Mimar Sinan Fine Arts University Institutional Repository
Not a member yet
9810 research outputs found
Sort by
Covid-19 Sonrası Önerilen Havalandırma Yaklaşımlarının Üniversite Dersliklerinde Enfeksiyon Olasılığı, Vaka Sayısı ve Havalandırma Oranlarına Etkisi
After COVID-19, two ventilation approaches have been adopted for infection control. The first is the EN 16798-1 ventilation standard recommended by international organizations. The second is ventilation design, determined according to the risk of infection. This study investigated the effects of various post-COVID-19 ventilation scenarios on the probability of COVID-19 infection, the number of cases, and ventilation rates in four separate university classrooms. Ventilation rates based on infection risk and infection risk were determined by the Wells-Riley mathematical model calibrated to the SARS-CoV-2 virus. The findings showed that the EN 16798-1 ventilation standard may be inadequate in terms of infection risk in classrooms. It showed that ventilation rates determined based on infection risk may not be met by existing HVAC system capacities, even in LEED-certified schools. In possible future pandemics, current ventilation standards and air conditioning system designs in schools should be reviewed in order to control the outbreak.COVID-19 salgını sonrasında enfeksiyon kontrolü için iki havalandırma yaklaşımı benimsenmiştir. Birincisi, uluslararası kuruluşlar tarafından önerilen EN 16798-1 havalandırma standardıdır. İkincisi, enfeksiyon riskine göre belirlenen havalandırma tasarımıdır. Bu çalışmada, dört ayrı üniversite sınıfındaki çeşitli COVID-19 sonrası havalandırma senaryolarının, COVID-19 enfeksiyon olasılığı, vaka sayısı ve havalandırma oranları üzerindeki etkilerini araştırıldı. Enfeksiyon riskine dayalı havalandırma oranları ve enfeksiyon riski, SARS-CoV-2 virüsüne göre kalibre edilen Wells-Riley matematiksel modeliyle belirlenmiştir. Bulgular, EN 16798-1 havalandırma standardının dersliklerde enfeksiyon riski açısından yetersiz olabileceğini gösterdi. Enfeksiyon riskine dayalı belirlenen havalandırma oranlarının, LEED sertifikalı okullarda bile mevcut HVAC sistem kapasiteleri tarafından karşılanamayabileceğini gösterdi. Gelecekteki olası pandemilerde, salgının kontrol altına alınabilmesi için mevcut havalandırma standartlarının ve okullardaki iklimlendirme sistem tasarımlarının yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir
Urban market gardens and biophilia: Human-nature relationship in Osmangazi Neighbourhood of Bornova Plain, İzmir
Doğanın insan yaşamı ve refahı üzerinde hayati bir önemi olduğu birçok araştırma ile ortaya koyulmuştur. Ancak bugün dünya nüfusunun önemli bir bölümünü barındıran kentler, konvansiyonel tasarım ve planlama anlayışlarıyla beraber doğal dünyanın tahribatına neden olmaktadır. Doğanın kentsel yaşamdan çıkarılması insan-doğa ilişkisini zayıflatırken aynı zamanda kentsel çevreler ve toplulukların sürdürülebilirliği üzerinde önemli bir tehdit oluşturmaktadır. Kent bostanları bu bağlamda, kentlerde doğa ile bağlantı kurmayı teşvik edici potansiyeli ile öne çıkmaktadır. 20. yüzyılın ikinci yarısı itibariyle yapılaşmaya açılan İzmir, Bayraklı, Osmangazi Mahallesi bostanları, Bornova Ovası'nın tarihten bu yana süregelen tarımsal peyzajının bir parçası olarak mekânsal bir dönüşüme uğramıştır. Bu mekânsal dönüşüm tarım alanlarının kaybı ve yoğun bir kentsel yerleşim dokusu oluşmasına sebep olmuştur. Bu kentleşme baskısına rağmen mahalle bugüne kadar ulaşabilmiş üç adet bostana sahiptir. Bu bostanlar Bornova Ovası'nda geçmişten bugüne yapılaşmadan kalabilmiş nadir örneklerdir. Çalışmanın amacı Osmangazi Mahallesi bostanlarının geçmişten bugüne mahalle sakinlerinin doğa ile kurduğu ilişkideki rolünü biyofilik eğilimler üzerinden araştırmaktır. Araştırmada 'biyofili', insan-doğa ilişkisinin açıklanması için teorik bir çerçeve olarak benimsenmiştir. Bostanlar ise biyofilik eğilimlerin kurulduğu bir bağlam olarak ele alınmaktadır. Çalışmada ilk olarak bostanların 1951-2023 tarihleri arasındaki mekânsal dönüşümü Harita Genel Müdürlüğü'nden alınan siyah-beyaz tarihi hava fotoğrafları üzerinden ortaya koyulmuştur. Daha sonra mahallede bugüne ulaşan üç bostanın mevcut durumları fotoğraflar, gözlem ve bostancılarla yapılan görüşmeler yardımıyla belgelenmiştir. Bu araştırmada, 1951-2023 yılları arasında kentleşme baskısı ile dönüşen Osmangazi Mahallesi bostanlarının mahalle sakinlerinin doğa ile kurduğu ilişkideki rolü insan deneyimi ve algıları yoluyla anlaşılmaya çalışılmıştır. Bu doğrultuda fenomenolojik desenli bir nitel araştırma gerçekleştirilmiştir. Araştırmada veriler derinlemesine görüşme tekniğiyle toplanmış ve katılımcılara açık uçlu yarı-yapılandırılmış sorular sorulmuştur. 12 katılımcı ile mülakat gerçekleştirilmiş ve katılımcılar Osmangazi Mahallesi'nde uzun süredir yaşayan mahalle sakinleri veya burada uzun süredir çalışan bostancılar arasından seçilmiştir. Elde edilen bulgular bu tez kapsamında insan-doğa ilişkisinin değerlendirilmesi için belirlenen üç ana tema üzerinden analiz edilmiştir. Bu temalar "fiziksel güvenlik", "tanınma ve gelişme" ve "uyum ve bağlılık "tır. Her bir ana tema, Kellert (1993) tarafından literatürde önerilen biyofilik eğilimlerden oluşan üç alt temayı içermektedir. İnsan-doğa ilişkisine kapsamlı bir bakış sunan biyofilik eğilimler (faydacı, doğacı, estetik, ekolojik-bilimsel, insani, sembolik, ahlaki, olumsuz, hükmedici), çalışmada mahalle sakinlerinin deneyim ve algılarının tematik analizinde kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda, bostanların Osmangazi Mahallesi bağlamında mahalle sakinlerinin doğaya ve doğal unsurlara karşı biyofili geliştirmesinde büyük bir önemi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bostanların azalarak yapılaşmanın artması mahalle sakinlerinin doğa ile etkileşim kurabileceği mekânları oldukça kısıtlı bir hale getirmiş ve insan-doğa ilişkisinin de dönüşümüne sebep olmuştur. Mahallede bugüne ulaşan üç bostanın mahalle sakinlerinin doğa ile temas kurabildiği nadide alanlar olduğu ve önemli işlevler üstlendikleri saptanmıştır. Bu potansiyel işlevler arasında; gıda sağlama, doğayı gözlem ve tanıma, doğa ile estetik olarak tatmin edici ilişkiler kurma, canlılara karşı biyofili gelişimi, doğayı korumak için ahlaki gelişimi sağlama ve sosyal uyum yaratma gibi fırsatlar yer almaktadır. Yapılan çalışmada ortaya çıkan bostanların tüm faydaları ve doğa ile ilişkiyi güçlendirdiğine dair sonuçlar bostanların korunmasının hem mahalle sakinleri hem de gelecek nesiller için önemli olduğunu ortaya koymaktadır
Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi'nde yer alan E.H 157 envanter numaralı Kur'an-ı Kerim'in incelenmesi ve özgün bir eserle yorumlanması
Orta Asya'da yerleşik olarak yaşayan Türk ulusunun büyük bir göç dalgası ile Anadolu coğrafyasına yerleşmesiyle başlayan yolculuk, İslam dininin kurallarıyla meydana gelen birliktelik yüzyıllardır devam eden kadim bir sanatın zirveye çıkmasını sağlamıştır. Yüzyıllar içerisinde bu sanatı uygulayan sanatçıların kurallarına sadık kalarak gerçekleştirdikleri eserler sahiplerine bilgi verirken aynı zamanda sanat ve kültür alanında büyük bir güce sahip olmalarını da sağlamıştır. Yüzyıllar süren bu birikimin sanatımıza ve o sanatın oluşmasına zemin hazırlayan yüzeyi olan "mushaf"lara ince ince işlenen tezhiplerimizden bir tanesi Topkapı Sarayı EH 157 envanter numarasında yer alan mushaftır. "Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi'nde yer alan E.H. 157 envanter numaralı Kur'an-ı Kerim'in incelenmesi ve özgün bir eserle yorumlanması" başlıklı tezimde; Türk tezhip sanatının gelenekten geleceğe uzanan yolculuğunu, mushaf kelimesi ile adlandırdığımız kutsal kitabımıza sanatçılarımız tarafından verilen önemi, hamilik göstererek bu sanatların yaşamasını ve korunmasını sağlayan kültürü ve en önemlisi de yüzyıllardır yaşayan ve yaşatılan tezhip sanatının temsilcileri olan bizlerin yorumlarıyla ortaya çıkan sanat eserlerini göreceksiniz. Mushafın tezhipleri yapıldığı yüzyılın tarzını ve emeğini yansıtırken bu eserden yola çıkarak yaptığım çalışma günümüz yaşanmışlıkları ile sentez edilerek ortaya çıkan bir eser olmayı hedeflemiştir. Zaman, saat ilişkisi ve mushafın içinden ayetlerden yola çıkarak tasarladığım eserlerde günümüz teknolojisinin nimetlerinden de yararlandım. Gelenekten geleceğe kurulan bir köprü devamlılığın taşlarından bir tanesi olsun istedim
BIOPHILIC DESIGN IN RESIDENCES; EFFECT ON USER PSYCHOLOGY AND QUALITY OF LIFE
Bu çalışmanın amacı, biyofilik tasarım unsurlarını konut ölçeğinde mekânlara entegre etme yöntemlerini araştırmaktır. Araştırma kapsamında, biyofilik tasarımın bireylerin yaşam koşullarını nasıl değiştirme potansiyeline sahip olduğu incelenecektir. Bu bağlamda, kullanıcı deneyimleri ve mekânsal algı üzerinden biyofilik tasarımın bireysel refah üzerindeki etkileri değerlendirilecektir. Çalışmanın hipotezi, biyofilik tasarım unsurlarının konut iç mekânlarına entegrasyonu ile kullanıcıların psikolojik, fiziksel ve sosyal refahlarının artarak yaşam kalitesinin olumlu yönde gelişeceği varsayımına dayanmaktadır. Araştırma sonucunda elde edilen bulguların, biyofilik tasarım prensiplerinin kullanıcılar üzerinde olumlu etkiler yarattığını göstermesi beklenmektedir. Özellikle doğayla etkileşimin artırılması, stres seviyelerinin düşürülmesi, yaratıcılık ve odaklanma gibi bilişsel süreçlerin desteklenmesi gibi konularda pozitif etkilerin gözlemlenmesi amaçlanmaktadır.The aim of this study is to investigate methods for integrating biophilic design elements into residential spaces at the housing scale. The research explores the potential of biophilic design to transform individuals' living conditions. In this context, the study evaluates the effects of biophilic design on personal well-being through user experiences and spatial perception. The hypothesis of the study is based on the assumption that the integration of biophilic design elements into residential interiors enhances users' psychological, physical, and social wellbeing, thereby positively contributing to their quality of life. The findings of the research are expected to demonstrate that biophilic design principles have beneficial impacts on users. In particular, positive effects are anticipated in areas such as increased interaction with nature, reduced stress levels, and the enhancement of cognitive processes like creativity and focus
Klasik bale eğitiminde 10-11 yaş arasındaki öğrenciler için bedensel koordinasyonu destekleyici egzersiz önerileri
Akademik bale eğitimi veren kurumlarda ve profesyonel topluluklarda her geçen gün gelişimini sürdüren bale sanatı, küçük yaşlardan itibaren başlayan hem bedenin hem de aklın koordineli bir şekilde çalışarak gerçekleştirdiği hareketlerden oluşan , edebiyat, ışık, sahne dekoru ve kostümle bütünlenen görsel bir sanat dalıdır. Klasik bale sanatındaki mükemmellik algısı hareketin ne kadar doğal ve akışkan göründüğü ile ilgilidir. Uzun ve zorlu bir eğitim döneminden çıkan dansçılar, seyircinin gözünde olağanüstü, sahne üzerinde mucizevi şeyler yapan sanatçılardır. Sahne üzerindeki bu algıyı yaratan başlıca unsurların ( fiziksel kuvvet, dönme , zıplama vb.) arasında Koordinasyon ve müzikalite bulunmaktadır. Bedensel koordinasyonun doğal bir reflekse dönüşerek dansçının bedeni ve aklı ile bütünleşebilmesi için profesyonel eğitim hayatında edindiği kazanımlar büyük önem taşır. Bu nedenle balede koordinasyon eğitimi dansın en önemli unsurlarından biridir. Bu tez çalışmasında akademik bale eğitimine yeni başlayan 10 – 11 yaş aralığındaki öğrenciler için koordinasyon egzersizleri gruplar halinde önerilmektedir. Bu egzersizlerin bale eğitiminin dışında ek çalışma olarak uygulanabilmesi ve bedensel koordinasyon gelişimini destekleyici bir rol oynaması hedeflenmiştir
Farklı Uzaklık Fonksiyonlarının Spektral Kümeleme Algoritmasının Performansına Etkisi
Makine öğrenmesinin bir kolu olan denetimsiz öğrenme problemlerinde kullanılan kümeleme algoritmaları, veri noktalarını benzer özelliklere sahip olan gruplara ayırmak için veri noktaları arasındaki uzaklıkları ölçen bir uzaklık fonksiyonu kullanır, ve bu, standart durumda Öklid uzaklığıdır. Bununla birlikte en sık kullanılan kümeleme algoritmalarından k-ortalamalar (k-means) kümeleme algoritmasında Öklid uzaklığı yerine farklı uzaklık fonksiyonları kullanılarak elde edilen sonuçların karşılaştırıldığı [1],[2] gibi çalışmalar mevcuttur. Bu çalışmada ise Spektral kümeleme algoritması farklı uzaklık fonksiyonları ile ele alınarak sonuçlar değerlendirilmiştir. K-ortalamalar algoritmasının başarılı şekilde ayıramadığı veri kümeleri tercih edilmiş ve spektral kümeleme algoritmasında Öklid uzaklığının yanı sıra farklı uzaklık fonksiyonları da kullanarak daha iyi bir kümeleme yapılıp yapılmayacağı incelenmiştir
Post-dijital dönemde fotografik imge üretimi ve karşı gözetim
Sanat, iktidarların otoritesini görselleştiren ve güçlendiren araçların başında gelmektedir. Ancak kimi zaman iktidarlar güçlerini gizlemek için görsel dil yerine farklı stratejiler de benimsemektedir. Özellikle teknolojik gelişmeler, sosyal ağlar, platformlar ve mobil cihazlarla birlikte herkesin her yerde, her şeyi ve herkesi görebilme ve kaydedebilme yetisi kazanmasıyla şeffaflaşan toplumsal yapılanmada, iktidarlar güçlerini artırmak için gözetleme odaklı yöntemleri benimsemiştir. Denetim, baskı ve kontrol yöntemleriyle iktidarların güçlerini pekiştiren bir araç olan gözetim olgusu, günümüzde minimum sermeye ile maksimum kar getirerek kapitalizmin için de vazgeçilemez bir öge haline gelmiştir. Bu anlamda gözetim, sadece iktidarların değil, iktidarların kurumsal ortakları ve ticari şirketlerin de vazgeçemeyeceği bir unsurdur. Aynı zamanda teknolojinin ilerlemesi paralelinde iktidarlar, kurumsal ortakları ve ticari şirketler gözetim araçlarına olan yatırımlarını artırmaktadır. Böylece daha önce hiç görülmemiş bir oranda veriye erişim sağlanırken, veri toplama yöntemleri de geliştirilmiştir. Bu bakımdan bireylerin tüm yaşam rutinleri ve eylemleri denetim ve gözetimin etkisi altına alınarak kişiye ve sanal profiline özgü reklam ve manipülasyonlarla bireyler hiç olmadığı kadar tüketime yönlendirilmektedir. Ekonomi politik bir değer yaratan bu süreç, kültürel yapılanmayı dönüştürerek toplumun bu değişime adaptasyonunu sağlarken, yaşamın diğer tüm alanlarına olduğu gibi estetik dili de etkilemiştir. Yanı sıra bu süreç iktidarların görünmez gücünü görünür hale getirmek ve toplumsal direnç stratejileri oluşturmak için estetik bir karşı dil inşa etmiştir. Teknolojik determinizmi reddeden bu çalışmada, özellikle toplumsal olan öne çıkarılmaya çalışılmış, bu anlamda karşı sanat ve karşı gözetim stratejileri analiz edilmiştir. Bu analizlerde sanatın tüm formlarından seçilen eserler değerlendirilmiş, ancak özellikle fotoğrafın hem iktidar tarafından araçsallaştırılması, hem de karşı eylem ve söylem biçimi üretme potansiyeli incelenmiştir. 19.yüzyıl gerçeklik ve kanıt paradigmasının en kuvvetli aracı olan fotoğrafın süreç içinde dönüşümü post-fotoğraf çerçevesinde ele alınarak, fotografik imgenin tarihsel, kültürel ve gelecekteki yapısına vurgu yapılmıştır. Karşı gözetim stratejilerinde dijital imge ve fotografik imgenin bir eleştiri ve toplumsal muhalif dili üretme potansiyeli sanatta -post yapılanma süreçleriyle birlikte ele alınmıştır
Postmodern giysi tasarımında esin kaynaklarının koleksiyonlara yansıması
Postmodern Giysi Tasarımında Esin Kaynaklarının Koleksiyonlara Yansıması" başlıklı tez çalışmasında, postmodern moda tasarımında esin kaynaklarının koleksiyonlara nasıl yansıdığının analiz edilmesi amaçlamıştır. Seçilen beş postmodern moda tasarımcısının 1990-2010 yılları arasındaki koleksiyonlarında tema olarak hangi konuları ele aldıkları incelenmiştir. Çalışmanın amacı, postmodern modanın dinamiklerini ve özelliklerini anlayarak, postmodern modada en sık kullanılan temaların tespit edilmesidir. Çalışmada, esin kaynaklarının çeşitliliğinin tespit edilmesi ve bu kaynakların tasarım süreçlerindeki öneminin ortaya konulması hedeflenmiştir. Yapılan çalışma ile, tasarımcılara ve öğrencilere esin kaynaklarını nasıl etkili bir şekilde kullanabileceklerine dair bilgiler sunarak özgün giysi koleksiyonları geliştirilmesine katkı sağlanması amaçlamaktadır. Tez konusu, postmodernizmin moda üzerindeki etkilerini ve tasarımcıların esin kaynaklarını nasıl kullandıklarını anlamak için seçilmiştir. Postmodern moda, geleneksel moda anlayışlarını sorgulayan ve dönüştüren yenilikçi yaklaşımlar ile ilgi çekicidir. Bu nedenle, postmodern moda tasarımında esin kaynaklarının analiz edilmesinin, giysi tasarımı açısından özgünlük ve yenilik arayışlarının anlaşılmasına katkı sağlaması amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında Alexander McQueen, John Galliano, Jean Paul Gaultier, Vivienne Westwood ve Hüseyin Çağlayan olmak üzere beş tasarımcı seçilmiştir. Seçilen tasarımcıların koleksiyonları nitel araştırma yöntemleri kullanılarak incelenmiş ve bu koleksiyonlardaki esin kaynakları analiz edilmiştir. Seçilen tasarımcılar, postmodern moda anlayışını en iyi şekilde temsil eden ve esin kaynaklarını yaratıcı bir şekilde kullanan isimler olarak öne çıkmaktadır. Çalışmada kültür ve altkültür, plastik sanatlar, doğa, toplumsal konular, tarih, tarihi figürler, ikonlar ve ilham perileri, film, tiyatro, müzik ve edebiyat, mimari, teknoloji ve gelecek öngörüleri olarak belirlenen dokuz esin kaynağı kategorisinin koleksiyonlardaki kullanım sıklıklarının verileri; tasarımcıların koleksiyonlarına yönelik derinlemesine inceleme, görsel analiz ve literatür taraması, yoluyla elde edilmiştir. Tez beş bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünden sonra, tezin ikinci bölümü olan Moda ve Postmodernizm başlığı altında, postmodernizmin ortaya çıkışı ve temel özellikleri, akımın sanat ve moda üzerindeki etkileri incelenmiştir. Bu bölümde ayrıca, postmodern modanın özellikleri ve kullanılan teknikler ele alınmış, postmodernizmin moda üzerindeki etkileri ve postmodern moda tasarımcılarının bu etkileri çalışmalarında nasıl yansıttıkları analiz edilmiştir. Tezin üçüncü bölümü olan Moda ve İlham bölümünde, giysi tasarımında esin kaynaklarının önemi ve bu kaynakların tasarım süreçlerine nasıl yansıdığı açıklanmaktadır. Esin kaynaklarının kategorileri ve bu kategorilerin tasarımlara olan etkileri analiz edilmiştir. Tezin dördüncü bölümü olan Postmodern Moda Tasarımcılarının Koleksiyonlarında Esin bölümünde; belirlenmiş postmodern moda tasarımcılarının koleksiyonları kullandıkları esin kaynakları açısından analiz edilmiştir. Sonuç bölümünde, çalışmanın bulguları özetlenmiş ve esin kaynaklarının postmodern moda tasarımındaki rolü değerlendirilmiştir. Seçilen beş tasarımcının incelenen toplam 203 koleksiyonunda en çok kullanılan tema kategorilerinin sırasıyla kültür ve altkültür, tarih ve plastik sanatlar olduğunu tespit edilmiştir
The ages of the oldest astrophysical objects in an ellipsoidal universe
James Webb Space Telescope's (JWST) observations since its launch have shown us that there could be very massive and very large galaxies, as well as massive quasars very early in the history of the Universe, conflicting expectations of the ACDM model. This so-called impossibly early galaxy problemrequires too rapid star formation in the earliest galaxies than appears to be permitted by the ACDM model. In fact, this might not be a high masses problem, but a time-compression problem: time too short for the observed large and massive structures to form from the initial seeds. A cosmological model that could allocate more time for the earliest large structures to form would be more conforming to the data than the ACDM model. In this work we are going to discuss how the recently proposed ySCDM model might ease and perhaps resolve the time- compression problem. In the ySCDM model, different energy densities contribute to the Hubble parameter with different weights. Additionally, in the formula for the Hubble parameter, energy densities depend on the redshift differently than what their physical nature dictates. This new way of relating Universe's energy content to the Hubble parameter leads to a modified relation between cosmic time and redshift. We test the observational relevance of the ySCDM model to the age problem by constraining its parameters with the ages of the oldest astronomical objects (OAO) together with the cosmic chronometers (CC) Hubble data and the Pantheon+ Type Ia supernovae data of the late Universe at low redshift. We find that, thanks to a modified time-redshift relation, the ySCDM model has a more plausible time period at high redshift for large and massive galaxies and massive quasars to form, whereas the age of the Universe today is not modified significantly.TUBITAK [2211/A]Authors thank Jun-Jie Wei for providing the OAO data, and O & gbreve;uzhan Ka & scedil;& imath;kc & imath; and Vildan Kele & scedil;Tu & gbreve;yano & gbreve;lu for helpful discussions. Furkan & Scedil;akir Dilsiz is also supported by TUBITAK 2211/A Domestic Ph.D. scholar. The numerical calculations reported in this paper were partially performed at TUBITAK ULAKBIM, High Performance and Grid Computing Center (TRUBA resources)
Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi'nde bulunan H.762 envanter numaralı Hamse-i Nizami'in tezhip yönünden incelenmesi ve günümüz tezhip anlayışı ile yorumlanması
Çalışmamızda Nizami Gencevi'nin beş mesneviden oluşan "Hamse-i Nizami" adlı eserinin tezhipleri incelenmiştir. Hazırlanmasına XV.yy.ın ikinci yarısında Akkoyunlu Türkmenleri döneminde başlanmış ancak tüm nüshaların tamamlanması XVI.yy.ın başında Safeviler döneminde gerçekleşmiştir. Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Hazine kitaplığında 762 envanter numarasıyla kayıtlı eserin hattatı Enisi adıyla da bilinen Abdurrahim b. Abdurrahman'dır. Sanatçının Talik hat ile kaleme aldığı eser 317 sayfadan oluşmaktadır. Müzehhibi hakkında bilgiye rastlanmayan eserin minyatürleri dönemin ünlü nakkaşları Üstad Şeyhi ve Derviş Muhammed tarafından yapılmıştır. Eser son derece gösterişli bir kitap kabı ve bölüm başlangıçlarını süsleyen 3 tanesi Serlevha formunda olmak üzere toplam 7 tane başlık tezhibine sahiptir. Ayrıca eserin tamamında alt başlıkların yazılı olduğu dikdörtgen şeklinde tasarlanmış altın ve lacivert rengin hâkim olduğu bezemelerin yer aldığı koltuklar bulunmaktadır. Bununla birlikte başlangıçta 22 adet çalışılan minyatürlerden 19 tanesi eserde yer alırken genellikle minyatürlerin karşı sayfalarında üçgen formunda düzenlenmiş koltuk bezemeleri kullanılmıştır. Eserin hem kitap kabı tezyinatında hem de tezhip ve minyatürlerinde ağırlıklı olarak Türkmen üslubunun sadeliği ve renkleri hâkim olsa da Safevi döneminin etkilerini de görmekteyiz. Leyla ve Mecnun mesnevisinin (100b) başlık tezhibinde kullanılan Vakvak üslubu tezhipte bir ilk olup XVI.yy.da daha fazla görülen bir detaydır. Ayrıca Mahzenü'l-Esrar mesnevisinin başlangıç sayfalarında (1b-2a) yer alan serlevha formunda tasarlanmış bezemelerde kullanılan tezhip bulutları da Safevi döneminin sık kullanılan motifleri arasındadır. Her iki dönemin özelliklerine sahip olan eserde sarılma, hurde, yalın ve sencide rumiler, hatai ve penç motifleriyle birlikte Vakvak üslubu motifleri kullanılmıştır. Hamsede yer alan minyatürler yazı alanıyla aynı ölçüde olmayıp yazı çerçevesini aşmış hatta sayfanın tamamını kaplayacak şekilde tasarlanmıştır. Bu tasarım şekli Celayiri üslubunun devamı niteliğinde olup Türkmen sanatkârlar tarafından geliştirilerek uygulanmıştır. Öyle ki Safevi dönemine bakıldığında minyatürlerde Türkmen sanatkarların etkisinin devam ettiği görülmektedir. Günümüze kadar ulaşan eserler arasında gerek kitap kapağı gerekse tezhip ve minyatür bezemeleriyle son derece başarılı olan Hamse-i Nizami eserini değerli kılan bir diğer özelliği de edebi yönüdür. Hem kendi döneminde hem de günümüzde sanatın farklı kollarına hizmet eden bu eser Türk Edebiyatında da önemli bir yere sahiptir. Bu yönüyle uzun yıllar hem geleneksel sanatlara hem de edebi sanatlara ve sanatçılara hizmet edecektir