MAU GCRIS Standard Database (Mardin Artuklu University)
Not a member yet
7418 research outputs found
Sort by
Pedagogical Components in the Inclusion of Students With Mathematical Learning Difficulties in Mathematics Classes
Alnaim, Fahad/0000-0003-4274-4764;This study examined the pedagogical components involved in the inclusion of students with mathematical learning difficulties (SMLD) in primary schools in Saudi Arabia as perceived by teachers and educational supervisors. A qualitative method was used to gather information from 22 mathematics teachers and six educational supervisors about their opinions, practices, and experiences. Data were collected through semi-structured interviews, focus group discussions, and documents, and then analyzed using thematic analysis. The findings revealed three levels of pedagogical components that impact inclusion: systemic and structural components (such as readiness for inclusion and educational programs), teacher-related components (such as mastery of instructional practices and teacher preparedness), and student-related components (such as learned helplessness and learning tendencies). These findings stress the importance of considering the learning environment and developing effective strategies to support the inclusion of SMLD.Deanship of Scientific Research, King Faisal University [187007]This work was supported by Deanship of Scientific Research, King Faisal University: [Grant Number 187007]
Bitlis İlindeki Öğretmenler ve Yöneticilerin Çevre Bilinci Düzeylerinin İncelenmesi
Çağımızın güncel ve önemli sorunlarından bir tanesi de her geçen gün artan ve diğer sorunların ortaya çıkmasına neden olan çevre kirliliği problemidir. İnsanların çevresel konulara dair bilinçleri, bu sorunun devamlılığını veya çözümünü etkilemektedir. Bu araştırma, Bitlis ilindeki okullarda çalışan öğretmenler ve yöneticilerin çevre bilinç düzeyini incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma, 2021-2022 akademik yılının bahar döneminde 783 öğretmen ve yönetici ile yapılmıştır. Araştırmada veri toplama araçları olarak \"Demografik Bilgi Formu\" ve \"Çevresel Bilinç Ölçeği\" kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bazı bulgulara bakıldığında; katılımcıların %89,02'sinin üniversite mezunu olduğu; %87,87'sinin öğretmen olduğu; %91,95'inin çevreyi korumaya yönelik bir sivil toplum kuruluşuna üye olmadığı; %97,83'ünün çevresel konulara ilgi duyduğu ve çoğunluğunun küçük bir şehirde yaşadığı (%78,29) tespit edilmiştir. Katılımcıların, çevre bilinci düzeyi, tutum, bilgi ve davranış alt boyutlarında değerlendirilmiştir. Çevre bilinci düzeyini belirlemede, Likert tipi ölçek kullanılarak analiz edilmiş ve çevre bilinci seviyesi yüksek bulunmuştur (M=3.81, SD=0.33). Sonuç olarak; katılımcıların, çevrelerindeki kirliliğe duyarlı oldukları, çevre bilgisi ve tutumlarının olmasına rağmen davranışa dönüştürülmesi konusunda eksikliklerinin olduğu tespit edilmiştir
Geçici Koruma Altındaki Suriyelilerin Şehirlerarası Seyahatte Karşılaştığı Sorunlar: Mardin Örneği
Bu çalışmada Türkiye’de yaşayan geçici koruma altındaki Suriyelilerin seyahat hakkı üzerinde durulmuştur. Çünkü geçici koruma altındaki Suriyelilerin bir ilden başka bir ile seyahat etmeleri için yol izni almaları gerekmektedir. Araştırma, Suriyelilerin yol izni alma deneyimlerine odaklanarak seyahat etme/edememe pratiklerini ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır. Çalışma, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Sözleşme gibi insan hakları sözleşmelerini ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, Geçici Koruma Yönetmeliği gibi anayasa, yasa ve yönetmeliklerde yer alan seyahat hakkını geçici koruma altındaki Suriyelilerin seyahat izni pratikleri çerçevesinde ele almaktadır. Bu araştırmada nitel araştırma yönteminden faydalanılmış ve görüşmeler fenomenolojik desene göre tasarlanmıştır. Kasım-Aralık 2022 tarihlerinde Mardin’de 18-35 yaş aralığında 9 kişiyle görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Katılımcılar Mardin’de yaşamaktadır ve yine Mardin’de yaşayan anahtar kişiler aracılığıyla araştırmaya katılmaları sağlanmıştır. Bazı görüşmeler Türkçe ve bazı görüşmeleri ise tercüman aracılığıyla Arapça gerçekleştirilmiştir. Bulgular, tematik analizle çözümlenmiştir. Elde edilen bulgular kodlara bölünmüş ve sonrasında kodlardan temalar elde edilmiştir. Araştırmanın bulguları, katılımcıların eğitim ve sağlık hizmetlerine erişim, tatile gitme, iş bulma, akraba ziyareti gibi temel işlevleri yerine getiremediklerini ya da son derece zor şartlarda ve uzun bir zamana yayılarak bunları gerçekleştirdiklerini göstermektedir. Seyahat edebilmeleri için yol iznine ihtiyaçları olan katılımcılar, bir özgürlük ve hak olarak seyahat hakkını, kısıtlı şartlarda gerçekleştirebilmekte ya da hiç gerçekleştirememektedir
High-Flow Nasal Cannula Oxygen Versus Conventional Oxygen Therapy in a Rat Model of Severe Carbon Monoxide Toxicity
Background: This study compared the efficacy of high-flow nasal cannula (HFNC) oxygen therapy with conventional oxygen therapy (COT) using a simple face mask for clearing carbon monoxide (CO) from the bloodstream in a rat model of severe CO poisoning. Methods: Twenty-eight male Wistar rats were assigned to four groups: severe CO intoxication treated with HFNC, a sham group (no intoxication or treatment), severe CO intoxication treated with COT, and a control group with severe CO intoxication receiving no treatment. Their arterial blood gas and metabolic parameters were analyzed and compared to determine treatment effectiveness. Results: Significant differences were observed among the groups in terms of carboxyhemoglobin (COHb), pH, bicarbonate (HCO3), hemoglobin, sodium (Na), potassium (K), calcium (Ca), glucose and lactate levels. Both treatment groups had lower COHb and lactate levels compared to the untreated control group, with COHb clearance being significantly higher in the HFNC group than in the COT group (20.33% +/- 3.58% vs. 41.17% +/- 6.49%; p < 0.001). Additionally, pH levels were higher in the HFNC group than in the COT group (7.32 +/- 0.07 vs. 7.27 +/- 0.05; p = 0.486). Conclusions: HFNC oxygen therapy was found to be more effective than COT in promoting CO elimination and improving arterial blood gas parameters, indicating its potential as a superior treatment strategy for severe CO poisoning
Sağlık Bilimleri Fakültesi Öğrencilerinin Sosyal Yumurta Dondurma ve Donasyon Konusundaki Bilgi ve Tutumları
Amaç: Bu araştırmanın amacı, sağlık bilimleri fakültesi öğrencilerinin sosyal yumurta dondurma ve yumurta donasyonu konusundaki bilgi ve tutumlarının belirlenmesidir. Yöntem: Araştırma tanımlayıcı tipte olup bir üniversitede öğrenin gören 667 öğrenci ile tamamlanmıştır. Araştırma verileri Google anket yöntemi ile toplanmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılmayı kabul eden öğrencilerin “yaş” ortalaması 21,3±2,7 olarak saptanmıştır. Öğrencilerin %34,3’ü yumurta donasyonu hakkında bilgi sahibi olduğunu ifade etmiştir. Öğrencilerin %51,0’ı yumurta donasyonuna olumlu bakmaktadır. Öğrencilerin %74,5’i taşıyıcı annelik hakkında bilgi sahibi olduğunu, ifade etmiştir. Öğrenciler yumurta dondurma işleminin en çok %30,9 ile kanser/kemoterapi tedavisi alacak olanların yapabileceği görüşüne yer vermişlerdir. Öğrencilerin %82,5’i en uygun doğurganlık yaşının 25-29 yaş aralığı olduğunu ifade etmişlerdir. Sonuç: Bu araştırma öğrencilerin sosyal yumurta dondurma, donasyon ve doğurganlık hakkındaki düşüncelerini ortaya koymuştur. Özellikle ülkemizde yeni ve güncel olan sosyal dondurma ve donasyon ile ilgili konuların hem fertilite hem de doğurganlığı korumaya yönelik teknik olanaklar hakkında doğru bilgi vermek ve nihayetinde çocuk doğurmayı ertelemek için sağlık camiasının bu soruları tartışmaya ve cevaplamaya dahil olması gerektiğini vurgulamaktadırlar
Ürdün'deki Filistinli Mülteciler: Vatandaşlık, Kimlik ve Aidiyet
Bu tez çalışmasında, Ürdün'de yaşayan Filistinlilerin vatandaşlık statüleri kimlik açısından ele alınmış ve vatandaşlıkla elde edilen ya da yoksun kalınan hakların, bireylerin kimlik algıları üzerindeki etkileri analiz edilmiştir. Bu kapsamda, Ürdün'ün Filistinli mültecilere vatandaşlık vermeye yönelik politikası tarihsel ve siyasal bağlamda incelenmiş, bu politikanın Filistinli topluluklar üzerindeki sosyo-politik etkileri değerlendirilmiştir. Çalışmada, Ürdün'deki üç Filistinli mülteci kampı örneklem olarak ele alınmış; bu kamplarda yaşayan bireylerin kimlik oluşumlarının vatandaşlık, aidiyet ve hafıza gibi kavramlarla ilişkileri derinlemesine tartışılmıştır. Araştırmada, vatandaşlık ve kimlik arasındaki ilişkinin, yalnızca bir ülkeye aidiyeti belgeleyen resmi bir statüden ibaret olmayıp, bireyin toplumsal, siyasal ve kültürel kimliğini de şekillendiren çok katmanlı bir yapıyı ifade ettiğini ortaya koymuştur. Bu bağlamda, Filistinli mültecilere en fazla vatandaşlık veren ülke olan Ürdün'ün, önemli bir örnek teşkil ettiği görülmüştür. Ürdün'de yaşayan Filistinlilerin bir kısmına vatandaşlık verilmişken, diğer bir kısmı bu haktan mahrum bırakılmıştır. Bu durum, 'Filistinlilik' kimliğinin inşasında ve deneyimlenmesinde belirgin farklılıklar oluşturmuştur. Yine bununla ilişkili olarak, vatandaşlık statüsüne bağlı olarak Filistinlilerin aidiyet duyguları ve 'geri dönüş hakkı'na ilişkin kolektif hafızalarının da değişkenlik gösterdiği görülmüş; bunun ise, hem bireysel hem de toplumsal düzeyde kimliğin bir bileşenini oluşturduğu sonucuna varılmıştır. Sonuç olarak, Ürdün'ün Filistinli mültecilere yönelik vatandaşlık politikası, Filistinlilik kimliği üzerinde belirleyici bir etken olarak ön plana çıkarken; Filistinli mültecilerin geri dönüş hakkının mülteciler için taşıdığı anlam, Filistinlilerin hangi (kamp/kamp dışı) mekânda ikamet ettiği, siyasal ve toplumsal katılım düzeyleri, Filistin'in neresinden ve ne zaman gelindiği, yaş ve cinsiyet, eğitim ve ekonomik sermaye düzeyi ve İsrail'in Filistin'e yönelik işgal ve saldırılarının yoğunluğu gibi faktörlerin de Filistinlilik kimliğinin şekillenmesinde etkili olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Filistin, Ürdün, Mülteci, Kamp, Vatandaşlık, Kimlik.This thesis examines the citizenship status of Palestinians living in Jordan from the perspective of identity, analysing how the rights granted or denied through citizenship affect individuals' perceptions of identity. In this context, Jordan's policy of granting citizenship to Palestinian refugees is investigated within its historical and political framework, and the socio-political implications of this policy on Palestinian communities are evaluated. The study focuses on three Palestinian refugee camps in Jordan as case studies, exploring in depth how the identity formation of individuals residing in these camps relates to concepts such as citizenship, belonging, and memory. The research reveals that the relationship between citizenship and identity is not merely a matter of official affiliation with a state, but rather a multi-layered construct that shapes individuals' social, political, and cultural identities. Within this framework, Jordan, as the country granting citizenship to the highest number of Palestinian refugees, stands out as a significant example. While some Palestinians in Jordan have been granted citizenship, others have been denied this status. This divergence has led to noticeable differences in the construction and lived experience of a 'Palestinian' identity. Closely tied to this issue, the study finds that Palestinians' sense of belonging and their collective memory related to the 'right of return' also vary depending on their citizenship status. These variations, in turn, contribute to identity formation at both the individual and communal levels. Ultimately, Jordan's citizenship policy toward Palestinian refugees emerges as a key factor influencing Palestinian identity. Moreover, factors such as the symbolic and practical significance of the right of return, refugees' place of residence (camp vs. non-camp settings), levels of political and social participation, place and time of displacement from Palestine, age and gender, educational and economic capital, as well as the intensity of Israel's occupation and attacks on Palestine, are also found to be influential in shaping what it means to be Palestinian. Keywords: Palestine, Jordan, Refugee, Camp, Citizenship, Identit
Noir: Resim Sanatından Sinemaya Siyahın Atmosfer Etkisi
Noir terimi sanat tarihi içerisinde çoğunlukla sinemaya dair bir kavram olarak dolayım içindedir. Film Noir (Kara Film) olarak bilinen ve Hollywood kökenli 1940-50 yılları aralığını kapsayan karanlık atmosferli ve suç odaklı filmlerin geneli için kullanılan bir tanım olarak öne çıkan noir terimi; aslında sanat tarihinin de farklı dönem ve üslup anlayışlarında gerek biçim özellikleri anlamında gerekse de bağlamsal özellikler açısından karşımıza çıkar. Siyahın kültür tarihi açısından varlığının ötesinde resim sanatı içerisinde ilk olarak ışık-gölge karşıtlığında asli bir resimsel unsur olarak; sonrasında Romantizm ve Sembolizm hareketi içerisinde de biçim özelliklerinden sıyrılıp genel bir kompozisyon atmosferi oluşturması açısından oldukça önemli bir plastik enstrüman olarak öne çıkar. Bu noktada siyahın kullanımı renk olma özelliğinden sıyrılıp kompozisyonel auranın oluşmasını sağlayan bir tür atmosfer etkisi oluşturmaya başlar. Özellikle 19.yy’dan 20. yy’ın ortalarına kadar sözü edilen etkide üretimlerin ortaya konması noir uygulamaların sadece bir biçimsel unsur olmaktan öte psikolojik etkili atmosfer oluşumunun ortaya konmasındaki pozisyonuyla da ilgilidir. Bu çalışma noir kavramını hem resim sanatı alanında hem de sinema özelinde siyahın yarattığı etkiyi hissettiren bazı örnekler açısından ele alarak tartışmayı amaçlamaktadır. Seçilen örnekler noir etkisinde kompozisyonel atmosferin en net hissedildiği çalışmalardan hareketle siyahlığın oluşturduğu sanatsal etkinin boyutlarını aktarmayı hedefler. Çalışma, siyahın sözü edilen atmosfer etkisini sanat tarihi-sinema disiplinleri üzerinden karşılaştırmalı bir aktarımı merkeze alarak ortaya koyacaktır
Development of Ultra Fast Gate Driver Board for Silicon Carbide MOSFET Applications
Silicon Carbide (SiC) is increasingly utilized in high-temperature, high-power applications due to its exceptional properties, including high-temperature resistance, high electrical conductivity, and a wide bandgap. In this study, the development of an ultra-fast gate driver circuit for SiC MOSFETs, designed for AC/DC and DC/AC converter applications, is presented. SiC switching elements are widely preferred in modern power electronics for their capabilities, such as faster switching within a wide bandwidth (50–250 kHz), higher power density, and operation at elevated voltage levels (up to 1,200 V). The high bandgap energy of SiC enables efficient and reliable operation under demanding conditions. This study focuses on designing an optimized gate driver board that minimizes voltage spikes and noise, achieving a voltage overshoot below 10% and noise suppression of up to 15 dB during switching operations. The proposed design is particularly suited for applications in solar inverters and other high-frequency power electronics systems. Simulation and experimental results, including switching rise times under 20 ns and total harmonic distortion (THD) levels below 3%, validate the effectiveness of the proposed gate driver
Evaluation of Transcutaneous Bilirubin Levels in Healthy and Preeclamptic Pregnancies: a Pilot Study
Background Preeclampsia is a complex, multisystem obstetric disorder characterized by heterogeneous clinical manifestations, often requiring enhanced strategies for early detection, management, and risk stratification. This study aimed to evaluate potential alterations in non-invasive transcutaneous bilirubin levels measured at various maternal body sites in pregnant women diagnosed with preeclampsia. Methods A total of 86 pregnant women who delivered at our institution were enrolled and classified into three groups: healthy pregnant women (Group 1, n = 30), women with preeclampsia (Group 2, n = 30), and women with pre-eclampsia with severe features (Group 3, n = 26). In addition to routine pre-delivery laboratory assessments, transcutaneous bilirubin levels were measured at two anatomical sites-the forehead and the abdominal skin overlying the uterine fundus-using a standard bilirubinometer. Each site was measured three times, and the mean of the three readings was recorded for analysis. Complete Blood Count and biochemical blood parameters of the women were evaluated. Relevant obstetric and demographic data were also collected and recorded. Results There were no statistically significant differences among the three groups in terms of maternal age, gravidity, parity, or body mass index (p > 0.05). Similarly, total serum bilirubin levels were comparable across the groups (Group 1: 0.45 mg/dL; Group 2: 0.39 mg/dL; Group 3: 0.44 mg/dL; p > 0.05). In contrast, transcutaneous bilirubin levels were significantly elevated in Group 3 compared to Groups 1 and 2. The mean transcutaneous bilirubin values for the forehead, uterine fundus, and overall (combined sites) were as follows: Group 1-3.07 +/- 0.85, 2.35 +/- 0.97, and 2.71 +/- 0.76; Group 2-6.09 +/- 1.94, 4.94 +/- 1.64, and 5.52 +/- 1.59; Group 3-7.12 +/- 1.81, 6.12 +/- 2.25, and 6.63 +/- 1.69, respectively. All pairwise comparisons demonstrated statistically significant differences (p < 0.05). Conclusions Transcutaneous bilirubin levels were significantly elevated in women with preeclampsia, particularly among those with severe disease. As a non-invasive, rapid, and cost-effective approach, TcB measurement may function as an adjunctive tool for the initial clinical assessment and risk stratification of preeclamptic patients
Benlik Sunumunun Çatışmaları Arasında Yalnızlaşan ve Kaybolan Bir Karakter: Fahim Bey
Bireyin toplumda kabul görmesi ya da dışlanması, hem bireysel hem de toplumsal açıdan oldukça derin ve karmaşık bir süreçtir. Birey, yaşadığı toplumda kabul görmek ve onaylanmak için çoğu zaman siyasi, sosyal ve kültürel normlara uymakla yükümlü kılınır. Toplumsal kurallar, değerler ve sınırlar bireyi bazı kalıplara ve şablonlara girmeye zorlayabilir ve bu kurallar çerçevesinde ideal kabul edilen kişilik özelliklerini taşıyanlar ile bu özelliklere aykırı olanlar arasında katı bir ayrımcılık gerçekleştirilir. Ayrımcı tutumlar bireyin sosyal etkileşimini olumsuz yönde etkilediği gibi toplumsal bağlarını da zayıflatır ve bu dışlanma bireysel kimliğin inşasında da etkili olur. Birey, sosyal etkileşiminin, kabul görmenin ve onaylanmanın önemli bir parçası olan dışlanmaya maruz kalmamak için çeşitli önlemler alır ve çoğu zaman toplum önünde olduğundan farklı görünmeye çalışır. Bu durumda bireyi rol yapmaya zorlar. Erving Goffman’ın Günlük Yaşamda Benliğin Sunumu kitabında ele aldığı \"sosyal performans\" kavramı, bireyin dışlanmamak için oynadığı rolü ve aldığı önlemleri ortaya koyar. Abdülhak Şinasi Hisar tarafından kaleme alınan Fahim Bey ve Biz romanının başkişisi Fahim Bey de toplumun normlarına ve beklentilerine uygun bir kimlik inşa etmeye çalışırken; iç benliği ve göstermek istediği ideal kişiliği arasında büyük bir gerilim ve çatışma yaşar. Fahim Bey, kabul görmek istediği toplumda maskelemeye çalıştığı öz benliği ve gösterime sunduğu kişiliği arasında ikileme düşer ve bu ikilemin içsel bir kaosa dönüşmesiyle Fahim Bey’in toplumla uyumsuzluğu daha da belirginleşir. Gösterişçi tüketimiyle çevresini etkilemeye ve bu çevrede olumlu bir izlenim bırakmaya çalışan Fahim Bey, gelir-gider dengesini kaybedip ekonomik olarak büyük bir çöküntü yaşar. Ancak maddi imkânsızlıklarına rağmen; sosyal statüsünü kaybetmemek için çabalayan Fahim Bey’in kurduğu hayali şirket ve iş düzeni ortaya çıkınca çevresinde olumsuz kişi özellikleri ile anılan başkişinin “deli” yaftası kesinleşir. Bu çalışmada; ideal bir kişilik olarak görülme isteği içinde olan Fahim Bey’in kendisine biçilen toplumsal rolleri yerine getirirken sürüklendiği buhran ve yaşadığı kimlik krizinin bireysel ve toplumsal yaşamı üzerindeki olumsuz etkileri irdelenecektir