Malatya Turgut Özal University Institutional Repository
Not a member yet
    4072 research outputs found

    Doğal Kaynak Rantları, Bilgi ve İletişim Teknoloji Kullanımı, Finansal Küreselleşme ile Ekonomik Büyüme Arasındaki İlişkinin Analizi: BRICS Ülkeleri İçin Bir Uygulama

    No full text
    Çalışmada doğal kaynak kullanımının, finansal küreselleşmenin, bilgi ve iletişim teknolojilerinin, ekonomik büyüme ile uzun dönemli ilişkisi ve ilgili değişkenler arasındaki nedensel bağın varlığı araştırılmak istenmiştir. Bu amaçla BRICS ülkeleri için 1992-2020 dönemi ele alınmıştır. Çalışmada değişkenler arasındaki uzun dönemli ilişki Gengenbach, Urbain ve Westerlund (GUW) eşbütünleşme testi ile, nedensellik ilişkisi ise Emirmahmutoğlu ve Köse tarafından öne sürülen nedensellik testi ile araştırılmıştır. Çalışma sonucunda, değişkenler arasında uzun dönemli ilişkinin var olduğu, aşırı doğal kaynak kullanımının ekonomik büyümeyi azalttığı, doğal kaynaklar ile ekonomik büyüme arasında çift yönlü nedensellik ilişkisinin var olduğu gözlenmiştir. Ayrıca BRICS ülkeleri özelinde Hollanda Hastalığı Hipotezi’nin geçerli olduğu sonucuna varılmıştır

    TRT Repertuvarındaki Türkülerin Bölgelere Göre Değer İfadeleri Açısından Karşılaştırılması

    No full text
    Bu araştırmada, Türkiye Radyo Televizyon Kurumu (TRT) Türk Halk Müziği (THM) repertuvarındaki sözlü türkülerin içeriğindeki değer ifadelerinin tespit edilmesi ve bu ifadelerin bölgelere göre karşılaştırılması amaçlanmıştır. Araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden doküman analizi kullanılmıştır. Bu araştırmanın dokümanları TRT THM repertuvarında yer alan Türkiye’nin yedi bölgesi ve diğer yörelere (Kerkük, Azerbaycan, Rumeli, Musul, Kırım ve Kıbrıs) ait sözlü türkülerin sözlerinden oluşmaktadır. Araştırmaya konu olan türküler, Millî Eğitim Bakanlığı müzik öğretim programlarında belirtilen “Adalet, Dostluk, Dürüstlük, Öz Denetim, Sabır, Saygı, Sevgi, Sorumluluk, Vatanseverlik ve Yardımseverlik” gibi on kök değere göre tasnif edilmiştir. 5384 kırık hava ve 1073 uzun hava sözleri açısından incelenmiş olup toplam 1218 türküde 1347 değer ifadesi ile karşılaşılmıştır. Bu doğrultuda, araştırmacılar tarafından oluşturulan ve uzman görüşleri doğrultusunda geliştirilen “Türkülerin Değerler Eğitimine Uygunluğunu Tarama Formu” ile türkülerin betimsel analizleri yapılmıştır. Bu kapsamda, değerleri belirlenmiş olan türkülerin bölgelere göre dağılımları tespit edilmiştir. Buna ek olarak, bölgelere göre tespit edilen değerler ve değerler-bölgeler arasındaki ilişki sosyolojik bağlamda incelenmiştir. Elde edilen bulgular türkülerde en yoğun değerin sevgi olduğunu ortaya koymuştur. Bu değerin en yoğun görüldüğü bölgenin ise İç Anadolu Bölgesi olduğu tespit edilmiştir. Türkülerdeki değer çeşitliliğinin ise en fazla İç Anadolu ve Karadeniz Bölgelerinde olduğu saptanmıştır

    Postoperatif rezidüel kürarizasyon değerlendirilmesi: prospektif bir klinik çalışma

    No full text
    Background: Reversal of neuroblockade in general anesthesia is important to prevent possible complications. Currently, neostigmine and sugamedex are the agents of choice. The reversibility of blockade is evaluated by TOF (train-of-four ) as well as clinical observation. Our goal is to research and evaluate both agents in terms of complications and residual blockade. Materials and Methods: Our prospectively designed work included 100 cases operated under general anesthesia. demographic data, OF values, and complications were recorded. Results: A total of 100 patients, 63 neostigmine and 37 sugammedex, were consisted of in the search. The mean age of the sufferers was 41.9±16.9 years. When age was compared between the groups, it was found that the neostigmine (N) group was younger (p=0.027). There was a likeness between the groups in terms of surgical time, BMI (body mass index), Spo2, heart rate, mean arterial pressure, and total rocuronium consumption. The TOF value of the group N was 1(0.87-1), while that of the group sugamedex (S) was 1(0.91-1) and was found to be significant (p=0.045). There was no difference in TOF between cases who received an additional dose of rocuronium and those who did not receive an additional dose of rocuronium. Conclusions: As a result of the TOF values we obtained, we found that both agents were effective in removing the blockade, but the residual rate was statistically significantly lower in the sugamedex group, although not clinically significant. We did not encounter any complications in our study and we think that sugamedex is safer in terms of residual blockade.Amaç: Genel anestezide nöroblokajın geri döndürülmesi olası komplikasyonları önlemek açısından önemlidir. Şu anda neostigmin ve sugamedeks tercih edilen ajanlardır. Blokajın geri döndürülebilirliği klinik gözlemin yanı sıra TOF (train-of-four) ile de değerlendirilir. Amacımız her iki ajanı da komplikasyon ve rezidüel blokaj açısından araştırıp değerlendirmektir. Materyal ve Metot: Prospektif olarak tasarladığımız çalışmamız genel anestezi altında ameliyat edilen 100 vakayı içeriyordu. Demografik veriler, OF değerleri ve komplikasyonlar kaydedildi. Bulgular: Araştırmaya 63'ü neostigmin, 37'si sugammedeks olmak üzere toplam 100 hasta dahil edildi. Hastaların yaş ortalaması 41,9±16,9 yıldı. Gruplar arası yaş karşılaştırıldığında neostigmin (N) grubunun daha genç olduğu görüldü (p=0,027). Gruplar arasında cerrahi süre, BMI (body mass index), Spo2, kalp hızı, ortalama arter basıncı ve toplam rokuronyum tüketimi açısından benzerlik vardı. N grubunun TOF değeri 1(0,87-1), sugamedex (S) grubunun TOF değeri ise 1(0,91-1) olup anlamlı bulundu (p=0,045). Ek doz roküronyum alan olgular ile ek doz roküronyum almayan olgular arasında TOF açısından fark saptanmadı. Sonuç: Elde ettiğimiz TOF değerleri sonucunda her iki ajanın da blokajın kaldırılmasında etkili olduğunu ancak rezidüel oranın sugamedeks grubunda klinik olarak anlamlı olmasa da istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük olduğunu gördük. Çalışmamızda herhangi bir komplikasyonla karşılaşmadık ve rezidüel blokaj açısından sugamedex'in daha güvenli olduğunu düşünüyoruz

    Sustainability and Agriculture: A Comprehensive Meta-Analysis of Research Trends and Future Directions

    No full text
    Tarımda sürdürülebilirlik alanında gelecek eğilimler dikkate alınmaksızın yapılan ve birbirini tekrar eden yaygın etkisi sınırlı akademik çalışmaların sayısının artması bu alanda bilgi birikiminin artış hızını yavaşlatmış ve akademik çalışmaların toplumsal katkısını sınırlandırmıştır. Bu sınırlılığı ortadan kaldırmak için bu çalışmada, tarımda sürdürülebilirlik çalışmalarının tarihsel ve tematik gelişiminin incelenmesi, bilgi boşluklarının belirlenmesi ve gelecek araştırma eğlimlerinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Çalışmada, sürdürülebilirlik ve tarıma odaklanan mevcut literatürün genel özelliklerini, eğilimlerini ve bu alandaki araştırmaların gelişimini anlayabilmek için bibliyometrik analiz, tematik analiz ve meta-analiz kullanılmıştır. Araştırma sonuçları, tarımda sürdürülebilirlik üzerine yapılan bilimsel araştırmaların son on yılda yükseliş eğiliminde olduğunu göstermiştir. Amerika Birleşik Devletleri, Çin, Avustralya, Hindistan, Birleşik Krallık, Kanada ve İtalya’daki araştırmacıların uluslararası düzeyde yakın bir işbirliği içinde oldukları görülmektedir. Günümüze kadar tarımda sürdürülebilirlik çalışmalarına en büyük katkıyı İsveç Tarım Bilimleri Üniversitesi, Batı Avustralya Üniversitesi, Çin Tarım Üniversitesi, Faisalabad Tarım Üniversitesi ve Malezya Putra Üniversitesi vermiştir. Tarımda sürdürülebilirlik bağlamında yayınlanan akademik çalışmalarda en çok kullanılan anahtar kelimeler sürdürülebilirlik, iklim değişikliği, tarım, biyoçeşitlilik, sürdürülebilir tarım, ekosistem hizmetleri ve gıda güvenliğidir. Araştırma sonuçları ayrıca geçmişten günümüze sürdürülebilirlik alanındaki çalışmaların, ekonomik değerlendirmelerden ziyade sürdürülebilirliğin sosyal ve çevresel alt boyutlarına odaklandığını göstermiştir. Küresel sürdürülebilirlik araştırmaların gelişme eğilimi tarımda sürdürülebilirlik çalışmalarının bitkisel hormonlar, biyofortifikasyon, hayvan refahı ve bitki biyostimülanları alanlarında yoğunlaşması yönündedir. Çalışmada elde edilen bulgular, sürdürülebilirlik konusuna odaklanan araştırmacılar için bir yol haritası oluşturabilir ve sürdürülebilirlik konusundaki güncel trend başlıklar hakkında ipuçları verebilir.The increase in the number of academic studies on sustainability in agriculture, which are conducted without taking into account future trends and which are repetitive and have limited widespread impact, has slowed down the rate of increase in knowledge in this field and limited the social contribution of academic studies. In order to eliminate this limitation, this study aims to examine the historical and thematic development of sustainability studies in agriculture, to identify knowledge gaps and to reveal future research trends. In the study, bibliometric analysis, thematic analysis and meta-analysis were used to understand the general characteristics and trends of the existing literature focusing on sustainability and agriculture and the development of research in this field. The results showed that scientific research on sustainability in agriculture has been on an upward trend in the last decade. Researchers in the United States, China, Australia, India, India, the United Kingdom, Canada, Italy, the United States of America, China, Australia, India, the United Kingdom, Canada and Italy have been closely collaborating at the international level. To date, the Swedish University of Agricultural Sciences, University of Western Australia, China Agricultural University, Faisalabad Agricultural University and Universiti Putra Malaysia have made the greatest contribution to sustainability in agriculture. The most commonly used keywords in academic studies published in the context of sustainability in agriculture are sustainability, climate change, agriculture, biodiversity, sustainable agriculture

    Design of AHP based decision support system: E-commerce site selection

    No full text
    Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Enformatik Ana Bilim DalıGünümüzde ticari firmaların rakipleri ile rekabet edebilmesi kullanışlı ve güvenilir e-ticaret sitelerini oluşturmaları ve online platformalara adapte olmaları ile mümkündür. Oluşturulan e-ticaret siteleri kullanıcı ihtiyaçlarına ve taleplerine ne kadar cevap verecek şekildeyse o oranda tercih edilmektedir. Çalışmada kullanıcı tercihlerine göre en iyi e-ticaret site seçimi için çok kriterli karar verme yöntemlerinden AHP tabanlı karar destek sistemi tasarlanmıştır. Bunun için kullanıcı trafiklerinin en yoğun olduğu 4 e-ticaret sitesi, 5 ana ve 27 alt kriter ile değerlendirilerek tercih sıralaması bulunmuştur. Tasarlanan karar destek sistemiyle e-ticaret sitesinde hangi özelliklerin olması gerektiği, kullanıcıların hangi kriterleri daha fazla önemsediği ve bir e-ticaret sitesi oluşturulurken nelere dikkat edilmesi analiz edilmiştir. Çalışmada AHP tabanlı yapılan değerlendirme sonucunda sitelerin tercih sıralamaları bulunmuştur. EC1 sitesi optimum e-ticaret sitesi olarak belirlenmiştir. Sonuçları incelediğimizde kullanıcılar site seçiminde en çok sayfanın hızlı açılması, SSL sertifikasının bulunması, web sitenin responsive olması ve Application bulunması kriterlerini önemsediği görülmüştür.Today, commercial companies can compete with their rivals by creating useful and reliable e-commerce sites and adapting to online platforms. Created e- commerce sites are preferred to the extent that they respond to user needs and demands. In the study, an AHP-based decision support system, one of the multi- criteria decision-making methods, was designed to select the best e-commerce site according to user preferences. For this purpose, the 4 e-commerce sites with the highest user traffic were evaluated with 5 main and 27 sub-criteria and a preference ranking was found. With the designed decision support system, it was analyzed which features should be on the e-commerce site, which criteria the users care more about and what should be taken into consideration when creating an e-commerce site. In the study, the preference rankings of the sites were found as a result of the AHP-based evaluation. The EC1 site was determined as the optimum e-commerce site. When we examined the results, it was seen that users mostly care about the criteria such as fast opening of the page, presence of an SSL certificate, responsiveness of the website and availability of Application when choosing a site

    V2G Uygulamalarında Elektrikli Araçların Dağıtım Şebekesine Optimum Entegrasyonunun Analizi İçin Newton Raphson Temelli Yeni Bir Model

    No full text
    Son yıllarda, Elektrikli Araç (EA) üretimi ve kullanımı hızla artmaktadır. EA'lar, yapısı gereği enerji depolama kapasitesine sahip olduklarından, elektrik şebekesi üzerinde yedek güç kaynağı ve yardımcı hizmetler sağlama gibi işlevleri yerine getirebilecekleri fikirleri ortaya çıkmıştır. Bu fikirlerden biri, araçtan şebekeye enerji transferi olan Vehicle-to-Grid (V2G) konseptidir. Bu çalışmada, EA'lara ait şarj istasyonlarının şebekeye optimum şekilde entegrasyonu ve EA'ların V2G konsepti ile şebekeye elektrik enerjisi aktarımının incelenmesi için Newton Raphson temelli yeni bir model önerilmektedir. Önerilen çalışmanın etkinliğinin incelenmesi için öncelikle IEEE 33 bara sistemi DigSilent yazılımı ile modellemiştir. Sonrasında bu çalışmada sunulan yeni model ile güç sisteminde EA şarj istasyonlarının optimum entegrasyonu sağlatılmıştır. Çalışma kapsamında, EA'ların şarj/deşarj durumları simüle edilerek V2G konsepti analiz edilmiştir. Böylece, bu çalışma ile EA'ların hem mevcut şebeke üzerindeki etkileri hem de çevresel etkileri detaylı olarak incelenmiştir. Analiz sonucunda, 156 EA radyal dağıtım şebekesine (optimum) entegre edilmiş ve 10 saatte toplam 4464 kWh elektrik enerjisi şebekeye aktarılarak yaklaşık 1519 kg CO2 salınımı azaltılmıştır. Bu çalışma, V2G konsepti ile elektrik şebekesine pik talep saatlerinde destek olmak, yük dengelenmesi, araçlarda depolanan yenilenebilir enerjinin kullanılabilmesi, sistemdeki darboğazların ve karbon salınımının azaltılması için EA'ların şebeke entegrasyonunu teşvik etmektedir

    Hile ve Usulsüzlüklerin İhbar (Whistleblowing) Edilmesini Etkileyen Faktörler Üzerine Bir Araştırma

    No full text
    Çalışanların ihbar niyetlerini ve bu niyetlerin arkasındaki etmenleri anlamak, işyerlerinde etik kültürü güçlendirmek ve usulsüzlüklerin önlenmesi açısından önemlidir. İhbar niyetlerini etkileyen faktörlerin derinlemesine incelenmesi, daha etkili ve güçlü bir denetim sistemi kurulmasına olanak tanıyacaktır. Bu bağlamda Malatya Turgut Özal Üniversitesi ve İnönü Üniversitesi’nde muhasebe dersi alan ön lisans öğrencilerine yönelik düzenlenen anket aracılığı ile öğrencilerin hile ve usulsüzlükleri ihbar niyetleri üzerindeki ihbar sonuçları, sosyal anlaşma, yakınlık ve misilleme korkusunun etkileri belirlenmeye çalışılmıştır. Çalışma sonucunda sosyal anlaşma ve yakınlığın ihbar niyeti üzerinde pozitif bir etkisi olduğu tespit edilmiştir. Bu durum toplumsal normların ve kişinin karar verici ile olan ilişkisinin ihbar niyetini şekillendirebileceğini göstermektedir

    Exploring normal urinary biomarker ratios in a pediatric population: insights into age and gender variations

    No full text
    Proje numarası alınmamıştır.Aims: The assessment of urinary biomarker ratios, such as sodium/creatinine (Na/Crea), potasium/creatinine (K/Crea), calcium/creatinine (Ca/Crea), phosphorus/creatinine (P/Crea), uric acid/creatinine (Uric acid/Crea), magnesium/creatinine (Mg/Crea), and sodium/potassium (Na/K), holds significant importance in clinical and research contexts as they offer insights into physiological and pathological processes. This study aimed to establish the normal ranges of urinarymineral ratios across age and gender groups in a Turkish pediatric cohort. Methods: This cross-sectional study was conducted involving 162 healthy children, with ages ranging from 2 to 15 years, at the Department of Pediatrics, Selçuk University. Demographic information, urinary biomarker ratios, and dietary features were recorded. Participants were divided into three age groups (2-5, 6-10, and 11-15 years), and statistical analyses were performed to determine relationships and variations. Results: Gender distribution was uniform across age groups (p>0.05). Urinary creatinine levels stabilized after age 6. The mean urinary Na/Crea ratio was 0.33±0.22 mEq/mg, showing correlations with age and other ratios (p<0.001). Urinary K/Crea ratio was 0.13±0.15 mEq/mg, with significant differences between Group 1 and Group 3 (p>0.05). Urinary Na/K ratio was 3.5±2.4 mEq/mEq and correlated with uric acid and Ca/Crea ratio (p<0.001). Urinary calcium levels were consistent (p<0.001). Ca/Crea ratio correlated with other ratios (p<0.001). Urine P/Crea ratio differed significantly among groups (p>0.05). Uric acid levels differed between Group 2 and Group 3 (p>0.05), while uric acid//Crea ratio correlated with age and other ratios (p<0.001). Conclusion: The findings provide insights into the normal ranges of urinary biomarker ratios in a Turkish pediatric cohort. The results align with previous studies and emphasize the impact of age, gender, and dietary factors on these ratios

    The effect of virtual reality images on artificial intelligence classification of real environment images

    No full text
    Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Enformatik Ana Bilim Dalı, Enformatik Bilim DalıSanal gerçeklik (SG) yeni ve güncel bir çalışma alanı olduğundan araştırmacılar tarafından yoğun şekilde çalışılmaktadır. Sağlık, eğitim, mühendislik, kültür ve turizm, mimari, askeri alanlar ve daha birçok çalışma alanı SG teknolojisi ile çalışmalarını destekleyici adımlar atmış ve ilgili konu birçok araştırmacının odağı haline gelmiştir. Bu tez çalışmasında gerçek ortam görüntülerinin sınıflandırma başarımını artırmak için SG teknolojisinden yararlanılmıştır. Önerilen yaklaşım transfer öğrenme ile gerçek ortam görüntülerinin sınıflandırılması işleminden oluşmaktadır. Tez çalışmasında bahsedilen transfer öğrenme eğitilmemiş bir derin mimarinin SG görüntüleri ile eğitilmesi ardından ağın gerçek görüntülerle yeniden eğitimi (fine-tuning) olarak tanımlanabilir. Bu amaç için UNITY ortamında SG sahneler tasarlanmıştır. Tasarlanan SG sahnelerinden V-Env15 olarak isimlendirilen ve 15 ortamdan oluşan veri seti hazırlanmıştır. Ortam sınıflama çalışmalarında sıklıkla kullanılan Scene-15 veri seti ile önerilen yaklaşım test edilmiştir. Tez çalışmasında tasarlanan seri ve Paralel ağ ile GoogLeNet ve Inception-ResNet-V2 derin öğrenme mimarileri kullanılmıştır. Deneysel çalışmalarda tasarladığımız seri mimaride %0.56 ve paralel mimaride ise %4.68 daha yüksek doğruluk performans artışı elde edilmiştir. GoogLeNet ile Seri ağ arasında %4.79 artış, Paralel ağ arasında %0.44 azalma elde edilmiştir. Inception-ResNet-V2 ile Seri ağ arasında %4.47 artış, Paralel ağ arasında %4.57 azalma elde edilmiştirSince virtual reality (VR) is a new and current field of study, it is intensively studied by researchers. Health, education, engineering, culture and tourism, architecture, military fields and many other fields of study have taken steps to support their studies with VR technology and the related subject has become the focus of many researchers. In this thesis, VR technology was used to improve the classification performance of real media images. The proposed approach consists of the classification of real environment images with transfer learning. The transfer learning mentioned in the thesis study can be defined as training an untrained deep architecture with VR images and then retraining the network with real images (fine-tuning). For this purpose, VR scenes are designed in the UNITY environment. A data set consisting of 15 environments, called V-Env15, was prepared from the designed VR scenes. The proposed approach was tested with the Scene-15 data set, which is frequently used in environment classification studies. In the thesis, serial and parallel network and GoogLeNet and Inception-ResNet-V2 deep learning architectures were used. In the experimental studies, 0.56% higher accuracy performance increase was achieved in the serial architecture and 4.68% higher accuracy performance increase in parallel architecture. A 4.79% increase was achieved between GoogLeNet and the Serial network, and a 0.44% decrease was achieved between the Parallel network. A 4.47% increase was achieved between Inception-ResNet-V2 and the Serial network, and a 4.57% decrease was achieved between the Parallel network

    Determination of drought stress responses and recovery abilities in some apricot cultivars

    No full text
    Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Bahçe Bitkileri Ana Bilim DalıKontrolsüz sera koşullarında yürütülen bu çalışma ile Türkiye'de yetiştiriciliği yapılan önemli kayısı çeşitlerinin (Alkaya, Çataloğlu, Çöloğlu, Hacıhaliloğlu, Hasanbey, Kabaaşı, Kadıoğlu, Soğancı, Şalak, Şekerpare ve Tokaloğlu) ve kayısı çöğürünün kuraklık stresine tepkileri ve stres sonrası yeniden sulama ile iyileşme durumlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu çalışma kapsamında, morfolojik, fizyolojik, biyokimyasal ve bazı antioksidan enzim özellikleri incelenmiş ve bu özellikler kuraklık stresi altında ve yeniden sulama sonrasında olmak üzere iki farklı dönemde değerlendirilmiştir. Belirlenen morfolojik özelliklerde hasar indeksi hesaplanmış, fizyolojik, biyokimyasal ve antioksidan enzim özelliklerinde ise puanlama yapılarak çeşitlerin kuraklık stresine tolerans durumları ve stres sonrası iyileşme yetenekleri puanlanmıştır. Bu amaçla, aşılama ile elde edilen fidanlar ve aşısız kayısı çöğürleri saksılara alınmış ve yeterli sürgün gelişimi sağlandıktan sonra 2021 yılının Mayıs ayında bitkilerde ilk kuraklık belirtileri görülünceye dek sulama kesilerek kuraklık stresine maruz bırakılmış ve sonrasında iyileşme uygulaması için bir hafta boyunca tekrar sulanmıştır. Sonuçlar kuraklık stresinin sürgün uzunluğunu, yaprak alanını, özgün yaprak ağırlığını ve bitkilerin yaş ve kuru ağırlıklarını önemli derecede azalttığını göstermiştir. Morfolojik özelliklere ilişkin hasar indeksine göre kuraklığa toleransı en yüksek çeşitler Kabaaşı (29.70), Çöğür (28.07) ve Hasanbey (20.26) olurken, en duyarlı çeşitler ise Alkaya (48.20), Çöloğlu (54.18) Hacıhaliloğlu (51.26) olarak belirlenmiştir. Yeniden sulama uygulaması ile birlikte bitkilerin morfolojik özelliklerinde iyileşmeler gözlense de, belirlenen süre bitkilerin tam olarak iyileşmesi için yeterli olmamıştır. Kuraklık stresi tüm çeşitlerde fizyolojik özelliklerden stoma iletkenliği ve yaprak nispi su içeriğini azaltmış, membran geçirgenliğini artırmıştır. Yeniden sulama ile genel olarak tüm fizyolojik özelliklerde iyileşme gözlenmiştir. Stres sonrası dönemde fizyolojik özellikler kapsamında yapılan puanlamaya göre ise Çataloğlu (44), Kabaaşı (42) ve Hasanbey (33) çeşitleri ön plana çıkarken, Hacıhaliloğlu (5) Çöloğlu (17) ve Kadıoğlu (20) çeşitleri en duyarlı çeşitler olarak belirlenmiştir. Kuraklık stresi, biyokimyasal parametrelerden yaprakların toplam karbonhidrat, MDA, H2O2, prolin ve flavanoid içeriklerini artırırken, protein, klorofil a, klorofil b, toplam klorofil ve karetenoid içeriklerini ise azaltmıştır. Biyokimyasal özellikler kapsamında puanlamaya göre tolerant çeşitler Çöğür (98), Şekerpare (85) ve Çataloğlu (77) duyarlı çeşitler ise Hacıhaliloğlu (37), Kadıoğlu (39) ve Alkaya (44) olmuştur. Ölçülen tüm antioksidan enzim aktiviteleri (SOD, POD, APX GR, ALR) kuraklık stresine bir cevap olarak artış göstermiş ve bu kapsamda toleransı yüksek çeşitler Hasanbey (50), Çöğür (49) ve Çataloğlu (44) olarak bulunmuştur. Tüm parametreleri kapsayan puanlar göz önüne alındığında en fazla puanı toplayan çeşitler Kabaaşı (202), Hasanbey (201) ve Çöğür (199) olurken, Hacıhaliloğlu (67), Kadıoğlu (116) ve Alkaya (117) en düşük puanlara sahip çeşitler olarak bulunmuştur. Bilgiler ışığında, çeşitlerin kuraklık stresine toleranttan duyarlıya doğru sıralanışının Kabaaşı, Hasanbey, Çöğür, Çataloğlu, Şekerpare, Soğancı, Tokaloğlu, Çöloğlu, Şalak, Alkaya, Kadıoğlu ve Hacıhaliloğlu şeklinde olduğu sonucuna varılmıştır.This study aimed to determine the responses of important apricot cultivars grown in Turkiye (Alkaya, Çataloğlu, Çöloğlu, Hacıhaliloğlu, Hasanbey, Kabaaşı, Kadıoğlu, Soğancı, Şalak, Şekerpare, and Tokaloğlu) to drought stress and their recovery status after re-irrigation under uncontrolled greenhouse conditions. Morphological, physiological, biochemical, and some antioxidant enzyme properties were determined, and these characteristics were evaluated at two different periods: during drought stress and after re-irrigation. Damage indices were calculated for the determined morphological characteristics, and scoring was performed for physiological, biochemical, and antioxidant enzyme properties to assess the tolerance of cultivars to drought stress and their recovery abilities. For this purpose, seedlings obtained by grafting and ungrafted apricot seedlings (çöğür) were potted, and after sufficient shoot development, irrigation was cut off until the first signs of drought were observed in May 2021, and then re-irrigation was applied for one week for recovery. The results showed that drought stress significantly reduced shoot length, leaf area, specific leaf weight, and the fresh and dry weights of plants. According to the damage index for morphological characteristics, the most drought-tolerant cultivars were Kabaaşı (29.70), Çöğür (28.07), and Hasanbey (20.26), while the most sensitive cultivars were determined as Alkaya (48.20), Çöloğlu (54.18), and Hacıhaliloğlu (51.26). Although improvements in morphological characteristics of plants were observed with re-irrigation, the determined period was not sufficient for complete recovery of plants. Drought stress reduced physiological characteristics such as stomatal conductance and leaf relative water content in all cultivars while increasing membrane permeability. Generally, recovery was observed in all physiological characteristics after re-irrigation. Based on the scoring conducted for physiological characteristics in the post-stress period, Çataloğlu (44), Kabaaşı (42), and Hasanbey (33) stood out, while Hacıhaliloğlu (5), Çöloğlu (17), and Kadıoğlu (20) were identified as the most sensitive cultivars. Drought stress increased the levels of total carbohydrates, MDA, H2O2, proline, and flavonoid contents in leaves, while decreasing protein, chlorophyll a, chlorophyll b, total chlorophyll, and carotenoid contents. Based on the scoring for biochemical characteristics, tolerant cultivars were Çöğür (98), Şekerpare (85), and Çataloğlu (77), while sensitive cultivars were Hacıhaliloğlu (37), Kadıoğlu (39), and Alkaya (44). All measured antioxidant enzyme activities (SOD, POD, APX, GR, ALR) increased in response to drought stress, and in this context, the cultivars with high tolerance were identified as Hasanbey (50), Çöğür (49), and Çataloğlu (44). Taking into account all parameters, the cultivars that scored the highest were Kabaaşı (202), Hasanbey (201), and Çöğür (199), while Hacıhaliloğlu (67), Kadıoğlu (116), and Alkaya (117) had the lowest scores. In conclusion, based on the information, the order of cultivars from tolerant to sensitive to drought stress was determined as Kabaaşı, Hasanbey, Çöğür, Çataloğlu, Şekerpare, Soğancı, Tokaloğlu, Çöloğlu, Şalak, Alkaya, Kadıoğlu, and Hacıhaliloğlu

    214

    full texts

    4,072

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Malatya Turgut Özal University Institutional Repository
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇