Mimar Sinan Fine Arts University Institutional Repository
Not a member yet
9810 research outputs found
Sort by
Antik Yunan, Roma ve Erken Bizans Dönemleri sanatlarında göğe yükselişin İkonografisi
Göğe Yükseliş hemen her kültürde karşımıza çıkan, evrensel bir fenomendir. Göğe yükseliş, yeryüzünden yukarı doğru yapılan alegorik ya da birebir göksel yolculukları tanımlar. Beden dışı veya ruh-beden bütünlüğü içerisinde gerçekleşebilirler. Bedensel yolculuklar nakil anlatıları ile ortaklıklar taşır. Göğe yükseliş özneye statü artışı sağlayabilir. Bu çalışmanın perspektifinde göğe yükseliş, yeryüzüne ait olan ya da yeryüzünde bedenlenen varlığın, göğün katmalarına; üst göğe, Güneş, Ay ve yıldızların bölgesine ya da göğün ötesine yolculuğunu temel alır. Çalışmada göğe yükseliş motifi merkeze alınarak, Yunan ve Roma dünyasının pagan bağlamından Hristiyan bağlamına; Erken Hristiyanlıktan Bizans dünyasına göğe yükseliş temsilleri incelenecektir. Öncelikle göğe yükseliş motifi morfolojik bir yaklaşımla ele alınacaktır. Literatür incelemesi ve ikonografik değerlendirme sonucu tanrısal güç, tanrısal onay ve tanrısal müdahale olmak üzere sonuç kısmında üç kategorik grup önerilmiştir. İlki yükselen figürün kendisine, diğer ikisi dışsal etkilere bağlıdır. Metin ve imge karşılaştırıldığı zaman, sanatçıların göğe yükselişi, âşina oldukları vasıtaların imgeleriyle aktardıklarını ve bazen bu durumun Herakles ve Ganymedes ikonografisinde olduğu gibi miti yeniden şekillendirdiğine şahit oluyoruz. Ayrıca bazı durumlarda quadriga ya da kartal gibi imgelerin kendileri bizzat göksel referans oluştururlar. Bu imgeler, mekânı yersellikten gökselliğe taşır. İkonografik incelemede mekân kurgusu, peyzaj, uzamsallık, tanıklık, etkenlik ve edilgenlik gibi özellikler üzerinde özellikle durulmuştur. Ayrıca eserin izleyicisinin katılımı da göz önünde bulundurulmuştur. Bunların yanında, Hristiyan apolojistleri pagan çağdaşlarının göksel yolculuk anlatılarından haberdar olmakla beraber, pagan anlatıların yanlış inanışların sonucu olduğunu savunurlar. İsa'nın göğe yükselişini paganizmi çürütme argümanı olarak kullanırlar. Özellikle Iustinus Marytr'da İsa'nın göğe yükselişini, Yunan ve Roma dünyasından aldığı mitolojik ve tarihsel karakterlerin yükselişleri ile karşılaştırmasına şahit oluruz. İsa'nın yükselişi, Hristiyanlar tarafından aynı zamanda İlyas'ın yükselişi ile de karşılaştırılmıştır
Evaluation of the Efficiency Factor in Tessellation Design with Symmetry Group Theory and Algorithm Aided Design Tools
Doğada biçimlenme yöntemleri sayılamayacak kadar çeşitlidir. Bu çeşitlilikte verim, tasarruf ve yarar olguları ile doğrudan ilişkili olarak görev alan simetri, fiziksel çevrelerdeki tüm etkinliklerin temelindedir. Tarih boyunca insan yapısı çevrelerin inşasında simetriyi doğada oluşturan yollar uyum ve düzen sağlamak amacıyla taklit edilmiş; simetriye duyulan bu ilgi, tasarımı görsel, anlamsal ya da işlevsel düzeylerde ilgilendirebilecek çeşitli doğaya öykünme modelleri ortaya çıkarmıştır. Bu biyomimetik süreçler kimi zaman estetik, kimi zaman yapısal beklentilerle şekillenmiş; simetrinin kompaktlık getirileri ile pek çok zaman yapısal ve üretimsel faydalar sağlanmıştır.
Günümüzde tasarım süreçlerinde kullanılan kimi üretken tasarım araçları, simetrinin doğadaki en az enerji ile en çok verim sağlayabilme amaçlarını insan yapısı çevreler için yeniden düşünebilme imkanı sunmaktadır. Çalışma, simetrinin doğa ve tasarım arasındaki döngü için olası yöntemsel katkılarını bu yönteme göre araştırma ve doğal modülerliğin malzeme, enerji ve zaman tasarrufu etkenlerini mimari yüzey tasarım süreci ile örtüştürme amaçları üzerine inşa edilmiştir. Çalışmada, doğa bilimleri, sanat ve matematik gibi çeşitli alanların kesişimindeki simetri kavramına dair olan nitel ve nicel bulgulardan ve kavramın estetik ve pragmatik doğasını irdeleyen çeşitli dünya görüşlerinden yararlanılmıştır. Çalışma, ‘‘döşeme örüntüsü tasarımında daha az hamle ile daha fazla sonuç elde edebilmek’’ ve ‘‘daha az sayıda prototipi kalıp olarak kullanarak daha fazla alan geçebilmek’’ gibi verim ile ilişkili tasarım sorunlarına dayanmaktadır. Bu sorunların çözümü için Grasshopper 3d algoritma destekli tasarım programı simetri grup kuramına dair güncel notasyonlarla birlikte kullanılmıştır.
Kurgulanan üretken tasarım yönteminde eğrilerin biçimlendirmede etkili olduğu eğrisel çekim metodu sinus ve bezier grafikleriyle Z koordinatına olan izdüşümü hesaplanmış ve birbirleriyle uyumlu olarak birleşebilen üç boyutlu yüzey modülleri oluşturulmuştur. Bu yolla baskısı alınabilir toplam 360 adet dijital döşeme örüntüsü üretilmiş ve simetri grup kuramına göre tasnif edilmiş; bazı modeller için deneysel prototip üretimi yapılmıştır. Geliştirilen algoritma tabanlı tasarım süreci için modül ve yüzey tasarımında verim beklentisini karşılamak adına, simetri grup kuramını temel alan tariflerin yer aldığı, dijital ve fiziksel ortamda üretim yollarını araştıran deneysel bir yöntem kurgulanmıştır. Bu yöntemdeki temel amaç farklı kristalografik tavırlardaki dizgelerin kare ve dikdörtgensel platformlar yoluyla tekrarlı olarak üretilebilmesini sağlamaktır.
Doğa ile ilişkili bu kuramsal modelin tasarım sürecine adaptasyonu için biçim üretiminde sayısal değerler aracılığıyla denetlenebilir kalıtsal ilişkiler planlamaya olanak tanıyan üretken tasarım aygıtları kullanılmıştır. Üretken tasarım yöntemi, simetriye ve doğadaki modülerliğe dair analojik basitleştirmelere olanak tanımış ve simetrik etkinliklerin doğadakine benzer kalıtsal benzerlikler yoluyla değerlendirilebilmesini sağlamıştır. Doğanın fiziksel sınırlarını pragmatik anlamda temel alarak tasarlanan algoritmayla eşbiçimli modülerlik içeren farklı mekânsal dizgelerde de kullanılabilecek sistematik bir şablon üretilmiş; doğal ve yapay yüzeylerin zaman ve maliyet verimliliği çerçevesinde benzer roller üstlenebileceği, fakat üretimde kolaylık sağlamak adına farklı simetri türlerindeki yapılarda sayısal değerlerin gözetiminin gerektiği sonucuna varılmıştır.Formation methods of nature are boundless. In this abundance, symmetry, directly associated with cost and time efficiency, lies behind all activities in physical environments. Throughout history, symmetry is considered a factor of harmony and order in human-made environments as a visual, spiritual, and functional tool, has been seen as a connecting path between the designer and nature. Biomimetic processes involving symmetry, have been shaped by aesthetic and structural expectations, providing compactness and productive contributions to the design processes besides its visual and semantic benefits. Today, some productive design tools used in design processes offer the opportunity to rethink the aims of symmetry in nature to provide the highest efficiency with the least energy for human-made environments. The study aims to investigate the possible methodological contributions of symmetry to the cycle between nature and design. It overlaps the material, energy and time-saving factors of natural modularity with the architectural surface design process. In this study, qualitative and quantitative findings about the concept of symmetry at the intersection of various fields such as natural sciences, art, and mathematics, as well as various worldviews examining the aesthetic and pragmatic nature of the concept, were used. The study is based on productive design problems such as to achieve more results with fewer steps in tesselation design and to cover more space by using molding and using fewer prototypes. Algorithm-aided design software called McNeel Grasshopper and up-to-date notations of symmetry group theory were used to solve these problems. In the generative design method, the curve attraction method, in which the curves are effective in formation, is projected to the Z coordinate with sinus and bezier graphics, and three-dimensional surface modules that can be combined with each other are created. In this way, a total of 360 printable digital tiling patterns were produced and classified according to the symmetry group theory. Experimental prototypes were produced for some models. For the algorithm-based design process developed, an experimental method that investigates the production ways in digital and physical environments for module and surface design has been designed. The main purpose of this method is to ensure that strings in different crystallographic manners can be reproduced repetitively with square and rectangular bases. In order to adapt this theoretical model related to nature to the design process, generative design devices that allow controllable hereditary relations through numerical values are used in the production of form. The generative design method allowed analogical simplifications of symmetry and modularity in nature, enabling symmetrical activities to be evaluated through inherited similarities to those in nature. With the algorithm designed on the pragmatic basis of the physical limits of nature, a systematic template that can be used in different spatial systems has been produced. It has been concluded that natural and artificial surfaces can play similar roles within the framework of time and cost efficiency, but numerical values should be observed in structures with different symmetry types in order to facilitate production
Türkiye'de ünivesite muhtariyeti tartışmaları (1923-1960)
Yükseköğretim tartışmaları, Türk tarihinin son iki yüzyılında siyaset içerisinde sıkça kendine yer bulan meselelerden biridir. Cumhuriyetin ilanından 1960 darbesine giden süreç içerisinde, üniversitelerin özerklik statüsü, en çok tartışılan konulardan biri olmuştur. Üniversiteye muhtariyet verilmesine dair talepler, 1939 yılından itibaren artmaya başlamış, 1946 yılında Üniversiteler Kanunu çıkarılana dek devam etmiştir. 1946 yılında üniversite ve fakültelere tüzel kişilik verilmesi, demokrasi adına oldukça önemli bir adım olarak nitelendirilmiş ve çok partili demokrasiye giden sürecin önemli bir unsuru haline gelmiştir. Çok partili demokrasiye geçişin ardından üniversite muhtariyeti meselesi, Demokrat Parti ve muhalefetin arasındaki tartışmaların zeminini hazırlayan bir mesele olmuştur. Demokrat Parti döneminde üniversite muhtariyetini sınırlandıran birtakım kanunların çıkarılması, "demokratik rejime müdahale" olarak görülmüş ve Demokrat parti ve Üniversite arasında yıllar sürecek gerginliğin başlangıcını oluşturmuştur. 1956 yılında Siyasal Bilgiler Fakültesi dekanı Turhan Feyzioğlu'nun görevden alınması, üniversite muhtariyeti tartışmalarının tekrar gündeme gelmesine yol açmıştır. Tezimizde Demokrat Parti döneminde kamuoyunda özerk üniversite tartışmaları incelenecektir. Cumhuriyetin ilanından 1960 darbesine kadar olan süreçte, üniversite muhtariyetinin ne şekilde ele alındığı ve bu durumun kamuoyuna yansımaları araştırmamızın zeminini teşkil etmektedir
Psikedelik akımın minimalist müziğe etkileri: La Monte Young ve Terry Riley'nin eserlerinde psikedelik eğilimler
Bu araştırma, "psikedelik akımın Minimalist müziğe etkileri nelerdir?" ve "bu etkiler nasıl gözlemlenebilir?" sorularını, La Monte Young ve Terry Riley'nin eserleri özelinde cevaplamayı amaçlar. Bu doğrultuda literatür taramasına ek olarak bestecileri araştırma sürecine dahil etmek için Young ve Riley ile; çoklu medya-psikedelik duyarlılık ilişkisini öğrenebilmek için de Morton Subotnick ve Ramon Sender'la çevrimiçi yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Aynı amaç doğrultusunda Young'ın Dream House'unda bir haftalık bir araştırma yapılmış; psikedelik-çoklu medya için merkez bir kurum olan San Francisco Tape Music Center'dan kalan ve Mills College'da korunan malzemeyi de kapsayacak şekilde literatür taraması genişletilmiştir. San Francisco Tape Music Center'ın kendi gelişimini sürdürürken avangarda olan katkıları niş kavramıyla kurulan analojiye dayanılarak incelenmiştir. Analitik bağlam için üç bileşenli bir yaklaşım kurgulanmıştır. Bunlar: Bir psikedelik deneyimi anlayabilmek için model sağlayan, Allan Hobson'un beyin-bilinç kavramı ve Etkinlik-Girdi-Modülasyon modeli (EGM); psikedelik esinle minimalist müzik arasındaki zamansal bağlantıyı açıklayabilmek için Frederic Melges'in şimdinin uzaması kavramı ve bunun dikey müzikteki karşılığını arayan Jonathan Kramer'in müziksel zaman terminolojisi ve bestecilerle yapılan görüşmelerdir. Bu yaklaşım kapsamında, altı kavramsal odakta yapılan çıkarımlar dikkat çekici sonuçlar sağlamıştır. Zamansal disoryantasyon odağı bestecilerin psikedelik deneyimlerdeki şimdinin uzamasını yaratmak üzere geçmiş-şimdi-gelecek ardışıklığını ve bununla bütünleşik olan doğrusal zaman ve teleolojik dinlemeyi engellemek için şimdide merkezlenen bir zaman duyusu kuran dronları (Young) veya tekrarı (Riley) kullandığını göstermiştir. İkinci odakta psikedelik deneyimlerde odaklanılan dış uyarıcıların analogları olacak şekilde müziksel malzemenin dronlara (Young) veya basit tekrarlı kalıplara (Riley) indirgendiği görülmüştür. Üçüncü odakta psikedelik deneyim esnasında dış uyarıcılarda ortaya çıkan algısal değişimleri Young'ın ikincil akustik fenomenler aracılığıyla, Riley'nin ise sonsuz kombinasyona imkan veren tekrarlı kalıplarla yarattığı görülmüştür. Dördüncü odak psikedelik deneyimlerde artan içsel uyarıcı yoğunluğunun karşılıklarının bireysel hayal gücü ve sonik hafızada bulunduğunu göstermiştir. Beşinci odak psikedelik deneyimlerle birleşen çeşitli spiritüel deneyimlerin örnek eserlerde başlatıldığını göstermiştir. Son çıkarım odağı duyular arası birleşimin (sinestezi) Dream House'un temeline nüfuz ettiğini göstermiştir. İlk iki odaktaki çıkarımlar psikedelik esinin minimalist müziğin doğrudan yapısal özelliklerini etkilediğini göstermiştir. Bu araştırmayla psikedelik akımın minimalist müziğe etkileri tümel olarak tespit edilmiştir
Eğitim yapı cephelerinde kinetik gölgeleme elemanı kullanımının enerji performansına etkileri
Mimari yapılar, doğadaki canlılar gibi bulundukları ortama adapte olmaktadır. Bu durum da yapıları stabil durumdan çıkartıp daha hareketli hale getirmektedir. Mimaride uzun yıllar süren değişim, dönüşüm ve teknolojideki gelişmeler ile birlikte kinetik mimari kavramı oluşmuş ve yapıda farklı alanlarda kullanılmaya başlanmıştır. Bunun sonucunda çevresel koşullara ve ihtiyaçlara cevap veren, enerjinin daha etkin kullanıldığı kinetik elemanlar içeren yapılar ortaya çıkmaya başlamıştır. Değişken koşullara göre dönüşebilen kinetik cepheler bu çalışmada eğitim yapıları üzerinden incelenecektir. Eğitim yapılarında ise öğrenme eyleminin sağlıklı şekilde gerçekleşmesi için yapının cepheyle kurduğu ilişki ve iç mekân konforu önem kazanmaktadır. Bu çalışmada çeşitli ülkelerde yapılmış kinetik cepheye sahip eğitim yapı örnekleri ele alınarak cephede kinetik elemanların kullanım amacı incelenmiştir. Millî Eğitim Bakanlığı'na bağlı bir ilkokul projesinin mevcut cephesine hareketli bir eleman tasarımı eklenerek Autodesk Revit programı ve eklentileri aracılığıyla enerji ve güneş ışığı analizi yapılmıştır. Değerlendirme kısmında yapının enerji tüketim/korunum durumları ortaya konulacaktır
Investigation of university websites from technology acceptance model and information architecture perspective: A case study
Factors, such as whether a website is designed to be user-oriented beyond its mere visual design, its effectiveness and efficiency, its usability, and the organisation of the information it offers, have come to the fore once again after the Covid-19 pandemic. It has been evident that the link structure in a website, better known as the website's information architecture, helps the practitioners with identifying factors that affect the usability of a website. In this sense, practitioners must ensure that the information architecture supports the usage intentions of a websites' visitors to better serve and motivate them. However, in many cases, different types of users navigate websites that contain immense amounts of information, so understanding their needs is also important for practitioners. In parallel, this article addresses the problem that different visitors of a large-scale website will need to navigate through dense information to find the information they are looking for, and the information architecture of the website must support different user tasks for the website to be widely adopted. Thus, unlike previous studies, this article combines the principles of information architecture and the technology acceptance model to investigate the effect of information architecture on visitor's usage intentions. The work also guides practitioners in developing architectural strategies to better enable visitors to fulfil their objectives in the least amount of time.Mimar Sinan Fine Arts University Scientific Research Projects Program [2020-13]The author(s) disclosed receipt of the following financial support for the research, authorship, and/or publication of this article: This research was funded by Mimar Sinan Fine Arts University Scientific Research Projects Program (grant acronym: BAP, no: 2020-13)
Heykel dökümünde cold-castıng tekniği ile form önerisi
Cold-casting, dökümhanelerde metallerin eritilerek dökülmesine alternatif olarak, reçine ve metal tozları kullanılarak yapılan bir tekniktir. Bu teknik hem estetik hem de pratik açıdan dikkate değer avantajlar sunar. Bu çalışma, cold-casting tekniğinin uygulanma yöntemlerini ve sunduğu çeşitli faydaları kapsamlı bir şekilde ele almaktadır. İlk olarak, cold-casting'in bağlayıcı bileşeni olan reçine ele alınmış ve bu malzemenin bilinen bazı sanat yapıtlarındaki kullanımına dair örnekler sunulmuştur. Özellikle, reçinenin alışılmışın dışında ve yaratıcı şekillerde nasıl kullanıldığına dair ünlü sanatçılardan örnekler verilmiştir. Çalışma boyunca, cold-casting tekniğinin açıklanması ve uygulanması sürecinde üretilen heykellere de yer verilerek, okuyucunun teknik hakkında daha derinlemesine bilgi edinmesi amaçlanmıştır. Kullanılan malzemeler ve bu süreçte dikkat edilmesi gereken güvenlik önlemleri de detaylı bir şekilde açıklanmıştır. Cold-casting tekniğinde, reçine ve metal tozlarının karıştırılmasıyla elde edilen malzemenin kalıplara dökülmesiyle istenilen şekiller oluşturulur. Bu süreç, geleneksel döküm yöntemlerine göre daha düşük maliyetli ve daha az tehlikelidir. Ayrıca, cold-casting tekniği, sanatçılara daha fazla yaratıcılık özgürlüğü sunar. Araştırma sonucunda, cold-casting tekniğinin estetik ve ekspresif potansiyeli değerlendirilmiş, avantajları ve dezavantajları tartışılmıştır. Bulgular, bu tekniğin sanatçılara geniş bir ifade yelpazesi sunduğunu ve eserlerin zamanın izini taşıyan estetik katmanlarla donatılmasına yardımcı olduğunu göstermektedir. Bu durum, eserlerin benzersiz ve duygusal bir bağ kurma potansiyelini de artırmaktadır. Cold-casting tekniği, sanatçılar için yenilikçi ve etkili bir araç olarak değerlendirilmektedir
Sosyal tarih yazımında hapishane müzelerinin yeniden yorumlanışı: Yassıada örneği
Tarihyazımının evrimi antik çağlardan bugüne devam eden dinamik bir süreçtir. Bu süreçte farklı tarihyazımı yaklaşımları ile karşılaşırken günümüzde yaygın eğilimlerin ise postmodern yazım yaklaşımlarına uygun olduğunu görmek mümkündür. Buna göre tek de doğru bir tarih yoktur. Çeşitli anlatılar üzerinden yapılan tarihler vardır. Bu bağlamda hapishaneler, ceza sisteminin önemli bir unsuru olarak tarih boyunca dikkat çeken konulardan biri olmuştur. Hapishaneler ise tarih boyunca ceza sisteminin araçlarından biri olarak karşımıza çıkmakta ve cezanın eski çağlardan itibaren amacı ve işlevi dikkati çekmektedir. Özellikle modern hapishane sistemlerinin doğuşu ile cezanın iktidar ile organik bağı kendisini hapishane mimarisi (panoptikon) başta olmak üzere göstermektedir. Foucault'un iktidar ve disiplin teorisi ile hapishanelerin insanları kontrol ve toplumsal düzenle normlara entegre etme aracı olarak işlev gördüğü bilinmektedir. Tarihi hapishanelerin zaman içinde atıl kalmasıyla birlikte nasıl işlevlendirileceği konusu gündem olmuştur. Bu bağlamda karanlık turizm kategorisinde değerlendirilen hapishaneler müzeleştirilmiş ve karanlık turizmin ölüm, felaket ve acı ile ilişkilendirilen yerleri olarak görülmüşlerdir. Dünyadaki hapishane müzelerine bakıldığında bu müzelerin ticarileştirilmesi sorununun hala canlı olduğu görülmektedir. Acının ticarileştirilmesi sorunu bu müzelerde anma, empati duyma, umut dolma, özgürlük, direniş gibi olumlu duyguların önüne geçmesine sebep olmaktadır. Tüm bu politik etik sorunlar yine iktidarla bağlantılı olarak görülmektedir. Hapishane müzeleri bir hafıza mekanıdır. Hafıza ise tarihyazımıyla yakından ilişkilidir. Her ikisi de geçmişi anlama ve yorumlama çabalarının temelini oluşturur. Ancak aralarında farklar vardır. Hafıza yaşanan deneyimlerin ve gruplar tarafından üretilen yaşamın kendisidir, öznel ve sürekli bir gelişim içindedir. Tarih ise geçmişi yeniden oluşturur ve genellikle daha analitik bir yaklaşıma dayanır. Ancak postmodern anlayışa göre tarihyazımı nesnel değildir ve her zaman manipülasyona açıktır. Özellikle hapishane müzeleri gibi hafıza mekanlarında. Yeni müzecilikle birlikte müzelerde daha demokratik, kapsayıcı ve etkileşimli bir yaklaşım benimsenmesi ön görülmüş ve postmodern müzecilik olarak da adlandırılan bu anlayış çeşitliliği ve çok sesliliği ön plana çıkararak, müzelerin sadece bilgi sunan kurumlar olmaktan çıkıp, toplumsal meselelerin tartışıldığı platformlar haline gelmesine katkıda bulunmuştur. Bu bağlamda hapishane müzelerinin ceza adaleti, insan hakları, umut vb. konuları ele alması ehemmiyet taşımaktadır. Dünyadaki örnekler içinde Robben Adası önemli bir hafıza mekanı özelliği taşır. Nelson Mandela'nın da etkisiyle buradaki hapishane direniş ve umut temalarıyla yıllar boyunca hafıza mekanı özelliğini korumuştur. Türkiye'deki ise var olan hapishane müzeleri içinde Sinop ve Ulucanlar Cezaevi müzeleri hafıza mekanı olarak değerlendirmeyi hak eder. Yassıada ise sadece hapishane özelinde değil hafızanın yeniden inşası açısından önemli bir yer tutar. Yassıada'nın demokrasi ve özgürlükler adasına dönüşüm süreci ve bu süreçte yaşanan 1960 yılı yargılamaları, Adnan Menderes figürü ve idam kararları gibi olaylar, tartışmalı bir geçmişi yansıtmaktadır. Bu çalışma, Yassıada hakkındaki tartışmaları, karanlık turizm ve yeni müzecilik anlayışı çerçevesinde tartışarak Yassıada'yı hafıza mekanı perspektifinden değerlendirmiştir
Generalized Normal Forms in Dynamical Systems Near Equilibrium
Chaotic behavior of continuous dynamical systems is usually investigated using numerical techniques where sensitivity requires correct choice of method. Calculations may lead to truncation errors so that the dynamical behavior of the system might be misunderstood. To get a better understanding of the system, a more comprehensive analytic approach should be used to complement numerical methods. The central manifold or normal form approach can enable one to understand the system if the eigenvalue spectrum of the linearized system has the required characteristics. An alternative approach is using non near identity transformations. In this study, we try to modify the eigenvalue spectrum by means of scaling or logarithmic transformations to selected nonlinear systems mostly with three degrees of freedom that can modify or push resonances to higher orders and remove or simplify continuous time dynamical systems, such as those studied by Sprott to get a better picture of its qualitative behavior
Türkiye’de ruh sağlığı alanındaki tertibatlar üzerine inceleme
Bu çalışmada, Türkiye'de ruh sağlığı alanının yasal, mekânsal, bilimsel, kurumsal ve söylemsel düzeyde, Michel Foucault'nun kullandığı anlamıyla tertibatlar aracılığıyla kuruluşu ve işleyişi incelenmiştir. Özellikle kurumsal psikiyatri eleştirisi zemininde gelişen, toplum temelli bakımı hedefleyen ve kurumsuzlaşma olarak adlandırılan dönemle birlikte ortaya çıkan sorunsalların Türkiye'deki karşılıkları ele alınmıştır. Öncelikle Avrupa'da on sekizinci yüzyılın sonlarında tımarhanelere kapatılmış delilerin zincirlerinin kırılması miti ile başlayan ruh sağlığı reformlarının seyrinin, deliliğin tıbbileştirildiği ve kurumsal psikiyatrinin temellerinin atıldığı dönemi de takip ederek kurumsuzlaşmaya kadar izi sürülmüştür. Ardından, her ne kadar toplum temelli hizmetler olarak anılan yaklaşımlar 1970'lerde yaygınlaşmaya başlamış olsa da 1980'lerden bu yana yoğunluğu ve etkisi artan, fayda-maliyet analizlerini ön plan çıkaran, kamu hizmetlerini azaltan, devletin sorumluluğunu daha fazla bireylere devreden bir yönetimsellikle ruh sağlığını biçimlendiren neoliberal politikalar analiz edilmiştir. Dünya'daki gelişmeler ve genel sağlık politikalarındaki dönüşümler temelinde Türkiye'de ruh sağlığı alanının nasıl kurulduğu, hangi güzergâhları izlediği sergilenip, esas itibariyle 2006 yılında toplum temelli modele geçiş olarak ifade edilen ruh sağlığı alanındaki dönüşüme odaklanılmıştır. Bu çalışmanın amacı dönüşüm söylemini kazıyarak, alanda belli bir iktidarı işleten mekanizmaları, kapsadığı her bir bileşenin konumlarını ve biçimlerini deşifre etmektir. Türkiye'de toplum temelli hizmetlere geçiş ile kurumlara yatış azaltılmış, ancak ruhsal sorunlar yaşayan bireylere yönelik uygulamalarda evde bakım hizmetlerine sıkıştırılan ve bakım emeğinin üstlenilmesinde aileye merkez rol biçen bir paternalizmle hareket edilmektedir. Ayrıca birlikte toplum temelli ruh sağlığı hizmetleri de eleştirel bir bakışla değerlendirilmiştir. Neoliberalizmin kuşatıcılığında, ruh sağlığı alanındaki dönüşümler ile evde bakıma odaklanan, aileyi merkeze koyan sosyal politika ve sosyal hizmet pratiklerinin etkileri belirli bir bütünlükte ele alınmıştır. Bu kapsamda bireyler, aile üyeleri ve profesyonel meslek elemanlarıyla yapılan derinlemesine görüşmelerden yola çıkarak ruh sağlığı alanındaki manevraların nelere tekabül ettiği, toplumsal alanda içerme ve dışlama mekanizmalarının nasıl işlediği gibi konular irdelenmiştir. Araştırma her ne kadar ruh sağlığı alanına odaklansa da bir psikiyatri tarihi ya da sağlık sosyolojisi ile sınırlanmış bir çalışmanın ötesinde denetim, kurum, bakım, aile, etik, değerler gibi konular üzerinden tartışmayı başka alanlar açısından da okumaya elverişli hâle getirmeyi amaçlamaktadır