Mimar Sinan Fine Arts University Institutional Repository
Not a member yet
9810 research outputs found
Sort by
Analyzing autonomous spaces through interior space analysis from the perspective of heteretopia
Bu çalışma otonom topluluk türlerini ve otonom toplulukların çeşitli yöntemlerle yerleştiği ve/veya yerleşmeye mecbur bırakıldığı mekanların oluşumu ve gelişimini araştırmaktadır.Yasalarca mülkiyet hakkına sahip olunmayan mekanların, hak sahipleri haricinde kullanımının bir tür 'işgal' olduğuna dair ortak bir kabul vardır. Otonom bir mekanın oluşum ve gelişim yöntemine karar verilirken söz konusu mekanın mülkiyet hakkının kime ait olduğundan ziyade, mekanı oluşturan, yaşatan ve yaşayan toplumun ekonomik, sosyal, kültürel geçmişini ve 'işgal' nedenlerini incelemek gerekmektedir. Seçilen örnekler yalnızca birinci kullanıcı tarafından oluşturulmuş ve geliştirilmiş mekanları değil, tasarımcı desteğiyle ve tasarımcı-kullanıcı iş birliğiyle oluşturulmuş mekanları da kapsamaktadır. Mülkiyet hakkı farklı rejimlerde farklı şekilde yorumlanabilir ve sınırlandırılabilir. Bu yorumların 'daha iyi ya da daha kötü' olarak sınıflandırılması bilimsel olarak bir anlam ifade etmemektedir. Konu farklı değerlere ve değişkenlere sahip olup olmamakla ilgilidir. Otonom mekanların sınırlarında yer aldığı hükümetlerde nasıl karşılandığı, nasıl ve ne şekilde müdahale edildiği rejimlerin hukuk sistemlerinin mülkiyet hakkına getirdikleri yorumlara dair gerçek verileri sağlayabilir.Mülkiyet, insanların bir arazi veya mülk üzerinde sahip oldukları hakları ifade eden hukuki bir kavramdır. Mülkiyet ve mimarlık, birbirleriyle sıkı bir etkileşim içindedir.Mülkiyet aidiyeti biçimsel olarak kanıtlanabilir niteliktedir fakat mimarlığın mülkiyetle ilişkisi salt biçimle ifade edilemez. Her mimarlık ürününün aynı zamanda kültürel bir ürün olduğu ön kabulüyle 'anlamı' mimarlığın ne sadece içinde (biçim), ne de sadece dışında (kültürel,politik,bağlam...) aramalıyız. Mimarlığın politik okumasını maddeselliği üzerinden yapmalıyız. Tarih-mekan politikalarına alanlar yığını olarak değil, geçmişten gelip bugünü de içine alan bütünlüklü bir akış olarak bakılması gerekmektedir. Tasarım ve kuramı birbirinden uzaklaştıran hiyerarşi, tasarımın sorgulama, anlama, teyit etme gayesi içeren belirsiz narinliğine karşın tasarımın uygulanmış, tecrübe edilmiş bilgi ve pratikler bütünü olmasında ısrarcıdır fakat bir mekanın sağladığı olanaklar hiçbir zaman herkes tarafından eşit algılanamaz ve asla eşit olarak elde edilemez. Mekanın daha algılanabilir, daha ulaşılabilir veya her ikisi de olabilmesi için mekana dair karar alma mekanizmalarının şeffaflaştırılması ve katılımcı bir tasarım anlayışıyla yönetilmesi gerekmektedir. Tasarımın marjinalleşmiş topluluklar tarafından nasıl yönetilebileceğine, yapısal eşitsizliği ortadan kaldırabileceğine, kolektif özgürlüğü ve ekolojik hayatta kalmayı nasıl ilerletebileceğine dair bir keşif olarak otonom mekanlar incelenecektir
2024 Yılı Yalova/Altınova Çobankale Kazı Çalışmaları
Yalova Çobankale Arkeolojik Kazısı 2017 Yılında Bursa Müzesi başkanlığında temizlik çalışması olarak başlamış, 2021 yılında da Prof. Dr. Selçuk Seçkin’in Cumhurbaşkanı Kararnamesi ile kazı başkanı olarak atanmasıyla bu dönemden beri devam etmektedir. Kazı çalışmasında öncelikle surlar ortaya çıkartılmış ve sur içinde belirlenen alanlardaki yapılarda kazı çalışması yürütülerek ortaya çıkan mimari buluntular proje işlemi sonrasında konserve edilmiştir. 2024 Yılında iç kalede belirlenen alanlarda kazı çalışmasına devam edilmiş, kazıevinde temizlik, tasnif ve konservasyon uygulamaları yapılmış ve analiz için laboratuvarlara etütlük eserler teslim edilmiştir
The "Abstract illusionism" movement and its effects on visual arts from 1970 to the present
Yanılsama, basit olarak algılanan bir yüzey, biçim ve şekil üzerindeki doğa dışı bir hareket görüntüsü oluşturulduğunda ortaya çıkabilir. İnandırıcılığını kabul ettiğimiz yeni bir gerçeklikle hayatımızda yer alır. Plastik Sanatlar alanında yanılsamacı teknikle üretilen çalışmaların mekân, ışık, boyut gibi etkenleri ile sunulmasında izleyiciye yaşattığı şok durumuyla birlikte estetik beklentilerin karşılanması hedeflenir. Bu tez çalışmasında belirtilen dönem olan 1970'ler öncesi ve bağlantı kurulması amacıyla sonrasındaki dönemlerde akımın aktif olarak bilinmesine ilişkin çalışmaların, kapsamlı sergilerin, tartışmaların, eleştiri yazılarının bir araya gelerek sanat tarihinde önemli bir geçiş dönemine etki etmesindeki bağlantılar ele alındı. Akıma dahil olduğu düşünülen sanatçıların yeni metotlarla, tasarım ihtiyacı gereği teknolojik imkânları yaratıcı yollarla en iyi şekilde değerlendirmeleri büyük başarı olarak kabul edilmektedir. Klasik realist resimlerde Trompe-l'œil gerçekçi bir biçimde sabit ışık yönü ve doğru yere uygulanan gölge işlemiyle kompozisyon hikayesi içinde anlam ile birlikte verilir. Soyut Yanılsamacılıkta ise anlamın yerini form alır. Trompe-l'œil uygulaması, minimal düzeye indirilmiş soyut biçimde sunulur. Esas parça kompozisyonun hem kendisi hem detayıdır. İzleyici illüzyonu hissetmek ve anlamak için çalışmayla doğrudan temas halinde kalır. Soyut Yanılsamada izleyiciye araması gereken başka bir ayrıntı verilmez. Optik sanattaki yoğunluk ve dinamizm etkisi Soyut Yanılsamacı üslupta görülmez
TSMK'de bulunan 325 YY envanter numaralı Hasan Rıza Efendi mushafının tezyini yönden incelenmesi
Hasan Rıza Efendi, Şeyh Hamdullah döneminde hat sanatı tarihine damgasını vuran Osmanlı hat ekollerinden biridir. 19. yüzyılda ortaya çıkan Kazasker Mustafa İzzet Efendi ekolünün başlıca savunucularından ve geç Osmanlı İmparatorluğu'nda hat sanatının hatırlanan ilk isimlerinden biridir. Bu çalışmada Hasan Rıza Efendi'nin hayatı ve eserleri hat sanatı bağlamında ele alınmış, hat sanatındaki yeri ve önemi değerlendirilmeye çalışılmıştır. Hasan Rıza Efendi'nin günümüze yakın bir asırda yaşamış olması tespit edilen eser sayısını elbette desteklemektedir. Rıza Efendi A. Kültür ve medeniyet bekçisi Süheyl Ünver gibi şahsiyetlerin yakın akrabasıydı ve bıraktığı notlar onun hakkında başka hiçbir hattatın sahip olamayacağı kadar detaylı bilgilere ulaşmak mümkün olmuştur
Mesken tutma kavramının İstanbul'da modernleşme sürecindeki değişimine A.H. Tanpınar'ın ve S.H. Eldem'in düşünce dünyasının izlerinden bakmak
Bu çalışma, modernleşme sürecini anlamlandırmakta 'mesken tutma' kavramının önemli bir konumu olabileceği öngörüsüyle başlamıştır. Modernleşmenin temel ve köktenci haliyle yaşandığı Geç Osmanlı-Erken Cumhuriyet zaman aralığında, değişimin güzergahlarının Batı'ya bakıyor olması, dönemde bir varoluşsal sorgu alanı yaratmıştır. Dönem aydını insanın kendini nasıl inşa edeceğini, özellikle de bütün bu süreci başından itibaren yaşayan İstanbul'da, çokça mekanlar üzerinden tartışmıştır. Mesken tutma kavramı ise, ontolojik doğası gereği, insan ve inşa arası ilişkinin dolayımsız ifadesi olmak bakımından, modernleşme tartışmalarının zemini gibi görünmektedir. Bu bağlamda bu çalışmanın amacı, doğu-batı, geleneksel-modern, eski-yeni gerilimlerindeki insanı ve inşasını, dönem aydınının perspektifinden anlamaya çalışarak, İstanbul'da mesken tutma anlayışını derinlemesine inceleme ve anlamlandırmaya odaklı bir okuma yapmaktır. Bu doğrultuda çalışmanın odağına bazı sorular yerleşir: Dönemin modernleşme eleştirilerinde mesken tutma kavramı üzerinde durduğu ortak yaklaşımlar var mıdır? Bu yaklaşımlar, mesken tutma kavramının modernleşme bağlamında nasıl anlamlandırılabileceği üzerine belli temel kavramlar sunmakta mıdır? Bu çalışmada, mesken tutma kavramına ilişkin ontoloji temelli bir okuma yöntemi belirlenmiştir. Bu okuma yöntemi, mesken tutma kavramının insana içkinliğini, zaman-insan-mekân üzerinden inşa fikrini ön plana koyar. Bu nedenle 'zamanı' ve 'mekânı' tecrübe eden insan olarak 'dönem aydını'nın ortaya koyduğu 'inşa' fikrine ilişkin söylem analizinin yapılması ikinci bir yöntem olarak belirmiştir. Ontolojik yaklaşım-söylem analiz arakesitinde, insan-inşa ilişkisi üzerine üretilen söylemlerin sürekliliğinin takibi için bir literatür incelemesi yapılmıştır. Ahmet Hamdi Tanpınar ve Sedad Hakkı Eldem dönemin düşünce dünyasında etkin, insan-inşa ilişkilerine ilişkin çokça fikir üreten iki aydın olarak bu çalışmada ön plana çıkmışlardır. Dolayısıyla bu çalışma temel okumasını Tanpınar ve Eldem düşünce dünyası üzerine kurmuştur. Geç Osmanlı-Erken Cumhuriyet Dönemleri'nde yeni insanın değişen iç yaşam kültürüyle, evinin görünümüyle, evinin yeriyle beraber ele alındığı; insanın içine düştüğü geleneksel -modern gerilimlerinin konak-apartman, tarihi İstanbul-karşı yakası, geleneksel mimari-modern mimari, geleneksel mesken dokusu-yeni şehircilik anlayışı gibi birçok ikilemi peşinde getirdiğine ilişkin yoğun bir 'eleştirel yaklaşım' alanı olduğu saptanmıştır. Ne var ki, yüzyıl dönümünden sonra, eskinin gittikçe yok olmaya başlamasına da bağlı olarak, eleştirel yaklaşımlar paralelinde gelişmeye başlayan mesken tutma kavramına ilişkin 'yeniden anlamlandırma' tavrı, bir kırılma noktası olarak belirmiştir. 1930'lara doğru, eski mesken tutma biçimlerini yazmak, çizmek, belgelemek üzere yaklaşımlar gelişmiş, hatta eskinin bir kaynak olarak kullanılma imkanlarını modern zamana sunma fikirleri ortaya konulmuştur. Buna ilişkin Celal Esad Arseven, Ernest Egli, Bruno Taut gibi isimler başta olmak üzere, bir söylem ve yazın alanı oluşturulmaya başlanmıştır. Diğer bir değişle, dönemde ortaya çıkan toplumun varoluşsal sorgu alanı, mesken tutma biçimi üzerinden yeniden tanımlanmaya çalışılmıştır. Ahmet Hamdi Tanpınar ve Sedad Hakkı Eldem de yüzyıl dönümünden sonraki bu 'eleştirel yaklaşım-yeniden anlamlandırma' sürecine eklemlenmişlerdir. 1930'larda yazın alanında görünür olmaya başlayan Tanpınar ve Eldem, mesken tutma kavramı üzerine tarihsel altyapıya dayalı, tutarlı ve ısrarlı tartışmalarıyla, dönem aydınlarından farklılaşmışlardır. Tanpınar ve Eldem düşünce dünyasında, mesken tutma anlayışı, birbirine oldukça paralel olarak belirmiştir. Onlara göre, mesken tutma, yerleşme, bir kültür formu oluşturma insan-mekan arası süregelen etkileşimden ayrı düşünülebilecek bir durum değildir. Her ikisi de zamanı bir sürekliliğe; insanı cemiye ve milliyete, yani topluma; mekanı bütün tabii ve yapılı değerleriyle yere bağlamış, inşa fikrini bu üçünün bütünlüğü üzerine kurmuşlardır. İnsan-inşa ilişkisinin yapıcı/ yaratıcı gücünü, 'süreklilik ve bütünlük' kavrayışı içerisinde izah etmişlerdir. Modernleşmeden sonra da İstanbul'da zaman-insan-mekan bütünlüğünü kuracak olan 'öz'ü, özgün bir mesken tutma anlayışı yaratılmış geleneksel İstanbul'un zaman katmanlarının arasında ve esasen ontolojik kökeninde aramışlardır. Bu bağlamda Tanpınar'ın ve Eldem'in modernleşme sürecine dair ortaya koydukları eleştiriler, dönem atmosferinden beslenen yaklaşımlar gibi görünse de 'mesken tutma' kavramı bağlamından ele alındığında, onların tartışmalarının dönemin düşünsel çerçevesini aştığı, özünde mesken tutma kavramını anlamlandırmaya ilişkin temel bir içerik ortaya koydukları anlaşılmaktadır. Modernleşmenin ilerleyen süreçlerinde, mesken tutma kavramına ilişkin ortaya çıkan söylemler de Tanpınar'ın ve Eldem'in mesken tutma kavramına ilişkin yaklaşımlarının temel kavramlar ortaya koyduğunu kanıtlar gibidir. Bu kavramlar Kemal Ahmet Aru, Doğan Kuban, Turgut Cansever, Cengiz Bektaş başta olmak üzere farklı mimar kimliklerin söylemlerinde gelişerek, zenginleşerek devam etmiştir. Dolayısıyla, Tanpınar'ın ve Eldem'in temel ve köktenci modernleşme zaman aralığında ortaya koydukları zaman-insan-mekan ve inşa yaklaşımlarının, mesken tutma kavramını anlamlandırmakta temel bir yeri olduğu; uygulama alanındaki yaygınlığından bahsedilemeyecek olsa dahi mesken tutma anlayışının düşünsel olarak geliştirilmesinde önemli tartışma imkânları yarattığı düşünülebilir
W.A. Mozart'ın Cosi Fan Tutte operasındaki Fiordiligi rolünün karakter özelliklerinin müzik ve şan üzerindeki etkileri
Bu çalışma, W.A. Mozart'ın "Così fan tutte" eserinin çeşitli yönleriyle bir analiz sunarak, Mozart ve librettisti Lorenzo Da Ponte arasındaki işbirliği dinamiklerine odaklanmaktadır. Tez, Mozart'ın yaşamına ve Klasik döneme katkılarına kapsamlı bir giriş ile başlar, aynı zamanda Da Ponte'nin inişli çıkışlı yaşam öyküsünü ele alır. "Così fan tutte"nin anlatım ve müzikal katmanlarını inceleyerek, operanın konu içeriğini, ilk sahnelenişini ve her iki perdenin inceliklerini analiz eder. Opera Buffa bağlamında, tez, tarihsel arka plan, müzikal analiz ve dönemin başka eserleri ile karşılaştırılır. "Così fan tutte" içindeki ana rollerin detaylı bir karakter çalışması yapılırken, özellikle Fiordiligi üzerinde durulur. Karakter özellikleri, müzikal özellikleri ve bunların vokal performans üzerindeki etkileri açısından analiz edilir. Tez, aynı zamanda terimler sözlüğü ve kapsamlı bir kaynakça içerir, bu da Mozart'ın "Cosi fan tutte" operası üzerine daha fazla araştırma için akademik bir kaynak olarak hizmet eder
İklim değişikliği ve kıyı kentlerinin Hamburg'un sele karşı dirençliliği açısından irdelenmesi
Dünya nüfusunun yaklaşık olarak %10'u alçak rakımlı kıyı bölgelerinde ikamet etmektedir. Özellikle deniz seviyesi artışı, fırtına dalgalanmaları, kıyı erozyonu, siklonlar ve sellerden etkilenen kıyı toplulukları, iklim değişikliğine karşı savunmasız haldedir. Aynı zamanda bu bölgeler, ticaret, balıkçılık ve turizm gibi faaliyetler ile yerel ekonomiler için hayati önem taşır. Bu toplulukların ve kentlerin korunabilmesi, ancak iklim değişikliğinin etkilerinin doğru anlaşılması ve gerekli adaptasyon stratejilerinin uygulanması ile mümkündür. Deniz seviyesindeki yükselme, artan atmosfer ve okyanus sıcaklıkları, değişen yağış rejimleri ve sıklaşan aşırı hava olayları, iklim değişikliğinin kıyılarda yarattığı risklerin kanıtlarıdır. Okyanuslarda oluşan termal genleşme ve buzulların erimesi deniz seviyesi artışının ana sebepleridir. 21. yüzyıl boyunca dünya genelinde kıyıların %95'i deniz seviyesi artışı tehdidi ile yüzleşecek ve beraberinde ortaya çıkan seller, artan tuzluluk oranları, kıyı şeridinin değişmesi, yeraltı sularının tükenmesi gibi bir dizi probleme çözüm bulmak durumunda kalacaktır. 2004 yılından beri her yıl, dünya üzerinde bir bölgede en az bir kez katastrofik seller yaşanmış ve bu durum selleri küresel ısınmadan en belirgin etkisi haline getirmiştir. 2010 yılında Pakistan'da yaşanan sel felaketi 10 milyon kişiyi evsiz bırakmış, 9,7 milyar dolarlık hasara sebep olmuştur. Dünya'nın faklı bölgelerinde pek çok kıyı kenti artan sel tehdidi ile karşı karşıyadır. Bu bağlamda, yapılan çalışmada, risk altındaki bazı kıyı kentleri olarak Amerika kıtasından New York, Kuzey Avrupa'dan Rotterdam, Akdeniz Havzası'ndan Venedik ve Asya kıtasından Singapur'un iklim değişikliğine adaptasyon stratejileri incelenmiştir. İklim kaynaklı doğal afetlerin sıklaşması kentsel dirençlilik kavramının önemini arttırmış, özellikle kıyı kentlerinin dirençli hale getirilmesini çok acil bir sorun olarak gündeme getirmiştir. Tez çalışması kapsamında, tarih boyunca sel tehdidi ile karşı karşıya kalan ve günümüzde su ile birlikte yaşamayı öğrenen bir şehir olarak karşımıza çıkan, Avrupa'nın en önemli liman ve ticaret merkezlerinden olan Hamburg şehri ele alınmıştır. Eski liman bölgesinin dönüştürülmesi ve şehre kazandırılması amacıyla ortaya çıkan Hafencity projesi ve bölgede hayata geçirilen sele karşı dirençlilik stratejileri detaylı bir şekilde incelenmiştir. Sel riskine karşı geleneksel yaklaşımların dışında nasıl önlemler alınabileceği irdelenmiştir
YBM-CBS entegrasyonu ile görülebilirlik analizi
Gayrimenkul değerlemesi çalışmalarında birçok farklı değişken, gayrimenkul değerlemesi için dikkate alınmaktadır. Bu değişkenler arasında "manzara" olarak tanımlanan gayrimenkul değerlendirme değişkeni, yapıların ortak kullanılan alanlarından gözlenebilen açık alan ve görülebilir alanın niteliği doğrultusunda yapı arzını etkilemektedir. Bu nedenle, yapı kullanıcıları ile birlikte birçok farklı sektör ve sektör çalışanları için gayrimenkul değerlendirmesinde yüksek önem arz etmektedir. Manzara nitel ve nicel olarak incelenebilmektedir. Çalışmada yapı sektörü profesyonellerinin manzara değerlendirmesini sağlayabilmeleri ve değerlendirmede görelilikleri azaltmak için manzarayı niceliksel olarak YBM içinde değerlendiren görülebilirlik analizi oluşturulup, görülebilirlik faktörleri hesaplanmıştır. Bu sayede, gayrimenkul değeri tahmini için nicel değerler elde edilmiştir. Çalışmada manzara, YBM yazılımında kent modeli oluşturularak çizilen yapının daireleri için 4 farklı görülebilirlik katsayısı sonuçları hesaplatılarak nicel araştırma ile incelenmektedir. Yapılardaki görsel konfor yapı kullanıcılarının sağlık ve refahını etkilemektedir. Görsel konforun sağlanmasında manzara önemli rol oynamaktadır ve kullanıcıların yapı arzını etkilemektedir. Bu nedenle gayrimenkul değerlemesi çalışmalarında birçok farklı değişken ile birlikte manzara da dikkate alınmaktadır. "Manzara" olarak tanımlanan gayrimenkul değerlendirme değişkeni, yapıların ortak kullanılan alanlarından gözlenebilen açık alan ve görülebilir alanın niteliği doğrultusunda değerlendirilebilmektedir. Manzaranın yapının ekonomik değerini etkilemesi ile yapı kullanıcıları ile birlikte birçok farklı sektör ve sektör profesyonelleri için tarafsız ve doğru analizin yapılması önem taşımaktadır. Ayrıca kullanıcıların görsel konforunu etkilemesi nedeniyle de manzaranın değerlendirilmesi gerekmektedir. Çalışmada yapı sektörü profesyonellerinin manzarayı değerlendirebilmelerini sağlamak ve değerlendirmede görelilikleri azaltmak için manzarayı niceliksel olarak YBM içinde değerlendiren görülebilirlik analizi oluşturulup, görülebilirlik faktörleri hesaplanmıştır. Bu sayede, gayrimenkul değeri tahmini için nicel değerler elde edilmiştir. Çalışmada manzara, BIM yazılımında kent ve bina modeli birleştirilerek ardından çizilen yapının daireleri için 4 farklı görülebilirlik katsayısı sonuçları hesaplatılarak incelenmektedir. Çalışmada öncelikli olarak hangi verilerin çalışmada kullanılacağı, verilerin elde ediliş yöntemleri, verilerin birleştirme yöntemleri açıklanmıştır. Ardından oluşturulan model üzerinde görülebilirlik analizleri ile her gayrimenkule ait görülebilirlik değerleri hesaplanmaktadır. Model görülebilirlik analizleri için görüş hattı (line of sight, LOS) yöntemi ile analizler gerçekleştirilmiştir. Çalışmada dört farklı görülebilirlik değeri elde edilmiştir. Birinci görsel açıklık katsayısı ile bir noktadan oluşabilecek görülebilen noktalar arası uzunlukların ortalamasının yüzdesi hesaplanmıştır. İkinci görsel açıklık katsayısı ile bir noktadan çıkan ışınların ne kadarının bir objeye çarptığı hesaplatılmıştır. Üçüncüsünde manzara katsayısı ile bir noktadan çıkan ışınların çarptığı noktalara ait değer hesaplatılarak bir noktadan görülen alanların ne kadar değerli olduğu bilgisi hesaplatılmıştır. Dördüncüsünde görülebilir hacim hesaplatılmıştır. Sonuç olarak, bu çalışma ile bina ve çevre belirli veriler ile entegre edilerek, YBM içinde bina dairelerinin görülebilirlik değerleri analiz edilmiş ve YBM kullanımları arttırılmıştır. Gayrimenkul sektöründe, kent içinde bir noktadan görülebilir nokta - görülebilir mesafe oranı, manzara değeri katsayısı ve görülebilir hacim matematiksel olarak tanımlanmıştır. Bu sayede, yapılar görülebilirlik değerleri üzerinden karşılaştırma yapılabilir hale gelmiştir. Bu çalışma ile gayrimenkul değerleme için YBM ortamında görülebilirlik değerleri oluşturularak istatistiksel hesaplamalar için katsayı oluşturulması sağlanmıştır. Sonuç olarak, bu çalışma ile binaya ve çevredeki belirli veriler entegre edilerek, YBM içinde analiz edilmiş ve YBM kullanımları arttırılmıştır. Gayrimenkul sektöründe, yapılar arasındaki görülebilir nokta - mesafe oranı, manzara değeri katsayısı ve görülebilir hacim matematiksel olarak tanımlanmıştır. Bu sayede, yapılar görülebilirlik değerleri üzerinden karşılaştırma yapılabilir hale gelmiştir. Bu çalışma ile, yapılacak yeni yapılarda, tasarım aşamasında maksimum görülebilirlik skoru ve manzara değeri elde edilecek yönde boşlukların tasarlanması sağlanabilmektedir, yapıların cephelerinin en optimum manzara ve görülebilirlik katsayısı için hangi yönde ve tasarım ile tasarlanması gerektiği karşılaştırılarak hesaplanabilmektedir. Gayrimenkul değerleme için YBM ortamında görülebilirlik değerleri oluşturularak istatistiksel hesaplamalar için katsayı oluşturulabilmektedir
Dijital sanat ve tasarımda fantazmagori
Bu tez çalışması, dijital sanat ve tasarımda 'fantazmagori' kavramını inceleyerek, dijital devrimin sanat ve tasarım üzerindeki etkilerini ele almaktadır. Dijitalleşme, modern yaşamın birçok yönünü dönüştürmekte ve sanat ile tasarım alanında yeni ifade biçimlerine olanak tanımaktadır. Bu çalışmada, dijitalleşme kavramı, zaman, mekan ve kimliğin dijitalleşmesi gibi temel bileşenler üzerinden analiz edilmiştir. Sanatın dijitalleşmesi ve temel tasarım prensipleri, etkileşim kavramı ve dijitalleşme kapsamındaki rolü, sanal ve artırılmış gerçeklik, simülasyon, yapay zeka ve plastik sanatlarla ilişkilendirilmiştir. Bu bağlamda, fantazmagori kavramı ayrıntılı bir şekilde ele alınmış, tarihçesi, sanattaki yeri ve dijital sanattaki uygulamaları incelenmiştir. Araştırma, dijital çağın sunduğu olanaklarla birlikte, teknolojik yeniliklerin ve insani duyarlılıkların sanat ve tasarımda nasıl bir araya geldiğini göstermeyi amaçlamaktadır. Fantazmagorinin, dijital sanat bağlamında kullanımı, sanatsal yaratıcılığın yeni biçimlerini keşfetmede önemli bir araç olarak değerlendirilmiştir. Tez, sanatsal ve teknik yaklaşımlar ile örnek çalışmalar üzerinden yapılan analizlerle desteklenmiştir
Fiscal expropriation in Turkey under the rule of Erdogan
This work signifies an attempt to elaborate on the concrete workings of fiscal policy in today's Turkey through the notion of primitive accumulation. The subject matter is a political regime that constitutes itself increasingly through coercion. And to understand the political regime's constitution in its wholeness, its concrete existence in its relations with the economic life surrounding it, primitive accumulation - the notion that construes coercion as an economic power - is necessary. Furthermore, since the notion of class struggle is inherent to primitive accumulation, the latter notion also elicits to reflect on the formation of the state as it hinges on the class society. The notion of primitive accumulation reveals the class power that the state predicates and the concrete ends that this predicate sights. Political coercion can't be comprehended separately from the capitalist accumulation, and in the case of Turkey, their unity finds expression most clearly in the practices of fiscal expropriation. Throughout the work, fiscal expropriation is examined through three specific forms it takes: the unity of over-taxation with growing indebtedness of the state, public procurement regime, and public-private partnerships. All of them signify the proletarianisation and further impoverishment of the people just as in the era when Karl Marx has drawn up the notion of primitive accumulation