Mimar Sinan Fine Arts University Institutional Repository
Not a member yet
    9810 research outputs found

    Toplumsal belleğin göç üzerinden mekana etkisi: Skalişte (Kayacıklar) Köyü'nden Karaman Mahallesi'ne

    Get PDF
    Bu çalışma göç, mekan ve toplumsal bellek kavramları arasındaki karşılıklı ilişkiler bütününü, Bulgaristan göçmeni bir ailenin göç öncesi ve göç sonrası gündelik yaşam pratikleri üzerinden ve yakın yapılı çevrelerinin mekansal nitelikleri açısından incelemektedir. Bu aileyle yapılan röportajlar aracılığıyla, toplumsal belleğin göç sonrası mimari mekana dair etkileri üzerinden karşılaştırmalı bir araştırma yapılması amaçlanmıştır. Araştırmanın inceleme konularından biri olan toplumsal bellek kavramının kendi başına var olmadığı, kültüre direkt olarak bağlı olduğu akılda tutulmalıdır. Kültürü anlayabilmek içinse, döneme ait politik ve ekonomik koşulların bilinmesi gereklidir. Göçmenin içinde bulunduğu politik sistemi anlayabilmek, göç öncesi ve sonrası göçmeni ekonomik ve sosyal bir bağlamda kapsamlı bir biçimde düşünebilmek için bir yol göstericidir. Tüm bu bu faktörler toplumsal belleği oluşturan ögeler olduğundan, en azından kısaca bunları anlamak önemlidir. Bundan sonra ise, gündelik yaşam biçimlerinin incelenmesi gelmektedir. Günlük yaşam pratikleri, coğrafi ve yerel olarak mekanlar ile sıkı sıkıya ilgili olduğu kadar, belirtilen mekandaki yönetim biçimi ile de ilgilidir. Tüm bu kavramların anlamları kavrandıktan sonra ancak, katılımcıların anlatılarını bütünsel olarak anlamlandırmak mümkün olmuştur. Bu çalışmanın konusu olan mekanlar sırası ile göç öncesi Bulgaristan'ın Kırcaali Şehri'nde bulunan Skalişte(Kayacıklar) Köyü ve göç sonrası Türkiye'nin Bursa ili'ndeki Karaman mahallesidir. Skalişte Köyü ve göç öncesi Skalişte'de yaşanılan ev mekansal özellikleri bakımından, anlatılar ile desteklenerek, aileye ait eski fotoğraflar ile sahada güncel çekilen güncel fotoğraflar yardımıyla incelenmiştir. Karaman Mahallesi ve göç sonrası inşa edilen ev ise hala gündelik yaşamın bir parçası olup, bu mekanla ilgili de eski ve yeni fotoğraflardan yararlanılmıştır. Bu mekanlar göçün mekansal zorluğunu yansıtmaları açısından önemlidir. Çalışmanın amacı, toplumsal bellek ve göç kavramlarını mimari mekan ile ilintili olarak incelemek, değerlendirmek; göç sonrası oluşturulan mekanın niteliğini toplumsal bellek aracılığıyla gözlemlemek ve sürdürülebilirliğini değerlendirmektir

    Kazasker Mustafa İzzet Efendi tarafından yazılıp Muhsin Demironat tarafından tezhiplenen hilye-i şerifenin tezhip sanatı açısından incelenmesi

    No full text
    Hilye-i şerifeler, Türk İslam sanat geleneğinde peygamber efendimiz Hz. Muhammed'in fiziksel ve ahlaki özelliklerini anlatan sanatsal ve yazılı eserlerdir. Hilye-i şerifeler, yalnızca estetik değeri için değil manevi ve kültürel değeriyle de önem arz etmektedir. Hat sanatında yaygın ve klasikleşen şekliyle karşılaşılan formun ilk olarak 17. yüzyılda yaşamış olan hattat Hafız Osman tarafından tertip edildiği belirtilmektedir. Bu çalışmanın konusu II. Mahmut döneminin önde gelen devlet adamı, hattat, neyzen ve musikişinaslarından olan Kazasker Mustafa İzzet Efendi tarafından yazılan ve Cumhuriyet dönemi müzehhiplerinden Muhsin Demironat tarafından tezyin edilen klasik formdaki hilye-i şerifenin tezhip desenleridir. Çalışmanın amacı ise bu meşhur hilyenin tezhip sanatı açısından incelenmesidir. Bu temel amaç doğrultusunda çalışmanın başında Türk İslam sanatında hilye-i şerife geleneğinin ortaya çıkışı, yeri, önemi, hilye çeşitleri ve formları örnek görseller üzerinden açıklanmıştır. Ardından Kazasker Mustafa İzzet Efendi ve Muhsin Demironat'ın hayatı ve eserleri kısaca aktarılarak çalışmaya konu olan meşhur hilyenin hikâyesi verilmiştir. Daha sonra hilyenin koltuk desenleri, göbek desenleri, hilal deseni, ara pervaz deseni, durakları, halkâr deseni ve beyne's-sütûr desenlerinin analizi dijital ortamda çizilerek gerçekleştirilmiştir. Analizleri yapılan desenlerin bilgileri detaylıca sunulmuştur. Son olarak eserden ilhamla ve 21. yy tezhip anlayışıyla ortaya koyulan tasarıma geçilmiş, kaynak olarak kullanılan hilyedeki benzer teknik ve uygulamalar göz önünde bulundurulmuştur. Yapılan yeni tasarım ve çizimler yine bilgisayar ortamında düzenlenmiş sonrasında esere aktarılıp uygulaması yapılmıştır. Ortaya çıkan yeni eserde, söz konusu hilyenin tezyinatına genel olarak sadık kalınmakla beraber taklit ve aynılıktan uzaklaşmak adına yeni bir yorumla özgün bir eser ortaya koyulmuştur

    Yapay zeka algoritmaları ile sanatsal yaratım ve yeniden üretim potansiyellerinin 'FISPIS' tekniği üzerinden değerlendirilmesi

    No full text
    Günümüzde kullanılan yapay zeka algoritmaları, sanatta yaratıcı süreçlerin yeniden şekillendirilmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Yapay sinir ağları, makinelerin farklı türlerde sanat yapıtlarını öğrenip sanatsal üretimler yapmalarına olanak sağlamaktadır. Yapay zeka araçlarının sanat ve tasarıma entegrasyonu, geleneksel yaratıcı süreci dönüştürmekte ve yapay zeka tarafından üretilen sanatsal üretimin kabulü ve değerlendirilmesi konusunda tartışmalara yol açmaktadır. Özellikle, insan-yapay zeka işbirlikleri sanatsal yaratımda yeni imkanlar sunmakta ve yapay zeka ile insan arasında anlamlı bir işbirliği için fırsatlar yaratmaktadır. Yapay zeka algoritmalarının sanat üretiminde yaygın kullanımı, özellikle figüratif ve geometrik soyut sanat alanında daha yaygınken, dokulu, karmaşık ve kompleks soyut sanat eserlerini öğrenme ve yeniden üretiminde daha az rastlandığı gözlemlenmektedir. Bu algoritmaların yoğun doku, birbirine geçmiş renkler ve soyut görüntülerle ilgili özellikleri öğrenme kapasitelerinin sınırlı olduğu gözlemlenmektedir. Bu sınırlamalar, yaygın kullanılan modellerin figüratif ve geometrik soyut sanat eserlerini öğrenme ve yeniden üretme konusunda istenilen sonuçları verirken, kompleks dokulu soyut resimleri öğrenme ve yeniden üretme konusunda istenilen sonuçların alınamamasına yol açmaktadır. Bu durum, algoritmaların ardışık piksellerin düzensizliği ve figüratif ile geometrik soyut eserlerde olduğu gibi ön-arka ilişkisini kurmada yetersiz kalmalarından kaynaklanmaktadır. Dokulu ve kompleks soyut sanat eserlerinde belirgin desenlerin ve yapıların olmaması, rastgele ve karmaşık yapılar içermesi, algoritmaların öğrenme süreci zorlaşmaktadır. Bu tez kapsamında, özgün bir resim tekniği olan 'FISPIS'ın yapay zeka algoritmaları tarafından ne kadar başarılı bir şekilde öğrenilebileceği ve yeniden üretilebileceği araştırılmıştır. Yazar tarafından 2012 senesinde keşfedilen ve yıllar içinde geliştirilen 'FISPIS' tekniği, sulandırılmış akrilik boyaların sprey şişeleri aracılığıyla püskürtülerek, katmanlar halinde uygulandığı bir resim tekniğidir. Genellikle soyut resimlerin üretilmesinde kullanılır. Bu teknik, dünya yüzeyinde görmeye alıştığımız örüntüler, dokular ve renk geçişlerine benzer görüntüler oluşturulmasında etkilidir. Bu teknik ile üretilmiş resimler hem renk geçişleri hem de dokusal derinlikler açısından zengin ve karmaşık bir yapıya sahiptir. Çalışmada, bu teknik, çeşitli yapay zeka modelleri kullanılarak analiz edilmiş ve modelleme başarısı değerlendirilmiştir. İlk aşamada, Çekişmeli Üretken Ağlar (GAN), ArtGAN, BigGAN, ve Değişken Otomatik Kodlayıcılar (VAE) gibi yaygın kullanılan yapay zeka modelleri incelenmiş, ancak bu modellerin 'FISPIS' tekniğinin karmaşık görsel ve dokusal özelliklerini tam anlamıyla yansıtmadığı gözlemlenmiştir. Bu durum, modellerin yoğun doku, birbirine geçmiş renkler ve soyut görüntülerle ilgili özellikleri öğrenme kapasitesinin sınırlı olduğunu göstermiştir. Ayrıca, kullanılan veri setinin sınırlılığı ve işlem gücü kısıtlamaları, modellerin performansını etkileyen önemli faktörler olmuştur. Daha sonraki aşamalarda, kenar tespiti algoritması olan Canny ile birleştirilen Pix2Pix modeli üzerine yoğunlaşılmıştır. Pix2Pix'in kenar tespiti algoritmasıyla kullanılması fikri, difüzyon modellerden ilham alınarak geliştirilmiştir. Bu algoritma, nokta bulutları halinde siyah-beyaz görseller üretmemizi sağlamaktadır. 'FISPIS' resimlerindeki temel yapısal detayları belirginleştirerek modelin bu özellikleri daha iyi öğrenmesini sağlamıştır. Eğitim süreci boyunca, modelin performansı her 10 devirde bir PSNR (Zirve Sinyal-Gürültü Oranı), SSIM (Yapısal Benzerlik İndeksi), MS-SSIM (Çok Ölçekli Yapısal Benzerlik İndeksi) ve MSE (Ortalama Kare Hatası) gibi metriklerle değerlendirilmiştir. Bu metrikler, modelin doğruluğunu ve görsel kaliteyi objektif bir şekilde ölçmek için kullanılmıştır. Sonuçlar, kenar tespiti ile birlikte kullanılmış Pix2Pix modelinin, 'FISPIS' tekniğinin belirgin görsel ve dokusal özelliklerini büyük ölçüde yakaladığını göstermektedir. Bu model, yalnızca görselleri taklit etmekle kalmayıp, aynı zamanda özgün sanatsal tekniklerden ilham alarak yeni eserler üretebilme kapasitesine sahip olduğunu göstermektedir. Bu durum, modelin soyut sanat tekniklerini öğrenme ve yeniden üretme potansiyelini vurgulayarak, sanatsal tekniklerin yapay zeka tarafından öğrenilmesi ve yeniden üretilmesi konusunda kısıtlı imkanlarda da kullanılabilecek bir yöntem sunar. Bu çalışma, yalnızca yapay zeka ve sanatın kesişim noktasında gelecekte yapılacak araştırmalar için pratik bir temel oluşturmakla kalmayıp, aynı zamanda soyut çalışan sanatçılar için de yenilikçi, kullanışlı ve ulaşılabilir bir yöntem olarak sunulmaktadır

    Çağdaş sanatta yenilikçi bakış açılarıyla feminizm: Sergi pratikleri ve sanatsal yaklaşımlar

    Get PDF
    Bu metinde, 1980 yılında New York'taki A.I.R Galeri'de açılan Dialectics of Isolation: An Exhibition of Third World Women Artists of the United States (Tecritin Diyalektiği: Birleşik Devletler'den Üçüncü Dünya Kadın Sanatçılar Sergisi) adlı sergi ve onun feminist sanat ortamındaki önemi incelenmektedir. Sergi, zamanının ana akım feminist ideolojisine eleştirel bir yaklaşım sunarak yeni bakış açıları getirmiştir. Metinde, serginin açıldığı yıllardaki feminist tartışmalar ve sanat ortamıyla ilişkisi incelenmiş ve sergide yer alan eserlerin kuramsal tartışmalara nasıl katkı sağladığı ele alınmıştır. Serginin feminist tartışmalarda bir dönüm noktası olarak kabul edilmesinin sebepleri, önceki feminist ideallerle karşılaştırmalar yaparak ele alınmıştır. Serginin günümüz feminist tartışmaları ve sanatsal pratikleri üzerindeki etkileri de değerlendirilmiştir. Sonraki bölümde Dialectics of Entanglement: Do We Exist Together? (Dolaşıklığın Diyalektiği: Birlikte Var Olabilir miyiz?) adlı sergi incelenmiştir. Bu sergi Tecritin Diyalektiği'ne saygı duruşu niteliğindedir ve güncel feminist söylemlere yeni bir bakış getirmeyi amaçlar. Sergi, 80'lerden günümüze kadar olan dönemde değişen ve dönüşen feminist yaklaşımlara ve sanatsal bağlamlara bakarken bir köprü görevi görmektedir. Son bölümde ise radikal feminist tartışmalar açısından değerlendirilmeye elverişli çağdaş sanat sergilerinden bir seçki incelenmektedir. Seçki, günümüzde feminist yaklaşıma yeni bir söz getiren ve çağının ötesinde olan sanatçılardan oluşur. Wangechi Mutu, sanat kurumlarının yapılanmasına yönelik eleştirileri farklı bir boyuta taşıması açısından incelenecektir. Cecilia Vicuña, ekofeminist yaklaşımları ile sosyal ve çevresel adalet yollarını açma potansiyeline dikkat çekmektedir. Canupa Hanska Luger ise kimlik ve aidiyet tartışmalarına yeni açılar getirmesi ve feminist tartışmaların heteroseksüel erkek kimliğini dışlamasının problemli olduğunu vurgulamak arzusuyla incelenmek üzere seçilmiştir

    Doğu Türkistan Hoten İslam Hükümeti (1933-1934) ve tarihi önemi

    Get PDF
    1930'lı yıllardaki Doğu Türkistan Milli İnkılabın önemli bir parçası olan Hoten İnkılabı, Nisan 1933'te "Hoten İslam Hükümeti" adında bağımsız bir hakimiyet kurdumuşdur. Kaşgar'da kurulan Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti'nin temelini oluşturması yönünde, çok önemli olan bu hükümet hakkında Türkiye'deki akademik çalışmalar yok denecek kadar azdır. Uygur Türkçesi'nde ise İnkılaba bizzat katılan şahısların kaleme aldığı hatıralar dışında çok az araştırma ve değerleme eserler mevcuttur. Tüm bunlar Doğu Türkistan'ın yakın dönem tarihinin önemli bir parçası olan Hoten İslam Hükümetinin faaliyetleri, yurt içi ve yurt dışındaki etkileri ve tarihsel önemini aydınlatmak için yeterli olamamıştır. Bu tez ile Hoten İslam Hükümetinin kuruluşundan yıkılışına kadar olan süreç, elde edilen kaynaklar eşliğinde tüm detaylarıyla ortaya konulmaya çalışılmıştır. Ayrıca çalışmada Hoten Hükümeti'nin kuruluşundan yıkılışına kadar olan süreçteki önemli şahsiyetlerin biyografilerine de yer verilmiştir. Tüm bunların yanında konunun daha anlaşılır olması açısından, Doğu Türkistan'ın o dönemki genel durumu kısaca ele alınmıştır

    Francis Hutcheson'da ahlak duyusu teorisi

    No full text
    Bu çalışmada Francis Hutcheson'ın ahlak duyusu teorisi ele alınmıştır. Hutcheson, 18. yüzyılda felsefi ve kültürel bir hareket olarak ortaya çıkan İskoç Aydınlanması'nın önde gelen ismi olarak görülür. Sanayi ve ticaretin hızla geliştiği bu dönemde ortaya çıkan sorunlar, insanların bir kısmının refahının artmasına karşılık birçoğunun da sefalete sürüklenmesine neden olmuştur. Bu durum, insan ilişkilerinin önemli ölçüde bozulduğu ve ahlaki anlayışın yeniden düzenlenmesi gerektiği düşüncesini beraberinde getirmiştir. Hutcheson, mevcut rasyonalist, sezgici ve teolojik ahlak teorilerinin yetersiz kaldığı, egoist ahlak teorilerinin de bahsedilen problemleri gideremediği düşüncesinden hareketle, yeni bir teori olarak, bütün insanları ortak yargıda topladığını düşündüğü "ahlak duyusu" teorisini ortaya koymuştur. Ahlak duyusu, aklın ve iradenin önüne geçen, iyiyi ve kötüyü algılama yetisidir. Eş deyişle, tamamen içgüdüsel ve empiriktir. Dolayısıyla teolojik, sezgisel veya rasyonel bir temeli yoktur. Bu duyu insanı iyi eylemlere yönelten, onu motive eden ve temelinde bencillik değil hayırseverlik olan eylemleri uygun ve yerinde bulur

    A preliminary study on the potential contributions of ethnomusicology to primary school music curriculum in Turkey

    No full text
    Etnomüzikoloji, kökleri karşılaştırmalı müzikoloji çalışmalarına dayanan ancak yöntem itibariyle müzikoloji biliminden ayrılan bir bilim dalıdır. Özellikle Aydınlanma Çağı sonrası doğu toplumlarının müziklerine duyulan ilgi ile başlayan ve ilk etapta Avrupa kıtası temelli ilerleyen karşılaştırmalı müzikoloji çalışmaları, Avrupalı bilim insanlarının azımsanamaz bir çoğunluğunun ikinci dünya savaşı sonrası göç etmesi sebebiyle Amerika'ya kaymıştır. Müziğin kültür bağlamında incelenerek araştırmalarda daha çok antropolojik yöntemin kullanılması ile müzikolojinin müzikal analiz yönteminden ayrılan etnomüzikoloji disiplini, birçok farklı bilim dalıyla bağlantılı olması sayesinde disiplinlerarasılık özelliğini de barındırmaktadır. Dünyanın farklı üniversitelerinde etnomüzikoloji bölümlerinin açılması, yapılan araştırmalarda da diğer bilim dallarıyla bağlantılı ilerlenilmesi, etnomüzikolojinin çalışma sahalarını genişleterek dinamik bir yapıya kavuşmasına olanak sağlamıştır. Bu çalışma alanlarından biri de müzik eğitimidir. İlk öğretim okullarındaki müzik dersleri, bireylerin toplu olarak müzik yapmayı deneyimledikleri ilk ortamdır. Özellikle ilköğretim kademesi, bireylere toplu müzik deneyimi kazandırılmasının yanı sıra, müziğe karşı bakış açılarının, değer yargılarının, müziği yorumlama becerilerinin de oluşturulması açısından büyük bir potansiyele sahiptir. Bu dönemde öğrenciye nasıl bir bakış açısı kazandırılacağı çok önemli ve değerlidir. Avrupa sanat formlarının ve Avrupa temelli notasyon eğitiminin dünya genelinde yaygın olduğu müzik müfredatları, ülkemizde de Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren uzun bir süre boyunca odak noktası olarak alınmıştır. Genel müfredatın içinde haftalık saatin, içeriklerin, ders kazanımlarının ve ders içi etkinliklerinin, müfredatın hazırlandığı dönemin anlayışına, toplumsal ve siyasi olayların etkisine göre de değiştirilmesi sebebiyle ülkemizde müzik dersi konusunda bir tutarlılık ve temel bir bakış açısı oluşamamıştır. Bu çalışmanın ilk bölümünde Türkiye'deki müzik eğitim müfredatlarının Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren incelemesi yapılmıştır. Etnomüzikolojinin, müziği kültür bağlamında incelemesinden hareketle; özellikle müzik müfredatlarındaki kültürel kazanımların belirlenerek incelendiği bu çalışmanın ülkemizdeki müzik eğitimi anabilim dallarının nicel yöntemi kullanan tezlerinden farklılık göstermesine özen gösterilmiştir. İlk bölümün sonunda müfredatların kültürel özelliklerini gösteren bir tablo da yer almaktadır. Çalışmanın ikinci bölümünde etnomüzikolojinin tarihçesi, tanımı ve çalışma sahaları yer almaktadır. Üçüncü bölümde ise dünyada etnomüzikoloji ve müzik eğitimini bir araya getiren çalışmalardan örneklere değinilerek, iki alanın kesişmelerinden ve etnomüzikolojinin müzik eğitimine katkısından bahsedilmektedir. Çalışmada asırlar boyu birçok medeniyete ev sahipliği yapmış, kültürel zenginliğe sahip ülkemizde devlet himayesinde resmi müzik eğitiminin başlangıcından itibaren yapılan çalışmaları ortaya koymak ve dünya genelinde Batı Avrupa anlayışından sıyrılarak kendi özgün müzik eğitim programlarını uygulayan ülkelerin uygulamalarına işaret etmek ve etnomüzikolojik bakış açılarını değerlendirerek, tüm dünya müziklerine eşit yaklaşan bir müzik müfredatının faydalarını göstermek amaçlanmıştır

    The Society Imagination of the Republic Of Turkiye

    Get PDF
    Cumhuriyetin 100 yılına dair değerlendirmelerde ilgi çekici konulardan birisinin yeni rejimin inşa etmek istediği “toplum” tahayyülü olduğunu söylemek mümkündür. Zira siyasi, kültürel, ekonomik ve hatta askeri hemen bütün girişimler, esas olarak söz konusu yeni toplum inşasıyla ilgiliydi. Rejimin kurucusu Cumhuriyet Halk Partisine simge olan altı ok da tümüyle bu yeni toplumsal inşanın alanlarına gönderme yapıyordu. Devletçilik, milliyetçilik, cumhuriyetçilik, halkçılık, laiklik, inkılapçılık “ilkeleri” yeni rejimin kurmak istediği toplum hedefiyle ilgiliydi. Bu makalede Cumhuriyetin toplum tahayyülü, dinamikleri, inşa süreci, yansımaları ve kısmen neticeleri ele alınmıştır. Övme ya da yerme gibi politik kaygılardan çok Cumhuriyetin toplum tahayyüllerinin sonuçlarına dair bir sosyolojik fotoğraf çekilmeye çalışılmıştır. Bu amaçla ilgili sürecin yazılı kaynakları (yasal düzenlemeler, resmi raporlar, TBMM tutanakları, hatıratlar), dönemin ulusal basını ve konuya dair akademik literatür incelenmiştir.It is possible to say that one of the interesting issues in the evaluations of the 100 years of the Republic is the imagination of the “society” that the new regime aimed to build. Because almost all political, cultural, economic and even military initiatives were essentially related to the construction of the new society in question. The six arrows symbolizing the Republican People’s Party represent key principles of the construction of this envisioned society. The “principles” of statism, nationalism, republicanism, populism, secularism and revolutionism were related to the goal of society that the new regime intended to establish. In this article, the social imagination, dynamics, construction process, reflections and partial results of the Turkish Republic are discussed. Rather than taking a political stance of praise or blame, the focus is on presenting a sociological perspective on the outcomes of the Republic’s social imagination. The methodology involves examining written sources of the period, such as legal documents, official reports, Turkish Parliament minutes, memoirs, and the national press. Additionally, academic literature on the subject is consulted to provide a comprehensive understanding of the modernization efforts, societal changes, and the impact of the Republic in Turkey. © 2024, Turkish Medical Association. All rights reserved

    Investigating the effects of management contracting (MC) system on construction projects

    Get PDF
    Bu çalışma, proje teslim sistemlerine odaklanmakta olup, inşaat sektöründe uygulanmakta olan yönetim yükleniciliği proje teslim sisteminin projelerde sağladığı faydalar ve yönetim yükleniciliği proje teslim sisteminin uygulanabildiği alanların incelenmesini amaçlamıştır. Bu doğrultuda, literatürde yer alan ve sektörde sıklıkla kullanılan proje teslim sistemlerinden tasarla-teklif ver-inşa et (Tİİ), tasarla-inşa et (Tİ), rı̇sk altındakı̇ ı̇nşaat yönetı̇cı̇sı̇ (RAİY) ve bütünleşik proje teslı̇mı̇ (BPT) incelenerek her birinin avantajları ve dezavantajları değerlendirilmiştir. Çalışmanın ana konusu olan yönetim yükleniciliği proje teslim sistemi mevcut diğer sistemlerle süre ve maliyet açısından karşılaştırılmış, avantajları ve dezavantajları irdelenmiştir. Ayrıca, yönetim yükleniciliği kullanılarak yurtdışında gerçekleştirilen projelere ve Türkiye'de çalışmalarını sürdürmekte olan bir inşaat proje yönetimi firmasının gerçekleştirdiği projelere yer verilmiştir. Son olarak, yönetim yükleniciliği teslim sisteminin hangi tür projelerde daha avantajlı olabileceği yönünde önerilerde bulunulmuştur

    Arı toplumunun form ve davranışlarının sanatla ilişkisi

    Get PDF
    Arıların form ve davranışlarının sanatta temsil ediliş biçimine, arılarla işbirliğiyle üretime ve sanatçı ile bal arısı arasındaki üretim yöntemi benzerliğine odaklanan bu eser metni, özellikle bal arılarıyla ilişkili olarak bal, balmumu, petek ve kovan formlarını ele almakta, toplumsal bir böcek olan bal arısının davranışlarının sanat üretimindeki yansımalarını uçmak/yürümek ve biriktirerek üretmek üzerinden incelemektedir. Metinde arılar hakkında temel entomolojik bilgiler, onları diğer böceklerden ayıran temel farklılıklar, fiziksel ve davranışsal özellikleri üzerinden incelenmiştir. Toplumsal becerilere sahip olan bal arılarının yanında, soliter ve yarı sosyal yaşam biçimleri ve aralarındaki farklar belirtilmiştir. Tüm kültür boyutlarında arıların sanattaki yeri, kültürel entomoloji kapsamında incelenmiş, ilk duvar resimlerinden başlayarak Eski Mısır ve Antik Yunan gibi farklı kültürlerde arı ve arıcılık faaliyetlerinin sanattaki etkileri örneklendirilmiştir. Günlük yaşamın sıradan bir faaliyeti olan arıcılığın değişimi çeşitli görseller üzerinden anlatılırken, çoğu kez tanrılarla özdeşleştirilen arının ve adak olarak sunulan balın görsel kültürdeki yansımaları örnek olarak verilmiştir. İlk entomolog olarak kabul gören Aristoteles'in görüşleri ile Yunan mitolojisinde arılarla ilişkili unsurlara yer verilmiştir. Platon'un balmumu tabletleri ile yazboz tahtaları bellek kavramı üzerinden incelenmiş ve bir hafıza kaydı aracı olarak balmumunun özelliklerine değinilmiştir. Hristiyanlıkta arı, kraliçe arı, kovan ve balmumunun temsil ettiği değer ve kimlikler anlatılmıştır. Arı toplumunun sanatta temsili Rönesans resimlerinden itibaren ele alınırken, farklı disiplinlerde, arı formunun yanında arılarla işbirliği ile üreten sanatçılar; Joseph Beuys, Aganetha Dyck, Mark Thompson, Kalliopi Lemos ve Meriç Algül Ringborg'un çalışmaları incelenmiştir. Arı toplumunun davranışsal etkilerinin sanatçıların eser üretimiyle birlikte ele alındığı bölümde, öncelikli olarak arıların uçarak polen ve nektar biriktirmesi ile sanatçıların atık ve doğal nesneleri yürüyerek biriktirmesi arasında bir benzerlik kurulmuştur. Tüketimin biriktirme alışkanlıkları üzerindeki etkileri ve bu davranışın nadire kabineleri ile harikalar odalarındaki etkilerinden bahsedilmiştir. Bal arılarının uçarak polen ve nektar toplaması incelenmiş ve genel tanımlar verilmiştir. Fiziksel ve zihinsel bir üretim yöntemi olarak yürümenin önemi, yürüyen düşünür ve yazarlar üzerinden anlatılırken, sanatta biriktirerek üretmede yürümenin önemi Yuji Agematsu, Wolfgang Laib gibi sanatçılar üzerinden örneklendirilmiş, yürümenin sanatsal bir edim olarak kabul gördüğü vurgulanmıştır. Son bölüm yani eser metninde ise; arıların üretim yöntemleri, incelenen sanatçılarla olan yakınlıklar ve kendi üretim pratiğim arasındaki benzerlikten yola çıkarak oluşturduğum işler anlatılmaktadır

    918

    full texts

    9,810

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Mimar Sinan Fine Arts University Institutional Repository
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇