Malatya Turgut Özal University Institutional Repository
Not a member yet
4072 research outputs found
Sort by
Futbol Kulüplerinde Yönetim Modelleri
Amaç: Bu araştırmanın amacı, futbol kulüplerinde yönetim modellerinin incelenmesidir. Yöntem: Araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden olan doküman analizi tekniği kullanılmıştır. Verilerin analizi sürecinde ise doküman analizi yöntemi kullanılmıştır. Üye sahipliği ve demokratik yönetim, özel şirket modeli, halka açık şirket modeli, kamu kuruluşu modeli ve karma model gibi yönetim yaklaşımlarına dair kapsamlı bir inceleme yapılmıştır. Elde edilen veriler, yönetim modellerinin avantajları ve dezavantajlarını ortaya koyan genel sonuçlar çerçevesinde özetlenmiştir. Bulgular: Üye sahipliği ve demokratik yönetim modeli, şeffaflık ve topluluk bağlarını güçlendirirken, karar alma süreçlerinin yavaşlaması ve bireysel çıkarların uzun vadeli stratejilerle çatışması gibi zorluklar belirlenmiştir. Özel şirket modeli, büyük finansal kaynaklar ve hızlı karar alma süreçleri sunmakta, ancak kısa vadeli hedeflerin uzun vadeli sürdürülebilirliği tehlikeye attığı tespit edilmiştir. Halka açık şirket modeli, mali şeffaflık ve geniş yatırımcı desteği sağlar, ancak piyasa dalgalanmaları uzun vadeli stratejilere olumsuz etkide bulunabilmektedir. Kamu kuruluşu modeli, sosyal sorumluluğa odaklanırken, kamu fonlarına bağımlılık ve bürokratik engeller finansal esnekliği kısıtladığı belirlenmiştir. Karma model, finansal çeşitlilik ve esneklik sağlar, ancak yönetim karmaşıklığı ve paydaşlar arası çatışmalar yaşanabilmektedir. Sonuç: Futbol kulüplerindeki yönetim modelleri, kulüplerin finansal sürdürülebilirliğini, toplumsal etkisini ve genel yönetim başarısını belirleyici faktörlerdir. Üye sahipliği, özel şirket, halka açık şirket, kamu kuruluşu ve karma modellerinin her biri, avantaj ve dezavantajlarıyla kulüplerin stratejik yönelimlerini ve uzun vadeli başarılarını etkileyebilmektedir
ÖZEL MÜLKİYETİN DÖNÜŞÜMÜ VE GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELER
Mülkiyet, insan toplumlarına ait bir kurum olarak tarih boyunca bütün toplumlarda görülmüştür. Özel mülkiyet, eşya üzerindeki mutlak bir hak olarak özellikle modern toplumların en önemli kurumlarının başında gelmektedir. Ağırlıkla ABD’de gelişen hukukun ekonomik analizi yaklaşımı, özel mülkiyeti etkinlik veya maksimizasyon perspektifiyle eleştirmiş ve bunun yerine kısmi ortak mülkiyet sistemini önermiştir. Bu sistemde herhangi bir mülk, sahibi tarafından kullanılmak yerine onu en etkin şekilde değerlendirecek olana kiralanacaktır. Türkiye’de 2024 yılında yayınlanan işlenmeyen tarım arazilerinin kiralanmasına ilişkin yönetmelik, bu anlayışın bir sonucudur. Bu incelemenin öncelikli amacı, binlerce yıllık özel mülkiyet kurumunda köklü bir kırılmayı ifade eden bu dönüşümü anlamaktır. Bunun için özel mülkiyetin tarihî gelişiminin yanı sıra varlığını açıklamaya yönelik çeşitli teori ve hipotezler analiz edilmiştir. İkinci amacının özel mülkiyetteki dönüşümün, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler açısından ne tür sonuçlar doğurabileceğini sorgulamaktır. Bu analiz sürecinde kurumsalcı ve tarihsel-karşılaştırmalı yöntem izlenmiş ve Wallerstein’ın dünya-sistemi yaklaşımından faydalanılmıştır. Makalenin temel hipotezi, küresel rekabete açık kısmi ortak mülkiyet sisteminde, gelişmekte olan ülkelerin kendi mülkleri üzerindeki kontrolü kaybedecek olmalarıdır. Mülkiyetin kaybı, özgürlüğün kaybını da beraberinde getirecek ve yeni bağımlılık biçimleri ortaya çıkaracaktır. İncelemenin sonucunda söz konusu tehdit karşısında gelişmekte olan ülkeler açısından uygulanabilir bir çözüm yolunun şimdiye kadar ortaya konulamadığı görülmüştür
Investigation of the effects of UV light source on photonic properties of serums
Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Biyomedikal Mühendisliği Ana Bilim Dalı, Biyomedikal Mühendisliği Bilim DalıYapılan bu çalışmada, UV ışık kaynağının farklı serumların fotonik özellikleri üzerindeki etkileri kapsamlı bir şekilde araştırıldı. Farklı serumların fotonik özellikleri, 254, 365 ve 400 nm dalga boylarına sahip UV ışık kaynağı kullanılarak spektroskopik ölçümler yardımıyla araştırıldı. Bunun için, farklı serumların soğurma, geçirgenlik, bant aralıkları, kırılma indisleri, duyarlılık parametreleri elde edildi. Daha sonra birçok bağlantıdan farklı serumların kırılma indisleri elde edildi. Dağılım, kırılma indisinin dalga boyu ile değişiminin bir ölçüsüdür ve maddenin moleküler yapısına elektromanyetik teori uygulanarak açıklanabilir. Son olarak, ilgili serumların kırılma indeksi dağılım özellikleri, tek osilatör modeli kullanılarak analiz edildi. Farklı serumların dispersiyon enerjisi, tek osilatör enerjisi ve optik osilatör gücü parametreleri belirlendi. Böylece, farklı dalga boylarındaki UV ışık kaynağı ile farklı serumların kırılma indisleri ve dispersiyon özellikleri üzerindeki etkileri ayrıntılı olarak incelendi. Elde edilen sonuçlar, serumların optik davranışlarının ışık-serum etkileşimleri açısından önemli bilgiler sunduğunu ve bu özelliklerin optoelektronik uygulamalarda kullanılabileceğini göstermiştir.In this thesis study, the effects of UV light source on the photonic properties of different serums were comprehensively investigated. The photonic properties of different serums were investigated with the help of spectroscopic measurements using a UV light source with wavelengths of 254, 365 and 400 nm. For this purpose, absorbance, transmittance, band gaps, refractive indices and sensitivity parameters of different serums were obtained. The refractive indices of different sera were then obtained from many junctions. Dispersion is a measure of the variation of refractive index with wavelength and can be explained by applying electromagnetic theory to the molecular structure of matter. Finally, the refractive index distribution characteristics of the respective sera were analyzed using the single oscillator model. Dispersion energy, single oscillator energy and optical oscillator power parameters of different serums were determined. Thus, the effects of UV light sources of different wavelengths on the refractive indices and dispersion properties of different serums were examined in detail. The results suggest that the optical behaviors of the sera provide significant insights into light-serum interactions and indicate potential applications in optoelectronic technologies
An Investigation on The Side Effects of Some Pesticides Against The Predatory Insect Exochomus nigromaculatus (Coleoptera: Coccinellidae) Under Laboratory Conditions
Several harmful pest species can cause damage to apricot trees. Chemical control is the often preferred method in controlling these pests. The use of pesticides has generally resulted in pesticide resistance and elimination of natural enemies. Exochomus nigromaculatus is a predatory insect of globose scale and other scale insects. Inappropriate use of pesticides has been linked with adverse effects on non-target organisms (e.g., reduction of beneficial species populations and increase of pest populations). This study evaluated the side effects of five insecticides (Acetamiprid, deltamethrin, spirotetramat, sulfoxaflor, dimethoate) and a plant extract (orange oil) on immature stages of E. nigromaculatus using dry film method. Acetamiprid and deltamethrin caused the highest mortality rate (97.3%) besides standard toxic dimethoate. Sulfoxaflor accounted for approximately 70% mortality to E. nigromaculatus. In contrast, spirotetramat and orange oil caused less than 20% mortality to the predator. As a result of the dry film method applied against the pre-adult stage of E. nigromaculatus; dimethoate was classified as harmful (class 4), acetamiprid and deltamethrin were classified as moderately harmful (class 3), sulfoxaflor were classified as less harmful, (class 2) while spirotetramat and orange oil were classified as harmless. Thus, it was concluded that spirotetramat and orange oil did not have a negative effect on the predatory insect, E. nigromaculatus and could be used safely in IPM programs
Non-Structural Protein-13 Mutations in European Isolates of SARS-CoV-2 Changed Protein Stability
Objective: Severe acute respiratory syndrome coronavirus-2 (SARS-CoV-2) became one of the most important health problems of the 21st century. Non-structural protein-13 (nsp13/helicase) plays an important role in the replication of the viral genome and the viral life cycle. The SARS-CoV-2 genome has undergone thousands of mutations since the disease first appeared. Mutations pose a threat to the validity of therapeutics due to changes in protein structure. Modeling alterations caused by mutations in the viral proteome contributes to the development of effective antivirals. The changes in protein structure and stability caused by mutations seen in European isolates of SARS-CoV-2 were analyzed in the study with the aim of contributing to studies on the development of new anti-virals and the validity of existing therapeutics. Methods: The changes in protein structure after mutation were modeled with deep learning algorithms. The alterations in protein stability were analyzed by SDM2, mCSM, DUET and DynaMut2. Results: The mutation analysis revealed four (Pro77Leu, Gly170Ser, Tyr324Cys, and Arg392Cys) missense mutations in the nsp13 protein in European isolates of SARS-CoV-2. Mutations caused changes in protein structure (rmsd 0.294 Å) and stability (-.58 ? ??G ? .003 kcal.mol-1). The atomic interactions formed by the mutant residues in the three-dimensional conformation of the protein have changed. Conclusion: The mutations seen in European isolates for nsp13 of SARS-CoV-2 may lead to the emergence of different phenotypes in terms of viral activity. For this reason, the study may contribute to the success of the fight against the virus with different treatment approaches in different regions
Estimation of Wheat Yield with DSSAT Crop Simulation Model
TAGEM/TSKA/16/A13/P08/01Bu çalışmada 2018-2019 yılları arasında Mersin yöresi koşullarında gelecek yıllarda oluşabilecek iklimsel değişikliklerin belirlenebilmesi amacıyla Buğday bitkisinin bitki simlasyon modeline olan entegrasyonu incelenmiştir. Bu anlamda DSSAT bitki simülasyon modeline ait Ceres alt modelinin buğday bitkisinde kullanım durumu belirlenmiştir. Arazide elde edilen ve model tarafından kestirilen bitki boyu (cm), yaprak alan indeksi (cm2 cm-2), biyokütle (kg ha-1) ile verim (kg ha-1) değerleri karşılatırılarak %5 önem seviyesinde t testi uygulanmıştır. Araştırmanın her iki yılında da arazide ölçülen ve modelin kestirdiği anılan parametrelerde %5 önem seviyesinde farklılıklar görülmemişken yaprak alan indeksi değeri farklılık göstermiştir. DSSAT-Ceres bitki simülasyon modeli 2018 ve 2019 yıllaında sırası ile 5840-3970 kg ha-1 verim değeri elde ederken arazi ölçümleri ise 6220-3800 kg ha-1 şeklinde elde edilmiştir. DSSAT bitki simülasyon modelinin kalibrasyon sonucu elde edilen bitki genetik katsayıları ile buğday tahmini yapabileceği sonucuna varılmıştır.In this study, the integration of wheat into the crop simulation model (CSM) was examined in order to determine the climatic changes that may occur in Mersin region conditions in the future between 2018-2019. In this sense, the possible usage of Ceres sub-model of DSSAT crop simulation model in wheat was determined. Plant height (cm), leaf area index (cm2 cm-2), biomass (kg ha-1) and yield (kg ha-1) values obtained in the field and estimated by the DSSAT model were compared and t test was applied at 5% significance level. In both years of the study, the parameters measured in the field and predicted by the model were not found to be statistically significant (P > 0.05), while the leaf area index values were significant. The DSSAT-Ceres crop simulation model estimated yield value of 584-397 kg ha-1 in 2018 and 2019, respectively, while field measurements were obtained as 622-380 kg ha-1. It was concluded that the DSSAT-CSM can predict wheat with the plant genetic coefficients obtained as a result of calibration
Şizofreni Tanılı Hastalarda Serum HMGB1 ve Beklin 1 Düzeyleri
Amaç: Şizofreni etiyopatogenezinde inflamasyonun rol oynadığı bilinmektedir. Bu çalışmada şizofreni tanılı hastalarda yüksek mobilite grup kutusu 1 protein (HMGB1) ve Beklin 1 seviyeleri ile klinik değişkenler arasındaki ilişki incelenmiştir. Metod: Çalışmaya 43 şizofreni hastası ve 43 sağlıklı kontrol grubu dahil edildi. Tüm katılımcılara sosyodemografik veri formu, Pozitif Negatif Semptom Skalası (PANSS), Klinik Global İzlem Ölçeği (CGI) uygulandı. Ölçekler doldurulduktan sonra hem hasta hem de kontrol grubundan serum HMGB1 ve Beklin 1 seviyelerini ölçmek için venöz kan örneği alındı. Santrifüj sonunda elde edilen serum örnekleri Enzyme-Linked ImmunoSorbent Assay (ELISA) yöntemi ile ölçüldü. Bulgular: Şizofreni hastalarında serum HMGB1 seviyesi kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde yüksek saptandı. Serum Beklin 1 seviyeleri ise hasta grubunda kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde düşük olarak bulundu. Ayrıca HMGB1 ve Beklin-1 düzeyleri arasında negatif ilişki tespit edildi. Sonuç: Sonuç olarak, mevcut araştırma şizofreni olan hastalarda HMGB1’in arttığını, Beklin 1’in azaldığını ve bu bulguların şizofreni patogenezinde otofajinin rolüne katkıda bulunabileceğini göstermektedir
Tarımsal Üretimde Derin Azotlu Gübreleme
Nitrogen is a fundamental macronutrient essential for vital processes such as photosynthesis, protein synthesis, and nucleic acid synthesis in plant production. However, current fertilization practices often result in low nitrogen use efficiency, leading to both economic losses and serious environmental issues. Deep nitrogen fertilization involves placing nitrogen at greater depths closer to the plant root zone, which can enhance nitrogen uptake by plants while significantly reducing losses through surface volatilization and leaching. This article discusses the definition, significance, and impact of deep nitrogen fertilization on agricultural production, comparing it with traditional surface fertilization methods. Additionally, it provides analysis of application techniques and optimization, advantages, challenges and risks, as well as application areas and case studies. In conclusion, given the positive effects of deep nitrogen fertilization on plant growth, yield, nitrogen use efficiency and greenhouse gas emissions, it should be widely adopted in agricultural production.Azot, bitkisel üretimin temelini oluşturan ve fotosentez, protein ve nükleik asit sentezi gibi hayati süreçler için gerekli bir makro besin elementidir. Ancak, mevcut gübreleme uygulamaları genellikle azot kullanım verimliliği açısından düşük sonuçlar vermekte ve bu durum hem ekonomik kayıplara hem de ciddi çevresel sorunlara yol açmaktadır. Derin azotlu gübreleme, azotun bitki kök bölgesine daha yakın derinliklere yerleştirilmesi işlemidir ve bu yöntem, azotun bitki tarafından daha etkin kullanımını sağlarken, yüzeyden buharlaşma ve yıkanma yoluyla kayıpları önemli ölçüde azaltabilir. Bu makale, derin azotlu gübrelemenin tanımını, önemini ve tarımsal üretim üzerindeki etkilerini ele almakta, geleneksel yüzey gübrelemesi ile karşılaştırmasını yapmaktadır. Ayrıca, uygulama teknikleri ve optimizasyonu, avantajları, zorlukları ve riskleri ile uygulama alanları ve durum çalışmaları incelenmiştir. Sonuç olarak, derin azotlu gübrelemenin bitki büyümesi, verim, azot kullanım verimliliği ve sera gazı emisyonları üzerindeki olumlu etkileri göz önüne alındığında, tarımsal üretimde yaygın olarak benimsenmesi gerekmektedir
Sulamaya Açılacak Alanlarda Çiftçilerin Sulu Tarıma Geçiş Kararlarında Sosyal Ağlarının Rolü: Ambar Baraj Havzası Örneği, Türkiye
Çalışmanın temel amacı, çiftçilerin sulama barajı ve sulama konusundaki bilgi düzeyleri ile sulu tarıma geçiş kararlarında etkili olabilecek sosyal ağlarının rolünü ortaya çıkarmaktır. Araştırmanın ana materyalini 2022 yılında Türkiye’nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde bulunan Diyarbakır ili Ambar Baraj havzasında yer alan ve tabakalı tesadüfi örnekleme yöntemiyle belirlenen 122 çiftçi ile yüz yüze yapılan anketlerden elde edilen veriler oluşturmaktadır. Çiftçilerin ve işletmelerinin sosyo-ekonomik ve çiftlik özelliklerinin karşılaştırılmasında Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA)’nden; bilgi düzeyleri, Ambar Barajı’nın sulama altyapısı konusundaki farkındalıkları ve bilgi ihtiyaçlarının analizinde frekans ve yüzdeler ile işletme büyüklüklerine göre karşılaştırmalarda Kruskal Wallis testinden yararlanılmıştır. Çiftçilerin sulu tarıma geçiş kararlarında sosyal ağlarının etkilerinin incelenmesinde ise Sosyal Ağ Analizi’nden yararlanılmıştır. Araştırma sonuçları, çiftçilerin Ambar sulama barajı ve sulama altyapısı ile ilgili bilgi düzeyleri ve farkındalıklarının düşük olduğunu, bu durumun sulu tarıma geçiş için yapılacak yatırımların etkinliğini azaltacağını ve modern sulama sistemlerine geçişte çiftçilerin bu yenilikleri benimseme sürecini uzatacağını göstermektedir. Çiftçilerin modern sulama sistemlerine geçiş kararlarında sırasıyla tarımsal kuruluşlar ve tarım danışmanları, akrabalar, komşular, girdi satıcıları ve internet etkilidir. Çiftçilerin sosyal ağlarında yer alan çiftçi örgütleri, yazılı ve basılı materyallerin yeniliklerin benimsenmesi sürecindeki etkisi sınırlıdır. Diğer taraftan çiftçiler yeniliklere ulaşmada grup yayım metotlarını tercih etmekte, inceleme ve deneme imkânı sağlanan yeniliklerin yaygınlaşması daha etkin sonuçlar vermektedir. Sonuç olarak, tarımsal altyapı yatırımlarına başlanmadan önce; sürece tüm paydaşların dahil edilmesi ve yararlanıcıların bilgilendirilmesi, çiftçi örgütlerinin etkinliklerinin artırılması, kurumsal organizasyonların proje öncesi ve sonrasında yayım faaliyetlerini bir program dahilinde sürdürmeleri, geleneksel yayım metotlarının dijital teknolojilerle ve lider çiftçilerin sulamaya ilişkin teknik bilgilerle desteklenmesi, sulamaya ilişkin tarımsal yeniliklerin yayılması ve benimsenme süreçlerinde hızlandırıcı bir rol oynayabilir
INVESTIGATION OF THE VARIETY OF METHODS USED IN VIOLIN TEACHING AND REASONS FOR THEIR USE
In this study, in line with the opinions of the instructors conducting violin lessons in conservatories in Turkey, it was aimed to examine the diversity of methods, etudes and caprices used in violin teaching, the ways and reasons for their application in the lesson. In this descriptive study, survey model and qualitative research methods were utilized. The study group of the research consists of 29 instructors who teach violin lessons in conservatories of 12 universities. Data were collected by using the interview technique with the instructors participating in the study and a structured interview form was used in these interviews. The data obtained were analyzed and interpreted using percentage frequency and content analysis methods. The participant opinions related to the themes and sub-themes determined in the research were interpreted by grouping them into codes that meet the appropriate concepts, and the participant opinions corresponding to the codes were presented in the form in which they were obtained. In the study, it was concluded that the methods most frequently used by the instructors in violin lessons were those of Rode, Dont and Kreutzer, Ömer Can Violin Education methods were frequently used among the methods written by Turkish composers and violinists, and the instructors selected certain etudes from the methods for technical acquisition and student needs