Mimar Sinan Fine Arts University Institutional Repository
Not a member yet
9810 research outputs found
Sort by
Anadolu'da gök kutsallığı ve sanatsal uygulamalara yansıması
İnsanoğlunun "var olmak" ile başlayan yaşamsal ve evrimsel sürecinde arayışlara girmiş, "kutsallık" ve "inanç" kavramıyla tanışmıştır. İlk zamanlarda avladığı hayvanları, mağara duvarına resim yapmaya başvurarak "ritüel" kavramını keşfetmiştir. Zamanla oluşturulan motif ve semboller, halı, kilim, keçe gibi çeşitli dokusal yüzeyler üzerinde de kullanılmıştır. Ayrıca gök cisimlerini izleyerek onları açıklamaya ve anlamlandırmaya çalışan insanlar, yaşamlarını onlara göre şekillendirmişlerdir. Yerleşik düzene geçen uygarlıklar, yerleşik yaşamın gerektirdiği beslenme, ekonomi ve siyasi konularda yol göstermesi açısından gök cisimlerinden yararlanmışlardır. Hatta zamanı ölçmek, günü ve yılı daha verimli kullanmak için güneş saati, saatler ve gök odaklı takvimler tasarlanmıştır. Anadolu Selçukluları Dönemi'ndeki medreseler ve rasathanelerde astronomik ve astrolojik incelemelerde elde edilen verilerle takvimler hazırlanmıştır. Her ayın bir hayvan tarafından sembolize edildiği 12 hayvanlı takvim kullanılmıştır. Geçişi yeri olan Anadolu'nun kültürel tarihi incelendiğinde Anadolu, çok sayıda uygarlık ve bilim insanı için ev sahipliği yapmış, günümüz astroloji ve astronomi bilimine kaynak oluşturmuştur. Astronomi, Antikçağ'da gök cisimlerinin kökeni, evrimi, fiziksel ve kimyasal özelliklerini gözlemleyen bilim dalıdır. Güneş, ay, yıldızlar, gezegenler, galaksiler, göktaşları, nebulalar, karadelik ve kuyruklu yıldızlar, evren /kozmos gibi dünya dışı cisim ve olaylarını incelemeye ve açıklamaya çalışmaktadır. "Gök" kavramının Anadolu insanı için önemi ve inançla bağlantısı incelenerek sanatsal yansımaları araştırılarak geçmiş ve gelecek arasında hem geçmişin kültürel ve sanatsal değerlerini içeren hem de inanç sistemleri ile astrolojinin günümüzdeki kullanımı bağlamında geleceğe ışık tutan özgün sanatsal çalışmalar üretilmiştir. Bu anlamda Anadolu'daki örneklerin literatüre kazandırılması için gök ile bağlantılı eserlerin motif, desen, kompozisyon, renk gibi çeşitli tasarım yönleri incelenmiştir
Mimarbaşı Kasım Ağa ve Vakfı Üzerine
In the architectural environment of the 17th century, where the relations between art and politics were intertwined, one of the most striking people was Architect Kasim Agha. Kasim Agha, who participated in palace intrigues rather than architecture and established relations with political figures such as the queen mother, grand vizier, and sultan's hodja, played a role in 17th-century Ottoman political life with his efforts to bring Koprulu Mehmed Pasha to the grand vizierate. Kasim Agha, who left the chief architect in 1651 and became the kethuda (chamberlain) of Turhan Sultan, found a place in the Ottoman chronicles due to her political relations. However, he is among the important architectbuilders of the century, within the framework of the financial power he acquired, as he built a darulhadis in Istanbul and built complexes, fountains, inns, bridges, and waterways in the Balkans. The study focuses mainly on his waqf dated 1641, and in addition to the structures he built, the architect's origin, his mansion, his family members, his architecture, and his political struggles are examined. In the study, which is based on Kasim Agha's waqf, Ottoman archive documents, Ottoman chronicles, and kadi registers, Kasim Agha's life was tried to be illuminated in various aspects
The semiotic analysis of humor in music
Bu çalışmada kimi yapıtın mizahi içerikli, kimisinin de mizahi içerik barındırmadığı ön kabulüyle müzikte mizahın nasıl şekillendiği ve yapısal özelliklerinin neler olduğunu araştırmak amaçlanmıştır. İlk olarak müzikte anlam konusuna değinilmiş ardından müziksel göstergebilim hakkında bilgiler verilmiştir. Müzikte beklenti ve sürpriz olguları açıklanmıştır. Müzikte mizah nasıl oluşturulur sorusundan yola çıkılarak müziksel mizaha göstergebilimsel bir yaklaşım önerilmiştir. Bu yaklaşım mizah ve göstergebilim teorileriyle desteklemiştir. Müziksel mizaha göstergebilimsel yaklaşım, Kofi Agawu'nun "içe referanslı" ve "dışa referanslı" kavramları göz önünde bulundurularak iki ana kategoriye ayrılmıştır. İçe referanslı müziksel mizah ile kastedilen salt müziksel, ses, ritim ve formel öğelerle şekillenen süreçlerdir. Dışa referanslı müziksel mizah dış dünyaya yapılan referanslarını içerir. Tezde incelenmek üzere seçilen yapıtlar çalgısal müziklerle sınırlandırılmış, vokal/söz unsuru olmadan mizahın nasıl şekillerde oluşturulduğunu incelemek hedeflenmiştir. Belli başlı müziksel mizah kavramlarının (müziksel şaka, müziksel ironi, müziksel parodi, müziksel espri) tanımlamaları yapılmıştır. Müziksel mizah üzerine yaklaşımı sunarken Uyuşmazlık Teorisi, Herbert Paul Grice'in İşbirliği İlkeleri, Eero Tarasti'nin Algirdas Julien Greimas'tan etkilenerek müziksel göstergebilime kazandırdığı izotop terimi, David Huron'ın sürpriz kavramı, metinlerarasılık ve Jean Jacques Nattiez'nin poietik-estezik düzey analizlerinden faydalanılmıştır. Sonuç olarak sesli mizahın sözel, görsel ve fiziksel mizah türlerinde de görüldüğü üzere uyuşmazlık, aykırılık, sürpriz gibi kavramlarla ilişkili olabileceği saptanmıştır. Müzikte mizahi anlatım tarzının bestecilerin kullanımlarıyla konvansiyonelleştiği ve birtakım ortak uygulamaların oluştuğu tespit edilmiştir. Kuralların ihlali, beklentileri bozma ve şaşırtma, dışsal referanslar ya da düşünsel arka plan eklenmesi vs. başlıca mizahi ifade yollarıdır
An Examination of tuning and temperament systems in historical context
Akort ve tamperaman kavramlarının, müziğin varoluşundaki en temel unsurlar
arasında yer aldığını düşünmek mümkündür. Gürültüden müziğe uzanan geniş
yelpazede, istenen sesleri üretme çabasının, akort ve tamperaman sistemlerinin
gelişiminin başlangıç noktası olduğu düşünülürse, bu kavramların müziğin yaratıcıları
olup olamayacağının dahi sorgulanabilmesi mümkün olur. Bu sebeple, akort ve
tamperaman kavramlarının tarihsel süreçteki gelişimi incelenirken, M.Ö. 60.000
yıllarına kadar inen bir araştırma yapılmıştır. Bu kadar eski tarihlere inilmesinin temel
nedenlerinden biri, ilk müzik aleti olduğu ileri sürülen arkeolojik kalıntıların bu
döneme dayanmasıdır. Ayrıca, bu ilk müzik aletlerinde bir akort ve tamperaman
sisteminin kullanıldığına dair iddialar dahi bulunduğunu görmek mümkündür.
Çalışmada, akort ve tamperaman sistemlerinin incelenmesine kavramsal bir irdeleme
süreciyle başlanmıştır. Bilimsel çalışmalar, teorik analizler, teorik ve deneysel
yaklaşımlar ve bu unsurların pratik anlamda tutarlılıklarının tecrübe edilmesi,
çalışmanın farklı eksenlerine ışık tutmuştur. Çalışma boyunca ele alınan tarihsel
unsurlar, ihtiyaç duyuldukça teorik ve kavramsal açıklamalarla desteklenmeye devam
edilmiştir. Tarihsel bağlamda ele alınan unsurlar akort ve tamperaman sistemlerinin
gelişiminde önemli olduğu, gelişimine katkıda bulunduğu düşünülebilecek veya
gelişim evresinin doğrudan kendisi olarak değerlendirilebilecek unsurlardır. Tüm
dünya coğrafyalarında ve kültürlerinde sayısız akort ve tamperaman sistemi
bulunabileceği ve bu alanda tarih boyunca sayısız gelişme yaşandığı düşünülebilir.
Paleolitik dönemden başlayan bu çalışma, günümüzdeki yaygın akort ve tamperaman
sistemlerine kadar uzanan bir bağlam içerisinde yürütülmüştür.
Tarih boyunca akort ve tamperaman sistemlerindeki gelişmelerin müzikteki gelişmeler
ile içiçe bir etkileşim sürecinde olduğu görülebilir. Bu süreçte, zaman zaman akort ve
tamperaman sistemlerindeki arayışlar müziğin gelişimine yön vermiş, zaman zaman
da müzikteki yenilikler bu sistemlerin gelişimine katkıda bulunmuştur. Bu karşılıklı
etkileşimin, müziğinin günümüzde sahip olduğu zenginliğine ulaşmasını sağladığı
düşünülebilir.
Bu çalışmada, sadece akademik bağlamda literatürdeki boşlukların doldurulmasına
yoğunlaşılmamıştır. Aynı zamanda çalışmanın müziğin zenginleşmesine yönelik
yenilikçi yaklaşımlara ilham kaynağı olmasına da çalışılmıştır. Tüm bunların yanında,
aynı zamanda bağlamsal bütünlüğün bozulmaması için de özen gösterilmiştir. Bu
sayede, akort ve tamperaman gelişim/değişim sürecinin derinlemesine ve çok boyutlu
bir şekilde irdelenmesi, teorik bir zemin üzerinde müzik dillerine katkılar sağlayacak
bir itki yaratması amacı güdülmüştü
Genç Osmanlı Erkeğinin Duygusal Eğitimi: Âşıkane
Mehmet Rauf’s 1909 work Âşıkane is a gateway to the sentimental education of that period’s young, educated Ottoman man. It comprises three stories: “A Dance Competition at Summer Palas” (Summer Palas’ta Bir Müsamere-i Raksiye), “Serap” (Mirage), and “Youth Love” (Garam-ı Şebab). Similar to Mehmet Rauf’s previous works, these stories revolve around love and passion. By giving the title Âşıkane, Mehmet Rauf has invented the Ottoman equivalent of the concept of sentimental education. The three stories of Âşıkane present the position of men in relation to women and the ways in which their position transforms them into “lovers.” They are not just in love but are bodies embodying emotions that speak, think, dream, and write about love. These lovers use a language that prioritizes their actions to describe passion and desire. This language exists through desire and is expressed through an implied relationship between desire and youth. Consequently, these lovers demonstrate the relation of sentimental education to that which is spiritual/poetic and bodily while conveying the ways for the youth’s sentimental education
Structure of the nearly-degenerate manifold of lattice quasiholes on a torus (vol 445, 128259, 2022)
We study the nearly-degenerate quasihole manifold of the bosonic Hofstadter-Hubbard model on a torus, known to host the lattice analog of the Laughlin state at filling fraction ν = 1/2. Away from ν = 1/2 and in the presence of both localized and delocalized quasiholes, the ratio between the numerically calculated many-body Chern number for certain groups of states and the number of states in the relevant group turns out to be constant for this manifold, which is also manifested in the density profile as the depleted charge of localized quasiholes. Inspired by a zero-mode counting formula derivable from ageneralized Pauli principle, we employ a combinatorial scheme to account for the splittings in the manifold, allowing us to interpret some groups of states as the quasihole excitations corresponding to f illing fractions lower than ν = 1/2. In this scheme, the many-body Chern number of subgroups appears as a simple combinatorial factor
Mekânsal değişim izinde kentsel morfoloji incelemesi: Ortaköy ve Kuzguncuk
İstanbul Boğazı'nın iki önemli yerleşim bölgesi olan Ortaköy ve Kuzguncuk'un mekânsal değişim süreçleri incelenmiştir. Bu iki bölgenin kentsel morfolojik yapısı analiz edilerek, zaman içerisindeki evrimlerini açığa çıkarmak hedeflenmektedir. Ortaköy ve Kuzguncuk, İstanbul'un zengin tarihi ve kültürel dokusunu yansıtan, farklı etnik ve dini toplulukların bir arada yaşadığı yerleşim alanıdır. Bu çalışmanın temel amacı, Ortaköy ve Kuzguncuk'un tarihsel gelişim sürecini kentsel morfoloji perspektifinden inceleyerek, Ortaköy ve Kuzguncuk özelinde mekânsal değişimlerini belirlemektir. Bu doğrultuda, tarihi haritalar ve güncel uydu görüntüleri kullanılarak detaylı mekânsal analizler yapılmıştır. Araştırma, 1920'li yıllarda hazırlanan J. Pervitich sigorta haritalarından başlayarak, günümüze kadar uzanan farklı dönemlere ait harita ve görüntüleri kapsamaktadır. Bu sayede, iki bölgenin tarihsel süreç içerisindeki mekânsal değişimleri karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir. Kentsel morfoloji kuramları ve bu kuramların kent tarihi araştırmalarındaki rolü ele alınmıştır. İngiliz, İtalyan ve Fransız ekollerinin kentsel morfoloji yaklaşımları incelenmiş ve özellikle M.R.G. Conzen'in çalışmaları üzerinde inceleme yapılmıştır. Conzen'in kent formu, yapı adaları, parseller ve sokaklar arasındaki ilişkileri inceleyen yöntemleri, bu çalışmanın teorik temelini oluşturmaktadır. Ayrıca, kentsel morfolojinin tarihsel süreçteki değişimlerin anlaşılmasındaki önemi vurgulanmıştır. Ortaköy ve Kuzguncuk'un tarihsel gelişim süreçleri ayrıntılı bir şekilde ele alınmış ve bu süreçlerin kentsel dokular üzerindeki etkileri incelenmiştir. Ortaköy, antik çağlarda Arkheion adıyla bilinmekte olup, Bizans ve Osmanlı dönemlerinde önemli bir yerleşim alanı olmuştur. Kuzguncuk ise, Osmanlı döneminde Yahudi, Ermeni, Rum ve Türk topluluklarının bir arada yaşadığı bir bölge olarak öne çıkmaktadır. Her iki bölgenin tarihsel haritaları ve fotoğrafları kullanılarak mekânsal analizler gerçekleştirilmiş, bu bölgelerdeki değişimlerin sosyo-ekonomik ve politik koşullardan nasıl etkilendiği ortaya konulmuştur. Ortaköy ve Kuzguncuk'un kentsel yapıları, sokak ağları, yapı adaları ve parselleri detaylı bir şekilde incelenmiştir. Bu analizler sonucu her iki bölgedeki mekânsal değişimin tespit sokak dokularının değişimi ve parsel kullanımlarındaki dönüşümler, dönemsel karşılaştırmalar yapılarak analiz edilmiştir. Özellikle, 1920'li yıllarda her iki bölge içinde hazırlanan J. Pervitich sigorta haritaları ve 2020 yılına ait halihazır haritalar arasındaki farklılıklar detaylı olarak incelenmiştir. Çalışmada, Ortaköy ve Kuzguncuk'un kentsel morfolojik yapıları karşılaştırılmış ve mekânsal değişimleri etkileyen faktörler tespit edilmiştir. Kentsel morfolojinin kent tarihi araştırmalarında nasıl etkin bir şekilde kullanılabileceğine dair önemli bulgular sunulmuştur. Ortaköy ve Kuzguncuk'un kentsel dokusundaki süreklilik ve değişimler, bu bölgelerdeki tarihi izlerin günümüz kentsel yapısına nasıl yansıdığını göstermektedir. Sonuç olarak, bu çalışma, İstanbul'un kentsel kimliğinin ve değişimlerinin daha iyi anlaşılmasına katkı sağlamaktadır. Ortaköy ve Kuzguncuk örnekleri üzerinden yapılan incelemeler, kentsel morfolojinin kent tarihi araştırmalarında nasıl etkin bir şekilde kullanılabileceğine dair önemli ipuçları sunmaktadır. Bu yaklaşım, kentlerin tarihsel ve kültürel mirasının daha iyi anlaşılmasına katkı sağlayarak, kentsel araştırmalarda daha bütüncül ve kapsamlı yaklaşımların benimsenmesi gerektiğini ortaya koymaktadır
A Movie Oscillating Between Imperialism and Orientalism in Armistice Istanbul: Esrarengiz Şark
1922 yılına girilirken Osmanlı Devleti’nin başkenti İstanbul üç yılı aşkın bir süredir işgal altındadır. Mağlup çıkılan Dünya Savaşı’nın ve beraberinde getirdiği işgallerin yarattığı bütün olumsuzluklara rağmen İstanbul’un sinema hayatı gayet canlıdır. Mütareke sinemalarının geniş bir müdavim kitlesi mevcuttur. Yapımı Mütareke İstanbulu’nda gerçekleştirilen filmlerden biri Esrarengiz Şark’tır. Filmin yapımcı yönetmeni ve senaristi Fransız mühendis Mösyö Andrès’dir. Mösyö Andrès İstanbul’da Azya Film isimli bir film şirketi ve stüdyosu kurmuştur. Türk ve Beyaz Rus oyuncuların rol aldıkları ilk filmi Esrarengiz Şark Mayıs 1922’de vizyona girdiğinde gerek seyirciler gerekse eleştirmenler tarafından ilgiyle karşılanır. Okumakta olduğunuz makalede bir yandan sinema tarihi literatürümüzde hakkında çok sınırlı bilgi bulunabilen Esrarengiz Şark’a dair tarihsel olgular gün ışığına çıkarılmaya çalışıldı. Diğer yandan filmin tarihsel/toplumsal bağlamı içerisindeki siyasî, ideolojik ve kültürel boyutları irdelendi. İşgal altındaki İstanbul’da vücut bulan filmi anlamak ve açıklamakta emperyalizm ve oryantalizm öne çıkan kavramlardır. Esrarengiz Şark ayrıca sinema tarihinde Müslüman/Türk kadınının beyazperdeye oyuncu olarak çıkışı bakımından da özel bir yere sahiptir. Dolayısıyla makalenin gündemine filmin bu yönü da dâhildir. Türk sinema tarihinde yaygın görüş, Müslüman/Türk kadın oyuncuların ilk kez Ateşten Gömlek (1923, Ertuğrul Muhsin) filminde yer aldıklarıdır. Aynı çağa ait bu iki filmin kendi tarihsel bağlamlarında karşılaştırılmaları, tarihin nasıl bu şekilde yazıldığını anlamamıza yardımcı olabilir.At the beginning of 1922, Istanbul, the capital of the Ottoman Empire, had been under occupation for more than three years. However, despite all the negative aspects caused by the defeated World War I and the occupations it brought, cinema life in Istanbul was very lively. Movie theaters largely attracted customers. One of the films that was produced in Istanbul during the Armistice era was Esrarengiy & Scedil;ark ( Mysterious Orient). The producer, director and screenwriter of the film was French engineer Monsieur Andr & egrave;s. He founded a film company and studio called Azya Film in Istanbul. When his first film, starring Turkish and Belarussian actors and actresses, was released in May 1922, it drew attention by both audiences and critics. This article, on one hand, aims to shed light to the historical facts beneath the movie Mysterious Orient. On the other hand, the political, ideological and cultural dimensions of the film within its historical-social context are examined. Imperialism and orientalism are prominent concepts in understanding and explaining the film produced in Istanbul under occupation. The Mysterious Orient also has a special place in the history of cinema in terms of the emergence of Muslim/Turkish women on the screen as actresses, which this article also aims to introduce. It is generally accepted that in the history of Turkish cinema Muslim/Turkish actresses appeared for the first time in Ate & scedil;ten G & ouml;mlek (1923, Ertu & gbreve;rul Muhsin). However, comparing these two films would help us understand the determinants that leads to this common knowledge
Preservation recommendations for the historical rural landscape around the ancient city of Karabük Paphlagonia Hadrianopolis
Günümüzde Karabük'ün Eskipazar ilçesinde bulunan Paphlagonia Hadrianopolis'i, bir merkez bölge ve onun etrafında şekillenen yapıların olduğu yerleşim modeline sahiptir. Antik kentin merkez yerleşim alanı olarak kabul edilen sınırlar içerisinde bugün Budaklar, Büyükyayalar, Beytarla ve Çaylı köyleri bulunmaktadır. Bu köyler, Antik Çağ'dan günümüze farklı kültürleri barındırmış çok katmanlı bir yerleşim bölgesinde konumlanmaktadır. Köylerin bir vadi boyunca uzanan Eskipazar Çayı etrafında şekillenmesi, ormanlık bir alana hakim olması ve iklimsel özellikleri bölgenin günümüze kadar iskan edilmesinde önemli etken olmuştur. Köylerdeki yerleşim alanlarının sahip olduğu doğal, arkeolojik, kırsal ve tarihi değerleri günümüze kadar özgünlüğünü büyük ölçüde korumuştur. Yerleşim alanları gelenek ve göreneklerinin yanı sıra konutlar, camiler, köy odaları, çeşmeler, fırınlar, ahırlar ve samanlıklarıyla bölgenin tarihi kırsal mirası hakkında bilgiler vermektedir. Kırsal miras niteliği taşıyan bu köylerde Paphlagonia Hadrianopolis'inin kültürüne ve mimarisine ait kalıntıların devşirme olarak yoğun biçimde kullanılıyor olması, iki kültür arasında zamanla gelişen birlikteliği ortaya koymaktadır. Aynı bölgede ancak farklı dönemde var olan peyzaj değerleri ortak özellikleriyle karşımıza çıkmaktadır. Kırsal dokunun karakterini oluşturan yollar, yapılarda kullanılan yapım sistemleri ve malzemeler, yerleşim bölgesindeki sivil mimarilerin konumlanış biçimleri kültürel aktarımın ve yaşam faaliyetlerinin sürekliliğinin ortak sonucu olarak günümüze kadar süregelmektedir. Kültürel peyzaj kavramının sunduğu bütüncül yaklaşımla hazırlanan bu tez çalışmasında, geçmişten günümüze gelen bilgi birikimleri bölgenin tarihi kırsal peyzaj dokusunu oluşturmaktadır. Bu bağlamda 'tarihi kırsal peyzaj' kavramının gelişim süreci, değerlendirme ve sınıflandırma ölçütleri aktarılarak, Paphlagonia Hadrianopolis'i tarihsel coğrafyasının tarihi kırsal peyzaj değerlerinin tespiti gerçekleştirilmiştir. 1944 Bolu-Gerede depreminde büyük hasar alan köylerde, bu tarihten sonra yapılaşma süreci hız kazanmış ve başta konutlar olmak üzere birçok yapı türleri de benzer tarihlerde inşa edilmiştir. Depremin ardından başlayan yeniden yapılaşma süreci, yerleşim alanlarının tarihi kırsal doku kimliğini oluşturmuştur. Çalışma kapsamındaki köylerde arkeolojik ve kırsal doku birlikteliğine sahip yerleşim alanları ve özellikleri, geleneksel yapı türleri, yapım sistemleri ve malzeme kullanımları, plan ve cephe kurguları ele alınmıştır. Bunun yanı sıra kırsal yerleşim bölgesinin çevresindeki tarım alanları, hayvancılık faaliyetleri, ormanlık alanlar, meralarla beraber somut ve somut olmayan kültürel değerleri tespit edilmiştir. Sözü edilen çalışmalar için Karabük İl Özel İdaresi, Eskipazar Orman İşletme Müdürlüğü ve Eskipazar Kaymakamlığı'ndan edinilen kadastral paftalar, hava fotoğrafları ve haritalar kullanılmıştır. Bölgede yapılan saha çalışmalarında yerleşim sakinlerinin izin verdiği toplam 23 adet geleneksel konut yapısının plan krokileri hazırlanmış ve bölgenin mimari kimliğinin belgelenmesine yönelik çalışmalar gerçekleştirilmiştir. Çalışmalar doğrultusunda tespit edilen tarihi kırsal peyzaj, bölgedeki toplumsal yaşamların sosyal, ekonomik ve kültürel değerleri hakkında önemli bilgiler sunmaktadır. Günümüzde çeşitli nedenlerle kırsal alanlardaki ekonomik faaliyetlerin azalmasıyla yerel halkın gelir düzeyinin düşmesi, kırsal hayatın kısıtlı yaşam şartlarının getirdiği sorunlar bölgenin insansızlaşmasına yol açmaktadır. Buna ek olarak kırsal alanlarda inşa edilen çağdaş yapılar doku bütünlüğüyle beraber peyzaj değerlerinin yitirilmesine de neden olmaktadır. Bu sorunlara yönelik Paphlagonia Hadrianopolis'i kırsal peyzaj doku bütünlüğünün korunması ve sürdürülebilmesi için uluslararası koruma metinleri dikkate alınarak öneriler ortaya konmuştur. Arkeolojik ve kırsal miras birlikteliğiyle önemli bir kültürel zenginliğe sahip olan Paphlagonia Hadrianopolis'i kırsal peyzajının tanıtımı ve korunmasına yönelik; bölgede halihazırda bulunan kültür ve doğa parkurlarını geliştirmek amaçlı rotalar eklenmiştir. Eklenen rotalar ile bölgenin ekonomik ve sosyal gelişimine olumlu katkı sağlayacağı düşünülen öneriler geliştirilmiştir
Depremlerin Antakya kenti yerleşim tarihine etkileri: 1872 Amik ve 2023 Kahramanmaraş depremleri örneği
Kentlerin yerleşim tarihinde doğal ve beşeri yollarla meydana gelen olaylar önemli bir yer tutar. Doğal afetler, savaşlar, yangınlar, soykırımlar ve zorunlu göçler kentlerin fiziksel ve sosyal gelişiminde değişikliklere neden olmaktadır. 2023 yılının şubat ayında meydana gelen depremler 11 ilde büyük etkilere neden olmuştur. Tarih boyunca depremlerden etkilenen Antakya kenti de bu depremlerden etkilenen kentlerden birisidir. Antakya'nın kültürel mirası, çok katmanlı bir kent oluşu ve kozmopolit yapısının yanı sıra değişmeyen özelliklerinden biri de kentin depremselliğidir. Antakya kentinin depremselliği, tarihsel süreç içerisinde kentin isminde de değişikliklere sebep olmuştur. Kentte 526-528 yıllarında meydana gelen depremler ve bu depremleri takip eden salgınlardan sonra Antakya halkı bu felaketleri Tanrı'nın bir gazabı olarak nitelendirmiş ve bu gazaptan kurtulmak amacıyla kente Theupolis (Tanrı'nın şehri) adı verilmiştir. Antakya'yı etkileyen depremler kentin fiziksel ve sosyal yapısında da etkili olmuştur. 1822 depremi Antakya'da surların yıkılmasına sebep olmuş ve kent surların dışına doğru ilk defa bu deprem sonrasında genişlemiştir. 1872 Amik Depreminden sonra ise kent Asi Nehri'nin batı yakasında ilerlemeye başlamış ve burada "Yeni Antakya" olarak adlandırılan bir bölge oluşmaya başlamıştır. Kentin fiziksel ilerleyişinde depremlerin etkisi önemli yer tutmaktadır. Depremlerin fiziksel etkileri ile birlikte kentteki nüfus ve sosyal yapıya da etkileri bulunmaktadır. Depremlerin yerleşim tarihine etkilerinin yalnızca fiziksel süreçler olarak ele alınması; afetler gibi sosyal olayların sonucunda insan sorumluluğunu göz ardı etmeye sebep olabilmektedir. Bu sebeple, İngiliz Okulu ve Conzen'in morfolojik analiz yöntemlerinden yararlanılan bu çalışmada Lefebvre'in mekânı, "ürün ve üretenin ikili ilişkisi içinde diyalektikleşen bir oluşum" olarak tanımlaması üzerinden bir yöntem kullanılması amaçlanmıştır. Olayların ilişkisellik içinde gözlemlenmesini mekân kavramında yoğunlaştıran Lefebvre'e göre mekân, "toplumun hem ürünüdür hem de onu sürekli dönüştüren bir mekanizmadır." Bu kabulle, araştırma, Antakya kentinin yerleşimine dair depremlerin etkisini yalnızca fiziksel bir analiz olarak içermemekte; tarihsel ve sosyal süreçlerin ürettiği ilişkisel mekânsal üretimi de göz önünde bulundurmaktadır