatif su kaynaklarının üretilmesi öne çıkmıştır. Yağmur suyunun depolanması ve gri suyun arıtılarak yeniden kullanılması şeklinde alternatif su kaynaklarının üretilmesiyle içme suyu kaynaklarının üzerindeki baskının azaltılabileceği tespit edilmiştir. Bununla birlikte yağmur suyunun doğal yollarla arıtılarak yeraltına yeraltına kazandırılmasını sağlayacak suya duyarlı peyzaj elemanlarının kullanılması da suyun doğadaki döngüsünü tamamlamasına yardımcı olacak politikalar olarak ele alınmıştır. Su kaynaklarının sınırlı bir kaynak olması nedeniyle sadece çalışma alanında değil tüm dünyada suya duyarlı planlama ve tasarım yaklaşımı gibi alana özgü, kentsel su yönetimi ve kentsel planlamanın birlikte ele alındığı yaklaşımlar geliştirilerek yaşanabilecek su sorunlarının önüne geçilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır

    İran'da Büyük Selçuklu şehirciliği: İsfahan Örneği

    Get PDF
    İRAN'DA BÜYÜK SELÇUKLU ŞEHİRCİLİĞİ: İSFAHAN ÖRNEĞİ İran'ın en kadim şehirlerinden biri olan İsfahan, en parlak dönemlerini Selçuklular ve Safeviler devrinde yaşamıştır. Orta Çağ'daki büyük İsfahan şehrinin ortaya çıkışında, Selçuklu öncesi İslami Dönemin etkisi göz ardı edilemez bir durumdur. Sasaniler Döneminde birçok açıdan büyük bir şehir olma kapasitesine malik olan İsfahan, bu potansiyelini gerçekleştirme yolundaki ilk fırsatı, Abbasiler Döneminde yakalamıştır. İlk kez ticaret ve pazarla tanışan İsfahan, bu dönemde yakaladığı istikrarlı büyümeyi Selçuklular Dönemine kadar idame ettirmiş ve Selçuklularla birlikte her bakımdan döneminin en abat, en zengin ve en gelişmiş şehirlerinden birine dönüşmüştür. Selçuklular Dönemine gelindiğinde İsfahan'a karakterini verecek olan mimari bir üslubun henüz ortaya konulamadığı görülmektedir. Şehrin ticaret ve şehir ekonomisiyle tanışmasına vesile olarak, Sasaniler dönemindeki açığını kapatan Abbasilerden sonra, ilk mimari üslubun vücuda getirilmesiyle şehrin ikinci büyük eksikliği Selçuklular eliyle tamamlanmış ve böylece İsfahan, bir Orta Çağ İslam şehrinde olması beklenen tüm hususiyetleri haiz bir şehir olarak zuhur etmiştir. Selçuklular, mimarideki klasik çizgilerini İsfahan'da inşa ettirdikleri eserlerde yakalamayı başarmışlardır. Bu klasik üslubun oluşumunda Horasan coğrafyasının hayati bir önemi vardır. Horasan hem İslamiyet öncesi antik dönemlerde hem de İslamiyet sonrası Türk hakimiyeti döneminde İran'ın mimari ve şehircilik anlamında beslendiği ortak paydayı teşkil etmektedir

    An Upcycling Example And Collective Collaboration In Sustainability: “Re-Love”

    Get PDF
    Bu çalışmada, önemli bir hazır giyim markası olan Yargıcı’nın kolektif iş birliği sonucunda oluşturduğu “Re-Love” adlı ileri dönüşüm koleksiyonunun tanıtılması amaçlanmıştır. Amaç doğrultusunda, öncelikle ileri dönüşüm ve kolektif iş birliği kavramları açıklanmış ve tartışılmış, sonrasında ise ileri dönüşüm konusuna özgün bir yaklaşım getiren markanın koleksiyonuna ilişkin tasarım ve üretim süreçlerine değinilmiştir. Bu çalışmada, “Yargıcı markası sürdürülebilirlik kavramının önemli bir kısmını oluşturan ileri dönüşüm konusuna nasıl yaklaşmış ve bu kavramı “Re-Love” koleksiyonunda nasıl değerlendirmiştir?” araştırma sorusuna cevap aranmıştır. Markanın tasarım ekibi ve kolektif bir iş birliği süreci yürüttüğü diğer paydaşlarla görüşmeler yapılmış ve görüşmelerden elde edilen geri dönüşler, betimsel araştırma yönteminin bir parçası olarak çalışmada değerlendirilerek yansıtılmıştır. Yapılan çalışmanın önemli bir hazır giyim markasının sürdürülebilirlik kavramına yaklaşımını ortaya koyması açısından önem taşıdığı düşünülmektedir.In this study, it is aimed to introduce the upcycling collection named "Re-Love", which was created as a result of the collective collaboration of Yargıcı, an important ready-to-wear brand. In line with this aim, the concepts of upcycling and collective collaboration were first explained and discussed in the study. Afterwards, the design and production processes of the collection of the brand, which brings a unique approach to upcycling, are briefly mentioned. In this study, while preparing the "Re-Love" collection with a collective collaboration, “how was the issue of upcycling, which constitutes an important part of the sustainability, approached?” and “how was this concept evaluated within the scope of a collection?” was sought. Interviews were held with the brand's design team and other stakeholders with whom the brand carries out a collective collaboration process. The data obtained from these interviews were evaluated and reflected in the study as part of the qualitative research method. It is thought that this study is important and an example in terms of revealing the approach of an important ready-to-wear brand to sustainability

    918

    full texts

    9,810

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Mimar Sinan Fine Arts University Institutional Repository
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇