MAU GCRIS Standard Database (Mardin Artuklu University)
Not a member yet
    7418 research outputs found

    The Problem of Soul in Ibn Tufail's Work Hay Ibn Yaqzan

    No full text
    İbn Tufeyl, Hay Yakzân adlı eserinde genel manada bir insanın adada var olma veya adaya düşerek yaşama serüveni sembolik hikaye tarzında sunulmaktadır. Eserde kişinin kendi başına kendisini tanıma ve hakikate ulaşma süreci de işlenmiştir. Eser bir tür felsefe-din uzlaştırması yapma amacını da taşımaktadır. Düşünce tarihi açısından oldukça önemli bir eser olan Hay bin Yakzân'da ruh problemini ele almak bu ve başkaca pek çok açıdan önem kazanmaktadır. Bu tezde İbn Tufeyl'in Hay bin Yakzân eseri çerçevesinde ruh konusundaki görüşleri bir problem olarak incelenmiş ve ortaya konmaya çalışılmıştır. Birinci bölümde İbn Tufeyl'de ruh probleminin tarihsel arka planı ve dayanak noktaları belirlenirken, Sokrates öncesi ve Sokrates sonrası, özellikle Platon ve Aristoteles'in ruha dair görüşleri ana hatlarıyla sunulmuştur. Ardından İslam filozoflarından Fârâbî ve İbn Sina'nın görüşleri ile kelamcıların yaklaşımları genel çerçeveleriyle ele alınmış ve betimlenmiştir. Tezin ikinci bölümünde ise öncelikle 'Hay bin Yakzân' türü eserler ile İbn Tufeyl'in Hay bin Yakzân adlı eseri hakkında bilgi verilmiştir. Ardından Hay bin Yakzân'da insanın var olma süreci ve ruh problemi irdelenmiştir. Bu doğrultuda ruhun mahiyeti ve tanımı, ruhun bedene girmeden önceki hali, ruhun bendeki durumu ve ruh-beden ilişkisi, son olarak da ruhun bedenden çıktıktan sonraki durumu Hay bin Yakzân eseri özelinde ortaya konmaya çalışılmıştır. Nihayetinde İbn Tufeyl'in ruh konusundaki görüşleri belirlenerek bir sonuçla izaha kavuşturulmaya gayret edilmiştir.In his work Hay ibn Yaqzan, Ibn Tufail presents the adventure of a person either existing on an island or surviving after being cast away, using a symbolic storytelling style. The work also explores the individual's journey of self-discovery and attainment of truth. Additionally, it aims to reconcile philosophy and religion. Hay ibn Yaqzan is a significant work in the history of thought, making the examination of the soul problem within it important from multiple perspectives. This thesis investigates and presents Ibn Tufail's views on the soul as a philosophical problem within the framework of Hay ibn Yaqzan. The first chapter identifies the historical background and foundational points of the soul problem in Ibn Tufail's thought. It outlines pre-Socratic and post-Socratic perspectives on the soul, particularly those of Plato and Aristotle. Furthermore, the views of Islamic philosophers such as Al-Farabi and Ibn Sina (Avicenna), along with the approaches of theologians (mutakallims), are examined and described within a general framework. The second chapter first provides information on works of the 'Hay ibn Yaqzan' genre and specifically on Ibn Tufail's Hay ibn Yaqzan. Then, the process of human existence and the problem of the soul in Hay ibn Yaqzan are analyzed. Within this scope, the nature and definition of the soul, its state before entering the body, its condition while in the body, the relationship between soul and body, and finally, its state after departing from the body are discussed in the context of the work. Ultimately, Ibn Tufail's views on the soul are identified and clarified through a concluding explanatio

    (De)regulating Access To Tourism and Hospitality Professions: the Case of Portugal

    No full text
    This study explores the perceptions of key stakeholders responsible for tourism and hospitality (T&H) organisations in Portugal regarding deregulating access to professions in T&H labour. A qualitative research approach was utilised. Through in-depth interviews, data was collected purposefully from the participants. According to the qualitative findings, opinions on regulating and deregulating professions in T&H labour emerged as against deregulation, against regulation, and moderate. However, most opinions fall under the against deregulation category. Moreover, deregulating access to the profession has both positive and negative impacts, and the influences of deregulation on working models include two sub-themes: self-employment and accumulation of functions. Finally, policymakers' responses to deregulation include elements such as the increase in the number of associates that joined associations, the partnership of associations with educational institutions to create certifications, and the creation of unions for specific positions. This research contributes valuable insights from key stakeholders on the deregulation of professions in T&H labour in Portugal, providing policymakers and scholars with a better understanding of the viewpoints on regulating and deregulating professions in this sector. © 2025 The Author(s)

    Loss of Difference and Victim Crisis in Valdimar Jóhannsson’s Lamb (2021)

    No full text
    This article analyzes Lamb (2021), directed and written by Valdimar Jóhannsson, thro- ugh the lens of René Girard’s notions from the book of Violence and the Sacred. Set on a remote Icelandic farm, the film follows Maria and Ingvar, a couple who adopt a lamb, and delves into themes such as nature, human relationships, gender roles, and loss. Embracing the folk horror genre, the film presents a darkly pastoral aesthetic. Girard’s theories highlight the film’s exploration of the relationship between violence and the sacred; Lamb, named Ada, represents both innocence and a scapegoat, as well as an object of desire. Ada’s symbolic role as a supernatural force is further emphasized by the appearance of Pan. This article examines Lamb within Girard’s theoretical framework, while also considering its folk horror elements and aspects amenable to Freudian and Lacanian psychoanalytic interpretation

    Alt Kutup Böbrek Taşlarının Tedavisinde Tek Kullanımlık ve Yeniden Kullanılabilir Üreteroskopların Sonuçlarının Karşılaştırılması

    No full text
    Amaç: Böbrek taşı hastalığı, önemli bir sağlık sorunu olup bireylerin yaşam kalitesini büyük ölçüde etkiler. Böbrek taşlarının yaklaşık %30’u alt kutupta yer alır ve bu durum retrograd intrarenal cerrahi sırasında taşlara erişimde zorluklara neden olur. Alt kutup böbrek taşlarının cerrahi tedavisinde tek kullanımlık ve yeniden kullanılabilir üreterorenoskopların etkinliğini ve başarı oranlarını değerlendirmeyi; bu bulgulara dayanarak en iyi seçeneği belirlemeyi amaçladık. Gereç ve Yöntemler: Çalışmamıza, esnek üreterorenoskopi kullanılarak retrograd intrarenal cerrahi ile tedavi edilen alt kutup böbrek taşı olan hastalar dahil edildi. Hastalar, kullanılan üreterorenoskop tipine göre tek kullanımlık veya yeniden kullanılabilir esnek üreterorenoskop gruplarına ayrıldı. Elde edilen veriler bu iki grup arasında karşılaştırıldı. Bulgular: Çalışmamıza 34 erkek ve 27 kadın olmak üzere toplam 61 hasta dahil edildi. Tek kullanımlık grupta 34 hasta ve yeniden kullanılabilir grupta ise 27 hasta değerlendirildi. Yeniden kullanılabilir grupta ortanca taş boyutu 78.5 mm² (50.3–127.6) mm², tek kullanımlık grupta ise 125.3 mm² (56.5–201.1) mm² olarak bulundu. Gruplar arasında demografik özellikler, Clavien-Dindo skorları veya postoperatif komplikasyonlar açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmedi (p>0,05). Tek kullanımlık grupta kusma, yeniden kullanılabilir gruba göre anlamlı ölçüde daha az sıklıkta gözlendi (p<0,05). Sonuç: Alt kutup böbrek taşlarının cerrahisinde esnek üreterorenoskoplar yaygın olarak kullanılır. Tek kullanımlık ve yeniden kullanılabilir esnek üreterorenoskoplar arasında seçim yaparken, maliyet ve kullanım kolaylığı dikkate alınmalıdır. Her iki üreterorenoskop tipinin avantajlarını karşılaştırmak ve daha güvenilir sonuçlar elde etmek için daha büyük serilere ve prospektif çalışmalara gereksinim duyulmaktadır

    Öğretmenlerde Bilişsel Duygu Düzenleme: Manevi İyi Oluş ve Bilinçli Farkındalık Arasında İlişki

    No full text
    Bu araştırma, öğretmenlerin bilişsel duygu düzenleme, manevi iyi oluş ve bilinçli farkındalık düzeyleri arasındaki ilişkileri incelemek ve bu değişkenlerin yaş, cinsiyet, eğitim durumu, mesleki deneyim, çalışılan okul kademe türü, medeni durum, meslek memnuniyeti, sosyo-ekonomik durum ve psikolojik tanı durumu gibi demografik değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığını analiz etmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Betimsel yöntem ve tarama modeli kullanılarak yürütülen araştırmanın örneklemini Şırnak ilinde görev yapan 394 öğretmen oluşturmaktadır. Veriler, çevrimiçi olarak uygulanan Demografik Bilgi Formu, Bilişsel Duygu Düzenleme Ölçeği (BDDÖ), Üç Faktörlü Spiritüel İyi Oluş Ölçeği (ÜFSİÖ) ve Bilinçli Farkındalık Ölçeği (BİFÖ) aracılığıyla toplanmıştır. Normallik varsayımları sağlandığı için analizlerde parametrik testler kullanılmış ve bu doğrultuda t-testi, ANOVA ve Pearson korelasyon analizleri uygulanmıştır. Araştırma bulgularına göre öğretmenler, bilişsel duygu düzenleme açısından en yüksek puanı plana tekrar odaklanma ve pozitif yeniden gözden geçirme, en düşük puanı ise yıkım ve diğerlerini suçlama alt boyutlarında almıştır. Manevi iyi oluş düzeyleri genel olarak orta-üst düzeyde bulunmuş; en yüksek puanlar aşkınlık ve doğa ile uyum, en düşük puan ise anomi alt boyutlarında gözlemlenmiştir. Bilinçli farkındalık düzeyleri ise genel olarak yüksek bulunmuştur. Demografik değişkenler açısından bazı anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir. Kadın öğretmenler pozitif tekrar odaklanma stratejisini, erkek öğretmenler ise kabul etme ve düşünceye odaklanma stratejilerini daha sık kullanmaktadır. Psikolojik tanı almış bireyler, bazı olumlu düzenleme stratejilerinde ve doğa ile uyum boyutunda daha düşük puanlar almıştır. Mesleki deneyim süresi arttıkça kabul etme düzeylerinde artış gözlenmiştir. Yaş ilerledikçe manevi iyi oluş alt boyutlarında anlamlı artışlar kaydedilmiştir. Bununla birlikte eğitim durumu, medeni durum ve sosyoekonomik düzey gibi değişkenlerde sınırlı bazı farklılıklar gözlemlense de bu değişkenlerin manevi iyi oluş ve bilinçli farkındalık üzerindeki etkileri genel olarak zayıf düzeydedir. Araştırma sonuçlarına göre, bilişsel duygu düzenleme ile manevi iyi oluş arasında anlamlı ve pozitif yönlü ilişkiler saptanmıştır. Özellikle pozitif yeniden gözden geçirme, plana tekrar odaklanma ve pozitif tekrar odaklanma gibi stratejiler, manevi iyi oluşun alt boyutlarıyla yüksek düzeyde ilişkilidir. Buna karşın kendini suçlama, yıkım ve diğerlerini suçlama gibi olumsuz stratejiler özellikle anomi ile negatif yönde ilişkilidir. Öte yandan bilinçli farkındalık ile bilişsel duygu düzenleme ve manevi iyi oluş arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Bu bulgu, bilinçli farkındalık düzeyinin öğretmenlerin duygusal düzenleme ya da spiritüel iyi oluş durumlarından bağımsız gelişen bir süreç olabileceğini düşündürmektedir.This study was conducted to examine the relationships among teachers' levels of cognitive emotion regulation, spiritual well-being, and mindfulness, and to analyze whether these variables differ according to demographic characteristics such as age, gender, educational status, professional experience, school level, marital status, job satisfaction, socioeconomic status, and psychological diagnosis. The research was carried out using a descriptive method and survey model, with a sample consisting of 394 teachers working in the province of Şırnak. Data were collected online through a Demographic Information Form, the Cognitive Emotion Regulation Questionnaire (CERQ), the Three-Factor Spiritual Well-Being Scale (TFSWS), and the Mindfulness Scale (MS). Since the assumptions of normality were met, parametric tests were used for analysis; accordingly, t-tests, ANOVA, and Pearson correlation analyses were performed. According to the findings, teachers scored highest in the subdimensions of refocus on planning and positive reappraisal in terms of cognitive emotion regulation, and lowest in catastrophizing and blaming others. Spiritual well-being was found to be generally at a moderate-to-high level, with the highest scores in transcendence and harmony with nature, and the lowest in anomie. Mindfulness levels were generally found to be high. Some significant differences were found based on demographic variables. Female teachers tended to use positive refocusing strategies more often, while male teachers scored higher in acceptance and focus on thought. Teachers with a psychological diagnosis scored lower in certain positive regulation strategies and in the harmony with nature subdimension. As professional experience increased, so did levels of acceptance. Older teachers showed significant increases in subdimensions of spiritual well-being. Although limited differences were observed in variables such as educational status, marital status, and socioeconomic level, their overall impact on spiritual well-being and mindfulness was weak. According to the results, significant positive correlations were found between cognitive emotion regulation and spiritual well-being. Specifically, strategies such as positive reappraisal, refocus on planning, and positive refocusing were strongly related to subdimensions of spiritual well-being. In contrast, maladaptive strategies like self-blame, catastrophizing, and blaming others were negatively correlated with anomie. On the other hand, no statistically significant relationship was found between mindfulness and either cognitive emotion regulation or spiritual well-being. This finding suggests that mindfulness may develop independently of teachers' emotional regulation strategies or their spiritual well-being

    Investigation of Demographic Characteristics and General Appearance of Individuals with Angelman Syndrome

    No full text
    Aim: Angelman syndrome (AS) is an autosomal dominant neurogenetic condition seen in 1 in 10000-22000 as a result of UBE3A gene dysfunction and microdeletion of the 15q11-13 region. The aim of this study is to determine the differences and similarities between individuals with AS by evaluating the demographic characteristics and general appearance of patients diagnosed with AS. Material and Method: Age, gender, weight, height, BMI, weight, height and head circumference at birth, age of parents, type of birth, mother's gestation period, relationship status of mother and father, presence of genetic disease, dead or miscarried siblings number, parental smoking status, first appearance of clinical signs of the disease, epilepsy, scoliosis, sleep, nutrition, and speech problems, laughing attacks, tongue size, gait status, hair and eye color of 79 cases with genetic diagnosed AS case were evaluated. Results: Of the individuals with AS who participated in the study, 40 (50.6%) were boys and 39 (49.4%) were girls. 43 of the patients (54.4%) were walking. The earliest walker among these patients started walking at the age of 3, and the latest walker started walking at the age of 13. 31 (40.5%) of our patients started walking between the ages of 3 and 4. When we asked the families when they noticed the first symptoms, all families realized that there were developmental problems before the child was 24 months old and consulted a physician. In fact, 70 of the families (88.6%) understood the problem before 12 months. When the time of onset of symptoms in boys and girls was compared, it was seen that the onset of symptoms was on average 2.82 months earlier in boys than in girls (p=0.004). The majority of cases with AS were thin, fair-skinned and blue-eyed individuals. Conclusion: The parameters evaluated in our study revealed general and current data about the characteristics of individuals with AS

    Post-Occupancy Evaluation: An Expert-User Model Proposal Based on Key Sustainability Indicators

    No full text
    Kutlu, Izzettin/0000-0002-5546-5548; Ergun, Rusen/0000-0001-5253-3245; Bekar, Irem/0000-0002-6371-9958;Purpose The user-oriented reusing of historical heritages is a powerful planning strategy to increase sustainability and provide socioeconomic benefits for cities. The study aims to determine the post-occupancy sustainability of reused historical buildings.Design/methodology/approach A holistic model was designed by considering expert and user opinions to select the post-occupancy sustainability of reused historical buildings. The proposed model was developed concerning key sustainability indicators (KSI). This proposed model, which integrates expert and user views, is examined in an educational building with significant cultural value in Mardin.Findings The results of the KSI model indicate that the functional, technical and environmental sustainability of the building are at a medium level, while the aesthetic sustainability is rated as good. An analysis of the differences between importance and performance shows that the largest gap is in functional sustainability, with the smallest gap in technical sustainability. The environmental and aesthetic sustainability indicators show a smaller performance gap than the other two. The results suggest that functional sustainability requires immediate intervention, technical features should be improved based on user needs and aesthetic and environmental sustainability require monitoring but no urgent action.Originality/value The originality of the research is that it proposes a model that combines expert opinion and the opinions of building users to monitor the sustainability of the reused buildings throughout the usage process and enables them to be monitored with key sustainability criteria and to develop improvement suggestions in line with the results obtained

    Hadis Âlimlerinin Çok Hadis Rivayet Etme Arzusu Sorunu: Sebepleri ve Etkileri

    No full text
    Hadis ilmi, rivayet dönemlerinde muhaddisler ve fakihler için bir amaç haline gelmiş, onlar da hadis rivayetinin şerefine nail olmak ve Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) hadisi öğrenip ezberleyen, anlayan ve başkalarına ulaştıranlara ettiği duaya mazhar olmak için çaba göstermişlerdir. Zira bu duada yüzlerinin nurlanması dileği ön planda gelir. Bunun yanı sıra, hadislerin içerdiği sünnetler ve ahkâm dolayısıyla hadislere olan ihtiyaç çok büyüktü. Birçok muhaddis, hadis talebiyle yolculuğa çıkmış ve farklı şehirlerde güvenilir ravilerin tekelinde olan nadir hadisleri elde etmeye çalışmıştır. Özellikle, nadir bulunan ve az rastlanan nebevî sünnetleri içeren hadisler için yapılan bu yolculuklar yaygın hale gelmiş, hatta mazereti veya haklı bir engeli olmadan yolculuğa çıkmayanlar kınanmıştır. Bazı güvenilir muhaddisler ise bundan daha da ileri gitmiş, hadis aşkı ve rivayetlere duydukları yoğun arzu sebebiyle, zayıf ravilerin rivayetlerini dahi takip etmişlerdir. Bu muhaddisler, ravinin zayıflığını bilseler bile, zayıf ravinin bazı rivayetlerinde isabet etmiş olabileceği düşüncesiyle bu yolu tercih etmişlerdir. Çünkü ravinin zayıf olduğuna dair hüküm, onun bütün rivayetleri için geçerli bir kural değildir. Bazen muhaddis, belirli delillere dayanarak zayıf bir ravinin burada doğru, başka bir yerde ise yanlış bir rivayette bulunduğunu anlayabilir. Hatta böyle ravilerin rivayetlerine duyulan ihtiyaç, güvenilir ravilerin eşit derecede güçlü rivayetleri arasından bir tercih yapılması gerektiğinde daha da artmıştır. Bu gibi durumlarda zayıf ravinin rivayeti, özellikle de kendisine ait bir kitap varsa, farklı rivayetlerden birini tercih etmek için bir destek unsuru olarak kullanılabilir

    Taha Abdurrahman's Critique of Secular Morality

    No full text
    Küreselleşerek dünyayı etkisi altına alan, salt araçsal akıl temelli, maddeci, benmerkezci ve sınırsız özgürlük anlayışına dayanan Batı merkezli modernite, bireyleri ve toplumları derin bir ahlakî çıkmaza sürüklemektedir. Bu ahlakî çöküşü ele alan Faslı çağdaş düşünür Taha Abdurrahman, insan mahiyetinin belirleyici yönünün akli değil, ahlakî olduğunu vurgulayarak seküler ahlak anlayışını köklü bir şekilde eleştirmekte ve bu krize karşı dinî ruhla yoğrulmuş özgün çözüm yolları önermektedir. Abdurrahman'ın seküler ahlak paradigmasına yönelik eleştirileri, ahlakın aşkın kaynağından ve dinî referans zemininden koparılması, Tanrı-insan ilişkisine dair indirgemeci ve parçacı tasavvurların hâkim kılınması, insan varlığının ontolojik ve ahlaki boyutlarının ihmal edilmesi ve modernliğin mutlaklaştırılmış değerlerinin ahlaki yozlaşmayı derinleştirmesi gibi tematik eksenlerde yoğunlaşmaktadır. Abdurrahman, seküler ahlakın tahribatına karşılık, İslam düşüncesine dayalı 'İlahi Emanet Paradigması'nı bütüncül bir yaklaşımla inşa ederek alternatif bir ahlakî model ortaya koyar. Bu çalışmanın amacı, seküler ahlakın çözüm üretmekte yetersiz kaldığı ahlakî sorunları, Taha Abdurrahman'ın eleştirel tespitleri çerçevesinde inceleyerek onun çözüm önerilerini ortaya koymaktır. Tezde, nitel araştırma yöntemleri esas alınmış; metin çözümlemeleri ve kavramsal yorumlarla Abdurrahman'ın düşünsel yaklaşımı değerlendirilmiştir. Sonuç olarak, modernitenin neden olduğu ahlakî krizlerin ancak metafizik ve ilahi temelli bir ahlak anlayışıyla aşılabileceği ve Abdurrahman'ın paradigmasının bu yönde önemli imkânlar sunduğu ortaya konmuştur.Western-centered modernity, which has spread globally and is based on instrumental reason, materialism, egocentrism, and an unlimited notion of freedom, has led individuals and societies into a profound moral crisis. Addressing this moral collapse, the contemporary Moroccan thinker Taha Abdurrahman emphasizes that the defining aspect of human nature is not rational but moral. Accordingly, he offers a fundamental critique of secular moral thought and proposes original solutions inspired by a spiritual and religious foundation. Abdurrahman's criticisms of the secular moral paradigm focus on thematic axes such as the detachment of morality from its transcendent and religious foundations, the imposition of reductionist and fragmentary conceptions of the God-human relationship, the neglect of the ontological and moral dimensions of human existence, and the moral degeneration caused by the absolutization of modern values. In response to this moral devastation, Abdurrahman constructs an alternative ethical model through a holistic approach grounded in Islamic thought, which he terms the 'Divine Trust Paradigm.' The aim of this study is to examine the moral problems that secular ethics fails to resolve, through the lens of Abdurrahman's critical insights, and to present his proposed solutions. The study is based on qualitative research methods and evaluates Abdurrahman's intellectual approach through textual analysis and conceptual interpretation. As a result, it is argued that the moral crises engendered by modernity can only be overcome through a metaphysical and divinely grounded understanding of ethics, and that Abdurrahman's paradigm offers significant potential in this regard

    Bir Sosyolojik Kavrama Teorisi Olarak Asamblaj

    No full text
    Herhangi bir toplumsal konunun nasıl tartışılacağı ya da tartışılan düzlemin ne tür bir modelleme biçimi ile kavranacağı sosyoloji biliminin akademik bağlamını oluşturur. Teorinin sosyal olandan kavramsal olarak elde edileceği metodolojik yüzey, toplumsal olanın karmaşıklığı ile birlikte düşünüldüğünde yeni ve kullanışlı bir teorinin, meselelerin yorumlanmasının önünü açacağı kanaatindeyiz. “Oluş”, “çokluk teorisi”, “soyut makine”, “persona”, “yersiz-yurtsuzlaşma” gibi kavramsallaştırmaların önerildiği bu çalışmada, kullanışlı bir analizin toplumsal yapılanmaları kavrayabileceğimiz yeni bir yöntem biçimi sunacağı kuşku götürmez. Bu açıdan asamblaj teorisi olarak özetlenebilecek ve söz konusu kavramları da içine alan bu yaklaşımın akademik literatüre katkı sunacağı muhakkaktır. Öyle ki birbirini taklit eden yöntemlerin sosyal olanın yeni yüzeylerini (dijital, soyut vb) anlama konusunda halihazırda yeterli sosyolojik çıkarımları sunmadığını söylemek zorundayız. Zaten çalışmadaki esas amacımız da sosyolojik çerçevede asamblaj teorisiyle birlikte toplumsal olanı düşünmede oluşlara yer açmaktır

    1

    full texts

    7,418

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    MAU GCRIS Standard Database (Mardin Artuklu University)
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇