Mimar Sinan Fine Arts University Institutional Repository
Not a member yet
    9810 research outputs found

    Yapay zeka destekli MidJourney görüntü oluşturma modelinin iç mimari tasarım sürecinde değerlendirilmesi üzerine bir bakış

    No full text
    Tasarım zihinsel bir eylemdir. Yapay zekanın gelişmesi sayesinde suni zihinler tasarım eylemine dahil olabilmektedir. Bu gelişme, insan ve düşünebilen makine arasındaki etkileşimin yeni bir boyutunu temsil ederek, insan-yapay zeka iş birliğinin yeni ilhamlar oluşturabileceğini düşündürtmektedir. Bu bağlamda, iç mimari tasarım sürecinde kullanılabilecek yapay zeka araçlarını farklı perspektiflerden değerlendirmek literatüre katkı sağlayacaktır. Tezin ilk bölümünde araştırma yöntemi hakkında bilgiler verilmiş olup, çalışmanın amacı ve araştırma kapsamı ve ifade edilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde yapay zekanın genel tanımı yapılmış ve iç mimarlık disiplini özelinde yapay zeka uygulamalarının kullanım örneklerine yer verilmiştir. Çalışmanın bu bölümü, literatürden toplanan bilgiler aracılığıyla, yapay zekâ destekli iç mimarlık uygulamalarının sektördeki durumuna genel bir bakış açısı sunmaktadır. Üçüncü bölümde Yapay Zeka Destekli Görüntü Oluşturma Modelleri anlatılmıştır. Difüzyon yapay zeka modellerinin alt dalı olan Görüntü Oluşturucu Modeller tanıtılmıştır. Bu modeller arasında en çok kullanılan araçlardan biri olarak Midjourney yapay zeka aracı ele alınmıştır. Bu modellerin tasarımcılar tarafından ne şekilde kullanılabileceği konusunda bir bakış açısı sunulmuştur. Üçüncü bölümün son aşamasında yapay zeka destekli görüntü oluşturma modellerinin İç Mimarlıkta kullanımı üzerine literatürde yer alan çalışmalar derlenmiş ve aktarılmıştır. Dördüncü bölümde çalışmanın odak noktası olan Midjourney modeli kullanılarak örnek bir iç mekan tasarımı oluşturulmuştur. Midjourney' in en rahat erişime sahip olması ve estetik görsel üretimindeki fenomenliği tercih edilme sebebi olmuştur. Bu uygulamada, Midjourney aracının iki farklı prompt (istem) listesi ile girdi verilmesi sonucunda elde edilen iki farklı tasarım karşılaştırılmıştır. Bu karşılaştırma, yapay zekanın tasarım süreçlerine ne ölçüde avantaj sağlayabileceğini ve farklı yönlendirmelerin sonuçları nasıl değiştirebileceğini anlamak adına önemli bir rol oynamıştır. Dördüncü bölümün son aşamasında görüntü oluşturma araçlarının iç mimari tasarım aşamasındaki etkileri üzerine çıkarımlar yapılmıştır. Sonuç ve öneriler bölümünde, literatür taramaları ve MidJourney çalışması sonuçları değerlendirilmiş, yapay zekanın İç Mimarlık mesleği üzerindeki katkıları belirlenmiştir. Gelecek perspektifinde yapay zekanın İç Mimarlığa katkı sağlayabileceği üzerine çıkarımlar yapılmıştır. Bu katkılar arasında tasarım süreçlerindeki hızın artması, farklı ilhamlara yol açması, tasarım önerilerini daha verimli sunabilme kapasitesi gibi olumlu noktalar yer almaktadır. Gelecekte İç Mimarın hangi yeni rolleri olabileceği hakkında öneriler sunulmuştur. İç mimarların mevcut durumda bu teknolojiyi etkili bir şekilde kullanabilme yeteneğinin önemli bir avantaj olduğu, ancak gelecekte bu yeteneğin iç mimarın hakim olması gereken zorunlu bir kabiliyet olacağı gibi öngörüler belirtilmiştir

    Öğretmenlerin Program Okuryazarlığı Yeterliliğinin Okul İklimine Etkisinde Program Liderliği Algısının Aracı Etkisi

    No full text
    Bu araştırmanın amacı, program okuryazarlığı yeterliliğinin okul iklimine etkisinde algılanan program liderliği düzeyinin aracı etkisinin olup olmadığının incelenmesidir. Belirtilen amaç doğrultusunda, çalışma nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modelinde tasarlanmıştır. Araştırmanın evrenini 2022-2023 eğitim öğretim döneminde İstanbul ili Avrupa yakasında bulunan 525 ortaöğretim kurumunda görev yapan 25.469 öğretmen oluşturmaktadır. Evreni temsil eden örneklem, tabakalı örnekleme yöntemi ile belirlenmiştir. Araştırmanın örneklemini meslek lisesinde çalışan 197, genel lisede çalışan 181 olmak üzere 395 öğretmen oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri Okul Müdürlerinin Eğitim Programı Liderliği Ölçeği, Öğretim Programı Okuryazarlığı Ölçeği ve Okul İklimi Ölçeği ile toplanmıştır. Araştırma verileri SPSS24 ve AMOS24 istatistik programları ile analiz edilmiştir. Araştırmanın sonucunda, öğretmenlerin program okuryazarlık algı düzeyleri yüksek, program liderliği ve okul iklimi algılarının ise orta düzeyde olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bununla birlikte, öğretmenlerin program okuryazarlığı düzeyinin okul iklimine doğrudan pozitif yönde anlamlı etkisi olduğu ve öğretmenlerin program okuryazarlığı düzeylerinin okul iklimine etkisinde eğitim programı liderliği algılarının kısmi aracı etkisi olduğu sonuçlarına ulaşılmıştır

    Müşterek bir "Sorun" olarak iklim krizi: Dayanıklılığın artırılmasında müşterekleşmiş tasarım pratiklerinin rolü

    Get PDF
    Doğanın sunduğu temel kaynaklara bağlı yaşam döngüsü içinde toplu halde hayatta kalabilmek için kurulan kentlerin, iklim değişikliğinin etkisiyle başlamış ve güçlenerek devam edecek gelecek krizlerine karşı nasıl hayatta kalacağı sorusu disiplinler arası bir tartışma konusudur. Kaynakların kontrolsüzce tüketimi ve doğal eşiklere olan fütursuzca müdahaleleriyle insan; dünya ekosistemindeki yerinin ötesine geçerek yıkıcı bir özne olarak var oluşunu sürdürmektedir. İklim krizinin etkilerini körükleyen kolektif eylemlerin kaynağı; aynı zamanda bu etkilerle en sert şekilde yüzleşecek mücadele alanları olan kentlerdir. Bu kısır döngüyü sonlandırmak için insanların bireyden öte toplum olarak var olabildikleri kentsel müşterekleri barındıran kentler, insanların birbirlerine temas ettikleri ve ortak dertlere ortak çözümler aradıkları müzakere zeminine, yeni sosyal/mekânsal ilişki ve sistemlere ihtiyaç duymaktadır. İnsanların sorun ve ihtiyaçlarına ilişkin karar alma süreçlerine dahil olmaları, mekana ve kolektif olarak yürütülen süreçlere aidiyetlik duygularını artırarak gündelik pratiklerin dönüşümünü de tetiklemektedir. Bu iş birliği halinin iklim değişikliği karşısında umut verici yanı ise müşterek yaşama biçimleri, mekânlar ve süreçler yaratarak; zorluklara ve risklere karşı dayanıklılığı artırma potansiyelidir. Bu bağlamda; kontrolsüz kolektif eylemlerden doğan ve sürekli oluş halinde olan iklim değişikliğinin öngörülemez etkilerine karşı mücadelede; zaman aşımına uğramayan, mekanın sınırlarını aşarak toplumsal ilişkileri yeniden üreten süreçlerin tasarlanması için kent yaşamını tarifleyen normatif tasarım-planlama anlayışı ve yöntemlerinin ötesine bakmak gerekmektedir. Dolayısıyla bu çalışmanın çıkış noktası; iklim krizi, tasarım ve müşterekleştirme pratiklerinin kesişimini keşfetmektir. İklim krizi mücadelesinde karşılaşılacak sorunlar ve çatışmalara birlikte çözüm bulabilmek amacıyla, ortak kararların alınacağı ve birliktelik ruhu ile uygulanabilecek çözümlerin üretildiği platformların ve bir araya gelme mekanlarının müşterek pratiklerle üretilmesinin, kentlerin sosyo-ekolojik bağlamda dayanıklılığını artırma gücü olduğu hipotezi ekseninde çalışma şekillenmiştir. Bu çalışmada; müşterekleşmiş tasarım pratiklerinin karmaşık kent sistemlerinde nasıl okunabileceğini, insanların kolektif ruhunun ön plana çıktığında ortaya çıkan potansiyelin kentsel mekanları ve yaşamı nasıl şekillendirebileceğini; iklim değişikliğinin olası etkilerine karşı nasıl çözümleri üretebileceğini ve kentsel tasarım disiplinini ne ölçüde kapsadığı anlayabilmek için müşterekleştirme pratiklerinin görüldüğü deneyimlerin incelenmesi iyi bir başlangıç olarak görülmektedir. Tasarım ve dayanıklılık perspektifinden "Müşterekleşmiş tasarım pratikleri dayanıklılığı artırmak suretiyle iklim krizinin insan yerleşimleri üzerindeki olumsuz etkilerini azaltabilir mi?" Müşterekleşmiş tasarım pratikleri iklim krizine çözüm arayan tasarım disiplinine nasıl katkıda bulunabilir?" soruları tartışılmaktadır. Bu sorular Düzce Umut Evleri ve PLATZprojekt örneklerinde ele alınmış olup, müşterekleşmiş tasarım pratikleri kavramının çerçevesi çizilmiştir. "Müşterekleşmiş tasarım pratiği" kavramında "tasarım" sadece mekana yapılan yapısal müdahaleleri değil, aynı zamanda tabanda geliştirilen alternatif bir toplumun temellerini atan kolektif süreçlerin ve müşterekleştirme eyleminin tasarımını da kapsamaktadır. İki örneğin, kentsel mekânı dönüştürme biçimleri, zorluklarla mücadele etme ve değişime uyum sağlama becerileri ile yeni mekânsal ve sosyal ilişkiler tasarlama süreçlerine yer verilmiştir. Düzce Umut Evleri ve PLATZprojekt örneklerinin müşterekleşmiş tasarım pratikleri olarak ele alınmasının nedeni; mekanın tasarım süreci ve yönetimi konularında karar alma yetkisinin topluluğun kendisinde olması, katılımcı tasarım yöntemlerinin ve inşa süreçlerinin kolektif çabayla üretilmesi ve mekanın bütün bileşenleri ile yeni bir toplumsal pratiğin parçası haline gelmesidir. Müşterekleştirme pratiklerinin beklenmedik krizler karşısında kurduğu yeni sosyal ve mekânsal ilişki sistemleri ile ortaklaşa mekan üretme ve ortak zemin yaratma dinamikleri Düzce Umut Evleri ve PLATZprojekt örneklerinde tartışılmaktadır. Bu bileşenlere ek olarak, literatür taraması ve mülakatlar aracılığıyla topluluk üyelerinin görüşlerine de yer verilmiştir. İklim krizi sorunu, tek başına müşterekleştirme pratikleriyle çözülemeyecek kadar bütüncül bir yaklaşım gerektirmektedir. Ancak müşterekleştirme pratikleri aracılığıyla; toplulukların kaygılarını gelecekteki krizlere karşı mücadeleye dahil etmenin mümkün olup olmadığını sormak, birlikte hareket etme ve ortak zemini güçlendirme arayışı olarak değerlendirilebilir. Düzce Umut Evleri ve PLATZprojekt örnekleri, aşağıdan yukarıya ihtiyaç ve taleplerle örülen kolektif ağların ortak bir mekân ve mekânın ötesinde yeni bir toplumsallık yaratabileceğini tasarım disiplinine hatırlatan bir katkı olarak değerlendirilebilir. Bu noktada müşterekleşmiş tasarım pratikleri, yere özgü ihtiyaçların belirlenmesi ve kaynakların verimli kullanılmasını sağlamak için siyasi baskıyı yönlendirebileceği, dayanışma ve demokrasiyi teşvik edebileceği, deneyim aktarımı yoluyla öğrenme fırsatını sağlayacağı, yenilikçi ve yaratıcı yöntemlere sahip olabileceği için iklim krizleriyle mücadelede önemli bir potansiyele sahiptir

    19. yy.'da gelişen oryantalizm akımı etkisinde Carmen operasının incelenmesi

    Get PDF
    Oryantalizm anlam bakımından Doğu bilimidir. Oryantal Doğu'ya ait, Doğu'yu anlatan, Doğu işi, Doğu tarzı anlamında da kullanılır. Yakın Doğu ve Uzak Doğu toplum ve kültürleri, dilleri ve halklarını inceleyen, batı kökenli ve merkezli alanların tümüne verilen addır. Napolyon'nun 1798'de Mısır seferiyle, Doğu Batı arasında ki çağdaş kültürel ve siyasal bakış açımıza hala egemen olan süreç başladı. Batı ülkelerinin Doğu'nun zenginliğine ve kültürel mirasına duyduğu ihtiyaç tarih boyunca sürmüştür. Edward Said'e göre oryantalizm, İngiltere, Fransa ve Doğu arasındaki özel yakınlıktan kaynaklanmaktadır. Oryantalist etki I. Dünya Savaşına kadar etkisini yitirmeye başlamıştır. Büyük bir kitleyi etkileyen bu büyüleyici coğrafya, resim sanatının yanı sıra edebiyat, müzik, opera, tiyatro, mimari ve birçok sanat dalını beraberinde etkilemiştir. Artık sanatın birçok dalında oryantalist bir hava vardır. Mozart'ın "Saraydan Kız Kaçırma" (Die Entführung aus dem Serail) operası, "Mehter Marşı"ndan etkilenerek yazdığı, 11 numaralı la majör piyano sonatının (K. 331) üçüncü bölümü olan "Türk Marşı" (Rondo Alla Turca) oryantalist eserlere örnektir. Bunun yanında Antonie Galland'ın "Binbir Gece Masalları"'nı Fransızca'ya çevirmesiyle, insanların Doğu'ya olan merakı artmıştır. Müzikte 19.yy Romantizm Çağıdır. Hofmann'nın "Undine" operası (1816) müzikte romantizmin ilk örneklerindendir. Weber'in "Freischütz"'ü (1821) ilk büyük romantik yapıt kabul edilir. Berlioz'un "Fantastik Senfonisi" (1830), Mendelssohn, Chopin, Schuman'ın eserleri, Lisz'in Senfonik Şiirleri, Verdi'nin, Bizet'nin, Massenet'nin, Saint-Saens'ın operaları bu dönemin önemli eserleridir. Bu dönemin eserlerinde, dramatik anlatımdaki dramatik vurgu isteği en üst noktaya ulaşır. Batılı edebiyat Doğu dünyasında müthiş bir repertuvar bulur. Doğu'nun zenginliklerinden faydalanır. Flaubert, Goethe, Victor Hugo, Byron, Schiller 19. yy. edebiyatının önde gelen yazarlarıdır. Bu dönemde resim alanında da oryantalist etkileri görmekteyiz. Oryantalist ressamlar, portreler, hamamlar, harem gibi konuları ele almışlardır. 19. YY. başında Doğu'nun mistik yapısını fark edip resimlerine konu olarak ele alan ressamlar, tablolarına pırıl pırıl, ateşli renklerle, Doğu manzaralarını ve kültürel zenginliklerini işlediler. Önemli oryantalist ressamlardan bazıları, Lewis, Gerome, Jacobs, Eugene Deacroix olarak sayabiliriz. Oryantalizmin etkilerini birçok opera bestecisinde de görmekteyiz. Bazıları duydukları hikayelerden esinlenerek yazarken bazıları da Doğu'ya yaptıkları gezilerden ya da duydukları hikayelerden esinlenerek eserlerini yazmışlardır. Örnek olarak Rossini'nin "Maometto II", Verdi'nin "Aida" ve "Nabucco", Bizet'nin "Carmen", Saint Saens'ın "Samson et Dalila", Puccini'nin "Madam Butterfly" operası verilebilir. Son bölümde "Carmen" operasının konusu ve karakterlerin müzikal anlatımı incelenmiştir. "Carmen" operası 4 perde olarak oyanan, Bizet'nin en ünlü operalarından birisidir. Eserin öyküsü Prosper Mérimée'nin "Carmen" adlı romanından alınmıştır. Yazar, Endülüs'e yaptığı bir yolculukta, bir arkeoloğun anlattığı anı üzerine Carmen operasını yazar. Bu anıdan çok etkilenir ve bunun üzerine İspanya'ya gider. Orada çingeneler üzerine araştırmalar yapar. Topladığı bilgileri ve daha önce arkealoğun anlattığı anıyı bir hikâye haline dönüştürür. Prosper Mérimée bu romanda, Don José'nin Carmen'e olan büyük tutkulu aşkını, Carmen'i kıskançlıktan öldürdüğünü ve başından geçen olayları anlatır. Romanın ilk bölümünü, Prosper Mérimée'nin yapmış olduğu yolculukta tanıştığı arkeolog anlatıyormuş gibi okuruz. İkinci bölümde de Don José arkeoloğa başından geçenleri, Sevilla şehrinde Carmenle tanışarak ona âşık olup nasıl bir suçluya dönüştüğünü anlatır. Bizet, Prosper Mérimée'nin romanından aldığı konuyla "Carmen" operasını yazar. 3 Mart 1875 tarihinde ilk kez Paris'te oynanır. "Carmen" operasının müziği, melodileri, atmosferi, orkestrasyon parlaklığı, dönemin oryantalist etkilerini yansıtmaktadır. Boğa güreşleri marşı, ritimleri, dansları ve görselliğiyle tam bir şölen niteliği taşır. Konu, İspanya'nın Sevilla şehrinde geçer. Çingene kızın bir askere olan aşkı anlatılır. Endülüs topraklarına ait olan İspanya'nın Sevillia şehrinde geçen bu hikâyede oryantalizmin etkilieri görülmektedir

    The establishment and development of Nüzül Eminliği in the Ottoman State (XVI-XVII.centruies)

    No full text
    Osmanlı merkez teşkilatının malî kısmını oluşturan Bâb-ı Defterî bünyesinde teşekkül eden ve Defterdar’ın emrinde faaliyet gösteren Nüzül Emaneti’nin XVI-XVII. yüzyıllar arasındaki kuruluş ve gelişim sürecini ilk defa ele alan bu tez çalışmasının birincil kaynaklarını Osmanlı Arşivi’nde Bâb-ı Âsafî ve Bâb-ı Defterî fonlarında bulunan evrak ve defter serileri oluşturmaktadır. Bunun yanında yayımlanmış vesika ve defterler ile Osmanlı kronikleri çalışmada kullanılan diğer birincil kaynaklardır. Özellikle arşiv kaynaklarına dayalı olarak yerli ve yabancı akdemisyenler tarafından yapılan araştırma ve inceleme eserlerinden de ikincil kaynak olarak istifade edilmiştir. Söz konusu kaynaklar ışığında Nüzül Emaneti’nin kuruluş ve gelişim süreci, nüzül emini, nüzül kâtibi ve menzil mübaşirlerinin faaliyetleri, sefer zahiresinin asıl unsurları ve bunların temin yollarıyla merkez ve taşra askerî birliklerin sefer esnasında aldıkları günlük tayinatları incelenmiş, Osmanlı ordularının beslenme biçimleri hakkında değerlendirmelerde bulunulmuştur

    2024 Yılı Faaliyet Raporu

    No full text
    Sanâyi-i Nefîse adıyla 143 yıl önce kurulan Üniversitemiz bugün Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi adıyla plastik sanatlar, mimarlık, tasarım başta olmak üzere sürdürdüğü programlarla ülkenin marka değeri en yüksek eğitim ve öğretim kurumlarının başında gelir. Üniversitemizde bir yandan ihtisas alanlarında devam eden geleneksel öğretimin niteliği korunurken bir yandan da bu alanlardaki gelişmelerin programlara katılması amacıyla yeni bir fakülte kurulmuş ve bünyesinde Çizgi Film ve Animasyon Bölümü ile Dijital Oyun Tasarımı Bölümleri açılmıştır. Fen-Edebiyat Fakültesi’nde ise bu yıl öğrenci alımına başlanacak Psikoloji Bölümünün yanı sıra ayrıca Üniversitenin uluslararası kimliğini güçlendirmek için Yabancı Diller Bölümü faaliyete geçirilmiştir. İhtisas alanı sanat, mimarlık ve tasarım olan Üniversitemizin en önemli niteliklerinden biri ülkemizin ilk ve en zengin resim/heykel koleksiyonuna sahip bir Müze’sinin olmasıdır. İlk adımları 1910’da atılan Müze’nin taşınma süreçleri nedeniyle 2009’da kapatılan kapıları 2021 itibariyle yeniden açılmış ve aralıksız sergilerle sanatseverlerle buluşmaya başlamıştır. Üniversitemiz ayrıca Beşiktaş Yerleşkesinde konumlanan Sürekli Eğitim Merkezi’ndeki programlarıyla ve Dolmabahçe Yerleşkesindeki Konservatuvarımızda sürdürülen yarı zamanlı eğitimlerle toplumun geniş kesimlerine de ulaşmaktadır. Burada sizlere takdim ettiğimiz 2024 Faaliyet Raporumuz 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun 41’inci maddesinde yer alan “Kamu İdarelerince Hazırlanacak Faaliyet Raporları Hakkında Yönetmelik” uyarınca üniversitemizin ilgili birimleri tarafından hazırlanmıştır. Bu rapor, kamu kaynaklarının etkili ve verimli kullanıldığını hesap verebilirlik ilkesi doğrultusunda şeffaf olarak kamuoyuna sunmak amacı taşır. Raporun hazırlanmasında emeği geçen bütün çalışanlarımıza teşekkür ederim. Prof. Dr. Handan İNCİ ELÇİ Rektö

    Erken 20. yüzyıl mimarlığında Gesamtkunstwerk anlatısı

    No full text
    Richard Wagner ile tanınan, "Gesamtkunstwerk" kavramı "bütünsel sanat eseri" anlamına gelmektedir. Wagner için sanat, bir toplumun göstergesi niteliğindedir ve bu yönüyle toplum üzerinde dönüştürücü etkiye sahiptir. Ona göre; sanatın en büyük amacı, toplumsal ve kültürel olarak bir ideal yaratması ve bu idealin aktarılmasını sağlamaktır. Tüm sanatların, tek ve bütün bir sanat eseri ortaya koyabilmek için bir araya gelmesi gerektiğini ancak tüm bu sanat dalları arasındaki ayrımın ortadan kalkarak eser bünyesinde sentezlenmesi gerektiğini düşünmektedir. Bu düşünsel yaklaşımını ise; "Gesamtkunstwerk" terimi ile açıklamaktadır. Kavramın mimari bağlamda kullanılması ise; yapının kütlesel özellikleri, cephesi, iç mekânı, mobilyaları ve hatta aksesuarlarına kadar her detayı ile tek bir bütün eser olarak, belirli bir üslup çerçevesinde tasarlandığı bir anlayışı ifade etmektedir. Söz konusu eser; bazen tek bir kişi tarafından oluşturulurken, bazen de farklı disiplinlere mensup sanatçılarla yapılan iş birliklerinin sonucunda meydana gelmektedir. Erken 20. yüzyıl'da, özellikle Modern Mimarlık söylemlerinden etkilenmiş yüzyıl dönümü yapı örnekleri arasından, birbirlerine yakın tarihlerde inşa edilmiş ve benzer işlevlere sahip olan 4 yapıyı içeren bir seçki hazırlanmış, söz konusu örneklerin "Gesamtkunstwerk" anlatısı üzerinden değerlendirmeleri yapılmıştır. Bu örnekler sırasıyla; István Medgyaszay'ın Veszprém Petőfi Tiyatrosu, Arif Hikmet Koyunoğlu'nun Eski Türk Ocağı Binası, Bruno Taut'un Glashaus'u ve Rudolf Steiner'in Goetheanum adlı yapısıdır. Söz konusu yapıların her biri Modern Mimarlık kültürü içerisinde var olmuş ve Modern Mimarlık söylemlerinden etkilenmiş mimar ya da tasarımcılar tarafından inşa edilmiştir. Bunun yanında seçkiye dahil edilen 4 yapının bir başka ortak noktası ise felsefi ya da ideolojik bir arka plana sahip olmaları olmuştur. Bu perspektiften değerlendirildiğinde; István Medgyaszay, Veszprém Petőfi Tiyatrosu tasarımında, dağılan imparatorluktan sonra Macar halkının özüne dönmesi gerekliliği doğrultusunda Macar ulusal kimliğini yaratmak için gelenekten yararlanırken; Arif Hikmet Koyunoğlu da yine benzer bir kaygı ile, yeni ulus inşası sürecinde genç cumhuriyet ideolojisinin ifadesi olarak Türk Ocağı Merkez Binası'nda geleneksel unsurlar ile modern malzeme ve teknikleri sentezlemiştir. Bruno Taut, Glashaus aracılığıyla cam ütopyasına dair fikirlerini hayata geçirmeyi amaçlarken; Rudolf Steiner ise Goetheanum yapısı ile Antroposofi felsefesinin ideallerini yansıtmak istemiştir. Sonuç olarak; tez kapsamında incelenen 4 yapının sahip olduğu ideolojik ve felsefi arka planlarını destekleyecek şekilde; cephesi, iç mekânı, mobilyaları ve hatta aksesuarları ile bir bütün olarak düşünülerek belirli bir üslup çerçevesinde, mimar ya da tasarımcı tarafından bir ideoloji veya ütopya nesnesi olarak "Gesamtkunstwerk" anlayışı çerçevesinde inşa edildiği söylenebilir

    Biyomimetik cephelerde gün ışığı kontrolü

    Get PDF
    Geçmişten günümüze dünyada teknoloji, sanayi, ekonomi gibi birçok alanda yenilikler ve gelişmeler yaşanmıştır. Ancak bu yeniliklerin çevre üzerindeki etkileri gün geçtikçe artmakta ve bu durum doğal çevre üzerinde birtakım olumsuz sonuçlar doğurmaktadır. Mimarlık da dünyadaki değişimlerden ve toplum dinamiklerinden etkilenmekte, bu etkileşimi mimari tasarımlara yansıtmakta ve çeşitli problemleri farklı yaklaşım biçimleri ile çözmektedir. Son yıllarda ekolojik tasarım ve sürdürülebilir tasarım ile adı geçen biyomimikri yaklaşımından, problemlere doğadan referans alarak çözüm üretebilmesi sayesinde sıklıkla söz edilmektedir. Literatüre 1950'lerde giren bu yaklaşım, yeni malzemelerin, teknolojilerin ve yöntemlerin geliştirilmesi için güçlü bir konsept ve araç olma potansiyeli bulundurmaktadır. Biyomimikri yaklaşımı, doğayı biçimsel bir taklidin ötesine taşımakta ve doğa gibi davranma yollarını da araştırmaktadır. Biyomimikrinin temel amacı, doğal ekosistemlerin karmaşıklığını ve verimliliğini anlamak, bu anlayıştan yararlanarak sürdürülebilir teknolojiler geliştirmek ve doğal kaynakları daha etkin kullanmaktır. Biyomimikri sürdürülebilirliğin ayrılmaz bir parçasıdır ve dengelerini insan yapımı sistemlere entegre ederek doğayla uyumlu çözümler sunmaktadır. Doğal çevre ve tasarım sorunlarına, doğada bulunan problem çözücülük özelliği sayesinde biyomimikri yaklaşımının mimari tasarımlarda kullanılmasıyla birlikte, rüzgar, gün ışığı gibi doğal kaynakları kullanarak enerji tasarrufunu sağlamaya yardımcı olan ve fiziksel çevre kontrolünü sağlayabilen, parametrik, kinetik, algoritmik tasarıma sahip cepheler oluşturulabilmektedir. Konfor türlerinden biri olan görsel konfor, aydınlatma gereksinimlerinin temel belirleyicisidir. Kontrolsüz gün ışığı, kullanıcı konforu, üretkenliği ve insan sağlığı ile olumsuz etkileşimlere yol açabilecek görsel ve termal sorunları beraberinde getirir. Okuma, yazma, çalışma ve bilgisayar etkinliklerinin gerçekleştirildiği ofis, kütüphane gibi mekanların kullanıcı memnuniyetini artırmak için gün ışığı performansı açısından iyi tasarlanması gerekmektedir. Yapı tasarımında gün ışığı ile aydınlatma stratejilerinin, floresan aydınlatmanın ve mekanik havalandırmanın yaygınlaşması ile bu yüzyılın ortalarına kadar tasarımın erken aşamalarında genellikle yeteri kadar göz önüne alınmadığı söylenebilir. Ancak, günümüzde sürdürülebilirlik kavramının da literatürde irdelenmesi ve yaşamın her alanında kendine yer bulması ile mimari tasarımlarda gün ışığı daha önemli bir konuma gelmiş, gün ışığı kontrolünü sağlamaya yönelik tasarım örnekleri sık görülür olmuştur. Tasarım alanında olduğu gibi, inşaat sektöründe de binalarda gün ışığından yararlanmaya yönelik yeni ve yenilikçi teknolojileri tanımlayan ve bu sistemlerin performansını değerlendiren kapsamlı bir referansa ihtiyaç duyulmaktadır. Hem tasarım hem de inşaat sektöründe gün ışığı kontrolüne yönelik yeni yaklaşımların ve teknolojilerin arayışları, gün ışığı kontrolünün sağlanması ve gün ışığı ile aydınlatmanın önemini göstermektedir. Doğal çevrenin en önemli bileşenlerinden olan gün ışığının, tasarımlarda doğadan ilham alma olarak tanımlanabilen biyomimikri yaklaşımı ile birlikte ele alınması ve biyomimikrinin gün ışığı kontrolünü sağlamaya yönelik kullanılması, yaklaşımın doğasına uygun olup bir tasarım problemi olabilecek gün ışığı kontrolüne doğadan çözüm ilkeleri uygulanabilir ve gün ışığı kontrolü sağlanabilir. Bu nedenle tezde İstanbul, Antalya ve Erzurum konumlarındaki sanal ofis yapısında biyomimetik cephe önerileri yapılıp bu cephelerin gün ışığı kontrolüne etkileri ölçülecek ve gün ışığı kontrolünün biyomimetik cephelerin tasarımındaki etkileri gözlemlenecektir. Çalışmada biyomimetik cephelerde fiziksel çevre unsurlarını kullanma performansı, bu kapsamda fiziksel çevre unsurlarından olan gün ışığının kontrolü ve biyomimetik cephelerin fiziksel çevreye göre değiştirilebilirliği analiz edilecektir. Çalışmada biyomimetik cephelerin konfor koşullarından olan görsel konforu sağlamaya yönelik, biyomimetik yaklaşım tipleri, seviyeleri ve alt seviyeleri bağlamında esnek bir biçimde değiştirilebilme imkanının gösterilebilmesi ve biyomimetik cephelerin gün ışığı kontrolünü sağlama başarısının ölçülmesi amaçlanmaktadır. Çalışmada dört ana adımlı bir model önerilmiştir. Modele göre, ilk kısımda biyomimikri yaklaşımı hakkında bilgi verilecek, ikinci kısımda biyomimikri seviye ve yaklaşımları aktarılacak, üçüncü kısımda gün ışığı kontrol parametreleri bağlamında biyomimetik cephe tasarlanacaktır. Dördüncü kısımda tasarlanan cephenin gün ışığı performansı simülasyon programları ile ölçülecek; ardından optimizasyon sağlanacak, sağlanamadığı takdirde gün ışığı kontrolü bağlamında biyomimetik cephe tasarım parametreleri tekrar gözden geçirilecek, bu tasarım parametrelerinin gün ışığı kontrolüne etkileri de gözlemlenmiş olunacak ve ikinci cephe tasarım önerisi yapılacaktır. İkinci öneriden sonra ise tekrardan optimizasyon aşamasına geçilecek ve analiz sonuçları değerlendirilecektir

    Hava sızdırmalı güneş kolektörlerinin mimaride kullanımının incelenmesi

    Get PDF
    Dünya nüfusunun hızla artması ve buna bağlı olarak enerji ve doğal tüketiminin artması son yüzyılın en önemli ve çözülmesi gereken sorunlarından biridir. Yenilenemeyen enerji kaynaklarının kullanılması hızla artan enerji ve kaynak tüketiminin yanında sık sık bu kaynakların tükeneceği gerçeğini akıllara getirmektedir. Bunun yanı sıra enerji ve kaynak tüketiminin artması ile meydana gelen çevre kirliliği de çözülmesi gereken bir konudur. Bu nedenle yeni, alternatif enerji kaynaklarına, enerji üretim yöntemlerine olan ilgi ve çalışmalar artmaktadır. Birçok ülke son yıllarda yenilenebilir enerji kaynaklarına olan yatırımını arttırmakta rüzgar tribünleri, fotovoltaik paneller, güneş kolektörleri gibi sistemlerin kullanımı yaygınlaşmaktadır. Elektrik gibi birçok farklı enerjinin üretimini sağlayan bu sistemler tek başlarına kırsal alanda şebekeye enerji vererek faaliyetlerinin sürdürdükleri gibi şehir içinde binalar ile bütünleştirilerek de kullanılmaktadır. Böylece bulundukları binaya elektrik, sıcak su, sıcak hava sağlayabilmektedir. Binalarda iç mekan konforunu sağlamak ve birtakım yaşamsal etkinlikleri devam ettirmek için enerjiye ihtiyaç duyulmaktadır. Isıtma, soğutma, havalandırma gibi iç mekan konfor koşullarını sağlamak için elektriğin yanı sıra doğal gaz gibi yenilenemeyen enerji kaynakları da kullanılmaktadır. Enerji tüketiminin azaltılması için bu enerji kaynaklarını daha az kullanan binaları, bina kabuk sistemlerinin tasarlanması ve uygulanması gerekmektedir. Bunun için günümüze kadar birçok cephe ve çatı sistemi binalarda uygulanmıştır. Bu sistemlerden biri de binalara ön ısıtmalı hava sağlayan hava sızdırmalı güneş kolektörüdür. Hava sızdırmalı güneş kolektörlerinin mimari kullanımının incelendiği bu tez beş bölünden meydana gelmektedir. Bu tez ülkemiz de dahil olmak üzere birçok ülkede uygulanan bir bina kabuğu sistemi olan hava sızdırmalı güneş kolektörleri derinlemesine inceleyip örnekleri üzerinden çıkarımlarda bulunmayı amaçlamaktadır. Birinci bölüm giriş bölümü olup bu bölümde tezi amacı, kapsamı ve yöntemi belirtilmiştir. İkinci bölümde hava sızdırmalı güneş kolektörlerinin tanımı yapılmış, tarihçesinden bahsedilmiş, kolektör sistemini oluşturan bileşenlerden ve detaylarından söz edilmiştir. Akabinde kolektörün farklı durumlarda çalışmasını sağlayan çalışma modlarından bahsedilmiş ve kolektörün daha iyi anlaşılması için diğer enerji sistemleri ile karşılaştırması yapılmıştır. Bölümün son kısmında kolektörün fizibilitesinde kullanılan programlardan, kolektör yangın ilişkisinden ve çevresel ürün beyanından söz edilmiştir. Tezin üçüncü bölümünde kolektör uygulaması yapılan 33 farklı bina örneğinden bahsedilmiş, binalar kendi içinde ayrı ayrı değerlendirilmiştir. Dördüncü bölümde incelenen bütün binalar birtakım ölçütler açısından incelenmiş ve sonuçlar tablolara işlenmiş ve grafiklerle desteklenmiştir. Aynı zamanda farklı ölçütler ikili bir şekilde bir arada incelenerek ölçütler arası nasıl bir ilişki olduğu grafiklere işlenmiştir. Son bölüm sonuç bölümü olup birtakım çıkarım ve önerilerden bahsedilmişti

    918

    full texts

    9,810

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Mimar Sinan Fine Arts University Institutional Repository
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇