Mimar Sinan Fine Arts University Institutional Repository
Not a member yet
9810 research outputs found
Sort by
Diyarbakır Suriçi geleneksel konutlarında kerpiç malzeme kullanımı, koruma sorunları ve çözüm önerileri
Günümüzde iklim değişiminin dünyanın en büyük sorunlarından biri olduğu bu dönemde, ülkeler küresel ısınma ve iklim değişikliği konusunda mücadele edebilmek için daha az enerji, daha az karbon emisyonu ve üretilen enerjinin yenilenebilir enerji kaynaklarından üretilmesi yönünde çalışmalar önem kazanmaktadır. Yapı sektörü doğaya saygılı, sürdürülebilirliği ön planda tutan ekolojik malzemelere yönelmekte ve bunun bir sonucu olarak yerel malzeme ve yapım sistemlerinin korunması temel bir yaklaşım olarak benimsenmektedir. Bu bağlamda ekolojiye saygılı, az enerji ile üretilebilen ve kullanılabilen, geri dönüşümü yüksek oranda olan kerpiç yapılar, çevre koruması anlamında maksimum performans gösteren yapı konumuna gelmektedir. Bu nedenle de uzmanlar geçmişin bilgi birikiminden yararlanarak geleneksel ve yenilenebilir malzeme kaynakları üzerinde çalışmalar yaparak, geleneksel mimarinin en önemli malzemesi olan toprağa yönelmektedirler. Geleneksel yapım sistemlerinin ve yerel malzemelerin barındırdığı bilginin nesilden nesile aktarılması önemli bir kültürel zenginliktir. Bu kültürel zenginliğin gelecek kuşaklara aktarımında yaşanan sorunların giderek arttığı günümüzde, restorasyon uygulamaları sırasında açığa çıkan özgün geleneksel strüktür detaylarının belgelenerek arşivlenmesi ve aynı zamanda bu bilginin yayına dönüştürülmek suretiyle literatüre kazandırılmaları oldukça önemlidir. Ancak bu yolla, yıllar süren deneyimle kazanılan geleneksel yapım yöntemlerine dair bilginin eksiksiz/tam anlamıyla geleceğe aktarımı mümkündür. Türkiye'de anıtsal ve sivil mimarlık yapılarında geleneksel yapım sisteminin belgelendiği/irdelendiği ve korunmasına yönelik önerilerin geliştirildiği zengin bir literatür bulunmakla birlikte, bir o kadar da henüz araştırılmamış kültürel miras alanları da mevcuttur. Ancak özellikle hızla yok olan geleneksel konutlarda özgün malzeme ve yapım sisteminin korunması noktasında çok boyutlu sorunlar vardır. 'Diyarbakır Suriçi Geleneksel Konutlarında Kerpiç Malzeme Kullanımı, Koruma Sorunları ve Çözüm Önerileri' konulu tez çalışmasında Diyarbakır Suriçi'ndeki geleneksel konutların restorasyonu sırasında belgelenen kerpiç malzemeli karma yapım sisteminin analiz edilerek gelecek nesillere aktarılması ve yapım sisteminin sürdürülebilirliğinin sağlanması hedeflenmektedir. Tez kapsamında belli bir alanda ve belli bir sayıda yapı üzerinde gerçekleştirilen analiz çalışmasının alandaki restorasyon süreciyle paralel yürütülmesi, dışarıdan algılanmasının mümkün olmadığı; raspa ve söküm işlemleri sonrası erişilebilen bilgiye de ulaşılmasına olanak sağlamıştır. Bu çalışmada Diyarbakır Suriçi'ndeki geleneksel konut mimarisindeki özgün kerpiç yapım sistemli taşıyıcı strüktürün tespit edilmesi, yerel yapım sisteminin irdelenmesi, tipolojik değerlendirme yapılarak, koruma sorunlarının belirlenmesi hedeflenmiştir. Bu sorunlar çerçevesinde de koruma yaklaşımlarına yön gösterici olan uluslararası tüzüklerin ve sözleşmelerin ışığında çözüm önerileri sunulmuş, yerel yapım sistemi ve malzemesinin sürekliliğinin sağlanabilmesi hedeflenmiştir. Restorasyon sırasında elde edilen verilerin belgelenmesi, arşivlenmesi ve yayınlanması noktasında ciddi eksiklerin olduğu düşünüldüğünde, bu çalışmanın bu anlamda da literatüre katkısı olacağı düşünülmektedir
Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinden Türkiye'ye yapılan göçler
SSCB'nin dağılması ile birlikte Orta Asya Türk cumhuriyetlerinden Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan bağımsızlığını kazandı. Türk cumhuriyetlerindeki baskıcı rejimler, antidemokratik yasalar ve uygulanan sansür, muhalefete uygulanan baskı ve yasaklar, ülkelerdeki yoksulluk ve yolsuzluk sorunu, ülkelerin ekonomik problemleri, Orta Asya'daki radikal dinî akımlar, terör faaliyetleri ve uyuşturucu sorunu gibi değişik sebeplerden dolayı Orta Asya Türklerinin ülkelerinden göç etmelerine sebep oldu. Orta Asya Türklerinin göç ettikleri ülkelerden biri de Türkiye'dir. 1991 yılından günümüze Orta Asya Türk cumhuriyetlerinden Türkiye Cumhuriyeti'ne turizm, eğitim ve çalışma gibi amaçlarla göçler yapıldı. Bu göçlerin bir kısmı yasal ve bir kısmı yasa dışı şekilde gerçekleşti. Orta Asyalı göçmenler iş piyasasında benzer sektörlerde istihdam edilmektedirler. Erkekler genellikle kasap, lokanta, market, otel ve pastane gibi işletmelerde bulaşıkçı, fırıncı, garson veya kurye olarak çalışmakta; kadınlar ise özellikle ev hizmeti işçisi olarak ev işlerinde; çocuk ve yaşlı bakımında, diğer bir kısmı ise hazır giyim, lokanta ve eğlence sektöründe çalışmaktadır. Orta Asya Türk cumhuriyetlerinden Türkiye'ye gelen göçmenlerin ilk geldikleri zamanlarda doğal olarak çeşitli sorunlar yaşadıkları görülmüştür. Barınma, dil engeli, iş bulmada zorluk ve kalacak yer sorunları, yaşadıkları mevcut problemlerdir. Bu çalışma, İstanbul ilinde yedi ilçede toplamda yüz Orta Asyalı göçmen ile yapılan anket çalışması sonucunda göçmenler hakkında demografik veriler çıkarılarak hazırlanan istatistikler göç, göçmen, göç süreci ve göç sonrasında yaşananlar ile alakalı okuyucuya ışık tutacaktır
Afet sonrası yeniden yapılanmada işbirliğine dayalı stratejik mekansal plan model önerisi: Hatay örneği
Sanayi devrimi ve sonrasındaki gelişmelerle formel bir hale gelen kent planlama günümüz kent planlama anlayışından farklılaşmaktadır. Zaman ve koşullara bağlı olarak değişen ve mekânsal planlama kavramının daha net karşıladığı planlama anlayışı kentlerin karmaşıklaştığı ve sosyal sorunlara çözüm üretmek adına yeni birtakım yaklaşımları da beraberinde getirmiştir. Bu yeni yaklaşımlardan birisi olan stratejik plan yeni bir plan türü olmasa da 1980'lerin atmosferi içinde iletişimsel ve iş birliğine dayalı yaklaşımların etkisi ile yeni bir form ile değişime uğramıştır. Dolayısıyla karmaşık kent sistemlerinin yapılanmasında çözümleyici bir yaklaşım olarak kullanılmaya başlanmıştır. Stratejik mekânsal planlamanın bu niteliği afet etkisi altında kalan kentler içinde alternatif bir yöntem olarak durmaktadır. Çünkü afet olgusu ve kentler üzerindeki yıkımı, fiziksel olmanın ötesinde ekonomik ve sosyal hasarı da aynı ölçüde meydana getirmektedir. Dolayısıyla afet sonrası yeniden yapılanma için stratejik kararları içeren bütünlüklü bir plan yaklaşımı hem belirsizliği hem de iyileşmeyi destekler niteliktedir. Bu çalışma tam da böyle bir noktadan yola çıkarak afet sonrası kentsel yeniden yapılanma sürecinin önemi ve stratejik mekânsal planlama yaklaşımının bu süreçte nasıl etkili bir şekilde kullanılabileceği üzerine odaklanmaktadır. Geleneksel planlamanın arazi kullanımı, denetleme ve kontrole dayalı katı planlama anlayışı yerine esnek, değiştirilebilir ve uzun erimli bir vizyonu içeren planlama anlayışı belirsizliği kabullenerek hareket etmektedir. Bu planlama yöntemi, farklı sorunlara çözüm sunan, dönüştürücü ve bütünleştirici bir yaklaşımdır. Ayrıca iletişim, iş birliği ve dayanışma kavramlarını da ön planda tutmaktadır. Bu noktadan hareketle, Türkiye'nin Hatay kentinde afetin yol açtığı yıkımın ardından kentin nasıl toparlanacağı ve bunun yönteminin ne olacağı ile ilgili sorular böyle bir alanda iş birliğinin odak noktası olduğu bir stratejik mekânsal plan yapma zeminini güçlendirmiştir. Bu iş birliği modelinin en güçlü noktası paydaş, çeşitlilik, etkileşim, finansman ve zaman yönetimi noktalarının doğru planlanması ve bu eksenin ilişkiselliğinin doğru kurulmasından kaynaklanmaktadır. Bu modeli güçlü kılan noktada burada ortaya çıkmaktadır. Çünkü afet alanları ile ilgili en kritik nokta zaman ve finansmanın doğru yönetimi ve bu süreçte rol alacak aktörlerin doğru belirlenmesidir
Uçurumu Kapatmak: Sosyal Müzeler için Dijital İnteraktiflerin Kullanılması
Designing the built environment with an inclusive approach that allows equal access for everyone is necessary to reduce social inequalities. Creating a physical environment that includes all segments of society and activates all senses is crucial in museum spaces. Digital interactions used in museum spaces offer new possibilities and interfaces to eliminate inequalities and increase inclusiveness. This study examines the integration of digital interactives in museums with a focus on the social museum concept. Through a comprehensive review of literature spanning museum studies on social museums, digital interactives, and inclusive museum concepts, this research investigates the role of digital interactives in fostering social engagement and facilitating interactive learning experiences within museum settings. Drawing on the theoretical framework and practical examples the paper explores how to employ digital technologies strategically to enhance visitor interaction, promote inclusivity, and facilitate knowledge sharing in social museum environments. This research demonstrates the transformative potential of digital interactives in museums as social spaces and provides a comprehensive understanding of the dynamic relationship between technology, museum practices, and social inclusion. The result of the research shows that digital interactives used in museum environments, such as haptic tools, wearables and mobile technologies, extended reality technologies, RFID and AI technologies, offer new ways of engagement for a more social museum and increase social inclusion.Yapılı çevrenin herkese eşit erişim imkânı tanıyan kapsayıcı bir yaklaşımla tasarlanması toplumsal eşitsizliklerin azaltılması açısından gereklidir. Müze mekânlarında toplumun tüm kesimlerini içine alan ve tüm duyuları harekete geçiren bir fiziksel çevre yaratmak önemlidir. Müzelerde kullanılan dijital etkileşimler, eşitsizlikleri ortadan kaldırmak ve kapsayıcılığı artırmak için yeni imkânlar ve ara yüzler sunmaktadır. Çalışmada sosyal müze kavramına odaklanarak dijital etkileşimli teknolojilerin müzelere entegrasyonu incelenmekte ve sosyal müzeler, dijital etkileşimli araçlar ve kapsayıcı müze kavramı üzerine müze çalışmalarını kapsayan kapsamlı bir literatür taraması yoluyla, dijital etkileşimli araçların sosyal katılımı teşvik etmedeki ve müze ortamlarında etkileşimli öğrenme deneyimlerini kolaylaştırmadaki rolü araştırılmaktadır. Teorik çerçeveden ve pratik örneklerden yola çıkan bu çalışma, ziyaretçi etkileşimini artırmak, kapsayıcılığı teşvik etmek ve sosyal müzecilik bağlamında bilgi paylaşımını kolaylaştırmak için dijital teknolojilerin stratejik olarak nasıl kullanılabileceğini incelemektedir. Araştırmada birer sosyal alan olarak müzelerde dijital etkileşimlerin dönüştürücü potansiyeli ortaya konulmakta; dijitalleşme, müze uygulamaları ve sosyal kapsayıcılık arasındaki dinamik ilişkinin kapsamlı bir şekilde anlaşılması hedeflenmektedir. Araştırma sonucunda, müzelerde kullanılan dokunsal araçlar, giyilebilir ve mobil teknolojiler, genişletilmiş gerçeklik teknolojileri, radyo frekansı ile tanımlama ve yapay zekâ teknolojileri gibi dijital etkileşimlerin, daha sosyal bir müze için yeni katılım yolları sunduğu ve sosyal kapsayıcılığı artırdığı görülmektedir
Bursa Uluslararası İpek İğne Oya Festivali ve Tasarım Yarışması
Oya, Anadolu el sanatlarının önemli ve bilinen parçalarından biridir. Anadolu kadını tarih boyunca el emeği, göz nuru olarak işlediği oyaları, genç kızların çeyiz sandıklarında bulundurmuş, oya üretimi yaparak ve satarak ev ekonomisine katkı sağlamıştır. Günümüzde modern tekstil sanayi ve dijital dünya arasında sadece geleneğin bir parçası olarak özel günlerde hatırlanan oyalar, Anadolu kültüründe kaybolmaya yüz tutmuş üretimler arasında yerini almıştır. Buna karşın yurt dışından gelip bu üretim tekniğini öğrenerek kendi kültürlerinde sürdürülebilir kılmak istedikleri için çeşitli projeler yürüten kişiler de bulunmaktadır. Anadolu’da oya üretiminin sürdürülebilir olarak gelecek kuşaklara tanıtımı ve aktarımı için yapılan örnek etkinliklerin bulunması, yaşayan miras kavramı açısından umut verici niteliktedir. Bursa Uluslararası İpek İğne Oya Festivali ve Tasarım Yarışması bu çalışmanın kapsamını oluşturmaktadır. Çalışmanın amacı, anılan etkinliğin oya üretiminin korunması ve yaşatılması için diğer merkezlere örnek oluşturmasına ve bu tür etkinliklerin sayısının artmasına katkı sağlamasının önemine dikkat çekmektir. Çalışmada literatür taraması yapılmış, festival ve yarışma düzenleme komitesindeki yetkililer ile görüşülmüş, kişisel arşivlerde ve Bursa Merinos Tekstil Sanayi Müzesi Arşivi’nde yer alan fotoğraflar ile metin kısmı desteklenmiştir. Çalışmanın ilk bölümünde oya üretiminin Anadolu kültüründeki önemine yer verilmiş, ikinci bölümde ise adı geçen festival ve yarışmanın ortaya çıkışı ele alınarak konuya olan katkısı aktarılmıştır
KENTSEL YAPIDA ULAŞIM MEKÂNLARI TASARIMI İÇİN ÖRNEKLER
Özel motorlu araçların artışı kentsel mekân ve ulaşım çatışmasını yaratmakta ve sorunları arttırmaktadır. Ulaşım sistemlerinin uygulanmasında kent strüktürü ve görünümü değişmekte, ulaşıma ilişkin alan gereksinimi mekânı da değiştirmektedir. Yıllarca, yoğun araç trafiği ile ana taşıt yollarının kentsel doku içinde ayırıcı etkisi artmış, buna paralel olarak sadece motorlu araçların akışının hızlandırılmasına yönelik düzenlemeler yapılmış ve kentsel açık alanlar insanın yaşam alanı olmaktan çıkmıştır. Ayrıca, ulaşım çözümleri kentin önemli alanlarında tarihi meydanların imajını değiştirmekte, geçmişten gelen kimlik ögelerini arka planda bırakmaktadır. Çalışma, kentsel yapı içerisinde ulaşım alanlarının yeniden tasarlanmasına ve kentsel mekân düzenlemelerinde mekânın sürdürülebilir ve dengeli dağılımına dikkat çekmeyi amaçlamaktadır. Bu kapsamda uluslararası çerçevede; Avrupa ve ABD’deki bazı kentlerin ana caddelerinin yaya odaklı yeniden tasarımına ilişkin deneyimler üzerine veriler toplanmıştır. Çalışmada, gözlem yolu ile edinilen deneyimlere dayalı verilerin değerlendirilmesinin yanı sıra nitel bir araştırma yöntemi olan literatür verilerinin analiz edilmesi esas alınmıştır. Ulaşımın gelişimi ve ulaşım planlama sürecinin evreleri, önemli ana aksların yaya odaklı yeniden geliştirilmesine yönelik yaklaşımlar, ulaşım alanları ve kent imajı kapsamındaki tasarım konularında literatür taraması yapılarak yazılı ve görsel kaynaklara başvurulmuştur. Sonuç olarak, seçilen dünya kentlerindeki deneyimlerin değerlendirilmesi ile kentsel mekânın tamamlayıcısı olarak ulaşım ögelerinin, mevcut kent imajını zedelemeden kamusal alan ve yaşamla bütünleşmesi ilkesinin tasarıma katkı yapacağı düşünülmektedir
Quantum Nonlinear Optics on the Edge of a Few-Particle Fractional Quantum Hall Fluid in a Small Lattice
We study the quantum dynamics in response to time-dependent external potentials of the edge modes of a small fractional quantum Hall fluid composed of few particles on a lattice in a bosonic Laughlin-like state at filling ν=1/2. We show that the nonlinear chiral Luttinger liquid theory provides a quantitatively accurate description even for the small lattices that are available in state-of-the-art experiments, away from the continuum limit. Experimentally accessible data related to the quantized value of the bulk transverse Hall conductivity are identified both in the linear and the non-linear response to an external excitation. The strong nonlinearity induced by the open boundaries is responsible for sizable quantum blockade effects, leading to the generation of nonclassical states of the edge modes. © 2024 American Physical Society
Investigation of Predisposing Risk Factors in Adolescent Male Water Polo Players
Background: Shoulder injuries are prevalent in adolescent water polo (WP) players. Study aimed to determine whether preseason shoulder characteristics (range of motion [ROM], flexibility, and strength) and core endurance can identify athletes at risk of future shoulder injuries.
Hypothesis: Shoulder characteristics, including changes in ROM (internal rotation [IR], external rotation [ER], and total), strength (IR and ER), pectoralis minor flexibility, shoulder capsule flexibility, and core endurance, would be risk factors for shoulder reinjury in athletes with previous overuse injuries compared with noninjured athletes.
Study design: Prospective cohort study.
Level of evidence: Level 3.
Methods: At baseline, 53 male youth WP players (mean age, 16.6 ± 3.5 years) were assigned to Group 1 (with previous shoulder injuries [G1, n = 26]) and Group 2 (without previous shoulder injuries [G2, n = 27]). ROM, flexibility, strength, and core muscle endurance were assessed preseason. After a 12-month follow-up, players were again divided into those who developed new shoulder injuries (G3, n = 27) and those who remained healthy (G4, n = 26).
Results: Total of 26 players (49%) had previous shoulder injuries at baseline. At baseline, decreased pectoralis minor flexibility, IR, total ROM, and core endurance were found in players with a previous shoulder injury compared with players without a previous shoulder injury (P < 0.05).
Conclusion: At baseline, a significant difference was present in proposed risk factors (shoulder and core endurance parameters) between players with and without a previous shoulder injury. Shoulder IR ROM and years of experience were significant predictors of shoulder injury. Early detection of modifiable proposed risk factors may help prevent reinjury in young athletes.
Clinical relevance: Screening at an early age can help identify and address pre-existing injuries, support youth athletes' return to sport after a shoulder injury, prevent new injuries, and improve performance
Altay Türk mitolojisinde maden sembolizmi
Türk mitolojisinde toprak, su, hava ve ateşten sonra beşinci element olan maden üzerine yapılan bu araştırmada sembolik anlamları incelenmiştir. Bu bakımdan son derece zengin arkaik destan örneklerinden olan Altay destanları inceleme metni olarak belirlenmiştir. Kaynak taraması sonucunda madenlerin sembolik anlamları üzerine demir madeni ve taş dışında çok fazla araştırma yapılmadığı belirlenmiştir. Destanların daha iyi anlaşılması ve kavranması bakımından maden sembolizminin ortaya konması mühimdir. Türklerin kadim demirciler ve madenciler olduğu düşünüldüğünde bu çalışma saha açısından önem arz etmektedir. Üç ana bölümden oluşan çalışmanın birinci bölümde Altay Türklerinin yaşadıkları coğrafya ve inançları incelenmiştir. İkinci bölümde destan ve Altay destan geleneği hakkında bilgi verilmiştir. Temel kavramlar ve madenlerin ifade ettikleri sembolik anlamlar Türk mitolojisinin yanı sıra dünya mitolojilerinde bulunan örneklerden faydalanılarak açıklanmıştır. Üçüncü bölümde ise Altay destanlarında yer alan madenler ve sembolik anlamları örneklerle aktarılmıştır ve destan özetleri verilmiştir
Tarihsel süreçte sanatta sağaltımın kullanımı: Joseph Beuys ve Anselm Kiefer örneği
Eser metninin ilk bölümünde çalışmanın konusu olan ''sağaltım'' kavramına ve tarihçesine değinilmiş, tarihsel açıdan felsefe ve psikanaliz alanında nasıl ele alındığı incelenmiştir. Felsefe tarihinde katharsis terimiyle Antik Yunan'da karşılaşmaktayız. Sanat felsefesi alanında konuyu eğilen ilkçağ filozoflarından Aristoteles'in Poetika eserinde tragedyalarla tiyatronun özünün ''ruhsal arınma'' olduğu ifadesi Platon'un Devlet yapıtında kavramı kullanışıyla farklılıklar içermektedir. Alman idealizmi düşünürlerinden Hegel ve Schelling'in de katharsis kuramına yaklaşımları mevcuttur. Klasik psikanalizin temellerini inşa eden Sigmund Freud'un geliştirdiği yöntem, psikanaliz ve tedavi süreci hakkında detaylı bir bilgilendirme yapılmıştır. Klasik psikanalizin devamı olan ego psikolojisi, Adler'in geliştirdiği Bireysel Psikoloji, Jung'un Analitik Psikolojisi ve toplumsal sorunları da bakış açısına dahil eden Erich Fromm ile günümüzün önemli ekollerinden Varoluşçu psikanalizin düşünsel farklılıkları üzerinde durulmuştur. Psikanalistlerin çok önem verdiği rüyalar konusunda ekollerin yaklaşım biçimleri anlatılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde sanatsal pratiklerin sağaltıcı bir amaçla insanlık tarihi boyunca bireyin edimlerine nasıl yansıdığı Sibirya şamanik toplulukları üzerinden değerlendirilmiştir. Geliştirilen sanatsal yaratıcılık teorileri sonrasında psikoterapide ve ruh hekimlerinin saha çalışmalarında kullandıkları sanatsal faaliyetler ve ayrıca çocuk resimlerindeki sembolik dilin fark edilmesiyle Amerika'da gelişmeye başlayan 'sanat terapisi'nin tarihçesi ve uygulama alanlarından bahsedilmiştir. Sanat tarihinden başlıca sanatçıların eserlerinden örneklerle hem bireysel hem de toplumsal yaşantıların etkilerine değinilmiştir. Eser metninin üçüncü bölümünde sanatla sağaltımı çalışmalarının merkezine alan sanatçılardan Joseph Beuys ve Anselm Kiefer'in özelinde ise yaratma edimlerinin bireysel ve toplumsal tarih boyutunda tetikleyici dinamikleri irdelenmiştir. Beuys ve Kiefer'in çalışmalarında gördüğümüz şamanik etkiler, simya bilgisi ve ezoterizm, antropozofi öğretisi ve mitolojik konulardan beslenmişlerdir. Böylece bireysel ve toplumsal travmaların sağaltımı hedef alınmıştır