Mimar Sinan Fine Arts University Institutional Repository
Not a member yet
    9810 research outputs found

    Sürdürülebilir müze yapılarında kabuk-iç mekan etkileşimi Konya Tropikal Kelebek Bahçesi örneği

    No full text
    Çalışmanın temel amacı, tükenen doğal kaynaklarla beraber toplumun yaşam gereksinimlerine cevap verebilecek sistemlerle, sürdürülebilirlik kavramının yapı kabuğuna ve iç mekân işlevselliğine olan etkilerine yönelik konuları değerlendirmektir. Tez'in kapsamı sürdürülebilir sertifikaya sahip yeşil binaların uygulama stratejilerinden yola çıkarak işlevselliğin ve kaynak devamlılığın korunması amacıyla tasarım süreçlerine odaklanmıştır. Araştırma, sürdürülebilirlik kriterlerine uygun olarak tasarlanmış ve Leed Gümüş sertifikası almış "Konya Tropikal Kelebek Bahçesi" örneği üzerinden ele alınmaktadır. Yöntem olarak nitel araştırma tekniklerinden alan saha araştırması bağlamında gözlem, görüşme ve doküman analizi yapılarak örnek müze üzerinden durum çalışması yapılmıştır. Görsellere ait tanımlar mekân ve kabuk etkileşimini oluşturan kavramlar ve sürdürülebilir bina sertifika tasarım kriterleri üzerinden yorumlanmıştır. Küresel ısınma, hava kirliliği ve su kaynaklarının tükenmesi gibi sorunlar, sürdürülebilirlik kavramının önemini artırmıştır. İnşaat sektöründe kullanılan malzemelerin çevreye verdiği zararlar artarken, yeşil alanların azalması ve hızlı tüketim alışkanlıkları risk oluşturmaktadır. Bu sorunlara çözüm olarak yeşil binalar veya sürdürülebilir binalar ön plana çıkmıştır. Bu binalar, enerji verimliliğini artırarak geri dönüşümü teşvik etmeyi, atık yönetimini azaltmayı, su tüketimini düşürmeyi ve çevre dostu malzemeler kullanmayı hedeflemektedirler. Araştırma sonuçlarına göre, sürdürülebilirlik ilkesinin ana amacı, kaynakların gelecek nesillere aktarılmasını sağlamaktır. Yeşil bina kavramının nitelikleri, yapıların sürdürülebilirlik değerleme kriterlerine uygunluğunu belirlemekte ve bu alanda ilerlemeyi teşvik etmektedir. Bu bağlamda müzeler, sürdürülebilir mimari prensiplerine uygun olarak tasarlanarak çevresel etkilerin en aza indirgenmesi ile gelecek kuşaklara aktarılabilir bir yapıya dönüştürülmektedir. Konya Tropikal Kelebek Bahçesi ve Böcek Müzesi, bu kapsamda öne çıkan Türkiye'deki sürdürülebilir Leed sertifikalı ilk müze örneğidir. Mimari formuyla dikkat çeken bu yapı, doğal ve akıcı bir estetik sağlayarak modern görünümüyle sürdürülebilir mimariye örnek olmuştur. Bu çalışma, sürdürülebilir mimari ve tasarımın Türkiye'deki benzer projelerin başarılarını değerlendirmek ve gelecekteki müze tasarımları için belirlenen kapsamda bir tasarım rehberi oluşturmasına katkı sağlaması amacıyla gerçekleştirilmektedir

    Epigrafik Belgeler Işığında Roma Dönemi Doğu Bithynia Kıyı Yerleşimlerinde Sosyo-Kültürel Hayat

    No full text
    Antik Çağ Bithynia bölgesinin doğusu ile Paphlagonia bölgesinin kesiştiği bölgede konumlanan, birbirine komşu antik kentler Herakleia Pontike (Zonguldak-Karadeniz Ereğli), Tieion/Tios (Zonguldak-Filyos) ve Sesamos/Amastris’ten (Bartın-Amasra) kayda geçen yazıtları ışığında bölgenin Roma İmparatorluk Dönemi’ndeki sosyal ve kültürel hayatı ile ailelerine linguistik ve onomastik veriler dahilinde genel bir bakış sağlanmaya çalışılmıştır. Miletos kentinin kolonisi Tios ve Amastris’in yazıtlarında, Hellence’nin Attika-Ion lehçesi unsurları ağırlık kazanmışken; Dor kökenli Megara ve Boiotia kolonisi Herakleia Pontike yazıtlarında, Dor lehçesinin bazı özellikleri hâlâ kullanılmaktadır. Pontus-Bithynia eyaleti ile bölgede hem Roma’nın idari yapılanması başlamış hem de doğal olarak Latince’nin kullanımına dair örnekler görülmeye başlanmıştır. Mezar yazıtları epigrafik buluntular içerisinde sayıca çoğunluğu oluşturmakla birlikte bölgenin kültürel değişkenliği hakkında bilgiler sağlar. Yazıtlarda görülen bir kısmı theophorik Hellen şahıs isimleri Hellen kültürünün hâlen devam ettiğini göstermektedir. Bölgenin siyasi ve kültürel geçmişinde yer alan Thrak, Frig, Bithyn, Paphlagon ve Pers kültürlerine ait isim kullanımları rastlanır. Bölgedeki tapınım gören tanrılara bakıldığında Herakleia Pontike’de, Herakles, Asklepios- Hygieia, Tanrıça Ma ve Zeus Bennios; Tios’ta “Düzmece Yalvaç/Bilici Aleksandros ve Glykon Kültü”, Asklepios, Dionysos, Meter Theon, Theos Hypsistos, Zeus Syrgastes/Syrgastios; Amastris’te inde Aphrodite, Dionysos, Iupiter Optimus Maximus Theos Aniketos Asbameus, Theos Hypsistos (Epekoos), Theos (Zeus) Ktesios Epekoos ve Zeus Megalos Sdaleites, Zeus Strategos ve Hera tapınımlarına dair belgeler görülmektedir. Mezar yazıtları, bölgedeki ailelerin hane halkı örgütlenmesinin yanı sıra bireylerin kökenleri ve meslekleri hakkında veri sağlamaktadır. Bölge insanlarının mezar veya mezar-onurlandırma yazıtlarında geçen ephebarkhos, paidotribes, gymnasiarkhos, tropheus, palaistes gibi unvanlar ilgili kentlerdeki gymnasion eğitim kurumlarının ve agon’ların varlığına ve olası devamlılığına işaret etmektedir. Ayrıca threptos/threpte (besleme), seb(b)aston apeleutheros (imparatorların azatlısı) gibi unvanlar, ilgili kişilerin sosyal sınıfını; oikonomos (çiftlik kahyası), iatros (doktor), naukleros (armatör/deniz tüccarı), zographos (ressam), bouleutes (meclis üyesi), paraphylaks (kırsal alan bekçisi) unvanları ise hem bu mesleklerin veya idari makamların varlığını hem de yine bu kişilerin (ve ailelerinin) toplum içerisindeki statüsünü ve sınıfını yansıtmaktadır

    Tezhip sanatında 18. ve 19. yüzyıllarda kullanılan gül imgeleri üzerine bir inceleme ve eser önerisi

    No full text
    İslam öncesi ve sonrası dönemlerden itibaren süregelen çiçek sevgisi ile, çiçekler zaman içinde süslemenin temel konusu haline gelmiş; sanatın, güzeli anlatmanın ve resmetmenin bir parçası olmuştur. Tezhip sanatında yüzyıllar boyu önem taşıyan, en değerli kitapların süslemesi çiçekler; çiçeklerin stilize çiçek motifleri ile başlayan yolculuğu, çiçeklere yüklenen anlamlar, dolayısıyla çiçek ve bahçe kültürü büyük önem taşımaktadır. Çok eski bir çiçek olan gül ise sadece kitap sayfalarını süslemekle kalmaz, ismi, anlamı, kokusu, hatta suyu dahi her zaman insanların hayatlarında özel bir yer tutmuştur ve en güzel hikayelerin konusu olmuştur. Osmanlı'nın değişen sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel koşulları ile dönemin sanat anlayışı beğeni ve zevkleri de değişip gelişmekte, süregelen üslup ve anlayışlara yenileri eklenmektedir. Tezhip sanatının tarihsel gelişimi sanatçıların ve padişahların değişen beğenileri, bir önceki yüzyılların etkileri ve katkıları doğrultusunda; kullanılan renk ve motiflerde geleneğe bağlı unsurlara yeni biçimler eklenerek değişime uğramış, yeni üsluplar doğmuştur. Önceki yüzyıllardan itibaren süregelen üsluplarla beraber natüralist üslup; çiçek risaleleri, çiçek albümleri, bunların içerisinde bilhassa güllerin tarihsel ve kültürel gelişimi gözetilerek incelenmiştir. 18. ve 19. yüzyıllar ise tezhip sanatında Batılı etkisinin sanat anlayışına yön verdiği yüzyıllar olup, yeni üslupların doğduğu ve gelişmelerin söz konusu olduğu bir zaman dilimidir. Söz konusu zaman diliminde stilize süsleme anlayışının yerine natüralist, gerçeğe ve gözleme dayalı bir üslup haline gelmiştir. Yine aynı dönemde rokoko tarzının ön planda olduğu uygulamalar da yapılmıştır. Gül motifi, gül tasviri, gül sembolizmi ve hatta başlı başına gül bu yüzyılların vazgeçilmezi olmuştur. Osmanlı padişahlarının güllere verdiği değer gül koklayan padişah portreleriyle anlamlanmıştır. Üsluplar değişip gelişse de genelde çiçeğe özelde ise güle verilen değer her zaman bu kültürün bir parçası olmuştur

    Training Spatial Skills with Virtual Reality and Augmented Reality

    No full text
    Definition Spatial visualization was defined by McGee (1979) as“the ability to mentally rotate, manipulate, and twist two- and three-dimensional stimulus objects” (p. 896). Although, better visualization skills can be achieved through childhood education and skill training, researches show it is still possible to train spatial visualization skills with various types of exercises in adults. It is not a new idea to use educational games and computer software in the education and teaching of spatial skills (Wells 2003; Uttal et al. 2013; Anderson et al. 2003; Kaufmann et al. 2000). Researches show it is possible to use VR/AR platforms to improve visualization skills. VR/AR platforms are a part of digital media, and special applications which focuses on the instruction of the visualizations skills can be developed with the support of the features and attributes of this media. Current best practices show learning by doing and constructivist methodologies fits well with this platform (Edutrends 2018). Students’ motivation to the instructional activities can be increased due to the rich features of the VR/AR learning environment which can lead to longer instruction times, higher frequencies of instructional sessions, increased selfconfidence due to increased number of instructional scenarios experienced by the learner. Synonyms 3D Skills; Mental rotation; Spatial reasoning; Spatial recognition; Visualizatio

    İstatistiksel öğrenme yöntemleriyle bağışçı davranışlarının incelenmesi

    No full text
    Sivil toplum kurumları, ihtiyacı olan bireylere yardım sağlamak ve sosyal sorunlara çözüm bulmak amacıyla faaliyet gösteren, kar amacı gütmeyen kuruluşlardır. Sivil toplum kurumları, faaliyetlerini sürdürebilmek için bağış toplamak zorundadırlar. Bağışçıların desteğini alabilmek için ise çeşitli yaklaşımlar kullanmaktadırlar. Bu yaklaşımlardan bir tanesi de istatistiksel öğrenme yöntemlerini kullanmaktır. İstatistiksel öğrenme, sivil toplum kurumlarının bağışçılarla etkileşimini artırmak, bağış miktarlarını optimize etmek ve bağışçıların bağışlarına devam etmelerine yönelik stratejiler oluşturmasında kullanılır. İstatistiksel öğrenme yöntemleri, bağışçı profillerini analiz ederek demografik veriler, bağış geçmişi, eğitim düzeyi gibi faktörleri kullanarak bağışçı davranışlarının tahmin edilmesini sağlamaktadır. Özellikle, düzenli bağış talimatı oluşturan bağışçıların talimatlarına devam edip etmeyecekleri konusunda yapılan tahmin çalışmaları, sivil toplum kuruluşları için kritik öneme sahiptir. Bu çalışma kapsamında, 2010-2024 yılları arasında yapılan bağışları kapsayan düzenli bağış talimatı veren toplam 38.913 bağışçıya ilişkin veri kullanılmıştır. Yapılan tez çalışmasında, farklı istatistiksel öğrenme yöntemleri kullanılarak düzenli bağış talimatı oluşturan bağışçıların talimatlarını iptal edip etmeyeceği üzerine bir tahmin çalışması gerçekleştirilmiştir. Rastgele orman, lojistik regresyon, destek vektör makineleri, naive bayes, XGBoost ve LightGBM modelleri kullanılarak gerçekleştirilen çalışmada, en başarılı modelin belirlenmesi için modellerin tahmin performansları karşılaştırılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre XGBoost, LightGBM ve rastgele orman modellerinin özellikle iptal edilen talimatları tahmin etme konusunda diğer modellere göre daha etkili olduğu belirlenmiştir. Yapılan çalışma ile, sivil toplum kurumlarının bağışçılarıyla etkileşimini artırmak, kaynaklarını daha etkin kullanmak ve sosyal amaçlarına daha etkili bir şekilde hizmet etmek için veri odaklı kaynak geliştirme faaliyetlerinin yürütülmesine katkıda bulunulması hedeflenmektedir

    The First Cinema Magazine of the Republic Era, Sinema Postası/Le Courrier du Cinema (1923) and Some Observations on Cinema Life of Its Period

    No full text
    8 Aralık 1923’te ünlü şair Nâzım Hikmet’in babası Hikmet Nâzım Bey’in yönetiminde İstanbul’da yayın hayatına giren Sinema Postası / Le Courrier du Cinéma, Cumhuriyet döneminin ilk sinema dergisidir. Osmanlı Türkçesi ve Fransızca olmak üzere iki dilli çıkan, haftalık ve resimli bir yayındır. Paris’te yayımlanmakta olan Fransız sinema dergisi Cinémagazine model alınarak çıkarılan Sinema Postası, Türkiye’de magazin tipi sinema dergiciliğinin öncüsüdür. Derginin Fransızca bölümünü Fransız gazeteci Roger Lavallette yönetmiştir. Derginin en aktif yazarı ve ilerleyen sayılarda başyazarı ise Vedat Örfi Bengü’dür. Daha evvel değişik çalışmalara konu olan ve üç sayısının tespit edilebildiği görülen Sinema Postası’nın bu makale kapsamında iki nüshası daha bulunmuş ve toplam beş sayısı incelenmiştir. Bu makale, Sinema Postası’nın kapsamlı bir incelemesini tarihsel bağlamı içinde sunmaktadır. Derginin yayımlanma motivasyonlarını ortaya koymayı, içeriğine ışık tutmayı ve kuruluşuna yol açan koşulları keşfetmeyi amaçlamaktadır. İkinci olarak bu makalede, Sinema Postası’ndan hareketle Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş sürecinde sinemanın Türkiye’deki durumuna dair gözlem ve değerlendirmelerde bulunmak amaçlanmaktadır. Cumhuriyet’in ilk sinema dergisi kendi döneminin sinema hayatını açık şekilde yansıtır. Yerli yapımcılığın cılız, sinema piyasasının gösterim odaklı olduğu koşullarda Avrupa ve ABD yapımı filmler baskındır. Üstelik Hollywood ön plana çıkmakta ve yıldız sisteminin semptomları belirginleşmektedir. Makalede “sinema romanı” ve “sinema muharriri” gibi kavramların ön plana çıkıp sinema kültürünün ayrılmaz parçası haline geldiği; matbuat, popüler edebiyat ve sinema arasında kurulan karmaşık ilişkiler ağı incelenmektedir. Sinema Postası, yalnızca Türk sinemasının erken dönemine dair değerli bilgiler sunmakla kalmamakta, aynı zamanda bu dönüşüm dönemindeki daha geniş kültürel ve sinemasal değişimlerin projektörü olarak da hizmet etmektedir.Sinema Postasi/Le Courrier du Cinema, established in Istanbul on 8 December 1923 under the leadership of Hikmet Naz & imath;m, the father of the famous poet Naz & imath;m Hikmet, was the first cinema magazine of the republican era. Inspired by the French magazine Cin & eacute;magazine, this illustrated bilingual weekly, which featured content in both Ottoman Turkish and French, was the pioneer of tabloid -type cinema magazines in Turkey. The French section of the magazine was overseen by the French journalist Roger Lavallette, while Vedat Orfi Bengu emerged as a prominent contributor and later the chief editor. This article presents a comprehensive examination of Sinema Postasi within its historical context. It aims to uncover the motives behind the magazine's creation, explore the circumstances that led to its establishment, and shed light on the content it published with an eye to the insights it offers into the state of Turkish cinema during the transition from empire to republic. The first cinema magazine of the republican era clearly reflects the cinema life of its day. During this period, limited domestic production meant that foreign films, particularly from Europe and the United States, notably Hollywood, dominated the cinematic landscape. This era also witnessed the emergence of the movie star, further shaped by Hollywood's influence. This article delves into the intricate web of relationships between the contemporary press, popular literature, and cinema, where the concepts of cine-roman and cinema writer gained prominence and became an integral part of cinematic culture. Sinema Postasi not only offers valuable insights into the early days of Turkish cinema but also serves as a valuable window onto the broader cultural and cinematic shifts during this transformative period

    Evaluation of the perception of building facades with walkability "Karakoy Mumhane Street - Galataport walkway"

    No full text
    Kamusal ve yarı kamusal mekanlar, kentlerde toplum ve birey arasındaki ilişkiyi sağlayan kentsel mekanlardır. Yürüme eylemi, kent içerisinde karşılıklı duyusal etkileşimler sonucu mekansal algının en etkili şekilde deneyimlenmesini sağlamaktadır. İnsan ölçeğine ve fizyolojine en uygun hareket biçimi olan yürüme eylemi bireyin yaşadığı çevre ve mekana dair algısının şekillenmesini sağlar. Bireyin algısı ise kentsel mekandaki bina cephelerinin vermiş olduğu simgesel anlam üzerinden şekillenerek yaya hareketlerini fiziksel ve psikolojik olarak etkilemektedir. Bu bağlamda binaların dış yüzeyleri ile kentsel mekan arasındaki ilişki oldukça önemlidir. Kentleri dış duvarları ile şekillendiren binalar, algısal etkisiyle bireyin elde edeceği kentsel deneyim üzerinde doğrudan etkilidir. Karşılıklı etkileşim ile insanların kentleri, kentlerin de insanları şekillendirdiği düşüncesinden yola çıkarak kent kullanıcısının yürüyerek geçtiği alanları şekillendirdiği gibi kent aracılığıyla her anlamda yeniden şekillendiğini söylemek mümkündür. Bu bağlamda göz hizasında, insan ölçeğinde yaşam dolu kentler oluşturulması, evrensel insan hakkının gereği olarak istekten ziyade zorunluluk olarak ele alınarak kentler kent kullanıcısının talepleri doğrultusunda yeniden tasarlanmalıdır. Bina cepheleri, kentin yüzü olmaları ve tekil değerlerinden ziyade bulunduğu sokağın bir parçası olması yönüyle kentsel tasarımda oldukça önemlidir. Bu kapsamda, bina cephelerinin yürünebilirlik ile birey algısını "Yeni ve Yenilenmiş-Yeniden İşlevlendirilmiş Yapı Stoku" üzerinden karşılaştırmalı olarak nasıl etkilediği ile ilgili çalışmaların olmadığı göz önünde bulundurulduğunda, konuyu alan çalışması kapsında katılımcılar ile birlikte yürüyerek ele alan bu çalışmanın önemli bir boşluğu doldurması beklenmektedir. Bu çalışma kapsamında kentlerin görsel yüzü olan bina cephelerinin, bireyin algısı üzerine etkisi yürünebilirlik kavramı ile ele alınmıştır. Yeni inşa edilmiş aksı ifade eden Galataport ve yenilenmiş/yeniden işlevlendirilmiş aksı ifade eden Karaköy Mumhane Caddesi üzerinden iki farklı özellikteki aksın karşılaştırmalı olarak katılımcılar ile birlikte yürüyerek bina cepheleri ve buna bağlı malzeme kullanımının birey üzerindeki etkisi irdelenmiştir. Katılımcılarla birlikte yürümeye Karaköy Vapur İskelesinden başlanıp Mumhane Caddesi üzerinden devam ederek Galataport'un sonunda yürüyüş tamamlanmıştır. Yürüyüş sonrası katılımcıların izlenimleri konusunda görüş ve tutumlarının belirlenmesi için likert ölçeğinde sorular yöneltilmiştir. Sorular "yürünebilirlik ve keyif alma", "mimari bütünlük ve ölçek" ve "sokak bina ilişkisinde simgesel anlam" bölümlerinden oluşmaktadır. Bu kapsamda belirlenen çalışma alanı içerisinde bina-bina ile sokak-bina arasındaki ilişki, sokağın aydınlık hissiyatı, yeni-yenilenmiş binalar arasındaki uyum ve bütünlük, bina cephelerinde kullanılan malzemelerde nitelik-bütünsellik-uyum gibi faktörler ile kullanıcı üzerindeki algısı irdelenmeye çalışılmıştır. Çalışmada kullanılan yöntem sayesinde katılımcı algısı üzerinden yaşanabilir kent kavramı için konunun mimari boyutuna katkı sunulması amaçlanmıştır. Çalışma dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde; çalışmanın gerekliliği, amacı ve yöntemi ifade edilmiştir. İkinci bölümde; kent, mekan ve insan ilişkisine değinilmiştir. İlk olarak kent ve mekan kavramlarının detaylı tanımı yapılarak insan ölçeğinde kentsel tasarım özellikleri ifade edilmiş ve dünyadan örnekler verilmiştir. Sonrasında yürüme ve yürünebilirlik kavramları ile tez kapsamında değerlendirdiğimiz "Yürüme İhtiyaçları Hiyerarşisi" kavramı detaylı açıklanarak kavramın uyarlandığı diğer çalışmalardan bahsedilmiştir. Bölüm yürüme ve sokak ilişkisi üzerinden devam ederek sokak ve birey algısı ilişkisi ile simgesel anlam kavramlarını ele almıştır. Son olarak bina cephelerin kentsel mekanda önemine değinilerek cephe ve yürüme kavramı ilişkisi üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde; alan çalışması kapsamında çalışmanın yapıldığı yer irdelenmiştir. Yenilenmiş/yeniden işlevlendirilmiş alanı ifade eden Mumhane Caddesi ve yeni inşa edilmiş alanı ifade eden Galataport bölgesinin tarihsel süreci ifade edilerek alanda bulunan mevcut bina cepheleri analiz edilmiştir. Bölüm alan çalışmasının amacının ve yönteminin ifade edildiği kısım ile devam etmektedir. Mimar, iç mimar ve şehir plancılardan oluştan tasarım disiplinine sahip katılımcılar ile birlikte yürüyerek alanın bire bir deneyimlenmesi ve mevcut sahanın tekrardan dikkatli bir şekilde analiz edilmesi amaçlanarak yürüyüş sonrasında katılımcılara yöneltilen ankete ilişkin bulguların değerlendirilmesi ile bölüm son bulmuştur. Dördüncü bölümde ise araştırma konusunda değinilen hususlar ile ilgili olarak alt hipotezleri doğrular nitelikte elde edilen sonuçlar ve öneriler paylaşılmıştır

    Baltalimanı Deresi Havzası Su Kaynakları ve Dere Yataklarının Yeniden Kentsel Mekanla Buluşturulması İçin Yere Özgü, Suya Duyarlı Planlama ve Kentsel Tasarım İlkelerinin Geliştirilmesi

    Get PDF
    Araştırma projesinde, günümüzde yoğun kentleşme baskısı altında kalarak niteliğini kaybeden Baltalimanı Deresi Havzası su kaynaklarının yeniden kentle buluşturulması ve dirençli kentsel mekânların elde edilmesine yönelik risklerin ve potansiyellerin tespiti amaçlanmıştır. Bu amaçla, belirlenen odak alanda topoğrafyanın yüzey suyu biriktirme kabiliyetini belirlemeye yönelik mekânsal analizler yürütülmüş ve yapılı çevrenin yüzey suyu ile etkileşimi tespit edilmiştir. Elde edilen veriler doğrultusunda doğal niteliklerini kaybetmiş derelerin yeniden kentle buluşturulması, yüzey suyunun verimli ve sürdürülebilir kullanımına yönelik yapısal müdahale kararları ve stratejik ilke kararları ortaya konulmuştur. Araştırma projesi kapsamında, üst ölçekte 1960’lı yıllardan bugüne gelişen mevcut yerleşim dokusunda Baltalimanı Deresi ve Kanlıkavak suyuyla ilişkili vadi sistemi incelenmiştir. Alt ölçekte Karanfilköy, Cumhuriyet Caddesi’nin oluşturduğu dere yatağı ve vadi sistemi ile Etiler, Alman Deresi Vadisi odak çalışma alanı olarak belirlenmiştir. Farklı ölçeklerde birbirini tamamlayan çalışma alanlarının seçilmiş olması gözetilerek araştırma yöntemi dört etapta ele alınmıştır. Bunlar; üst ölçekte tarihi coğrafya içerisinde su kültürünün belirlenmesi, alt ölçekte ise odak çalışma alanının tespiti ve mekânsal analizler ile değerlendirmeler ve sonuç etaplarıdır. Araştırma yöntemi, gözlemler ve mekânsal analizlerle elde edilen saha verilerinin haritalanması, bu verilerin halihazır haritalarla karşılaştırılarak yakın dönemdeki değişim sürecinin tespiti ve tarihi belgelerle çapraz sorgulanmasıyla bölgedeki su kültürünü etkileyen kentsel dinamiklerin ortaya konulması üzerine detaylandırılmıştır. Araştırmanın ilk aşamasında, tarihi haritalar, hava fotoğrafları, arşiv belgeleri ve diğer yazılı kaynakların mevcut haritalarla karşılaştırılarak incelenmesiyle, su kaynaklarının mekânsal bellekteki yeri tanımlanmaktadır. Odak çalışma alnında yürütülen mekânsal analizler ise yüzey emilimine imkân veren geçirgen doğal örtü ile bunların dışında kalan, yollar, yapı oturumları, yüzey kotunun altında bulunan bodrum katlar gibi topoğrafyayı örten geçirimsiz yüzeylerin tespiti ve bunların güncel durumda dere yataklarıyla etkileşiminin belirlenmesi üzerine odaklanmıştır. Elde edilen bulgular kapsamında, Baltalimanı Havzası’nın zengin su varlığı belgelenmiş ve bu varlığın günümüze kadar İstanbul’un “su kültürü” içerinde yer edindiği değer ortaya konulmuştur. Buna karşın, kentsel dönüşüm süreçlerinin hızla devam ettiği odak çalışma alanında, söz konusu su varlığının devamlılığını sağlayacak geçirgen yüzeylerin hızla kaybolduğu belirlenmiştir. Odak çalışma alnında ilk yapılaşmanın başladığı zamandan günümüze, 50 yıl içerisinde, topografya örtüsünün yaklaşık %70’inin geçirimsiz yüzeylerle kaplandığı belirlenmiştir. Bu tespitlerden yola çıkarak mevcut imar planı notlarının bodrum kat uygulamalarına kısıtlama getirecek biçimde yeniden düzeltilmesi ve zemin kotunda parsel alanının tamamını kaplayan servis alanları için ayrılmış, teras, avlu, havuz alanı, otopark gibi sert zemin uygulamalarının, plan notları üzerinden gerekli düzenlemeler yapılarak kısıtlanması yönelik öneriler sunulmaktadır. Kentsel tasarım ölçeğinde ise kamusal alanlarda ve özel mülkiyet alanlarında yağmur suyunun emilimine imkân sağlayacak geçirimli yüzeylerin oluşturulması için yeni düzenlemelerin yapılmasına ihtiyaç duyulduğu belirlenmiştir

    The Importance of restoration and conservation in museology and the example of MSGSU İstanbul Museum of Painting and Sculpture

    No full text
    Tezin amacı, müzecilik kapsamında restorasyon ve konservasyonun önemini anlatarak bu alanda yapılan ulusal ve uluslararası kurumların çalışmalarını incelemek ve MSGSÜ İstanbul Resim ve Heykel Müzesi‟nin geçmiş ve günümüzde yapılan restorasyon çalışmalarını aydınlatarak Müze Laboratuvarı ile uluslararası laboratuvarların restorasyon süreçlerini karşılaştırmaktır. Tezin ilk bölümünde, kültürel mirasın tanımı yapılarak Batı coğrafyası ve ülkemizde yapılan ilk koruma faaliyetleri üzerinde durulmuş ve sonrasında müze ve müzeciliğin tarihsel süreci ele alınıp restorasyon ve konservasyon kavramlarının tanımları yapılarak önemi anlatılmıştır. İkinci bölümde, kültürel mirası koruma politikaları neticesinde dünyadaki ve ülkemizdeki bazı müzelerde, özel kurumlarda ve üniversitelerde açılan Restorasyon ve Konservasyon Laboratuvarları ele alınmış, bu laboratuvarlarda kullanılan teknik ve yöntemler üzerinde durulmuştur. Son bölümde ise tezin odak noktası olan MSGSÜ İstanbul Resim ve Heykel Müzesi‟nin oluşum süreci ele alınarak geçmiş ve günümüzde yapılan restorasyon çalışmaları elde edilen bilgiler doğrultusunda aydınlatılmaya çalışılmıştır ve son olarak Müze Laboratuvarı‟nın ve uluslararası laboratuvarların çalışmalarından birer örnekle restorasyon süreçleri karşılaştırılarak literatüre katkıda bulunulmuştur

    İstanbul'da 2000 yılı sonrasında üretilen yüksek konut bloklarının kentsel mekân ve blok planı üzerinden değerlendirilmesi

    No full text
    Kentsel morfoloji ve konut tipolojisi arasındaki ilişki üzerinden kentsel mekânın değişimini anlamaya yönelik hazırlanan bu çalışma, İstanbul'da 2000 yılı sonrasında ekonomik büyümede öncelik verilen inşai üretim bağlamında ivme kazanan ve kitlesel konut stoku içinde yer alan yüksek konut bloklarını ele alır. Çalışma, İstanbul'da 2000 yılı sonrasında özel sektör tarafından üretilen, yerleşim sınırları içerisinde sadece konut işlevli bloklardan oluşan, 500 konut ve üzeri kapasiteye sahip konut yerleşmelerini kapsar. İncelenen her konut yerleşmesinde, bina yüksekliği 51,50 metreyi (17 kat ve üzeri) geçen en az bir ya da birden fazla yüksek konut bloğu bulunur. Tipolojik ve programatik aşamalardan geçerek sınırlandırılan, 48'i Avrupa yakasında, 12'si Anadolu yakasında yer alan 60 konut yerleşmesinden oluşan veri seti, yapılaşma koşulları bağlamında nicel-oransal verilerin tespitini sağlarken, yerleşim planı ve blok planı olmak üzere iki farklı ölçekte yapılan değerlendirmelerle planlama eğilimlerini/tercihlerini tespit eder. Yüksek konut blokları özelinde yerleşme formu üzerinden elde edilen veriler dikkate alındığında, tamamı güvenlikli ve dışa kapalı yerleşmelerin, geleneksel kent içi yapı adası veya parsel büyüklüklerinin çok ötesinde, literatürde süperblok ya da mega-parsel olarak tanımlanan iri yapı adaları üzerinde inşa edildiği görülür. Yatırım, tasarım ve yapım büyüklüklerindeki dikkate değer bir artışın söz konusu olduğu yerleşmelerde, tek defada üretilen konut birimi sayılarının çok yüksek değerlere ulaştığı, yerleşmelerin yüksek yoğunluklarda üretildiği ve yapı ayak izi küçük, çözünük bir yapılaşmanın benimsendiği ortaya çıkar. Çok katlı konut bloklarıyla çevrelenmiş, yüklü peyzaj düzenlemeleri içeren büyük açık alanların yerleşim biçimlerinde baskın öğe olarak öne çıktığı, dolayısıyla konut bloklarının alanın tamamında belli bir düzende bir açık alan (sokak, meydan) tanımlamaya çalışan örüntüler oluşturmadığı ifade edilebilir. Blok planlaması üzerinden elde edilen veriler dikkate alındığında, yerleşmelerde merkezi merdivenli ayrık blok tipolojisinin baskın olarak kullanıldığı, normal kat alanlarının geleneksel kent içi yapı adası veya parsel üzerinde üretilen blok alanlarından çok daha büyük olduğu, ortak kullanım alanlarına yer verilmeyen sirkülasyon alanlarının kat planlarında ortalama %20'lik bir alan işgal ettiği ortaya çıkar. Normal katta çok sayıda konut birimi barındıran çözümlerin tercih edildiği blok planlarında yer alan birim konutların cephe kullanımında karşılıklı 2 ve 3 cepheli konut adedinin düşük, birbirine dik iki cepheli ve tek cephesi bulunan konut birimi adedinin ise fazla olduğu belirlenmiştir. 2000'li yıllardan 2024 yılına gelindiğinde İstanbul'da konut üretiminde yatırım, tasarım ve yapım ölçeğinin ulaştığı noktayı gösteren tez çalışmasından elde edilen bulgular ve tespitler ışığında, sadece yapılaşma oranını niceliksel olarak tanımlayan imar planı mantığıyla üretilen konut yerleşmelerinin bir arada nasıl bir kentsel mekân ürettiği tartışmaya açılmıştır. Bu tez çalışmasıyla, günümüzün parçalanmış kentsel doku üretimini teşvik eden imar koşullarına alternatif olarak, kentlileri bir araya getiren sokak, meydan gibi ortak yaşam alanlarının, konut ve farklı işlevlere sahip doluluklarla bütünleşik olduğu, tipo-morfolojik çeşitliliğe sahip kentleri fiziki anlamda yeniden üretebilmemize imkân sağlayabilecek "bir ortaklık ve çoğulculuk mekânı olarak şehir fikri"ni merkezine alan bir planlama anlayışı savunulmaktadır

    918

    full texts

    9,810

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Mimar Sinan Fine Arts University Institutional Repository
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇