Mimar Sinan Fine Arts University Institutional Repository
Not a member yet
9810 research outputs found
Sort by
The Importance of Water-Sensitive Urban Planning and Design Approaches in the Context of Adaptation to Climate Change in Turkey
20. yüzyılın ortalarından itibaren sanayileşme devrimi sonrası yaşanan hava, su ve toprak kirliliği vb. çeşitli çevre sorunlarının önlenmesi, etkilerinin azaltılması ve sürdürülebilir gelişmenin sağlanmasına yönelik çalışmalar, 1970li yıllardan günümüze dek iklim değişikliği ile içeriği daha da genişleyen bir şekilde uluslararası platformda çözüm aranan konulardandır. Ülkemizde su kaynakları iklim değişikliği, artan nüfus sayısı, hızlı kentleşme sebepleri başta olmak üzere hızla tükenmektedir. Uluslararası göstergelere göre Türkiye su stresi altındaki ülkeler arasındadır. Bu çalışmanın amacı ülkemizde iklim değişikliği bağlamında özellikle su kaynaklarının korunarak geliştirilmesi, sürdürülebilir kullanımı, verimliliğin arttırılması ve bunlara ek olarak kuraklık, sel ve taşkın benzeri doğal afet risklerinin azaltılmasına yönelik “suya duyarlı kentsel planlama ve tasarım” çalışmalarının geliştirilmesinin gerekliliğini ortaya koymaktır. Çalışmada iklim değişikliği bağlamında su kaynaklarının üzerinde artan baskılar sebebiyle uluslararası tartışmalar ışığında, yenilikçi yaklaşımlarla ele alınmasının önemi ve literatürde suya duyarlı kentsel planlama ve tasarım yaklaşımlarının gelişen içeriği üzerinde durulmuştur. Türkiye’de suya duyarlı şehirler oluşturulması koşulları mevcut yasal ve yönetsel yapı içerisinde irdelenmektedir. Ülkemizde yapılan değerlendirmeler ışığında su kaynaklarının artan baskılar sebebiyle yok olmaya başlaması sebebiyle sürdürülebilir, verimli ve akılcı kullanımı zorunludur. Başta kentlerde olmak üzere suya duyarlı mekânsal planlama ve tasarım yaklaşımlarının uygulanmaya başlanması acilen gerekmektedir. Bu bağlamda yasal ve yönetsel yapının AB’ye uyum süreci içinde gelişmesi ve fırsat sunması sebebiyle uygulamaların kamu eliyle özendirilerek teşvik edilmesi, kurumlar arası ve toplum iş birliği içinde gerçekleştirilmesi gerekmektedir.Air, water and soil pollution, etc., that occurred after the industrialization revolution from the middle of the 20th century. Studies aimed at preventing various environmental problems, reducing their effects and ensuring sustainable development are among the issues that have been sought for solutions on the international platform, the content of which has expanded further with climate change since the 1970s. Water resources in our country are rapidly depleting due to climate change, increasing population and rapid urbanization. According to international indicators, Türkiye is among the countries under water stress. The aim of this study is to reveal the necessity of developing "water-sensitive urban planning and design" studies in order to protect and develop water resources, especially in the context of climate change, and also to use them sustainably, increase their efficiency, and protect them from natural disaster risks such as floods. In this study, the importance of addressing water resources with innovative approaches in the light of international discussions due to the increasing pressures on water resources in the context of climate change and the developing content of water-sensitive planning and design approaches in the literature are emphasized. The subject is examined within the current legal and administrative structure of the conditions for creating water-sensitive cities in Turkey. In light of the evaluations made in our country, sustainable, efficient and rational use of water resources is mandatory as they begin to disappear due to increasing pressures. It is urgent to switch to water-sensitive planning and design approaches, especially in our cities. In this context, since the legal and administrative structure develops within the EU adaptation process and offers opportunities, the practices should be encouraged promoted by the public and should be carried out in cooperation between institutions and society
Cemal Reşit Rey'in Andante ve Allegro adlı yapıtının analizi
Yapılan yazılı çalışmanın amacı, Cumhuriyet Dönemi Türk bestecisi ve piyanisti Cemal Reşit Rey'in solo keman ve orkestra için yazdığı Andante ve Allegro adlı eserini çalacak olan kemancılara yol göstermektir. Aynı zamanda Cemal Reşit Rey'in kısaca hayatına ve eserlerine de yer verilecek olan bu çalışmada, son olarak eserinin çalınmasında karşılaşılabilecek zorluklar göz önünde bulundurularak, sorunların çözümüne yönelik çalışma yöntemleri önerilecektir. Eserin teknik analizi sonucu çift sesler, akorlar, düzensiz ritmik gruplar gibi çeşitli teknik zorluklar olduğu saptanmıştır. İncelemeler sonucunda bu güç pasajlar için çeşitli çözüm önerileri ve çalışma şekli önerileri yazılmış olup, bu eseri çalacak olan kemancıların daha bilinçli ve kolay bir biçimde zorluklarla başa çıkabilmesini sağlayarak eserin daha iyi yorumlanmasına katkı sağlamak amaçlanmıştır
Drying shrinkage and crack width prediction using machine learning in mortars containing different types of industrial by-product fine aggregates
Concrete is a material that loses water and changes shape while hardening due to its structure. Over time, this water loss results in some shrinkage of the hardened concrete, referred to as drying shrinkage. In addition, water loss of concrete also causes the formation of various cracks. The aggregate used in concrete plays an important role in the shrinkage and cracking of concrete. The focus of this study is to accurately estimate the amount of crack width and drying shrinkage over time after the substitution of fine aggregates with other types of aggregates (consisting of various industrial by-products or wastes at different percentages) in the concrete mortar. For this purpose, various experimental results of the ‘substituted fine aggregate concrete mortars’ were converted into a data set. Following this a model was developed to predict the drying shrinkage and crack width of concrete mortars. The machine learning model was trained with the measurement results of 60-day drying shrinkage and crack widths of concrete mortars with different proportions of bottom ash (BA), granulated blast furnace slag (GBFS), fly ash (FA), and crushed tiles (CT). To enhance the detection/prediction capability of the model, the model hyperparameters were optimized. It is observed that the developed model was able to detect the drying shrinkage and crack width with an accuracy exceeding 99.6 %. In addition, the physical properties such as grain shape (angular or round) of components like fine aggregates may be effective for improved performance of the machine learning models in predictions of the drying shrinkage values or drying shrinkage cracking widths. © 2024 Elsevier Lt
İmgelerin Eleştirel Gücü ve Tarih İmgesi Üzerine Bir İnceleme
İmgelerin hakiki bilgi edinme yolundaki statüsü felsefe tarihi boyunca çeşitli biçimlerde tartışılagelmiştir. Geleneksel metafizikten Kant’ın transendental felsefesine kadar epistemolojik ve ontolojik olarak yanılsamalara, sanı ve kanaatlere yol açtığı ileri sürülmüştür. Duyum ile algıya dayanan duyusal ya da hissedilir dünyanın nesneleri, kavram ve fikirlere göre çok daha düşük bir mertebede yer almıştır. Kant’ın transendental felsefesiyle birlikte hayal-gücü ile imgeler, zihinde üretimi ve canlandırılması bakımından asli bir konuma yerleştirilmiştir. Günümüzdeyse imgeler, bilişsel kapasitelerin yanında, kişisel ve toplumsal yaşımı yeniden kurma ve temsil etme bağlamında oldukça kurucu bir role sahiplerdir. Toplumsal yaşamı yeniden kurma gücü, kültür inşasındaki merkezi konumu ve toplumsal bellek yaratımındaki etkin rolü, imgeleri tarih ve gelenek kavramlarıyla birlikte yeniden düşünmenin önüne açmıştır; böylelikle imgeler aracılığıyla zaman-dışı ya da tarih-dışı bir noktada konumlanmanın felsefi olanakları etik ve politik bir eksende tartışılabilir. Bu çalışmada öncelikle, imgelerin ele alınış biçiminin felsefe tarihindeki serüvenini betimledikten sonra, Erwin Panofskyci ikonoloji geleneği ve William Mitchell ile Gottfried Boehm gibi “resimsel dönüş” temsilcileri ekseninde, imgelerin çağdaş tartışmalarındaki konumu ele alıyoruz. Ardından imge ve tarih ilişkisini, tarih felsefesinin temel tartışmaları ekseninde tartışıp “tarih imgesi” kavramını derinleştiriyoruz. Daha sonra, imge ile tarih imgesi kavramını, Walter Benjamin’in “diyalektik imge” ve “aura” kavramıyla ilişkilendiriyoruz. Böylelikle tarih, gelenek, kültür, kavramlarını imgelerin eleştirel gücü ekseninde değerlendirmeyi, imgelerin eleştirel gücünü ise “hümanite” kavramıyla birlikte ele almayı öneriyoruz
A Review of Non-Destructive Raman Spectroscopy and Chemometric Techniques in the Analysis of Cultural Heritage
Today, there is an increasing concern and effort for protection, conservation, and restoration of cultural heritage materials. Non-invasive analytical methodologies such as Raman spectroscopy offers various advantages such as high speed, robust identification, low cost, and in-site analysis. Previous contributions highlighted the potential of Raman spectroscopy combined with multivariate statistics for identification and quality evaluation of cultural heritage materials such as paints, fiber, dyes, woods, stones, inks, and textile materials. Especially, application of chemometrics and multivariate statistics algorithms opens new horizons for scientists and inspectors. In conclusion, the paper provided an overview of the state-of-the-art uses of multivariate statistically equipped Raman spectroscopy methods for evaluation of cultural heritage and art materials with illustrations from previous research studies
Süleymaniye Kütüphanesinde bulunan Sultan Ahmed 20 envanter numaralı eserin tezhiplerinin analizi ve günümüz tezhip anlayışı ile yorumlanması
İslamiyet ile yönetilen devletler tarih boyunca geleneksel sanatlara önem vermiştir. Kur'an-ı Kerim'ler dönemlerinin zevk ve anlayışlarına uygun büyük bir titizlik ile işlenmiştir. Osmanlı için Safevi dönemi, tezhip sanatında büyük gelişmelerin olduğu dönemlerden biridir. Kitap sanatına verilen önem ve bu dönemde Safevililer ile olan siyasi etkileşimler tezhip sanatını etkilemiş ve geliştirmiştir. Bu sebeple tezde öncelikle 16. Yüzyıl tezhip anlayışı incelenmiş ve sonrasında Safevi devletinin siyasi tarihi ele alınmıştır. Çalışmada Süleymaniye Yazma Eserler Kütüphanesinde bulunan Sultan Ahmed Koleksiyonu 20 envanter numaralı eserin tezhipleri incelemiştir ve incelenen eserin analizi yapılması üzerine durulmuştur. Bu analiz sonrasında döneme ait kullanılan motifler, kompozisyonlar, renkler detaylı bir şekilde yazılmıştır. İncelenen eserde; zahriye ve serlevha sayfası, karşılıklı yansıma şeklinde tasarlanmıştır. Yoğun tezhip kompozisyonlarına sahip olan bu eserde sure başı tezhipleri aynı formlar kullanılarak ancak içerisinde değişik kompozisyonlar çalışılarak sanatsal çeşitliliğini arttırmıştır. Tezin son kısmında incelenen Kur'an-ı Kerim'den yola çıkılarak, Necm suresinde var olan ve Kur'an-ı Kerim'de adı geçen tek yıldız Şi'ra yıldızı ele alınmıştır. Yorumlanan bu eser takım yıldızının kesişme noktasında 49,9 yılda bir gökyüzünden Cennet'e kapı açılması ve duaların kabul olduğu bu anın tasvir edilmesi üzerine tasarlanmıştır
W. A. Mozart'ın Cosi Fan Tutte operasındaki Dorabella rolünün karakter özelliklerinin müzik ve şan üzerindeki yansımalarının incelenmesi
Bu tez, W.A. Mozart'ın "Così Fan Tutte" eserindeki Dorabella karakterine odaklanarak, karakterin detaylı incelemesini sunmaktadır. Literatür taraması metodolojisi kullanılarak, çalışma; tarihsel bağlam, müzikal analiz ve karakter gelişimi konularına derinlemesine inmektedir. Bu kapsamlı yaklaşım, Mozart'ın Dorabella'nın karakter özelliklerini, özellikle şan partisi üzerinde nasıl yansıttığını ve geliştirdiğini incelikli bir şekilde anlamamıza olanak tanır. Analiz, Mozart'ın eserinde karakter psikolojisi ile müzikal ifade arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktadır
Soğuk Savaş döneminde (1945-1991) Türk tarih yazımını etkileyen fikir akımları
Cumhuriyet Dönemi tarih yazımı, Türkiye'nin kimlik oluşturma sürecinde ortaya çıkan fikirler tarafından şekillenmiştir. 1930-1940 arasında etkili olan Türk Tarih Tezi'nin ardından, Osmanlı son döneminde ortaya çıkan coğrafya ve vatan temeline dayanan Anadoluculuk fikri, 1940'larda milliyetçi, muhafazakâr ve hümanist akımlardan etkilenerek, tekrar gündeme gelmiştir. 1960'ların başlarından itibaren, özelikle Hümanist tarihçiliğe bir tepki olarak doğan, Türk-İslam Sentezi, zamanla komünizme ve Marksist tarihçiliğe karşı bir savunma hattına dönüşmüş. Soğuk Savaş döneminin etkilerinin yoğun hissedildiği bu süreçte, Türk-İslam Sentezi, milliyetçi ve maneviyatçı fikirler etrafında, komünizm karşıtlığının merkezi haline gelmiştir. Bu dönemde, İbrahim Kafesoğlu ve Osman Turan gibi önemli isimlerin liderliğinde Türk tarihçiliği, Türk İslam bütünleşmesini merkeze alan, temel eserler üreterek tarih yazımına yön vermiştir. Diğer yandan, 1960 askeri darbesi sonrasında meydana gelen özgürlükçü ortamdan faydalanan Marksist ve Materyalist düşünürler, tarihçilik dışında farklı disiplinlerden gelmelerine rağmen tarihi bir nevi araçsallaştırarak Osmanlı-Türk devlet yönetimi ve toplum yapısı üzerine tez ve teoriler otaya koymuşlardır. Türk toplumunun kapitalizme geçemeyişinin sebeplerini incelenmiş ve feodalizm, ilkel sosyalizm, az gelişmişlik ve ATÜT fikri çerçevesinde düşüncelerini kalem almışlardır. Behice Boran, Doğan Avcıoğlu, Sencer Divitçioğlu, Niyazi Berkes ve Hikmet Kıvılcımlı'nın başını çektiği Marksist düşünürler, Soğuk Savaş dönemi tarih yazımında, sosyalist ve Marksist fikirlerin temsilcileri olmuştur
Nader Khalili's residences as an example of user-participatory architecture
Barınma, en temel insani ihtiyaçlardan biridir ve günümüzde bu ihtiyaç konutlar aracılığı ile sağlanmaktadır. Geçmişten günümüze güncelliği yitirmeyen konut sorunu, Endüstri Devrimi ile birlikte giderek artış göstermiştir. Özellikle II. Dünya Savaşı esnasında yaşanan büyük yıkımlar, küresel ölçekte, kitlesel bir konut ihtiyacını doğurmuştur. Devletlerin bu ihtiyacı hızla karşılama gayesi; toplumları, onların sosyokültürel yapısına hitap etmeyen, bulunduğu çevre ile ilişki kuramayan çok katlı beton bloklara mahkum etmiştir.Sadece barınma ihtiyacının karşılanması ve fiziksel ihtiyaçlara cevap vermesi, konutu bir 'ev olma' statüsüne ulaştıramamıştır. Kullanıcıların, yaşadığı konutlarla aidiyet bağını kurabilmeleri ve konutlarını benimseyebilmeleri için kullanıcısı olacakları bu yaşam alanlarının üretimi hakkında söz sahibi olmaları gerekmektedir. 1960'lı yıllarda ortaya çıkmaya başlayan; toplumun temsili bir demokrasi yerine geçecek gerçek bir katılımcı demokrasi uygulanması talebi, pek çok sanat ve bilim alanını etkilediği gibi mimarlık alanında da etkisini göstermiştir. Bu süreçte, özellikle Batı'da, mimarlıkta kullanıcı katılımı ile ilgili farklı yaklaşımlar geliştirilmiştir. John F.C. Turner, John Habraken, Lucien Kroll, Ralph Erskine, Walter Segal, Alejandro Aravena gibi mimarlar da bu yaklaşımları somutlaştırarak, farklı yöntemlerle kullanıcı katılımlı konut üretimleri gerçekleştiren başlıca meslek insanlarındandır. Batılı ülkeler, oluşturdukları konut politikalarıyla, kullanıcıların katılımını sağlayarak kullanıcı katılımlı konut üretimlerinde destekleyici bir rol oynamıştır. Bu çalışmanın ana karakteri olan İranlı Mimar Nader Khalili; kullanıcı katılımlı bir mimarlık anlayışını benimsemiş ve toplum odaklı çalışmalar yapmıştır. Özellikle üçüncü dünya ülkelerinin barınma sorununa, dar gelirli insanlara, doğal ya da beşeri afetler nedeniyle yaşam çevreleri artık yaşanamaz hale gelen ve yerinden edilen insanlara yardım etmeyi amaçlayan Khalili, geliştirdiği Superadobe yapım tekniği ile bu konuda üretimler gerçekleştirmiş ve insanlara kendi konutlarını tasarlayabilme ve üretebilme imkanı sunmuştur. Bu çalışmada, katılım olgusu ile mimarlık eylemi arasında kurulan ilişki biçimleri, mimari üretimlerde kullanıcının da sürece dahil olması ve süreçte aktif olarak yer almasına yönelik; teoride ve pratikte, farklı coğrafyalarda gerçekleştirilen öncül çalışmalar çeşitli boyutlarıyla araştırılmıştır. İranlı Mimar Nader Khalili'nin geliştirmiş olduğu yapım tekniklerini; yaşanan savaşlar, doğal afetler, maddi imkansızlıklar, yerinden edilme vb. gibi krizler sonrasında özellikle en temel ihtiyaçlardan biri olan barınma ihtiyacını karşılamak amacıyla kullanıcı katılımlı sürece nasıl uyarladığı ele alınmış ve Nader Khalili'nin Superadobe tekniği ile üretilen örnekler incelenmiştir
II. Abdülhamid Döneminde İstanbul Fransız Ticaret odasının kuruluşu ve faaliyetleri
II. ABDÜLHAMİD DÖNEMİNDE İSTANBUL FRANSIZ TİCARET ODASININ KURULUŞU VE FAALİYETLERİ 6 Ekim 1884'te Fransız Konsolos Alphonse Gazay Başkanlığı'nda Fransız tüccarlar İstanbul konsolosluk binasında toplanarak İstanbul Fransız Ticaret Odası'nı kurmuşlardır. Bu oda, dış ülkelerde en çok ticaret odası açan ülke olan Fransa'nın yurtdışında açtığı ilk ticaret odası olma özelliğini taşımaktadır. Toplantıda odanın kuruluş nizamnamesi kabul edilmiş, odanın kuruluş amacı, üyelik koşulları, odanın iç sistemi ve faaliyet alanları belirlenmiştir. Odanın esas kuruluş amacı Fransa'nın İstanbul'daki ticari hacminin ve nüfuzunun artırılması, Fransız tüccarlara yeni iş olanaklarının bulunması, Fransız şirketlerine Osmanlı Devleti'nde temsilci bulmaları konusunda da aracılık etmek ve sadece İstanbul'da değil bölgesel anlamda da Fransa'nın çıkarlarına yönelik gerekli bilgilerin toplanmasıydı. İstanbul Fransız Ticaret Odası'na bağlı kurulan Bursa ve Çanakkale komiteleri de hazırladıkları raporları düzenli olarak İstanbul Fransız Ticaret Odası'na yollamış ve bu raporlar odanın bülteninde yayınlanmıştır. İstanbul'da Fransız ticari hacminin genişletilmesi amacı doğrultusunda rekabetin çok güçlü olduğu diğer Avrupalı devletlerin faaliyetleri de yakından takip diliyordu. Öte yandan İzmir Fransız Ticaret Odası "küçük kardeş" olarak nitelendirilmiş ve nizamnamesini İstanbul Fransız Ticaret Odası'nınkine çok benzer hazırlanmıştır. Doktora tezi olarak hazırlanan bu çalışmada, II. Abdülhamid döneminde İstanbul Fransız Ticaret Odası'nın kuruluş yılları ve faaliyet gösterdiği alanlar incelenmiştir. İstanbul Fransız Ticaret Odası'nın aylık olarak yayınladığı bülteni ve Fransız Dışişleri Bakanlığı ile yapmış olduğu diplomatik yazışmalar söz konusu bu çalışmanın temelini oluşturmuştur. Osmanlı arşiv belgeleri ve dönemin Fransız basın yayınlarından da çalışmanın inşası için yararlanılmıştır. Bu çalışma İstanbul Fransız Ticaret Odası'nın Osmanlı- Fransız ticari ilişkileri içerisindeki rolünü, İstanbul'daki diğer Fransız kurumlarıyla ilişkilerini ve faaliyet gösterdiği alanlardaki etkisinin anlaşılmasına da katkı sunmaktadır