Mimar Sinan Fine Arts University Institutional Repository
Not a member yet
9810 research outputs found
Sort by
Tarihsel süreci içinde rönesans madalyonları: İşlev ve teknik açısından bir inceleme
Bu çalışmada, Rönesans döneminde değer kazanan madalyonun anlamına, kullanımına, kökenine, üretim tekniklerine değinilerek Rönesans döneminde öne çıkan üç madalyon sanatçısından seçilen madalyon örnekleri o dönemdeki gelişmeler ışığında incelenmiştir. Rönesans döneminin ilk madalyonunu üretmesinden dolayı birinci sırada ele aldığımız İtalyan ressam Pisanello, madalyona bugün dahi kullanılan klasik biçimini vermiş, kendine özgü Gotik çizgisiyle, doğadan taslaklar çizmiş ve bu çizimlerden doğa görüntülerini eserlerine taşıyarak doğadan etüt etme düsturunun Rönesans sanatında yerleşmesine katkı sağlamıştır. Bu yenilikçiliğini titiz ve ayrıntılı üslubuyla madalyonlara da taşımıştır. Floransalı heykeltıraş Filarete, Antik dönemin nümizmatik dünyasını keşfederek, bu kaynağın sonsuz anlatım olanaklarını en güzel şekilde kullanmış, antikitenin klasik malzeme mirasından yepyeni ve özgün bir görsel dil yaratmıştır. Antik Roma'nın din dışı konularını serbest üslubu ve antik sikkelerdeki yalınlığıyla işleyen sanatçı, sanatta dini konuların dışındaki konuları ele almanın öncülerinden sayılabilir. Heykeltıraş ve minyatür sanatçısı Matteo de' Pasti de Roma döneminden beri unutulmuş, portre geleneğini canlandırarak, madalyonlarına bir heykeltıraş duyarlılığıyla taşımış, bireysel özellikleri idealize etmeden, doğal bir üslupla betimlemiş, natüralizmin madalyon sanatındaki temsilcisi olmuştur. Ayrıca Rönesansta önem kazanan, o günkü mimari anlayışın belgelendiği yapı teminatı madalyonlarını kendine özgü incelikli ve sade bir çizgiyle işlemiştir. Yaşadıkları dönem bakımından Rönesansın değerlerinin filizlendiği 15. yüzyılda eserler vermiş bu üç sanatçı, üslupları ve yönelimleri bakımından birbirlerinden farklı, ancak bu alana getirdikleri yenilikler bakımından birbirlerini tamamlar niteliktedir
1960 sonrası sanatta esin kaynağı olan kent gezgini kavramının kent deneyimi bağlamında incelenmesi
İnsanlık, dört milyon yıl önce ayağa kalkmış bunu hayatta kalabilmenin avantajı haline getirmiştir. Ayağa kalkınca iki eli boşa çıkmış, kendini el becerisi ve ustalık gerektiren üretim sahasının içinde bulmuştur. Sanat edimi de bu dönemde ortaya çıkmış, tarih boyunca uygulayıcıları, malzeme çeşitlilikleri, terminolojisi ve anlatım biçimleri ile özel bir alan haline gelmiştir. Tezin ilk kısmında kent gezgininin yaşam alanı olan kentlerin tarihçesi ele alınmış ve literatür taraması sırasında kent için seçilen ölçek metropol olarak belirlenmiştir. Araştırmanın odaklandığı zaman aralığı ise tüm dünyada ve Türkiye'de disiplinlerarası üretim ile kavramsal sanat anlayışının hakim olduğu 1960 sonrası dönemdir. Dadaizm ile başlayan sanatta yürüme edimi, mekânın sorgulanması ile biçim bulmuş, hemen ardından Sürrealizme karşıt bir anlayış olarak görülen Lettrist Enternasyonel'e göre ise yürümek bir sanat edimi değil, esin biçimidir. Yürümenin sanat pratiklerinden biri haline gelmesi derivé(sürüklenme) tanımının açıklanması ile ilan edilmiştir. Bu kapsamda, çalışmada örnek olarak ele alınan sanatçıların, büyük kentlerde (metroplollerde) yaşayan, atölye dışında yürüme eyleminden esinlenen ve yürüme-düşünme etkileşiminden türeyen kavramlarla eserler üreten sanatçılar olmasına dikkat edilmiştir. Kendisi de bir kent gezgini özne olan bu çalışmanın yazarı, yürüyüşleri sırasında bütüncül bir karakter olan flanör - flanöz modelini örnek almıştır ve bu model ile kentin karmaşasının içinde, gündelik hayat verilerini ve kent deneyimlerini izlemiştir. Kent yaşamının insana hissettirdiklerini, duygusal, psikolojik ve davranışsal tepkilerini inceleyen bir kavram olan psikocoğrafya kavramı da tezin ana kavramlarındandır. Kavram, modern kent yaşamını sürdüren insanların kaotik hareketlilik ile birlikte, kimi zaman hiç farkında olmadıkları tekrarların, zıtlıkların, kayboluşların, kentsel heterotopyaların, hızın, yavaşlamanın sanat üretim pratiklerindeki karşılığı olarak ses, renk, hareket ve biçim olarak karşımıza çıkmaktadır. Adımların rotasız olması, bilinmedik yerlere sürüklenmesi anlamına gelen derivé yöntemi de yürüyen sanatçının eser üretiminde kullanılmıştır. Sanatçı bulunduğu muhalif duruşu ifade ederek ve kimi zaman izleyiciye göründüğü yeri-sahayı işaret ederek kendisini karşı-nın flanözü olarak adlandırmıştır
Tipografinin değişen dili bağlamında Emigre Dergisi
Tipografinin Değişen Dili Bağlamında Emigre Dergisi" adlı tez çalışması dört bölümden oluşmaktadır. Tezin birinci bölümünde, dijital tipografinin tarihi başlangıcından günümüze değin araştırılmış, hangi süreçlerden geçtiği bu süreçten nasıl etkilendiği ortaya konmuştur. İlk olarak 1980'lerde ve 1990'larda tipografi alanın¬daki gelişmeler incelenip, tipografik tasarımı etkileyen teknolojik geliş¬meler daha yakından araştırılmıştır. Ayrıca tipografi ve grafik tasarımı etkileyen, yeni bir yapı oluşturan hatta ezber bozan, bazen kendi tarzı olan teorik fikirler kısaca özetlenmiştir. İkinci bölümde Emigre dergisinin dijital tasarımın tipografide yaptığı deği¬şikliği nasıl yansıttığı incelenmektedir. Emigre Inc.'in doğduğu ortamla ilgili detaylı bilgi sunulmaktadır. Emigre sayfalarında bir savaş olarak okunabilirlik sorunu gündeme getirimiştir. Dergiye ek olarak, Emigre Font House'un çalışmaları ve tipografisi araştırılmıştır. Üçüncü Bölümde, Emigre'nin tarihsel gelişimi ve Zuzana Licko'nun bu gelişimdeki rolü incelenmiştir. Bu bölümde teknolojik gelişmelerin Zuzana Licko'nun yazı karakterlerine yaptığı etki araştırılmıştır. Tezin son bölümü olan dördüncü bölümde Zuzana Licko'nun font tasarımı ve teknolojik gelişmelerle olan ilişkisi incelenmiştir
Determination of the effects of neoliberal policies on protected natural areas and monitoring model
Bu çalışma, neoliberal politikaların doğa koruma alanları üzerindeki etkilerini belirlemek ve izleme modeli geliştirmek amacıyla yapılmıştır. Doğa koruma alanları, yapılaşma baskıları, ekonomik faaliyetler, teknolojik gelişmeler ve neoliberal kapitalist uygulamalar nedeniyle tehdit altındadır. Bu bağlamda, uluslararası doğa koruma kuruluşlarının öncülüğünde çeşitli sözleşmeler imzalanmış ve ulusal düzeyde koruma politikaları geliştirilmiştir. Türkiye, zengin biyolojik çeşitliliğe sahip özel bir ülke olmasına rağmen, karmaşık ulusal mevzuat, neoliberal devlet uygulamaları ve şeffaf olmayan idari kararlar gibi sorunlarla karşı karşıyadır. Bu çalışma, Türkiye'deki koruma sınıflarını, yönetim süreçlerini ve neoliberal politikaların etkilerini incelemekte ve mevcut sorunları çözmek için çağdaş bir bilgi sistemi modeli önermektedir. Geliştirilen izleme modeli, ulusal kalkınma planları ve uluslararası sözleşmelere uyum sağlamayı, kamusal denetimi artırmayı ve doğa koruma süreçlerini modernize etmeyi amaçlamaktadır
David Popper'in piyano eşlikli parçalarının viyolonsel tekniği ve repertuvarına katkıları ile Op. 68 Macar Rapsodisi'nin çalma tekniklerinin incelenmesi
David Popper, XIX. yüzyılın önemli viyolonsel icracısı, öğretmeni ve bestecilerinden biri olarak Klasik Batı Müziği ve viyolonsel dünyasında kalıcı bir etki bırakmıştır. Popper'in eserleri, viyolonsel repertuvarına önemli katkılar sağlamakla kalmamış, viyolonsel icracıları için temel çalışma, teknik geliştirme ve bu tekniği sergileme işlevine yerleşmiştir. Bu çalışmada, Popper'in piyano eşlikli parçalarının viyolonsel icracılarının tekniklerine ve viyolonsel repertuvarına olan katkıları ele alınırken, Op. 68 Macar Rapsodisi'ne odaklanılmıştır. Op. 68 Macar Rapsodisi, hem teknik açıdan icracıyı zorlayan bir eser olması hem de müzikal derinliği ile viyolonsel repertuvarının önemli bir eseri olması bakımından seçilmiş; eser, müzikal ve biçimsel unsurları ve çalma teknikleri üzerinden incelenmiştir. Çalışmada Op. 68 Macar Rapsodisi üzerinden Popper'in viyolonsel icracılarına hangi yollarla teknik becerilerini sergileme olanağı sunduğu irdelenmiştir. Eser, belirli çalma teknikleri ve icra stratejileri bağlamında ele alınmış, böylece eseri icra edecek olanlara teknik becerilerin geliştirilmesi yönünde pratik bilgiler sağlamak hedeflenmiştir. Çalışmada Popper'in eserlerinin, teknik zenginlikleri ve müzikal derinliğiyle viyolonsel repertuvarında özel bir işleve ve konuma yerleştiği; piyano eşlikli parçalarının çeşitli viyolonsel tekniklerinin ustalıkla kullanıldığı ve viyolonsel icracısı için virtüözitenin sınırlarını zorladığı yapıtlar olduğu için bu konuma yerleştiği sonunca ulaşılmıştır
Türkiye'de 1960'lı ve 1980'li yıllarda üretilen departmanlı mağazaların mekânsal özellikleri
Bu çalışma, Türkiye'deki alışveriş kültürünün değişimini ve bu değişimin mekânlara etkilerini ele almaktadır. Öncelikle antik çağlardan başlayarak Avrupa ve Anadolu alışveriş kültürünün ve alışveriş mekânlarının değişimi üzerinden alışverişin tarihçesi anlatılmıştır. Ardından batıda Sanayi Devrimi, Osmanlı Devleti'nde ise batılılaşma hareketleri ile alışveriş mekânlarının bonmarşe ve departmanlı mağazalara dönüşmesi, dönemin sosyolojik, ekonomik ve siyasi olayları üzerinden okunmaya çalışılmıştır. Türkiye'deki alışveriş kültürü içerisinde departmanlı mağazaların günden güne daha fazla yer alması, Türkiye'nin tüketim ve gündelik alışkanlıkları ile kentlerinin çehresini de değiştirmeye başlamıştır. Bu bağlamda çalışma dahilinde 1960'lı ve 1980'li yıllar arasında açılmış bazı departmanlı mağazalar, durum çalışması temelinde yapılandırılmıştır. Çalışmada Vakko (İstanbul Beyoğlu, Ankara Kızılay ve İzmir Kordon şubeleri), Beymen (İstanbul Şişli, Ankara Kızılay ve İzmir şubeleri), Yeni Karamürsel (Ankara Kızılay ve İzmir Konak şubeleri), Gima (Ankara Kızılay), UFİ (İstanbul Aksaray), Vakkorama (İstanbul Taksim şubesi) ve Galeri Nur (İzmir) markalarına ait on 12 adet departmanlı mağaza seçilmiştir. Mevcut literatür bilgileri, fotoğraf, çizim ve sözlü tarih yöntemiyle yapılan görüşmeler üzerinden her bir mağaza kuruluş tarihleri, adresleri, tasarımcıları, işletme modelleri, ürün yelpazeleri, mekân tasarımları, günümüzdeki güncel durumları açısından incelenmiştir. Bu inceleme, Türkiye'deki alışveriş kültürünün departmanlı mağazalarla birlikte nasıl değiştiğini, yeni tüketim alışkanlıklarının toplumların gündelik yaşamını nasıl etkilediğini ve bu değişimlerin kent planlamasına nasıl yansıdığını göstermektedir. Ayrıca çalışma, literatürdeki mevcut çalışmalarla birlikte, gelecekte benzer alanlarda yapılacak çalışmalara ön ayak olmayı amaçlamaktadır
Nakit akış tablolarında finansal riskin öngörülmesi için makine öğrenmesi algoritmalarının karşılaştırılması
Günümüzde finansal kararlar almak, kredi başvurularını değerlendirmek oldukça karmaşık ve hassas bir süreçtir. Kurumların finansal risk durumunu gösteren nakit akış verileri, kredi başvurularının değerlendirilmesinde çok önemli bir rol oynamaktadır. Kurum yöneticilerine daha detaylı stratejik kararlar alma ve finansal riskleri yönetme konusunda rehberlik eden çeyreklik finansal veriler, kurumların performanslarına ilişkin sonraki dönemleri tahminlemede ve alınacak önlemlerin belirlenmesine yardımcı olmaktadır. Çalışmada kullanılan 282 şirketin 2018-2022 yılları arasındaki çeyreklik dönem verilerinin uygunluğu dikkate alınarak etkin modeller oluşturulması ve bu algoritmaların bilgi kriterleri ile değerlendirilmesi alanında özgün bir yaklaşım sağlanması hedeflenmiştir. Verideki bağımlı değişkenin dengesiz dağılımı nedeniyle, makine öğrenimi algoritmaları ile birlikte örnekleme tekniklerinin kullanıldığı detaylı bir analiz, kredi sınıflandırma sürecinde işletmelerin çeyreklik dönemlerdeki performanslarını karşılaştırmak için oluşturulan farklı modelleri değerlendirildiği ve nakit akışı verilerinin süreçteki rolü vurgulanmak istenmiştir. Çalışmada, Rastgele Orman Sınıflandırıcısı (RF), Gradyan Artırma Sınıflandırıcısı (GBC), Aşırı Gradyan Artırma Sınıflandırıcısı (XgBOOST), Hafif Gradyan Artırma Sınıflandırıcısı (LGBM), Karar Ağacı Sınıflandırıcısı (DT), Ekstra Ağaçlar Sınıflandırıcısı (ETC) ve Naive Bayes (NB) algoritmaları kullanılarak modeller oluşturulmuştur. İlk aşamada kurulan çeyrek dönemler için 20 farklı modelin performansları doğruluk ve F1 skoru ile değerlendirildiğinde algoritrma performansları yüksek ve birbirine yakın bulunmuştur. Sonrasında, tüm çeyrek dönemler için oluşturulan tek bir model F1 değerinin ilk aşama modellerinin F1 ortalamasından daha düşük olduğundan en iyi model olarak seçilmiştir. Seçilen modelde, veri dengelemek amaçlı GBC algoritması ve aşırı örnekleme tekniği uygulanmıştır. Eğitim, test ve validasyon verisinde doğruluk, duyarlılık ve kesinlik değerleri kontrol edilerek yüksek bir performans sergilendiği görülmüştür. Önceki yıllarda kullanılan veri yapılarından farklı bir veri yapısı kullanılarak yapılan bu kapsamlı analiz, finansal verilerde önemli yeri olan nakit akış tablolarında çeşitli makine öğrenmesi yöntemleri ile risklerin öngörülmesi amaçlanarak elde edilen sonuçlar değerlendirilmiştir
Structural Characteristics of the Earthquake-Prone Building Stock in Istanbul and Prioritization of Existing Buildings in Terms of Seismic Risk-A Pilot Project Conducted in Istanbul
Earthquakes have caused catastrophic results in cities since the beginning of settled life, and the cumulative experience of these events has indicated that the lack of seismic resilience brings enormous economic losses and threatens human life. Consequently, the importance of seismic risk mitigation of earthquake-prone structures has arisen to reduce the primary and secondary losses resulting from seismic events in the last decades as developments in the earthquake engineering field occur. The first step for ensuring seismic resilience is the identification of risky buildings, which is a difficult challenge for metropolises like Istanbul since the building stock consists of over a million buildings. Applying code-based detailed assessments to so many buildings is not practical in terms of time and cost. Moreover, the current code-based detailed assessment methodologies such as Provisions for the Seismic Risk Evaluation of Existing Buildings under Urban Renewal Law (2019) and Turkish Building Earthquake Code (2018) provide discrete predictions for existing buildings as either risky or non-risky or satisfying life safety/controlled damage or not. However, a ranking system based on a reliable and realistic risk classification to prioritize the buildings is needed. Therefore, as a pilot project, nearly 23,000 reinforced concrete buildings in 37 different districts of Istanbul have been investigated by Istanbul Metropolitan Municipality (IMM) through PERA2019 performance-based rapid assessment methodology by considering the Design Level and Scenario-Based Earthquake cases. This is the most up-to-date and comprehensive site survey and analysis conducted in Istanbul up to now. In this paper, the characteristics of the building stock in Istanbul based on the conducted site work and the outcomes of the rapid seismic safety assessment efforts are summarized. Then, a discussion on the seismic risk evaluation of the existing residential buildings based on the prioritization of the examined buildings is presented through the results obtained for the Design Level and Scenario-Based Earthquake cases
Biyofilik tasarımın evrimsel temelleri ve iç mekanda doğa etkileşiminin insan üzerindeki olası etkileri
Biyofilik tasarım, doğal unsurların yaşam alanlarına entegre edilmesini hedefleyerek, insanların fiziksel ve zihinsel sağlıklarını iyileştirmeyi amaçlayan bir tasarım yaklaşımıdır. Bu çalışma, insanın doğayla olan ilişkisini evrimsel bir perspektifle inceleyerek biyofilik tasarımın insan refahı üzerindeki etkilerini bilimsel veriler ışığında araştırmaktadır. Araştırma, evrim teorisinin temelleri ve insan-doğa ilişkisinin tarihsel gelişimi üzerine kuruludur. Erken hominidlerden modern insana uzanan süreçte insanın çevresel adaptasyonları ve doğaya karşı geliştirdiği tercihler; bu tercihlerin temelinde yatan evrimsel mekanizmalar ve psikolojik faktörler detaylı bir şekilde incelenmektedir. Ayrıca, mekan algısının evrimsel kökenleri ve insan beyni üzerindeki etkileri nöromimarlık araştırmaları ışığında tartışılmaktadır. Mekan algısının insan beyni ve davranışları üzerindeki etkileri ele alınarak, biyofilik tasarımın nörobilimsel yönü vurgulanmaktadır. Çalışma kapsamında yapılan literatür taraması ve incelenen deneysel çalışmalar, biyofilik tasarımın iş yerlerinde verimliliği artırabileceğini, eğitim mekanlarında öğrenci başarısını iyileştirebileceğini ve sağlık mekanlarında hastaların iyileşme süreçlerini hızlandırabileceğini ortaya koymaktadır. Bu doğrultuda, doğal unsurların iç mekan tasarımına entegrasyonunun potansiyel faydaları ve uygulama stratejileri değerlendirilmekte, biyofilik tasarımın insan üzerindeki olumlu etkileri bilimsel verilerle desteklenmektedir. İnsan sağlığı ve refahını gözeten yeni bir bakış açısı ve tasarım anlayışı olan biyofilik tasarımın yaygın olarak benimsenmesi hem bireysel hem de toplumsal düzeyde önemli faydalar sağlayacaktır. Sonuç olarak, bu tez, "biyofilik tasarımın iç mimarlık alanında yeni bir paradigma oluşturabileceği ve modern yaşam alanlarının tasarımında doğayla uyumlu ve insan odaklı çözümler sunabileceği" savını, teorik temeller ve ampirik verilerle desteklemenin yanı sıra, bu ilkelerin uygulanabilirliğini gösteren özgün bir tasarım projesiyle de somutlaştırmaktadır
Structural control system that can also be monitored in the improvement of historical buildings:The example of Cizre Red Medrasah
Bu çalışma, mevcut yapı stoku üzerinde çağdaş yaşam koşullarının doğurduğu ihtiyaçlar nedeniyle yapılan müdahaleleri ve koruma ve restorasyon çalışmalarında, tarihi yapılarda oluşan bozulma, hasarlar ve çağdaş ihtiyaçlardan doğan müdahale yöntemlerini ele almaktadır. Özellikle günümüzde yaygın şekilde kullanılan çağdaş müdahale yöntemleri açıklanan çalışmada, güncelliğini kaybetmiş eski geleneksel müdahale tekniklerine de yer verilmiştir. Birinci bölümde Tezin amacı, kapsamı ve yöntemi açıklanarak, çalışmanın ana hatları ortaya konmuştur. İkinci bölümde, koruma ve restorasyon sürecinde yapılara yapılan müdahaleler açıklanmış, Yapı özelinde ve çevre özelinde yapılan müdahaleler olarak iki gruba ayrılarak aktarılmıştır. Yapı üzerinden yapılan müdahaleler yapısal müdahaleler, malzeme müdahaleleri ve çağdaş gereksinim müdahaleleri olarak üçe ayrılmış çevre üzerinde yapılan müdahaleler de zemin müdahaleleri, afete yönelik müdahaleler, hava şartlarından koruma müdahaleleri ve yakın çevre müdahaleleri olarak dört gruba ayrılmıştır. Yapı müdahalelerinden Yapısal müdahaleler; Temel, Duvar, döşeme, taşıyıcı sistem elemanları, üst örtü elemanları ve çatı elemanları olarak sınıflandırılmış, elemanlarda bozulmalara neden olan etkenler açıklanarak yapılan müdahaleler anlatılmıştır. Malzeme müdahaleleri taş, tuğla, kerpiç, ahşap, metal, harç, sıva olarak ayrılmıştır. Malzemede bozulmalara neden olan etkenler açıklanarak yapılan müdahaleler anlatılmıştır. Çağdaş gereksinim müdahaleleri ise plan müdahaleleri, enerji etkin müdahaleler, teknik sistem müdahaleleri ve altyapı ve tesisat müdahaleleri olarak ayrılmıştır. Çevre müdahalelerinden zemin müdahaleleri zemin iyileştirme ve yük aktarma yöntemleri, afete yönelik yapılan müdahaleler sismik müdahaleler ve yangına karşı müdahaleler, hava şartlarından koruma müdahaleleri, örtü-kabuk sistem müdahaleleri ve drenaj müdahaleleri, yakın çevre müdahaleleri peyzaj müdahaleleri ve niteliksiz yapıların ayıklanması olarak her biri iki başlık altında toplanmıştır. Üçüncü bölümde, tez kapsamında vaka olarak seçilen yapının konumu, tarihçesi, mimari özellikleri, restitüsyon dönemleri ve restorasyon öncesi tespit edilen hasar durumu anlatılmıştır. Dördüncü bölümde vaka olarak incelenen yapıda restorasyon sürecinde uygulanan müdahaleler oluşturulan sınıflandırma sistemine göre değerlendirilmiş müdahalelerin belirleme süreci uygulanma aşamaları ve sonuçları belirtilerek her müdahalenin yanlış ve doğru etkileri açıklanmaya çalışılmıştır Beşinci bölümde tez yönteminde oluşturulan müdahale sınıflandırma sistemine göre "Restorasyon Müdahaleleri Analiz Föyü" tasarlanmıştır. Üçüncü bölümde örnek restorasyon çalışmasında uygulanan müdahaleler tasarlanan föye göre değerlendirilerek müdahalelerin analizi yapılmıştır