Mimar Sinan Fine Arts University Institutional Repository
Not a member yet
9810 research outputs found
Sort by
Şemseddin Sivasi'nin Menazilül Arifin'i (İnceleme – transkripsiyonlu metin – Türkiye Türkçesine aktarım – dizin – tıpkıbasım)
Yüksek lisans tezi olarak hazırladığımız bu çalışma Şemseddin Sivasî'nin Anadolu sahasına ait 53 varaklı Menâzilü'l-Ârifîn'in çeviri yazı metnini, eserin Türkiye Türkçesine aktarımını, yazım ve dil bilgisi incelemesini ve dizinini içermektedir. Menâzilü'l-Ârfîn yazıldığı dönemin din ve tasavvuf anlayışını yansıtması bakımından önemli bir eserdir. 16. yüzyılda yazılan eser daha sonra Türk Edebiyatının 17 ve 18. yüzyıllarında defalarca istinsah edilmiştir. Çalışmamızın Giriş bölümünde Menâzilü'l-Ârifîn müellifi Şemseddin Sivasî hakkında bilgiler verilmiş, yazarın edebi kimliğinin oluştuğu iklimden bahsedilmiş, eserin yazıldığı dönem ve muhit hakkındaki görüşlerimize yer verilmiştir. Eski Anadolu Türkçesinden Osmanlı Türkçesi Dönemine geçiş özellikleri taşıyan bu eserin tespit edilen diğer nüshaları ve bu nüshaların bulundukları kütüphaneler ve bu eserlerin künyeleri belirtilmiştir. Yazım ve Dil Özellikleri bölümünde, eserin dikkat çeken yazım özellikleri, ses bilgisi, biçim bilgisi ve söz varlığı üzerinde durulmuştur. Metin bölümünde eserin Yapı Kredi Sermet Çifter Araştırma Kütüphanesi Türkçe Yazmaları 1107/01 demirbaş numarasıyla kayıtlı 53 varaklı, Arap harfli metin, çeviri yazı alfabesine aktarılmıştır. Bu aktarım esnasında eserin Ankara Milli Kütüphane, Adnan Ötüken İl Halk Kütüphanesinde 06 HK 3732/1 demirbaş numaraları 69 varaklı nüsha karşılaştırmalı olarak okunmuş, iki eser arasındaki farklılıklar dipnotlarla belirtilmiştir. Türkiye Türkçesine Aktarım bölümünde metnin aslına sadık kalınarak Türkiye Türkçesine aktarımı yapılmıştır. Dizin bölümünde metinde yer alan bütün sözcükler metinde kullanılan anlamları ve hangi dilden geldikleri belirtilerek alfabetik bir sırayla verilmiştir. Dizin bölümünün sonunda metinde yer alan arapça dualar, hadisler, ayetler ve arapça terkiplerden oluşan ayrı bir bölüm hazırlanmıştır. Tıpkıbasım bölümünde ise eserin çalışmamıza esas aldığımız Yapı Kredi Sermet Çifter Araştırma Kütüphanesi Türkçe Yazmaları 1107/01 demirbaş numarasıyla kayıtlı el yazması nüshasının tıpkıbasımı verilmiştir
Examination of structural system design basis and connection details in tensile membrane structures via examples
Asma germe sistemlerin bir alt grubu olan germe membran sistemler, geleneksel malzemeler ve yöntemlerle yapımı mümkün olmayan açıklık ve formlarda etkin bir tasarım alternatifi sunmaktadır. Germe membran sistemlerin sistem dayanıklılığı ve stabilitesi; yapı formu, destek elemanlarının konumu, ön gerilim metodu, kablo ve membran malzeme özellikleri gibi çok sayıda parametreye bağlıdır ve bu yüzden sistemin standardizasyonu oldukça zordur. Çoğunlukla her yapı özelinde, farklı taşıyıcı sistem kuruluşu ve detay çözümleri geliştirilmesini gerektirmektedir. Membran malzeme gibi oldukça esnek bir malzemeden taşıyıcı sistem oluşturmak ve bu sistemi başka alt sistemlerle entegre etmek oldukça zordur. Özellikle germe membran çatı strüktürünün entegre edildiği cephesi kapatılan bir strüktürün tasarımında, membran malzemenin strüktürün diğer unsurları ve cephedeki diğer yapı elemanları ile olan ilişkisinin iyi bir şekilde kurgulanması gerekmektedir. Hafif ve esnek özellikteki membran malzemenin rijit sistem elemanları ile olan ilişkisi, germe membran sistemlerin problemli bir konusu olarak karşımıza çıkmaktadır. Tez çalışmasının amacı, germe membran sistemlerle cephesi kapatılan bir strüktür oluşturulduğu takdirde taşıyıcı sistem kuruluşunun nasıl gerçekleştirildiğini ve germe membran çatı strüktürünün cephedeki diğer yapı sistemleriyle birlikte kullanıldığında birleşim detaylarının nasıl çözüldüğünü, seçilen örnek yapılar üzerinden irdelemektir
Spin-flavor precession phase effects in supernova
We study the phase effects driven by neutrino magnetic moment for Majorana neutrinos in a core collapse supernova. A neutrino with a large magnetic moment is emitted in a superposition of energy eigenstates from the neutrinosphere. These energy eigenstates can interfere to create phase effect at a partially adiabatic spin flavor precession (SFP) resonance. We examine the dependence of the SFP phase effect on the size of the neutrino magnetic moment as well as its variation with the post-bounce time. In particular, at late post-bounce times the SFP resonance becomes wider and eventually overlaps with the Mikheev-Smirnov-Wolfenstein (MSW) resonance. At this point Landau-Zener criteria for adiabaticity can no longer be applied to individual resonances, but we show that SFP phase effect is still present after the overlap. We also discuss the observability of the SFP phase effect at Deep Underground Neutrino Experiment (DUNE). Our analysis reveals that at low energies event rates do not fluctuate despite the presence of a sizable SFP phase effect. We find larger event rate fluctuations at high energies, but these fluctuations are also erased in the energy spectra of the observed charged leptons. A more refined treatment of electron fraction and the inclusion of neutrino-neutrino interactions may change our conclusions for observability in future studies.Scientific and Technological Research Council of Turkey (TUBIdot;TAK); Mimar Sinan Fine Arts University [2018/48]T. B. acknowledges the 2214A travel fellowship from the Scientific and Technological Research Council of Turkey (TUB & Idot;TAK) and thanks the GSI Helmholtz Centre for Heavy Ion Research for their hospitality, where part of this work was carried out. Y.P. thanks to the organizers of the workshop on Collective Neutrino Oscillations: From Quantum Information Science to Heavy Element Synthesis at the Mainz Institute for Theoretical Physics, Johannes Gutenberg University, where she found an opportunity to discuss this work with many colleagues. Numerical calculations reported in this paper were partially performed at TUB & Idot;TAK ULAKB & Idot;M High Performance and Grid Computing Center (TRUBA resources). This work was supported in part by a grant from Mimar Sinan Fine Arts University under project number 2018/48
Yeniliğin sürekliliği: Bergson'un özgürlük anlayışı
Bu çalışmada Henri Bergson tarafından 1889 yılında yazılmış Bilincin Dolaysız Verileri Üzerine Bir Deneme adlı eseri, Bergson felsefesindeki konumunu anlamaya ve eserin soykütüğünü yapmayı amaçlıyoruz. Böylece kitaptaki ve ikincil literatürdeki tartışmaları daha iyi anlayabilmeyi umuyoruz. Bu tartışmalar Bergson'un içsel deneyimi, dışsal hiçbir belirlenime referans vermeden ya da onlara indirgemeden nasıl düşünebileceği iddiasının yaratmış olduğu problemlerdir. Bergson'un felsefe hakkındaki düşünceleri ve felsefesinin yöntemi bu tarz problemlerle ilgilendiğimiz sırada bizim için faydalı olacaktır. Söylemiş olduklarımızı gerçekleştirdikten sonra Bergson'un öznel olduğunu düşündüğümüz birçok şeyin aslında nesnel olduğuna ilişkin düşüncelerini tartışarak, içsel deneyimin öznelliğini duyum, duygu ve hafıza ile anlamaya çalışacağız. Bunun sonucunda Bergson için özgür eylemin koşullarını araştıracağız
Kooperatif yolu ile kadınların güçlen(diril)mesi: Yağlar Köyü ve Kırköy Mahallesi tarımsal kalkınma kooperatifleri örneği
Ülkemizde yaşanan neoliberal politikalar, giderek büyüyen kırdan kente göç dalgalarını ve derinleşen kırsal yoksulluğu beraberinde getirmiştir. Bu konuya çözüm bulmak amacıyla kırsal alanlarda yaşayan kadınların emeğinin ekonomiye kazandırılması daha önemli bir konu haline gelmiş ve bu alanlarda kadınlara yönelik girişimcilik faaliyetlerinin desteklenmesi gerektiği savunulmaya başlanmıştır. Bu açıdan teşvik edilen en önemli uygulamalardan biri ise kadınların kooperatif kurmasına yönelik olmuştur. Buradan hareketle çalışma kapsamında kırsal alanlarda kurulan kadın kooperatiflerinin kadınların güçlenmesindeki rolünü, bu kooperatiflere yönelik gerçekleştirilen çalışmaların niteliğini ve kooperatifleşmenin önündeki engelleri ve potansiyelleri ortaya çıkarmak amaçlanmıştır. Bu doğrultuda hazırlanan çalışmaların ve bu çalışmalarda belirtilen sorun ve çözüm önerilerinin gerçek hayattaki yansımalarını gözler önüne sermek amacıyla İzmir İli Kiraz ilçesinde yer alan sırasıyla biri aktif biri pasif kooperatifler olan Kırköy Tarımsal Kalkınma Kooperatifi ve Yağlar Köyü Tarımsal Kalkınma Kooperatifi katılımcılarıyla görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Söz konusu görüşmeler ile her iki kooperatife ait kuruluş süreci, gerçekleştirilen çalışmalar ve yaşanan sorunlara ilişkin bilgilere ulaşılmıştır. Ayrıca pasif kooperatifin kapanmasına neden olan faktörler ve aktif kooperatifin beklentileri üzerinde durulmuştur. Elde edilen bilgiler ışığında kadın kooperatiflere yönelik gerçekleştirilen çalışmalara yönelik tartışmalar yapılmış ve önerilerde bulunulmuştur
Muîn el-Miskin Ravzatü'l-Vâ'izîn adlı eserin Doğu Türkçesine tercümesi (Dilbilgisi incelemesi- karşılaştırmalı metin- sözlük dizin)
Doktora tezi olarak hazırladığımız bu çalışma Molla Muin tarafından 15. yüzyılda Farsça olarak telif edilen ve Hz. Musa'nın hayatının anlatıldığı Ravżatü'l-vā'ižín fí ehādisi seyyidü'l-mürselín'in 18. yüzyılın ortalarında, Muhammed Sıddık Rüşdî tarafından kısaca Ravzatü'l-Vâ'izîn adıyla Doğu Türkçesine tercümesi üzerinedir. Eser Lund Üniversitesi Kütüphanesi'nde Jarring Koleksiyonunda Prov. 382 numarayla kayıtlıdır. Konu itibariyle edebî eserlerde sıklıkla işlenen Ravzatü'l-Vâ'izîn filolojik olarak değerlendirdiğimiz Doğu Türkçesi çalışmalarına zengin malzeme sunmaktadır. Kullandığı söz varlığı, üslubu, yeri geldiğinde gerek Türkçe gerekse Arapça için biçimbirimler, söz dizimi, okuyuşa bağlı olarak yaptığı anlam bilgisi, dil bilgisi açıklamalar; yer yer anlatılan konulara müdahele edişine bakıldığında Mütercim Muhammed Sıddık Rüşdî'nin dinî meselelere hâkim, akademik birikimi yüksek, iyi eğitimli biri olduğu anlaşılmaktadır. Eserde farklı tercüme metodlarını birarada kullanmaktadır. Muin Miskin'in eseri esasen düzyazı olarak tertip edilmiştir, konu gereği zengin ayet ve hadis alıntıları içerir; ayrıca manzum bölümler de bulunmaktadır. Rüşdî ana metin dışında ayetlerin Arapçasını verdikten sonra satır altı Kuran tercümelerinde görülen Arapça cümle yapısına sadık bir çeviri tekniği kullanmış, diğer yerlerde Türkçe sözdizimi kurallarına uygun çeviri metodu yapmıştır. Manzum parçaları da manzum olarak çevirmiştir. Anlaşılmayacağını düşündüğü yerlerde dönem sözlükçülüğüne katkı sağlayıcı kelime açıklamalarında bulunmuştur. Bu durum, mütercimin eserden olabildiğince çok kişinin istifade etmesi arzusu olarak değerlendirilmelidir. Çalışmamızda Ravzatü'l-Vâ'izîn'in müellifi Molla Muin, mütercimi Muhammed Sıddık Rüşdî'nin hayatı ve eserleri ile Ravzatü'l-Vâ'izîn tercümesinin ne zaman, nerede ve hangi amaçla yapıldığıyla ilgili veriler sunulmuştur. Tercümenin Lund Üniversitesi Kütüphanesi Jarring Katalogda Prov. 382 kayıt numaralı nüsha 237 varak olup her varağı 19 satırdır. Nüshanın transkripsiyon harfleri ile çeviri yazısı yapılmış, imla, ses ve biçim özellikleri incelenmiştir. Transkripsiyonlu metinden sonra dizin bölümünde, tercümede yer alan sözcüklerin kökenleri, anlamları, satır numaraları ortaya konmuştur. Metinde yer alan özel adlara ayrı bir dizinde yer verilmiştir
Politik bir müzakere süreci olarak kamusal mekanın tasarımı
Kamusal mekanlar kentlerin yaşamlarını devam ettirebilmeleri için kritik role sahip temel kentsel bileşenlerdir. Kentteki farklı bireylerin ve grupların paylaştığı bu mekanlar bireysel yeniden üretimin, görünür olmanın, iletişimin, etkileşimin ve politik söz üretiminin mekanları olarak demokrasinin bir ön koşulu olarak da işlerler. Toplumun yanı sıra iktidarların da mekanları olan kamusal mekanlar tarih boyunca ideolojik temsillerin, toplumlar üzerinde kurulmak istenen düzenin 'sahnesi' olarak ele alınmıştır. Hem toplumlar hem de iktidarlar açısından büyük öneme sahip bu mekanların nasıl tasarlanacağı sorusu ise kentsel tasarım disiplininin alanına girer. Bu literatür içerisinde, kamusal mekanların nasıl olması gerektiği, fiziksel olarak herkese açık, erişilebilir, farklı işlevleri ve aktiviteleri bir arada bulundurabilen, estetik kamusal mekanlar tasarlanmasının önemi sıkça tartışılmaktadır. Ancak sonuç ürün odaklı bu yaklaşımlar kentsel mekanı şekillendiren politik, ekonomik ve toplumsal dinamikleri görmezden geldikleri, mekanı yalnızca fiziksel bileşenleri üzerinden ele alarak özgün ve karmaşık bağlamı kaçırdıkları gerekçeleri ile eleştirilmektedir. Buna karşılık kentsel tasarım sürecine odaklanan yaklaşımlar kentsel tasarım literatürünün önemli bir diğer kanadını oluşturmakta; özünde tasarımı bir karar alma süreci olarak tanımlayan bu literatürde odaklanılan konular ve vurgulanan başlıklar çeşitlilik göstermektedir. Kentsel tasarım süreçlerinin içerisinde işlediği kentsel dinamiklerden, karar alma ortamlarında farklı aktörlerin beklentilerine ve tasarımcının rollerine kadar geniş bir yelpazeyi kapsayan bu literatürün 1990'larda gelişmeye başladığı, güncel tartışmalarda ise eksenin tasarımın politikliğine yönelen bir eğilim içerisinde olduğu izlenmektedir. Ancak bu çalışmalarda da var olan normatif kabuller -karar alma süreçlerinde tüm tarafların uzlaşısının sağlanması, tasarımcının teknokratik rolü, katılımcı süreçlere dair ideal tarifler vb.- tasarımın gerçekte nasıl pratik edildiğini açıklamada yetersiz kalmaktadır. Kamusal mekanların tasarım sürecini hem pratiğe temellenen hem de sürecin politikliğini merkeze yerleştiren bir yaklaşımla ele almak için siyaset bilimi alanında geliştirilmiş olan müzakere teorisi önemli katkılar sunmaktadır. Müzakere gündelik yaşamın her alanında karşılaştığımız, farklı ölçeklerde ve farklı amaçlarla gerçekleştirilen karmaşık bir karar alma sürecidir. İki ya da daha fazla taraf arasındaki bir problem ya da anlaşmazlığın çözülmesi; bir tarafın tek başına gerçekleştiremeyeceği yeni bir şeyin yaratılması/üretilmesi ya da ortak bir anlaşmaya varabilmek için farklı bakış açılarının birleştirilmesi olarak tanımlanabilen müzakere pratiğinde, kamu yararının tartışmaya açıldığı politik müzakereler ayrı bir yer tutmaktadır. Kamu kurumlarının önemli aktörler olarak dahil olduğu politik müzakereler çoklu ve karmaşık tarafları, kamusal çıkarlar ile bireysel çıkarların birbirine karışan yapısı ve kamu kurumları ile müzakere etmenin özgün yanları ile özel müzakerelerden farklılaşmaktadır. Kentlilerin ortak kullanımına açık olan, sundukları mekansal olanaklarla sağladıkları katkının yanı sıra toplumsal ve politik rolleriyle de kentlerin işleyişinde hayati öneme sahip olan kamusal mekanların geleceğine dair kararların da kamu yararı konusu olduğu açıktır. Öte yandan bu mekanlara dair karar alma ortamları, alanda yetki veya sorumluluk sahibi olan kurumlar ve birimlerin yanı sıra tasarımcılar, denetleyici / onaylayıcı kurumlar ve uygulama aşamasında devreye giren müteahhit firmalar gibi çoklu aktörleri barındırmaktadır. Tasarım kararları, bu taraflar arasında süren, çoğunlukla kapalı kapılar ardında gerçekleştirilen tartışmalar içerisinde alınmakta; farklı tarafların çatışan ya da uyuşan beklentileri, taraflar arası güç ilişkileri, politik ya da kurumsal ajandalarla ilişkilenen arka plan dinamikleri alınan kararlarda etkili olmaktadır. Bu bakış açısının kamusal mekanlara dair karar alma süreçlerini müzakere literatürü üzerinden okumayı mümkün kılarken kentsel tasarım disiplini içerisinde henüz gelişmekte olan disiplinin politikliği ve demokrasi ile olan ilişkisi hakkındaki tartışmalara katkıda bulunabileceği inancı ile çalışma kurgulanmıştır. Bu çalışmada Türkiye'de kamu kurumlarınca ihale yoluyla elde edilen kamusal mekan tasarım süreçleri, başından sonuna, hatta uygulama ertesine kadar farklı özneler arasında, kamuoyunu ilgilendiren meselelerin müzakere edildiği bir süreç olarak ele alınmıştır. Kentsel tasarım literatürünün sunduğu kuramsal tartışmaların müzakere teorisinden beslenerek geliştirilmesi ile kurulan teorik çerçeve Türkiye pratiği üzerinden ele alınmış; her iki kuramsal tartışmada da ortaklaşan başlıklar olarak karşılaşılan sürecin tarafları, tarafların beklentileri ve sürecin dinamiklerine dair kapsamlı bir inceleme yapılmıştır. Türkiye'de kamusal mekanların tasarımının ana aktörleri olan tasarımcılar ve kamu kurumu temsilcilerinin anlatılarına temellenen inceleme kamusal mekanların tasarlanmasının arkasındaki politik motivasyonları ortaya koymanın yanı sıra sürece dahil olan tarafların gerçek yapılarına, çıkarlarına ve sürecin dinamiklerine dair bulgulara ulaşılmasını sağlamıştır. Tarafların teorik düzlemde aktarılanlardan daha parçalı ve karmaşık yapılara sahip olduğu görülmüş; taraflar arası ilişkilerin müzakeredeki etkisi tartışılmıştır. Kamusal mekan tasarımında karşılık bulan çıkarların ise politik bağlam tarafından nasıl yönlendirildiği ve genellikle görmezden gelinen 'kişisel' çıkarların süreçteki etkileri ortaya konmuştur. Tasarım müzakeresindeki eşitsiz iktidar yapılarının yanı sıra tarafların iktidar kaynakları tartışılmış; çatışma eksenleri irdelenmiştir. Tasarımcıların bu süreçte çoklu ve karmaşık roller aldığı görülmüş; kentsel tasarımın henüz kurumsallaşmadığı bir coğrafyada tasarımcının yeri ve önemi tartışılmıştır. Son olarak Türkiye'nin özgün deneyiminin mevcut literatürdeki tartışmaları zenginleştirebilme yolları aranmış ve Türkiye pratiğinin geleceğine dair çıkarımlarda bulunulmuştur
The Works of Ali-Shir Nawa i in the Genre of Biography/Hagiography, Elegy, and Memoir Style, Death Ritual
Ali-Shir Nawa i is a "mastermind" who has left various milestones in Turkish literature. His compositions, "Halat-i Seyyid Hasan Big" for the scholar and mystic Seyyid Hasan-i Erdesir; "Halat-i Pehlevan Muhammed" for the poet, composer, physician, and Sufi Pehlevan Muhammed; and the biographical treatises "Hamsetu l-mutehayyirin" for Molla Jami, a member of the Naqshbandi Sufi order who wrote in Persian and Arabic, are among the earliest examples of the biography genre. These works are not only biographies in a technical sense but also possess the characteristics of elegy and memoir. In this study, the treatises were evaluated to understand the construction and some stylistic features of the biography genre laid down by Ali-Shir Nawa i, a master builder and composer. Although these treatises have been published in Turkey, translated into Turkish, and a dictionary-index has been prepared, there has been no text analysis from various perspectives such as grammar, cultural history, etc. After Ali-Shir Nawa i, it was observed that these characteristics were applied in biographical writing in later hagiographies, whether focusing on a single individual or multiple individuals. Biographies, memoirs, and prose elegies written for ancient friends and revered figures in Turkish cultural life, bearing the characteristics of the mentioned treatises, also include customs and vocabulary related to death depending on the purpose of writing. In this article, an attempt is made to determine the construction of memoirs and stylistic features by examining some of Nawa i s works, "Munshaat," "Majalisu n-Nafayis," and "Muhakamatu l-Lugatayn." © 2024 Cyprus International University. All rights reserved
A mecmûa regi̇stered i̇n Yapı Kredi Sermet Çifter Library, number y-29 and belongs to 18th century (pages between 59b-99b)the transcri̇pti̇on text-analyze
Üzerinde çalışmış olduğumuz metin Yapı Kredi Sermet Çifter Kütüphanesinde bulunan Y-29 numarada kayıtlı olan bir mecmuadır. Tasnif numarası 112'dir. İsmi "Mecmu'a-ı Eş'ar"dır. Bu mecmua 219 varaktan oluşan hacimli bir metindir. Mürettibi bilinmeyen ve 18. yüzyılda istinsah edildiği düşünülen bir eserdir. Hacimli bir metin olan mecmuamızın tez konusu olan varak aralığı 59b-99b arasıdır. Bugüne kadar bu varaklar üzerinde herhangi bir çalışma yapılmamıştır. Üzerinde çalışmış olduğumuz kısmın diğer bir özelliği de diğer kısımlar manzum bölümleri ihtiva ederken çalışmış olduğumuz kısmın mensur metinleri içermesidir. Çalışmamızın amacı 59b-99b arasındaki metinleri transkripsiyon alfabesine aktarmak, eser üzerine çalışan son kişi olmamız hasebiyle eserin topyekün değerlendirmesini yapmak, metni bilimsel metotlarla incelemek ve Klasik Türk edebiyatındaki yerini belirlemektir. Üç bölümden oluşan çalışmamızın ilk bölümü "Giriş" bölümüdür. Bu bölümde mecmuanın genel özellikleri, tertip hususiyetleri, mecmua üzerine yapılan diğer çalışmaların tanıtılması ve bu çalışmalarda elde edilen şairlerin ve şiir sayılarının tablo şeklinde gösterilmesidir. Eserin ikinci bölümü metin bölümüdür. Bu bölümde çalışmamıza konu olan 59b-99b varak aralığında bulunan mensur metinler transkripsiyon alfabesine aktarılmıştır. Eserin son bölümü ise sonuç bölümüdür. Bu bölümde eserin genel bir değerlendirilmesi yapılmıştır
Seramikte Doğaya Öykünen Sırlar: Krater Sırların Tarihi, Geliştirilmesi ve Renklendirilmesi
Glazes applied to the surfaces of ceramic bodies sometimes provide functional benefits and sometimes make aesthetic contributions. The factor that creates this diversity is the production purpose of ceramics. While the glazes used in the production of industrial ceramics provide functional contributions, the artistic glazes used in art ceramics are basically the result of visual effects that are accepted as errors in glaze technology, making ceramic forms aesthetically richer and more interesting with the color and texture diversity they create. In this sense, artists who have mastered the technology of ceramics can produce glazes with their own recipes and use them as a personal language in their works of art. This possibility of creating an identity that the material gives to the artist has paved the way for the production of endless variations of glazes with organic and inorganic additives over time. Crater glazes, named after the term "crater" that emerges as a result of natural formations on the earth due to the similarity of its textural appearance, can be produced by adding silicon carbide (SiC), an inorganic substance, to the glaze. Silicon carbide, which creates a blistering effect, which is accepted as a defect in the glaze, shows that a defect can also make an aesthetic contribution with the crater image that appears when it is prescribed in appropriate proportions. In this article, the historical background of crater glazes is investigated, glossy and matte crater glazes are discussed and experimental applications are carried out with coloring alternatives. As a result of the experiments, it was revealed that the textural glaze surfaces obtained created positive effects by providing formal richness in art ceramics