Malatya Turgut Özal University Institutional Repository
Not a member yet
4072 research outputs found
Sort by
Türkleri Manevi Gücü
Claude Farrère'in Türklerin Manevi Gücü adlı eseri, Türk milletinin tarih boyunca şekillenen ahlaki, kültürel ve ruhani değerlerini ele alan etnografik bir çalışmadır. Eser, Batı'nın Türklere yönelik önyargılarını kırmayı amaçlarken, Türk toplumunun manevi gücünü hikâyeler, gözlemler ve analizlerle ortaya koyar. Farrère, bu gücü yalnızca dini bir kavram olarak değil; onur, sadakat, tevazu, cesaret ve kültürel süreklilikle harmanlanmış çok boyutlu bir yapı olarak sunar. Farrere, İstanbul ve Anadolu'daki gözlemlerini empatik bir üslupla aktarırken, esere belgesel niteliği kazandırır. Eser, kültürel antropoloji ve tarihsel psikoloji açısından önemli bir kaynak olarak değerlendirilir. Ancak, bazı idealize edilmiş tasvirler ve seçkin sınıfın öne çıkarılması, eleştirilen yönler arasındadır. Sonuç olarak, bu kitap Türk milletinin ruhsal dokusunu anlamak için bir rehber niteliğindedir. Farrere, Batı ile Doğu arasında kültürlerarası bir köprü kurarken, Türklerin manevi gücünün gündelik hayattaki tezahürlerini samimi bir dille aktarır. Eser, hem tarihsel bir tanıklık hem de evrensel değerlere dair bir manifesto olarak okunabilir
SARS COV-2 spike XBB. 1.5 varyantının spike protein yapı ve epitop sunumunda ortaya çıkardığı değişimlerin araştırılması
Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Biyomedikal Mühendisliği Ana Bilim DalıŞiddetli akut solunum sendromu koronavirüsü-2 (SARS-CoV-2)'nin etiyolojik etmen olduğu Corona Virüs Hastalığı 2019 (COVID19) yirmi birinci yüzyılın en önemli sağlık sorunlarından biridir. Ortaya çıktığı 2019 Aralık ayından bugüne 7 milyondan fazla insanın ölümüne neden olan SARS-CoV 2 pozitif polariteli bir RNA virüsüdür. Spike proteini viral istila sürecinde anjiotensin dönüştürücü enzim-2 (ACE2) reseptörüne bağlanarak hücreye giriş sürecini aktive etmesi nedeni ile önemli ilaç ve aşı hedefi yapılardan biridir. Bu yapıda ortaya çıkan değişimler konak immün yanıtını ve ilaç/aşıların etkinliğini değiştirebilir. Bu kapsamda ortaya çıkan mutasyonların protein yapı, peptid sunum ve protein stabilitesinde ortaya çıkaracağı değişimlerin araştırılması mevcut tedavi seçeneklerinin geçerliliği ve yeni tedavi seçeneklerinin geliştirilmesi açısından önemlidir. Bu çalışmada SARS-CoV-2 spike protein XBB.1.5 (Kraken) varyantının protein yapı, stabilite ve peptid sunumunda ortaya çıkarabileceği değişimler yeni ve geçerli terapötiklerin geliştirilmesine katkı sunmak amacı ile in-silico yöntemler kullanılarak araştırıldı. Mutasyonların protein üç boyutlu yapısında ortaya çıkardığı değişimler SWISS MODEL ve RoseTTAFold ile modellendi. Protein stabilitesinde ortaya çıkan değişimler mCSM, DDMut, DUET ve DynaMut2 ile mutasyonların protein fonksiyonu üzerindeki etkileri ise Provean, SIFT ve PolPhen2 araçları ile analiz edildi. Protein dinamik yapıda ortaya çıkan değişimler elastik ağ modelleri ile değerlendirildi. Mutasyonların antijenik belirleyiciler üzerine etkileri Bepipred Linear, Emini Yüzey Erişilebilirlik ve Kolaskar & Tongaonkar antijenite algoritmaları kullanılarak test edildi. SARS-CoV-2 XBB.1.5. varyantında tespit edilen 38 mutasyonun 22'si virüsün konak hücre ile etkileşiminde önemli olan reseptör bağlanma bölgesinde olduğu tespit edildi. Protein stabilite analizleri mutasyonların %21'inin protein kararlılığında artışa neden olurken %81'inin ise kararsızlıkta artışa neden olduğunu ortaya koydu (-2.902???G?+1.82). Mutasyonların %44,7'sinin protein fonksiyonu üzerinde zararlı etkiler ortaya koyabileceği tespit edildi. XBB.1.5. mutasyonlarının antijenik belirleyici profilini değiştirdiği tespit edildi. Birçok varyantta korunduğu tespit edilen yüksek oranda korunmuş dört antijenik belirleyicinin XBB.1.5 varyantında değiştiğini belirledik. Azalan stabilite, artan kararsızlık ve hareketin artan reseptör afinitesi, bulaşıcılık ve virülans etki ile sonuçlandığı görülmektedir. Bu çalışma, SARS-CoV-2 S protein XBB.1.5. mutasyonlarının neden olduğu değişikliklerin işlevsel özellikler üzerindeki olası etkilerini anlamak için yapısal bir çerçeve sunmaktadır.Corona Virus Disease 2019 (COVID19), in which severe acute respiratory syndrome coronavirus-2 (SARS-CoV-2) is the etiological agent, is one of the most important health problems of the twenty-first century. SARS-CoV-2, which has caused more than 7 million deaths since its emergence in December 2019, is a positive polarity RNA virus. Spike protein is one of the important drug and vaccine target structures because it binds to the angiotensin converting enzyme-2 (ACE2) receptor during the viral invasion process and activates the cell entry process. Changes in this structure may alter the host immune response and the efficacy of drugs/vaccines. In this context, investigating the changes in protein structure, peptide presentation and protein stability caused by mutations is important for the validity of existing treatment options and the development of new treatment options. In this study, the changes in protein structure, stability and peptide presentation of the SARS CoV-2 spike protein XBB.1.5 (Kraken) variant were investigated using in-silico methods in order to contribute to the development of new and valid therapeutics. The changes in protein three-dimensional structure caused by mutations were modelled by SWISS-MODEL and RoseTTAFold. Changes in protein stability were analysed with mCSM, DDMut, DUET and DynaMut2 and the effects of mutations on protein function were analysed with Provean, SIFT and PolPhen2 tools. Changes in protein dynamic structure were evaluated with elastic network models. The effects of mutations on antigenic determinants were tested using Bepipred Linear, Emini Surface Accessibility and Kolaskar & Tongaonkar antigenicity algorithms. Of the 38 mutations detected in the SARS-CoV-2 XBB.1.5 variant, 22 were found to be in the receptor binding site, which is important in the interaction of the virus with the host cell. Protein stability analyses revealed that 21% of the mutations caused an increase in protein stability while 81% caused an increase in instability (-2.902???G?+1.82). It was found that 44.7% of the mutations could have detrimental effects on protein function. XBB.1.5. mutations were found to alter the antigenic determinant profile. We found that four highly conserved antigenic determinants that were found to be conserved in many variants were altered in the XBB.1.5 variant. Decreased stability, increased instability and movement appear to result in increased receptor affinity, infectivity and virulence. This study provides a structural framework for understanding the possible effects of alterations caused by SARS-CoV-2 S protein XBB.1.5. mutations on functional properties
Dinî Hassasiyetin Faizle İlgili Tutuma ve Finansal Davranışlara Yansıması
Interest is a religious and ethical issue that influences individuals' financial decisions. Numerous studies have been conducted on interest-free finance, Islamic finance, participation banking, etc. However, research on the investment behaviors and financial literacy of individuals with sensitivity to interest is relatively limited. This study aims to compare the financial preferences, financial literacy levels, and corresponding gains of individuals with and without interest sensitivity. Surveys conducted with 470 individuals in the first half of 2022 were analyzed. Initially, the impact of interest in investment products on preferences was examined. The relationship between interest sensitivity and demographic variables, as well as its effect on basic financial knowledge and investment types, was analyzed. Additionally, questions such as “Is cryptocurrency permissible?” and “Is investing in stocks permissible?” were used to assess the impact of interest sensitivity on investment preferences, and these views were compared with the statements from the Directorate of Religious Affairs. The results show that half of the participants have interest sensitivity, and these individuals have lower financial literacy levels and tend to earn lower profits. The use of online banking was found to be similar across both groups. In this context, it can be concluded that interest sensitivity is not due to variables such as a distance from technology or the modern age. Religious sensitivities, despite offering high returns, lead individuals to avoid financial instruments that involve interest.Faiz, bireylerin finansal kararlarını dini ve etik açıdan etkileyen önemli bir faktördür. Faizsiz finans, İslami finans, katılım bankacılığı vb. üzerine birçok çalışma yapılmıştır. Ancak faiz hassasiyeti olan bireylerin yatırım davranışları ve finansal okuryazarlıklarını inceleyen araştırmaların oldukça sınırlı olduğu söylenebilir. Bu çalışma, faiz hassasiyetine sahip olan bireyler ile olmayan bireylerin finansal tercihlerini, finansal okuryazarlık seviyelerini ve bunların bir yansıması olan kazançlarını karşılaştırmak amacıyla yapılmıştır. 2022 yılının ilk yarısında 470 kişiye uygulanan anketler değerlendirilmiştir. Sonuçlar yüzde frekans bilgisi ile verilmiş ve karşılaştırmalar ki kare testleri ile yapılmıştır. Öncelikle yatırım ürünlerinde faiz olmasının tercihleri etkileyip etkilemediği incelenmiştir. Faiz hassasiyetinin demografik değişkenlerle ilişkisi, temel finans bilgileri ve yatırım türleri üzerindeki etkisi analiz edilmiştir. Ayrıca, “sanal para caiz mi” ve “hisse senedi caiz mi” gibi sorularla faiz hassasiyetinin yatırım tercihlerine etkisi incelenmiş, bu görüşler Diyanet İşleri Başkanlığının açıklamalarıyla karşılaştırılmıştır. Sonuçlar, katılımcıların yarısının faiz hassasiyetine sahip olduğunu, bu bireylerin finansal okuryazarlık seviyelerinin genelde daha düşük olduğunu ve genellikle daha düşük kâr elde ettiklerini göstermektedir. İnternet bankacılığı kullanımı iki grup arasında benzer düzeyde bulunmuştur. Bu durumda, faiz hassasiyetinin teknolojiye ve modern çağa mesafeli olmaktan kaynaklanmadığı söylenebilir. Dinî hassasiyetlerin, yüksek getiri potansiyeline rağmen faiz içeren finansal araçlardan uzak durulmasına neden olduğu söylenebilir
3. Basamak Bir Hastanenin Acil Servisine Başvuran Hastalarda, Cinsiyetin Akut Böbrek Yetmezliğindeki Kan Paremetrelerine Etkisinin İncelenmesi
Aim: Acute renal failure (ARF) is a sudden change in renal function that prevents the excretion of nitrogenous wastes and disrupts the body's fluid and electrolyte balance. Identification of ARF risk factors and development of indicators that predict mortality are crucial to improve the success of medical care. We aim to evaluate the effect of age and gender factors in patients with ARF and to evaluate the course and frequency of the disease in female patients compared to male patients. Methods: The data of adult patients over 18 years of age who were hospitalized with a diagnosis of ARF between 01.02.2025-01.03.2025 in the emergency department of Malatya Training and Research Hospital were retrospectively analyzed. Blood laboratory parameters were recorded and analyzed to determine whether these data were positively or negatively associated with gender. Results: A statistically significant difference was found between age and gender in patients with ARF (p= 0.004). Female patients with ARF were older than male patients. There was a statistically significant relationship between creatinine level and gender in patients with ARF (p=0,017). Creatinine levels were higher in male ARF patients. There was no statistically significant difference between plt, hb, htc, ALT and HALP score and gender (p values 0.384; 0.078; 0.221;0.221; 0.189; 0.174, respectively). Conclusions: The finding in our study that ARF occurs at older ages compared to men may be explained by the interaction of biological, hormonal, clinical and sociocultural factors. The renal protective effects of estrogen are realized through protection of vascular structure, support of glomerular iltration rate (GFR) and reduction of oxidative stress. However, the decrease in estrogen levels in the postmenopassusal period may be an important factor in the more rapid deterioration of renal function. The pro-inflammatory properties of testosterone and increased oxidative stress, as well as the earlier development of hypertension, atherosclerosis and chronic kidney disease in men, may be another reason why ARF occurs at a younger age in men compared to women.We found that creatinine levels were significantly higher in male patients with ARF compared to female patients. Men are known to have more muscle mass in general compared to women and this may lead to higher creatinine levels in men.Aim: Akut böbrek yetmezliği (ABY), azotlu atıkların vücuttan atılmasını engelleyecek ve vücudun sıvı ve elektrolit dengesini bozacak kadar böbrek fonksiyonlarında meydana gelen ani değişmedir. ABY risk faktörlerinin belirlenmesi ve mortaliteyi öngören göstergelerin geliştirilmesi, tıbbi bakımın başarısını artırmak için oldukça önemlidir. ABY gelişen hastalarda yaş ve cinsiyet faktörlerinin etkisi değerlendirilmek ve kadın hastaların erkeklere göre hastalığın seyri, sıklığını değerlendirmek istiyoruz. Methods: Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi acil servisinden 01.02.2025-01.03.2025 tarihleri arasında ABY tanısı ile yatışı yapılan 18 yaş üstü yetişkin hastaların verileri retrospektif olarak incelenmiştir. Kan laboratuar parametreleri kaydedilmiş ve incelemesi yapılarak bu verilerin cinsiyet ile olumlu ya da olumsuz varsa ilişkisi tespit edilmeye çalışılmıştır. Results: ABY li hastalarda yaş ile cinsiyet arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmiştir (p= 0,004). ABY’ li kadın hastalar erkeklere göre daha ileri yaşlara sahiptir. ABY’li hastalarda kreatinin düzeyi ile cinsiyet arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edilmiştir (p=0,017). Erkek ABY hastalarında kreatinin düzeyi daha yüksek seyretmektedir. Plt, hb, htc, ALT ve HALP skoru ile cinsiyet arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmemiştir (sırasıyla p değerleri 0,384; 0,078; 0,221; 0,189; 0,174). Conclusions: Çalışmamızda tespit edilen, ABY’nin erkeklere kıyasla daha ileri yaşlarda ortaya çıktığı sonucunu biyolojik, hormonal, klinik ve sosyokültürel faktörlerin etkileşimi ile açıklanabilir. Östrojenin renal koruyucu etkileri, vasküler yapının korunması, glomerüler filtrasyon hızının (GFR) desteklenmesi ve oksidatif stresin azaltılması yoluyla gerçekleşmektedir. Ancak menopoz sonrası dönemde östrojen seviyelerindeki azalma, böbrek fonksiyonlarının daha hızlı bozulmasında önemli bir etken olabilir. Testosteronun proinflamatuar özellikleri ve oksidatif stresin artmasına, erkekte hipertansiyon, ateroskleroz ve kronik böbrek hastalığının daha erken yaşlarda gelişmesi, ABY’nin erkeklerde kadınlara kıyasla daha genç yaşlarda ortaya çıkmasının bir başka sebebi olduğunu düşündürebilir. ABY tanısı alan erkek hastaların kreatinin düzeylerinin kadın hastalara kıyasla anlamlı derecede daha yüksek olduğunun tespit ettik. Erkeklerin kadınlara kıyasla genel olarak daha fazla kas kütlesine sahip olduğu bilinmektedir ve bu durum, erkeklerde kreatinin seviyelerinin daha yüksek olmasına yol açabili
The Shaping of Foreign Direct Investments in Turkey by Macroeconomic and Geopolitical Parameters: Insights from the ARDL Perspective
Doğrudan yabancı yatırımlar (DYY), ekonomik büyüme ve kalkınma politikalarının desteklenmesi sürecinde önemli bir fonksiyona sahiptir. 1990’lı yıllardan itibaren küreselleşmenin hız kazanmasıyla dünya ekonomisindeki DYY hacmi artmaya başlamıştır ve bu artış, ekonomik entegrasyon, yatırım ortamlarının iyileşmesi ve teknolojik gelişmeler gibi faktörlerle desteklemiştir. Ancak, DYY'lerin yatırım kararlarında hangi faktörlerin birer çıpa olarak kabul etiklerine dair tam bir görüş birliği bulunmamaktadır. Bu belirsizliğin temel nedeni küresel koşulların sürekli değişmesi ve dönemsel olarak farklı faktörlerin ön plana çıkmasından kaynaklanmaktadır. Bu çalışmada, 1985-2023 yılları arasında Türkiye'deki jeopolitik risk ve ekonomik büyümenin doğrudan yabancı yatırımlar (DYY) üzerindeki etkileri incelenmiştir. ADF testi ile serilerin durağanlık özellikleri belirlenmiş, ardından ARDL sınır testi kullanılarak değişkenler arasındaki kısa ve uzun dönem ilişkileri analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda, jeopolitik riskin DYY üzerinde negatif, ekonomik büyümenin ise pozitif bir etki yarattığı tespit edilmiştir. Bu bulgular, jeopolitik risklerin azaltılmasının ve sürdürülebilir ekonomik büyümenin sağlanmasının, DYY çekiminde belirleyici bir rol oynadığını ortaya koymaktadır.Foreign direct investments (FDI) have an important function in the process of supporting economic growth and development policies. With the acceleration of globalization since the 1990s, the volume of FDI in the world economy has started to increase, and this increase has been supported by factors such as economic integration, improvement of investment environments, and technological developments. However, there is no consensus on which factors are considered as anchors in the investment decisions of FDIs. The main reason for this uncertainty is that global conditions are constantly changing, and different factors come to the fore periodically. This study analyzes the effects of geopolitical risk and economic growth on foreign direct investment (FDI) in Turkey between 1985 and 2023. The stationarity properties of the series are determined by the ADF test, and then the short and long-run relationships between the variables are analyzed using the ARDL bounds test. The results show that geopolitical risk has a negative effect on FDI, while economic growth has a positive effect. These findings suggest that reducing geopolitical risks and ensuring sustainable economic growth play a decisive role in attracting FDI
İŞYERİNDE MİZAH ÇIKMAZI: İNTİKAM NİYETİ ÖZ SAYGI VE ÇALIŞAN SESSİZLİĞİ SARMALINDA AGRESİF MİZAHIN İNCELENMESİ
This study aims to examine the relationships between aggressive humor, revenge intention, self-esteem and employee silence. Quantitative research method was used to examine the relationships between research variables. Research data was collected by survey method. The main population of the study consists of employees working in the service sector in Malatya province of Turkey. 391 participants were reached by convenience sampling method. The data obtained in the research were analyzed using Structural Equation Modeling. According to the research findings, as a result of direct effect analyses, it was seen that aggressive humor displayed in the workplace positively affects employees' revenge intention. It was also seen that aggressive humor negatively affects employees' self-esteem; self-esteem negatively affects revenge intention. According to the results of indirect effect analyses, it was seen that self-esteem partially mediates the relationship between aggressive humor and revenge intention. In addition, it was determined that employee silence has a moderating role in the relationship between self-esteem and revenge intention. It is evaluated that the research findings will make an original contribution to the literature on the concepts of humor, revenge intention, self-esteem and employee silence in the workplace.Bu çalışmanın amacı agresif mizah, intikam niyeti, öz saygı ve çalışan sessizliği arasındaki ilişkileri incelemektir. Araştırma değişkenleri arasındaki ilişkileri incelemek amacıyla nicel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Araştırma verileri anket yöntemi ile toplanmıştır. Araştırmanın ana kütlesini Türkiye'nin Malatya ilinde bulunan hizmet sektörü çalışanları oluşturmaktadır. Kolayda örnekleme yöntemi ile 391 katılımcıya ulaşılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler Yapısal Eşitlik Modellemesi ile analize tabi tutulmuştur. Araştırma bulgularına göre, doğrudan etki analizleri sonucunda, iş yerinde sergilenen agresif mizahın çalışanların intikam niyetini olumlu yönde etkilediği görülmüştür. Ayrıca agresif mizahın çalışanların öz saygısını olumsuz yönde etkilediği; öz saygının da intikam niyetini olumsuz yönde etkilediği görülmüştür. Dolaylı etki analizleri sonuçlarına göre, öz saygının agresif mizah ile intikam niyeti arasındaki ilişkiye kısmen aracılık ettiği görülmüştür. Ayrıca, çalışan sessizliğinin öz saygı ile intikam niyeti arasındaki ilişkide düzenleyici bir rolünün olduğu tespit edilmiştir. Araştırma bulgularının işyerinde mizah, intikam niyeti, öz saygı ve çalışan sessizliği kavramları ile ilgili literatüre özgün katkı sağlayacağı değerlendirilmektedir
WHO STARTED THE WAR? The Origins of World War I in the Light of Diplomatic Sources/The German Mentality and War
Émile Durkheim, Ernest Denis, SAVAŞI KİM BAŞLATTI? Diplomatik Kaynaklar Işığında Birinci Dünya Savaşı’nın Kökenleri/Alman Zihniyeti ve Savaş, Mordan Kitap, İstanbul 2025, 118 s. Çeviren ve Notlandıran: Yahya Yeşilyurt. ISBN: 978-625-96878-0-3 Émile Durkheim ve Ernest Denis tarafından 1914 yılında kaleme alınan La Guerre et Qui l’a Voulue (Savaşı Kim Başlattı?), I. Dünya Savaşı’nın patlak vermesinin hemen ardından Fransa kamuoyunu ve entelektüel çevreleri etkilemek amacıyla yazılmış polemik niteliğinde bir metindir. Yazarlar bu eserde, savaşın sorumluluğunu esasen Almanya’ya yüklemekte ve Fransa’nın meşru müdafaa konumunu etik, siyasal ve tarihsel açıdan gerekçelendirmektedirler. Eser, tarihsel belgelerin ve diplomatik yazışmaların yanı sıra Durkheim’ın sosyolojik etik anlayışı ile Denis’in tarihçi bakışını birleştirir. Bu önemli çalışma, Türkiye’de ilk kez Yahya Yeşilyurt tarafından Türkçeye çevrilmiştir. Çeviri, eserin Türk akademi dünyasında ve özellikle sosyoloji-tarih-politika kesişiminde daha görünür olmasını sağlamıştır. Bu çalışmada savaşın sosyoloji ve etik boyutlarıyla ele alınmasına önemli bir katkı sağlayan Savaşı Kim Başlattı? başlıklı kitap incelenmiştir.Émile Durkheim, Ernest Denis, WHO STARTED THE WAR? The Origins of World War I in the Light of Diplomatic Sources/The German Mentality and War, Mordan Books, Istanbul 2025, 118 pp. Translated and annotated: Yahya Yeşilyurt. ISBN: 978-625-96878-0-3 La Guerre et Qui l’a Voulue (Who Started the War?), written by Émile Durkheim and Ernest Denis in 1914, is a polemical text written immediately after the outbreak of World War I with the aim of influencing French public opinion and intellectual circles. In this work, the authors primarily attribute responsibility for the war to Germany and justify France's position of legitimate defence from ethical, political and historical perspectives. The work combines historical documents and diplomatic correspondence with Durkheim's sociological understanding of ethics and Denis's historical perspective. This important work was translated into Turkish for the first time by Yahya Yeşilyurt. The translation has made the work more visible in the Turkish academic world, particularly at the intersection of sociology, history and politics. This study examines the book Who Started the War?, which makes an important contribution to the sociological and ethical dimensions of war
Conservative Turkish women's seeking for identity and perception of values under the influence of performance society and social media
Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, İletişim Ana Bilim DalıBu çalışma gösteri toplumu ve sosyal medya etkisi altındaki muhafazakâr Türk kadının kimlik arayışını ve değer algısını incelemeyi amaçlamaktadır. Toplumların yapılarını değiştiren birçok teknolojik gelişme aynı zamanda bireylerin kimlik ve değer yargılarını derinden etkilemiştir. Özellikle sosyal medyanın yaygınlaşması ve insanların günlük yaşam alışkanlıklarını dijitale taşıması, muhafazakâr kadınların toplumsal kimlik ve değer algılarında önemli dönüşümlere yol açmıştır. Muhafazakarlık kavramı, mevcut toplumsal değerleri ve normları koruma odaklı bir tepki hareketi olarak ortaya çıkmış olsa da modernleşme ve dijitalleşme süreçleri muhafazakarlığın anlamını ve uygulama biçimlerini değiştirmiştir. Geleneksel anlamda muhafazakâr kadın imajı ekseriyetle içine kapanık bir perspektif çizerken sosyal medya platformlarında kadınların perspektifleri değişmiş ve daha belirgin kimlik arayışlarını bu platformlar aracılığıyla göstermeye başlamışlardır. Bu tez kapsamında sosyal medya platformlarından elde edilen 21 görsel/video Roland Barthes'ın göstergebilimsel yöntemiyle 8 konu başlığı altında incelenmiştir. Araştırmanın sonuçlarına göre geleneksel muhafazakarlık ile modern yaşam tarzı arasında estetik ve ideolojik bir sentez oluşturma çabalarının olduğu görülmektedir. Başörtü gibi dini semboller modern tüketim kültürü ve sosyal medya estetiğiyle harmanlanarak bir kimlik performansına dönüştürülmüştür. Özellikle sosyal medya platformları bireylerin görünürlük arayışlarını artırarak mahremiyet algısını zayıflatmıştır. Bu süreç muhafazakâr kadınların dini ve geleneksel değerlerini yeniden değerlendirmelerine yol açarken kimlik krizine de sebep olmuştur Araştırmanın diğer önemli bir bulgusu da gösteri toplumunun ve sosyal medyanın etkisi altındaki muhafazakâr kadınların değer algılarının bozulması ile birlikte kimlik bunalımına sürüklenmektedir. Bu durum muhafazakâr Türk kadınını yeni bir kimlik arayışına yöneltmektedir. Bu yönelme, muhafazakâr kadınların kimlik arayışı ve değer algılarında bir "kimlik göçü" yaşadığını ve bu göçün muhafazakârlıkla seküler anlayış arasında bir çatışmaya yol açtığını göstermektedir. Muhafazakâr kadınların, dijital kimlik performanslarını ve toplumsal dönüşüm süreçlerini daha derinlemesine anlamak için önemli bilgiler sunarak, kapsamlı bir perspektifle bu alandaki literatüre yenilikçi bir katkı sağlayabilir.It was aimed to examine the identity search and value perception of conservative Turkish women under the influence of spectacle society and social media in this study. Many technological developments that have changed the structures of societies have also deeply affected individuals' identities and value judgments. In particular, the spread of social media and people's transfer of their daily life habits to digital have led to significant transformations in the social identity and value perceptions of conservative women. Although the concept of conservatism emerged as a reaction movement focused on protecting existing social values and norms, modernization and digitalization processes have changed the meaning and application forms of conservatism. While the traditionally conservative image of women mostly portrays an introverted perspective, women's perspectives have changed on social media platforms and they have begun to show their search for a more distinct identity through these platforms. Within the scope of this thesis, 21 images/videos obtained from social media platforms were examined under 8 topics using Roland Barthes' semiotic method. According to the results of the research, it appears that there are efforts to form an aesthetic and ideological synthesis between traditional conservatism and modern lifestyle. Religious symbols such as the headscarf have been transformed into an identity performance by blending with modern consumer culture and social media aesthetics. Social media platforms, in particular, have weakened the perception of privacy by increasing individuals' search for visibility. While this process caused conservative women to re-evaluate their religious and traditional values, it also caused an identity crisis. Another important finding of the research is that conservative women, under the influence of spectacle society and social media, are dragged into an identity crisis as their value perceptions deteriorate. This situation leads conservative Turkish women to seek a new identity. This orientation shows that conservative women experience an "identity migration" in their search for identity and value perception, and that this migration leads to a conflict between conservatism and secular understanding. It can make an innovative contribution to the literature in this field with a comprehensive perspective by providing important information for a deeper understanding of conservative women's digital identity performances and social transformation processes
ULUSLARARASI TİCARETTE KULLANILAN MAL MUKABİLİ ÖDEME SİSTEMİNİN OLUŞTURDUĞU TAHSİLAT RİSKİ VE BU RİSKİN AZALTILMA YÖNTEMLERİ
Uluslararası ticaretin en önemli konularından birisi ihraç edilen malın bedelinin tahsil edilememe riskidir. Malın bedelinin tahsil edilememesi hem ihracatçı firmaların hem de ihraç ürünün ortaya çıkmasına katkı sağlayan birçok tedarikçi firmanın domino etkisi ile zarar görmesine neden olmaktadır. Mal mukabili ödeme yöntemi, uluslararası ticarette kullanılan geleneksel ödeme yöntemlerinden birisidir. Mal mukabili ödeme yönteminde ihracatçı firmalar, ihraç ettikleri ürünün bedelini ürünün teslim edilmesinden sonra tahsil etmektedir. Mal mukabili ödeme yönteminin bu özelliği, satıcı firmaların malın teslim edilmesinden sonra alacak riski ile karşı karşıya kalmalarına sebep olmaktadır. Türkiye’nin 2014-2023 yılları arasındaki dış ticaret verileri incelendiğinde, Türkiye’nin ihracatında mal mukabili ödeme yönteminin %66,22 ile yoğun bir şekilde kullanıldığı görülmektedir. Bu durum Türk ihracatçıların her an bir tahsilat riski ile karşı karşıya kalma ihtimalini ortaya çıkarmaktadır. Bu makalenin amacı, ihracatçı firmaların mal mukabili ödeme yöntemini kullanırken ihracat bedelinin tahsilat riskini azaltacak yöntemleri araştırarak, geleceğe yönelik firmaların olası bir finansal sorun yaşamalarının önüne geçecek çözüm önerileri sunmaktır
Kur Korumalı Mevduat Sisteminin Bankaların Performansları Üzerine Etkisi
Bu çalışmanın amacı Türkiye’de Kur Korumalı Mevduat (KKM) Sisteminin bankaların finansal performansları üzerindeki etkisini araştırmaktır. Kur Korumalı Mevduat Sistemi, 2021 yılı Aralık ayında Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından Türk Lirası’na olan talebi arttırmak ve böylece Türk Lirası’nın döviz karşısındaki değerini arttırmak amacıyla çıkarılmıştır. Bu amaçla çalışmaya ilişkin veriler sistemin çıktığı 2021 Aralık 2023 Ekim ayı döneme ait olup haftalık veriler kullanılmıştır. Bağımsız değişken olarak Kur Korumalı Mevduata yatırılan mevduatın, bankalara yatırılan toplam mevduata oranı, Kur Korumalı Mevduat toplam tutarının logaritmik hali; bağımsız değişken olarak da bankaların finansal performansını temsilen BIST Bankacılık Endeksi kullanılmıştır. Her iki bağımsız değişken ile bağımlı değişken arasında uzun vadede eşbütünleşik ilişki olduğu, gerek kur korumalı mevduat toplam tutarının gerekse de kur korumalı mevduatın toplam mevduat tutarına oranının BIST bankacılık endeksi üzerinde pozitif etkisinin olduğu sonucuna ulaşılmıştır